İyi bir Müslüman olma hakkında bir makale yazar mısın
Tabii, iyi bir Müslüman olma konusunda bir makale yazabilirim.
İyi bir Müslüman olmak, Allah’a tam bir teslimiyetin, Allah’ın emirlerine uymanın, Allah’ın sevgisinden ve hoşnutluğundan başka ne varsa hepsinden uzak durmanın, Allah’ın rızasını kazanmak için her şeyi yapmakta kararlılığın, Allah’ın rızası dışında hiçbir şeyi istihkak etmemenin ve Allah’ın yolunda cihadın bir parçasıdır. İyi bir Müslüman olmak, Allah’ın bir insandan beklediği tüm erdemleri ve güzellikleri, bütün güzel huyları, bütün güzel özellikleri, bütün güzel ahlakı, bütün güzel adaletini, bütün güzel vicdanını, bütün güzel merhametini, bütün güzel şefaatini ve bütün güzel iradesini içermektedir. İyi bir Müslüman, Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak için çabalar, Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak için Allah’ın rızasını kazanmak için her şeyi yapar, Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kaybetmemek için de Allah’ın rızasını kaybetmemek için her şeyi yapar. Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu sağlamak ve sürekli kılmak için Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kaybedenlerin Allah’ın nefretini ve gazabını kazanmalarını engellemektir. İyi bir Müslüman olmak, Allah’ı ve O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu ve Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın nefretini ve gazabından ve cehlinin karanlığından ve fitnenin ve cahillerin, kafirlerin, zalimlerin ve zalim ve fitnecilere karşı duracak duruma gelmektir. İyi bir Müslüman olmak, Allah’a tam bir teslimiyetin, Allah’ın emirlerine uymanın, Allah’ın sevgisinden ve hoşnutluğundan başka ne varsa hepsinden uzak durmanın ifadesidir.
Kabe, Müslümanların ilk ibadet yeridir ve yeryüzünde inşa edilmiş olan ilk mabettir. Kuran-ı Kerim’de ise bu kutsal yapı beyt yani ev olarak tanımlanır. Kabe’nin koordinatları 21°25’24¨N ve 39°49’24¨E’dir. Kabe’nin içinde Kabe Taşı bulunur. Bu taşın Hz. İbrahim tarafından yapıldığına inanılır ve İslam dininde önemli bir yere sahiptir. Ayrıca Kabe’nin içinde Makam-ı İbrahim adı verilen bir bölüm de bulunur. Bu bölümde Hz. İbrahim’in ayak izleri bulunur. Kabe’nin içinde ayrıca Hacerü’l-Esved adı verilen siyah renkli bir taş da bulunur. Bu taşın da Hz. İbrahim tarafından yapıldığına inanılır ve İslam dininde önemli bir yere sahiptir.
Yaranın acısı sıcağı sıcağına pek hissedilmiyormuş.[2]
Zamanla sızı ve de biriken sızılar acıyı derinleştiriyormuş.
Bunu hiçbir ağrı kesici teskin edemez.
Kadere imanın dışında.
Verenin aldığını bilmenin dışında.
Her şey artık netleşiyor, belirginleşiyor.
Etraf daha net görülüyor.
Dost ve akrabalar hatırlanıp, eksiklik hali anlaşılıyor.
Tamiri ise gayet güç.
Allah’ın inayet ve yardımı olmazsa.
Hakikaten 11 vilayetin ilçe ve köylerinde birlikte deprem sebebiyle geride bıraktığı HÜZÜN, sadece bizler için değil, tüm insanlık için dahi HÜZÜN yılı oldu.
Aradığınız ve görüştüğünüz sevdiklerinizle aranızdaki hat kopuyor, iletişimi sağlayamıyorsunuz.
Artık onlar kapsam alanı dışına çıktılar.
Yoksa biz mi?
10 yılda dolacak olan kabristanlar, 10 günde doldu.[3]
Sıra sıra boyunca.
Yan yana sıralanınca…
Dünyanın gerçekten fani olduğu ilmel yakin değil, aynen yakin müşahede ediliyor.
Ne kadarda az şeylere muhtaç olduğumuz anlaşıldı.
Zenginler fakirleşti, herkes eşitlendi.
Kahvaltı Sofrasındaki 20 çeşidi beğenmeyenler, birini arar oldular.
Kuru ekmekler pasta oldu.
Oturduğu evi beğenmeyenler, arabada kalmaktan mutlu oldular.
Patronla işçi aynı yerde buluştu.
Kör ve nankör olanlar hariç.
Çünkü onlar önceden de kör ve nankördü.
Gözleri var görmez, ağızları var söylemez, Kulakları var duymaz, kör ve nankörlüğü bırakıp da hakka dönmezler.
“İnkârcılara seslenenin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler; çünkü onlar düşünmezler.”[4]
Onun için onlar mahşerde de kör olarak hasredilir, gerçek körlüklerini görmeyip gizleyerek, biz kör değildik derler.
“(Allah) dedi ki: «Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık Benden size hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de Beni anmaktan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.»
O: «Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!» der.
(Allah) buyurur ki: «İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi, ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!»”[5]
Hadisi kutside: “Eğer dünya Allah katında bir sivrisineğin kanadına eşit olsaydı Allah Teâlâ o dünyadan hiçbir kâfire bir yudum su dahi içirmezdi.”
Geriye hatırı sayılır, hatırlanacak güzel hatıralar kaldı.
Hayattan amaç da o değil mi?
Ahirete giden iman ve Salih amel değil mi?
Diğeri kazurat.
Ve de yığınla enkaz.
Enkazın altında bekleyen, birikmiş ve biriktirilmiş bir ömür hatıra.
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!
Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler.
İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır.”[6]
“Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.”[7]
İmtihandayız.
Sadece biz değil, tüm dünya imtihanda.[8]
Hayat var oldukça, her türlü sınanacağız.
Bazen acı hatıralarla..
Veren kazandı.
Biriktirip vermeyenler kaybetti.
” Ey iman edenler! Bilin ki yahudi din bilginlerinin ve hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!
﴾35﴿ O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı![9]
Nefsin; kader buna niye müsaade ediyor itirazına karşı şu hakikat zuhur etti;
“Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa altın mı, bakır mı diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve “Nefislerinizin hisseleri ve desiseleri var mı, yok mu?” üç dört eleklerle elenmek; hâlisâne, sırf hak ve hakikat namına olan hizmetinize pek çok lüzumu vardı ki, kader-i İlâhî ve inâyet-i Rabbâniye müsaade ediyor.” hakikatinin bir cihetini göstermiş oldu.
Kadere iman eden, kederden emin olur.
Allah vefat edenlere rahmet, yaralı ve hastalara şifa, geride kalanlara sabırlar ihsan etsin.
-Aklı aydınlatan Fen bilimleri, kalbi aydınlatan Din ilimleridir.
Bu sebeple; Fen Bilimlerinin öğrencilere Manayı harfi ile yani yaratıcısını gösterir mahiyette verilmeli ki, tek yönlü ve maneviyattan kopuk bir nesil yetişmesin.
*Yapay zekâ alanında, ChatGpt alanında ya Millî Eğitim Bakanlığı bu alanda bir atılımda bulunmalı veya hiç olmazsa bu konuda gerekli şirketlerle iletişim kurup, öğretmenlere lisanslı Chatgpt lisansları sağlanmalıdır.
Zamanla teşvik amacıyla bu başarılı öğretmenlere verilmelidir.
5 yıl önce bir akıllı tahtada görmüştüm; Yüz sene önce sanayi devrimini kaybettik, şimdi ise teknoloji devrimini kaçırmayalım.
Ben bunu bugün için şöyle güncelliyorum; Bu gün geçte olsa teknoloji devrimini yakaladık ancak Yapay zeka devriminde geç kalmayalım, kaçırmayalım.
* Bir teklifim de İl dışı tayinler okulların bitimiyle birlikte açılmalı, öğretmenler gidecekleri yer için bir an evvel hazırlıklarını yapmalılar.
Firavunların tek hedefi vardır; İktidarlarına ortak olacak ve onu devre dışı bırakacakları ortadan kaldırmaktır.
Bu uğurda tüm doğanları öldürür, doğumun önünü tıkar ve kapatırdı.
Sırf aradan çıkacak Musaların doğumunu engellemek için.
“(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.”[1]
Hakikatince Allah onların tuzaklarını bozdu, başlarına geçirdi.
Binlerce oğlan çocuğu feda edilse de firavun bizzat engellediği Musa tarafından devrine son verildi.
Tarih boyunca ve asırlarca millet olarak buna şahit olduk.
Çok erkek evlatları feda edildi.
Üç asırdır, gele gele İttihat ve Terakkiden beri ve de yüz yıldır bu girdapta dolanıp durduk, kısır döngüler içerisinde kendi etrafımızda dönüp durduk.
Bütün bunlar bu milletin geleceğini ipotek altına almak, durdurmak ve durgunlaştırmak için yapıldı.
Ancak bu asil millet yedi düvelin oyunlarını her zamanki gibi boşa çıkardı.
Asırlardır kılıcı ve silahıyla bunu yaparken, artık bunun yerini zenginlik ve teknolojik zenginlik almaktadır.
Yani saha siyasetin sahasıdır.
***********
Afrikalının bize olan teveccühü şundandır;
Onlar tespitlerinde, yüz yıl önce Batılılar kendilerine geldiklerinde; onların elinde İncil vardı, bizim ise topraklarımız vardı.
Onlar gittiklerinde, bizim elimizde İncil olurken, onlarda topraklarımız vardı, demişlerdir.
Türkiye ise; hem elinde onlara da ait olan Kur’an-ı Kerim’le gidiyor ve hem de onların zenginleşmeleri için, zenginliklerini kazandırıyor.
Açılan su kuyuları, gıda yardımları gibi, vakıfların desteğiyle ayağa kaldırılıyor.
Nitekim yüz yıl önce Filipinler’de yüzde doksanı Müslüman ve yüzde onu Hristiyan iken, bugün yüzde on Müslüman ve yüzde doksanı Hristiyan’dır.
Çünkü küçük bir köye bile şato gibi kiliseler yapılmış, baskıcı ve baskın olan ağırlıkları bu şekilde göstermişlerdir.
Bu sömürge devletlerin başında İngiltere gelmektedir.
Yüz yıl öncesinde kurduğu bakanlığın adı ise; Müstemleke Nazırlığı yani Kölelik Bakanlığı.
Fitnenin ve sömürgenin hem başı ve hem de kuyruğu olan İngiliz, her dönemde İslam Dünyasının gelişiminde takoz ve ayak bağı olmuştur.[2]
***********
İki bin yıl önce kiliseden başlayan bozulma ve sapıtma, yine yıkılışı da kiliseden başlayacaktır.
-‘Kiliselerde istismar’ raporu sonucu yayımlandı: Tacizin boyutu bilinenden çok daha büyük.
100 binden fazla belgenin incelenmesiyle ortaya konulan yaklaşık 700 sayfalık raporda; 2 bin çocuğun istismara uğradığı, tacizi kanıtlanan rahip sayısının 103’ten 451’e çıktığı tespit edildiği yer aldı.[3]
-Hristiyanları ve Hristiyan dünyasını bozup sapıtan ve de saptıran kilise, papalık ve de papazların yıkılmasıyla, yükseldiği yerden yıkılacaktır.
Bu da papazların çocuklara olan cinsel tacizleriyle çocukların ahları, onlara vah dedirtecek, ahları onları yakacaktır.
Yani bir yandan kilise ve batının çöküşü gerçekleşirken, diğer yandan da başta Türkiye ve İslam dünyasının yükselişi gerçekleşecektir.
Yüz yıldır hasret kaldığımız; içteki aynı davanın farklı yolcularının, yüz yıl sonra da olsa bir araya gelip, ortak noktalarda birleşerek, bir gücü elde etmesidir.
Dışa karşı onurlu bir birlik ve beraberlik ancak ve ancak içteki onurlu yürüyüşle gerçekleşecektir.
Hasret kaldığımız onur yürüyüşü ve onurlu yürüyüşümüz yüz yıl gecikmeyle ve duraklatmayla da olsa, hamdolsun kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Türkiye’nin ilk ayağa kalkışı, yüz yıldır kaybettiği o onuru kazanması ve ezikliğin yerini izzetin alması olmuştur.
Adeta koyun sürüsü içerisinde yaşayan bir aslan yavrusunun, aslan soyundan olduğunu hatırlamasıyla olmuştur.
Batı ve batıya ait düşünce ve yaşayış bizi başka mecralara sürmüş, bu şehit toprakları başkaları tarafından sürülmüştür.
Kirletilmiştir.
Genleriyle oynanmıştır.
Gen nakline maruz kalmıştır.
-Kendi iktidar hırslarını soğan ve patates üzerine kurup kurgulayanlar, aslında onların fiyatlarını yükseltirken, kendi fiyatlarını düşürdüler.
Bu hırs öyle bir hale geldi ki, çok rahatlıkla vatanı batırabilecek durumda, milleti de bitirecek hale gelmişti.
Dışarıda 7 düvelce destek olunan, içteki 7 masayı oluşturan ayaklar, millete tosladı.
İktidar hırsıyla milleti ve vatanı yakmaya çalışanlar, aslında kendilerini ve tabi olan mensuplarını yaktılar ve yıktılar.
Hiç mübalağa etmiyorum ki; eğer millet ittifakı iktidarı ele geçirselerdi, memleketi geziden daha beter eder, yakar, yıkar, dağdan inecek olan eşkıya ve içteki uzantısı ve bağlantısı ile memleketi istila eder, düşmana da işgal ettirirdi.
Zaten seçim vaatlerinde de hep hesaplaşmadan bahsetmiyorlar mıydı?
-Artık geç kalmış olan bu onurlu yürüyüş, iyi niyetle söyleyecek olursak, nadasa terkedilmiş bu millet yüz yıllık dinlenmenin, uyutulmanın, uyuşturulmanın geçen etkisiyle ayağa kalkmıştır.
Üç yüz yılda düzeltilemeyecek olan yıkımı, yapımı otuz yıla sığdırarak büyük bir atılım içerisine girmiştir.
Beklenen Asımın nesli.
Üzerine müjdeler dizilen Osmanlı torunları.
Karanlıktan aydınlığa çıkan nurlu nesiller.
Kağnıdan inip füzeye binen, dağında ve bağında gezerken, dünya dışına yol bulan.
Unuttuğu kardeşlerini hatırlayıp imdada koşan nesli cedit gelmiştir.
Kışı yaşayan atalarının temeli üzerine çeliklenmiş olarak baharı yaşayan bir neslin kapısı açılmıştır.
Çelik nesil, çeliklenmiş bir nesil.
Bulanık nesilden ders çıkaran, uyanık nesle devir teslim yapılmıştır.
Artık tüm kardeşleriyle onurlu bir yürüyüşe adım atılmıştır.
İslam dünyasından Türk dünyasına kadar, insanlığın dikkatini çeken büyük bir yürüyüşün zincirleri kırılmıştır.
Zincir kıran bir nesille karşı karşıyayız.
Buz tutmuş, buzlanmış bir devreden, buzları çözülerek buz kıran bir neslin devri açılmıştır.
Dağınık olan tesbih tanelerinin arzu ettikleri imameyi bulup, bir araya gelen, imam ve rehberin önderliğinde rehnüma’ya sahip oluyor.
Aradığını bulup, yola revan oluyor.
Yarım, eksik, geç kalınmış yolunu internet hızıyla, online olarak hızlandırıyor.
Kaybettiklerini yapay zekada bularak, zeki olduğunu bir defa daha gösteriyor.
Kayıplar geçte olsa telafi ediliyor.
Eski hal muhal ya yeni hal ya da izmihlal, derken o yok olmayı değil, yeni hali haliyle ve hayaliyle gerçekleştiriyor.
Sayın Cumhurbaşkanı neşter vurulmasından bahsediyor.
Doğrudur.
Neşter vurulacak çok yer var.
Devlet baba gibidir.
Şefkat eli de olmalı, tokadı da.
Bu neşter kapsamlı olmalı, irinler dışarı atılmalı, yoksa yüz yıldır devam eden sancı, -Allah korusun- bir yüz yıl daha devam eder.
Başta; önceki dönem dokunulmazlıkları kalkanların üzerine gidilmeli.
Dosyaları biran önce raflardan indirilmelidir.
Keyfi uygulamaların üzerine gidilmeli.
Milletin malını çarçur eden belediye ve kurumlardan bunun hesabı sorulmalıdır.[1]
Asıl neşter su-i istimal içerisinde olanlara vurulmalıdır.
-Sayın Cumhurbaşkanının bu son olduğunu söylediği dönemde, güçlü olduğu bu zamanda menfiliklerin üzerine biraz daha sert gitmeli, milletin her türlü hakkını gasp edenleri cezalandırmalıdır.
Hapisse hapis, malına el koymaksa el konulsun, vatandaşlıktan çıkarılması gerekiyorsa çıkarılsın.
Temizlik zamanıdır.
O da yüz yıllık temizlik içerisine gidilmelidir.
Devlet adaleti elden bırakmadan, bağırsaklarını ihanet içerisinde olanlardan temizlemelidir.
Arınma zamanıdır.
Mesela, Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmışken, adaleti de rahmetini kuşatmıştır.
Allah’ın adaleti, şefkat ve merhametinden daha kapsamlı ve şümullüdür.
Adaletsiz rahmet ve şefkat, rahmette değildir, iyilikte değildir.[2]
İçte de, dışta da adalet her zamankinden daha çok tecelli etmeli, uygulanıp kendisini göstermelidir.
Adalete önce kırk yamalı bohça gibi olan adalet ve hukuk kanunlarından başlanmalı.
Geç kalan ve geç gelen adalet hızlandırılmalıdır.
Mesela, depremzedelere şefkat eli uzatılırken, mağduriyete sebep olanlar hızla, hukuk çerçevesinde cezalandırılmalıdır.
İşler ehil insanlara tevdi edilmelidir.
Mesela, terör savunucusu Hdp’ye verilen yarım katrilyondan fazla yani beş yüz trilyonun hesabı; hem veren Anayasa Mahkemesinden ve hem de verilenlerden sorulmalı ve de sorgulanmalıdır.
Keyfiliğe dur denilmelidir.
Mecliste bulunup da terör propagandası yapanlardan artık hesap sorma zamanıdır.
Teröre hangi suretle olursa olsun ortak olanlardan hesap sorulmalıdır.
Şimdi bu hesap sorulmazsa, nice hesaplar başa açılır.
Köku bereketsiz olandan bereket. Meymenetsiz olandan da emn-u emanet beklenmez.
Kökü dışarıda olan hiçbir hesabın hesabı tutmaz.
“ABD’li Siyaset Uzmanından İtiraf Gibi Değerlendirme: Seçimin Asıl Kaybeden ABD ve CIA!”[3]
-Seçimde de geçimde de, her türlü iş ve işlemde; özü ortaya çıkıp alındıktan sonra, kiri, sisi, pisi ve posası, silinen silik ve sülüklerle birlikte mazinin dere ve çöplüklerine dökülecektir.
Zaman, hesap zamanıdır.
-Sayın Cumhurbaşkanı; bir yandan veli Sultan Abdulhamid Han olun, diğer yandan Yavuz- Sultan- Selim- olun.
Millet size güveniyor.
Bu güvenini tazelemekle gösterdi.
İçteki hukuki bu toparlanmadan sonra ilk yapılması gereken İslam ve Türk birliğini tesistir.
İslam ülkeleri İnternet, iletişim, ulaşım gibi hızlı hatlarla birbirine bağlanmalı, birlik sağlanıp, güçlendirme yapılmalıdır.
Yani İttihad-ı İslâm.
Başka türlü haçlının karşısında durulmaz ve de mazlum Müslüman ülkelere el atılmaz.
Maddi manevi yükselişin yolu, farzı ayın olan İttihad-ı İslam’dan geçmektedir.
Önünüzdeki en büyük ve öncelikli, gerekirse tek düşünce ve uygulamanız bu olmalıdır.
Zira bizim de İslam dünyasının da hatta ve hatta insanlığın refah ve saadeti buradadır, bundadır.[4]
************
Guguk kuşlarından kurtulmalı ve yerli tohumlar kullanılmalıdır.
Kuluçkaya yatacak yuvada anne bulunmadığı an, yumurtalardan birini aşağı atar ve kendi yumurtasını oraya koyar.
Gelen anne hepsinin üzerine oturur ve gün gelir.
Guguk kuşu diğerlerinden bir gün önce çıkar ve annenin yokluğunu da fırsat bilerek diğer yumurtaları daha çıkmadan dışarı atar.
Anne artık anne gereği Guguk kuşunu beslemektedir.
Hızla büyüyen Guguk kuşu kısa zamanda anneyi de geçer.
Ve sonuç olarak, annenin yokluğundan istifade ile yuvayı dağıtır.
İşte bunun gibi;
Besle kargayı oysun gözünü
Truva atı da böyledir.
Düşman dışta değil içtedir.
İşgal edilen vatandan önce zihinlerdir.
En köklü köksüz işgal, zihinlerin işgalidir.
İşte örneği;
“HDP/YSP’den Kürtlere ‘İncil’ operasyonu!
İslam aleyhindeki faaliyetleriyle bilinen HDP/YSP’nin gençlik kollarının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kürtçe İncil dağıttığı belirlendi.”[5]
Devletin şefkat eliyle, tokadı da beraber olmalı.
Gerçek yüzünü hiçbir zaman gizlemeyip, sosyalist ve Ermeni köklü olduğunu piyonlarıyla gösteren HDP, şimdi de Kürtçe İncil dağıtarak bunu göstermiş oldu.
Geleceğimiz bu toprakların yerli makinalarla sürülmesi, yerli tohumlarla ekim yapılması ve yerli ürünlerin alınmasıyladır.
Birinci ve ikinci 15 Temmuz çıkışları (2016-2023) ile başarı elde edilmeyince başı eğilen, bir yandan da ümitsizliğe kapılan haçlı birleşik devletleri durmayacak, tekrarını tekrar deneyecektir.
Zir bir asırdır biriktirdikleri birikimleri birdenbire çöpe atamazlar.
A-B-C-D gibi alternatifleri kullanan batı iman küfür mücadelesini son nefese kadar götürecektir.
İşte Hz. İsa’nın nüzul meselesi burada devreye girmektedir.
Oda zayıflayan ve sönüşe geçen Hristiyanlık yırtılacak ya tefessüh edip sönecek ya da İslam’a teslim olup, Hakkı kabul edecektir.
Batı şu hakikati uçurumun kenarına gelerek ve her türlü olumsuzlukları deneyerek görecek ve hakikati seçecektir;
“Nasraniyet ya intıfâ veya ıstıfâ edip İslâmiyete karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, Protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmaya hazırlanıyor. Ya intıfâ bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır. İşte bu sırr-ı azîme Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki, “Hazret-i İsâ nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.”
“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlâhiye namına ve hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve mânevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, Ye’cüc ve Me’cüclere teslim-i silâh edecekler.”
Eğer bir gecikme olmuş, şimdiye kadar gerçekleşmemişse; bizlerin bir asırdır kısır döngü içerisinde günlük ve gündelik meselelerle uğraşıp, maddi ve manevi zincirlere vurulmuş olmamız ve de en önemlisi ise, İslamiyet’i hakkıyla temsil edemememizden kaynaklanmaktadır.
“Eğer biz ahlak-ı İslamiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslamiyet’e girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıtaları ve devletleri de İslamiyet’e dehalet edecekler.”
Bir de maddi manevi kışta gelmiş, kışı oda Peygamber Efendimizin hatta Hz. Nuh’un ümmetini sakındırdığı ve korkuttuğu dönemde yaşamış olmamızdandır.
“Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır!”
Yani, “Osmanlı hükûmetindeki hürriyete ne diyorsun ve Avrupa hakkında fikrin nedir?”
O vakit Eski Said demiş: “Osmanlı hükûmeti Avrupa ile hâmiledir; Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyete hâmiledir; o da bir İslâm devleti doğuracak” Şeyh Bahid’e söylemiş.
O allâme zât demiş: “Ben de tasdik ediyorum.” Beraberinde gelen hocalara dedi: “Ben bununla münazara edip galebe edemem.”
Birinci tevellüdü gözümüzle gördük. Bir çeyrek asır Avrupa’dan daha dinden uzak…
İkinci tevellüd de inşaallah yirmi otuz sene sonra çıkacak. Çok emarelerle hem şarkta, hem garpta Avrupa içinde bir İslâm devleti çıkacak.”
Dünya hakikati ve de kendi hakikatini arıyor.
Hız asrındayız.
İnsanlık kendi hakikatini bulmadan ve bilmeden dünyadan gitmeyecek ve ayrılmayacaktır.
Allah’ta bu hakikati göstermeden dünya imtihanını bitirmeyecek ve de dünya kapısını kapamayacaktır.
Topluma kulak vermeyen, nabzını tutmayan, aşağılayan, tarihinden ve geçmişinden, değerlerinden kopuk olanlar her zaman için silinmeye mahkumdurlar.
Tarih; Tarihin Karanlıklarına gömülmek üzere, üzerine çizik çekilmiş nice şahıs ve topluluklarla dolmuştur.
Yanlış ve kör bir hareketle bazıları ya silinip hatırlanmamış, ya karanlık sayfalarında bir nokta olarak kalmış, ya da hayırla yad edilmeksizin bir acı ve sancı olarak kalmıştır.
Tarih affetmiyor.
Hele zulme ve zulme olan ortaklığa.
“Nihâyet doğum sancısı onu (kuru) bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbûr etti.(Utancından:) ‘Keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!’ dedi.”[1]
************
Bu yedi bilinmezler, birbirine benzemezler.
Gerçekten bu Yedi Cüceler, yedi bilinmezler siyaseti biliyorlar mı?
Arkasına Avrupa’yı almış. FETÖ’ye ve özellikle PKK’yı arkasına alıp hatta bu milletin karşısına çıkan bu insanlar gerçekten kazanacaklarını mı biliyorlar?
Kendilerini mi kandırıyorlar yoksa milletimi kandırıyorlar.
O hareketleri ile başarılı olacaklarını sanıyorlar ancak milletin gözünden düşüyorlar. Zaten milletin gözüne girmemiş olan bu insanlar, tamamıyla milletin gözünden düşerek, tarihin karanlıklarına gömülmüş oluyorlar.
Hayırla yad edilmeksizin, öncekiler gibi.
Esameleri bile okunmuyor.
İnsanı yücelten iki büyük hakikat vardır:
1- Hakka teslim olmak.
2- Hakkı teslim etmek.
**************
Yedi bilmez ve bilinmezlere ve özellikle mazlum Suriyelileri dışlayanlara, Suriyelilerin ahı tuttu ve çarptı.
Çarpıldılar.
Düzelmemek üzere.
Kıblelerini şaşırttı.
Yönleri değişti.
İktidar sarhoşluğundan, elindekini de kaybeden müflis tüccara döndüler.
***********
Millet ittifakının arkasında cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük çaplı organize ve gayret gösteren iki grup öne çıktı;
FETÖ ve PKK.
Onların arkasında ise her ne kadar yetmiş yedi düvel olsa da önemli çapta iki devlet vardı;
ABD ve İngiltere.
Bu ikinci bir büyük çaplı deneme ve kalkışma idi.
İkinci bir 15 Temmuz’un oyunu bozulmuş oldu.
İç ve dış ittifakla darbenin yerine seçimle yeni bir 15 Temmuz denendi. Bu da başarılı olamadı.
Zira ABD Başkanı Biden, muhalefeti destekleyerek, Erdoğan’ı devirmekten bahsetmişti.
Maalesef, Bizdeki yüz yıllık İngiliz hakimiyet ve programı sürmekte ve sürdürülmektedir.[3]
************
Gayri meşru oyuncularla, meşru zemin oluşturma alanı olarak kurulan yer ise;
Siyaset ve Sayın Erdoğan odaklı hedefler idi.
Geçmişte oynanıp denenen 1960 ve 1970 yılına ait kurgulu oyun ve yöntemlerde yamalandı. Oda;
Fakirlik edebiyatı ve hayali vaatler oldu.
Milletin iradesi ve kaderin hesabı ise, hesaba katılmamıştı.
Oda;
İttihad-ı İslâm yolunun açılması, haşmetli yükseliş ve hayırlı kapanış olacaktı.
Allah dünya sahnesini asla ve asla aleyhine ve mağlubiyetle sonuçlanacak bir sonuca müsaade etmez ve de izin vermez.
Akibet muttakilerindir.
Ğalib ise ancak ve ancak Allah’tır.
La Ğalibe illallah.
– “Biz, ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz. Fakat kâfirlerin kılıncı ile değil. Kâfirlerin kılınçları başlarını yesin, kılınçlarından gelen fayda bize lâzım değil. Zaten o mütemerrid ecnebilerdir ki münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler.” Bediüzzaman. Lemalar.
Evvela Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a hakkı olan 28 Mayıs 2023 tarihinde, 2. Cumhurbaşkanı seçiminde %50’yi aşarak birinci olmuş ve Cumhurbaşkanlığını ikinci bir sefer daha elde etmiştir.
Kendisini tebrik eder, maddi ve manevi hizmetlerinde başarılar dilerim.
Bu duruma gerçekten yüz yıllık geri kalmış sevincin, yeniden hüzünlü hallerden sevinçli hale dönüşümünü yaşadım.
Ancak yeteri kadar sevinemedim.
Neden ve Niçin mi?
Asırlardır haçlı ordularıyla savaşan bu milletin, İmanın tekniğe meydan okuduğu Çanakkale’de yedi düvele karşı üstün gelmişken, 1974 Kıbrıs savaşında Rum’undan Yunanına, ABD’sinden İngiliz’ine, kısaca yine yedi düvele meydan okumuşken ve bunu okutmuşken;
Hakeza, 16 Temmuz 2016 yılında İngiliz planlı ve ABD uygulamalı, Batı destekli, PKK piyonlu, içte hain destekli uygulama olan yetmiş yedi düvele karşı başarı gösteren bu milletin bir kesimi maalesef;
14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve %50 ile adayların sonuçlanmamasıyla 28 Mayıs 2023 tarihinde de bir kesim %50’ ye yakın oy almıştır.
O kesim mi?
İşte sevinemediğim ve de gelecek için vahim ve çok tehlikeli gördüğüm o kesimin aldığı sonucun dayandığı temelsiz temel;
Dağdaki eşkıya tarafından desteklenmiş ve o eşkıyayı savunan ve mecliste bulunan bir kesimin olması.
Vatan evladının, asker ve polisin şehit edilmesi normalleştiriliyor.
Vatan ve namus kavramları öldürülüyor.
Değerler değersizleştiriliyor.
Namus yoksunu Lgbt tarafından desteklenip, namusu kirli, eli kanlı, zihni bozuk insanlar tarafından desteklenmiş olması.
15 Temmuz’da bu milleti bombalayan, haçlılarla ortaklık kuran, işgale kapı açan içteki ihanet şebekesi ve münafık yapı tarafından desteklenmiş olması.
Yüz yıldır bu milletin hasret kaldığı maddi ve manevi gelişmeleri kör olup görmemekle kalmayıp, iktidar olduklarında bütün bunları kaldıracakları kısır zihniyeti temsil edenlerin olması.
Kökü bereketsiz olanlarca bu milletin tesettürüne musallat olanların safına, güya inançlı ve tesettürlü olduklarını iddia edenlerin ortak olup, beraber hareket etmeleri.
Düşmanın bile yapamadığı ve de yapamayacağı ezanın susturulmasından, Ayasofya’nın kapatılmasına kadar aynı düşünce içerisinde bulunanların, bunu tekrar etmelerine rağmen, başta Ayasofya’yı açarak, manevi açılımları kör olup görmeyenlerin, düşmanlığa ortaklık ile bir araya gelmesi.
İslam ve Türk dünyasının bir araya gelmemesi için çalışanların ortak hareket etmesi.
Petrol, doğalgaz kısaca yer altı zenginliklerin ortaya çıkmasından rahatsız olanların bir arada olması.
İha- Siha- Tiha- Togg gibi birçok askeri ve teknolojik alanda meydana gelen gelişmelerden rahatsız olanların ortak hareket etmesi ve bunları engelleme vaadinde bulunması.
Bütün siyasi plan ve projesini; hapiste bulunan iki terör örgütünü kurtarmaya adayan kısır siyasi zihniyette birleşenlerin bulunması.
O kadar yazılacak şeyler var ki, değil sayfaların asırların yazmakla bitiremeyeceği karanlıklar, maddi ve manevi kıtlıkları yaşatanların bir araya gelmesi.
Ve ne hazindir ki; bunun temelinde de, Karanlıktaki aydınların olması.
Bizdeki bir kısım aydınların karanlık yüzü, aslında bakmayın gerçek yüzü işte bu yüzdür.[1]
– Çanakkale, Kıbrıs, 15 Temmuz gibi sahada kaybetmeyen bu millet, eğer siyasette ve sandıkta bir his uğruna, bir mide uğruna kaybederse telafisi imkânsız bir kayıp olur.
Suriye’den beter olur.
Türkiye değil, İslam dünyası hatta insanlık dünyası kaybeder.
Yüz sene sonra, adeta hiçbir şey değişmemiş gibi aynı halin ve kabulün devam etmesi beni sevindiremedi, tedirginlik ve gelecek açısından korkuya sevk etti.
İşte kaybetse de %50 oya yakın bir oyun çıkmasında bu millet, bu siyaset, bu yaşantı ve gelecek nesiller kendilerini bir değil, birçok defa daha test etmelidirler.
Bu büyük kaybı görmelidirler.
Bu büyük kazançla birlikte…
Milletimize hayırlı olsun…
Karar: 28 Mayıs 2023.
İçte yedili masa ve etba’ları ve de çuvala sığdıramadıkları mızraklarıyla, dışarıda yedi düvelin haçlı ortaklarının bütün medyası ve ayak oyunlarıyla ortaklaşa sürdürdükleri savaşı yenilgiyle sonuçlanmıştır.
*********
Görenedir görene! Köre nedir köre ne!
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ
Kul hel yestevi’l-a’mâ ve’l-basîr
De ki, kör ile gören bir olur mu?[2]
Bir göz Hakk’ı görmezse Ona sakın yâr deme Sana ibret vermezse Benim gözüm var deme Görenedir görene! Köre nedir köre ne!
“Çirkef bir sözün temsili de gövdesi yerden koparılmış Habis bir ağaç gibidir ki, toprağın üstünden cüsselenmiş, varlığım sürdürme imkânı yoktur.”[1]
“Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri çözer. O peygambere inanan, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte bunlardır kurtuluşa erenler.”
İyi ve temiz (Tayyib) ülkenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Kötü (Habis) olan topraktan ise faydası çok az olandan başkası çıkmaz”[2]
-“Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun? Bununla beraber Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.”[3]
“Ey insanlar; Yeryüzünde bulunanlardan helâl ve, Tayyib olarak (veya, helâl ve temizinden) yiyin, şeytanın adımlarını izlemeyin.”[4]
“Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımızın Tayyib olanlarından yiyin.”[5]
“Kendilerine neyin helâl edildiğini sorarlar. Tayyib olanlar helâl kılındı” de.”[6]
“De; “Allah’ın kulları için çıkardığı zineti ve rızktan Tayyib olanları kim haram etti?”[7]
“Onlara (rasûl) Tayyib olanları helâl, habis olanları haram eder.”[8]
-“Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.
Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”[9]
****************
“Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler,
‘Yevme lâ yenfa’u’ da kalb-i selîm isterler” (Sanma ey hoca, ki senden altın ve gümüş isterler! ‘Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği gün’de temiz gönül isterler.) Bağdatlı Rûhî.
“İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!”[10]
“Onlar, kendilerine; meleklerin gelmesini, Rabb’inin gelmesini veya Rabb’inin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabb’inin ayetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, imanı fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyin, kuşkusuz biz de beklemekteyiz.”[11]
“Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!”
Sayın Erdoğan’ın gerek millete gerek devlete kazandırmış olduğu yüzlerce şeyi sıralayabilirsiniz. Ama Bence gerek millete ve gerekse devlete en önemli kazandırdığı kişiliktir.
Toplum, insanlar, devlet gerçekten o onurunu kazandı. Kaybetmiş olduğu, 100 yıldır yerlerde sürünen onurunu kazandı.
Onun içindir ki onun karşısında duran insanlar o değeri tamamen elde edemedikleri için karşısında duramıyor. Ya ayrılıyor dökülüyor veya da mağlup duruma düşmüş oluyor. Onun için bu millet o onuru elde ederek ayağa kalktı. Ondan sonra birçok şeyi gerçekleştirip elde etti.
*************
Bizi bekleyen tehlike bir değil, iki değil, sadece dış değil ve de en tehlikelisiyle içtir ve içtedir.
Yüz sene önceki zihniyet, istiklal mahkemelerinin zorbalığı, önce aşıp sonra sorgulama, tehdit, korku ve takip gibi tavır ve hareketler hala varlığını sürdürüyor.
O fırsat ellerine geçtiği anda aynısını fazlasıyla yaparlar.
************
Acizane tavsiyem; Ülkücü camia önce içte birlik ve beraberliğini bir bütünlük içerisinde sağlayıp, ikinci aşama olarak da Türk Cumhuriyetleriyle olan birliğini sağlayacaktır.
Diğer taraftan dini cemaatler ve Devlet siyaseten ortak noktalarda bir araya gelerek Araplarla olan birlik sağlanacaktır.
İkisinin belli bir seviyeye gelişinden sonra İttihad-ı İslam yani İslam Birliği tesis edilecek.
Tıpkı, Amerika Birleşik Devletleri gibi.
Türk ve İslam Devletleri Birliği oluşturulacak.
Böylece yıkım aşamasında olan ABD’nin yerine, Türkiye’nin öncülüğünde bir Müslüman devletler Birliği oluşacaktır.
Uzak bir durum değil.
Siyasi, ekonomik, eğitim, teknoloji, vs., birçok alanda bir güç birliği oluşacaktır.
Müslümanların şu anda önünde bekleyen Farz-ı Ayın durumunda bir vecibedir.
Yüzüncü yılda bizleri bekleyen en önemli mesele.
Gücümüzü zayıflatan iç kavgaları bıraktıktan sonra…
Depremzedeleri çıkarıp, sokağa bıraktıkları gibi.
İş vadediyorlarmış.
İşten çıkarmasınlar da.
İstanbul ve bazı belediyeler gibi.
Süt gibi bazı şeyleri ücretsiz vereceklermiş.
Eldekini de almasınlar da.
Nitekim İstanbul belediyesinin vadinin tutmaması gibi.
Allah’ın suyu parayla mı satılırmış, diyenler suya fazlasıyla zam yaptılar.
Öğrencilere ucuz bilet vadedenler, biletleri zamlı verdiler.
Her şeylerini yalan siyaseti üzerine bina ettiler.
Öcalan’a özgürlük diyenler, ikinci seçime bir hafta kala bunun şerefsizlik olduğunu söylediler.[1]
Kürt milliyetçisi olanlar, bir hafta kala Türk milliyetçisi oldular.
Pkk ve temsilcisi HDP ile beraber iş tutup, onlara bakanlık vadedenler, bir hafta kala suskunluğa büründüler.
Abd ve Avrupa’yla iş tutup, can kardeşimiz Azerbaycan’a, Kıbrıs’a savaş açıp, gözden çıkardılar.
Ticari ilişkimiz süren Rusya’ya saldırarak, ABD’nin ekmeğine yağ sürüp, elimizdeki ekmeği de çaldılar.
Hangi birini söyleyeyim ki;
Eskiden yalancının mumu yatsıya kadar yanardı.
Şimdi ise saniyesinde sönüyor.
Parayla tuttukları katiller deşifre oluyor, hazırladıkları pornocu kasetleri ellerinde patlıyor.
Huysuz huyundan vaz geçmez, can çıkmadıkça.
Yalancının ve sahtekarın canı çıksın.
Gerçekten de fani ve geçici bir dünya ve ömür için fırıldak olmaya değmez.
Bir kısım insanlar muhalefete vermek istemediklerini ancak Sayın Erdoğan’ın da dini siyasete alet etmesinden dolayı vermediklerini söylüyorlar.
Oysa karşıda dağ gibi hakikati görmeyip çakıl taşına takıldığının farkında değil.
Gözünü kapatan saç telinin, aydınlığı örttüğünün şuurunda değil.
Öbür adamın dinsizliği ve terörü siyasete alet edip fırıldak gibi döndüğünün bilinç ve anlayışında değil.
Muhalefet bu teraneyi yüz yıldır işletiyor.
İrtica, kahrolsun şeriat naralarıyla çok işletti.
İşlenen de çok çıktı.
Saf ve cahil olanlarda çok rahat buna kanıyor.
Ne yani, din dışı tavırları mı siyasete alet etseydi?
Oysa öbürünün her türlü menfiliği, terörle ortaklığı ortada olup, görmezden gelinirken, uydurduğu bir bahane ile, Müslümanların ihmal edilip, darbe vurulan din ve inanç konusundaki rahatlatıcı uygulamalarını, Müslüman olduğunu iddia ettiği halde, en büyük sebep ve bahane olarak gösteriyor.
İslam’ın gelişmesi ve konuşulması neden birilerini rahatsız ediyor ki?
Neden şimdiye kadar yapılan din dışı uygulamalara aynı tonda tepki göstermediler.
Yazık yazık, binlerce defa yazık.
Ne garip ve ne hazin değil mi?
Hala demek ki mengeneye sıkışmış bu zihniyette olanlar var maalesef.
Oysa şerrin defedilmesi öncelikli olandır.
Sineğin faraza ısırmasından kaçıp yılana yakalanmak ve akrebin kıskacında zehirlenmektir.
Sadece Ayasofya’nın bile açılması az bir şey mi?
Öbürü kapatacağını söylediği halde.
Üniversite ve okul kapılarında ağlayan masumların göz yaşları bile, zulmü boğacak nitelikte.
Bu rahatlık az mı geldi?
23 Nisan ve 19 Mayıs kutlamalarında o çocukların çıplak hale getirilip utanç verici durumun kalkması bile yetmez mi?
Hiç mi kızınız yok.
Bari arınız olsun.
Diğerlerini saymaya ise yer ve vakit yok.
Zira onları asırlar yazacak.
Müsbet olarak yapılanlar gizli birer devrimdir.[1]
Yeterli olmasa da.
-Bediüzzaman’a da yıllarca aynı ithamda bulunulmuştu.
“Sen her cihette siyaseti, dine, Şeriata alet ediyorsun ve dine hizmetkar yapıyorsun ve yalnız Şeriat hesabına hürriyeti kabul ediyorsun. Ve meşrutiyeti de meşrûiyet suretinde beğeniyorsun. Demek hürriyet ve meşrutiyet Şeriatsız olamaz. Bunun için seni de “Şeriat isteriz diyenlerin içine, Otuz Bir Mart’a dahil ettiler.”
Eski Said onlara demiş ki:
Evet, millet-i İslamiyenin sebeb-i saadeti yalnız ve yalnız hakaik-ı İslamiye ile olabilir. Ve hayat-ı içtimaiyesi ve saadet-i dünyeviyesi Şeriat-ı İslamiye ile olabilir. Yoksa adalet mahvolur. Emniyet zir ü zeber olur. Ahlaksızlık, pis hasletler galebe eder. İş yalancıların, dalkavukların elinde kalır. “[2] Ey kardeşlerim! Kırk beş sene evvel Eski Said’in bu dersinden anlaşılıyor ki, o Said siya-setle, içtimaiyat-ı İslamiye ile ziyade alakadardır. Fakat sakın zannetmeyiniz ki, o, dini siyasete alet veya vesile yapmak mesleğinde gitmiş. Haşa, belki o bütün kuvvetiyle siyaseti dine alet edi-yormuş. Ve derdi ki: “Dinin bir hakikatını bin siyasete tercih ederim.” Evet, o zamanda kırk-elli sene evvel hissetmiş ki, bazı münafık zındıkların siyaseti dinsizliğe alet etmeye teşebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil, o da bütün kuvvetiyle siyaseti, İslâmiyetin hakaikına bir hizmetkar, bir alet yapmaya çalışmış.”[3]
-Münafıklık perdesi altındaki siyasi faaliyetler geçmişten günümüze hiç bitmedi.
Ne garip ve korkunç bir haldir ki, terör örgütü meşrulaştırılmaya ve yaptıkları görülmeyip ve de gösterilmemeye çalışılıyor.
Bu yapılırken neredeyse Türkiye’nin yarısına bu noktada oy kullandırılarak önemsizleştirilmeye çalışılıyor.
Milletin meclisinde temsil ediliyor.
Tüm gayri meşru istekleri dillendiriliyor.
Ve bunlara bütçeden, milletin parasından 539,5 milyon TL yani yarım katrilyondan fazla bir para veriliyor.
Anayasa mahkemesi ise bu ödemeyi onaylıyor.
Parti kapatılmıyor.
Dağdan yönetiliyor.
Milletvekilleri bile onlar belirliyor.
Ne hazin bir işkence…
Değil mi?
************
Peki muhalefet kazanır mı?
Hilafeti ilan ederse…
Muhalefet kazanır mı? Yüz sene önce kaldırdıklarını geri getirirse? Hangi harf devrimini yapacak? Kılık kıyafet mı? Türbeler ve camiler mi? Osmanoğulları’nı 8. Cumhurbaşkanı yardımcısı yaparak mı? Sürülen hanedan üyelerini teker teker bulup getirerek mi? Seyh-ul İslam kim olacak? Reformistler mi?
*************
İçte de dışta da zihniyet hiç değişmedi ve değişmez de.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde dün düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, “Konuşulacak başlıklarımız çok. Bu başlıklar ki İsrail’in direnişçi Filistin halkında işlediği suçlarla sınırlı olmadığı gibi Bölgemizdeki en büyük tehlikelerden biri de, tahrif edici İhvancı zihniyetle karışmış yayılmacı Osmanlı zihniyetidir.” demişti.
Kuveyt Meclis Başkan Yardımcısı Mutayr, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Osmanlı Hilafeti, 6 asır boyunca İslam’ın ve Müslümanların hamisi oldu.
Kan dökenler, ırza geçenler, para çalanlar, evleri yıkanlar ve masumları yerinden edenler onun (Osmanlı’nın) parlak tarihini tahrif edemez, itibarını lekeleyemez, değerini alçaltamaz.” ifadelerine yer verdi.”[6]
Maalesef, aynı hastalıklı zihniyet bizim içimizde de mevcuttur.
Mesela; Esed mi büyük, firavun mu?
Zulüm de?
Tecavüzde?
KAN dökmede?
Kuran bugün nazil olsaydı, Eset’ten mi bahsederdi yoksa firavundan mı?