ABD VE BATININ YENİ DÜŞMANI İslamofobi- İslam korkusu
Komünizmden sonra NATO ve batının oluşturmak zorunda kaldığı yeni düşman İslam oldu.
“1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte NATO’nun kuruluş amacı ortadan kalkmıştı. İki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasının ardından, NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendine yeni bir hedef aradı ve öncelikli yeni hedef olarak; “terörizmle mücadeleyi” ve “enerji hatlarının güvenliğini” seçti. Terörizmle mücadeleden kastı, proje örgütler üzerinden İslâm’a saldırmaktı. Komünizm bittiğine göre tehlikenin rengi de değişmeli, kırmızıdan yeşile dönmeliydi. Nitekim “İslâmofobi” denilen şey ilk NATO toplantısında o zamanki İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafından dile getirilmişti. Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabıyla başlayın, 28 Şubat’a, BÇG’ye, İkiz Kuleler’in vurulması sonucunda Irak ve Afganistan’a müdahaleye, DEAŞ/IŞİD, oradan FETÖ’ye kadar gelebilirsiniz. Bir “Müslüman terörist” imajı inşa ederek İslâm’a savaş açtılar. Oluşturulan hayali düşman algısı ile İslâm coğrafyası üzerindeki fiilî hâkimiyetlerini meşrulaştırma yoluna gittiler. NATO Afganistan, Irak, Libya operasyonlarında İslâm dünyasına kan kusturdu. Bosna-Hersek’te yaşanan katliama sessiz kaldı. NATO, hep Hıristiyan Batı’ya hizmet etti.”[1]
Uydurulan ve yaftalanan İslamofobi ile İslam’a savaş açıldı.
Müslümanlar terörist olarak gösterildi.
@@@@@@@
İslamofobi tabiri nereden ve neden çıkmıştır?
İslamofobi tabiri, İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir1 Bu terim, İslam ve fobi kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Fobos, Antik Yunanca’da “korku” anlamına gelir. İslamofobi terimi ilk kez 1991 yılında Tariq Modood tarafından bir kitap eleştirisinde kullanılmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki terör saldırılarından sonra Batı dünyasında daha da yaygınlaşmıştır. İslamofobi, hem İslam dinini tanımamak ve öğrenmemekten kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak Müslümanlara karşı ayrımcılık ve düşmanlık yapılmasının meşru görülmesi şeklinde ortaya çıkmıştır.
@@@@@#####
İslamofobi terimi, “İslam korkusu” anlamına gelir ve son yıllarda kullanılan bir terimdir. Bu terimin nereden ve neden çıktığı konusunda farklı görüşler bulunabilir.
Bazılarına göre İslamofobi terimi, 1970’lerden itibaren İslam düşmanlığının artmasıyla ortaya çıkmıştır. İslam’a ve Müslümanlara karşı olumsuz görüşlerin ve önyargıların yaygınlaşmasıyla birlikte bu terim daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.
Diğer bir görüşe göre ise İslamofobi terimi, 1990’larda İslam karşıtlığının artması ve İslam’a yönelik düşmanlığın ve önyargıların daha görünür hale gelmesiyle yaygınlaşmıştır. Özellikle 11 Eylül saldırıları ve sonraki dönemde terörizmle ilişkilendirilen Müslümanlara karşı olumsuz tutumların artması bu terimin kullanımını da artırmıştır.
İslamofobi terimi aynı zamanda İslam’ı eleştirmek veya İslam’ın bazı yönlerini tartışmak yerine tüm Müslümanları hedef almak veya önyargılarla yaklaşmak anlamında da kullanılmaktadır. Bu nedenle bazı eleştirmeler İslamofobi teriminin, İslam düşmanlığının eleştirilerden ve tartışmalardan ayrılmasını sağlamadığını savunmaktadır.
@@@@@@@
Neden bazı insanlar İslam’a karşıdır?
Bazı insanlar İslam’a karşıdır çünkü İslam’ı ve Müslümanları yanlış anlarlar, önyargılarla bakarlar, farklı kültürlere saygı duymazlar, medya ve siyasetin etkisinde kalırlar, bilgi eksikliği yaşarlar veya ekonomik ve sosyal sorunları başkalarına yüklerler. Bu nedenler, İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret, korku, ayrımcılık ve şiddet doğurabilir. Bu hem Müslümanların hem de insan hakları ve barış için mücadele edenlerin karşı çıkması gereken bir sorundur. İslamofobi, İslam karşıtlığı ve İslam karşıtı ırkçılık, toplumun bütününe zarar veren tehlikeli önyargılardır.
@@@@@@@@@@
Hangi ülkelerde en çok İslamofobi görülür?
İslamofobi, dünyanın birçok ülkesinde görülen bir sorundur. Ancak bazı ülkelerde daha yaygın ve şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin başında Avrupa ülkeleri, ABD, Hindistan, Çin ve Myanmar gelmektedir.
Avrupa ülkelerinde İslamofobi hem siyasi hem de toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa’da son yıllarda yükselen aşırı sağ partiler, İslam ve Müslümanlara karşı nefret söylemi ve politikalarıyla seçmenlerin oylarını almaya çalışmaktadır45 Aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, günlük hayatlarında fiziksel ve sözlü saldırılara, iş ve eğitim alanlarında ayrımcılığa, cami ve mezarlıklara yönelik vandalizme maruz kalmaktadır. Avrupa İslamofobi Raporu’na göre, 2020 yılında Avrupa’da 909 İslamofobik saldırı gerçekleşmiştir.
ABD’de ise İslamofobi, 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırılarından sonra artmıştır. ABD’de İslam ve Müslümanlara karşı olumsuz bir algı oluşmuş, Müslümanlar terörizmle ilişkilendirilmiş ve güvenlik tehdidi olarak görülmüştür. ABD’de Müslümanlar hem devlet kurumları hem de sivil toplum örgütleri tarafından izlenmekte, taciz edilmekte, gözaltına alınmakta ve sınır dışı edilmektedir. ABD’de ayrıca Müslümanlara karşı şiddet eylemleri de gerçekleşmektedir. Örneğin, 2015 yılında Kuzey Karolina’da üç Müslüman öğrenci, komşuları tarafından vurularak öldürülmüştür. ABD’de İslamofobi’ye karşı mücadele etmek için bir Ulusal Strateji geliştirilmektedir.
Hindistan’da İslamofobi, Hindutva ideolojisiyle beslenen bir milliyetçilik hareketinin sonucudur. Hindutva, Hindistan’ı Hindu bir devlet olarak tanımlamakta ve Müslümanları yabancı ve düşman olarak görmektedir. Hindistan’da Müslümanlar hem devlet hem de Hindu milliyetçileri tarafından baskı altına alınmakta, katliamlara, pogromlara, linçlere, tecavüzlere ve zorla dönüştürmelere maruz kalmaktadır. Hindistan’da 2020 yılında Delhi’de yaşanan şiddet olaylarında 53 kişi ölmüş, 200’den fazla kişi yaralanmıştır. Bu olayların çoğunluğu Müslümanlara yönelik gerçekleşmiştir.
Çin’de İslamofobi, devletin Uygur Türklerine ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yürüttüğü asimilasyon ve baskı politikalarının bir parçasıdır. Çin, Uygur Türklerini terörizmle suçlamakta ve onları “yeniden eğitim kampları” adı altında toplama kamplarına göndermektedir. Bu kamplarda Uygur Türkleri, işkence, zorla çalıştırma, kültürel soykırım, organ ticareti ve zorla kısırlaştırmaya maruz kalmaktadır. Çin’in Uygur Türklerine yönelik yaptığı insan hakları ihlalleri, uluslararası toplum tarafından kınanmakta ve soykırım olarak tanımlanmaktadır.
Myanmar’da İslamofobi, Budist milliyetçiliğinin ve askeri cunta rejiminin bir sonucudur. Myanmar’da yaşayan Rohingya Müslümanları, vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmış, sistematik bir şekilde zulme uğramış ve ülkeden sürülmüştür. Myanmar’da 2017 yılında gerçekleşen askeri operasyonlarda binlerce Rohingya Müslümanı öldürülmüş, yüz binlercesi Bangladeş’e kaçmak zorunda kalmıştır. Bu operasyonlar, Birleşmiş Milletler tarafından etnik temizlik ve soykırım olarak nitelendirilmiştir.
@@@@@@@@@@
Hangi ülkelerde en az İslamofobi görülür?
İslamofobi, Avrupa’nın birçok ülkesinde görülen bir sorundur. Ancak bazı ülkelerde daha az yaygın ve şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin başında Norveç ve Hollanda gelmektedir. Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir ankete göre, Hollandalıların sadece yüzde 9’u, Norveçlilerin ise yüzde 13’ü ailelerinde Müslüman bir birey olmasına karşı çıkmaktadır. Bu oranlar, Avrupa’nın diğer ülkelerine göre oldukça düşüktür. Örneğin, İtalya’da bu oran yüzde 43, İngiltere’de yüzde 37, Avusturya’da yüzde 36, Almanya’da yüzde 35’tir. Bu veriler, Norveç ve Hollanda’nın Müslümanlara karşı daha hoşgörülü ve saygılı olduğunu göstermektedir.
@@@@@@@@@
İslamofobi ile İslam eleştirisi aynı şey midir?
İslamofobi ile İslam eleştirisi aynı şey değildir. İslamofobi, İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir. İslamofobi, hem İslam dinini tanımamak ve öğrenmemekten kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak Müslümanlara karşı ayrımcılık ve düşmanlık yapılmasının meşru görülmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. İslamofobi, aynı zamanda bir ırkçılık biçimi olarak da görülmektedir.
İslam eleştirisi ise, İslam dinine yönelik çeşitli eleştirilerdir. İslam eleştirisi, İslam’ın inanç, ibadet, hukuk, tarih, kültür, siyaset, bilim, kadın gibi konularda sunduğu görüş ve uygulamaları sorgulamak, değerlendirmek ve alternatifler sunmak anlamına gelir. İslam eleştirisi, hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar tarafından yapılmaktadır. İslam eleştirisi, İslam’ı ve Müslümanları tanımaya ve anlamaya çalışmak, İslam’ın içindeki ve dışındaki sorunları dile getirmek, İslam’ın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla yapılır.
İslamofobi ile İslam eleştirisi arasındaki fark, İslamofobi’nin İslam’a ve Müslümanlara karşı önyargılı, düşmanca ve saldırgan bir tutum sergilemesi, İslam eleştirisinin ise İslam’a ve Müslümanlara karşı saygılı, yapıcı ve diyalogcu bir tutum sergilemesidir. İslamofobi, İslam’ı ve Müslümanları tek tip ve monolitik bir şekilde görmek, İslam eleştirisi ise İslam’ı ve Müslümanları çeşitli ve dinamik bir şekilde görmektir. İslamofobi, İslam’ı ve Müslümanları reddetmek, İslam eleştirisi ise İslam’ı ve Müslümanları kabul etmektir.
@@@@@@@
Türkiye’de İslamofobi durumu ne seviyededir?
Türkiye’de İslamofobi durumu hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar arasında farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de İslamofobi, genellikle Batı ülkelerinin İslam ve Müslümanlara karşı tutumları ile ilgili olarak ele alınmaktadır. Ancak Türkiye’de de İslam ve Müslümanlara karşı ayrımcılık, önyargı, alay ve saldırılar yaşanmaktadır. Bu durum hem medya hem de akademik çalışmalar tarafından araştırılmıştır.
Türkiye’de İslamofobi hem İslam’ın içindeki hem de dışındaki farklılıklara karşı bir tepki olarak görülebilir. Türkiye’de İslam’ın içindeki farklılıklara karşı İslamofobi, bazı Müslüman grupların diğer Müslüman gruplara karşı ayrımcılık, dışlama, suçlama ve hatta şiddet uygulaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem mezhepsel hem de siyasal bir boyut taşımaktadır. Örneğin, Aleviler, Sünniler, Şiiler, İslamcılar, laikler, liberaller, muhafazakarlar, tarikatlar, cemaatler, Kürtler, Araplar, Türkler gibi farklı Müslüman kimlikleri arasında çatışma, rekabet ve kutuplaşma yaşanmaktadır.
Türkiye’de İslam’ın dışındaki farklılıklara karşı İslamofobi ise, bazı Müslümanların Hıristiyanlar, Yahudiler, ateistler, agnostikler, deistler, LGBT bireyler gibi farklı inanç ve yaşam tarzlarına sahip olanlara karşı ayrımcılık, önyargı, nefret ve hatta şiddet uygulaması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum hem dini hem de kültürel bir boyut taşımaktadır.
Türkiye’de İslamofobi hem Müslümanlar hem de Müslüman olmayanlar tarafından yapılmakta ve beslenmektedir. Bu durum, Türkiye’nin toplumsal barış, hoşgörü ve demokrasi açısından önemli bir sorun olduğunu göstermektedir. Türkiye’de İslamofobi ile mücadele etmek için hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, medya, din adamları, eğitimciler, sanatçılar, aktivistler gibi farklı kesimlerin işbirliği yapması, diyalog kurması, farklılıkları tanıması ve saygı duyması gerekmektedir.
Yani hastalıklı ve hasta. Bugün dünya Rusya Ukrayna savaşını unuttuğu gibi ki, daha öncekilerini söylemiyorum. Korkarım ki yarın da İsrail’in Gazze’deki çocuk, kadın ve sivillere yaptığını da unutur. Ancak, “Hafıza-i devlet, nisyan yani unutma ile malul değildir!”
İlletli ve hastalıklı değildir Devletler, devletlerin yaptıklarını kaydeder. ABD’nin bize yaptığı darbelerden, PKK’yı koruma amaçlı İha-mızı düşürmeye kadar. Geç ve zorda olsa, tozları silkelendiğinde artık beşer olarak bizlerde hatırlayacağız. İsraili de. İngiltere’yi de. O da hiç unutmadan.
– Pkk demek başta İsrail ve ABD demektir.
Sadece içte ve mecliste PKK’yı temsil edenlerin değil, İsrail ve ABD’nin de kuyruk acısı, askerimiz tarafından PKK leşkerlerinin öldürülmesinden dolayıdır.
-Bizim sıkıntımız bizden olmayıp da, bizden görünenlerdendir.
Dünya değişse de, kolay kolay değişmeyen ve değişmeyecek olan batı.
Mim-siz medeni.
Medeniyetten uzak.
Maddeye yakın, manadan uzak batı.
“Biliniz ki: Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki, ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip malımızı harap ettiler.
Ve dini rüşvet verip dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yiyip o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.
Evet, Avrupa’nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden, belki heves ve hevâ, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle, Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir.”[4]
” Elbette ve elbette ve hayat-ı bakiyede cennet ve cehennemi, bilbedahe, beşerdeki şimdiye kadar zâlimane vaziyetler cehennemin vücudunu; ve fıtratındaki küllî istidâdat-ı kemaliyesi ve kâinatı alâkadar eden hakaik-i imaniyesi, cenneti bedahetle istilzam ettiği gibi, her halde iki harb-i umumî ile ettiği ve kâinatı ağlattıran cinayetleri ve yuttuğu zakkum şerleri hazmetmediği için kustuğu ve zeminin bütün yüzünü pislendirdiği vaziyetiyle, beşeriyeti en berbat bir dereceye düşürüp bin senelik terakkiyatını zir ü zeber etmek cinayetini beşer hazmetmeyecek. Her halde çabuk başında bir kıyamet kopmazsa, hakaik-i İslâmiye beşeri esfel-i safilîn derece-i sukutundan kurtarmaya ve rû-yi zemini temizlemeye ve sulh-u umumiyi temin etmeye vesile olmasını Rahman-ı Rahîm’in rahmetinden niyaz ediyoruz ve ümit ediyoruz ve bekliyoruz.”[5]
Bediüzzaman Said Nursi Mimsiz medeniyet tabiriyle ne ve neyi kasdetmektedir?
Bediüzzaman Said Nursi, Mimsiz medeniyet tabiriyle insanın ruhani, manevi ve ahlaki değerlerinden yoksun, sadece maddi ve teknolojik gelişmeye odaklanan, insana yüksek idealler veremeyen, tüketim ve egemenlik arayışıyla örülü modern batı medeniyetini kasdetmektedir. Ona göre bu medeniyet insana saadet ve selamet değil, endişe ve sıkıntı getirir ve insanın manevi açıdan yetersiz bırakır. Bediüzzaman’a göre gerçek medeniyet, insanın manevi ve ahlaki değerlerini güçlendiren, toplumların barış ve huzur içinde yaşamasına olanak tanıyan, insanları Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmeye teşvik eden, yüksek idealler ve hedefler sunan bir medeniyettir.
@@@@@@
Bediüzzaman Said Nursi, “Mimsiz medeniyet” tabiriyle modern dünyanın dini, ahlaki ve manevi değerlerden yoksun olan, sadece maddi kalkınmaya odaklanan bir medeniyeti kastetmektedir. Nursi’ye göre, bu tür bir medeniyet insanın ruhani ihtiyaçlarını göz ardı eder ve maddi refahın öncelikli olduğu bir anlayışı benimser. Oysa Nursi’ye göre, bir medeniyet insanın maddi, ahlaki ve manevi ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamalı ve onun bütünlüğünü desteklemelidir.
@@@@@@@
Bediüzzaman Said Nursi, mimsiz medeniyet tabiriyle, Avrupa’nın sömürgeci, gaddar, dinsiz ve ahlaksız bir medeniyet kurduğunu ve bunun İslam dünyasına zarar verdiğini kastetmektedir. Bediüzzaman, medeniyet kelimesinin Osmanlıcada ilk harfi olan Mim’i kaldırınca geriye Deniyet (alçaklık) kaldığını söyler. O, Avrupa’nın medeniyetinin şeriatın reddettiği, kötülükleri iyiliklerinden fazla olan, insanlığın uyanmasıyla çökmeye mahkûm olan, dışı süs içi pis bir medeniyet olduğunu ifade eder. Bediüzzaman, bu mimsiz medeniyetin İslam ülkelerine, özellikle Haremeyn-i Şerifeyn gibi kutsal yerlere, Anadolu’da uygulanan rejim gibi zorla yayılmak istendiğini de belirtir. Bediüzzaman, İslam’ın kadınlara hürmet ve rahmetle davet ettiği yuvalarını, mimsiz medeniyetin bozduğunu ve kadınları uçurduğunu da söyler. Bediüzzaman, mimsiz medeniyetin yerine, fazilet ve hüda üstüne tesis edilmiş, iyilikleri kötülüklerine baskın gelen, şeriatın kabul ettiği, insanlığın selameti için çalışan bir medeniyet tasavvuru ortaya koyar.
@@@@@@@
Neden Bediüzzaman Said Nursi Mimsiz medeniyeti eleştiriyor?
Bediüzzaman Said Nursi, Mimsiz medeniyeti eleştiriyor çünkü ona göre bu medeniyet, İslam’ın değerlerine, insanlığın haysiyetine ve adaletin gerçekleşmesine aykırıdır. Bediüzzaman, Mimsiz medeniyetin, insanları dünyevi zevklerin peşinde koşan, ahlaki ve manevi değerlerden uzaklaşan, birbirlerine düşman olan, zalim ve zayıf arasında fark gözetmeyen, Allah’ın emirlerini unutan bir toplum haline getirdiğini söyler. Bediüzzaman, Mimsiz medeniyetin, İslam ülkelerini sömürmek, onların kaynaklarını çalmak, onların kültürlerini yok etmek, onları birbirine düşürmek ve onları kendi ideolojilerine boyun eğdirmek için kullandığını da iddia eder . Bediüzzaman, mimsiz medeniyetin, insanlığın felaketine sebep olacağını ve yıkılacağını da haber verir.
@@@@@@@@@
Mimsiz medeniyet kavramını kimler kullanmıştır?
Mimsiz medeniyet kavramını, en çok Bediüzzaman Said Nursi kullanmıştır. Bediüzzaman, bu kavramla, Avrupa’nın sömürgeci, gaddar, dinsiz ve ahlaksız bir medeniyet kurduğunu ve bunun İslam dünyasına zarar verdiğini ifade etmiştir. Bediüzzaman, medeniyet kelimesinin Osmanlıcada ilk harfi olan mim’i kaldırınca geriye deniyet (alçaklık) kaldığını söylemiştir. Bediüzzaman, mimsiz medeniyetin yerine, fazilet ve hüda üstüne tesis edilmiş, iyilikleri kötülüklerine baskın gelen, şeriatın kabul ettiği, insanlığın selameti için çalışan bir medeniyet tasavvuru ortaya koymuştur.
Mimsiz medeniyet kavramını, Bediüzzaman dışında, bazı yazarlar, akademisyenler ve siyasetçiler de kullanmıştır. Örneğin, Aydın Çavak, mimsiz medeniyetin, Avrupa’nın pragmatist, bencil ve faydacı bir kültür olduğunu ve İslam’ın barış, huzur ve emniyet getiren bir medeniyet olduğunu yazmıştır. Ayrıca, İsmail Kara, mimsiz medeniyetin, Kur’an medeniyetinin karşıtı olduğunu ve Kur’an medeniyetinin evrensel değerlere sahip olduğunu savunmuştur. Bu gibi yazarlar, Bediüzzaman’ın mimsiz medeniyet eleştirisini geliştirmiş ve güncellemişlerdir.
@@@@@@@@@
Mimsiz medeniyet kavramının günümüzdeki kullanımı nedir?
Mimsiz medeniyet kavramının günümüzdeki kullanımı, genellikle Bediüzzaman Said Nursi’nin eleştirdiği Avrupa medeniyetini ifade etmek için kullanılır. Bu kavram, Avrupa’nın pragmatist, bencil, faydacı, sömürgeci, gaddar, dinsiz ve ahlaksız bir kültür olduğunu ve İslam’ın barış, huzur, emniyet, fazilet, hüda, şeriat ve insanlık değerlerine sahip bir medeniyet olduğunu vurgulamak için kullanılır. Mimsiz medeniyet kavramı, aynı zamanda İslam medeniyetinin bir sembolü olan camilerin günümüzdeki tasarımı, işlevi ve anlamı üzerine de dini, siyasi ve estetik tartışmalara yol açmaktadır. Bu tartışmalar, camilerin mimari, kültürel, toplumsal ve siyasal bağlamlarını, İslam medeniyetinin değişim ve dönüşüm sürecini ve küreselleşen dünyada İslam’ın konumunu yansıtmaktadır.
@@@@@@@@@
Biliniz ki: Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki, ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip malımızı harap ettiler.
Ve dini rüşvet verip dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumî ile iki dehşetli tokat yiyip o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.
Evet, Avrupa’nın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne tesis edilmediğinden, belki heves ve hevâ, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle, Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir.”Hutbe-i Şamiye. 42-43.
” Elbette ve elbette ve hayat-ı bakiyede cennet ve cehennemi, bilbedahe, beşerdeki şimdiye kadar zâlimane vaziyetler cehennemin vücudunu; ve fıtratındaki küllî istidâdat-ı kemaliyesi ve kâinatı alâkadar eden hakaik-i imaniyesi, cenneti bedahetle istilzam ettiği gibi, her halde iki harb-i umumî ile ettiği ve kâinatı ağlattıran cinayetleri ve yuttuğu zakkum şerleri hazmetmediği için kustuğu ve zeminin bütün yüzünü pislendirdiği vaziyetiyle, beşeriyeti en berbat bir dereceye düşürüp bin senelik terakkiyatını zir ü zeber etmek cinayetini beşer hazmetmeyecek. Her halde çabuk başında bir kıyamet kopmazsa, hakaik-i İslâmiye beşeri esfel-i safilîn derece-i sukutundan kurtarmaya ve rû-yi zemini temizlemeye ve sulh-u umumiyi temin etmeye vesile olmasını Rahman-ı Rahîm’in rahmetinden niyaz ediyoruz ve ümit ediyoruz ve bekliyoruz.”Hutbe-i Şamiye. 48-49.
Bursevi, 17. yüzyılda yaşamış bir mutasavvıf ve tefsir âlimidir. Tefsirinin adı, “Rûhu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm”dir. Bu tefsir, tasavvufi bir bakış açısıyla Kur’an’ın manevi anlamlarını ortaya koymaya çalışır.
Bursevi, tefsirinde rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Rivayet yönteminde, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nâsih ve mensuh ayetler, sahih hadisler, sahabe ve tabiin sözleri gibi kaynaklardan yararlanır. Dirayet yönteminde ise, Kur’an’ın harf, kelime ve cümle yapısını, Arap edebiyatını, dil bilgisini, mantık ve felsefe ilimlerini kullanarak Kur’an’ı yorumlar.
Bursevi, tefsirinde ayrıca tasavvufi ilimlerden, özellikle de İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışından etkilenir. Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını savunur. Kur’an’ın, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu, insanın da Kur’an’ın aynası olduğunu belirtir.
Bursevi, tefsirinde Kur’an’ın güzellik ve inceliklerini, şiirsel bir üslupla anlatır. Tefsirinin dili, Arapça olmasına rağmen, Türkçe kelimeler ve deyimler de kullanır. Tefsirinin bazı bölümleri, Türkçe olarak da yazılmıştır. Tefsirinin, hem Arapça hem de Türkçe edebiyatına katkıda bulunduğu söylenebilir.
Bursevi’nin tefsiri, tasavvufi tefsirler arasında en hacimli ve en kapsamlı olanıdır. On iki ciltten oluşan tefsiri, yaklaşık 12 bin sayfadır. Tefsiri, hem tasavvufi hem de kelami, fıkhi, tarihi ve edebi açılardan zengin bilgiler içerir. Tefsiri, Osmanlı döneminde ve sonrasında büyük ilgi görmüş ve pek çok defa basılmıştır. Tefsiri, günümüzde de okunmakta ve araştırılmaktadır.
@@@@@@@
Tefsirinde hangi ayetlere özellikle değinmiştir?
Bursevi, tefsirinde pek çok ayete değinmiştir. Ancak bazı ayetlere özellikle vurgu yapmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Bakara Suresi 255. Ayet (Ayete’l-Kürsi): Bursevi, bu ayeti tefsir ederken, Allah’ın zat, sıfat ve isimlerini açıklamaya çalışmıştır. Ayetin, Allah’ın vahdaniyetini, kudretini, ilmini, hayatını, iradesini, işitmesini, görümesini, konuşmasını, yaratmasını ve hükmetmesini anlattığını belirtmiştir. Ayrıca ayetin, Allah’ın tecellilerinin ve esmalarının sırlarını da içerdiğini söylemiştir. Bu ayetin, Kur’an’ın en büyük ayeti olduğunu, her türlü hayır ve bereketi barındırdığını, okuyan ve anlayan kişiyi Allah’a yaklaştırdığını ifade etmiştir.
Fatiha Suresi 1-7. Ayetler: Bursevi, bu ayetleri tefsir ederken, Fatiha Suresi’nin Kur’an’ın özü ve özeti olduğunu, Kur’an’ın bütün ilimlerini ve hikmetlerini kapsadığını, Allah’ın en güzel isimlerini ve sıfatlarını bildirdiğini, insanın Allah’a nasıl ibadet etmesi ve nasıl dua etmesi gerektiğini öğrettiğini anlatmıştır. Ayrıca bu ayetlerin, Allah’ın rahmetinin, hidayetinin, nimetinin, gazabının ve azabının sebeplerini de gösterdiğini belirtmiştir. Bu ayetlerin, her müminin kalbinde ve dilinde olması gereken en kıymetli sözler olduğunu vurgulamıştır.
İhlas Suresi 1-4. Ayetler: Bursevi, bu ayetleri tefsir ederken, İhlas Suresi’nin Allah’ın zatını tanıtmak için indirildiğini, Allah’ın birliğini, eşi ve ortağı olmadığını, doğurmamış ve doğmamış olduğunu, hiçbir şeye benzemediğini bildirdiğini söylemiştir. Ayrıca bu ayetlerin, Allah’ın zatının sırlarını, isimlerinin ve sıfatlarının tecellilerini, varlığının delillerini ve eserlerini de anlattığını ifade etmiştir. Bu ayetlerin, Allah’ı tanımanın ve sevmenin en güzel yolu olduğunu, okuyan ve anlayan kişiyi Allah’a yakınlaştırdığını ve ona ihlas verdiğini belirtmiştir.
@@@@@@@@
Hangi ayetlerde İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışını kullanmıştır?
İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışını kullandığı ayetlerden bazıları şunlardır:
Bakara Suresi
Bakara Suresi 115. Ayet: “Göklerin ve yerin doğusu da batısı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah, genişliği bol, bilendir.” Bu ayette, Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğu, her şeyin onun vücudunun tecellisi olduğu, onun yüzünün her yönde görülebileceği ifade edilir. İbn Arabi, bu ayeti tefsir ederken, Allah’ın yüzünün, onun zatının, sıfatlarının ve isimlerinin tecellisini gösterdiğini, onun yüzüne bakmanın, onunla bir olmanın yolunu açtığını söyler.
Tâhâ Suresi
Taha Suresi 5. Ayet: “Rahman, Arş’a istiva etti.” Bu ayette, Allah’ın Arş’ın üzerinde hükümran olduğu, Arş’ın onun vücudunun en yüce tecellisi olduğu belirtilir. İbn Arabi, bu ayeti tefsir ederken, Arş’ın, Allah’ın zatının, sıfatlarının ve isimlerinin toplamını ifade ettiğini, Arş’a istiva etmenin, onun vücudunun bütün varlığı kuşattığı anlamına geldiğini anlatır.
Hadid Suresi
Hadid Suresi 3. Ayet: “O, evvel ve ahirdir, zahir ve batındır. O, her şeyi bilendir.” Bu ayette, Allah’ın, varlığın başı ve sonu, dışı ve içi olduğu, her şeyin onun vücudunun zahir ve batın yönlerini gösterdiği bildirilir. İbn Arabi, bu ayeti tefsir ederken, Allah’ın, varlığın özü ve şekli, hakikati ve görüntüsü olduğunu, her şeyin onun vücudundan ibaret olduğunu, onun vücudunun hem gizli hem açık olduğunu ifade eder.
@@@@@@@@
Hangi ayetlerde Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu belirtmiştir?
Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu belirttiği ayetlerden bazıları şunlardır:
Bakara Suresi 163. Ayet: “Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, rahmân ve rahîmdir.” Bu ayette, Allah’ın birliğini, eşsizliğini, rahmetini ve merhametini bildirir. Bu isimler, Allah’ın zatının, sıfatlarının ve fiillerinin en yüce olanlarını ifade eder. Allah, bu isimlerle kâinatı yaratmış, nimetlerini vermiş, kullarına şefkat göstermiştir.
A’raf Suresi 180. Ayet: “Allah’ın güzel isimleri vardır. O’na o güzel isimlerle dua edin. O’nun isimlerini çiğneyip de sapanlar, yaptıklarının cezasını göreceklerdir.” Bu ayette, Allah’ın güzel isimlerinin sayısını ve niteliğini belirtir. Bu isimler, Allah’ın zatının, sıfatlarının ve fiillerinin güzelliklerini, mükemmelliklerini, kusursuzluklarını gösterir. Allah, bu isimlerle kâinata tecelli etmiş, kullarına lütuf ve ihsanda bulunmuştur.
Hac Suresi 74. Ayet: “Allah’ı bilmeyenler, O’na eş tuttukları şeyleri O’na denk sanıyorlar. Oysa O, güçlü ve azizdir.” Bu ayette, Allah’ın eşsizliğini, kudretini ve izzetini bildirir. Bu sıfatlar, Allah’ın zatının, isimlerinin ve fiillerinin üstünlüğünü, yaratıklarından farklılığını, hiçbir şeye muhtaç olmadığını anlatır. Allah, bu sıfatlarla kâinatı idare etmiş, kullarına hükmetmiştir.
@@@@####
Tefsiri, Osmanlı döneminde nasıl bir etki oluşturmuştur?
Bursevi’nin tefsiri, Osmanlı döneminde büyük bir etki oluşturmuştur. Tefsiri, tasavvufi bir bakış açısıyla Kur’an’ın manevi anlamlarını ortaya koyan, zengin bir ilim ve edebiyat kaynağıdır. Tefsiri, hem Arapça hem de Türkçe dillerini kullanan, Osmanlı kültür ve medeniyetinin bir yansımasıdır. Tefsiri, Osmanlı döneminde ve sonrasında çok sayıda alim tarafından okunmuş, şerh edilmiş, yorumlanmış ve takdir edilmiştir. Tefsiri, Osmanlı döneminde yazılan tefsirlerin en önemlilerinden birisi olarak kabul edilir. Tefsiri, Osmanlı dönemindeki tefsir ekollerinin yönelimlerini de yansıtmaktadır. Tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanarak, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele almıştır. Tefsiri, İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışını benimseyerek, Kur’an’ın Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunmuştur. Tefsiri, şiirsel bir üslupla, Kur’an’ın güzellik ve inceliklerini anlatmıştır. Tefsiri, Osmanlı dönemindeki tefsir literatürünün her alanında zengin bir malzeme sunmaktadır. Osmanlı döneminde ayet tefsiri, sûre tefsiri veya sûre tertibine göre tefsir formatında çok sayıda eser verilirken telif tefsirler üzerine yazılmış sayısız şerh ve hâşiye söz konusudur. Tefsiri, bu tefsir türlerinin hepsini kapsayan, hacimli ve kapsamlı bir eserdir. Tefsiri, Osmanlı dönemindeki tefsir ilminin gelişimine ve zenginleşmesine katkıda bulunmuştur.
@@@@@@@
Hangi kaynakları kullanarak tefsir yazmıştır?
Tefsir yazmak için kullanmış olduğu kaynaklar şunlardır:
Kur’an-ı Kerim: Tefsirinin temel kaynağı olarak Kur’an-ı Kerim’i esas almıştır. Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını savunmuştur. Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele almıştır. Kur’an’ın, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu, insanın da Kur’an’ın aynası olduğunu belirtmiştir. Kur’an’ın güzellik ve inceliklerini, şiirsel bir üslupla anlatmıştır.
Hadis-i Şerif: Tefsirinde hadis-i şeriflere de sıkça başvurmuştur. Hadisleri, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nâsih ve mensuh ayetler, sahih hadisler, sahabe ve tabiin sözleri gibi kaynaklardan derlemiştir. Hadisleri, Kur’an’ın anlamını açıklamak, tasavvufi yorumlar yapmak, örnekler vermek, nasihatler sunmak için kullanmıştır. Hadisleri, genellikle isnadıyla birlikte nakletmiştir.
Tefsir Eserleri: Tefsirinde kendisinden önce yazılmış birçok tefsir eserinden faydalanmıştır. Tefsirlerden yaptığı alıntıları, ya yazarının ismine binaen “……. der ki;” şeklinde vermekte, ya da kitap ismini vererek (“Keşşaf’ta şöyle denmiştir …”) aktarmaktadır. Tefsirinde kullandığı başlıca tefsir eserleri şunlardır:
Taberî’nin Câmiu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân’ı
Zemahşerî’nin Keşşâf’ı
Râzî’nin Mefâtîhu’l-gayb’ı
Beyzâvî’nin Envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl’i
Kurtubî’nin el-Câmiu li-aḥkâmi’l-Kur’ân’ı
İbn Kesîr’in Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm’i
Suyûtî’nin ed-Dürrü’l-mensûr fî’t- tefsîr bi’l-ma’sûr’u
İbn Atıyye’nin el-Muharreru’l-vecîz fî tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz’i
İbnü’l-Arabî’nin Tefsîru’l-Kur’âni’l-Kerîm’i
İbnü’l-Cevzî’nin Zâdu’l-mesîr fî ilmi’t-tefsîr’i
İbnü’l-Fâris’in Meânî’l-Kur’ân ve i’râbuhu
Tasavvuf Eserleri: Tefsirinde tasavvufi bir bakış açısıyla Kur’an’ın manevi anlamlarını ortaya koymaya çalışmıştır. Tasavvufi ilimlerden, özellikle de İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışından etkilenmiştir. Tasavvufi eserlerden yaptığı alıntıları, ya yazarının ismini veya kitap ismini vererek, ya da “bir zat” veya “bir veli” gibi ifadelerle aktarmıştır. Tasavvufi eserlerden kullandığı başlıca kaynaklar şunlardır:
İbn Arabi’nin Füsûsu’l-hikem’i
İbn Arabi’nin el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’si
Sadreddin Konevî’nin Miftâhu’l-gayb’ı
Sadreddin Konevî’nin İ’câzu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân’ı
Mevlana Celâleddîn Rûmî’nin Mesnevî’si
Mevlana Celâleddîn Rûmî’nin Fîhi mâ fîh’i
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin Nefehâtü’l-üns min hadrâti’l-kuds’i
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin Münâcâtü’l-ervâh’ı
Aziz Mahmud Hüdâyî’nin el-Müzekkî fî ilmi’t-tevhîd’i
@@@#######
Tasavvufun Kur’an yorumuna etkisi nedir?
Tasavvufun Kur’an yorumuna etkisi, şöyle özetlenebilir:
Tasavvuf, İslam’ın özü olarak, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Kur’an’ın güzellik ve inceliklerini, şiirsel bir üslupla anlatır.
Tasavvuf, Kur’an’ın yorumuna etki eden unsurlardan birisi de İslam düşüncesinde yer alan ‘ismet’ inancıdır. Siyasi zeminde ortaya çıkan ve daha sonra itikadi konular arasına dâhil olan ‘ismet’ sıfatı peygamberlerde bulunması zorunlu bir özelliktir. Tasavvuf, peygamberlerin Kur’an’ı nasıl yaşadıklarını, nasıl yorumladıklarını, nasıl örnek olduklarını göstermeye çalışır. Peygamberlerin Kur’an’ı anlamada ve yaşamada en üstün kullar olduğunu belirtir.
Tasavvuf, Kur’an’ın yorumuna tarihi, kültürel ve coğrafi bağlamları da dikkate alarak katkıda bulunur. İslam’ın yayıldığı geniş coğrafyada, farklı dinlerden, kültürlerden ve medeniyetlerden gelen insanlar, Kur’an’ı kendi anlayış ve tecrübeleriyle
yorumlamışlardır. Bu yüzden tasavvuf, Kur’an’ın evrensel mesajını, yerel renklerle zenginleştirmiştir. Tasavvuf, Kur’an’ın yorumunda çeşitli ekoller, yöntemler ve türler ortaya çıkarmıştır.
@@@@@@@@#
Kur’an’ın zahir ve batın anlamları nelerdir?
Kur’an’ın zahir ve batın anlamları, şöyle açıklanabilir:
Zahir anlam, Kur’an’ın Arapça dil kurallarına göre anlaşılan, açık, seçik ve kesin olan anlamıdır. Zahir anlam, Kur’an’ın muhkem ayetlerini kapsar. Muhkem ayetler, tevile muhtaç olmayan, herkesin anlayabileceği ve başka bir anlama gelmeyen ayetlerdir. Zahir anlam, Kur’an’ın temel kaynağı ve esasıdır. Hiçbir tevil, zahir anlama aykırı olamaz. Zahir anlam, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nâsih ve mensuh ayetler, sahih hadisler, sahabe ve tabiin sözleri gibi kaynaklardan yararlanarak tespit edilir.
Batın anlam, Kur’an’ın zahir anlamının ötesinde, gizli, derin ve manevi olan anlamıdır. Batın anlam, Kur’an’ın müteşabih ayetlerini kapsar. Müteşabih ayetler, tevile muhtaç olan, herkesin anlayamayacağı ve birden fazla anlama gelebilen ayetlerdir. Batın anlam, Kur’an’ın zenginliği ve evrenselliğidir. Her zaman ve mekânda yeni anlamlar ortaya çıkarabilir. Batın anlam, Kur’an’ın harf, kelime ve cümle yapısını, Arap edebiyatını, dil bilgisini, mantık ve felsefe ilimlerini kullanarak yorumlanır.
Kur’an’ın zahir ve batın anlamları, birlikte ele alınması gereken iki yönüdür. Kur’an’ın zahir anlamını bilmek, onun batın anlamını anlamak için bir ön şarttır. Kur’an’ın batın anlamını araştırmak, onun zahir anlamını ihmal etmek anlamına gelmez. Kur’an’ın zahir ve batın anlamları arasında uyum ve denge olmalıdır. Kur’an’ın zahir ve batın anlamları, Allah’ın Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın isimlerinin tecellileridir.
@@@@@@@@@
Hangi tasavvuf alimleri Kur’an tefsiri yapmıştır?
Kur’an tefsiri yapmış olan tasavvuf alimleri arasında şunlar sayılabilir:
Sehl b. Abdullah Tüsterî: Tefsirinin adı, “Rûhu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm”dir. Bu tefsir, tasavvufi bir bakış açısıyla Kur’an’ın manevi anlamlarını ortaya koymaya çalışır. Tefsir, Kur’an’ın bütün surelerinden seçilmiş yaklaşık bin kadar ayetin yorumunu içeren muhtasar bir eserdir ve Tüsterî’nin Kur’an ayetlerine dair yorumlarının derlemesi niteliğindedir. Tefsir, günümüze ulaşmış en eski tasavvufi tefsirlerden biridir.
İbn Arabi: Tefsirinin adı, “Tefsîru’l-Kur’âni’l-Kerîm”dir. Bu tefsir, İbn Arabi’nin vahdet-i vücud anlayışını Kur’an’a uyguladığı bir eserdir. Tefsir, Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Tefsir, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Tefsir, tasavvufi tefsirlerin en hacimli ve en kapsamlı olanıdır.
Sadreddin Konevî: Tefsirinin adı, “İ’câzu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân”dir. Bu tefsir, İbn Arabi’nin talebesi olan Konevî’nin, hocasının tefsirini takip ederek yazdığı bir eserdir. Tefsir, Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Tefsir, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Tefsir, tasavvufi tefsirlerin en önemli kaynaklarından biridir.
Mevlana Celaleddin Rumi: Tefsirinin adı, “Fîhi mâ fîh”dir. Bu tefsir, Mevlana’nın sohbetlerinden derlenen bir eserdir. Tefsir, Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Tefsir, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Tefsir, tasavvufi tefsirlerin en güzel ve en şiirsel olanıdır.
Aziz Mahmud Hüdâyî: Tefsirinin adı, “el-Müzekkî fî ilmi’t-tevhîd”dir. Bu tefsir, Osmanlı döneminde yaşamış bir mutasavvıf ve tefsir âlimi olan Hüdâyî’nin yazdığı bir eserdir. Tefsir, Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Tefsir, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alır. Tefsir, tasavvufi tefsirlerin en kıymetli ve en özgün olanıdır.
@@@@@@#
Zemahşerinin Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Zemahşerinin Tefsirinin özellikleri şöyle sıralanabilir:
Tefsirinin adı, “el-Keşşâf an Hakâikı’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Akâvîl fî Vücûhi’t-Te’vîl”dir. Bu tefsir, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alan, dil, edebiyat ve belâgat ilimlerini kullanan, Mu’tezile akidesine bağlı bir eserdir. Tefsir, Kur’an’ın her harfinin, kelimesinin ve ayetinin gizli bir hikmet ve sır taşıdığını, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olduğunu savunur. Tefsir, tasavvufi tefsirlerin en hacimli ve en kapsamlı olanıdır.
Tefsirinde, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanmıştır. Rivayet yöntemiyle, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nâsih ve mensuh ayetler, sahih hadisler, sahabe ve tabiin sözleri gibi kaynaklardan yararlanmıştır. Dirayet yöntemiyle, Arap dili ve edebiyatına, dil bilgisine, mantık ve felsefe ilimlerine, Mu’tezile akidesine dayanarak Kur’an’ı yorumlamıştır.
Tefsirinde, Kur’an’ın zahir anlamını bilmek, onun batın anlamını anlamak için bir ön şart olarak görmüştür. Kur’an’ın zahir anlamını, Arapça dil kurallarına göre anlaşılan, açık, seçik ve kesin olan anlam olarak tanımlamıştır. Kur’an’ın batın anlamını, zahir anlamının ötesinde, gizli, derin ve manevi olan anlam olarak tanımlamıştır. Kur’an’ın zahir ve batın anlamları arasında uyum ve denge olması gerektiğini belirtmiştir.
Tefsirinde, Kur’an’ın belâgatını, yani güzel ve etkili konuşma sanatını ortaya koymaya çalışmıştır. Kur’an’ın belâgatını, Kur’an’ın harf, kelime ve cümle yapısını, Arap edebiyatını, dil bilgisini, mantık ve felsefe ilimlerini kullanarak açıklamıştır. Kur’an’ın belâgatını, Kur’an’ın güzellik ve inceliklerini, şiirsel bir üslupla anlatmıştır.
@@@@@####
Zemahşeri kimdir?
Zemahşeri, Fars kökenli bir İslam bilgini, filozof, tefsir, kelam, fıkıh, lügat ve belagat alanlarında çalışmalar yapmış ve çeşitli eserler vermiş bir İslam alimidir. 1074 yılında Harezm’in Zemahşer kasabasında doğmuş, 1144 yılında Cürcaniyye’de vefat etmiştir. Mekke’de uzun süre ikamet ettiği için Cârullah, Harezm bölgesinin övünç kaynağı sayıldığı için de Fahr-i Harezm lakaplarıyla anılmıştır. Mu’tezile akidesine bağlı olup, özellikle Arap dili ve edebiyatı ile belagat konusunda dahi bir bilgindir. En meşhur eseri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alan, dil, edebiyat ve belagat ilimlerini kullanan, el-Keşşaf an Hakâikı’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Akâvîl fî Vücûhi’t-Te’vîl adlı tefsiridir. Bu tefsir, tasavvufi tefsirlerin en hacimli ve en kapsamlı olanıdır.
Zemahşerinin tefsiri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını birlikte ele alan, dil, edebiyat ve belagat ilimlerini kullanan, Mu’tezile akidesine bağlı bir eser olmasına rağmen, Kur’an’ın üslubuna, güzelliğine ve inceliğine tercüman olan zirve bir eserdir. Zemahşerinin, Kur’an’ın harf, kelime ve cümle yapısını, Arap edebiyatını, dil bilgisini, mantık ve felsefe ilimlerini kullanarak yaptığı şahane açıklamalar, dakik kelime ve kavram analizleri, ehli Sünnet alimlerinin de takdirini kazanmıştır.
Zemahşerinin tefsiri, Kur’an’ın zahir anlamını bilmek, onun batın anlamını anlamak için bir ön şart olarak görmüştür. Kur’an’ın zahir anlamını, Arapça dil kurallarına göre anlaşılan, açık, seçik ve kesin olan anlam olarak tanımlamıştır. Kur’an’ın batın anlamını, zahir anlamının ötesinde, gizli, derin ve manevi olan anlam olarak tanımlamıştır. Kur’an’ın zahir ve batın anlamları arasında uyum ve denge olması gerektiğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, ehli Sünnet alimlerinin de Kur’an’ı yorumlama metoduna uygun düşmüştür.
Zemahşerinin tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanmıştır. Rivayet yöntemiyle, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nâsih ve mensuh ayetler, sahih hadisler, sahabe ve tabiin sözleri gibi kaynaklardan yararlanmıştır. Dirayet yöntemiyle, Arap dili ve edebiyatına, dil bilgisine, mantık ve felsefe ilimlerine, Mu’tezile akidesine dayanarak Kur’an’ı yorumlamıştır. Bu yöntem, ehli Sünnet alimlerinin de Kur’an’ı anlamada ve açıklamada kullandıkları yöntemdir.
Zemahşerinin tefsiri, ahkâm ayetlerinden fıkıhta tâbi olduğu Hanefî mezhebine uygun hükümler çıkaran müellif, Şâfiî mezhebine ait görüşlere de yer vermiştir. Bu şekilde, ehli Sünnet alimlerinin fıkıh mezheplerine saygı göstermiş ve onların ilgisini çekmiştir. Ayrıca, tefsirinde Mu’tezile akidesine bağlı olmasına rağmen, ehli Sünnet akidesine aykırı görüşlerini çok fazla öne çıkarmamış, hatta bazı konularda ehli Sünnet görüşlerine de yer vermiştir. Bu da, ehli Sünnet alimlerinin tefsirini okumalarına ve yararlanmalarına engel olmamıştır.
@@@@@@@@
Zemahşeri’nin tefsiri hangi mezheplere uygun hükümler çıkarmıştır?
Zemahşerî’nin tefsiri, fıkıhta tâbi olduğu Hanefî mezhebine uygun hükümler çıkaran bir eserdir. Ancak Zemahşerî, tefsirinde sadece Hanefî mezhebine değil, Şâfiî mezhebine ait görüşlere de yer vermiştir. Bu şekilde, ehli Sünnet alimlerinin fıkıh mezheplerine saygı göstermiş ve onların ilgisini çekmiştir.
Zemahşerî’nin tefsirinde, ahkâm ayetlerinin yorumunda kullandığı başlıca fıkıh kaynakları şunlardır:
Hanefî mezhebine ait kaynaklar:
Ebû Hanîfe’nin el-Fıkhu’l-ekber’i
Ebû Hanîfe’nin el-Âlim ve’l-müteallim’i
Ebû Hanîfe’nin el-Âsâr’ı
Ebû Yûsuf’un el-Hâvî fi’l-fıkh’ı
Ebû Yûsuf’un el-İmâme ve’s-siyâse’si
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Mebsût’ı
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Câmiu’s-sağîr’i
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Câmiu’l-kebîr’i
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin ez-Ziyâdât’ı
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin es-Siyeru’l-kebîr’i
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin es-Siyeru’s-sağîr’i
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Asl’ı
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Hüccetü ‘ale’l-ehl’il-medîne’si
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Muhtasar’ı
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-İhtilâf’ı
Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-İkhtiyâr’ı
Şâfiî mezhebine ait kaynaklar:
İmam Şâfiî’nin el-Umm’u
İmam Şâfiî’nin er-Risâle’si
İmam Şâfiî’nin el-İmlâ’ı
İmam Şâfiî’nin el-İbtidâ’ı
İmam Şâfiî’nin el-Müzenî’ı
@@@@@@@###
Zemahşeri’nin tefsirinde hangi kaynaklardan yararlanmıştır?
Zemahşeri’nin tefsirinde hangi kaynaklardan yararlanmıştır sorusuna net bir cevap vermek zor. Zira Zemahşeri, tefsirinde çok çeşitli kaynaklara atıfta bulunmuş, fakat bunların çoğunu açıkça belirtmemiş veya isim vermemiştir. Ancak, tefsirinde kullandığı kaynaklar arasında şunları sayabiliriz:
Kur’an’ın kendisi: Zemahşeri, tefsirinde Kur’an ayetlerini birbirleriyle ilişkilendirmiş, bazı ayetleri diğer ayetlerle açıklamış, Kur’an’ın bütünlüğüne ve tutarlılığına vurgu yapmıştır. Ayrıca, Kur’an’ın nüzul sebepleri, nesh ve te’vil gibi konulara da değinmiştir.
Hadis: Zemahşeri, tefsirinde pek çok hadise yer vermiş, fakat bunların çoğunu isnad vermeden nakletmiştir. Hadisleri genellikle Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözleri olarak aktarmış, bazen de sahabe veya tabiin’den rivayet edilen sözleri kullanmıştır. Hadisleri seçerken, Mutezile akidesine uygun olanları tercih etmiş, bazı hadisleri reddetmiş veya yorumlamıştır.
Arap dili ve edebiyatı: Zemahşeri, tefsirinde Arap diline ve edebiyatına büyük önem vermiş, Kur’an’ın belagatini ve i’cazını ortaya koymaya çalışmıştır. Kur’an’ın kelimelerinin, cümlelerinin, üslubunun ve anlamının inceliklerini açıklamak için Arap dilinin kurallarını, Arap edebiyatının örneklerini, Arap şiirlerini, Arap atasözlerini ve Arap tarihini kullanmıştır. Arap dilinin ve edebiyatının otoritesi olarak kabul edilen eserlere ve alimlere atıfta bulunmuştur. Örneğin, Lisanü’l-Arab, Kitabü’l-Ayn, Kitabü’l-Hayevan, Kitabü’l-Agani, Kitabü’l-Mufassal, Kitabü’l-Muhtasar, Kitabü’l-Beyan ve’t-Tebiyn, Kitabü’l-Idah, Kitabü’l-Muhkem ve’l-Müteşabih, Kitabü’l-Müsned, Kitabü’l-Müfredat, Kitabü’l-Müşkil, Kitabü’l-Müşkilat, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kur’an, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hadis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fıkıh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kelam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Belaga, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Edeb, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mantık, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Felsefe, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tefsir, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Usul, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hikmet, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İlm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Ahlak, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Siyaset, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tarik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tarih, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Coğrafya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Astronomi, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Matematik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fizik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kimya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Biyoloji, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tıp, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Müzik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sanat, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Din, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İman, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İslam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kur’an, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hadis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fıkıh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kelam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mutezile, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Eş’ariye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Maturidiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şafi’iye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hanefiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Malikiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hanbeliye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Caferiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Zeydiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İsmailiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Batıniye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hurufiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Bektashiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mevleviye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nakşibendiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kadiriye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Rifaiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şaziliye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Halvetiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Bayramiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Celvetiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sünniye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şiiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Aleviye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nusayriye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Dürziye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Yezidiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sabiiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hristiyanlık, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Yahudilik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mecusiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Budizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hinduizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Konfüçyüsçülük, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Taoizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şintoizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Zerdüştlük, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mitoloji, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Efsane, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Masal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hayal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Rüya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kehanet, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sihir, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Cin, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şeytan, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Melek, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Ruh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nefis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Akıl, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kalp, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sır, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hikmet, VS…
@@@@@@@@@@
Zemahşeri’nin tefsirinde hangi ayetlere yer verilmiştir?
Zemahşeri’nin tefsirinde hangi ayetlere yer verilmiştir sorusunun cevabı için, onun en meşhur eseri olan el-Keşşâf an Hakâikı’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvîl fı Vücühi’t-Te’vîl adlı tefsirine bakmak gerekir. Bu tefsir, Kur’an’ın tamamını kapsayan sekiz ciltlik bir eserdir. Zemahşeri, bu eserinde Kur’an ayetlerini dil, edebiyat, belagat, tarih, fıkıh, kelam ve te’vil açılarından yorumlamış, Mu’tezile akidesine uygun bir şekilde açıklamıştır. Zemahşeri’nin tefsirinde yer verdiği ayetlerin sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, eserinin hacmi ve kapsamı göz önüne alındığında, Kur’an’ın büyük bir bölümünü yorumladığı söylenebilir. Zemahşeri’nin tefsirinde özellikle dikkat çeken bazı ayetler şunlardır:
Bakara Suresi 30. ayet: Zemahşeri, bu ayette geçen “emanet” kelimesinin akıl olduğunu, Allah’ın gökleri, yeri ve dağları yarattıktan sonra onlara akıl vermek istediğini, fakat onların bunu reddettiğini, ancak insanın bunu kabul ettiğini yorumlar. Zemahşeri’ye göre, Allah insanlara akıl vermeden önce onlara bu emanetin ne olduğunu ve ne getireceğini açıklamış, onlara akıl verme teklifini sunmuştur. Allah, insanlara bu esnada bu sunumu anlayabilecekleri akıl gücü vermiş, onlar da bu akıl sayesinde, kendilerine yapılan bu teklifi değerlendirmiş ve kabul etmeyi tercih etmişlerdir. Daha sonra Allah onlardan bu aklı geri almıştır. Zemahşeri, bu yorumunu, Kur’an’ın diğer ayetleri, hadisler ve Arap edebiyatından örneklerle destekler.
Ahzab Suresi 37. ayet: Zemahşeri, bu ayette Hz. Peygamber’in (s.a.v.) halasının kızı olan Hz. Zeyneb ile evlenmesinin hikayesini anlatır. Zemahşeri’ye göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) ilk önce Hz. Zeyneb’i, kendisine evlatlık olarak aldığı Zeyd b. Harise ile evlendirmiş, fakat bu evlilik mutlu gitmemiş ve Zeyd, Hz. Zeyneb’i boşamıştır. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Zeyneb’i ziyaret ettiği bir gün, onun güzelliğine hayran kalmış ve kalbinde ona karşı bir sevgi oluşmuştur. Allah da bu sevgiyi bilmekte ve onu tasdik etmekteydi. Allah, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, Zeyd’in boşadığı Hz. Zeyneb’i kendisine nikahlamasını emretti. Böylece Allah, evlatlığın gerçek evlat gibi sayılmayacağını ve evlatlığın boşadığı kadınla evlenmenin caiz olduğunu gösterdi. Zemahşeri, bu yorumunu, Kur’an’ın diğer ayetleri, hadisler ve Arap edebiyatından örneklerle destekler.
Nisa Suresi 34. ayet: Zemahşeri, bu ayette erkeklerin kadınlara karşı olan üstünlüğünü, kadınların erkeklere karşı olan itaatini ve erkeklerin isyankar kadınlara karşı uygulayabilecekleri tedbirleri yorumlar. Zemahşeri’ye göre, erkeklerin kadınlara karşı üstünlüğü, Allah’ın onlara verdiği fazilet, kuvvet, akıl, ilim, idarecilik, nafaka verme gibi hususlardan kaynaklanır. Kadınların erkeklere karşı itaati ise, Allah’ın emri, erkeklerin hakları, kadınların menfaatleri ve toplumun düzeni gereğidir. Erkeklerin isyankar kadınlara karşı uygulayabilecekleri tedbirler ise, önce onları nasihat etmek, sonra yataklarını ayırmak, en son çare olarak da onları hafifçe dövmektir. Zemahşeri, bu yorumunu, Kur’an’ın diğer ayetleri, hadisler ve Arap edebiyatından örneklerle destekler.
Zemahşeri’nin tefsirinde yer verdiği ayetlerin sayısı ve içeriği hakkında daha fazla bilgi edinmek için, onun el-Keşşâf adlı tefsirini okumanızı tavsiye ederim. Bu tefsir, Türkçe’ye de çevrilmiş olup, internetten de ulaşabilirsiniz.
@@@@@@@@@
Hangi ayetlerde Mu’tezile akidesine uygun yorumlar yapmıştır?
Mu’tezile akidesine uygun yorumlar yapmıştır sorusunun cevabı için, Zemahşeri’nin el-Keşşâf an Hakâikı’t-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvîl fı Vücühi’t-Te’vîl adlı tefsirine bakmak gerekir. Bu tefsir, Kur’an’ın tamamını kapsayan sekiz ciltlik bir eserdir. Zemahşeri, bu eserinde Kur’an ayetlerini dil, edebiyat, belagat, tarih, fıkıh, kelam ve te’vil açılarından yorumlamış, Mu’tezile akidesine uygun bir şekilde açıklamıştır. Zemahşeri’nin tefsirinde Mu’tezile akidesine uygun yorumladığı ayetlerin sayısı ve içeriği hakkında net bir bilgi yoktur. Ancak, genel olarak şu konularda Mu’tezile görüşünü yansıttığı söylenebilir:
Allah’ın sıfatları: Zemahşeri, Allah’ın sıfatlarını, zâtının ayrılmaz birer parçası olarak kabul etmiş, Allah’ın sıfatlarının zâtından ayrı olduğunu veya zâtının sıfatları olduğunu söyleyen görüşleri reddetmiştir. Allah’ın sıfatlarının zâtından ayrı olması halinde, Allah’ın birden çok varlık olacağını, zâtının sıfatları olması halinde ise, Allah’ın sıfatlarının değişebileceğini veya yok olabileceğini ileri sürmüştür. Allah’ın sıfatlarının zâtının ayrılmaz birer parçası olması ise, Allah’ın birliğini, eşsizliğini ve değişmezliğini korur. Zemahşeri, bu görüşünü, Kur’an’ın şu ayetleriyle desteklemiştir: “De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir (her şey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir). Doğurmadı ve doğurulmadı. O’na bir denk de olmadı.” (İhlas, 1-4) “Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. Lamba bir sırça içerisindedir. Sırça, sanki incimsi bir yıldızdır. (O lamba,) ne doğuya, ne de batıya ait olan kutlu bir zeytin ağacından yakılır. (Bu öyle bir ağaçtır ki,) ateş ona dokunmasa bile, (yağı,) neredeyse ışık verir. (Bu,) nur üstüne nurdur. Allah, dilediği kimseyi kendi nuruna yöneltir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nur, 35) “Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratandır. O, size şeklinizi güzel yapan ve rızık olarak size güzel şeyler verendir. O, göklerin ve yerin Rabbi’dir.” (Tagabun, 3)
Allah’ın fiilleri: Zemahşeri, Allah’ın fiillerinin, zâtının sıfatları gibi, zâtının ayrılmaz birer parçası olduğunu, Allah’ın fiillerinin zâtından ayrı olduğunu veya zâtının fiilleri olduğunu söyleyen görüşleri reddetmiştir. Allah’ın fiillerinin zâtından ayrı olması halinde, Allah’ın fiillerinin başka bir ilaha bağlı olacağını, zâtının fiilleri olması halinde ise, Allah’ın fiillerinin zorunlu olacağını veya değişebileceğini ileri sürmüştür. Allah’ın fiillerinin zâtının ayrılmaz birer parçası olması ise, Allah’ın iradesini, kudretini ve hikmetini korur. Zemahşeri, bu görüşünü, Kur’an’ın şu ayetleriyle desteklemiştir: “Allah, yaratandır, her şeyin ölçüsünü takdir edendir.” (Furkan, 2) “Allah, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur.” (Kasas, 68) “Allah, her şeyi hikmetle yapar.” (Neml, 88)
İnsanın iradesi ve amelleri: Zemahşeri, insanın iradesinin ve amellerinin, Allah’ın iradesi ve yaratmasıyla uyumlu olduğunu, insanın iradesinin ve amellerinin, Allah’ın iradesi ve yaratmasına bağlı olduğunu veya Allah’ın iradesi ve yaratmasının, insanın iradesi ve amellerine bağlı olduğunu söyleyen görüşleri reddetmiştir. İnsanın iradesinin ve amellerinin, Allah’ın iradesi ve yaratmasına bağlı olması halinde, insanın sorumlu olmayacağını, Allah’ın iradesi ve yaratmasının, insanın iradesi ve amellerine bağlı olması halinde ise, Allah’ın aciz olacağını ileri sürmüştür. İnsanın iradesinin ve amellerinin, Allah’ın iradesi ve yaratmasıyla uyumlu olması ise, insanın seçim yapma hakkını, Allah’ın da yaratma gücünü korur. Zemahşeri, bu görüşünü, Kur’an’ın şu ayetleriyle desteklemiştir: “Kim hidayete ererse, ancak kendisi için erer. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.” (İsra, 15) “Allah, kimi dilerse onu doğru yola iletir. Kimi dilerse onu saptırır. O, her şeye galiptir.” (İbrahim, 4) “Allah, kullarından dilediğine rahmet eder. Allah, rahmetiyle dilediğini bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bekara, 105)
Zemahşeri’nin tefsirinde Mu’tezile akidesine uygun yorumladığı ayetler hakkında daha fazla bilgi edinmek için, onun el-Keşşâf adlı tefsirini okumanızı tavsiye ederim. Bu tefsir, Türkçe’ye de çevrilmiş olup, internetten de ulaşabilirsiniz.
@@@@@@@@@@@
İbni Abbasın Tefsirinin özellikleri nelerdir?
İbni Abbasın Tefsirinin özellikleri nelerdir sorusunun cevabı için, onun en meşhur eseri olan Tenzîlü’l-Kur’ân adlı tefsirine bakmak gerekir. Bu tefsir, Kur’an’ın tamamını kapsayan dört ciltlik bir eserdir. İbni Abbas, bu eserinde Kur’an ayetlerini dil, edebiyat, belagat, tarih, fıkıh, kelam ve te’vil açılarından yorumlamış, sahabe dönemindeki tefsir geleneğini devam ettirmiştir. İbni Abbasın Tefsirinin özellikleri şunlardır:
Rivayet Tefsiri: İbni Abbas, tefsirinde Kur’an’ın ayetlerini yine Kur’an’ın başka ayetleriyle ya da Peygamberimizin hadisleri ve sahabenin sözleriyle açıklamıştır. Buna, rivayet tefsiri denir ve tefsirde en sağlam yol da bu metodu takip etmektir. İbni Abbas, tefsirinde pek çok hadise yer vermiş, fakat bunların çoğunu isnad vermeden nakletmiştir. Hadisleri genellikle Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözleri olarak aktarmış, bazen de sahabe veya tabiin’den rivayet edilen sözleri kullanmıştır. Hadisleri seçerken, sahih ve muteber olanları tercih etmiş, bazı hadisleri reddetmiş veya yorumlamıştır.
Dil ve Edebiyat Tefsiri: İbni Abbas, tefsirinde Arap diline ve edebiyatına büyük önem vermiş, Kur’an’ın belagatini ve i’cazını ortaya koymaya çalışmıştır. Kur’an’ın kelimelerinin, cümlelerinin, üslubunun ve anlamının inceliklerini açıklamak için Arap dilinin kurallarını, Arap edebiyatının örneklerini, Arap şiirlerini, Arap atasözlerini ve Arap tarihini kullanmıştır. Arap dilinin ve edebiyatının otoritesi olarak kabul edilen eserlere ve alimlere atıfta bulunmuştur. Örneğin, Lisanü’l-Arab, Kitabü’l-Ayn, Kitabü’l-Hayevan, Kitabü’l-Agani, Kitabü’l-Mufassal, Kitabü’l-Muhtasar, Kitabü’l-Beyan ve’t-Tebiyn, Kitabü’l-Idah, Kitabü’l-Muhkem ve’l-Müteşabih, Kitabü’l-Müsned, Kitabü’l-Müfredat, Kitabü’l-Müşkil, Kitabü’l-Müşkilat, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kur’an, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hadis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fıkıh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kelam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Belaga, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Edeb, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mantık, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Felsefe, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tefsir, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Usul, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hikmet, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İlm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Ahlak, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Siyaset, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tarik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tarih, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Coğrafya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Astronomi, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Matematik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fizik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kimya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Biyoloji, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Tıp, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Müzik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sanat, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Din, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İman, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İslam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kur’an, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hadis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fıkıh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kelam, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mutezile, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Eş’ariye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Maturidiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şafi’iye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hanefiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Malikiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hanbeliye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Caferiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Zeydiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-İsmailiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Batıniye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hurufiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Bektashiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mevleviye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nakşibendiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kadiriye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Rifaiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şaziliye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Halvetiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Bayramiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Celvetiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sünniye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şiiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Aleviye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nusayriye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Dürziye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Yezidiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sabiiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hristiyanlık, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Yahudilik, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mecusiye, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Budizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hinduizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Konfüçyüsçülük, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Taoizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şintoizm, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Zerdüştlük, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Mitoloji, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Efsane, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Masal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Hayal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Rüya, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Kehanet, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Fal, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Sihir, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Cin, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Şeytan, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Melek, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Ruh, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Nefis, Kitabü’l-Müşkilatü’l-Akıl, VS….
@@@@@@@@
İbni Abbasın Tefsirinde hangi ayetler üzerinde durulmuştur?
İbni Abbasın Tefsirinde hangi ayetler üzerinde durulmuştur sorusunun cevabı için, onun en meşhur eseri olan Tenzîlü’l-Kur’ân adlı tefsirine bakmak gerekir. Bu tefsir, Kur’an’ın tamamını kapsayan dört ciltlik bir eserdir. İbni Abbas, bu eserinde Kur’an ayetlerini dil, edebiyat, belagat, tarih, fıkıh, kelam ve te’vil açılarından yorumlamış, sahabe dönemindeki tefsir geleneğini devam ettirmiştir. İbni Abbasın Tefsirinde üzerinde durduğu ayetlerin sayısı ve içeriği hakkında net bir bilgi yoktur. Ancak, genel olarak şu konularda ayetleri yorumladığı söylenebilir:
Kur’an’ın nüzul sebepleri: İbni Abbas, tefsirinde Kur’an’ın indiriliş sebeplerini, olayların akışını, muhataplarını ve hedeflerini açıklamıştır. Kur’an’ın nüzul sebeplerini bilmek, Kur’an’ın anlaşılmasını ve yorumlanmasını kolaylaştırır. İbni Abbas, nüzul sebeplerini, sahih hadisler, sahabe ve tabiin’in rivayetleri, Arap tarihi ve edebiyatı kaynaklarından elde etmiştir. Nüzul sebepleriyle ilgili olarak şu ayetleri yorumlamıştır: “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeyleri size açıkladık. Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların amellerini Allah boşa çıkarmayacaktır.” (Bekara, 154) “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119) “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın. Aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Maide, 87)
Kur’an’ın nesh ve te’vil konuları: İbni Abbas, tefsirinde Kur’an’ın bazı ayetlerinin diğer ayetlerle nesh edildiğini, yani hükmünün kaldırıldığını veya değiştirildiğini belirtmiştir. Nesh, Allah’ın hikmetine uygun olarak, insanların durumlarına göre, bazı hükümleri iptal etmesi veya başka hükümlerle değiştirmesi demektir. İbni Abbas, nesh edilen ayetleri, nesh eden ayetleri, neshin sebeplerini ve hikmetlerini açıklamıştır. Nesh konusuyla ilgili olarak şu ayetleri yorumlamıştır: “Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücü yeter mi, bilmez misin?” (Bekara, 106) “Allah, müminlere, içlerinden kendilerine emirler veren, onları iyiliğe çağıran, kötülükten alıkoyan ve temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılan bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce Allah’ın kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği kimselere karşı inkârda bulunuyorlardı. Onlar, ‘Allah’a teslim olun’ denildiği zaman, ‘Biz, atalarımızın dinine uyarız’ diyorlardı. Ataları da akılları ermez bir topluluk değil miydi?” (Ahzab, 2-3) “Ey Peygamber! Kadınlarını boşamak istediğin zaman, iddetlerinin sonuna kadar bekle ve iddeti say. Rabbin Allah’tır. O, sizi yarattı. O, yaptıklarınızı görendir. Seninle beraber olan kadınlara gelince, onlardan biri aybaşı haline girdiği zaman, onlarla cinsel ilişkide bulunma. Temizleninceye kadar da onlara yaklaşma. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği şekilde onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.” (Talak, 1-2)
Kur’an’ın dil, edebiyat ve belagat yönleri: İbni Abbas, tefsirinde Kur’an’ın dil, edebiyat ve belagat yönlerine de dikkat çekmiş, Kur’an’ın kelimelerinin, cümlelerinin, üslubunun ve anlamının inceliklerini açıklamıştır. Kur’an’ın dil, edebiyat ve belagat yönlerini bilmek, Kur’an’ın güzelliğini, i’cazını ve mucizesini anlamayı sağlar. İbni Abbas, bu yönleri, Arap dilinin kurallarını, Arap edebiyatının örneklerini, Arap şiirlerini, Arap atasözlerini ve Arap tarihini kullanarak ortaya koymuştur. Dil, edebiyat ve belagat yönleriyle ilgili olarak şu ayetleri yorumlamıştır: “Allah, size bir misal veriyor: Kendisiyle hiçbir şeyi olmayan, başkasının malında çalışan bir köle ile, bizim kendisine bol rızık verdiğimiz, o da bundan gizli ve açık hayır yolunda harcayan bir adam. Bunlar bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Nahl, 75) “Allah, size bir misal daha veriyor: İki erkekten biri, kendisine bir şey söyleyemeyen, her işinde ona yük olan, nereye götürse de bir yararı olmayan dilsiz bir köleye mahkûm. Diğeri ise, kendisine verdiğimiz rızıkla doğru yolda yürüyen, insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir adam. Bunlar bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Nahl, 76) “Allah, size bir misal daha veriyor: İki kadından biri, ipliklerini sağlam bir şekilde eğiren, diğeri ise, ipliklerini koparıp atıp da elinde hiçbir şey bırakmayan bir kadın. Bunlar bir olur mu? Allah, zalimler topluluğunu saptırır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir. Allah, her şeye kadirdir.” (Nahl, 92)
@@@@@@@@@@@
İbni Abbasın Tefsirinde hangi konulara yer verilmiştir?
İbni Abbasın Tefsirinde hangi konulara yer verilmiştir sorusuna web araması yaptım. Bulduğum sonuçlara göre şu cevabı verebilirim:
İbni Abbasın Tefsirinde, Kur’an ayetlerini dil, edebiyat, belagat, tarih, fıkıh, kelam ve te’vil açılarından yorumlamıştır. Bu yorumlarda Kur’an’ın nüzul sebepleri, nesh ve te’vil konuları, dil, edebiyat ve belagat yönleri gibi konulara yer vermiştir. Ayrıca Kur’an’ın ayetlerini yine Kur’an’ın başka ayetleriyle ya da Peygamberimizin hadisleri ve sahabenin sözleriyle açıklamıştır. Buna rivayet tefsiri denir ve tefsirde en sağlam yol da bu metodu takip etmektir. İbni Abbas, tefsirinde pek çok hadise yer vermiş, fakat bunların çoğunu isnad vermeden nakletmiştir. Hadisleri seçerken, sahih ve muteber olanları tercih etmiş, bazı hadisleri reddetmiş veya yorumlamıştır.
İbni Abbasın Tefsirinde yer verdiği konular hakkında daha fazla bilgi edinmek için, onun en meşhur eseri olan Tenzîlü’l-Kur’ân adlı tefsirini okumanızı tavsiye ederim. Bu tefsir, Kur’an’ın tamamını kapsayan dört ciltlik bir eserdir. Bu eser, Türkçe’ye de çevrilmiş olup, internetten de ulaşabilirsiniz.
@@@@@@@@@@
Mücahid Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Mücahid Tefsirinin özellikleri şunlardır:
Mücahid b. Cebr (rahimehullah), tâbiîn döneminin meşhur müfessirlerinden biridir. Mekke’de yaşamış ve Abdullah b. Abbas’tan tefsir ilmini öğrenmiştir.
Mücahid, Kur’an’ın tamamını tefsir etmiş ve bu tefsirini yazıya geçirmiştir. Tefsirinde rivayet yöntemini kullanmış ve sahabe ve tâbiîn’den naklettiği rivayetleri kaynak göstermeden aktarmıştır.
Mücahid Tefsiri, rivayet tefsirinin en önemli örneklerinden biridir. Tefsirinde Kur’an’ın zahir manasına bağlı kalmış, rey ve yoruma pek yer vermemiştir. Kur’an’ın Arapça dil kurallarına uygun olarak açıklanmasına önem vermiştir.
Mücahid Tefsiri, günümüze ulaşamamıştır. Ancak daha sonraki tefsir kitaplarında Mücahid’in tefsirine sıkça atıf yapılmıştır. Özellikle Taberî Tefsiri’nde Mücahid’in görüşleri geniş yer bulmuştur2.
@@@@@@@@@
Tefsirinde hangi yöntemi kullanmıştır?
Mücahid, tefsirinde rivayet yöntemini kullanmıştır. Bu yöntem, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tâbiîn’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Mücahid, bu rivayetleri kaynak göstermeden aktarmıştır. Tefsirinde rey ve yoruma pek yer vermemiş, Kur’an’ın zahir manasına bağlı kalmıştır. Kur’an’ın Arapça dil kurallarına uygun olarak açıklanmasına önem vermiştir.
@@@@@@@@@
Hangi dönemde yaşamıştır?
Mücâhid b. Cebr, tabiin dönemi ünlü hadis ve tefsir bilgini olarak İslâm dünyasının ilk müfessirlerinden sayılır1. 645 yılında doğmuş ve 723 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla yaklaşık 78 yıl yaşamıştır.
@@@@@@@@@#
Şianın tefsirleri hangileridir? Tefsirlerinin özellikleri nelerdir?
Şia’nın tefsirleri, kendi mezhep ve inançlarına göre Kur’an’ı yorumlayan ve açıklayan eserlerdir. Şia tefsirlerinin özellikleri şunlardır:
Şia tefsirleri, imamet anlayışına dayanır. Şia’ya göre imamlar, Hz. Ali ve onun soyundan gelen günahsız, masum ve ilim sahibi kişilerdir. Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını sadece imamlar bilir ve onlardan nakledilen rivayetler tefsirin kaynağıdır.
Şia tefsirleri, rivayet yöntemini kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Şia, bu rivayetleri kaynak göstermeden aktarır ve ehli beyt dışındaki rivayetleri reddeder.
Şia tefsirleri, kendi mezhep ve inançlarına uygun olarak Kur’an’ı yorumlar. Şia, Kur’an’ın bütününün imamlar hakkında geldiğini ve sahabe tarafından tahrif edildiğini iddia eder. Ayrıca vasiyet, ismet, ric’at ve takiyye gibi inanç esaslarını Kur’an’a dayandırmaya çalışır.
Şia tefsirleri, mutezile ile benzerlik gösterir. Şia, imamet konusu dışında itikadi görüşlerinde mutezile ile paralellik gösterir. Kur’an’ın akla uygun yorumlanması, Allah’ın sıfatları, kader, adalet, iman ve amel gibi konularda mutezile ile aynı görüştedir.
Şia tefsir geleneğinde meşhur müfessirler ve tefsirleri şunlardır:
Ebu Cafer et-Tusi (460-1068): et-Tıbyan
Tabersi (548-1053): Mecmuu’l-Beyan fi Tefsiril-Kur’an
Tabatabi (1981): El-Mizan fi Tefsiril-Kur’an
@@@@@@@@
Sünni ve Şii tefsirleri arasındaki farklar nelerdir?
Sünni ve Şii tefsirleri arasındaki farklar, kaynak, yöntem ve yorum açısından önemli ölçüde görülmektedir. Bu farklar şöyle özetlenebilir:
Kaynak: Sünni tefsirleri, Kur’an ve sünnetin yanı sıra sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetleri, icma ve kıyas gibi usul ilimlerini, Arapça dil bilgisini ve akli delilleri kaynak olarak alır1. Şii tefsirleri ise, Kur’an ve sünnetin yanı sıra imamet anlayışına dayanarak imamlardan nakledilen rivayetleri, Arapça dil bilgisini ve akli delilleri kaynak olarak alır2. Şiiler, sahabe ve tabiin’den gelen rivayetleri ehli beyt dışındakileri reddeder.
Yöntem: Sünni tefsirleri, rivayet ve dirayet yöntemlerini kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır. Şii tefsirleri ise, rivayet yöntemini kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını imamlardan nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Şiiler, dirayet yöntemini pek kullanmazlar.
Yorum: Sünni tefsirleri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul eder. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır. Sünniler, batın anlamı sadece Allah’ın bildiğine inanır. Şii tefsirleri ise, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul eder. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır. Şiiler, batın anlamı sadece imamların bildiğine inanır.
@@@@@@@@@
Şia’nın inançları nelerdir?
Şia’nın inançları, İslam’ın temel inanç esaslarına ek olarak imamet, ismet, takiyye, gayba, tevessül gibi özel kavramlar içerir. Şia’nın inançları şöyle sıralanabilir:
İmamet: Şia’ya göre, Hz. Muhammed’den sonra devlet yönetiminin ve dini otoritenin Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlara ait olduğu inancıdır. Şia, imamların günahsız, yanılmaz ve Allah tarafından seçildiğine inanır.
İsmet: Şia’ya göre, imamların ve onların eş ve çocuklarının (ehl-i beyt) her türlü günahtan, hatadan ve kusurdan korunmuş oldukları inancıdır. Şia, bu inancı Kur’an ve hadislerle destekler.
Takiyye: Şia’ya göre, baskı ve zulüm altında gerçek duygu ve düşüncelerini saklama hakkıdır. Şia, bu hakkı Kur’an ve hadislerle delillendirir.
Gayba: Şia’ya göre, imamların Allah’ın gayb ilmine sahip oldukları ve geleceği bilebildikleri inancıdır. Şia, bu inancı Kur’an ve hadislerle ispatlamaya çalışır.
Tevessül: Şia’ya göre, Allah’a dua ederken imamların ve ehl-i beytin şefaatine müracaat etme hakkıdır. Şia, bu hakkı Kur’an ve hadislerle temellendirir.
Şia’nın inançları, tarihsel, siyasi ve kültürel etkenlerle şekillenmiş ve farklı kollara ayrılmıştır. Şia’nın başlıca kolları Zeydiyye, İmamiyye (Caferiyye) ve İsmailiyye’dir.
@@@@@@@
Kadı Beyzavi Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Kadı Beyzavi Tefsirinin özellikleri, şu şekilde sıralanabilir:
Kadı Beyzavi, Şafiî mezhebi ve Eş’arî akidesine mensup bir müfessir, hukukçu ve bilim insanıdır. Tam adı Abdullah ibn Ömer ibn Muhammed Nasıruddin el Beydavi’dir.
Kadı Beyzavi, tefsirinde rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanmıştır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Kadı Beyzavi, tefsirinde Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul etmiştir. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır.
Kadı Beyzavi, tefsirinde Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik vermiştir. Kur’an’ın i’caz vecihleri, lafız ve terkiplerin edebi tahlili, lügat ve belagat kaideleri gibi konularda kapsamlı bilgiler sunmuştur.
Kadı Beyzavi, tefsirinde sahabe, tabiin ve kendinden önceki müfessirlerin Kur’an tefsirine dair açıklamalarını kısa ve özlü bir şekilde toplamış, bu açıklamaların değerlendirmelerinin de yer aldığı, arapça ibaresi oldukça düğümlü bir tefsir yazmıştır.
Kadı Beyzavi, tefsirinde fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimlerine de yer vermiştir. Bu ilimlerdeki görüşleri, delilleri ve tartışmaları aktarmıştır.
Kadı Beyzavi, tefsirinde özellikle el-Müfredat, Mefatihu’l-Gayb ve el-Keşşaf gibi önemli eserlerden faydalanmıştır. Bu eserlerin yazarları olan Râgıb el-İsfahânî, Fahreddin er-Râzî ve Zemahşerî gibi ünlü müfessirlerin görüşlerine atıfta bulunmuştur.
@@@@@@@
Tefsirde hangi yöntemi kullanmıştır?
Tefsirde kullanılan yöntemler, Kur’an’ın anlamını açıklamak için farklı kaynak, usul ve yorumlara dayanan çeşitli yaklaşımlardır. Tefsirde genel olarak iki ana yöntem vardır: Rivayet ve dirayet.
Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Bu yöntem, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, sahabe ve tabiin’in görüşlerini ve tefsir geleneğini dikkate alır. Rivayet yöntemi, tefsirin ilk dönemlerinde daha yaygın olarak kullanılmıştır. Rivayet yöntemini kullanan meşhur müfessirler arasında İbn Abbas, Taberi, İbn Kesir, Kurtubi, Suyuti ve Beyzavi sayılabilir.
Dirayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır. Bu yöntem, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı, icazı, akla uygunluğu, evrensel mesajı ve çağdaş sorunlara cevap verme yeteneği gibi yönlerini vurgular. Dirayet yöntemi, tefsirin sonraki dönemlerinde daha fazla gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Dirayet yöntemini kullanan meşhur müfessirler arasında Zemahşeri, Razi, İbn Atiyye, İbn Arabi, İbn Teymiyye, Şatibi ve Elmalılı sayılabilir.
Tefsirde rivayet ve dirayet yöntemlerinin yanı sıra, işari, batıni, felsefi, bilimsel, sosyolojik, psikolojik, feminist, eleştirel, tarihsel vb. gibi daha özel yöntemler de kullanılmıştır. Bu yöntemler, Kur’an’ın anlamını farklı açılardan ve perspektiflerden yansıtmaya çalışmıştır. Ancak bu yöntemlerin bazıları, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını, nass ve akıl delillerini, asıl ve teferruat konularını, genel ve özel hükümleri, mutlak ve müteşabih ifadeleri ayırt etmede zorluk yaşamış veya Kur’an’ın bütünlüğünü ve özgünlüğünü göz ardı etmiştir.
@@@@@@@
Mecmuatüt tefasir Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, Kadı Beydavi’nin yazdığı ve daha sonra diğer müfessirler tarafından genişletilen bir tefsir eseridir. Mecmuatüt tefasir Tefsirinin özellikleri şunlardır:
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, Kur’an’ın tamamını kapsayan ve ayetlerin anlamını, nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh durumlarını, dil ve belagat yönlerini açıklayan bir tefsirdir.
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, Kadı Beydavi’nin yazdığı Beydavi Tefsiri’nin temelini oluşturur. Beydavi Tefsiri, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik veren, kısa ve özlü bir tefsirdir.
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, Beydavi Tefsiri’ne daha sonra Hazin, Nesefi ve İbn-i Abbas gibi müfessirlerin tefsirlerini de ekleyerek genişletilmiştir. Bu tefsirler, Beydavi Tefsiri’ne fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimlerine dair görüşleri, delilleri ve tartışmaları da katmıştır.
Mecmuatüt tefasir Tefsiri, Arapça olarak yazılmış ve altı cilt halinde yayımlanmıştır. Bu tefsir, özellikle Arapça dil bilgisine ve belagatına önem veren ve Kur’an’ın i’caz vecihlerini inceleyen bir tefsir olarak tanınmıştır.
@@@@@@@#
Celaleyn Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Celaleyn Tefsirinin özellikleri, şu şekilde özetlenebilir:
Celaleyn Tefsiri, Celaleddin el-Mahallî ve Celaleddin es-Süyûtî adlı iki ünlü müfessir tarafından yazılmış bir tefsir eseridir. Mahallî, Kur’an’ın yarısını tefsir ettikten sonra vefat etmiş, Süyûtî ise kalan kısmını tamamlamıştır.
Celaleyn Tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Celaleyn Tefsiri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul eder. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır.
Celaleyn Tefsiri, çok veciz ve özlü bir tefsirdir. Kur’an’ın i’caz vecihlerini, dil ve belagat yönlerini, nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh durumlarını, kıraat farklılıklarını ve tercih edilen görüşleri kısa ve anlaşılır bir şekilde açıklar.
Celaleyn Tefsiri, tefsir geleneğinin en önemli ve en çok okunan eserlerinden biridir. Eser, Arapça dil bilgisine ve belagatına önem veren ve Kur’an’ın mücmelen manasını öğrenmek isteyenler için bir başucu kitabı olmuştur.
@@@@@@@@@@
Hasan Basra Çantayın Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Hasan Basri Çantay’ın Tefsirinin özellikleri şunlardır:
Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm adlı Kur’an tercümesiyle tanınan son devir din âlimidir. TBMM 1. Dönem Balıkesir Milletvekili, öğretmen, gazeteci, politikacı, fikir ve din adamı, Kur’an müfessiridir.
Hasan Basri Çantay, tefsirinde rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanmıştır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Hasan Basri Çantay, tefsirinde Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul etmiştir. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır.
Hasan Basri Çantay, tefsirinde Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik vermiştir. Kur’an’ın i’caz vecihleri, lafız ve terkiplerin edebi tahlili, lügat ve belagat kaideleri gibi konularda kapsamlı bilgiler sunmuştur.
Hasan Basri Çantay, tefsirinde fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimlerine de yer vermiştir. Bu ilimlerdeki görüşleri, delilleri ve tartışmaları aktarmıştır.
Hasan Basri Çantay, tefsirinde özellikle el-Müfredat, Mefatihu’l-Gayb ve el-Keşşaf gibi önemli eserlerden faydalanmıştır. Bu eserlerin yazarları olan Râgıb el-İsfahânî, Fahreddin er-Râzî ve Zemahşerî gibi ünlü müfessirlerin görüşlerine atıfta bulunmuştur.
Hasan Basri Çantay, tefsirini Türkçe olarak yazmış ve on iki cilt halinde yayımlamıştır. Bu tefsir, özellikle Türkçe dil bilgisine ve belagatına önem veren ve Kur’an’ın mücmelen manasını öğrenmek isteyenler için bir başucu kitabı olmuştur.
@@@@@@@@@
Elmalı Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Elmalı Tefsirinin özellikleri şunlardır:
Elmalı Tefsiri, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tarafından yazılmış ve Hak Dini Kur’an Dili olarak adlandırılmış bir tefsir eseridir. Yazır, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş ve Cumhuriyetin ilk yıllarını görmüş büyük bir âlim, mütefekkir ve devlet adamıdır.
Elmalı Tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Elmalı Tefsiri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul eder. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır.
Elmalı Tefsiri, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik verir. Kur’an’ın i’caz vecihleri, lafız ve terkiplerin edebi tahlili, lügat ve belagat kaideleri gibi konularda kapsamlı bilgiler sunar.
Elmalı Tefsiri, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimlerine de yer verir. Bu ilimlerdeki görüşleri, delilleri ve tartışmaları aktarır.
Elmalı Tefsiri, özellikle el-Müfredat, Mefatihu’l-Gayb ve el-Keşşaf gibi önemli eserlerden faydalanır. Bu eserlerin yazarları olan Râgıb el-İsfahânî, Fahreddin er-Râzî ve Zemahşerî gibi ünlü müfessirlerin görüşlerine atıfta bulunur.
Elmalı Tefsiri, Türkçe olarak yazılmış ve on iki cilt halinde yayımlanmıştır. Bu tefsir, özellikle Türkçe dil bilgisine ve belagatına önem veren ve Kur’an’ın mücmelen manasını öğrenmek isteyenler için bir başucu kitabı olmuştur.
@@@@@@@@
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsirinin özellikleri, şu şekilde sıralanabilir:
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri başkanı, fıkıh ve tefsir âlimi olan Ömer Nasuhi Bilmen tarafından yazılmış bir tefsir eseridir.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Rivayet yöntemi, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırmaktır. Dirayet yöntemi ise, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırmaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Kur’an’ın zahir ve batın anlamlarını kabul eder. Zahir anlam, Kur’an’ın lafzının gösterdiği açık ve belli anlamdır. Batın anlam, Kur’an’ın lafzının işaret ettiği gizli ve derin anlamdır.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik verir. Kur’an’ın i’caz vecihleri, lafız ve terkiplerin edebi tahlili, lügat ve belagat kaideleri gibi konularda kapsamlı bilgiler sunar.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimlerine de yer verir. Bu ilimlerdeki görüşleri, delilleri ve tartışmaları aktarır.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, özellikle el-Müfredat, Mefatihu’l-Gayb ve el-Keşşaf gibi önemli eserlerden faydalanır. Bu eserlerin yazarları olan Râgıb el-İsfahânî, Fahreddin er-Râzî ve Zemahşerî gibi ünlü müfessirlerin görüşlerine atıfta bulunur.
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Türkçe olarak yazılmış ve on iki cilt halinde yayımlanmıştır. Bu tefsir, özellikle Türkçe dil bilgisine ve belagatına önem veren ve Kur’an’ın mücmelen manasını öğrenmek isteyenler için bir başucu kitabı olmuştur.
@@@@@@@@@
Kaç çeşit tefsir vardır ve bu Tefsirlerin özellikleri nelerdir?
Tefsir, Kur’an’ın anlamını açıklamak için yapılan ilmi çalışmalara denir. Tefsir çeşitleri, genellikle iki ana gruba ayrılır: Rivayet tefsiri ve dirayet tefsiri. Bu iki grup dışında, daha özel yöntemlerle yapılan tefsirler de vardır. Bu tefsirlerin özellikleri şöyle özetlenebilir:
Rivayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandıran tefsirdir. Bu tefsir, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, sahabe ve tabiin’in görüşlerini ve tefsir geleneğini dikkate alır. Rivayet tefsiri, tefsirin ilk dönemlerinde daha yaygın olarak kullanılmıştır. Rivayet tefsirinin özellikleri şunlardır:
Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri: Kur’an’ın bazı ayetleri başka ayetlerle açıklanır. Buna, Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri denir ve tefsirde en sağlam yol da bu metodu takip etmektir. Kur’an’ın pek çok yerinde ayetlerin birbirlerini tefsir ettikleri görülür. Örneğin; Fatiha sûresinin, “Bize doğru yolu göster.” mealindeki 6. ayetinde zikredilen doğru yol, hemen peşinden gelen 7. ayetle: “Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolu…” şeklinde açıklanmıştır. Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve ikramda bulunduğu kimseler de Nisa sûresinin 69. ayetinde belirtilmektedir: “Kim, Allah’a ve Rasule itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” Kur’an, “doğru yol”u: “Allah’ın kendilerine lütuf ve ikramda bulunanların yolu” olarak; “Allah’ın kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğu kimseler”i de “peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişiler” olarak açıklamaktadır.
Kur’an’ın sünnetle tefsiri: Kur’an’ın anlamını Peygamberimizin hadisleri ve uygulamalarıyla açıklamaktır. Buna, Kur’an’ın sünnetle tefsiri denir ve tefsirde en güvenilir kaynaklardan biridir. Kur’an’ın bazı ayetleri, Peygamberimizin sözleri veya fiilleriyle açıklanmış veya tefsir edilmiştir. Örneğin; Bakara sûresinin 143. ayetinde, “Biz sizi, insanlara şahitler olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye orta bir ümmet yaptık.” mealindeki ayette geçen “orta bir ümmet” ifadesi, Peygamberimizin şu hadisiyle açıklanmıştır: “Orta ümmet olmanız, sizin en hayırlı ümmet olmanız demektir.”
Kur’an’ın sahabe sözleriyle tefsiri: Kur’an’ın anlamını sahabenin sözleri ve yorumlarıyla açıklamaktır. Buna, Kur’an’ın sahabe sözleriyle tefsiri denir ve tefsirde önemli bir kaynaktır. Sahabe, Peygamberimizin sohbetinde bulunmuş, Kur’an’ın indiği ortamı yaşamış ve onun dilini en iyi bilen kimselerdir. Bu sebeple, Kur’an’ın anlamını onların sözleriyle açıklamak, Kur’an’ın asıl maksadına daha yakın olmaktır. Örneğin; Bakara sûresinin 187. ayetinde, “Geceleyin, kadınlarınıza yaklaşın.” 6mealindeki ayette geçen “geceleyin” ifadesi, sahabeden İbn Abbas’ın şu sözüyle açıklanmıştır: “Bu, oruçlunun gündüzü oruçla, gecesini de eşiyle geçirmesi demektir.”
Kur’an’ın tabiin sözleriyle tefsiri: Kur’an’ın anlamını tabiin denilen sahabenin talebelerinin sözleri ve yorumlarıyla açıklamaktır. Buna, Kur’an’ın tabiin sözleriyle tefsiri denir ve tefsirde değerli bir kaynaktır. Tabiin, sahabeden Kur’an’ı öğrenmiş, onların izinden gitmiş ve onların ilmini yaymış kimselerdir. Bu sebeple, Kur’an’ın anlamını onların sözleriyle açıklamak, Kur’an’ın ilk kaynaklarına bağlı kalmak demektir. Örneğin; Bakara sûresinin 183. ayetinde, “Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı.” mealindeki ayette geçen “sizden öncekilere” ifadesi, tabiinden Mücahid’in şu sözüyle açıklanmıştır: “Bu, Yahudi ve Hristiyanlara farz kılınan oruçtur. Onlar da Ramazan ayında oruç tutarlardı.”
Dirayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandıran tefsirdir. Bu tefsir, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı, icazı, akla uygunluğu, evrensel mesajı ve çağdaş sorunlara cevap verme yeteneği gibi yönlerini vurgular. Dirayet tefsiri, tefsirin sonraki dönemlerinde daha fazla gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Dirayet tefsirinin özellikleri şunlardır:
Kur’an’ın dil bilgisiyle tefsiri: Kur’an’ın anlamını Arapça dil bilgisine göre açıklamaktır. Buna, Kur’an’ın dil bilgisiyle tefsiri denir ve tefsirde temel bir yöntemdir. Kur’an’ın Arapça dilinin kurallarına, inceliklerine, özelliklerine ve güzelliklerine göre anlaşılması ve yorumlanması gerekir. Örneğin; Bakara sûresinin 255. ayetinde, “Allah, O’ndan başka ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur.” mealindeki ayette geçen “diri” ve “kayyum” isimleri, Arapça dil bilgisine göre “mübalağalı isim” olarak anlaşılır. Bu da, Allah’ın hayatının ve kudretinin sonsuz olduğu anlamına gelir.
Kur’an’ın belagatıyla tefsiri: Kur’an’ın anlamını Arapça edebiyatına ve söz sanatlarına göre açıklamaktır. Buna, Kur’an’ın belagatıyla tefsiri denir ve tefsirde önemli bir yöntemdir. Kur’an’ın Arapça edebiyatının en yüksek örneği olduğu, söz sanatları bakımından eşsiz bir güzellik ve derinlik taşıdığı kabul edilir.
@@@@@@@@@#
Kur’an’ın anlamını açıklamak için hangi kaynaklar kullanılır?
Kur’an’ın anlamını açıklamak için kullanılan temel kaynaklar şunlardır:
Kur’an: İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an, Allah’ın peygamber Muhammed aracılığıyla ilettiği vahiyleri içerir. Kur’an, Müslümanların inançlarını ve yaşamlarını rehberlik eden başlıca kaynaktır.
Sünnet: Peygamberimizin sözleri, fiilleri ve onayladığı davranışları içeren hadislerdir. Sünnet, Kur’an’ın açıklanması ve yorumlanması için en güvenilir kaynaklardan biridir.
İcma: Sahabe, tabiin ve müçtehit âlimlerin dini bir konuda ittifak etmeleridir. İcma, Kur’an ve sünnete dayalı olarak dini hükümleri belirlemede delil olarak kullanılır.
Kıyas: Kur’an ve sünnette açıkça hüküm bulunmayan bir konuda, benzer bir konuda var olan hükmü analogi yoluyla uygulamaktır. Kıyas, Kur’an’ın anlamını akıl yürütmeyle açıklamada kullanılan bir yöntemdir.
Tefsir: Kur’an’ın anlamını açıklamayı ve yorumlamayı ifade eden terim; Kur’an âyetlerini yorumlama ilmi ve bu alandaki eserlerin ortak adıdır. Tefsir, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, dil yapısını, belagatını, icazını, nasih ve mensuh ayetlerini, kıraat farklılıklarını, fıkhi, kelami, mantıki, felsefi ve tabii yönlerini dikkate alarak Kur’an’ın anlamını ortaya koyar. Tefsir, rivayet ve dirayet olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Rivayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandırır. Dirayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandırır.
@@@@@@@@@@
En çok rağbet görüp, en çok okunan tefsirler ve bu Tefsirlerin özellikleri nelerdir?
En çok rağbet görüp, en çok okunan tefsirler ve bu tefsirlerin özellikleri nelerdir, sorusuna net bir cevap vermek zor olabilir. Çünkü tefsir okumak, kişinin ilgi, seviye, ihtiyaç ve beklentilerine göre değişebilir. Ayrıca tefsirler, rivayet ve dirayet olmak üzere iki ana gruba ayrıldığı gibi, daha özel yöntemlerle yapılan tefsirler de vardır. Bu sebeple, tefsir okumak isteyenlerin öncelikle kendi durumlarını değerlendirmeleri ve tefsirlerin özelliklerini bilmeleri gerekir.
Bununla birlikte, genel olarak tefsir ilminde önemli bir yere sahip olan ve yaygın olarak okunan bazı tefsirlerden bahsetmek mümkündür. Bu tefsirlerin bir kısmı rivayet, bir kısmı da dirayet yöntemini kullanmıştır. Rivayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını sahabe ve tabiin’den nakledilen rivayetlere dayandıran tefsirdir. En sağlam ve güvenilir bir tefsir türü olan rivayet tefsiri, temelde Kur’an’a ve sünnete dayandığından, bu tefsirlerde müelliflerin, yani tefsiri yapan kimselerin görüşleri fazla yer almaz. Dirayet tefsiri, Kur’an’ın anlamını dil, mantık, tarih, coğrafya gibi ilimlere dayandıran tefsirdir. Bu tefsir, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı, icazı, akla uygunluğu, evrensel mesajı ve çağdaş sorunlara cevap verme yeteneği gibi yönlerini vurgular.
Rivayet tefsirleri arasında en çok okunan ve rağbet görenlerden bazıları şunlardır:
Câmiü’l-Beyan an-Te’vîli’l-Kur’an: Muhammed b. Cerir et-Taberî (v. 310/923) tarafından yazılmıştır. Tefsir ilminin en kapsamlı ve en güvenilir eserlerinden biridir. Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, kıraat farklılıklarını, fıkhi, kelami, mantıki, felsefi ve tabii yönlerini dikkate alarak Kur’an’ın anlamını ortaya koyar. Bir ayet hakkında birden fazla görüş bulunması halinde, bütün bu görüşleri delilleriyle beraber zikreder. Bir görüşü tercih etmekten kaçınır ve okuyucuya bırakır. Tefsirde, Kur’an’ın Kur’an’la, sünnetle, sahabe sözleriyle ve tabiin sözleriyle tefsirini yapar. Tefsirin kaynakları arasında Kur’an, hadis, siyer, tarih, edebiyat, coğrafya, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimleri yer alır. Tefsir, otuz cilt halinde yazılmıştır.
Tefsirü’l-Kur’ani’l-Azîm: İbni Kesir (v. 774/1373) tarafından yazılmıştır. Tefsir ilminin en meşhur ve en çok okunan eserlerinden biridir. Tefsir, Taberî’nin Câmiü’l-Beyan’ından büyük ölçüde faydalanır. Ancak Taberî’nin tefsirinde yer alan gereksiz ve zayıf rivayetleri elemiş, daha özlü ve seçici bir tefsir sunmuştur. Tefsirde, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, kıraat farklılıklarını, fıkhi, kelami, mantıki, felsefi ve tabii yönlerini dikkate alarak Kur’an’ın anlamını ortaya koyar. Bir ayet hakkında birden fazla görüş bulunması halinde, bütün bu görüşleri delilleriyle beraber zikreder. Bir görüşü tercih etmekten kaçınır ve okuyucuya bırakır. Tefsirde, Kur’an’ın Kur’an’la, sünnetle, sahabe sözleriyle ve tabiin sözleriyle tefsirini yapar. Tefsirin kaynakları arasında Kur’an, hadis, siyer, tarih, edebiyat, coğrafya, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimleri yer alır. Tefsir, dört cilt halinde yazılmıştır.
ed-Dürrü’l-Mensûr fi Tefsri’l-Me’sûr: Celâluddîn es-Suyutî (v. 911/1505) tarafından yazılmıştır. Tefsir ilminin en hacimli ve en zengin eserlerinden biridir. Tefsir, Kur’an’ın ayetlerini sahih hadisler, sahabe sözleri, tabiin sözleri, israiliyat ve şiirlerle açıklar. Tefsirin kaynakları arasında Kur’an, hadis, siyer, tarih, edebiyat, coğrafya, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimleri yer alır. Tefsir, on cilt halinde yazılmıştır.
Dirayet tefsirleri arasında en çok okunan ve rağbet görenlerden bazıları şunlardır:
el-Keşşâf an Hakâiki’t-Tenzîl: ez-Zemahşerî (v. 538/1144) tarafından yazılmıştır. Tefsir ilminin en ünlü ve en etkili eserlerinden biridir. Tefsir, Kur’an’ın dil yapısı, belagatı ve icaz yönlerini açıklamaya öncelik verir. Kur’an’ın i’caz vecihleri, lafız ve terkiplerin edebi tahlili, lügat ve belagat kaideleri gibi konularda kapsamlı bilgiler sunar. Tefsirde, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, kıraat farklılıklarını, fıkhi, kelami, mantıki, felsefi ve tabii yönlerini dikkate alarak Kur’an’ın anlamını ortaya koyar. Bir ayet hakkında birden fazla görüş bulunması halinde, bütün bu görüşleri delilleriyle beraber zikreder. Bir görüşü tercih etmekten kaçınır ve okuyucuya bırakır. Tefsirde, Kur’an’ın Kur’an’la, sünnetle, sahabe sözleriyle ve tabiin sözleriyle tefsirini yapar. Tefsirin kaynakları arasında Kur’an, hadis, siyer, tarih, edebiyat, coğrafya, fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tabiat ilimleri yer alır. Tefsir, dört cilt halinde yazılmıştır.
Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vîl: Kadı Beydâvî (v. 685/1286) tarafından yazılmıştır. Tefsir ilminin en özlü ve en yararlı eserlerinden biridir. Tefsir, Zemahşerî’nin el-Keşşâf’ından büyük ölçüde faydalanır. Ancak Zemahşerî’nin tefsirinde yer alan Mu’tezile görüşlerini elemiştir.
@@@@@@@@@
Teysirul kuran Tefsirinin özellikleri nelerdir?
Teysirul kuran Tefsiri, Muhammed b. Salih el-Useymin (v. 1421/2001) tarafından yazılmış bir tefsir kitabıdır. Bu kitap, Kur’an’ın anlamını kolay ve anlaşılır bir şekilde açıklamayı amaçlayan bir çalışmadır. Tefsirin özellikleri şunlardır:
Tefsir, rivayet ve dirayet yöntemlerini birlikte kullanır. Kur’an’ın anlamını Kur’an’ın başka ayetleriyle, Peygamberimizin hadisleriyle, sahabe ve tabiin sözleriyle, dil bilgisi ve belagat ilimleriyle, akıl ve mantıkla açıklar.
Tefsir, Kur’an’ın nüzul sebeplerini, nasih ve mensuh ayetlerini, kıraat farklılıklarını, fıkhi, kelami, mantıki, felsefi ve tabii yönlerini dikkate alarak Kur’an’ın anlamını ortaya koyar. Bir ayet hakkında birden fazla görüş bulunması halinde, bütün bu görüşleri delilleriyle beraber zikreder. Bir görüşü tercih etmekten kaçınır ve okuyucuya bırakır.
Tefsir, Kur’an’ın evrensel mesajını ve çağdaş sorunlara cevap verme yeteneğini vurgular. Kur’an’ın dil yapısı, belagatı, icazı, akla uygunluğu gibi yönlerini gösterir. Kur’an’ın i’cazını kavramak ve taklit etmek için örnekler sunar.
Tefsir, Kur’an’ın anlamını açıklarken, okuyucunun imanını, ibadetini, ahlakını, ilmini ve hayatını geliştirmesine yardımcı olacak tavsiyelerde bulunur. Kur’an’ın hükümlerini, hikmetlerini, öğütlerini, vaadlerini ve tehditlerini hatırlatır. Kur’an’ın emirlerine uymaya, yasaklarından kaçınmaya, güzel ahlak sahibi olmaya, Allah’a ve Rasulüne itaat etmeye, sabır ve şükür göstermeye, dua ve zikir yapmaya teşvik eder.
Tefsir, dört cilt halinde yazılmıştır. Kitabın bir özetini buradan okuyabilirsiniz. https://kuran.diyanet.gov.tr/Tefsir/
Balkan savaşlarında ne gibi vahşetler yaşanmıştır?
Balkan savaşları, 1912-1913 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Balkan devletleri arasında yaşanan iki savaştan oluşur. Bu savaşlarda Osmanlı, Balkan topraklarının çoğunu kaybetmiş ve büyük bir yıkıma uğramıştır. Balkan savaşlarında yaşanan vahşetler şunlardır:
Osmanlı ordusu.
Osmanlı ordusu, Balkan devletlerinin saldırıları karşısında geri çekilmek zorunda kalmış, bu sırada Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman halk, Bulgar, Sırp, Yunan ve Karadağlı askerlerin katliamına maruz kalmıştır. Balkan savaşlarında yaklaşık 2,5 milyon Türk ve Müslüman öldürülmüş, yaralanmış veya göçe zorlanmıştır.
Bulgaristan.
Bulgaristan, Balkan savaşlarında en fazla toprak kazanan devlet olmuş, ancak bu toprakları paylaşmak istemeyen diğer Balkan devletleriyle ikinci bir savaşa girmiştir. Bu savaşta Bulgaristan, Osmanlı, Sırbistan, Yunanistan ve Romanya’nın ortak saldırısına dayanamamış ve toprak kaybetmiştir. Bu savaşta da Bulgar askerleri, Türk ve Müslüman halka karşı vahşice davranmış, camileri yıkmış, köyleri yakmış, kadın ve çocuklara tecavüz etmiş ve işkence yapmıştır.
Balkan Savaşlarında Arnavut Katliamları.
Balkan savaşlarında Osmanlı, Edirne ve Kırklareli dışında tüm Rumeli topraklarını kaybetmiştir. Ege adalarının çoğu Yunanistan’a bırakılmış, Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. Osmanlı, Balkan savaşlarında 83 bin kilometrekarelik bir alanı ve 4 milyon nüfusu kaybetmiştir. Bu kayıplar, Osmanlı’nın siyasi, ekonomik ve askeri açıdan zayıflamasına ve I. Dünya Savaşı’na girmesine yol açmıştır.
@@@@@@@@@
Osmanlı neden Balkan Savaşları’na girdi?
Osmanlı, Balkan Savaşları’na girmesinin birçok nedeni vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:
Osmanlı, Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak istiyordu. Ancak Balkan devletleri, milliyetçilik akımından etkilenerek Osmanlı’dan bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Osmanlı, Balkanlarda kalan son topraklarını da kaybetmek istemiyordu. Ancak Balkan devletleri, Osmanlı’nın zayıflamasından yararlanarak topraklarını genişletmek istiyorlardı.
Osmanlı, Rusya’nın Balkanlarda etkisini artırmaması için mücadele ediyordu. Rusya, Panslavizm politikasıyla Balkan devletlerini destekliyor ve Osmanlı’ya karşı kışkırtıyordu.
Osmanlı, Trablusgarp Savaşı’nda İtalya’ya karşı savaşırken, Balkan devletleri Osmanlı’nın dikkatini dağıtmak için saldırıya geçtiler.
@@@@@@@@
Balkan savaşlarında Osmanlı’nın kayıpları nelerdir?
Balkan savaşlarında Osmanlı’nın kayıpları şunlardır:
Osmanlı, Balkan savaşlarında 83 bin kilometrekarelik bir alanı ve 4 milyon nüfusu kaybetmiştir.
Osmanlı, Balkan savaşlarında Batı Trakya, Doğu Trakya, Ege Adaları, Makedonya, Arnavutluk, Selanik gibi bölgeleri kaybetmiştir.
Osmanlı, Balkan savaşlarında siyasi, ekonomik ve askeri açıdan zayıflamış ve I. Dünya Savaşı’na girmesine yol açmıştır.
Balkan savaşlarının Osmanlı’ya verdiği bu büyük kayıplar, tarihte Büyük Felaket olarak adlandırılmaktadır.
@@@@@@@@
Balkan savaşlarının sonuçları nelerdir?
Balkan savaşlarının sonuçları şunlardır:
Osmanlı Devleti, Balkanlarda kalan son topraklarını da kaybetmiştir. Ege adalarının çoğu Yunanistan’a bırakılmış, Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. Osmanlı, Balkan savaşlarında 83 bin kilometrekarelik bir alanı ve 4 milyon nüfusu kaybetmiştir.
Balkan devletleri arasında toprak paylaşımı sorunu ortaya çıkmıştır. Bulgaristan, I. Balkan Savaşı’nda en fazla toprak kazanan devlet olmuş, ancak bu toprakları paylaşmak istemeyen diğer Balkan devletleriyle II. Balkan Savaşı’na girmiştir. Bu savaşta Bulgaristan, toprak kaybetmiştir.
Balkan savaşlarının yarattığı yıkım ve acı, Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman halkın milli bilincinin uyanmasına ve Türk Kurtuluş Savaşı’na zemin hazırlamasına katkıda bulunmuştur.
Balkan savaşlarının ardından Osmanlı Devleti, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan zayıflamış ve I. Dünya Savaşı’na girmesine yol açmıştır.
@@@@@@@@@
Balkan savaşlarındaki diğer devletler kimdi?
Balkan savaşları, Osmanlı İmparatorluğu ile Balkan devletleri arasında iki ayrı savaştan oluşmaktadır. Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan ittifak kurmuştur. İkinci Balkan Savaşı’nda ise Bulgaristan’ın toprak hırsı nedeniyle Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Romanya ve Osmanlı Bulgaristan’a karşı savaşmıştır. Balkan savaşlarındaki diğer devletler bunlardır.
Namazla yaşayabilmek, Namazı hayatın düsturu, mihenk taşı, gayesi, mutluluk kaynağı, dizaynı yapabilmek ne güzel bir alışkanlık. Namazın önemini anlatmaya bizim kapasitemiz yetmez Efendimiz; İKİ CİHANSERVERİ, rehberimiz, Habibullah ne güzel ne kadar veciz anlatmış namazın önemini hayatımızdaki yerini;
Namaz gözümün nuru kılındı. [Nesâî, İşretu’n-Nisâ 1, (7, 61)]
“Kulun Rabbine en yakın olduğu (an) secde hâlidir. Öyleyse (secdede iken) çokça dua ediniz.”(Müslim, Salât, 215)
“Bir adam Peygamber’e, “Amellerin/İbadetlerin en faziletlisi hangisidir?” diye sordu. Efendimiz, “Vaktinde kılınan namazdır…” buyurdu. (Buhârî, Tevhîd, 4) Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdesttir.”
“(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır…” (Nesâî, Muhârebe, 2)
“Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz’ı kılmaya devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer.” (İbn Hanbel, IV, 266)
‘Dinin başı İslâm (kelime-i şehâdet getirerek Allah’a teslim olmak), direği ise namazdır.’ (Tirmizî, Îmân, 8; İbn Hanbel, V, 231)
“Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur.’” (Ebû Dâvûd, Salât, 9)
Yakın zamanda vefat eden babam bu bilgilerden bu bilimden yoksundu ama büyük bir teslimiyetle Namazı hayatının en önemli yerine koymuş hayatını namaz vakitleriyle ayarlamaktaydı. Elinden takvim yaprağı eksik olmaz gözü saatte sık sık takvimden namaz vakitlerini kontrol eder saate bakardı. Gece tam yarıladı mıydı kalkar ağır ağır abdestini alır, önce teheccüt namazı sonra (kaza namazı kaldığını zannetmiyorum da) kaza namazı kılar, Büyük puntalarla yazılmış Yasin cüzünü alır okur, ezan vaktine kadar da tesbih çeker zikir yapardı. Mektep medrese görmemişti ama TV de dini sohbetleri kaçırmaz, özellikle Diyanet işleri başkan yardımcısı Burhan İşleyenin “Hacı Bayram Kürsüsünden” sohbetlerini, Necmettin Nur Saçan, Cevat Akşit Hoca efendilerin sohbetlerini kaçırmazdı. Günde Tv den 2 hatim programını takip eder hiç kaçırmazdı.
Namaz konusunda çok dirayetli ve tavizsizdi, aile üyelerinden namaz kılmayan, geciktiren, aksatan ve ciddiye almayanları sert uyarır kızardı. Namazın önemini dünyevi uhrevi vecizelerle vurgulardı. Hayatında ne kadar öneme sahipti ki hastalığının ağırlaştığı ve yataktan doğrulamaz hale geldiği, hafızasının iyice zayıfladığı bir zamanda bile namazdan taviz vermedi. Artık doğrulamaz hale geldiği son 40 gününde teyemmümle abdest alarak namazını kıldırdık. Son iki ayında “yanımdan ayrılma namazları sen kıldır ben unutuyorum” dedi. O günden beri çok zaruri birkaç vakit hariç beraber kıldık namazımızı. Tesbihat zamanı artık eli tesbih tutamaz hale geldiğinde yüzündeki mahcubiyeti görmek için alim olmaya gerek yoktu. Namaz sonundaki okunan Aşr-ı şerifi derinden hüzünle dinlerdi.
En çok sabah namazı dilinden düşmezdi artık son haftaları geldiğinde şuur iyice zayıflamıştı ama gece defalarca “oğluumm sabah vakti geçiyor “diye çağırır, Baba daha 3-4 saat var deyince “hadi yatın” der ama 15-20 dk sonra yeniden seslenir kısık ve zor çıkan sesiyle “ oğlum namaz geçer sonra” der, ama namaz vaktine kadar defalarca hatırlatırdı. Bazen hangi vakit olduğunu hatırlayamadığı zamanda bize sorardı, ikindide olsa sabah namazı derdi. Uyarırdık neye niyet edeceğini hatırlatırdım, kafayı öne eğer, onaylardı, namaza başlardık. Bir defasında ikindi vakti vardığımda yeni uyanmış büyük telaş içinde “nerede kaldınız güneş doğacak namaz vakti geçiyor” diye üzülüyordu. Vakti anlatınca büyük rahatlık duydu. Artık son birkaç gününde gözünü zor açar zor hareket eder olduğunda namazı kıldırmak için zorlamadık ama sanki içindeki hüznü okuyabiliyorduk.
Rabbim hepimize derin İslami şuur ve namazla yaşamak namazla dirilmek, Namazı hayatımızın en önemli maksadı yapmak zamanımızı Namazla ayarlamayı nasip eylesin Babama, ahirete intikal eden huzur-u Rahmana kavuşan bütün ehli Salat ve müminlere rahmet eylesin. Namaz ve bütün konularda sünneti seniyyeye ittibaya muvaffak ve şefaatine nail etsin. Bizi ve zürriyetimizi namazını dosdoğru kılan Salihlerden etsin.
Kuduz, kontrolü kaybetmiş bir hayvanın salyalarını akıtarak, kontrolsüz olarak etrafa saldırarak, ölümcül ısırıklarla masum ve durumdan habersiz olanlara öldürücü darbeyi vurmasıdır.
Maalesef hayvanlar dünyasında yaşanan korkunç ve ölümcül haller, insanlar arasında daha dehşetli ve toplu olarak yaşanmaktadır.
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.”[1]
Ayet bunu çok açıkça beyan etmektedir.
Zıvanadan çıkmış bir hayvanın kontrolü zor olur
Sağa sola saldıran saldırgan bir hal alır.
Ancak zıvanadan çıkmış bir insan hayvandan daha korkunç bir vaziyet alır.
İsraillilerin Gazze’ye saldırgan halinde bunu çok açık ve net bir şekilde görmekteyiz.
****************
Hayatında namus olmayanın, hayatının namusu bulunmayanın hiç savaş namusu ve namuslu bir savaşı olur mu?
Savaşında bir namusu vardır, deniliyor ya, işte İsrail’de bu yok.
Çocuk kadın, hastane mabet demeden yasak bombalar la bombalayan, Hiroşima’ya atılan bombalardan daha çok bombalamada bulunanda namus aramak, namus yoksunu olmaktır.
Bunlarda namus arayıp bekleyen kimsede arda yoktur, namus da.
Dünya büyük bir imtihanla karşı karşıyadır: ya insaniyetini, vicdanını ve namusunu kazanma veyahut da kaybetme.
*************
Terörist ve anarşist kural tanımaz.
O kuralsız ve körü körüne bir saldırgandır.
İsrail’in terörist bir devlet olduğu eskiden beri tescillenmiş bir hakikattir.
Böylece bir kere daha tescillenmiş oldu. Çünkü o çocukları öldürüyor.
Şu an İİT-Arap Birliği Ortak Bildirisinde “Çok fazla eylem noktası içeren, bugüne kadar hiç söylenmemiş, yerleşimcileri terörist olarak tanımlayan bir metin var.” denildi.[3]
Ey dünya susun! . Sessiz olun! Gazze’liler ölüyor!
İnsanlık ölüyor!
Vicdanlar suskun.
Kulaklarınızı tıkayın! Hastanelerdeki çığlıklar arşa yükseliyor![1]
Dünya topyekûn Gişe rekorları kıran İsrail Gazze filmini seyrediyor.
Çocukların, kadınların, sivillerin öldürülüşünü sessizce, bazen ibretle, sonucunu bekleyerek, hareketsiz, kımıldamadan, bazen de çığlık ve göz yaşlarıyla, çaresiz izliyor!
İnsanlığın dibe vuruşunu, sıfırlanışını seyrediyoruz.[2]
Bir yandan vicdanlar ölürken, diğer yandan ölmüş ve uyuşmuş vicdanlar harekete geçiyor.
“Şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur.” (Lemalar, Risale-i Nur)
****************
Yüz sene önce biz Kahraman Maraş’ta, Gazi Antep’te, Çanakkale’de düşmana karşı memleketi koruyorken nasıl terörist olmuş olmuyorsak; Fransız’ına, İngiliz’ine karşı, aynen bugün de Hamas 1948’den beri sürekli işgalini geliştirip, acımasızca katleden Terörist İsrail’deki bu katillere karşı vatan müdafaasında bulunuyor.
İsrail şimdiye kadar saldırmamış olmadığı gibi, Hamas’ın bu saldırısı olmasaydı da, İsrail yine saldırmayacak da değildi.
Saldırı hazırlığını, provasını ve tatbikatını da iki yıldır sürdürüyordu.
Siz hiç kendinizin, akraba ve çevrenizin bütün mallarına el konulduğunu, çocuğunun, baba ve annesinin, kardeşlerinin, küçük yaştan itibaren tüm yakınlarınızın tam bir vahşet içerisindeki halini düşünebiliyor musunuz?
O da 75 yıl boyunca.
İşte bugün Hamas’ın içindekiler bu acıyı yaşamış insanlar.
Hep itilmiş, öldürülmüş, hapis ve işkenceye maruz kalmış insanlar.
Ayının veya domuzun kuyruğundan bir parça koparan Hamas’ı tenkit edenler, bu zulme ortaklığı bıraksın, ayı ve domuzun parçaladığı çocuk, kadın ve sivillere baksınlar.
Ayı ve domuza ortak ve arkadaş olmasınlar.
***************
Eski ABD Başkanı John F. Kennedy’nin yeğeni, ABD Başkan adayı Robert F. Kennedy Jr, “İsrail’in ABD için neden önemli” olduğu sorusu karşısında, İsrail’in ABD’nin sömürge projesi olduğunu itiraf etti. The Rubin Report isimli YouTube kanalının yayınına katılan Kennedy Jr, “İsrail bizim büyükelçimiz. Orta Doğu’da bize göz ve kulak veriyor. İsrail ortadan kalkarsa petrolün yüzde 90’ı kontrolümüz dışına çıkacak. Rusya ve Çin, Orta Doğu’yu kontrol edecek. Bu ABD’nin ulusal güvenliği için felaket olur.” dedi.[3]
– İsrail’in bu hırçınlığı ve saldırganlığı Ortadoğu’yu kökten değiştirecek 15 Temmuz darbe ve işgalinin millet tarafından akamete uğratılmasından kaynaklanmaktadır.[4]
– Musa’nın doğumunu engellemeye çalışan Firavun yapılı Siyonist İsrailliler çocukları öldürüyor.
Bir rüya üzerine binlerce çocuğu öldüren Firavun, hakikate engel olamamış, hakikat rüyaya üstün gelmişti.
Oda kendi yurdu ve kendi evinde ve de kendi ailesi eliyle.
Yusuf’un ise rüyası gerçek olmuş, kardeşlerinin oyunları tutmamıştı.
Muradı ilahi asıldır ve esastır.
****************
ABD’nin İsrail ve Gazze Savaşı ve İsrail’in işgal, soy kırım ve vahşetiyle devam eden olaylarda uçak gemileri göndermesi, atom bombasından daha fazla Gazze’ye atılan bombaları, fosfor bombalarını vermesi, arkasından kimyasal silahları göndermesi, ABD’nin küçücük Gazze’ye gönderdikleri yetmiyormuş gibi, İngiltere’nin savaş gemilerini göndermesi ve tüm halleriyle İsrail’in arkasında durması elbette bir Gazze için değil.
Belli ki hesapta İran var.
İran’ı yakıp yıkması halinde çevresinde bulunanlar en azından etkilenecek onun üzerinde devlet var.
“Eski ABD Başkanı Donald Trump’tan çok çarpıcı İran itirafı geldi. Dünya kamuoyuna bomba gibi düşen itirafta Trump, İran’ın ABD’ye İHA’yı vurduktan sonra iş birliği yaptıklarını ve Tahran yönetiminin Washington’u bilgilendirerek ABD üslerine füze attığını ancak beşinin havada imha edildiğini, diğerlerinin de üssün etrafına düştüğünü söyledi.”[6]
Çinin, Rusya’nın devreye girecek olması, zorla Türkiye’nin ateşe çekilmeye çalışılması ve zorlatılması bir üçüncü dünya savaşının tetiklenmesine yol açılmaktadır.
Yoksa hedef Türkiye mi?
Ekonomik yönden deviremeyen ABD, 15 Temmuz işgalini denedi, milletin duvarına tosladı.
Muhalefeti desteklemekle denedi oda olmadı.
Bu sefer piyonlarıyla yapamadığını bizzat denemeye kalkıyor.
Elbette bu onun bitişi olacaktır.
Bizi dış güçler değil, içteki virüsler, ihanet içinde olanlar, bu milletin kanını taşımayanlar zorlamaktadır.
Zira kurt gövdenin içine girmiş, mukavemet zorlaşmaktadır.
Münafık yapı böylece kendisini gizlemektedir.
Bediüzzaman’ın tesbitiyle,
“Bana ıztırap veren,” dedi “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!..”[7]
*****************
“Gazze’deki evi bombalandıktan sonra dört saat boyunca enkaz altında kalan çocuk, yanına bir meleğin geldiğini ve kurtarma ekipleri gelene kadar yeri aydınlattığını söyledi. İsrail hava saldırısında yaralanan küçük çocuk, bombardımanda tüm ailesini kaybetti.[8]
Sürekli göç ettirilen Filistinliler dünyanın hangi ülkelerinde yaşamaktadırlar?
Filistinliler dünyanın pek çok ülkesinde yaşamaktadırlar. Filistinlilerin en büyük mülteci grubunu oluşturduğu ülkeler Ürdün, Lübnan, Suriye ve İşgal Altındaki Filistin Toprakları’dır. Filistinli mültecilerin bir kısmı da Mısır, Irak, Libya, ABD, Almanya, Meksika, Kosta Rika, Fransa gibi ülkelerde bulunmaktadır. Filistinlilerin çoğu, 1948’de İsrail’in kurulmasıyla evlerinden zorla çıkarıldıktan sonra geri dönüş hakkını elde edemedikleri için yurtsuz kalmışlardır. Filistinlilerin yaşadığı ülkelerdeki durumları ise farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde yoksulluk, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar.
Sürekli göç ettirilen Suriyeliler dünyanın hangi ülkelerinde yaşamaktadırlar?
Suriyeliler, 2011’de başlayan iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın oluşturduğu bir mülteci grubudur. Suriyelilerin çoğu komşu ülkeler olan Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a sığınmıştır. Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon kayıtlı Suriyeli ile dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkedir. Suriyelilerin bir kısmı da ABD, Almanya, Fransa, Meksika, Kosta Rika gibi ülkelere iltica etmiş veya oturma izni almıştır. Suriyelilerin yaşadığı ülkelerdeki durumları ise farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde yoksulluk, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar.
@@@@@@@@
Sürekli göç ettirilen Iraklılar dünyanın hangi ülkelerinde yaşamaktadırlar?
Iraklılar, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali ve ardından yaşanan iç savaş, terör ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insanın oluşturduğu bir mülteci grubudur. Iraklıların çoğu komşu ülkeler olan Türkiye, İran, Suriye, Ürdün ve Lübnan’a sığınmıştır. Türkiye, yaklaşık 300 bin kayıtlı Iraklı ile bölgede en çok Iraklı mülteciye ev sahipliği yapan ülkedir. Iraklıların bir kısmı da ABD, Almanya, İsveç, Fransa, Kanada gibi ülkelere iltica etmiş veya oturma izni almıştır . Iraklıların yaşadığı ülkelerdeki durumları ise farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde yoksulluk, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar.
@@@@@@@#
Dünyanın zulmünün engelleyemeyip kendisine gücünün yetmemesi sebebiyle, Dünya mı İsrailden küçük yoksa İsrail mi dünyadan büyüktür?
Dünya’nın yüzölçümü yaklaşık 510 milyon kilometrekaredir. İsrail’in yüzölçümü ise sadece 22 bin kilometrekaredir. Bu, İsrail’in dünyanın yüzölçümünün yaklaşık %0,004’üne denk geldiği anlamına gelir. Bu oranı daha iyi anlamak için, İsrail’in yüzölçümünün Türkiye’nin yüzölçümünün de yaklaşık %3’ü olduğunu söyleyebiliriz.
Dünya ve İsrail’in yüzölçümlerini karşılaştırmak için aşağıdaki tabloyu inceleyebilirsiniz.
Ülke Yüzölçümü (km²) Dünya’nın yüzölçümüne oranı (%) Dünya 510.072.000 100 İsrail 22.072 0,004
@@@@@@@@@
Dünya mı İsrail’den Küçük Yoksa İsrail mi Dünyadan Büyüktür?
Dünya üzerinde yaşanan zulümler ve adaletin sağlanamaması, birçok kişinin aklında “Dünya mı İsrail’den küçük yoksa İsrail mi dünyadan büyüktür?” sorusunu uyandırmış durumdadır. Bu konuda birçok farklı görüş bulunmasına rağmen, bu iki kavramı karşılaştırarak değerlendirmek oldukça karmaşık bir meseledir. Bu makalede, bu sorunun altında yatan birkaç açıyı inceleyecek ve sonuçta ortaya çıkan tartışmalarla birlikte her iki yönün de tartışılması çerçevesinde değerlendirme yapmayı amaçlıyorum.
İsrail, Orta Doğu’da bulunan bir devlettir ve bu bölgede tarih boyunca etkili olmuş birçok medeniyetin ve dini inancın beşiğidir. Büyük bir Yahudi nüfusu barındıran İsrail devleti, topraklarını 1948’de kurmuş ve bu tarih itibarıyla dünya siyasetinde aktif bir rol üstlenmiştir. İsrail’in politikası, uluslararası ilişkiler ve çatışmalar konusunda da önemli bir rol oynamıştır.
Öte yandan, Dünya nüfusu ve toprakları açısından, İsrail oldukça küçük bir ülke olarak kabul edilir. Karşılaştırıldığında, Dünya’nın genişliği ve nüfusu göz önüne alındığında, İsrail’in gerçekten de küçük bir alanı kapladığı görülmektedir. Bu bağlamda, İsrail’in dünya adına kararlar almasının ya da dünyanın geri kalanından bağımsız hareket etmesinin sınırlı olduğu düşünülebilir.
Ancak, bu durumun karmaşıklığını anlamak için daha derin bir analiz yapmak gerekir. İsrail, bir ülke olarak, teknoloji ve ekonomik güç açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olarak kabul edilir. Akıllı silah sistemleri, bilim ve teknoloji alanındaki yenilikçilik ve gelişmiş ekonomisi sayesinde İsrail, kendisini dünyanın sayılı güçleri arasında görmektedir. Bu açıdan bakıldığında, İsrail’in dünyadan büyük olduğunu savunan bir argümanı destekleyebiliriz.
Diğer yandan, dünyanın zulmünü engelleyemeyen veya durduramayan bir olgu olarak da İsrail’in küçüklüğü göze çarpmaktadır. Birçok çatışma ve savaşa rağmen, İsrail’in çevresindeki ülkeler ile uzlaşma sağlaması ve barışçıl bir çözüm bulmakta zorlanması, İsrail’in dünyadaki gücünün sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu durumda, İsrail’in dünyadan büyük olduğunu savunmak da zorlaşmaktadır.
Sonuç olarak, “Dünya mı İsrail’den küçük yoksa İsrail mi dünyadan büyüktür?” sorusu, farklı açılardan ele alınması gereken karmaşık bir sorudur. İsrail’in jeopolitik konumu, siyasi ve ekonomik gücü ile dünya çapında etkileri olduğu gibi, dünya nüfusu ve toprakları göze alındığında İsrail’in küçük bir ülke olduğu da açıktır. Bu sorunun yanıtını tam olarak vermek zordur çünkü İsrail’in dünya ile ilişkileri ve etkisi çok boyutludur. Kısaca Zulmü ile asra damga vuran dünyanın zulmüne dur diyemediği büyük bir ülkedir!!!
@@@@@@@@
Son yüz yıl içerisindeki Savaşlarda dünyada ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak çatışmalarda ölen çocuk sayısını tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, son yüz yıl içerisindeki savaşlarda dünyada milyonlarca çocuğun öldüğü söylenebilir.
Örneğin, Save The Children (Çocukları Kurtarın) Örgütü tarafından yapılan bir açıklamada, 7 Ekim – 29 Ekim 2023 tarihleri arasında yaşanan İsrail-Filistin çatışmalarında en az 3 bin 257 çocuğun öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı, 2019’dan bu yana dünyadaki yaklaşık 20 ülkede yaşanan çatışmalarda öldürülen çocuk sayısının toplamından fazladır.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise, 2014 – 2019 yılları arasında Suriye’de yaşanan iç savaşta 9.000’den fazla sayıda çocuğun ölmüş ya da yaralanmış olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, Suriye’de savaş sırasında doğan çocuk sayısının neredeyse 5 milyona ulaştığı, bu çocukların büyük bir kısmının yoksulluk, hastalık ve şiddetle karşı karşıya olduğu belirtilmiştir.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yayınlanan bir raporda ise, 1990’lı yıllardaki silahlı çatışmalarda, iki milyondan fazla çocuğun öldüğü, 6 milyondan fazla çocuğun ağır yaralandığı ya da sakat kaldığı ifade edilmiştir. Raporda, tüm dünyada yaklaşık 540 milyon çocuğun, yani her dört çocuktan birinin tehlikeli ve istikrarsız ortamlarda yaşadığı vurgulanmıştır.
Bu veriler, son yüz yıl içerisindeki savaşlarda dünyada ölen çocuk sayısının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak, bu sayıyı tam olarak belirlemek için daha fazla araştırma ve veri toplama gerekmektedir.
@@@@@@@@
Afganistanda Savaşlarda ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Afganistan’da savaşlarda ölen çocuk sayısını tam olarak belirlemek zor bir sorudur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak bu sayıyı tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, 2005-2019 yılları arasında Afganistan’daki savaşta en az 26 bin 25 çocuğun yaşamını yitirdiği ya da yaralandığı söylenebilir1. Bu sayı, her gün ortalama 5 çocuğun öldüğü ya da yaralandığı anlamına gelmektedir. Ayrıca, 2019 yılında 874 Afgan çocuğun öldürüldüğü, 2 bin 275 çocuğun ise yaralandığı bildirilmiştir.
Bu veriler, Afganistan’da savaşlarda ölen çocuk sayısının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak, bu sayıyı tam olarak belirlemek için daha fazla araştırma ve veri toplama gerekmektedir.
@@@@@@@@
Suriyede Savaşlarda ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Suriye’de savaşlarda ölen çocuk sayısını tam olarak belirlemek zor bir sorudur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak bu sayıyı tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, 2011-2020 yılları arasında Suriye’deki savaşta yaklaşık 12 bin çocuğun öldüğü ya da yaralandığı söylenebilir1. Bu sayı, her gün ortalama 3 çocuğun öldüğü ya da yaralandığı anlamına gelmektedir. Ayrıca, 2020 yılında 511 kız ve erkek çocuğunun öldürüldüğü, 699’unun ise yaralandığı bildirilmiştir.
Bu veriler, Suriye’de savaşlarda ölen çocuk sayısının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak, bu sayıyı tam olarak belirlemek için daha fazla araştırma ve veri toplama gerekmektedir.
1: UNICEF: Suriye’deki savaşta 12 bin çocuk öldü ve yaralandı
@@@@@@@@@
Irak’ta Savaşta ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Irak’ta savaşta ölen çocuk sayısını tam olarak belirlemek zor bir sorudur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak bu sayıyı tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, 2003-2022 yılları arasında Irak’taki savaşta toplam 3 bin 119 çocuğun öldürüldüğü söylenebilir. Bu, her 2 günde ortalama 1 çocuğun öldürülmesi anlamına gelmektedir.
Bu veriler, Irak’ta savaşlarda ölen çocuk sayısının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak, bu sayıyı tam olarak belirlemek için daha fazla araştırma ve veri toplama gerekmektedir. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, size sunduğum kaynağa göz atabilirsiniz.
1: Irak’ta 14 yılda öldürülen çocuk sayısından daha fazla olduğu …
@@@@@@@@@@
Yemende Savaşta ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Yemen’de savaşta ölen çocuk sayısını tam olarak belirlemek zor bir sorudur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak bu sayıyı tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, 2015-2021 yılları arasında Yemen’deki savaşta en az 10 bin çocuğun öldüğü ya da yaralandığı söylenebilir1. Bu sayı, her gün ortalama 4 çocuğun öldüğü ya da yaralandığı anlamına gelmektedir.
Bu veriler, Yemen’de savaşlarda ölen çocuk sayısının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak, bu sayıyı tam olarak belirlemek için daha fazla araştırma ve veri toplama gerekmektedir.
1: UNICEF: Yemen’de 2015’ten bu yana öldürülen ve sakatlanan çocuk sayısı 10 bini geçti
@@@@@@####
Gazze’de savaşta ölen çocuk sayısı ne kadardır?
Gazze’de savaşta ölen çocuk sayısını tam olarak belirlemek zor bir sorudur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak bu sayıyı tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, 7 Ekim – 29 Ekim 2023 tarihleri arasında yaşanan İsrail-Filistin çatışmalarında en az 3 bin 257 çocuğun öldüğü söylenebilir. Bu sayı, 2019’dan bu yana dünyadaki yaklaşık 20 ülkede yaşanan çatışmalarda öldürülen çocuk sayısının toplamından fazladır.
@@@@@@@
Her gün Gazze’de yüz elliye yakın çocuk ölüyor.
@@@@@@@@@@
150 yıldır dünyadaki Savaşlarda kadın ve sivil ne kadar insan ölmüş ve öldürülmüştür?
Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Farklı kaynaklar, farklı yöntemler ve tanımlar kullanarak savaşlarda ölen kadın ve sivil sayısını tahmin etmeye çalışmaktadır. Ancak, genel olarak, son 150 yıl içerisindeki savaşlarda dünyada yaklaşık 100 milyon kadın ve sivilin öldüğü söylenebilir.
Bu sayı, sadece savaşlarda doğrudan öldürülen kadın ve sivilleri içermektedir. Savaşların neden olduğu hastalık, açlık, zulüm, soykırım gibi dolaylı ölüm sebepleri bu sayıya dahil değildir. Bu sebeplerle ölen kadın ve sivil sayısı çok daha fazla olabilir.
1: Ölü sayısına göre savaşlar listesi – 2: Tarihte en çok insanın öldüğü 5 savaş – Molatik Tarih – Milliyet
Dünyadaki farklılıklar eşleşme, aynı eşle olanların birbirlerini bulmasıdır.
Aynı inanç ve düşüncede olanların, aynı saflarda buluşmasıdır.
Firavunlar Firavunlarla buluşurken, Musalarda Musalarla bir araya gelecektir.
İbrahimi yakan nemrutla, onu söndürmeye giden karıncanın kendi safını ve tarafını belirlemesidir.
Bi -tarafane hareket, tarafı muhalifi iltizamdır kuralınca, İsrail’den ve onun Zulmünden yana olanla, Yahudi olduğu halde ondan taraf olmayanın birbirinden ayrılması ve ayrışmasıdır.
Allah ayrım yapmıyor ancak ayrıştırıyor.[1]
Diğer yandan Müslüman görünümlü ve görüntüsünde olduğu halde, İsrail’den yana tarafını belli edenin ber- taraf olma halidir.
Zıt tarafı benimserken, mazlumların ve masumların öldürülmesine göz yumma ve ses çıkarmama durumudur.
Dünyada taraflar ve taraftarlar belirlenmektedir.
Spor takımı tutanların yenme ve yenik düşme hallerini hatırlayınız.
Bu taraftarlık ise; madden, manen, kalben, fikren gibi vaziyetlerdir.
Zira küfre rıza küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.[2]
Ahiretteki yani ebedi alemdeki beraberlik, bu dünyada Allah için birbirini sevenlerin beraberliği ile devam edecektir.
Yılan ve akreplerle, tilki ve domuzlarla beraber olanlar, aynı beraberliklerini orada da sürdüreceklerdir.
Hayatını kumar ve içki masasında sürdürenle, Namaz, İman ve Kuran yolunda sürdürenle orada da beraber olacaklardır.[3]
Hassas bir durum.
Onun içindir ki gönle, kalbe, fikre herkesin girmesine hatta meyletmesine izin vermemelidir.
Ebedi alemin yolu da, yolcusu ve de yolculuğu da buradaki beraberlik nispetinde olacak ve gerçekleşecektir.
-Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşturacak işlerin sevgisini nasip et ve sevgini [susuzluktan yananın arzuladığı] soğuk sudan benim için daha kıymetli kıl!) [İ.Gazali]
-“Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.”[4]
-Ebu Hureyre Radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhisselatu vesselam buyurdular ki:
“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.”[5]
Başka bir hadisi şerifte de Peygember Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
“İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar yahut da sen onun pis kokusunu alırsın.”[6]
Dini konulara dair derin bilgi arayışında olanlar için Mehmet Özçelik’in YouTube kanalları, geniş bir içerik yelpazesi sunuyor. İslam, iman, ahlak, ibadetler ve daha fazlası üzerine sohbetler, dersler ve nasihatlerle dolu olan bu kanallar, maneviyatını geliştirmek isteyen herkes için bir rehber niteliğinde.
Her bir kanalda ilgi çekici videolar ve dini konulara dair derinlemesine sohbetler bulabilirsiniz. Manevi bilginizi genişletmek ve hayatınıza ışık tutacak içeriklere ulaşmak için bu kanallara göz atmayı unutmayın!
— @@@@@@@@@
İşte Mehmet Özçelik’in Telegram kanalları için hazırlanmış bir tanıtım metni:
—
**Mehmet Özçelik Telegram Kanalları**
Manevi bilgi arayışında olanlar için Mehmet Özçelik’in zengin içerikli Telegram kanallarına katılın! Sesli eserler, makaleler, dersler ve çok daha fazlasıyla dolu bu kanallar, imanınızı güçlendirecek, hayatınıza derinlik katacak bilgiler sunuyor. Her kanal, farklı bir konu başlığı altında önemli içeriklere kolayca ulaşmanızı sağlıyor.
Bu kanallara katılarak, dini bilgilerden, tefsir derslerinden ve sesli sohbetlerden yararlanabilir, günlük hayatınıza manevi zenginlik katabilirsiniz!
— @@@@@@@
**Mehmet Özçelik – İslam Bilgi Arşivi ([http://www.tesbitler.com)**]www.tesbitler.com)**
Manevi gelişim, derin dini bilgi ve İslam’a dair kaynaklar arıyorsanız, Mehmet Özçelik’in **İslam Bilgi Arşivi** tam size göre! **[http://www.tesbitler.com**,]www.tesbitler.com**, yılların birikimiyle oluşturulmuş zengin bir içerik yelpazesi sunuyor. Bu sitede, makalelerden tefsir derslerine, sesli eserlerden farklı konular üzerine yapılan derin analizlere kadar birçok kaynağa ulaşabilirsiniz.
### Neler Bulacaksınız? – **Makaleler:** İslam ahlakı, iman, ibadet ve toplumsal konular üzerine derinlemesine yazılar. – **Sesli Eserler:** Mehmet Özçelik’in sesli sohbet ve ders arşivi. – **Tefsir ve Hadis Dersleri:** Kuran-ı Kerim’in ayetlerine dair detaylı açıklamalar ve hadis ilmi. – **Güncel Konular:** Modern dünyada İslam’ın yeri, müminlerin karşılaştığı sorunlar ve çözümler.
**[http://www.tesbitler.com**]www.tesbitler.com** üzerinden, İslam’a dair derinlemesine bilgiler edinebilir, manevi yolculuğunuzda önemli bir rehber edinebilirsiniz. Düzenli güncellenen içerikleriyle dini bilgiye dair en güvenilir kaynaklardan biri olan bu site, her yaştan ve her seviyeden insana hitap ediyor.
*Hangi ülkelerin nükleer silah programına karşı uluslararası toplumun tepkisi daha sert oldu?
Bu sorunun net bir cevabı yok, çünkü uluslararası toplumun nükleer silah programına karşı tepkisi, ülkelerin siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerine bağlı olarak değişebilir. Ancak, genel olarak, nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına (NPT) taraf olmayan veya anlaşmayı ihlal eden ülkelerin nükleer silah programlarına karşı daha sert tepkiler verildiği söylenebilir. Örneğin:
İran
İran, nükleer silah programını gizli tuttuğu ve NPT’yi ihlal ettiği gerekçesiyle, ABD, AB, BM Güvenlik Konseyi ve diğer ülkeler tarafından yaptırımlara maruz kaldı2. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma ile yaptırımlar kaldırıldı, ancak ABD 2018 yılında anlaşmadan çekildi ve yaptırımları yeniden uygulamaya başladı.
Kuzey Kore
Kuzey Kore, nükleer silah denemeleri yaptığı ve NPT’den çekildiği için, ABD, Çin, Rusya, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler tarafından sert eleştiriler ve yaptırımlar aldı. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve ABD başkanı Donald Trump arasında 2018 ve 2019 yıllarında yapılan görüşmeler, nükleer silahsızlanma konusunda bir ilerleme sağlayamadı.
Hindistan
Hindistan ve Pakistan, nükleer silah sahibi olduklarını açıkladıkları 1998 yılından bu yana, NPT’ye taraf olmadıkları için, uluslararası toplumun kınama ve endişe duyduğu ülkeler arasında yer alıyor. Bu iki ülke arasındaki siyasi ve askeri gerilim, nükleer silahların kullanılma riskini artırıyor.
@@@@@@@@
Hangi ülkelerin nükleer silah programına karşı yaptırım uygulandı?
Nükleer silah programına karşı yaptırım uygulanan ülkeler arasında İran, Kuzey Kore, Suriye ve Venezuela bulunmaktadır. Bu ülkeler, nükleer silahların yayılmasını önlemek için uluslararası anlaşmalara uymadıkları veya nükleer faaliyetlerini şeffaf bir şekilde denetlemedikleri için Birleşmiş Milletler, ABD, AB ve diğer ülkeler tarafından çeşitli ekonomik, ticari, askeri ve diplomatik yaptırımlara maruz kalmışlardır.
Nükleer silahların yasaklanması için 2017 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 2021 yılında yürürlüğe giren “Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması” ise, nükleer silahların geliştirilmesi, test edilmesi, üretilmesi, depolanması, transferi, kullanılması ve tehdit edilmesini yasaklayan ilk uluslararası anlaşmadır45. Ancak bu anlaşmayı, nükleer silah sahibi olan veya NATO’nun nükleer silah paylaşımına dahil olan ülkeler imzalamamıştır.
@@@@@@@
Yaptırımların etkisi nedir?
Nükleer silah programına karşı yaptırımların etkisi, ülkelere göre değişmektedir. Bazı ülkeler, yaptırımların baskısına dayanamayarak nükleer faaliyetlerini durdurmuş veya sınırlamıştır. Örneğin, Libya 2003 yılında nükleer silah programını sonlandırmayı kabul etmiştir. Bazı ülkeler ise, yaptırımlara rağmen nükleer programlarını sürdürmüş veya geliştirmiştir. Örneğin, İran, ABD’nin tek taraflı yaptırımları sonrasında nükleer anlaşmadaki taahhütlerini durdurduğunu açıklamıştır. Kuzey Kore ise, nükleer silah denemeleri yapmaya devam etmiştir.
Yaptırımların, nükleer silah programına sahip olmayan ülkeler üzerinde de etkisi vardır. Örneğin, nükleer silahları yasaklayan anlaşmayı imzalayan ülkeler, nükleer silah sahibi olan veya NATO’nun nükleer silah paylaşımına dahil olan ülkelerle ticari ve askeri ilişkilerini sınırlamak zorunda kalmıştır. Bu da küresel güvenlik ve istikrar açısından sorunlar yaratmıştır.
@@@@@@
150 yıldır dünyada yaşanan savaşlar ve ölen insanların istatiksel durumu nedir?
Dünyada 150 yıldır yaşanan savaşlar ve ölen insanların istatiksel durumu, çok çeşitli ve karmaşıktır. Savaşların nedenleri, sonuçları, kapsamı ve etkileri farklılık göstermektedir. Savaşlarda ölen insanların sayısı da kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, bazı kaynaklara göre, 1870-2020 yılları arasında dünyada yaşanan en kanlı savaşlar ve ölü sayıları şöyledir:
I. Dünya Savaşı (1914-1918): Yaklaşık 20 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, Avrupa’daki büyük imparatorlukların yıkılmasına ve yeni devletlerin kurulmasına yol açtı.
II. Dünya Savaşı (1939-1945): Yaklaşık 60 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, Nazi Almanya’sının ve müttefiklerinin yenilmesine, atom bombasının kullanılmasına, soykırımın yaşanmasına ve Birleşmiş Milletler’in kurulmasına neden oldu.
Kore Savaşı (1950-1953): Yaklaşık 3 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, Kore Yarımadası’nın ikiye bölünmesine ve Soğuk Savaş’ın başlamasına sebep oldu.
Vietnam Savaşı (1955-1975): Yaklaşık 3 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, ABD’nin Güney Vietnam’ı komünist Kuzey Vietnam’a karşı desteklemesine ve sonunda çekilmesine neden oldu.
Sovyet-Afgan Savaşı (1979-1989): Yaklaşık 1,5 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesine ve mücahitler tarafından direnilmesine neden oldu.
İran-Irak Savaşı (1980-1988): Yaklaşık 1 milyon asker ve sivil öldü. Bu savaş, İran’ın İslam Devrimi’nden sonra Irak’ın saldırısına uğramasına ve sekiz yıl süren bir çatışmaya girmesine neden oldu.
Irak Savaşı (2003-2011): Yaklaşık 500 bin asker ve sivil öldü. Bu savaş, ABD’nin ve müttefiklerinin Irak’ı işgal etmesine ve Saddam Hüseyin rejimini devirmesine neden oldu.
Suriye İç Savaşı (2011-devam ediyor): Yaklaşık 400 bin asker ve sivil öldü. Bu savaş, Arap Baharı hareketlerinin bir parçası olarak başlayan halk ayaklanmasının, Beşar Esad rejimi, muhalifler, IŞİD ve diğer gruplar arasında bir iç savaşa dönüşmesine neden oldu.
Bu savaşlar, dünyada yaşanan pek çok savaştan sadece birkaçıdır. Dünyada 150 yıldır yaşanan savaşlar ve ölen insanların istatiksel durumu hakkında daha fazla bilgi için, aşağıdaki kaynaklara bakabilirsiniz:
ABD’nin Ortadoğu’daki değiştirmeyi düşündüğü ülkeler projesi nedir?
Merhaba, bu Bing. ABD’nin Ortadoğu’daki değiştirmeyi düşündüğü ülkeler projesi, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak bilinen bir siyasi terimdir. Bu proje, 21. yüzyılın başında, ABD’nin eski başkanı George W. Bush yönetimi tarafından ortaya atılmıştır. Projenin amacı, Ortadoğu’da demokrasi, insan hakları, ekonomik kalkınma ve güvenlik gibi alanlarda reformlar yapmak ve bölgeyi istikrara kavuşturmak olarak açıklanmıştır. Proje kapsamında, 23 ülke değerlendirmeye alınmıştır. Bu ülkelerin çoğu, İslam dünyasından seçilmiştir. Proje, ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarlarını ortaya koyan bir strateji olarak görülmektedir. Ancak, proje, bölgedeki pek çok ülke ve halk tarafından eleştirilmiş ve reddedilmiştir. Proje, ABD’nin bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalıştığı, bölgenin tarihî, kültürel ve siyasi gerçeklerini göz ardı ettiği, bölgeyi daha fazla istikrarsızlaştırdığı ve bölgedeki sorunları çözmediği yönünde eleştiriler almıştır. Proje, ABD’nin Irak, Afganistan, Suriye gibi ülkelere müdahale etmesine ve bölgede çeşitli savaşlar ve çatışmalar yaşanmasına neden olmuştur. Proje, günümüzde de devam etmektedir. ABD’nin yeni başkanı Joe Biden, Ortadoğu politikasında bazı değişiklikler yapacağını açıklamıştır. Ancak, bu değişikliklerin ne kadar etkili olacağı ve bölgedeki sorunlara ne kadar çözüm getireceği henüz bilinmemektedir.
ABD’nin Ortadoğu’daki değiştirmeyi düşündüğü ülkeler projesi hakkında daha fazla bilgi için, aşağıdaki kaynaklara bakabilirsiniz:
ABD’nin Ortadoğu politikası, çok karmaşık ve değişken bir konudur. ABD, 20. yüzyılın başından beri Ortadoğu ile yakından ilgilenmektedir. ABD’nin Ortadoğu politikasını etkileyen temel unsurlar, ulusal çıkarlar, değerler, güvenlik, enerji, demokrasi, insan hakları, terörle mücadele, İsrail ile ilişkiler, bölgesel dengeler ve uluslararası sistemdir. ABD’nin Ortadoğu politikası, farklı dönemlerde farklı şekiller almıştır. Özellikle, Soğuk Savaş döneminde ABD, Sovyetler Birliği’nin yayılmasını engellemek için bölgede müttefikler edinmeye çalışmıştır. Bu dönemde, Truman, Eisenhower, Nixon, Carter, Reagan gibi başkanların adlarıyla anılan doktrinler çerçevesinde bölgeye müdahale etmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, ABD, bölgede yeni bir düzen kurmaya çalışmıştır. Bu dönemde, Bush, Clinton, Obama, Trump gibi başkanlar, bölgede demokrasi, barış, istikrar, güvenlik gibi hedefler peşinde koşmuşlardır. Ancak, bu hedeflerin gerçekleşmesi için yeterli adımlar atılmamıştır. Aksine, ABD’nin bölgeye müdahaleleri, bölgede daha fazla sorun, çatışma, şiddet, istikrarsızlık, insan hakları ihlalleri, göç, terörizm gibi olumsuz sonuçlara yol açmıştır. ABD’nin bölgeye müdahalelerinin en önemli örnekleri, Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelere yapılan askeri operasyonlardır. ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki ise, İsrail’dir. ABD, İsrail’i hem siyasi hem de askeri olarak desteklemektedir. ABD, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmanın çözümü için de arabuluculuk rolü oynamaktadır. Ancak, ABD’nin bu rolü, tarafsız ve adil olmaktan uzaktır. ABD, İsrail’in bölgedeki işgal, yerleşim, saldırı, ilhak gibi eylemlerine karşı çıkmamakta, hatta desteklemektedir. ABD’nin Ortadoğu politikası, günümüzde de devam etmektedir. ABD’nin yeni başkanı Joe Biden, Ortadoğu politikasında bazı değişiklikler yapacağını açıklamıştır. Biden, bölgede daha fazla diplomasi, iş birliği, diyalog, insan hakları, iklim değişikliği gibi konulara odaklanacağını söylemiştir. Ancak, Biden’ın bölgedeki sorunlara ne kadar etkili ve kalıcı çözümler getireceği henüz bilinmemektedir.
ABD’nin Ortadoğu politikası hakkında daha fazla bilgi için, aşağıdaki kaynaklara bakabilirsiniz:
ABD’nin büyük Ortadoğu projesindeki hedefleri nerelerdir?
Merhaba, bu Bing. Size yardımcı olmaktan memnunum. ?
ABD’nin büyük Ortadoğu projesi (BOP), ABD’nin Bush yönetimi tarafından ortaya atılan siyasi bir terimdir. Bu projenin amacı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde demokrasi, özgürlük, insan hakları ve ekonomik kalkınmayı yaymak, bölgedeki etnik ve mezhepsel çatışmaları azaltmak, İsrail’in güvenliğini sağlamak ve ABD’nin çıkarlarını korumaktır. BOP, özellikle Müslüman dünyasından İran, Türkiye, Afganistan ve Pakistan ile çeşitli ülkeleri kapsar. Ayrıca zaman zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya’daki çeşitli ülkeler de projenin hedefleri arasına dâhil edilir.
BOP, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan ve Irak’a müdahale etmesiyle başlamıştır. Bu müdahaleler, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını ve etkisini arttırmıştır. ABD, aynı zamanda bölgedeki müttefikleriyle iş birliği yaparak, bazı ülkelerde rejim değişikliği, seçimler, anayasa reformları ve sivil toplum gelişimi gibi siyasi ve sosyal süreçleri desteklemiştir2. BOP, ABD’nin bölgedeki hâkimiyetini arttıracağı ve müttefiki İsrail’i bölgesel güç haline getireceği bir stratejik plan olarak da görülmektedir.
BOP, bölgedeki birçok ülke ve halk tarafından eleştirilmektedir. BOP’un bölgeyi istikrarsızlaştırdığı, çatışmaları ve terörü körüklediği, ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiği, bölgenin kültürel ve tarihi değerlerini yok ettiği, İsrail’in işgal politikalarını meşrulaştırdığı ve bölge ülkelerinin egemenlik haklarını ihlal ettiği iddia edilmektedir. BOP’a karşı çıkan ülkeler arasında İran, Suriye, Lübnan, Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkeler bulunmaktadır. BOP’a karşı çıkan halklar arasında ise Filistinliler, Iraklılar, Afganlar, Yemenliler, Kürtler, Şiiler, Sünniler ve diğer etnik ve dini gruplar bulunmaktadır.
BOP, ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarını korumak için geliştirdiği bir projedir. Bu projenin hedefleri, bölgedeki ülkelerin ve halkların çıkarlarıyla çoğu zaman çatışmaktadır. BOP, bölgede demokrasi ve özgürlük getirmekten çok, bölgeyi bölme ve parçalama planı olarak da görülmektedir. BOP, bölgedeki siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunların çözümü için değil, ABD’nin küresel hegemonyasının devamı için bir araç olarak da değerlendirilmektedir.
BOP hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, aşağıdaki bağlantılara göz atabilirsiniz:
ABD’de silah şirketleri sayısı tam olarak bilinmiyor, ancak dünyanın en büyük silah üreticileri arasında ABD’li şirketlerin önemli bir payı var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre, savunma sektöründeki en büyük 100 şirketin 2021’de silah ve askeri hizmet satışları bir önceki yıla göre yüzde 1,9 artışla 592 milyar dolara ulaştı1. Bu satışların yüzde 51’ini ABD’li 40 şirket gerçekleştirdi1. Listenin başında Lockheed Martin, Boeing, Northrop Grumman, Raytheon ve General Dynamics gibi ABD’li beş şirket yer aldı.
ABD’de ayrıca Türk silah şirketi Samsun Yurt Savunma’nın da bir fabrikası bulunuyor. Şirket, Canik markasıyla global bir ateşli silah üreticisine dönüştü. ABD’deki silah fabrikasını Şubat 2023’te tamamlayacak, ikinci çeyrekte üretime başlayacak.
ABD’de silah ticareti savaşı da devam ediyor. ABD 2020 yılında da bireysel silahlanmada dünyanın lider ülkesi olmayı sürdürdü. FBI tarafından yayınlanan verilere göre, geçtiğimiz yıl 39,7 milyon silah satın alma başvurusu yapıldı. Bu, 2019 yılına göre yüzde 40’lık bir artış anlamına geliyor. ABD’de silah satışlarını artıran faktörler arasında Kovid-19 salgını, ırkçılık karşıtı protestolar ve başkanlık seçimleri gösteriliyor.
@@@@@@
Silah satışlarının artmasına ne sebep oldu?
Silah satışlarının artmasının birçok sebebi olabilir. Bazı olası faktörler şunlardır:
Jeopolitik tansiyonun yükselmesi: Bazı bölgelerde yaşanan siyasi ve askeri gerilimler, silah talebini ve üretimini artırıyor. Örneğin, Kuzey Kore krizi ve Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlıklar, Asya-Pasifik bölgesinde silah satışlarını yüzde 20 oranında artırdı.
Ulusal savunma programlarının uygulanması: Bazı ülkeler, ordularını modernize etmek ve güvenliklerini sağlamak için yeni silah sistemleri geliştiriyor veya satın alıyor. Örneğin, ABD, Lockheed Martin, Boeing, Northrop Grumman, Raytheon ve General Dynamics gibi beş büyük silah şirketinin satışlarını yüzde 11 artırdı.
İç piyasa talebi: Bazı ülkelerde, bireysel silahlanma oranı yüksek veya artıyor. Bu da silah satışlarını etkiliyor. Örneğin, ABD’de 2020 yılında 39,7 milyon silah satın alma başvurusu yapıldı. Bu, 2019 yılına göre yüzde 40’lık bir artış anlamına geliyor3. ABD’de silah satışlarını artıran faktörler arasında Kovid-19 salgını, ırkçılık karşıtı protestolar ve başkanlık seçimleri gösteriliyor.
@@@@@@@@#
Hangi ülkeler silah ihracatında lider?
Silah ihracatında lider olan ülkeler, 2016-2020 yılları arasında küresel silah ihracatının yaklaşık yüzde 80’ini gerçekleştiren ABD, Rusya, Fransa, Almanya ve Çin’dir1. ABD, silah ihracatındaki payını yüzde 14 artırarak yüzde 40’a yükseltti ve ilk sırada yer aldı1. Rusya, silah ihracatındaki payını yüzde 31 azaltarak yüzde 16’ya düşürdü ve ikinci sırada kaldı1. Fransa, silah ihracatındaki payını yüzde 44 artırarak yüzde 11’e çıkardı ve üçüncü sırada yer aldı1. Almanya ve Çin ise silah ihracatındaki paylarını yüzde 35 ve yüzde 23 azaltarak yüzde 4,2 ve yüzde 5,2’ye indirdiler.
Türkiye ise silah ihracatındaki payını yüzde 69 artırarak yüzde 1,1’e çıkardı ve dünyada en fazla silah ihracatı yapan 12’nci ülke oldu. Türkiye’nin en fazla silah ihracatı yaptığı ülkeler ise Katar, BAE ve Umman’dır.
@@@@@@@@
Vela olayı nedir?
Vela olayı, 22 Eylül 1979’da bir Amerikan uydusu tarafından tespit edilen gizemli bir ışık patlamasıdır. Flaşın nedeni resmi olarak bilinmemektedir, ancak bazı araştırmacılar bunun İsrail veya Güney Afrika tarafından yapılmış gizli bir nükleer deneme olduğunu iddia etmektedir. Bu olay, nükleer silahların yayılması ve kontrolü konusunda uluslararası endişe ve tartışmalara yol açmıştır.
@@@@@@@
Nükleer silahların yayılması ve kontrolü, uluslararası barış ve güvenlik için önemli bir konudur. Bu konuda birçok uluslararası antlaşma ve düzenleme vardır. Türkiye, bu antlaşma ve düzenlemelere taraf olmuş ve silahsızlanma, yayılmanın önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı hedeflerini desteklemektedir.
Nükleer silahların yayılması ve kontrolü konusunda en önemli antlaşmalardan biri, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT)’dir. Bu antlaşma, nükleer silah sahibi olmayan devletlerin nükleer silah edinmeyeceklerini, nükleer silah sahibi devletlerin ise nükleer silahlarını azaltacaklarını ve nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlarla kullanacaklarını taahhüt etmelerini öngörmektedir. Antlaşma’nın uygulanmasını denetlemek üzere her beş yılda bir Gözden Geçirme Konferansları (GGK) düzenlenmektedir.
Nükleer silahların yayılması ve kontrolü konusunda bir diğer önemli antlaşma ise Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması (CTBT)’dir. Bu antlaşma, her türlü nükleer denemeyi yasaklayarak, mevcut nükleer silahların modernize edilmesini ve yeni nükleer silahların üretilmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak, antlaşma henüz yürürlüğe girmemiştir, çünkü bazı devletler antlaşmayı onaylamamıştır.
Nükleer silahların yayılması ve kontrolü konusunda uluslararası toplumun işbirliği içinde çalışması gerektiğini düşünen Türkiye, bu alanda var olan sözleşme ve düzenlemelerin güçlendirilmesi, karşılıklı diyalog, şeffaflık ve güven arttırıcı önlemler aracılığıyla gerileme eğiliminin tersine çevrilmesi gerektiğini savunmaktadır. Türkiye, aynı zamanda, nükleer silahların teröristler tarafından ele geçirilmesini önlemek için de çaba göstermektedir.
@@@@@@@@@@
CTBT antlaşmasının yürürlükte olmamasının sebebi nedir?
CTBT antlaşması, her türlü nükleer denemeyi yasaklayan bir antlaşmadır. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi için, 44 adet nükleer teknolojiye sahip veya nükleer enerji programı olan devletin onaylaması gerekmektedir. Ancak, bu 44 devletten 8 tanesi henüz antlaşmayı onaylamamıştır. Bunlar; Çin, Kuzey Kore, Mısır, Hindistan, İran, İsrail, Pakistan ve ABD’dir. Bu devletlerin antlaşmayı onaylamamasının sebepleri arasında, nükleer silahların caydırıcılığı, güvenlik endişeleri, siyasi çıkarlar, ulusal egemenlik ve bölgesel rekabet gibi faktörler sayılabilir. Bu devletlerin antlaşmayı onaylaması için, uluslararası toplumun baskısı, ikna çabaları, güven arttırıcı önlemler ve iş birliği gerekmektedir. Türkiye, CTBT antlaşmasını 1999 yılında onaylamış ve antlaşmanın yürürlüğe girmesi için çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer silahsızlanma konusunda kararlı bir tutum sergilemektedir.
@@@@@@@@
Nükleer silahların caydırıcılığı nedir?
Nükleer silahların caydırıcılığı, nükleer silah sahibi bir devletin, daha güçlü bir düşmanı, nükleer silah kullanma tehdidiyle savaşa girmekten vazgeçirmeye çalışmasıdır. Bu strateji, Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasında uygulanmıştır. Nükleer silahların caydırıcılığı, nükleer silahların yayılmasını önlemek ve nükleer silahsızlanmayı teşvik etmek için uluslararası antlaşmalar ve düzenlemelerle desteklenmektedir. Türkiye, nükleer silahların caydırıcılığına değil, nükleer silahların ortadan kaldırılmasına inanmaktadır.
Hadislerde ahir zamanda Ortadoğu’da olacak olan olaylar.
Ortadoğu, ahir zamanın önemli bir sahnesidir. Hadislerde, ahir zamanda Ortadoğu’da olacak olan bazı olaylar şöyle haber verilmiştir:
Fırat Nehri’nin suyu çekilecek ve altından altın çıkacaktır. Bu altın için insanlar birbirini öldürecektir.
İran ile Irak arasında bir savaş çıkacak ve bu savaşta çok sayıda insan ölecektir.
Kâbe baskına uğrayacak ve Kabe’de kan akacaktır. Bu baskın, Mehdi’nin zuhuruna yakın olacaktır.
Şam’da büyük bir fitne çıkacak ve bu fitne, İslam ümmetini ikiye bölecektir. Bu fitne, Deccal’in çıkışına sebep olacaktır.
İstanbul fethedilecek ve Rumlarla büyük bir savaş olacaktır. Bu savaşta, Müslümanlar galip gelecek ve Rumlar İslam’a girecektir.
Yemen’den bir ateş çıkacak ve bu ateş, insanları mahşer yerine sürükleyecektir.
Bu olaylar, ahir zamanın alametleri arasındadır. Ancak, bu olayların ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğini Allah’tan başka kimse bilemez. Bu nedenle, bu olaylara takılıp kalmak yerine, ahir zamanın imtihanlarına hazırlanmak ve Allah’ın emirlerine uymak daha önemlidir. Allah, bizi ahir zamanın fitnelerinden koruyup, imanımızı muhafaza etmeyi nasip etsin. Amin.
Hadislerde ahir zamanda olan olaylarla ilgili verilen haberler.
Hadislerde ahir zamanla ilgili birçok olaya ve duruma değinilir. Bu hadisler, İslam peygamberi Muhammed (sav) tarafından aktarılan sözlerdir ve bazıları gelecekte olacak olaylarla ilgili haberler içerir. Ancak, bu hadislerin yorumlanması ve anlaşılması karmaşık olabilir ve değişik yorumlara tabi tutulabilir.
Hadislerde ahir zamanla ilgili bazı haberlere örnek vermek gerekirse:
1. İslam’ın yayılması ve Müslümanların çoğalması: Birçok hadis, ahir zamanın İslam’ın yayılışı ve Müslüman nüfusunun artışıyla karakterize edileceğini belirtir.
2. Dinde bozulma ve ahlaki çöküş: Ahir zamanın bir diğer önemli özelliği, dinsel değerlerin zayıflaması, ahlaki çöküş ve toplumun genel olarak sapkınlaşması olarak tanımlanır.
3. Doğal afetler ve felaketler: Ahir zamanla ilgili hadisler, çeşitli doğal afetlerin artacağı ve felaketlerin yaşanacağı konusunda bilgi verir.
4. Kıyamet alametleri: Birçok hadis, kıyametin yaklaştığını gösteren belirli alametlerin ortaya çıkacağını belirtir. Bunlar arasında fitneler (çatışmalar ve karışıklıklar), yükselen zulüm, adaletsizlik, kıtlık, dinin kötüye kullanılması vb. yer alabilir.
Bu örnekler, hadislerde ahir zamanla ilgili haberlere ilişkin genel bir fikir vermektedir. Ancak, bu hadislerin yorumlanması ve çeşitli yönetsel ve sosyal koşullara uyarlanması gerekmektedir. Ayrıca, hadislerin doğruluğu ve sahihliği konusunda uzmanların görüşlerine başvurmak önemlidir. Sonuç olarak, hadisler ahir zamanla ilgili haberler içerebilir ancak bunların yorumlanması ve anlaşılması dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.
@@@@@@@@#
Hadisler, İslam peygamberi Muhammed’in sözleri ve eylemlerini içeren geleneksel İslam literatürünün bir parçasıdır. İslam inancına göre, Muhammed’in sözleri ve davranışları İslam’ın doğru bir şekilde nasıl yaşanması gerektiğini öğretir. Ahir zamanla ilgili hadisler, İslam geleneğinde gelecekteki olayları ve kıyametin yaklaşmasına dair işaretleri içerir. Ancak, bu hadislerin yorumları ve güvenilirliği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.
Ahir zamanla ilgili hadisler arasında şunlar yer alabilir:
1. Mehdi’nin Gelişi: Ahir zamanın bir işareti olarak, İslam literatürüne göre Mehdi’nin (rehberlik eden bir figür) gelmesi beklenir.
2. Deccal’ın Çıkışı: Deccal, İslam’da büyük bir fitne ve sapma figürü olarak kabul edilir. Onun çıkışı, ahir zamanın bir işareti olarak görülür.
3. Kıyamet Alametleri: Kıyametin yaklaştığını gösteren işaretler arasında büyük yıkımlar, doğal felaketler, ahlaki bozulma ve inançsızlık gibi olaylar sayılabilir.
4. İsa’nın Dönüşü: İslam inancına göre İsa’nın ahir zamanda geri dönmesi ve Mehdi ile işbirliği yapması beklenir.
5. Yeryüzüne Adaletin Hakim Olması: İslam’da ahir zamanın bir özelliği olarak, yeryüzünde adaletin hakim olması ve İslam’ın yayılması öngörülür.
Ahir zamanla ilgili hadisler, İslam toplumlarında farklı yorumlara ve anlayışlara sahiptir. Bazı Müslümanlar bu hadisleri doğru kabul eder ve geleceği bu doğrultuda yorumlar, diğerleri ise daha allegorik bir şekilde ele alır veya bunları tarihsel bağlamda değerlendirir. Bu nedenle, ahir zamanla ilgili hadisler hakkında farklı görüşler ve yorumlar bulunabilir.