RUH HARİTAMIZ

RUH HARİTAMIZ

Yüz yıllık hal ve ahvalimiz, ruh yapımız ve ruh yapımızın dışarıya yansımış ruh haritamızdır.

Türkiye’de 1960 yılından beri anarşi ruhlu insanlar, ruhunu anarşi ve terörle besleyen insanlar bulunmaktadır.

Bugün dağdaki eşkıyanın çoğu, dündeki o anarşi ruhlu insanların dağdaki görüntüsüdür.

Bunun aslı ise, yüz yıldır maneviyattan mahrumiyet, manevi yönden beslenememenin vermiş olduğu açlık ve saldırganlıktır.

Bugün bu durum en meşru durumlarda da veya olumlu seçim gidişatını değiştirmek amacıyla, o hırçın ruh kendisini açığa vermekte, içindekini kusmaktadır.

Maneviyattan yoksunluk teröre, terörde hırçınlığa sevk etmektedir.

Bu yapımcı insanların değil, yıkım üzerine hayatını bina eden güruhun işidir.

İşte yüz yıldır maneviyattan kopuk ve ruhunu terörize eden bu güruh evvela toplumu kamplara böldü.

Akabinde toplumu kin ve nefret ile doldurarak, birbirine karşı düşman haline getirdi.

Haklı olarak ve meşru bir şekilde vatan müdafaasında şehit ve gazi ve de yakın ve taraftarlarında bu eşkıyaya ve de ona müzaherette bulunup, maddi manevi destekte bulunanlara karşı bir nefreti oluşturdu.

Bu da elli yıl devam eden bir kavgayı ve eşkıya ve taraftarlarının da terörünü estirmeye başladı.

Toplum patlamaya yakın bir dolduruluşa getirildi.

Harici müdahale ve dahili piyonlar ile bu patlatılmaya ve kaşınmaya çalışılmaktadır.

Buna bir reçete ve tedavi gerekmektedir.

Bu da maddeden ziyade, manevi reçetedir.

– “Kafirler bölük bölük Cehennem’e sürülürler. Oraya vardıklarında, kapıları açılır. Cehennem’in bekçileri onlara: “İçinizden size Rabb’inizin ayetlerini okuyan, sizi bu gününüzle karşılaşacağınıza dair uyaran resuller gelmedi mi?” derler. Onlar: “Evet geldi.” derler. Fakat azap sözü Kafirlerin üzerine gerçekleşti.

İçinde sürekli kalmak üzere Cehennem’in kapılarından girin!” denir. Büyüklük taslayanların kalacakları yer ne kötüdür.

Rabb’lerine karşı takva sahibi olanlar grup grup Cennet’e sevk edilirler. Oraya vardıklarında, onun kapıları açılır. Onun görevlileri, onlara: “Selam sizlere, siz aklandınız! Sürekli kalmak üzere ona girin.” derler.

Onlar da: “Hamd, bize verdiği sözü yerine getiren Allah’a özgüdür. Bizi bu yere varis kıldı. Cennet’te istediğimiz yerde kalabiliyoruz. Çalışanların ödülü ne güzel.” derler.

Melekleri, arşın çevresini kuşatmış olarak, Rabb’lerini övgü ile yücelttiklerini görürsün. Artık onların aralarında hakk ile hüküm verilmiştir. “Âlemlerin Rabb’ine hamdolsun.” denir.”[1]

***********   

Batıla hizmet eden hak söz.

Batıla yarayan hak söz.

Ölçüsüz söz.

Batılın elindeki hak sözden dolayı, batıla ve firavuna rahmet okuyan mümin görünümlü savrulmuşluktur.[2]

Batıla giden yolda, hak bineğine binen yolcu.

Bir ömür, bir yüz yıl zalimin ve batılın elinde hatta uygulamadığı ve görülmediği dilindeki bir adalet gibi hak sözden dolayı, yüz yıllık zulmünü örter, hakkı görmede kör olup, onun küfrüne, zulmüne, eşkıyalığına ortak olur.

Bilmez ki, zulme rıza zulümdür. Küfre rıza küfürdür.

Onun körlüğü yüzlerce hakikati kendisine göstermez. Neye alet olduğunun şuuruna varmaz.

Siyasetin sarhoşluğundan…

Bugün bu durum seçimlerde kendisini gösterdi.

Cibali Babayı da geride bırakan yani gavurcuklarına sahip çıkmaktan daha dehşetli olarak gavurca uygulamalara sahip çıkmıştır.

Oysa bilmiyor ki;

“El-hakku yâ’lû”[3] Bizzat, Hem Âkıbet Muraddır.

Ey arkadaş! Bir zaman bir sâil dedi: “Madem el-hakku ya’lû haktır. Neden kâfir Müslime, kuvvet hakka galiptir?”
Dedim: Dört noktaya bak; bu müşkül de hallolur.
Birinci nokta şudur: Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir. Öyle de
her bâtılın her vesilesi bâtıl olması yine lâzım değildir. Neticesi şu çıkar:
Hak olan bir vesile, bâtıl vesileye galiptir. Dolayısıyla, bir hak bir bâtıla mağlûptur
. Muvakkaten, bilvasıta olmuştur. Yoksa bizzat, hem daima değildir. Lâkin âkıbetü’l-âkıbe, her dem yine hakkındır.[4] Kuvvetin bir hakkı var, bir sırr-ı hilkati var.

İkinci nokta şudur: Her Müslimin her vasfı Müslim olmak vâcip iken, haricen  her dem vaki, sabit değildir. Öyle de, her kâfirin her vasfı kâfir olmak, küfründen neş’et etmek yine lâzım değildir. Her fâsıkın her vasfı fâsık olmak, fıskından neş’et etmek, öyle de, her dem sabit değildir.
Demek bir kâfirin Müslim olan bir vasfı, Müslimdeki lâmeşru vasfına galip olur. Bilvasıta, o kâfir dahi ona galiptir. Hem dünyada, hayatın hakkı şamil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i mânidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mâni değildir.”[5]

MEHMET ÖZÇELİK

15-05-2023

[1] Zümer-71-75.

[2] Tesbitler – islam bilgi arşivi » Blog Archive » SAVRULANLAR

[3] bk. Buhârî, Cenâiz 79; ed-Dârakutnî, es-Sünen 3:525; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6:205; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6:128

[4] bk. Hûd Sûresi, 11:49; Kasas Sûresi, 28:83; Lokman Sûresi, 31:22.

[5] https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/sozler/lemeat/984

Loading

No ResponsesMayıs 15th, 2023