HÜLASAT-ÜL HÜLASA
![]()
AMERİKA
http://www.tesbitler.com/index.php?s=Abd
*************
-AMERİKA:”Elbette ve elbette hiç şübhe yok ki: Şimalde, garbda, Amerika‘da emareleri göründüğüne binaen nev-i beşerin maşuk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviye, böyle çirkin ve geçici olmasından fıtrat-ı beşerin hakikî sevdiği, aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak…. elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya manevî bir kıyamet başlarına kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’anı kabul etmeğe çalışan meşhur hatibleri ve Amerika‘nın din-i hakkı arayan ehemmiyetli cem’iyeti gibi rûy-i zeminin geniş kıt’aları ve büyük hükûmetleri Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünki bu hakikat noktasında kat’iyyen Kur’anın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz.”(S.154-155,752,E.I/248,II/54,141,209,St.6-7,T.516-517,696,705)
“Mesmuata göre; bugünkü Amerika, aktar-ı âleme tedkikat için gönderdiği dört heyetten birisini, bugünkü beşeriyetin saadetini temin edecek sâlim bir din taharrisine memur etmiştir.”(E.I/66,158,160,183,T.484)
“Avrupa ve Amerika İslâmiyet ile hamiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak.”(E.II/143,Hş.32)
“Küre-i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlarına taraftar çıkması ve İslâmiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükûnet ve musalaha bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslâm devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan bu müddeayı isbat ediyor, kuvvetli bir şahid olur.”(Hş.23)
![]()
CİN VE ŞEYTAN
CİN:
ŞEYTAN:
***************
-CİN:”Herşey, Sâni’-i Zülcelal’in birer mektub-u hakaik-nüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arzeder, mütalaaya davet eder. Demek ona bakan her zîşuura, ibret-nüma bir mütalaagâhtır.”(S.75)
“Beşer ve cin, nihayetsiz şerre ve cühuda müstaid olduklarından, nihayetsiz bir temerrüd ve bir tuğyan yaparlar.”(S.180)
“Yerin, insandan sonra, zîşuur olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup, ister istemez hizmet edebilirler ki, Cenab-ı Hakk’ın evamirine müsahhar olan bir abdine, onları müsahhar etmiştir. Cenab-ı Hak manen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime müsahhar olsan, çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana müsahhar olabilirler.”(S.258,Enbiya.82)
“Cin ve ruhaniyat dahi, onların da pekçok ecnas-ı muhtelifeleri vardır.”(S.509)
“Muhaddisler nakl-i sahih ile İbn-i Mes’ud’dan beyan ediyorlar ki: İbn-i Mes’ud dedi: Batn-ı Nahl denilen nam mevkide, Nusaybin ecinnileri ihtida için Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnilerin geldiklerini haber verdi. Hem İmam-ı Mücahid, o hadîste İbn-i Mes’ud’dan nakleder ki: O cinniler bir delil istediler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte cinn taifesine bir tek mu’cize kâfi geldi. Acaba bu mu’cize gibi bin mu’cizat işiten bir insan imana gelmezse, cinnilerin “Meğer içimizden bir takım cahiller,Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş!”(Cin.4) tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?”(M.128)
“Cinnîler ise; onlar ile görüşmek ve görmek, değil sahabeler, belki avam-ı ümmet dahi çokları ile görüşmeleri çok vuku buluyor. Fakat en kat’î, en sahih haber ile eimme-i hadîs bize diyorlar ki: İbn-i Mes’ud “Batn-ı Nahl’de ecinnilerin ihtidası gecesinde, ecinnileri gördüm ve Sudan kabilesinden Zutt denilen uzun boylu taifeye benzettim, onlara benziyordular.”(M.157)
“Hem meşhurdur ve hadîs imamları tahric ve kabul ettikleri Hazret-i Hâlid İbn-i Velid vak’asıdır ki: Uzza denilen sanemi tahrib ettikleri vakit, siyah bir kadın şeklinde, o sanem içinden bir cinniye çıktı. Hazret-i Hâlid, bir kılınç ile o cinniyeyi iki parça etti. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o hâdise için ferman etmiş ki: “Uzza sanemi içinde ona ibadet ediliyordu, daha ona ibadet edilmez.”(M.157)
****************
-ŞEYTAN:”İnsan suretinde bir kısım ahmak şeytanlar…”(S.174)
“Kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümulünü iktiza eder.”(S.179)
“Müzahrefat-ı arziyenin mümessilât-ı habiseleri olan casus şeytanlar…”(S.182)
“Melaikelerin Âdem’e secdesiyle beraber, Şeytan‘ın secde etmemesi olan hâdise-i cüz’iye-i gaybiye, pek geniş bir düstur-u külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakikatı ihsas ediyor:”(S.246,401,k.k.75,Bakara.31-33)
“Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime müsahhar olsan, çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana müsahhar olabilirler.”(S.258,K.K.77,Sâd.37-38)
“Bazan kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervah-ı habiseye müsahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil, belki tılsımat-ı Kur’aniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.”(S.258)
“Sizin pederiniz bir defa şeytana aldandı, cennet gibi bir makamdan rûy-i zemine muvakkaten sukut etti. Sakın siz de terakkiyatınızda şeytana uyup hikmet-i İlahiyenin semavatından, tabiat dalaletine sukuta vasıta yapmayınız.”(S.262)
“Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner.”(S.274)
“Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i safilîne düşersin. Eğer Hak ve Kur’an’ı dinlersen, a’lâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.”(S.328)
“Âdem’e, melaikenin secde etmesi ve şeytanın etmemesi hâdisesiyle nev-i insana semekten meleğe kadar ekser mevcudat müsahhar olduğu gibi, yılandan şeytana kadar muzır mahlukatın dahi ona itaat etmeyip düşmanlık ettiğini ifade ediyor.”(S.401,K.K.75,77,Bakara.31,33,Sâd.37-38)
“Cin ve insin hattâ şeytanların netice-i efkârları ve muhassala-i mesaîleri olan medeniyet ve hikmet-i felsefe ve edebiyat-ı ecnebiye…”(S.412,L.76)
“Kâinattaki şerlerin, zararların, beliyyelerin ve şeytanların ve muzırların halk ve icadları, şer ve çirkin değildir; çünki çok netaic-i mühimme için halkolunmuşlardır. Meselâ: Melaikelere şeytanlar musallat olmadıkları için, terakkiyatları yoktur; makamları sabittir, tebeddül etmez. Keza hayvanatın dahi, şeytanlar musallat olmadıkları için, mertebeleri sabittir, nâkıstır. Âlem-i insaniyette ise meratib-i terakkiyat ve tedenniyat nihayetsizdir. Nemrudlardan, firavunlardan tut, tâ sıddıkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var.”(M.43,L.70)
“Kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve ba’s-i enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktı.”(M.44)
“Hazret-i İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel, Ebî Said-il Hudrî’den tahric ve tashih eder ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Katade İbn-i Nu’man’a karanlıklı, yağmurlu bir gecede bir değnek verir ve ferman eder ki: “Sana lâmba gibi, onar arşın her tarafta ışık verecek. Evine gittiğin zaman, bir siyah şahıs gölge göreceksin. O, şeytandır. Onu hanenden çıkar, tardet.” Katade değneği alır, gider. Yed-i beyza gibi ışık verir. Evine gider; o siyah şahsı görür, tardeder.”(M.137,K.K.462)
“Ehl-i zındıkanın üstadı, şeytandır. Şeytan ilzam edilmezse, onun mukallidleri kanmazlar.”(M.336)
“Şeytan-ı ins, şeytan-ı cinnîden aldığı derse binaen; hizb-ül Kur’anın fedakâr hâdimlerini hubb-u câh vasıtasıyla aldatmak ve o kudsî hizmetten ve o manevî ulvî cihaddan vazgeçirmek istiyorlar.”(M.412)
“İşte ey ehl-i iman! Şeytanların bu müdhiş tahribatına karşı en mühim silâhınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve “Eûzü billah” demekle Cenab-ı Hakk’a ilticadır. Ve kal’anız Sünnet-i Seniyedir.”(L.73,70-76,384-387)
“İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesedli ervah-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesedsiz ervah-ı habise dahi bulunduğu, o kat’iyyettedir. Eğer onlar maddî cesed giyseydiler, bu şerir insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesedlerini çıkarabilse idiler, o cinnî iblisler olacaktılar.”(L.82)
“Evet cinnî şeytanın vücuduna kat’î bir delili, insî şeytanın vücududur.”(L.82)
“İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.”(L.88,86-88,K.K.70,Fussilet.36)
“Evet bir melaikenin üfürmesiyle uçurulabilir olan casus şeytanları, böyle bir işaret-i azîme-i semaviye ile, melaikelerle mübareze ettirmek, elbette o vahy-i Kur’anînin haşmet-i saltanatını göstermek içindir.”(L.282,280-282,K.K.137,Saffat.8-10,K.K.76,Mülk.5)
“Kâinatta adem âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz.”(Ş.266
“Sual: Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?
Cevab: Yoktur. Çünki san’at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri daima küfrü tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor.”(İ.İ.67)
“Cenab-ı Hak hayr-ı mahz olarak melaikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halketmiştir.”(İ.İ.205)
“Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâgi, daha şakî değiller.”(Ms.75,50)
“Bir zaman şeytan, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlahî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.” Hazret-i İsa Aleyhisselâm demiş ki: Yani: “Cenab-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: Sen böyle yapsan sana böyle yaparım, göreyim seni yapabilir misin? diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenab-ı Hakk’ı tecrübe etsin ve desin: Ben böyle işlesem, sen böyle işler misin? diye tecrübevari bir surette Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine karşı imtihan tarzı sû’-i edebdir, ubudiyete münafîdir.”(Ms.170,96,17.Lem’a)
“İnsanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.”(Ms.224,265-266)
****************
![]()
ADALET
****************
-ADALET :” Bazan zulüm içinde adalet tecelli eder. Yani insan bir sebeble bir haksızlığa, bir zulme maruz kalır; başına bir felâket gelir; hapse de mahkûm olur; zindana da atılır. Bu sebeb haksız olur, bu hüküm bir zulüm olur. Fakat bu vakıa adaletin tecellisine bir vesile olur. Kader-i İlahî başka bir sebebden dolayı cezaya, mahkûmiyete istihkak kesbetmiş olan o kimseyi bu defa bir zalim eliyle cezaya çarptırır, felâkete düşürür. Bu adalet-i İlahînin bir nevi tecellisidir.”(E.II/152,T.603)
“Hak namına hükmeden, Âdil-i Mutlak hesabına adalet eden ve hakikî, İslâmî bir adalet olan kürsî-i muallâ ne yüksektir, ne mübecceldir… Hak tanımaz mağrur zalimleri huzurunda serfüru ettiren, haksızları hakkı teslime icbar eden âdil mahkemeler, en yüksek tebcile ve en âlî ihtirama sezadırlar.”(İ.İ.224)
“Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın adalet-i hakikiyesi, bir ferdin hakkını cemaata feda etmez; “Hak, haktır; küçüğe büyüğe, aza çoğa bakılmaz”(Ks.150,M.474,S.717)
“Bir hâdisede hem insan eli, hem kader müdahalesi olduğundan; insan zahirî sebebe bakıp bazan haksız hükmedip, zulmeder. Kader, o musibetin gizli sebebine baktığı için adalet eder”(Ks.193,264,L.175,260,M.47,S.464,Ş.300)
“SUAL: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem’de hapis nasıl adalet olur?
ELCEVAB: Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette (Orada ebedi olarak kalacaklardır.”(Ahzab.65,Zümer.72,Cin.23) adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor.”(L.276,386,S.321)
“Bütün eşya öyle bir mizan-ı adalet içinde istikbalden gelip, hale uğrayarak, maziye akıp gidiyor ki; Fesübhanallah, insaflı ve dikkatli bir nazarla bu âlem sarayına bakan her ferd-i insan, muhakkak olarak diyecek: “Bu saray-ı âlemin Sânii; bu saray-ı âlemi, Adl isminin a’zamî tecellisine mazhar etmekle beraber, hem vâhiddir, hem de öyle mizan-ı adaletle işler görüyor ki, en ehemmiyetsiz ve en küçük, kıymetsiz telakki edilen şeylerde dahi şirke yer bırakmıyor ve şirkin bu mizan-ı adalete sokulmasına zerre kadar müsaade etmiyor.”(L.431)
“Adalet-i izafiye ise: Küllün selâmeti için, cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulümdür.”(M.54)
“Müsavatsız adalet, adalet değildir.”(M.477,S.726,STİ.56)
“Bütün mevcudatta görünen intizam-ı hikmet, tezyin-i inayet, taltif-i rahmet, tevzin-i adalet, Sâni’-i Hakîm’in vücud ve vahdetine şahid oldukları gibi, âhiretin ve saadet-i ebediyenin de icad ve vücudlarına delalet ederler.”(Ms.49)
“Bir kalb ve vicdan, fezail-i İslâmiye ile mütezeyyin olmazsa, ondan hakikî hamiyet ve sadakat ve adalet beklenilmez.”(Mn.20)
“Hürriyet budur ki: Kanun-u adalet ve te’dibden başka, hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruasında şahane serbest olsun.”(Mn.21)
“Adaletin tevziinde adalet olmazsa zulüm görünür. Bir hatır için bin hatır kırılmaz.”(Mn.94)
“Kâinatı hüsün ve cemal ve güzellik ve adalet ihata etmiştir.”(Ş.30)
“Eğer, hâkim şahsî hiddet edip bir katili katletse, o hâkim katil olur. Demek, adliye me’murları, hissiyattan ve te’sirat-ı hariciyeden bütün bütün âzade ve serbest olmazsa, sureten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var. Hem; cânilerin, kimsesizlerin ve muhaliflerin dahi bir hakkı var. Ve hakkını aramak için, gayet bîtarafane bir merci isterler.”(T.228)
*************
-Hz. Ömerin adaleti.
-Hz.Alinin yere yatırdığı kafiri öldürmemesi ve bir Yahudi ile beraber sorgulanması.
-Fatihin bir rum mimarının elini kestirmesi ve muhakemesi.
-Fatih döneminde zindandaki papazların şahit oldukları iki mahkeme kararı.
MEHMET ÖZÇELİK
![]()
FECRİ SADIK DOĞUYOR
Türkiye’nin altyapılarının zemini kaygan ve kaypak bir yapıya sahiptir. Onun için toplumun belli kesimleri devamlı oraya doğru çekilmeye ve orada hareket ettirmeye ve de ayakları kaldırılmaya çalışılıyor.
O kaygan zeminlerin kapatılması, engellenmesi, toplumun oradan uzaklaştırılması gerekir. Sürekli bir tehdit olarakta kullanılmakta, hassas ve Tehlikeli Tuzak noktalar mevcut olmaktadır.
-Her şey değişse de tinet değişmez.
-“Ermenistan 30 yıldır işgal altında tuttuğu Karabağ’da sadece sivilleri değil, kültür ve tarih mirasını da soykırıma uğrattı. Karabağ’da 67 camiden sadece 1 tanesi ayakta. Camilerin bir kısmı domuz ahırına çevrilmiş. 144 mescit, 192 türbe/ziyaret ile yüzlerce abide eser yerle bir edildi. Mezarlıklar da iş makinalarıyla düzlendi. Yeni Şafak’a konuşan Azerbaycan Dini Kuruluşlar Komitesi Başkanı Mübariz Kurbanlı, “Savaşta bile dini mabedlere, camilere, kiliselere dokunulmaz. Ermeniler vahşiliklerini gösteriyor” diye konuştu.[1]
-Yüz yıldır öncesinden bu yana bizde de yapılanları hatırlatıyor mu?
-PKK/PYD’nin Ermeni taburu Erivan’da.[2]
-Teröriste VIP tedavi! PKK’yı vekil aracıyla İstanbul’a kadar getirmişler.[3]
-Batı dünyası ve ajanları Müslümanların arasına fitne sokmak, kandırmak ve zayıf noktalarını yakalamak üzere çok iyi anlamaya çalıştılar. Bütün yaşantı ve inançlarımızı detaylarıyla incelediler. Bu çalışmalarında ve hesaplarında da başarılı oldular.
Keşke onların bu ciddi ve en ince noktaya kadar bilip anlamalarını; bizim devlet yetkilileri de cemaatleri çok iyi tanısaydı ve problemleri görüp onları çözüm yoluna kavuştursa ve içlerinde ve işlerinde olacak ve oluşacak bu fitneleri de olmadan engelleseydi.
-Zincirlerini kıran Türkiye ayağa kalktı ve kardeşlerine doğru koşuyor. Her birini de ayağa kaldırmaya çalışıyor. Nereden mi biliyorum? İşte etraftan gelen ve içeriden çıkan sesler bazen tehdit suretinde ve bazen kendi piyonlarının piyasaya, ortaya Ermenistan gibi, Yunanistan gibi, PKK gibi, YPG gibi piyasaya sürerek iç ayrılmaları tetikleyerek ateşlemektedir. Artık açıkça kozlarını ve oyunlarını oynamaktadırlar.
-Kılıçlar çekildi. Kılıçlar kınından çıktı. Şimdiye kadar kınında kalan Kılıçlar, Artık yavaş yavaş ufak devletlerle büyük devletler, bir de yavaş yavaş ve açıkça birbirlerine muhalefet edip, rakip olarak görmekte ve Kılıçlar sıyrılmaktadır.
****************
Kendisine gelip toparlanarak ayağa kalkan bir arslan hatta bir arslan yavrusu binlerce çakala yetiyor.
Ümitsiz olmadım hiç.
Tarihi dizilerin çevrilmesinde bir arslan veya arslan yavruları, toplumun teveccühü ve ilgisi, çevredeki dostlara el uzatmak üzere bıraktığımız eski yerlere tekrar seferlerin vuku bulması ve oradaki çakalların bir araya gelip çakallık yapmaları artık son buluyor.
Kuzular içerisinde yetişen aslan yavruları, analarının kalleşçe öldürülmelerinden sonra nihayet aslan yavrusu olduklarını hatırladı, ormanlara dalarak çakalların kaçışmalarına sebep oldular.
Kader ağını örüyor.
Yüz yıllık iç ve dıştaki dost ve düşmanlar belli oluyor.
Beklenen an ve zaman geldi.
Gecikmeli de olsa veya bizce öyle görülse de güneşin doğuşu yakındır.
Yüzlerin parlaması veya kararmasından belli olmuyor mu?
Karanlık aydınlığa, karanlıktakiler yüzünü göstermeye başladı.
Fecri kâzib yerini fecri sadıka bıraktı.
Yalancılar yalanlarıyla birlikte toprağa gömüldü.
-Kader bizi geleceğe hazırlıyor.
Olaylar kaderin bir sevkidir, ister terör olsun, ister savaş.
Beşer zulmeder, kader adalet eder.
MEHMET ÖZÇELİK
10-10-2020
[1] https://www.yenisafak.com/gundem/kulturel-soykirim-3570357https://www.haber7.com/dunya/haber/3022384-daglik-karabagda-kulturel-soykirim
[2] https://www.superhaber.tv/pkkpydnin-ermeni-taburu-erivanda-haber-301587
[3] https://www.haber7.com/guncel/haber/3020092-teroriste-vip-tedavi-pkkyi-vekil-araciyla-istanbula-kadar-getirmisler
![]()