TÜRKİYEDE YAHUDİLER

TÜRKİYEDE YAHUDİLER

Gerek Kur’an-ı Kerim-de gerekse de bir çok eserde kendisinden en çok bahseden millet yahudi milletidir.

-Kur’an-ı Kerim-de yahudilerin 80 özelliği anlatıldığı ifade edilir.[1]

Bu konuda daha önce bir kaç makale yazmıştım.[2]

 -“Yahudiler Türkiye’de başlıca iki bölgede toplanmışlardı:
– İstanbul ve Trakya, – İzmir ve Batı Anadolu.
En çok Yahudi nüfusunun toplandığı yerler, İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Aydın ve Çanakkaledir. Bunlardan baş­ka yirmi, otuz kent ve kasabada da daha küçük Yahudi toplulukları vardı, ve oralardaki Yahudi nüfusu onlar veya yüzlerle ölçülürdü. Nüfusu bini geçen kent ve kasabaların sayı­ları çok azdı.”[3]

-“1922/23 yılında Yahudi Öksüz Kurumu yalnız İstanbulda bin beş yüz öksüz çocuğa bakmaktaydı ki, bunların çoğu savaş öksüzüydüler. Binlerce kadın, savaş yüzünden “aguna” durumundaydılar. Savaş sırasında Osmanlı ordusunda askere alınan Yahudilerin sayısını kesin olarak bilemiyoruz. Yasanın öngördüğü ölçekler Yahudilere de uygulandı.

-Yahudi dinine göre, nişanlıları veya kocaları kaybolmuş olan fakat öldüklerine
dair kesin kanıt olmayan kadınların durumu. Bu durumdaki kadınlar eşlerinin
öldüğü kanıtlanana kadar tekrar nişanlanamaz veya evlenemezlerdi.[4]

-“Toplam bütün Türkiye’de yüz elli ila iki yüz bin kadar Yahudi vardı. Türkiye nüfusunu on beş milyon sayarsak genel nüfusun ancak yüzde biri kadarı Yahudi idi.”[5]

-”Balkan savaşlarından sonra, dönmelerin çoğu Selinik’i terkedip. Türkiye-ye yerleştiler. Selanik yahudilerinden de Türkiye-ye çok göçen oldu.. Gazetelerde sık sık dönmelerden söz edilip gerçekten Müslüman olup olmadıkları soruldu.”[6]

-Dünyada 15 milyon Yahudi mevcut. Bunun 8 milyonu israilde bulunmaktadır.

-İsrail tarih boyunca zulmün adı oldu. Filistin bunun tescilli halidir.

-İsrail Gazze’de, Arjantinli papaz ve rahibelerin işlettiği yaşlılar ve özürlü çocuklara hizmet veren kiliseyi isabet aldı.[7]

-İsrail’in, katil keskin nişancısı, “Bugün Gazzeli 13 çocuğu öldürdüm” mesajı ile fotoğrafını sosyal medyada paylaştı. Paylaşılan fotoğraf İsrail’in nasıl bir soykırım yaptığını gözler önüne serdi.[8]

-“İsrailli aşırı sağcı bir gazeteci İsraillilerin Tel Aviv’deki “kutlamalarını” yayımladı. İsraillilerin sokaklarda “Oley! Yarın Gazze’de okullar tatil, çünkü bütün çocuklar öldü” şeklinde dans ettikleri belirtildi. Öte yandan ABD’de İsrail’i protesto eden ünlü Yahudi yazar ve bilim adamı Norman Finkelstein ile 20 arkadaşı gözaltına alındı. “[9]   

-İsrail’in dünyada en çok okunan siyasi gazetelerinden Times of Israel’in internet sitesinde 2 gün önce yayınlanan Yochanan Gordon imzalı yazıda, ‘Kadın çocuk tüm Filistinlilerin yok edilmesi meşrudur’ ifadesi kullanıldı.

‘Soykırım hoşgörülebilir’ başlıklı yazıda, ‘Sadece HAMAS’ın değil kadın, çocuk ve masum sivillerin kutsal amaç uğruna toptan yok edilmesi kabul edilebilir’ denildi.[10]

-Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlar azap çekeceklerdir.”[11]

MEHMET ÖZÇELİK

23-02-2019


[1] http://www.islamvehayat.com/kuranda-yahudilerin-80-ozelligi-ve-bunlar-uzerinden-guncel-muhasebe_m1814.html

[2] http://www.tesbitler.com/index.php?s=yahudilik

[3] AVNERLEVl-Türkiye Cumhuriyeti’nde Yahudiler-14,64.

[4] Age. 16.

[5] Age. 18.

[6] Age. 63.

[7] http://www.haber7.com/ortadogu/haber/1186565-israilden-ozurlu-cocuklarin-kilisesine-bomba

[8] http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/katil-israilli-bugun-13-cocugu-oldurdum-01.08.2014-671346?ref=manset-10

[9] http://www.habervaktim.com/haber/380500/gazzede-sehit-sayisi-bin-216ya-yukseldi.html

[10] http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/dunyayi-ayaga-kaldiran-skandal-yazi-03.08.2014-673855?ref=manset-7

[11] En’am 49.

Loading

No ResponsesŞubat 24th, 2019

MÜRSELAT SURESİ

Loading

No ResponsesŞubat 23rd, 2019

DAĞ KANUNU

DAĞ KANUNU

-“Allah’a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları) yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek) büyük bir azab vardır! “Hucurat. 33.

….Devlete karşı gelerek yol kesme ve soygun yapma suçunun cezaları ise ,

a) Hem yol kesip hem de adam öldürenler had cezası olarak idam (salb) edilirler.

b) Hem yol kesip hem de mal gasb edenlerin sağ elleriyle sol ayakları çaprazlama kesilir.

c) Yol keserek hem adam öldüren hem de mal gasbedenler, önce el ve ayakları çaprazlama kesilir, sonra da idam edilirler.

d) Sadece yol kesenler ise, tevbe edinceye kadar hapsedilirler. Bütün bunlar, had cezaları olduklarından affedilmezler. Ancak yakalanmadan önce faal nedamet duyarlarsa (tevbe ederlerse), cezaları affedilebilir.[1]

-Bunlar devlete karşı geldiklerinden baği olarak adlandırılırlar.[2]

-Bu yapıyı ister İran desteklesin isterse desteklenmiş olsun, tam bir İran yapımı uygulama, masonluk yapılanma, İngiltere, ABD, Almanya finansörlü bir oluşumdur.

Münafık yapı, takiyye esaslı ihanet şebekesi.

Demek ki tarihte sapık akım ve mezheplerin oluşum ve tabileri böyle oluyormuş.

Yalancı Peygamber Müseylime-i Kezzaba bile yüz bin kişi tabi olmuş, onun için on dört-yirmi bin arası kişi Yemame savaşında öldürülmüştür.

İki bin kadarda içinde 70 kadar hafızında olduğu müslüman şehid oldu.

Rivayete göre – Müseylime-i Kezzabı öldüren -Vahşi’den: “Ölüme Müseyleme’nin arkadaşlarından daha sabırlısını görmedim, diyerek Müseyleme’nin öldürülme olayına kendisinin de katıldığını bahsettiği” nakledilmiştir.

-Dağda durupta bu millete, ordusuna,  polisine kurşun sıkan PKK nedir?

Bir terör örgütü yani eşkiya.

Peki onu savunan, arkasında durup da destek olan halktan meclisteki milletvekiline kadar ne olmuş olur?

Terörist ve eşkiya…

-Ergenekon Fetöyü öne çıkartmak, başarılı kılmak, büyütmek, güçlendirmek amacıyla kendisini Feda etti, kendisini yok edip onu gündeme getirdi, öne çıkarttı.

****************    

“Pakistan’ın Fethullah Gülen’i: Tahir ül Kadri!

1951 Pakistan doğumlu Tahir ül Kadri’nin hayatı tıpkı Fethullah Gülen’e benziyor.

Devletin üst kademesindeki tanıdığı aracılığıyla imamlığa başlar.
Sıradan bir imam olan Tahir ül Kadri TV programları yapmaya başlayınca ünlenir.

1970’lerin sonunda Lahore’de halkı toplayıp konuşan Kadri, güya gördüğü bir rüyayı anlatırkrn peygamberimizin ismini kullanıp Pakistan devletini eleştirir. Rüyanın tuhaflığı bir yana, kadri oldukçageniş bir kitleyi kendi çevresinde toplamayı başarır. Kadri, pakistan’ın dini liderlerini aşağılarken, çıkna tartışmalar Kadri’nin şöhretini artırır.

Kadri’nin sözde rüyalarının bu kadar büyük bir etki yapmasının nedeni olarak, Kadri’nin Hz. Muhammed’e ve rüyalara büyük önem veren Biralvi Hareketi’nin önemli dini lideri Ahmet Rıza Han’ın öğrencisi olması olarak görülüyor.

1981’de Kadri, Müslüman-Hristiyan Diyalog Forum’unu düzenleyerek iki dinin liderleri arasındaki ilişkiyi kurmaya başladı. Forum, Lahore’de bulunan, Kadri’nin de yöneticileri arasında bulunduğu Minhac Üniversitesi ve uluslararası yardım kuruluşu olan Minhac Yardım Vakfı’nın bünyesinde bulunan Minhacül Kur’an Derneği’nde düzenlendi. Minhacül Kur’an, islami ve modern eğitimi bir arada veren okul ve kolejleri açmaya başladı. Al Arabiya’nın ifadesiyle ‘İslami eğitime estetik bir dokunuş’ veren laik bir eğitim anlayışını benimsiyordu.

Okulların ‘estetik bir İslami dokunuşla’ çocuklara seküler eğitim vermesi Fethullah Gülen’in okullarına çok benziyor.

Kadri’nin, Ahmet Rıza Han’ın lideri olduğu Biralvi hareketiyle bağlantısı olması;
Gülen’in Said Nursi’nin nurculuk hareketini temel almasına çok benziyor.

Kadri 1980’lerin sonunda Kadri Pakistan Halk Hareketi adında bir parti kurmasıyla Gülen’den farklılık gösteriyor.

1980’lerin sonunda Kadri güçlü destekçileri olan Şerif ailesiyle ters düştü. 1993’te Navaz Şerif’e ciddi anlamda muhalefet eden Kadri, Şerif’in bir kafir olduğunu ve cehennemde yanacağını söyledi.”
Bu da Gülen’in akp-ye ettiği bedduaya çok benziyor.

2004’te istifa eden Kadri, bir yıl sonra da Kanada’ya iltica etti. Kadri bu gönüllü sürgünü sayesinde daha büyük bir etki alanına hükmetti ve finansal anlamda da rahat etti. Kadr’nin gönüllü sürgünü Fethullah Gülen’in Amerika’ya olan ilticasıyla da büyük benzerlikler taşıyor. Türkiye’yi terk eden Gülen, pek çok kere davet edilse de Amerika’da kalmayı tercih etti.”

***************    

-İDDİANAMELERDE 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE FETÖ

CEM DURAN UZUN, MERT HÜSEYIN AKGÜN, HASAN YÜCEL tarafından hazırlanan 66 sayfalık raporda gayet akıcı ve bağlantılı ifadelerle özet olarak yarım asırlık bu yapının münafıkane hareketlerini özetlemektedir.

PKK terör örgütü elebaşlarından Cemil Bayık, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda FETÖ’nün kendileriyle temas halinde olduğunu söylemiştir. “Cemil Bayık’tan 5 isme 5 yorum… Cemaat temas kurmak istedi”,

Cumhuriyet, 15 Mart 2015; FETÖ Çatı iddianamesinde FETÖ-PKK ilişkisine dair çarpıcı bir bilgi bulunmaktadır. Örgüt içinde üst düzey görevi olduğu belirtilen bir gizli tanık, savcılığa verdiği ifadede FETÖ’nün önde gelen yöneticilerinden Mustafa Özcan ve Şerif Ali Tekalan’ın PKK’lı yöneticilerle yurtdışında görüştüğünü belirtmiştir. Sh.16.

….Savcılık örgüt için şu ifadeleri kullanmıştır:

Amaçlarını gerçekleştirmek için silahlı terör örgütlerini kullanabilen-kiralayan, devletin silahlı unsurlarını emelleri için kullanabilen, devlet kademelerindeki silahlı güçleri aracılığı ile operasyonel sonuçlar elde edebilen bir örgütlenmedir.17.

…..İddianamelerden elde edilen bilgilere göre 1982 yılında 90 öğrencinin atılmasıyla sonuçlanan FETÖ’cülere yönelik soruşturmada adı geçen bazı öğrenciler, yaşlarının küçük olması nedeniyle ilişikleri kesilmeden TSK’ya kazandırılmaya çalışıldı. Bu öğrencilerden altısı 15 Temmuz darbe girişimi sırasında üst düzey generaller olarak karşımıza çıktılar. Tuğgeneral Şener Topuç, Tuğgeneral Hidayet Arı, Tuğgeneral Murat Yetgin, Tuğgeneral Eyüp Gürler ve Tuğgeneral Nuri Başol bu isimlerden bazılarıdır.

1982’deki soruşturmaya benzer şekilde Maltepe Askeri Lisesi’nde 1986 yılında yapılan soruşturmalarda, 450 kişilik bir dönemden 250 öğrenci askeri okula girişlerinden önce FETÖ’ye ait evlere gittiklerini, bu evlerde askeri lise soruları verilerek örgütsel amaçlı olarak bu okullara sokulduklarını söylemiş ve abilerle görüştüklerini itiraf etmişlerdir. Bu soruşturmada FETÖ ile bağlantısını itiraf eden öğrenciler affedilirken, itirafçı olmayan yaklaşık 30 FETÖ üyesi öğrencinin okulla ilişiği kesilmiştir. Çatı iddianamesine göre bu öğrencilerin tamamı FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine general veya albay rütbesiyle iştirak etmişlerdir. Görüldüğü üzere FETÖ mensupları henüz 1980’li yıllarda soruları ele geçirme gibi çeşitli yöntemlerle kitlesel olarak TSK’ya yerleşmeye başlamıştır.

1982’deki soruşturmaya benzer şekilde Maltepe Askeri Lisesi’nde 1986 yılında yapılan soruşturmalarda, 450 kişilik bir dönemden 250 öğrenci askeri okula girişlerinden önce FETÖ’ye ait evlere gittiklerini, bu evlerde askeri lise soruları verilerek örgütsel amaçlı olarak bu okullara sokulduklarını söylemiş ve abilerle görüştüklerini itiraf etmişlerdir. Bu soruşturmada FETÖ ile bağlantısını itiraf eden öğrenciler affedilirken, itirafçı olmayan yaklaşık 30 FETÖ üyesi öğrencinin okulla ilişiği kesilmiştir. Çatı iddianamesine göre bu öğrencilerin tamamı FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine general veya albay rütbesiyle iştirak etmişlerdir. Görüldüğü üzere FETÖ mensupları henüz 1980’li yıllarda soruları ele geçirme gibi çeşitli yöntemlerle kitlesel olarak TSK’ya yerleşmeye başlamıştır. 27

….2007-2013 yılları arasında harp okullarından ihraç edilen askeri öğrenci sayısı tüm Cumhuriyet tarihi boyunca harp okullarıyla ilişiği kesilen öğrenci sayısından daha fazladır.

2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 Yüksek Askeri Şuralarında (YAŞ) terfi ettirilen askeri personelin büyük kısmı bugün FETÖ mensubu olduğu ortaya çıkan subaylardır.

15 Temmuz darbe girişimi neticesinde hazırlanan Darbe Çatı iddianamesinde yer verilen bulgular ve darbe sonrası gerçekleşen ihraçlar da bu durumu gözler önüne sermektedir. 2013 şurasında terfi alan generallerin tamamına yakını 15 Temmuz darbe girişimine katıldıkları için TSK’dan ihraç edilmiştir veya tutuklu durumdadır. 2014 ve 2015 YAŞ kararları sonucu albaylıktan tuğgeneral ve tuğamiralliğe terfi ettirilen personelin yüzde 80’i 15 Temmuz sonrası FETÖ mensubu oldukları gerekçesiyle ordudan ihraç edilmiştir. İddianamelerde verilen bilgiler göz önüne alındığında FETÖ mensubu subayların özellikle 2014 yılında ciddi bir hiyerarşik sıçrama sağladıkları görülmektedir.29

……FETÖ’nün1980’li yıllarda askeri okullara yerleştirdiği öğrencilerin birçoğu 15 Temmuz’da kurmay albay veya general rütbesiyle darbe girişimine iştirak etmiştir.32

…15 Temmuz darbe girişiminin dikkat çeken sonuçlarından biri de komutanların emir subaylarının darbe girişimine yoğun ve etkin katılımlardır. Genelkur-may Başkanlığı dahil üst düzey komutanlıklarda görev yapan emir subaylarının ve özel kalem müdürlerinin FETÖ üyesi olmaları sayesinde örgüt, komutanların birçok mahrem bilgisine nüfuz etmiş komuta kademesini adeta kuşatmıştır. Nitekim darbe girişiminden tutuklu bulunan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın eski emir subayı sanık Levent Türkkan, 15 Temmuz sonrası savcılığa verdiği ifadede Genelkurmay Başkanı ve Genelkurmay İkinci Başkanını ses kayıt cihazları ile yıllar boyunca dinlendiğini itiraf etmiştir.34

…Darbe girişiminde 8.000’den fazla asker, 35 uçak, 37 helikopter, 74 tank, 246 zırhlı araç ve 4.000’e yakın hafif silah kullanılmıştır. Bu 27 Mayıs 1960 darbesinde kullanılan güçten daha fazlaydı. Bu sayının darbe girişiminin öne alınması dolayısıyla bu seviyede kaldığı aslında çok daha büyük bir hazırlık yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca  FETÖ/PDY’nin daha önceki çalışma yöntemlerine benzer şekilde darbe planlamasında tüm kadrosunu ilk etapta açığa çıkarmadığı ve mensuplarının önemli bir kısmını darbe sonrası süreçler için aşamalı olarak kullanmayı amaçladığı ortaya çıkmıştır.

Darbeye karşı direnen güvenlik görevlileri ile sivil halka karşı uçak, helikopter, tank ve zırhlı araçlardan ateş açılmış ve 183’ü sivil olmak üzere 249 kişi şehit olmuş, 2.735 kişi yaralanmıştır. Darbe girişiminin bastırıldığını resmi olarak Başbakan Binali Yıldırım Çankaya Köşkü’nde saat 12.57’de açıklamıştır. Ancak bu açıklamaya rağmen Cumhurbaşkanı ve hükümetin çağrısıyla milyonlarca insan hafalar boyunca meydanlarda sabahlara kadar nöbet tutmaya devam etmiştir.61

….Bu çalışmada FETÖ kırk yılı aşan geçmişi esas alınarak çalışma tarzı, yapılanma prensipleri, devlet kurumlarına sızmada ve mensuplarını mobilize etmede kullandığı motivasyonları, kamuoyuna sunduğu yüzü olan sivil toplum kuruluşları ile illegal örgütlenmesi arasındaki yakın ilişki ve örgüt içi hiyerarşik bağları bir bütün halinde incelenmiştir. FETÖ’nün çalışma esaslarında şu üç unsurun öne çıktığı görülmektedir: gizlilik, örgüt içi dayanışma ve sert hiyerarşik ilişki. FETÖ’nün karmaşık organizasyonu kuruluşundan itibaren en alt hücresinden en üst birimlerine kadar sadakatle takip ettiği gizlilik esasına dayanmaktadır.
FETÖ, zamanın oluşturduğu şartlara kendini çok iyi uyarlayabilen bir örgüttür. 1960 ve 70’li yıllarda antikomünist çizgide yer almış, 12 Eylül askeri darbesini hemen desteklemiş, finans yapısını 1980’li yılların serbest piyasa ekonomisine adapte etmiş, güç dengelerini gözeterek 28 Şubat sürecinde Refah-Yol Hükümeti‘ne karşı postmodern darbeye destek vermiş, 2000’li yıllarla birlikte Fetullah Gülen’in ABD’ye yerleşmesinin de etkisiyle liberal söylemler ve dinler arası diyalog kavramlarını öne çıkarmıştır. Öte yandan 2007 yılı sonrasında askeri vesayetle mücadeleyi bir kaldıraç gibi kullanarak TSK’daki yapılanmasının önünü açmıştır. Örgüt bu oportünist tarzını devlet içindeki paralel devlet yapılanmasında da benimsemiş ele geçirmeye çalıştığı kurumlarda konjonktürel ittifaklar kurarak hasımlarını tasfiye etmekten kaçınmamıştır.
Rapordan yapılacak önemli bir çıkarım aslında FETÖ’nün cemaatten bir suç örgütüne dönüşmediği bilakis bir terör örgütü olarak kurulduğu gerçeğidir. Ancak örgütün manevi değerleri istismar eden söylemi ve şeffaf olmayan yapısı nedeniyle bu durum uzun yıllar fark edilememiştir. FETÖ Türkiye’nin yarım asırdır mücadele ettiği PKK, DHKP-C, Hizbullah ve DEAŞ gibi herhangi bir terör örgütünün çok ötesine geçecek boyutta adeta bir istihbarat kuruluşu gibi yapılanmış ve eylemlerini gerçekleştirmiştir. FETÖ gerek askeri vesayetle mücadele adı altında Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarını yürüttüğü dönemde gerekse de 17/25 Aralık darbe girişiminde yargı, emniyet, silahlı kuvvetler ve medya yapılanması içindeki unsurlarını müşterek bir harekat yaparcasına tek bir hedef doğrultusunda koordine edebilmiştir.
FETÖ ayrım gözetmeksizin bütün kamu kuruluşlarında örgütlenmiştir. Örgütün paralel devlet yapılanması (PDY) ayağı incelendiğinde ilk olarak kurumların istihbarat, bilişim, özel kalem, personel başkanlıkları gibi birimlerini ele geçirdiği; bu organlara sahip olmanın verdiği avantajla da bir süre sonra yönetim mekanizmalarını kontrol ettiği görülmektedir.
FETÖ/PDY’nin mahiyeti itibarıyla en kritik birimi mahrem hizmetler birimidir. Zira bu birimde örgütün silahlı kanadı diye adlandırabileceğimiz TSK, MİT ve emniyet örgütlenmesi bulunmaktadır. FETÖ TSK’yı sadece ele geçirilmesi gereken bir kurum olarak değil aynı zamanda kendisine karşı varoluşsal tehdit olarak görmüştür. FETÖ devlet kurumlarında genellikle beş kişiden oluşan hücreler halinde örgütlenirken TSK’daki subay yapılanmasında hücrelerini yalnızca bir subay ve bir sivil yönetici ile sınırlı tutmuştur. Böylece birbirinden habersiz hücreler şeklinde örgütlediği TSK yapılanmasının deşifre edilmesini engellemek istemiştir. Bu konuda başarılı olduğu hem darbe girişimi sırasında hem de halen devam eden devletin FETÖ’den arındırılması sürecinde görülmüştür.63-64

….Adil Öksüz’ün başını çektiği TSK’dan sorumlu sivil imamların aylar boyunca yurt dışına gidip gelerek ve askerlerle gizli toplantılar yaparak darbe hazırlıklarını yürüttüğü görülmüştür. Darbe uzun süren ayrıntılı bir planlama ile hazırlanmış ve FETÖ’nün hücre tipi yapılanması sebebiyle açığa çıkarılması mümkün olmamıştır. Ancak iddianamelerde somut deliller, itiraflar ve tanık ifadeleri ile bu darbe girişiminin bizzat Fetullah Gülen’in talimatı ile hazırlandığı ve icra edildiği anlaşılmıştır.
MİT’e saldırı için FETÖ mensupları tarafından görevlendirilen bir binbaşının, girişimi MİT’e bildirmesi üzerine alınan tedbirler sebebiyle endişelen darbeciler gece 03.00 olarak belirlenen başlangıç saatini erkene alınmak zorunda kalmıştır. Akşam saatlerinde başlayan darbe girişimine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine siyaset, medya, TSK, polis ve en önemlisi Türk milleti gereken direnişi göstermiş 249 şehit ve binlerce yaralıya rağmen darbecilerin başarılı olmasına izin vermemiştir.

Darbeye teşebbüs eylemi kapsamında TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakını, Gölbaşı ilçesindeki Emniyet Genel Müdürlüğünün çeşitli birimleri, TÜRKSAT tesisleri, Ankara Emniyet Müdürlüğü binası gibi çok önemli kurumlar bombalanmıştır. Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı darbenin yönetim üssü haline getirilmiş, başta Ankara olmak üzere Kayseri, Diyarbakır, Adana, Konya ve İstanbul şehirlerinde bulunan komutanlıklar ve diğer birimler darbe teşebbüsüne iştirak etmiştir. 64

***********************   

Kâşif Kozinoğlu’nun Kayıp Sırları adlı 25 baskı yapmış bu eserin bir mit ajanı olarak kimbilir nelerden bahsetmiştir diye düşünürken, birden anlatılanların bir mit elemanının bu kadar tutarsız beyanlarda bulunması şunu düşündürdü;

Belli ki hapis yattığı 9 aylık sürede el yazısıyla yazdığı ve kulaktan duyma ve mesnedliliği tartışılan ifadelerle gündelik koca karı konuşmalarından ibaret olduğu ortaya çıktı.

Dağ fare doğurdu.

Tamamen siyasi bakış açısıyla yazılmış, mit-çe bir araştırma olmamıştı.

Yinede bazı farklı değindiği noktaların bir kısmını buraya alıyorum;

-Eserinin 57.sayfa ve 20 nolu notta şöyle der,

20- F GÜLEN’in esas adamı A. GÜL’dür. Tayyip, menfaat ilişkisi içerisindedir.

21- New York Başkonsolosu Mehmet SAMSAR (A. GÜL’ün eski özel kalem müdürü) F. GÜLEN’e iyi bakabilmek için uzun yıllardır söz konusu başkonsolosluğu sürdürmektedir.

22- M. EYMÜR, F GÜLEN’den maaş almaktadır.

23- F GÜLEN’in tüm faaiyetlerini bir diğer en iyi bilen şahıs halen ABD’de eğitim görevlisi olan Soner ÇAĞAPTAY’dır (adını yanlış yazmış olabilirim). Tüm sırlarını bu şahıs bilmektedir.

24- F GÜLEN koyu bir İSRAİL yandaşıdır. Bunun için Mavi Marmara olayında “Muktedir olanın sözünü dinleyeceksin” diyerek TAYYİP’e adeta fırça atmıştır.

…27- A. GÜL mü, RTE aşamasına gelindiğinde F GÜLEN kesinikle A. GÜL’ü tutacaktır. A. GÜL, her ABD’ye gidişinde gizlice F GÜLEN ile buluşmuştur.

28- RTE istemeye istemeye bu yüzden A. GÜL’ü Cumhurbaşkanı yapmıştır. (H. FİDAN, A. GÜL’ün adamıdır. Yani F GÜLEN’in aynı zamanda.)

29- Esas kırılma, RTE’nin devlet başkanlığı arzusunda, o dönem (seçim) geldiğinde olabilir. A. GÜL 5 yıllık olsa bile 5 daha olabilir.

Bu da RTE’nin bütün planlarını suya düşürür.

Bu konu İŞLENMELİDİR. ARALARINDA SAVAŞ ÇIKSIN!

RTE F GÜLEN’den bir dönerse, artık seçim de geçti, F GÜLEN bok yer!

30- F GÜLEN ile RTE aslında KESİNLİKLE BİRBİRİNİ SEVMEMEKTEDİR.Sh.61.

-Aslında Fetö ile diğer islami cemaatler yok edilmeye ve birbirleriyle çatışmaya sevkedildi.[3]

MEHMET ÖZÇELİK

22-02-2019


[1] https://www.risalehaber.com/fetocu-ihanet-darbesi-ve-risale-i-nur-cemaati-281720h.htm

[2] Kur’an, Mâide, 33-34; Molla Hüsrev, II/85-86; Damad, Mecma’ul-Enhür, I/637; Udeh, Et-Teşri’ül-Cinaiyyül-İslâmî, II/638-670.

[3] https://www.facebook.com/656108373/posts/10156971834988374/

Loading

No ResponsesŞubat 22nd, 2019

HAİN İÇERDE

HAİN İÇERDE

Kurt gövdenin içinde.

Atılmadıkça sokmaya, zehirlemeye ve öldürmeye devam edecektir.

-Yurtta sulh cihanda sulh…

Kolumuzu ve mücadele gücümüzü durdurmak için mi?

Elbette sulh esastır.

Ancak o kadar saldırıya karşı hala bu slogan mı?

15 Temmuzu yapanların da parolasıydı bu söz…

-Bugün pkk-yı idare edip sevkeden, kurup yöneten sosyalist ve de üniversiteden mezun kişilerden oluşmaktadır.

Abdullah Öcalan siyasaldan terktir.

1970 yıllarında fikirle daha doğrusu fikirsizlikle, ateizm, inançsızlık ve inanç zafiyetiyle hareket edenler ve onların ürünleri dağa çekildiler.

İşlerini dağdan yürütmektedirler, iplerini tutan sahipleriyle beraber.

-Masonlar içimizdeki bir çok kişiyi kullandı. Münafıkane hareketlerde bulundu.

-SEBİL DERGİSİNİN 55.sayı, 14 ocak 1977 tarihli dergide Denktaşın Rossides-le aynı locada mason olduklarını ifade etmektedir.

-Süleyman Demirel-in masonluğu ise saklanamaz halde açıktır.[1]

ÇUKUR SANATI

“Yılmaz Özdil: Önemli olan… Rakıdan anlamayan adama, memleket yönetimini vermeyeceksin!

İddia ediyorum, eğer bir kadeh rakı içmiş olsaydı Tayyip Erdoğan, hem kendisi, hem memleket için çok daha hayırlı olurdu, Türkiye’nin ruh hali bugünkünden çok daha farklı, çok daha makul olurdu.”

-Demirel den sanatçı bozuntularina kadar, burası Arabistan değil, Arabistan’a git diye inançlı insanlara hakaret edenler, başbakanı almakla tehdit edenler gerçekten bu milletin kanını taşımayan veya kan tahliline ihtiyacı olan insanlardır.

Bulundukları makama ya kolay gelmiş veyahutta çok değerlerini rüşvet vererek gelmişlerdir.

-Dün Ecdat tarih yaparken, biz bugün tarih yazmaktan aciz.

Onlar gerçekleri yaparken, bizler filmini yapmaktan aciziz.

-Gazeteci yazar Ertuğrul Özkök der;

“CENÂZEM KİLİSEDEN KALDIRILSIN”

“Hiç kendi cenâzenizi hayal ettiniz mi? İnsanlar nasıl giyinmiş meselâ? Hava nasıl bir hava?” sorusuna ilginç bir cevap veren Özkök, şunları söyledi:”

“Ettim! Bir tek şey istiyorum, karıma da söyledim. Birincisi kilisede yapılmasını istiyorum. Câmideki cenâze geleneğini beğenmiyorum. Hiç estetik gelmiyor bana. Allah’a inanıyorum. Müslümanım ama müslümanlığın kendi içinde diğer dinleri de barındırdığını biliyorum. Müslümanlar gidip kilisede namaz da kılabiliyor neticede. Dolayısıyla benim cenâzem de bir kiliseden kaldırılabilir diye düşünüpyorum. Güzel bir kilisede ve oturma düzeni içinde, arkadaşlarımın da kravatlarını takarak, şık bir şekilde yer almalarını ve hakkımda güzel şeyler söylemelerini umuyorum.”

-Bu cümleler üzerine çok şeyler yazılabir ancak sanatçı geçinenlerin ne gülünç ve nasıl bir seviyede olduğunu göstermek için yazdım.

Genel bilgi var, şuur ve îtikâdî bilgi yok…

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne/Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

-Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım! …
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?
Mehmet Akif Ersoy

******************  

Namık Kemal ve Ziya Paşa yeni Osmanlı Devleti’nde şeriata dayanılmasını istiyorlar ve Fıkhı savunuyorlardı. Ali Suavi ise dünyanın dini kanunlarla idare edilmesine karşı yazıyor ve laikliği savunuyordu. Devletin birtakım kelime oyunlarıyla yani nüktecilik ve edebiyatçılıkla ve idare edilemeyeceğini, ilmi siyasetin esası şeriat ve edebiyat değil, coğrafya, iktisat ve ahlak olduğunu söylüyordu. Din ve devlet işlerinin ayrılmasını istiyor ve ilk defa açık bir ifade ile laiklik fikrini ortaya koyuyordu.

….Ali Suavi ibadetinde türkçeleştirilmesini, namaz surelerinin Türkçe’ye çevrilebileceğini söylüyor.[2]

-Hilmi Ziya ülken Ali Suavi’nin laiklik ve Türkçe ibadet konusundaki teklifini, tavrını, girişimini överekten ondan şöyle bahseder;

Ülken, onun “Din ve devlet işlerinin ayrılmasını istiyor ve ilk defa açık bir ifade ile laiklik fikrini ortaya koyuyordu. O devirde hiçbir Osmanlı aydınının bunu düşünmediğini hesaba katacak olursak, Ali Suavi’nin fikrindeki cesaret ve ileri görüş anlaşılır.

…Ali Suavi ibadetin de türkçeleştirilmesini, namaz surelerinin Türkçe’ye çevrilebileceğini söylüyor. Bu soru Suavi’den 80 yıl sonra ancak zamanımızda ortaya atılabilmiş ve Kur’an tercümelerine girişilmiş ise de namaz surelerinin Türkçe okunması, Türkiye’de bugün de cesaretle konuşulamamaktadır.”[3]

-Ülken hadis konusunda da, “Hadislere gelince bunların peygamberin ağzından çıktığını nereden biliyoruz. Sahih dediğimiz kitapları toplayanlar Peygamberi görmemişlerdir. Onların bi rçoğu sonradan uydurulmuştur.” diye kendi uydurukçasını böyle dile getirir.[4]

-Ülken, Neşet Halil Atay’a dayandırdığı bazı dini görüşleri, Uygun olmadığı halde Tasvip etmek de, rahatlıkla kendi ifadesi olaraktan dile getirmektedir.[5]

Yazar eserini ve hatta eserlerini ortaya koymaya belli ki çok çalışmış. Kitapları değil, makaleleri süzülmüş ve birbirleriyle irtibatlandırmış ancak istikameti ve özü ne kadar yakaladığı su götürür.

-“Türk tarihinde garp mütefekkirleri ile kıyas edilebilecek orijinal büyük bir feylesof yoktur binaenaleyh yalnızca felsefe veya ilim tarihi yapmak imkansız olacaktır.” [6]

-Sanatçılarımız ya bizi temsil etmemekte, ya istikametsiz veya yaralı..

-İşte sanatçı..

Şaman olduğunu söyleyen Erdal Özyağcılar, bunun sebebini yaşadığı anıyla anlattı: “9-10 yaşlarındayken bir bayram günü, ben hızla kendimi tırabzanlardan aşağı attım. Çenemin üstüne düştüm. Komaya girmişim. 2 gün hiç uyanmadım, ateşler içinde yandım. Her akşam yatağımdan balonla yükseliyordum, çatı açılıyordu, gökyüzüne çıkıyordum. Bir yerlere gittim. Hatta o şamanizm kitaplarını okuduğumda ‘Hepsini ben yaşadım bunların’ dedim. O şaman olayı ya böyle bir olaydan sonra ya da ölüme yakınken olurmuş.”[7]

-Ve bu sanatçıların yetişmesine katkıda bulunan işte Milli Eğitim;

Milli Eğitim Bakanlığı 6 Şubat 2019 tarihi itibariyle tüm il milli eğitim müdürlüklerine yoga yapılması yönünde bir yazı gönderdi. Bazı dini dernek ve vakıfların ‘tepkisi’ üzerine giden yazının iptal edildiği bilgisi iletildi. 

Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Anıl Yılmaz, “Fit21 By Ece Vahapoğlu” firmasının çocuk yogası etkinliğine dair yazısını tüm illere gönderdi.[8]

-Yazarlarının kişilikleri kalmamış olan ülkeler, kendi tüzel kişiliklerini de yitirirler.N. Pakdil.

MEHMET ÖZÇELİK

17-02-2019


[1] Adalet Partisi Genel Başkanı SÜLEYMAN DEMİREL’ in MASON ‘ luk Vesikasıdır.

Bak.Yalçın Küçük.İsyan2. Sh.600.

http://www.tesbitler.com/index.php?s=mason

[2] Türkiye’de Çağdaş düşünce tarihi.Hilmi Ziya ülken sayfa 94.

[3] Sh.94.bak.99.100.

[4] Age.100.

[5] Age.94-115 ⁿve devamında Suavi.nin görüş leri…

[6] Türk Tefekkürü tarihi H. Ziya Ülken.9.

[7] https://www.cnnturk.com/magazin/erdal-ozyagcilar-hepsini-yasadim-ben-samanim?page=5

[8] https://t24.com.tr/haber/meb-okullara-yoga-yapilmasi-icin-yazi-gonderdi-gelen-tepkilerin-ardindan-iptal-etti,808357

https://www.memurlar.net/haber/809510/meb-okullara-yoga-yazisi-gonderdi-sonra-da-iptal-etti.html
https://www.habervaktim.com/yazar/87591/mebden-ogrencilere-yoga-dersi.html

Loading

No ResponsesŞubat 18th, 2019

DÜRÜST MÜYÜZ

DÜRÜST MÜYÜZ

Pek değiliz dediğinizi duyar gibiyim.

Ne kadar dürüstüz?

Tartışılabilir değil mi?

Dürüstlük, her noktada, inanç ve amelde, insanlıkta istikameti elde etmek ve korumaktır.

Özellikle ve özellikle bunun hayata yansıyan noktası olan sözlerimizde bu dürüstlüğü ne kadar göstermekteyiz?

Bediüzzaman Emevi camiinde verdiği hutbede;

“Evet, sıdk ve doğruluk, İslamiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir; riyakarlık fiilî .bir nevî yalancılıktır, dalkavukluk ve tasannu alçakça bir yalancılıktır, nifak ve münafıklık muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise, Sani-i Zülcelalin kudretine iftira etmektir.
Küfür, bütün envaıyla kizbdir, yalancılıktır; îman sıdktır, doğruluktur. Bu sırra binaen, kizb ve sıdkın ortasında hadsiz bir mesafe var; şark ve garp kadar birbirinden uzak olmak lazım geliyor. Nar ve nur gibi birbirine girmemek lazım. Halbuki, gaddar siyaset ve zalim propaganda, birbirine karıştırmış; beşerin kemalatını da karıştırmış.

Ey bu Cami-i Emevîdeki kardeşlerim ve kırk-elli sene sonra alem-i İslam mescid-i kebîrindeki dört yüz milyon ehl-i îman olan ihvanımız! Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Urvetü’i-vüska, sıdktır; yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur.Amma, maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiştir.”[1]

Başka zamanda üç yerde söylenilmesi caiz olan yalanı bu zaman neshetmiş, ortadan kaldırmıştır.

Bunu şunun için dile getirdim;

-Bir ilde ezan yarışması dolayısıyla saat 9.00 da orada olmamız ve yoklamanın yapılarak yarışmanın o saatte başlayacağını söylemişlerdi.

Zorluklara ragmen erkenden vardık. Ancak yarışma 10.00 da başladı.

Heyetinden yarışmacılara kadar sözünde durmama hepsinde olmuştu.

Bu durumdan rahatsızlığı bir arkadaşa söylediğimde cevaben;

Bu devamlı böyle oluyor, demişti.

Yani devamlı dürüst değiliz, demekti.

Bu durumun Diyanet ve İlahiyat camiasında olması gerçekten üzücü bir durumdur.

Batıda uçak-otobüs v trenlerin kalkışı konusunda; tam saat başları olmayıp, zamanın öneminden dolayı, 5.13, 14.37, gibi küsuratlı saatlerde kalktığı ve de beklemediği söylenmektedir.

Ezan saatlerine de dikkat ettiğimizde, tam saat başlarında değil, küsuratlı olarak okunmaktadır. 12-56, 15.24 gibi.

İslam dünyasının kaybettiği değer ve içerisine düştüğü sıkıntı; istikameti ve doğruluğu kaybetmesidir.

“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların hazreti Allah.”Ziya Paşa.

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2019


[1] Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı. Sh.85-86.

Loading

No ResponsesŞubat 16th, 2019

ÖĞRENCİLER NADASTA MI? NERDE?

ÖĞRENCİLER NADASTA MI? NERDE?

Evet, Öğrenciler Nadasta…

Milli eğitim nerede?

En iyi öğrenci, uyuyan öğrenci.

Gece boyunca cep telefonunu kullanan ögrenci, o yorgunluktan uyuyor.

Bazen öğrencilere sınıfın adını değiştirmek gerektiğini, onun yerine otel demenin uygun olduğu söylendiğinde, pek rahatsız olmuyorlar.

Ve yine uyuma mazeretleri hazır; hocam ben konuşmuyorum ki.

Bir adım ötesinde Öğrenci, hocam ben zaten sizin anlattıklarınızı biliyorum.

Veli arandığında ise, pek ciddi bir değişim olmuyor.

Çocuklar mı uyuyor, eğitim politikası mı uyutuyor?

Uyuyan eğitim.

Uyutan eğitim.

Eğitime neşter vurulmalı.

Ameliyat masasına yatırılmalıdır.

İki bin yılının başında ekonomi dibe vurdu.

O andan itibaren de çıkışa geçti.

Zira dalgıçlar boğulacakları zaman kendilerini dibe vurup öyle çıkarlarmış.

Değişik makyaj ve teneffüs faaliyetleriyle eğitime sürekli Sun-i Teneffüs yaptırılmakta ve güzel gösterilmeye çalışılmaktadır.

Tıpkı 90 lık neneyi güzelleştirme işlemi gibi.

Bu hükümetin, herkesçe de kabul görmektedir ki, en başarısız olduğu alan, milli eğitimdir.

Küflenme içinde olan eğitim, o durumdan kurtarılmalıdır.

Fıtrata uygun bir eğitim verilmelidir.

Sınıfın dar duvarlarından kanatlanmalı, geleceğe kulaç atması sağlanmalıdır.

Bu da uyutulması ile değil, uyuduğu uykudan uyandırılması ile mümkündür.

Bu küflenme zincirleme olarak üniversitelerede sirayet etmiştir.

Tencere dibin kara, seninki benden de kara…

Eğitimdeki yara, en büyük yara.

-Eğitimde beni en çok mutlu edeni ise, hafta sonu kendi isteğiyle gelen ve eğitimini medresesinde de sürdüren öğrencilerle yaptığım eğitimdir.

Zira onlar istekli, ben istekliyim.

Onların isteği benim iştahımı açmaktadır.

Hafta sonunu adeta iple çekmeye çalışmakta ve de öğrencilerde de bunu görmekteyim.

Öğrencileri etkinlik amaçlı olarak değişik görevlere gönderdiğimizde zevk ve şevkle bunu yapmaktalar.

Yorgunlukta dinlenmektedirler.

Aslında öğrencileri yoran, dinlemelerini sağlayarak dinlendirme yöntemidir.

-Öğretmenlere dokunuyor veya dokunmadan onları dinlemeye çalışıyorum.

Milli Eğitim Bakanlığı ve Müdürlüğü öğretmene ne kadar dokunuyor ve onları ne kadar dinliyor?

Öğretmenlere kulak verilmelidir?

Öğretmenler bir an evvel dinlenmeli, problemler tesbit edilmeli ve cevap verilerek, hızla çözüme gidilmelidir.

Öğrenciler nadastan çıkarılmalıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

16-02-2019

Loading

No ResponsesŞubat 16th, 2019

İNSAN SURESİ

Loading

No ResponsesŞubat 16th, 2019

ZAMAN BEDİÜZZAMANI HAKLI ÇIKARDI

ZAMAN BEDİÜZZAMANI HAKLI ÇIKARDI

Vaktuz zaman olmayan, zamane çocuğu olur.

Bu asrın memesinden süt emen Bediüzzaman, asrını çok iyi tanımakta ve hastalıklara isabetli reçeler yazmaktadır.

Peygamber Efendimizden sonra hatta daha cenaze kalkmadan hilafet meselesi, siyaset ve riyaset meseleleri tartışılmaya başlanmıştır.

İslam dünyası 14 asırdır hep siyaset cephesinden yara almış ve yaralanmıştır.

Oysa siyaset meselesi, islamın yüzde bir meselesidir.

Cemel vakasıyla on bin kadar, Sıffin vakasıyla yetmiş bin kadar sahabe şehid olmuştur.

İlk Cemel ve Sıffin Vakası siyasi odaklıdır.

Fitne, fesat ve nifakın en çok rol oynadığı alandır siyaset.

Bütün bu gibi başta menfaat olmak üzere sebeplerden dolayı Bediüzzaman, şeytandan kaçar gibi siyasetten kaçmış ve Allaha sığınmıştır.

-Siyasetin kirliliği tamamı ile kendini 15 Temmuzda gösterdi. Temiz insanlar kirli yerlerde, kirli insanlar temiz yerlerde yer aldı.

Şeytan artık sadece soldan gelmedi, Sağdan da geldi. Her kılığa bürünüp. her renge girdi.

-Evet gerçekten de zaman Bediüzzamanı haklı çıkarmıştır.

-At iziyle it izinin birbirine karıştığı, kimlik ve kişiliklerin yer değiştirdiği bir siyaset içerisindeyiz.

Tarih boyunca bizler dıştan çok içten çekmişiz. Dış bizi yıkamamış ancak içten yıkılmışız.

-Emeviler’in durumu siyasi olaydır. En büyük kaybını bu Ümmet siyasetle vermiştir.

-Asker ne vakit siyasetle uğraşmış, dış ile mücadeleyi bırakarak, içte birbirleriyle uğraşmışlardır.

-Osmanlı tarihinde İstanbul’da birçok defa isyanlar çıkmış ve bunların çoğunda da askerler başrolü oynamışlardır.

Bu da askerin siyaset üstü olması gerektiğini göstermektedir.

Nitekim 31 Mart Vak’ası ile başlayan siyasî ve askerî isyan, yerini 1960 yılından itibaren başlayan darbelere bırakıyordu.

II. Abdulhamidin devrilmesiyle birlikte ordudaki tecrübeli alaylılar gitmiş, yerine mektepliler gelmişti.

Ondan sonra ise;” Peşpeşe gelen gaileler, Arnavutluk isyanı, Trablusgarb Harbi, İttihat ve Terakkiye olan muhalefeti had safhaya çıkardı.”[1]

Ve neticede 1. Dünya savaşı, çanakkale savaşları ve Dev çınar olan Osmanlının yıkılması başlayacaktı.

”Osmanlı döneminde de asker birçok defa isyan ederek yönetime müdahale etmiş,
Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte biri askerin müda​halesiyle değiştirilmişti.”[2]

-”Türk Masonluğunun tahtına yerleşen İttihat ve Terakki ricali, “zabitlerin siyasetle alakası kesilmelidir” diye ortaya koyduğum fikrimi karşılamak üzere onları da Mason localarına kayıt ile elden çıkarmamağa çalışıyorlardı.”[3]

-”Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibidir.
Osmanlı padişahından 12 tanesinin isyan ve darbe ile tahtını kaybettiği…”[4]

-İsyancılar yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını bildiklerinden dolayı çok rahat isyana kalkmaktadırlar.

Nitekim Genç  Osmana karşı yapılan isyanda;” İsyanın ikinci günü asiler önce Yeniodalar’da, sonra Fatih Camii’nde toplandılar, sonra şehrin dört bir yanından Atmeydanı’na doğru akın ettiler. Ulemadan birkaç kişi, asilerin isteklerini padi​şaha iletmek için saraya gönderildi. Aracılar, asilerin katledilmesini istedikleri kişilerin
isimlerinin bulunduğu bir kâğıdı padişaha verdiler ve “Padişahım istediklerini ver, yoksa hâl harap olup şehir yağmalanır” dediler. Ancak II. Osman, asilerin öldürülmesini istedikleri kişileri vermemekte diretti. Heyetin, “Padişahım kul taifesi toplandıklarında istediklerini alırlar.
Atalarınızdan dahi istediklerini almışlardır. Şimdi dahi onlar istediklerini alırlar. Şehir yağma olmadan istediklerini ver” demesi üzerine padişah, “Evvel sizi, sonra onları kırarım. Onların tedariki görülmüştür” şeklinde sert bir cevap verdi. Ancak II. Osman bu cevapla kendi sonunu hazırlamaktaydı.”[5]

Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah idare ettiği insanlar tarafından öldürülüyordu.[6]

Ancak bunu yapanların yanına bu kar olarak kalmadı, kendileri de yaptıklarının cezasını gördüler.

4. Murat bu eksikliği gördü. Kendisi de her ne kadar fedai verdi ise -saltanatının ilk yıllarında çünkü küçük yaşta tahta geçmişti.- Bunu affetmedi.

-“IV. Murad, tüm hükümdarlığı boyunca zorbaların devleti ne hale düşürdüklerini hiç unutmadı ve bu yüzden en küçük bir ihmali veya asayişsizliği en ağır şekilde cezalandırdı.”[7]

Şefkat ise maraz getiriyordu.

Nitekim ‘. Abdulhamid Sultan Abdulazizin öldürülmesinde katkısı olanların çoğunluğun idam istemesine karşı şefkatli sultan son karar mercii olması hasebiyle onların idamına değil, müebbed kürek mahkumluğuna çevirdi.

“II. Abdülhamid, Yıldız Saray’ında devlet adamla​rından oluşan 25 kişilik bir heyet
topladı. Burada idam cezalarının uygulanıp uygulanmaması konusu tartışıldı. Katılanlardan 15 kişi idamların yerine getirilmesini, 10 kişi ise cezaların hafifletilmesini istedi. İdamların onaylanmasını isteyenler arasında Plevne kah​ramanı Gazi Osman Paşa da vardı. Paşa kararın uygulanmasının hukukun gereği olduğunu söylemiş, aynı zamanda, ibret olması açısından da idamların yerine getirilmesini istemişti. Ancak son karar merci olan II. Abdülhamid bambaşka bir hükme vardı. Bü​tün idamları müebbet küreğe çevirdi ve mahkûmların cezalarını Taif’te çekmelerine karar verdi.[8]
Temmuz 1881’de, başta Midhat Paşa olmak üzere, kürek mahkûmları İzzeddin Sultan Vapuru’yla Taif’e gönderildiler.”[9]

-Ömer bin Abdulaziz Emevi halifelerindendir.Emevilerin seyyiatının hasenatındandır.

“İmparatorlukların da, insanlar gibi bir yaşamları, kendilerine özgü bir varlıkları vardır. Onlar da doğarlar, büyürler, olgunluğa erişir, ardından yaş1anır güçten düşerler.” İbni Haldun.

Tıpkı ayette; “İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) [10]

Gerek alınan kararlar ve gerekse de yapılan yanlışların birikimi ve monotomluk şairin şu sözlerini de doğrular;

-“Hükümdar yine en kötü söze uydu, böldü halifeliği ve toprağı, kimin aklına geldiyse, baksaydı görürdü saçlarının ağardığını.”
Mesudi bir devecinin şu dizeleri seslendirdiğini dile getiriyor:
“Bu seçimle verilen sözler tutulmayacak/Bir yangın ki, her yanı saracak.” Getirilen çözümle ilgili olarak görüşü sorulan bir adamın da, “Kılıçlar kınlarından sıyrılacak, imparatorluk kan
ve ateşe bulanıp parçalanacak,” [11]

-Şu dizeler Fadıl’a aittir: “Bahtsızlığımızdan yakarı­şımız Allah’adır/Acı ve kederimizin ilacı ancak onıın ellerindedir/Dünyadan gittik ama yine de dünyadayız/Ne öldük, ne de
canlı sayılırız.”

******************   

Bediüzzaman Said Nursi gazetelerde yazı yazmasının nedenini, “Volkan gibi cerâid-i diniye ile nesâyih-i diniyeyi, o mütehassis ve müteheyyic vicdanlara yağdırmak istiyoruz” sözleriyle açıklar [12]

Gazetecileri de “huteba-i umumî” olarak tavsif eden Nursi (Nursi, 2012, ESDE, s. 57) gazetelerin “bedraka-i efkâr” (fikirlerin kılavuzu) olmaları gerektiğini de ifade etmektedir.(Nursi, 2012, ESDE, s. 115).

“Edipler edepli olmalı; hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalı. Ve onun sözleri kalb-i umumî-i müşterek-i milleten bî- tarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli” (Nursi, 2012, ESDE, s. 124.) diyerek de gazetecilik ilkelerine ahlaki ve şer’i bir çerçeve çizer.

-“Yine “Asker Kardeşlerime” başlığı ile (18 Nisan 1909, sayı: 152) Serbesti’de
yayımlanan yazısında Said Nursi, ordunun siyasete karıştırılmaması gerektiğini
ifade etmekte ve meşrutiyetin devamından duyduğu memnuniyeti dile getirmektedir (Nursi, 2012, ESDE, s. 105). Aynı gazetede (Serbesti, 20 Nisan 1909)
“Umum Zabitanımıza” başlıklı bir yazısında da bütün askerlerin “itaat-i kamile”
ile muvazzaf oldukları dile getirilmektedir (Nursi, 2012, ESDE, s. 106).

-“Bediüzzaman Said Nursi esaret sonrasında Osmanlı ve İslam alemi üzerinde oynanan oyunları bozmak için gazete ve neşriyat imkanlarını sonuna kadar kullanır. Mesela “Kürtler ve Osmanlılık” başlıklı (22 Şubat 1336/7 Mart 1920.İkdam, 8273) yazısı o günlerin siyasal karışıklığı ve parçalanmaya doğru giden Osmanlı üzerindeki oyunları bozmaya yöneliktir. Yazı Paris’te, Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında, Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilâf akdedildiği haberlerinin çıkması üzerinedir (Nursi,2012, ESDE. ss. 106-107). Nursi, bu itilafnameye şiddetle karşı çıkar. Yazının imza kısmında Bediüzzaman’la birlikte Sâdât-ı Berzenciyeden Dava Vekili Ahmet Arif, Hizan Sâdât-ı Kiramından İhtiyat Binbaşısı Muhammed Sıddık isimleri de vardır.
Bu bağlamda Sebilürreşad’da da “Kürtler ve İslamîyet” başlığı ile bir yazı daha çıkar (17 Mart 1920). Yazının girişinde, “Bu hususta en ziyade söz söylemek salâhiyetini haiz bulunan ve Kürdlerin salâbet-i diniye, necabet-i ırkiye ve celâdet-i İslâmiyesini bihakkın temsil eden ve Dârü’l-hikmeti’l-İslâmiye azasından, Kürd eşraf ve mütehayyızânından bulunan fazıl-ı şehîr Bediüzzaman Said el-Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:” açıklamasıyla Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye şiddetli itiraz dile getirilir. “Kürdler camia-i İslâmiyeden ayrılmaya asla tahammül edemezler” denilerek bunun aksini iddia edenlerin Kürtlük namına söz söylemeye yetkili olmayan beş-on kişiden ibaret olduğu ifade edilir (Nursi, 2012, ESDE, s.108).
Kürtleri temsil yetkisinin Meclis-i Mebusan’da olduğunu ifade eden Said Nursi, “Kürdistan’a verilecek muhtariyeten bahsediliyor. Kürdler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler. Eğer, Kürdlerin serbestiyet-i inkişafını düşünmek lâzım gelirse bunu Boğos Nubar’la Şerif Paşa değil, devlet-i Âliye düşünür.” diyerek çözümün adresini de gösterir (Nursi,2012, ESDE, s.109).

-“1907-1920 aralığında onlarca gazetede onlarca yazısı çıkan Said Nursi, istibdat, hürriyet, meşrutiyet, Batıcılık, İslamcılık, Kürt meselesi, İslam aleminin genel problemleri gibi hususlarda Kuranî yaklaşımı dile getiren yazılar yazmış ve makalelerini Makalat adlı eserinde toplamıştır.[13]

******************   

Gerçekten bu gün tüm partilerin içerisinde düşmanın bile yapmadığı ve de                                                                                                                                                                             yapamadığını yapan kopuk ve kişiliksiz ve de bu milletin değerlerine saldıran ve salyasını akıtan insanları devamlı görmekteyiz.

Bu menfi insanlar işte mesaj verecekleri bu günler için sahipleri tarafından beslenmişlerdir.

-Trenden inenler, hükümetin başarısızlığı için her kozu kullanmaya, boşluğun sürmesini arzu ediyorlar.

Kendileri dökülenler, hükümetin de dökülmesini temenni ediyor, sonrası için hazırlık yapıyorlar.

-Türkiyede patates ve soğandan medet uman kokmuşlar var.

Milleti patates zamlarıyla esir almaya çalışan şövalyeler ve şövalye zihniyetliler bulunmaktadır.

-Trump-un doları yükselterek bizi çökertmeye çalışmasına karşı, içimizdeki Trumplarda patates ve soğanları yükselterek hükümeti devirmeye çalışmaktadır.

Sonuçta Trumpla aynı noktada birleşmektedirler.

-Eğer Ergenekon deşifre olmasaydı, fetö yıkılmayacaktı.

-Kirletilen kelime cemaat-hizmet-tarikat-şeriat olmuştur.

Bediüzzamanın siyasetten kaçmasının büyük hikmetleri vardır zira siyasete girenler kirleniyor ve teker teker toplanıyor.

-Siyaset üzerine epey yazı yazmıştım. Onlardan bir kaçına atıfta bulunulmuştur.[14]

-Zamanın yöneticileri tarafından Hacı Bayramı velinin müridlerinden vergi alınmaması üzerine adeta vergi verecek kimse kalmaz.

Buna bir çare olarak Hacı Bayramı veli, kendisinin 1,5 müridinin olduğunu söyler.

Ve yüksek bir meydanda kendisini sevenlerin kurban edileceğini söyleyip, çadırda bir kurban kesildiğini ve kanın aktığını gören herkes kaçmaya başlar.

Sadece bir erkekle bir kadın, canımız feda olsun der, kaçmaz. Bu iki kişiden vergi alınmaz.

-Cemaatlerin devlet kademesinde olması normal iken, gayr-ı meşru ve haksız olarak bunu elde etmesi anormaldir.

-Cemaatlarda istihbarat ekipleri bulunmaktadır. Mesela bu konuda eğer Fetönün durumu perdelenmeden deşifre edilseydi, bu duruma gelinmezdi.

-Siyasetle iştiğal etmeyen Bediüzzamana saldıranlar, yine siyaset perdesi altında bunu yürütmektedirler.[15]

-Yıldıray Oğur’un TV5’teki “Medya Analiz” programında konuşan Karar Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’in “12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat döneminde yazdım, kendimi bu zamandaki kadar kısıtlı bir duygu içinde görmedim.” sözü üzerine epey tepki aldı.

Bu da eski siyaset gömleğinin hala sürdürüldüğünü göstermektedir.

-Bediüzzaman’ın iman –Hayat- Şeriat üçlemesi içerisinde şu anda şeriat denilen yani diğer bir ifadeyle siyaset devresi yaşanmaktadır.

Mehdiyet ve süfyaniyetin son devresi siyaset alanında cereyan etmektedir.

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2019


[1] OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ASKERÎ İSYANLAR ve DARBELER E.AFYONCU-A.ÖNAL- U.DEMİR.Sh.166.

[2] Age.7.

[3] Birinci cihan harbine nasıl girdik. 2.cilt.Kazım Karabekir.sh.91.

[4] Age. Heyet.7,36.

[5] Age.45.

[6] Age. 49.

[7] Age. 66.

[8] Age. 28.

[9] Age.159.

[10] Al-i İmran.140.

[11] HARUN REŞİD ve ABBASİLER DÖNEMİ-ANDRE CLOT. Sh.88.

[12] Nursi, 2012, ESDE, s. 98.

[13] Meşrutiyet Dönemi Gazetelerinde Bediüzzaman Said Nursi..Ahmet Dursun)Bak.sh-77-99.“İSLAM’I UYANDIRMAK”1.Cilt.

[14] http://www.tesbitler.com/2015/01/01/nur-cemaati-ve-siyaset/

http://www.tesbitler.com/2015/01/01/gecmisten-gelecege-chp/

http://www.tesbitler.com/2015/01/01/siyasetin-oyununa-dikkat/

http://www.tesbitler.com/2018/03/26/zindika-komitesi/

http://www.tesbitler.com/2017/11/07/siyaset-seyislik-mi/

http://www.tesbitler.com/2015/03/19/siyasetin-kirli-ve-cirkin-yuzu-sesli-dinle/

http://www.tesbitler.com/2015/01/03/kor-ve-kor-eden-siyaset/

http://www.tesbitler.com/2015/01/03/chp-siyaseti/

http://www.tesbitler.com/2015/01/03/kilic-kusananin-at-binenin-siyaset-siyaseti-yapanindir/

[15] https://www.risalehaber.com/hirsiz-sahtekar-ve-sapik-ulusalci-ilahiyatci-nazif-aydan-nurculara-iftira-321453h.htm

https://www.risalehaber.com/said-nursinin-mezar-sirrini-ifsa-etmis-311529h.htm
https://www.risalehaber.com/said-nursiye-saldiran-ilahiyatci-nazif-ay-ben-yahudiyim-341978h.htm

Loading

No ResponsesŞubat 16th, 2019

YETİŞİN! YANGIN VAR. MİLLİ EĞİTİM YANIYOR

YETİŞİN! YANGIN VAR.

MİLLİ EĞİTİM YANIYOR

Evet… Gerçekten yetişilmeli, Milli eğitimde yangın var.

Yangını görmeli… Fil dişi kulelerden sahaya inmelidir.

Bu eğitimdeki çatırdamalar ve dökülmeler ile ilgili çokça yazdım, dünden bugüne radyo ve tv-lerde çokça katkıda bulunamk amacıyla sohbetlerde bulundum.

Hep gördüğüm o ki; kaportada güzel gelişmeler olurken, motorda gittikçe yıpranma ve çökmeye doğru gidiliyor.

Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki; bunun bir çok sebebble birlikte birinci önemli sebebi, rejimi koruma uğruna, rejime dokunulmaması şartına bağlı olmasıdır.

Rejimde ne ise? Neye dokunulmayacaksa… Bir türlü içi doldurulmayan bir heyula.

Bizden geride ve küçük olan, neredeyse onbeşde birimiz olan Finlandiya modeli bile örnek gösterilmekte, başarılı bulunmaktadır.

Eğitimimizin reflekteye ihtiyacı var… Zülfiyare dokunsa da…

İşte sayısız ve olumsuz örneklerden bir kaçı;

-Telefon ne velinin, ne idarenin, ne öğretmenin ve ne de öğrencilerin kontrolünde değil.

Telefon herkesi esir almış durumda…

Olumlu ve takviye olarak kullanılmamaktadır.

********************   

İkinci dönem ilk defa dersine girdiği son sınıfın -ki üniversiteye hazırlanması gerekirken- öğrencileri hocalarına küstahça, seviyesizçe ve de ahlaksızca şunu diyebiliyor;

-Hocam, bizim sınıfa gelen öğretmenler ya ağlıyor, ya da sinirinden gülüp, çıkıp gidiyor.

Bir atasözünde;Ata et, ite ot verilmez.

Acaba verilmemesi gerekenlere ilmin izzetini korumayıp vermenin acısı mı çekiliyor?

Bu bir sanat okulu. Bunlar esnaf olacak. 3 gün zaten dışarda, uygulamadalar.

Peki millet bunun esnaflığından ne bekleyebilir? Hayata ne katabilir?

Toplumu dolandırıp kandırmanın dışında…

Oysa bizler öğrencilerden okulu bitirdiklerinde hiç bir şey bilmiyor olsalar bile; Adam olarak çıkmalarını istiyoruz.

Eksik bilgiler telafi edilirde, kaybedilen adamlık sonradan ne kadar elde edilebilir?

-Neredeyse hergün çakmakla bir yerleri yakan bu öğrencilerden eğitim ve millet ne bekleyebilir?

Hep bunlara verilen cevap tutarsız ve ölçüsüz sözler;

-Biz bu öğrencileri eğer sokağa salarsak, bunlar kaybederler.

Peki okula gelerek diğer öğrencilere ve eğitime kaybettirdikleri ne olacak?

Onları kazanalım darken, çok şeyleri kaybetmekteyiz…

*********************    

Öğretmen okulun önünde bulunan 10. Sınıf öğrencisinin elindeki elektronik sigarayı alarak, insanca öğüt ve tavsiyelerde bulunuyor.

Aslında eski zamanda olsa tokat atılır, disipline verilir, gerekirse okuldan atılırdı.

Ancak öğretmen dövmüyor, discipline vermiyor, emniyete götürüp para cezası verdirmiyor.

Öğrenci özür dilemesi gerekirken savunmaya geçerek; sigarayı dışarda içtiğini ve bunun cezasının olmadığını söyleyebiliyor.

Ancak hangi yüzle ve cesaretle hareket ediliyorsa; anne okula gelerek, öğretmene çkışıp ve de adeta sorgulayarak; oğlunun içtiğini bildiğini ve elektronik sigarayı vermesini söyleyip, alabiliyor.

Bu aynı zamanda milli eğitim gibi  ailede de bir çöküntünün ve yangının olduğunu gösteriyor.

Buda bir İmam Hatip….

-Bir Müdür Muavini arkadaşla bu durumları konuştuğumuzda, kendisinin eski disiplin kurulu defterini gözden geçirdiğini, işin ciddi tutulduğunu ve cebinde sigara döküntüsü olan öğrencinin dahi disipline verildiğini anlatmıştı.

Çocuk ise savunmasında; Ceketin abisinin olduğunu, kendi ceketinin yıkanmasından dolayı bunu giydiğini söylüyor.

****************

Birde kendimden ve yıllar öncesinden bir örnek vereyim;

Ne ideallerle üniversiteyi bitirmiştim.

Açılan imtihanlardan Diyanete gitmemiş, o yıl Emniyet Müdürlüğünün 250 komiser almasına ragmen müracaat etmemiş, tüm zorluklara ragmen öğretmen olmayı istemiş ve de nasib olmuştu.

O sevinçle yarı yılın bittiği o Cuma günü namazdan sonra müdürün odasına girdim.

Bendeki başlama kağıdını göstermiş ve ondakini de imzalayarak göreve başlayacaktım.

Büyük bir mutluluktu. Allah isteyen herkese tattırsın.

Elimi uzatmış masanın üzerindeki başlama kağıdını tam imzalayacakken, müdür hızla kağıdı çekerek;

-Parmağındaki gümüş yüzüğü çıkar, demişti zorbaca.

Nedenini sorduğumda hiç bir cevap verememiş ve çıkar işte deyip, kağıdı vermemede diretmişti.

Başkalarının bundan daha kalın altın yüzük taktıklarını söyledimse de, belliki laf para etmeyecekti.

Odasında 2,5 saat kadar oturup bekledim.

Arada bir dışarı çıkıyor, kağıdı çekmeceye koyup kilitliyor.

2,5 saatten sonra mesai bitişine doğru, -Tamam, çıkarırım-,deyip çıkarmadan imzalamıştım.

Dışarıya çıktığımda ise, sırf yalancı çıkmamak için, parmağımdan yüzüğü çıkardım ve tekrar taktım.

Öyle de devam ettim. Hala da devam ediyorum.

Buda eğitimi temsil eden kısır müdür, bozuk zihniyet, kapalı dünya.

-Eğer inanmayan varsa, kendi fil dişi kulesinden inip öğretmenlere bir dokunsunlar da görüp öğrensinler…

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2019

Loading

No ResponsesŞubat 15th, 2019

ZULMETMENİN ADI KEMALİZM-ÜÇLER-

ZULMETMENİN ADI KEMALİZM

-ÜÇLER-

Asırlar içerisinde bu asrın en garip ve acip bir uygulaması; bir insanın kanunla korunması ve de sürekli neticeye kavuşmayan bir tartışma merkezinde bulunmasıdır.

Bunun en öenmli sebebi ise toplumun inanç ve yaşantısıyla aynı eksende bulunmayışıdır.

Çok örneklerinden mesela Kur’an-ı Kerim ve Peygamber efendimizle ilgili söylemiş olumsuz sözleridir;

Gökten indiği sanılan dogmalar gibi.[1]

-“Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet (Diğer adıyla Aduvvullah Cevdet) ve Ziya Gökalp Kemalizm’in fikir kaynakları olarak biliniyor.

Tevfik Fikret’in büyük ümitler bağladığı ve millet örnek evlât diye takdime çalıştığı Haluk, gide gide sonunda Papaz olup “haç” çıkardı. Abdullah Cevdet’in kavga- gürültü kaldırıldığı cenazesinde vasıta bulunmadığı için Fener Rum Patrikhanesinden “haçlı” bir cenaze arabası çağırıldı ve mezarlığa öylece götürüldü. Ziya Gökalp de Fransız Hastanesinde can verdikten sonra morgda başında bir “haç” ve ayak ucunda Hristiyanlara ait kutsal bir mum yanan taş üzerinde yatmıştı.” [2]

Annesinin ölümünde ağlamayan gazi, ziya gökalpin ölümünde ağlamıştır.

Atatürkü anlamak için bu üç karanlıktaki aydını anlamak yeterlidir.

-“Tevfik Fikret’e gelince, Atatürk’ün ölünceye dek hayran olduğu kişi, Recep Peker bir anısını şöyle anlatır:
” Bir gün Çankaya’da sofranın belli müdavimleri toplanmıştı. Atatürk o akşam çok dalgın görünü­yordu. Gruplar kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunlardan birinde Fikret üzerinde bahsediliyordu. Ben hem en dikkat kesildim, içimden, işte şimdi parlayacak, dedim.’
” Nitekim birdenbire gürledi:
” Susunuz, susunuz…’
Hepsi sustular; Ata’nın kaşları çatılmıştı. Dudaklarından şu sözler döküldü’:
“Siz Fikret’i konuşacak adamlar değilsiniz. O kimdir biliyor musunuz? Onu iyi tanıyanlar, onu iyi tanıyacaklar, benim bugün yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir.”[3]

“Fikret’in öğrencilerinden Vecdi Bingöl anlatı­yor:
“..,.Bu hususi toplantıda Türk müziğinden, edebiyattan konuşuldu. Bu arada Atatürk, benim Fikret’in talebesi olduğumu öğrenince memnun oldu.
Saraya birkaç defa gittim. Hiç unutmam, birgün TEVFİK FİKRET gözlerimin içine bakarak ve derinden gelen bir sesle dedi ki:
“Tevfik Fikret’in o Tarihi Kadim-i yok mu, işte o dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır!

Âkif, Tarih-i Kadim adlı şiirin yayınlanmasından sonra Fikret’ten nefret etmiş, ona düşman kesilmiştir:
Babama sövse affederdim.

“Ahlâk kürsüsünden haykıran bir adamın— ister inansın ister inanmasın — halkın mesnedi olan varlığa uluorta sövmesi… İşte bu, akılların kabul edemiyeceği bir şey.. Bu adam Peygamberime sövdü. Babama sövse affederdim. Fakat Peygamberime (a.s.m.) sövmek… Bunu ölürüm de hazmetmem,.,”
Tevfik Fikret’in bu şiiri Âkif in “Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder” mısrasını yazmasına sebeb olmuştur.

.. Cemil Meriç’in de dediği gibi, içinde yaşadığı, ekmeğini yiyip, suyunu içtiği cemiyete “angaje” olamayan aydınlar, bu memlekete ye bu millet ne fayda verirler? İçinde yaşadıkları cemiyete bir fener gibi yol göstermeyen, kendilerini aşayamayan, başlarına
TEVFIK FİKRET bir şey gelecek de, işlerinden olacakdar diye ödleri kopanların bu millete bir şey vermesi mümkün mü?
Aslında genç cumhuriyeti bu hâle getiren ve ülkeyi ya tek parti sultası altında, ya da ihtilâlcilerin diktatörlüğü altında inleten insanlar da hep bu akılları başkaları­nın cebinde olanlar değil mi”[4]

-“Peki, Atatürk’ün öve öve göklere çıkardığı, Mehmed Âkif in ateş püskürdüğü bu şiir neyin nesidir?
Tevfik Fikret’in mâzi, mefâhir, din ve iman gibi bü­tün köklü ve esaslı fazilet kaynaklarına hücum ettiği Tarih-i Kadim şiirini, o devirden bugüne kadar, inançsızlık
tarafları bir küfür beyannamesi gibi elden ele dolaştırarak iman düşmanlığı yapmışlardır. Tarih-i Kadim nasıl bir fikir sapkınlığının ve imansızlık dalâletinin eseridir?
Bunu en iyi gösteren kendisidir.
Fikret, şiirin ilk mısralarında, tarihi insanların eski ve karanlık geçmişinden masallar uydurarak onları uyutan, başı belirsiz geçmişte, ayağı ne olacağı bilinmeyen bir
gelecekte sürünen, kuru bir heykele benzetiyor. Daha sonra “O biraz filozof, biraz sırtlan ve bütün kabalığı ile bir hortlaktır” ifadelerini kullanıyor.”[5]

-“Meşhur mürtedlerden Nurullah (haşa sümme haşa) nursuz Ataç da 1939 yılında Vakit gazetesinde yazdığı bir yazıda yoldaşı Fikret için aynen şöyle demişti:
Tevfik Fikret hiç şüphesiz dinsizdi., Tevfik Fikret’i bir çok sebeplerden severim. Dinzizliği de bu sebeplerden biridir.'” [6]

-“Abdullah Cevdet hayranı olan Vedat Günyol’un, Dr. Adnan Adıvar’dan dinlediklerine
bir göz atalım;
“Dr. Adnan Adıvar bence dünyanın en saygın adamı olan Adnan Adıvar onun için bana şöyle demişti bir özel konuşma sırasında: ‘Mustafa Kemal önceleri onu tutmuştu, dinsiz diye. Sonra damızlık olayı ortaya çı­kınca, atın şu keratayı demiş, kovmuştu meclisinden.
Mebus yapmayın onu, demişti.” [7]

-“Mustafa Kemal’in, dinsizliğinden dolayı benimsediği, bizi biz yapan millî ve manevî değerlerimize zıt inkılâpları gerçekleştirirken fikirlerini kaynak olarak kullandığı Abdullah Cevdet aynı zamanda da bir “İngiliz ajanı” idi. “Türkiye’de Sol Hareketler” isimli kitabın 44. sahifesinde “Abdullah Cevdet’in bir İngiliz Ajanı olduğunun bilindiği” de belirtilmektedir. Zekeriya Sertel, “Hatırladıklarım” isimli kitabının 69- sayfasında, Abdullah Cevdet’in İngilizler tarafından himaye edildiğini belirtmektedir.”[8]

-“Merhum Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın onun cenaze merasimine kimsenin gelmediğini belirten ifâdelerinde;
” Abdullah Cevdet Allah’a inanmadığını söylüyordu.
İslâm harflerinin şiddetle aleyhinde bulunuyordu. Dinî değerlerin çoğuna karşı olduğunu yazıp söylüyordu. İş­te bu adam ölünce cenazesi Ayasofya Camiine getirildi.
Fakat hiç kimse cenâze namazını kılmaya gitmedi. Öylece musalla taşında duruyordu. Hocalar da namazını kıldırmaya yanaşmıyorlardı. Bunun üzerine cenâze belediyenin bir arabasına konularak götürüldü.” [9]

-“Ziya Gökalp, Fransız Hastanesinde, sabaha kadar kafasını duvarlara çarparak ölmüştü. Ölüp giderken de en galiz kelimelerle Allah’a sövmüştü.
Yazdıkları, söyledikleri İslâm düşmanı olduğunu gösteriyordu ama, ölümüne şahit olan bir kadının anlattıkları bir “sahte kahraman”ın gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından ayrı bir değer taşıyordu.
Necip Fazıl Kısakürek “Sahte Kahramanlar” isimli eserinde, Abdülhak Hamid’in evinde tanıştığı bir hanı­m efendiden dinlediklerini nakletmişti. Bu hanımefendi,
ömrünü Avrupa’da geçirmişti. Ne Türkiye ile ne de Türk Edebiyatı ile bir alâkası yoktu. Hatta biraz da “züppe” idi. Necip Fazıl, Abdülhak Hamid’e, Ziya Gökalp’in dinsizliğinden bahsederken bu hanımefendi birden doğruldu ve şahit olduğu vak’ayı anlatmaya başladı:
“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım. Ve Fransız hastanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın ne olduğunu sordum.
Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş, profesörmüş… İsmini bile yeni duyuyordum.
Öldüğü gece başını duvarlara çarparak, sabaha kadar Allah’a en galiz kelimelerle sövdü. O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında odamdan .çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’a inanmazmış…
Hem Allah’a inanma, hem O’na söv! Duyulmamış, görülmemiş şey…[10]

-“21 Ekim 1924 Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal”
Gençliğinin başında geçirdiği “manevî” bir kriz sırasında kafasına sıktığı kurşunun, “yürümesi” ile ölen Ziya Gökalp’i Kemâl Paşa Avrupa’da tedavi ettirecekti elbette. Zira, Ziya Halk Partisi’nin “altı oku”unun fikir babasıydı. Lâik’liğin temelini atmış­tı. Halkevleri’nin kuruluşunda önemli rol oynamış­tı, yani tavsiyeleri tutulmuştu.
Halk Partisini kurma fikri Kemal Paşa’nın kafasında iken Ziya Gökalp ile gizli bir görüşme yapmış ve bundan sonra bir risale yayınlanmıştı. Bu risalede Halk Partisi’nin “dokuz prensibini” açıklı­yordu. Dokuz “umde” yani dokuz ok, daha sonra altıya inecek ve CHP’nin amblemi olacak ve günü­müze kadar gelecekti.[11]

“…. Lise son sınıflarında iken geçirdiğim fikir buhranının şiddetini hatırladıkça adeta ürperiyordum. Çocukluğumda, yüreğimde uyandırılmış idealler sönmeye baş­lamıştı. Milletim için birşey yapamaz hale geldiğimi sanıyordum. Alem, bana insan iradesi dışında dönüp giden bir dolap gibi geliyordu. İnsanları bu dolabın basit bir çarkı halinde görüyordum. Aklımın beni sevkettiği kanaatle, gönlümün istekleri arasındaki takat beni’ o cehennem hayatına sürükledi….. Sabaha kadar uyumadığını günler çok oldu. O kadar zayıflamıştım ki, beni görenler’hasta sanırdı. Bende kendi kendimi hasta sanıyordum. Gerçekte ise hiç bir hastalığım yoktu. Hattâ maddî bir sıkıntım da yoktu.
Bu buhran felsefesi, düşünüşten ileri geliyordu.
…..Tasavvufça düşünmenin verdiği alışkanlıkla, “hakikat-ı kübra” dediğim beni tatmin edecek hakikati bulabilseydim, hiç bir derdim kalmayacaktı.
O sırada Doktor Abdullah Cevdet, Diyarbakır’a geldi… Kısa zamanda doktorun dinsizliği Diyarbakır’da yayıldığı için, amcam onunla sıkı fıkı görüşmemi İstemedi.
Buna rağmen bu doktordan bir şeyler öğrenmeye çalışır dururdum. Bir gün bana doktor “Allah’ın İnkârı” adlı bir kitap verdi. Onu okuyunca büsbütün sarsıldım. Kalbimdeki bütün insanların boşaldığını hissediyordum. Yine uykusuz kaldığım bir günde, arkadaşımın birinin verdiği silâhı çektim. Kurşun alnımın kemiğine saplandı.”[12]

-“Yahya Kemal “Sokrat’ın metodu sormakmış. Ziya Bey’in ki, tersine sormadan söylemekti” diyecekti. Ziya konuşmaktan vakit buldukça içecekti; içerken de konu­şacaktı. Yahya Kemal anlatıyor:
“Kendi aramızda, ara sıra onun evinde, ara sıra Ada’nın Yorgolu, Dil, Viranbağ, Hiristos gezinti yerlerindeki rakı ve yemek düzenleyerek içmeye başlarken co­şar ve sofraya otururken şu eski beyti söylerdi.
“İçelim içelim şarap içelim
Nice bir gâv (öküz) gib âb (su) içelim.”
Bir keresinde Yahya Kemal ile karşılıklı atışmışlardı;

Ziya Gökalp “Harabisin harabati değilsin/ Gözün mazidedir/ati değilsin” şeklinde tarizde bulunmuş, “Ne harabi, ne harabatiyim/ Kökü mazide olan atiyim” cevabını
almıştı.[13]

-“Kemal Paşa kendisinden “fikir babam” diye bahsedecekti.”[14]

“Cemil Meric Mağaradakiler isimli eserinde:
“Tanzimattan bu yana Türk aydının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: Aldanmak ve aldatmak… Senaryoyu başkaları- hazırlamıştı. Biz sadece birer  oyuncuyduk.,”[15]

MEHMET ÖZÇELİK

15-02-2019


[1] https://m.youtube.com/watch?feature=youtu.be&v=q074-k98qqQ

[2] Kemalızmin Fikir Kaynakları-Atilla Yargıcı.7.

[3] Age. 14.

[4] Age. 14-16.

[5] 25,29.

[6] Mehmed Âkif. s. 60- 6l).Age.41.

[7] Milliyet .Sanat, Mayıs 1980, s. 767)Age.53.

[8] Age. 69-70.

[9] 15 Kasım 1983. Yeni Nesil).Age.70.

[10] Sahte Kahramanlar /74/75).Age.71-72.

[11] Vehbi Vakkasoğlu/ Ziya Gö­kalp/ 71- 72).Age.74.

[12] Emin E./Ziya Gökalp.

[13] Hilmi Yücebaş/Yahya Kemal/2l6).85-86.

[14] Age. 86.

[15] Age. 87.

Loading

No ResponsesŞubat 15th, 2019

MASONLAR İŞ BAŞINDA

-Bediüzzaman özellikle Türkiyede dinsiz bir komiteden bahseder.

Bütün menfiliklerin altında bunların olduğunu söylerken, özellikle bunların masonlar olduğuna da işaret eder.

-Bu konuda daha önce de yazmıştım.[1]

-Masonlar zahiren sakin, sessiz gibi görünse de, gayet derinden yürümektedir.

Devletin önemli noktalarına getirdikleri adamlarına önemli bir iş yaptırarak, bir çok alanda etkili olmayı sağlar.

Geçmişe doğru baktığımızda devletin tüm damarlarında dolaştıklarını görürüz.

-Kendisinin mason olduğunu söyleyen Hürriyet gazetesi sahibi Erol Simavi;” Beni masonluktan soğutan olaylardan biri, Demirel meselesi olmuştur… Süleyman Demirel masondu. Hem de üstadlığa kadar çıkmış bir masondu.” [2]

-İlk kopmam Demirel’in AP Genel Başkanı olacağı zaman, mason olmadığını belirten bir belge istemesiyle başladı… Bu mektup kendisine verildi.”[3]

-”Devlet Başkanı Türk asıllı bir başka mason da K. Kıbrıs Türk Devleti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tır. Denktaş bir İngiliz Mason locasına bağlıdır.”[4]

-”1911 yılında toplanmış Belfort Mason Kongresi tutanaklarındaki şu söz:
«Unutmayalım ki biz masonlar din düşmanıyız. Localarımızda bütün gayretlerimizi göstererek dinin her tiirlü tezahür şeklini imha edeceğiz.»
-Gene bu örneklerden bir başkası, 1866 yılı yayını Fransız Maşrık-ı Âzam Bülteni denen belgenin 545’inci sayfasındaki şu sözler:

«Dindar kimseler localara kabul edilmezler. Locaya giren her yeni insan herşeyden önce hür fikirli bir adam olmalıdır. Hakiki farmason dindar olmaz.»
Daha çok Fransızca belgelerden aktarılan bu ve benzeri görüşler ise, Türkiye’de yayımlanan, masonlara kar­şı hemen her kitapta sayfalar boyu sergilenip durmaktadır.”
[5]

-”Türkiyeli mason düşmanlarından Cevat Rı­fat Atılhan’ın MASONLUK NEDİR adlı kitabında, «Masonluk yahudi şeriatının başka bir maskesi, yeni bir ismidir. Farmasonların dinleri Kabbale yahudi dini, adetleri, rumuzları, ananeleri, ibadetleri ve herşeyleri İbrani’­dir… Muharref Tevrat ve yahudiliğe bağlıdır, siyonizm amaline hizmet ederler…»[6]

-”Masonların Akasya adlı dergilerinin 1908 yılmda yayımlanan 62. sayısındaki şu sözler de, masonlarla yahudiler arasındaki bağın en açık bir işareti olarak sık sık ileri sürülür:
«Yahudisiz hiç bir mason locanı yoktur. Yahudi Havralarında hiç bir mezhep mevcut değildir. Orada Farmasonlarda olduğu gibi yalnız semboller vardır. Bundan dolayıdır ki İsmail Mabedi bizim tabii müttefikimizdir. Ve bu sebebledir ki Masonlar arasında geniş miktarda yahudiler vardır.»
Aynı Akasya Dergisinin gene 1908 yılında yayınlanan 98. sayısındaki şu sözler de öyle:

«Farmasonluk, Yahudi düşmanlığından uzaktır. Yalı udiler müsavi haklarla localara girmekte serbesttirler.”[7]

-”Amerika Birleşik Devletlerinde 4 veya 5 milyon mason vardır. Ve gene Otto Bachmann’a göre,
«Birleşik Amerika’daki her beş masondan biri 32’nci derecededir.»[8]

Türkiyeye bu kadar baskı yapıp, control altına almasının sebebi çok net anlaşılıyor değil mi?

1960-dan beri her vesile ile bize darbelerle müdahale eden Abd, bu günde bize destek olanlara müdahale etmektedir.

-Guaido, Maduro’yu devirebilmek için askerlerle görüştüğünü açıkladı.

ABD’nin desteği ile Venezuela’da kendisini devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Guaido, Amerikan gazetesi Washington Post’a verdiği demeçte seçilmiş Devlet Başkanı Maduro’yu devirmek için askerlerle görüştüğünü anlattı.[9]

-ABD-nin her dediğine Evet dememe zamanı.

Amerika’ya rest çekme ve dirsek gösterme zamanı.

Ona hayır demek, masonluğa hayır demektir.

-”Herşcyden önce bilinmesi gereken şey, masonluğun bir varsıllık (zenginlik) mesleği olduğudur. Yoksul kişi mason olamaz. Mason olabilmek için insanın kesinlikle Mr şeylerinin olması gerekir. Bu kural da, masonluğun, tarihin eski dönemlerinden beri hep birşeyi olan insanlar arasında kurulmuş benzeri kuruluşlardan kaynaklandığıdınm belirtisidir.”[10]

MEHMET ÖZÇELİK

11-02-2019


[1] http://www.tesbitler.com/index.php?s=mason

[2] DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE MASONLUK VE MASONLAR- İLHAMI SOYSAL –Sh.26.

[3] Age. 27,277,443.

[4] Age. 67.

[5] Age. 121.

[6] 130.

[7] 130-131.

[8] 191.

[9] https://www.yenisafak.com/dunya/guaido-maduroyu-devirebilmek-icin-askerlerle-gorustugunu-acikladi-3443487

[10] Age.207-208.

Loading

No ResponsesŞubat 11th, 2019

KIYAMET SURESİ

Loading

No ResponsesŞubat 9th, 2019

AKPARTİYE OY VERMEYECEKMİŞ.. NEDEN Mİ?

AKPARTİYE OY VERMEYECEKMİŞ.. NEDEN Mİ?

Mesele AKP’ye oy vermek veya vermemek, sevmek veya sevmemek değil.

Önemli olan insanımızın özellikle gençlerin geçmişi bilip bilmemesi ve geleceğe bakış açısıdır.

Yine mesele Akp-ye oy verip vermemeden daha önemlisi, kime oy verilmeyeceğidir.

Türkiyede yarım asırdır özellikle bir kesimin basiret eksikliği, kime oy verilmeyeceğini önemsememesi ve yerine getirmemesidir.

Bu da menfi insanların ve düşünce sahiplerinin ekmeğine yağ sürmekte, hainlerin işini kolaylaştırmaktadır.

Birinci hedef hayrın getirilmesi değil, şerrin def’i ve getirilmemesidir.

Yoksa mantıksızca ve de körü körüne, falan kişi hele bir gitsin de, ondan sonra kimin geleceğini o zaman düşünürüz.

Oysa bunun iki büyük tehlikeli, bizi ve islam dünyasını bitiren iki uygulaması vardır.

Biri Abdulhamidin götürülmesi, kimin geleceğinin düşünülmemesi…

Abdulhamidin cenazesinde, Onu iyi bilirdik diyenler, sonrasını hesaplamadıklarını söylemişler ve bir asırdır gaileleri başımıza açmışlardır.

Diğeri ise, 40 bin ihvanın yok edilmesine sebeb olan İhvan-ı Müsliminin Kral Faruku götürmek ve devirmek için Abdun Nasırla iş birliği yapmasıdır.

Türkiyede de her seçimde oynanan oyun hep bu yöndedir.

Bu milletin kendi iradesiyle başa getirmeyeceği parti ve kişiler, hep bu basit hesaplar yüzünden olmuştur.

-Niye verip vermemenin sebeplerine gelince;

Menfaat mi, terör yanlılığımı, bilmememi?

İşte bir örneği;

Adam hurdacılıkla uğraşıyor.

Maddi durumu da fena değil. Evi de var, arabasıda var.

Kesinlikle Chp olsun, Hdp olsun bu kimselere oy vermeyecek ve de vermemiş bir kimse.

Hep Akp- ye oy vermis birisi.

Ancak Akp- ye ısrarla oy vermeyeceğini söylüyor ve de önceki seçimde gerçekten de götürüp oyunu Hdp-ye vermis birisi.

Sebebi mi;

Bu kişi orta yaşlarda. Hanımı ölmüş.

Dediğimiz gibi durumu gayet iyi.

Ancak bir türlü evlenmek için kime müracaat ediyorsa geri çevriliyor.

Hiç bir kadın onunla evlenmiyor.

Evlenmesine mani halleri mi var?

Hayır, o da yok.

Ona göre ise; Akp herkese maaş bağladı. Yaşlıya, dula, öğrenciye, vs.

Dul kadınlarda maaş aldıkları için erkeklerle evlenmeye ihtiyaçları olmadığı, hayatlarını devam ettirecekleri bir gelirleri olduğu için evlenmemektedirler.

Oysa hükümet onlara maaş bağlamasa ve de gelirleri olmasa idi, kendilerine muhtaç durumda olacaklarından ister istemez evlenme tekliflerini kabul edeceklerdi.

Tüm bunların müsebbibi bu parti olduğundan ve de bu adam durumu müsait olduğu halde bir türlü evlenemediğinden dolayı oyunu muhaliflerine vermektedir.

Şahsi menfaat.. Kısır düşünce..

Oysa milletin menfaatı ve de geleceğimiz tüm menfaatların ve hesapların üzerinde olmalıdır.

Bu ve benzeri hesapları toplumda çok rahat görebilirsiniz.

-Tekrar diyorum ki; tüm mesele kime vereceğini, vermeyi bilmekten ziyade daha önemlisi kime verilmeyeceğini bilmektir.

Kimin geleceğinden daha önemlisi, kimin gelmeyeceğidir.

Evelden buna ehven-i şer denilir uygulanırdı ancak şimdi o şerler yerini hayra bırakmaktadır.

Sadece görme farkı ve görme bozukluğu hüküm sürmektedir.

Menderesi götürenler tek şefi getirdiler, Özalı götürenler kaosu getirdiler, Erdoğanı götürmeye çalışanlar ise Pkk-yı getirmeye çalışmaktadırlar.

Kıssa: Onu deviren İttihat Terakkicilerin tam kadro bulunduğu cenaze namazı ertesinde imam “Merhumu nasıl bilirdiniz” diye sorunca, İttihatçı bakanların da içinde bulunduğu cemaat “İyi bilirdik” diye bir ağızdan cevap verince, Talat Paşa, “Madem iyi bilirdik, o zaman neden devirdik” diye mırıldanıyor.

MEHMET ÖZÇELİK

08-02-2019

Loading

No ResponsesŞubat 8th, 2019

İLAHİ PROJE BÜYÜK PROJE

İLAHİ PROJE BÜYÜK PROJE

İlahi proje tam bir külli proje…

Kâinatta külli bir proje hüküm sürmektedir.

Sürekli değişmekte, yenilenmekte, farklılaşmakta, güzelleşmekte, özelleşmektedir…

Tüm duygulara yönelik olarak bir değişim sürmektedir.

Göz için sürekli değişen bir dünya.. Kulak için, ağız için, burun için sürekli değişen bir dünya projesi mevcuttur.

Ruhu, kalbi, aklı ve bütün duyguları tatmin edecek külli bir proje kainatta devam etmektedir.

Şirk ve küfür bu projeyi tekzib etmekte, bulandırmakta ve gölge etmektedir.

*******************   

İnanmak mı inanmamak mı?

Sıkıntılar inanınca mı oluyor?

Zafiyet ve cahillikten mi?

Beyin- zihin –hafıza- akıl Rabbisine bağlantı kurarak çalışır.

Aksi takdirde mücerred ve soyut olarak bir kıymet ifade etmezler.

Tabiri caizse, tıpkı pirize takılan fiş gibi. Ampule gelen enerji gibi.

-İki kişi aynı şekilde kendisine iyi veya kötü bakandan etkilenmez.

Kimi ilgisizdir önemsemez, diğeri hemen etkilenir.

Önemsemeyen için bu durum bir seviye değildir.

Tıpkı bunun gibi, aklını yaratıcıyı arama yönünde kullanmayıp düşünmeyen ve O’nu anlamaya çalışmayan insanın durumu gibidir.

-Ses frekansları farklı farklıdır. İnsan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri duyar. Bu sınırın altındaki seslere infrasonik, üstündeki seslere de ultrasonik sesler denir. Konuşma sesi aralığı da 500-2000 hz arasında değişir.

Bunun altındaki ve üstündeki sesleri duymaz.

Duyulmaması olmamasını gerektirmez.

Duymayıp anlamadığımızdan dolayı inkâr edemeyiz.

Ölçülebilirlik özelliğine sahipmiyiz? Neyi ne kadar ölçebilmekteyiz?

İnkâr ve reddetmek bir basitliktir.

Herşey madde değildir.

-15 milyar yıldır yaratılma devam ediyor.

Bizlerde bu yaratılış sürecinde en önemli noktadayız.

****************   

Gündemin en önemli gelişmesi, yapay zekadır.

İnsanın akıl-zeka-düşünce ihracı ve transferidir.

Bilgi aktarımı.

Aslında bu Bluetooth sistemi gibi insandan insana neden aktarılamasın, transfer edilemesin?

Beyni etkileme, ilaçlar ile yönlendirme mümkün olduğu gibi; gerek bir çiple ve gerekse de transfer sistemiyle nakil mümkün olabilir…

Resetleme olabileceği gibi. Tıpkı hafızasını kaybeden insanın her şeyi unutması nasıl ki tekrar bazı hatırlatıcı önemli şok noktalarıyla geri getirilebilebilirse, takviye ve yükleme de yapılabilir.

Yönlendirme bunlardan biridir. Yine ilaçlarla ve telkin yoluyla insanlar etkilenmektedir.

Yapay zeka yatay zeka yoluyla geliştirilebilir.

******************  

”Kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır. Kudret-i Ezeliye ile îcâd-ı İlâhîye mâruzdurlar. Herbir mevcud, bir cihetle Şems-i Ezelînin bir isminin bir nevi aynası olup bir nakşını gösterir.”[1]

Kâinatta insanlar sayısınca gizli sırlar, hayvanlar sayısınca onları izah edecek açıklamalar, bitkiler sayısınca hayvanların sırrım çözecek şifreler, camidat, madde, atomlar kadar varlıkların sırrını çözecek sırlar mevcuttur.

Bunlarda ebediyyen çözüm beklemektedir.

-Her şeye Kadir olan Allah, kudretiyle sonsuz olan Allah, -tabiri caizse- insanı bu dünyada duygularını ekerek, kabiliyetlerini geliştirerek, alıştıra alıştıra kemale erdiriyor.. Tekâmül ettiriyor adeta bütün proğramları birden yükleyip insanı çökertmek istemiyor.

İnsanın düşünce içerisinde, alıştıra alıştıra tam bir Esma ile kendisi arasında bir tenasub, bir tevafuk ve bir uyumluluğu; bir denge, bir düzen sağlayarak yavaş yavaş proğramlarını yükseltiyor.

İnsanın Remi yükseltilmeli.. Dünya hayatındaki durumlarda insanın remini yükseltiyor, duygularını inbisat ve inkişaf ettiriyor. Remi yükselen insan böylece kainatı bile içerisine yükleyebilecek hale gelmiş oluyor.

Ahiretteki her şey insanın reminin yüklendiği nisbetledir.

-İnsan bu dünyada sonsuzluğa kulaç açacak, sonsuzlukla uyumlu hale gelebilecek, remi ve duyguları yükseltilip, kabiliyetleri ziyadeleştirilerekten sürekli bir şekilde gelişmeye müsait hale getiriliyor.

-İnsanın sonsuzluğu Rabbisi ile münasebeti nisbetindedir. Yoksa midesine hakim olamayan, uykusunu engelleyemeyen, yorgunluğunu gideremeyen, ölümünü durduramayan, nefes alıp vermesini kontrol edemeyen, tikine bile mani olamayan, ağrı ve sancısını durduramayan, kısacası aslında vücudundaki birçok sisteme direkmen hakim olamayan bu insan ancak Rabbisi ile münasebeti nisbetinde kâinata bile hakim olabilir.

-Kendisine sınırsız imkanlar sunulan bu insan, yine de sınırlandırılmış sonsuz hayatta dahi kendisine 500 senelik geniş bir cennet hayatı verilen bu insan, hem kendi hususi cennetinde hareket etmekle beraber umumi cennetten de istifade edecektir.

Zira cennette her bir insanın kendi hususi cenneti olduğu gibi, umumi cenneti de olacaktır. Sonsuz bir hayat içerisinde; bu dünyada insan emir ve yasaklarla hürriyeti sınırlamanın ötesinde kontrol edilmiş, dengelenmiş ve düzenlenmiş ise, aynı kontrol emir ve yasak çerçevesinde bir yükümlülük ve mükellef olarak değil, ahirette de devam edecektir.. O da kemal derecesinde.. Olumsuzluklardan soyutlanmış olarak…

-Bu dünyada mutlak manada keyfe-mayeşa istediği gibi yaşayamayız. Emir ve yasaklar, dinler ile hayatı kontrol edilen insan, almış olduğu bu terbiye neticesinde ahirette o terbiye ile otomatikman kendi kendini kontrol edecek, menfilik ve olumsuzluktan kurtulmuş olacaktır. Hürriyetine sınırlama değil, hürriyetine dengeleme olaraktan sonsuza kulaç atacaktır.

********************

AFAK-ENFÜS

Mikro ve makro alem…

İç ve dış, görünen ve görünmeyen, küçük ve büyük herşey…

Her şey bu iki perdeden görülmekte ve ortaya çıkmaktadır.

İki nurani pencere…

Sonsuza kadar gezilecek ve çözülmesi gerekecek iki evren…

“Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?”[2]

“Ne şebem ne şebperestem men. Ğulami şemsem, ez şemsi mi gûyem haber…”

Manası;“Ben ne geceyim, ne de geceye kulluk ederim. Ben bir hakikat güneşinin hâdimiyim ki, size ondan haber getiriyorum.” İmam-ı Rabbani.

VAHDANİYET-EHADİYET

Her şey Vahdetle başladı.

Bir-den başladı.

Bir ile başladı.

Problem yoktu.

Gerçek varlık o zaman var oldu.

Ne vakit ki vahdetten kesrete gidildi işte o zaman;

Okyanusları yutan bu insan, damlada boğuldu.

Bütün problemlerin başında, Bir-i bırakıp kesrete ve çokluğa dalmayla başladı.

Rahatını isteyen beşeriyet, kesretten vahdete gitmelidir.

Her şeyi değil, Bir şeyi düşünmelidir.

******************

-Allah varlıkları yaratmadan önce onların nasıl olacaklarını ve de içlerinden ne derecede değerli insanların çıkacaklarını biliyor muydu?

Elbette bilmemesi düşünülemez.

Her hangi bir alandaki bir usta bile yapacağı bir şeyin ham maddesinden nelerin, nasıl olarak çıkacağını elbette bilir. Şöyle ki;

Bir mobilyacı mükemmel bir mobilya için hangi çeşit ağaçtan nasıl bir mobilyanın çıkacağını, döküntülerinin ne olacağını, defolu olanların hangileri olacağını, değer ve kıymetini elbetteki bilir.

Bir terzinin bile nasıl bir kumaştan, nasıl bir elbise çıkacağını bilmesine karşı, Allahın da kullarının nasıl olacağını ve onların içerisinden en değerlisinden en değersizine kadar nelerin çıkacağını elbetteki daha iyi bilir.

Allah insan kumaşından çıkacak mükemmel takım hatırına, döküntülere ve onların o takımı tamamlaması hatırına varlıklarına müsaade etmektedir.

-Allah insanlara şefkatiyle muamele ediyor ancak adaletiyle değerlendiriyor.

Rahmeti her şeyi kuşatırken, Adaleti de Rahmetini kuşatmaktadır.

-Hünkarın biri dervişlerin tekkesini ziyaret eder.

Tekke şeyhi hünkara; Efendim kul yapısı meyvemi istersiniz yoksa Allah yapısı meyve mi istersiniz?

Allah yapısı der ancak ekşi ve olmamıştır çünkü aşılanmamıştır.

Kul yapısını verir, güzeldir.

Şeyhde; Allah yapısı ham olanı alıp, tekkede aşıladıklarını söyler.

*********************

Şeytan hayatımızın her alanına müdahale etmektedir.

Hayalimize ve rüyalarımıza kadar.

Onu içeriye almamalı.

Hayalimizde bile yer vermemeliyiz.

O girdiği yeri kirletir..

Bozar..

Vahdetten kesrete atar.

-Hz. Adem Allahın nehyini çiğnedi, Şeytan ise emrini çiğnedi.

Biri affedildi, diğeri ise affedilmedi. Sebebi ise;

Biri af diledi, diğeri kibre girdi.

Af dilemeyi gururuna yediremedi, sonsuza dek cezayı yedi.

-Âdem ile Şeytan farkı. Âdem üreten , şeytan tüketendir.

Âdem vahdete çağırırken, şeytan Vahdetten alıkoyar. 

-Cesed ruhu hakikata ulaştıran burağı, nefis kalbin radarı, mide aklın barajıdır.

Ruhla cesed, kalble nefis, akılla mide kontrol edilmelidir.

İnsanı hayvandan ayıran en belirgin fark budur.

İnsan ve insanın hakikatı bundadır.

Aksi ise hayvaniyettir.

İnsanlıktan sukuttur..

Düşüştür.

YA RAB! kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emenetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl.

Ruhumuzu cesedimize, kalbimizi nefsimize, aklımızı midemize hakim eyle. Lezzeti şükür için isteyen kullarından eyle.

MEHMET ÖZÇELİK

28-01-2019


[1] Lemalar.9.lema.

[2] Fussilet Suresi 53. Ayet.

Loading

No ResponsesOcak 28th, 2019

İKİ NOKTA ARASINDA

İKİ NOKTA ARASINDA

İki nokta arasındaki varlık.. İki noktaya sıkışmış varlık.. Dizginleri ve fişi başkasının elinde olan varlık.. İki nokta arasında bir cümle olan varlık.. Noktadan küreye, damladan okyanusa kulaç atan, genişleyen, Android sistemli, kapsamlı büyüyen, iradesi elinde, Külli irade içerisinde kendisine cüz-i olarak yetki verilen, irade sahibi bir varlık.

-Yokluk ile varlık arasında olan mümkün bir varlık.

-Bir anda; -ya olmasaydım- diye düşünüldüğünde, hakikaten bir boşluk, yeri doldurulamayacak bir durumda olan bir varlık.. Diğer yandan da bu kadar varlıklar içerisinde Rahim- Adil- Şefkati Külli, irade sahibi bir yaratıcının beni o kadar varlıklar içerisinden seçip çıkartması, beni de imtihana tabi tutması, beni de varlık kategorisi içerisinde değerlendirip bana bir varlık vermesi, bir irade, bir yetki, en azından bir imkan vermesi, bütün bunlara rağmen fişi başkasının elinde olan, vanası başkasına bağlı olan, düğmeye basıldığında her şeyi biten bir varlığın böyle bir yaratıcıyı tanımaması, böyle bir yaratıcıyı inkar edip reddetmesi, O’nu düşünmemesi, O’nun varlığıyla varlığını devam ettirme iradesinin gösterilmemesi; eşekten özür dileyerek ifade ediyorum ki, katmerli bir eşşekliktir.

-100 sene öncesinde yok ve 100 sene sonrasında ne zaman var olacağı, yok olacağı meçhul olan bir varlık adeta iki nokta arasına sıkıştırılmış, varlığıyla yokluğu arasında hareket etmesinin dışında, orada bile sınırlı bir harekete memur olan bir insanın varlığını bir düşününüz ancak O’nun varlığı gerçek varlık sahibinin varlığı ile vardır, varlığı ile bir değer ifade eder.

-Benim varoluşum vazgeçilmez oluşumdan dolayı değil, Rabbimin beni unutmayışından, Zatı ile Ezeli – ebedi olduğu gibi, İlmi ile, İradesiyle, Kudretiyle de benim varlığımı bilmesi ve beni unutmaması adeta yokluktan beni çıkarıp varlık âlemine getirmesi kendisi için yokluk olmayan bir varlıktan beni vücuda çıkartması…

Bu insanoğlu dünya hayatında kazanmış olduğu üç beş kuruşun, bir evini, bir arabasını kaybettiğinde gayet hüzünlenir. Bir de düşününüz ki; hayat boyunca kazandığını ölümü ile tekrar var olmama düşüncesi ile kaybettiğini evet bir düşününüz…

Sahip olduğu eşini, sahip olduğu çocuklarını, kendisi için ifade edilen geleceğini kaybettiğini düşününüz. Bunların unutulduğunu, var edilmeyeceğini, öncesi ile de var olmadığı gibi sonrasıyla da var olmayacağı düşünüldüğü zaman tam bir dehşet, yokluğunda cehennemin kat kat derece ötesinde, Cehennemi bile arattıracağı hakikaten azab içerisinde bir azaptır.

BELASINI ARAYAN İNSAN

Belasını arayan insan…

Ruhen ruhlar alemindeki sözleşmede kendisine – Elestü bi Rabbiküm-

-Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Olumsuz sorusuna, evet anlamına gelen Neam ve Ecel demeyip, Gramer gereği olumsuzca ifade edilen soruya olumlu cevabı ifade eden –Belâ- yani evet dedi.

İlk Belâ yükünü de yüklenmiş oldu.

Öyle bir yük ki, kâinatın ötesinde bir yük.

Tatlı bela…

Acı meyvenin tatlı sonucu.. Yasak meyve..

Kendi yükünü yüklendiği gibi, kâinatın yükünü de yüklenmiş, Evlilik ile bir başkasının yükünü omuzuna almış ve yeni hayatları da zayıf omuzuna yüklenmiştir.

İş yükü..

Çocuk yükü..

Torun yükü..

Mal yükü..

Yemek yükü..

Daha ne yükler…

O kadar çok yükler ki; insanın dışındaki hiç bir varlığın yüklenemeyeceği ağır bir yük..

Riski büyük.

Kaybetmek veya kazanmak…

Ebedi kayıp veya ebedi kazanç…

-Gelen belaya şükretmemeli çünkü artar, sabredemez.

Belki hamdet çünkü hamd sıkıntı ve rahat içindir.

Belânın neticesi hamddir.

-“ Cenab-ı Hakk’ın büyük bir saltanat dediği ahiret mülkünü sen de yüce tut! Sen de çok iyi biliyorsun ki dünya ve içindekiler çok az ve değersiz şeylerdir. Hayat kısa, dünyadaki nimetlerin devamı kısa ve çok azıcık bir süredir. Sonra bizler kalkıyoruz bu azın azını elde etmek ve azıcık bir süre onunla birlikte olmak için canımızı ve malımızı seferber ediyoruz. Bir kısmımız bunu elde ediyor, bir kısmı elde edemiyor elde edenlere imreniyor. Onu elde etmek için canını ve malını tehlikeye attığına hiç bakmıyorlar.”[1]

-“… Şunu bilmelisin: Bu dünya asla baki değildir. Ya sen onu terk edeceksin, ya da o seni terk edecek! Hasan (r.a.) der ki: “Dünya nimetleri devam etse de senin hayatın bir gün sona erecek. O halde dünya hayatı peşinde koşmanın ve çok değerli ömrünü onun peşinde harcamanın ne anlamı var?”[2]

 Bir kimsenin çok kıymetli ve nefis bir mücevheri olduğunu düşünelim. Bunu yüklü bir

bedel karşılığında satması mümkün iken götürüp birkaç kuruşa satsa; bu davranış o

kişi için büyük bir zarar ve muazzam bir aldanma olmaz mı? Aynı zamanda bu davranış himmetinin (emeğinin) düşüklüğüne, görüşünün zayıflığına ve aklının kıt olduğuna delalet etmez mi?

İşte bir kulun alemlerin Rabbinden alacağı rıza, mükafat, övgü ve sevap ile yetinmeyerek bunun yanında insanlardan elde edeceği övgü ve dünyalıklar, milyonlara hatta dünya ve içindekilerden daha fazlasına nisbetle bir kuruş kadar bile değer ifade

etmez. O halde, şu değersiz dünyalıklar karşılığında Allah Teala’nın Yüce ve değerli

ikramlarını kaybetmek apaçık bir aldanış değil midir?

Eğer bu değersiz dünyalıklar sana mutlaka gerekli ise, sen yine de ahirete yönel;

göreceksin ki dünya da peşinden gelecektir. Sen sadece Rabbinin rızasını talep et, o

da iki cihanın da sahibi olan Yüce Zat’tır.”[3]

MEHMET ÖZÇELİK

26-01-2019


[1] İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü’l-Abidin, sf. 319.

[2] Age.145.

[3] Age.264-265.

Loading

No ResponsesOcak 27th, 2019