KÂİNATTAKİ NİZAM

KÂİNATTAKİ NİZAM

-Allah’ın kudret sıfatıyla vücuda gelen Kainattaki oluşumda nasıl ki her bir cirim kendilerine verilen bir emirle, nasıl yerli yerine oturmuş, ayrılması mümkün değilse, aynen öylede, Allah’ın kelam sıfatından gelen Kur’an’ı Kerim’deki her bir harfinde yerli yerine yerleşmesi ve yerinden ayrılmayıp sonsuza dek yerini muhafaza etmesi de öyle bir hakikattir.

-İnsanların ilmi nihai ve tam değildir.

Kendilerinin değişkenliği gibi, bilgileri de değişkendir.

Akıl kıtlığı, idrak yetersizliği, düşünce eksikliği, bilgiye ulaşamama ve kalb bulanıklığı gibi sebepler, ilmin hakikatine engeldir.

Kendisi Hak ve Hakikat olan Allah’ın, ilmide hakikatin ta kendisidir.

Çünkü ihata vardır.

Gerek O’nda ve gerekse O’nun haricince hakiki ve tam manasında hakikat aranmaz ve bulunmaz.

Hak O’dur ve Hakikat O’nda ve O’ndandır.

*****************   

Yunanlı olan Kusta b. Luka ruhu şöyle tanımlar;” Ruh, kalpten başlayarak damarlar kanalıyla insan bedeninde yayılan latif (maddesi yoğun olmayan) bir cisimdir, ki beyinden çıkarak sinirler aracılığı ile hareket ve duyumu (hiss) gerçekleştiren canlılık (hayat), teneffüs ve nabız onun etkisi ile meydana gelir.

….İnsanın canlılığının ruh sayesinde olduğunun delili, ölüm anında hırıltı, esneme ve yüksek nefes ile birlikte ruhun çıkışına; çenenin, ağzın, dudakların ve göğsün hareketinin görüntüleridir. Bu görüntüler hırıltı, esneme ve sık sık nefes alma (yüksek nefes) ile birlikte oıtaya çıkar. Halk bu hali “Nez’a (sekaret hali)” diye adlandırır.

Ruhun bedenden çıkması, yine havanın bedene girdiği yollarla olur.

İnsan bedeninde bulunan ruh (aslında) iki tanedir. Birisine hayvani ruh denir; bunun maddesi hava olup kaynağı da kalptir. Atar damarlar sayesinde insanın bütün bedenine yayılır. Canlılığı, nabzı ve nefes alıpvermeyi sağlar. Diğerine nefsanı (ruh) denir. Maddesi hayvanı ruh, kaynağı beyindir. Bizzat beyin kendisi düşünme, hatıriama ve dikkati gerçekleştirir. Bu ruh beyinden sinirler aracılığı ile bütün diğer organıara yayılır, duyumu ve hareketi gerçekleştirir.

İnsan bedeni, kemikler, kıkırdaklar, sinirler, damarlar ve benzerlerinden ibaret olan katı şeylerden, dört karışım, yani iki safra (sarı ve kara) kan ve balgamdan ibaret olan sıvı şeylerden, beynin boşluklarında, damarlarda ve sinirlerde dolaşan ruhtan oluşmuş bir bileşiktir. Ruh bu parçaların en incesi, en latifi ve en safıdır.[1]

***************  

Bazen karanlık ve fırtına içinde, yalnız ve canavarların içerisinde kendinizi tahayyül ve düşününüz.

Birde buna tüm sevdiklerinizi ve yakınlarınızı da ekleyiniz.

Yunus Peygamberin balığın karnındaki durumundan daha dehşetli bir hal.

İşte böyle dehşetli bir halden daha dehşetli olanı ise, insanın kendisini sahipsiz ve başıboş zannetmesi ve inanmasıdır.

Yaratılmadan önceki durumuna ne diyecektir?

Öldükten sonra kabir hayatındaki yalnız başına kalışına ne kulp takacaktır?

Hele birde ahirete ve tekrar yaratılacağına da inanmıyor ise, bu insan nasıl bir hayat sürecektir?

Böyle bir hayata da hayat denilebilecek midir?

Bizler O’nunla varız, var olacağız ve varlığımızı ancak ve ancak O’nunla devam ettireceğiz.

-O’na olan iman bize güven veriyor. O Emn ve Emandır.

İman güvendir. Mü’min güvendedir.

Şu uçsuz bucaksız kâinatta, boşlukta yüzen şu dünyamızda, güvenle gidip rahat yaşıyor, korkmuyorsak, O’na olan güvenimizdir.

-“Hâlbuki Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin îmân etmesi mümkün değildir. (Fakat O, irâdesini îmâna sarf eden kullarını hidâyete muvaffak kılar.) Azâbı (pisliği) ise, akıllarını kullanmayan (îmânsız)lara verir.”[2]

-” Kum taneciklerinin sayıya, gelmeyecek kadar sonsuz olduğunu düşünenler vardır. Bazıları ise sayılabilseler bile, bilinen hiçbir sayının bunun için yeterli büyüklükte olmadığına inanır. Ama ben size sadece Dünyayı değil evreni de doldurup taşıracak kadar çok miktarda kum taneciğini simgeleyen sayılar göstermeye çalışacağım.” Arkhimedes (MÖ 287-212)

-Evrende belki de 100 milyar gökada ve 10 milyar trilyon yıldız olabileceğini söyledim. Kozmos hakkında konuşurken büyük sayılar kullanmamak kolay değil.” Carl Sagan

– Evrenin muhteşem büyüklüğü ne kadar olağanüstü ve şaşırtıcı bir düzen içinde! Ne kadar çok güneş, ne kadar çok dünya…!Christiaan Huygens

MEHMET ÖZÇELİK

04-08-2019


[1] Bak. KUSTA B. LUKA VE RUH İLE NEFS ARASINDAKİ AYIRIM ADLI KİTABI
Prof. Dr. Hüseyin AYDIN.

[2] Yunus.100.

Loading

No ResponsesAğustos 6th, 2019

EZİKLİK

EZİKLİK

Bir asırdır belki de en büyük kaybımız kendi farkımıza varamayışımızdır.

Geçmişten habersiz yaşamamızdır.

Sürekli baskı, korku, tehditler içerisinde geçen içe sinmişlikten, içe kapanmışlıktan bir türlü kurtulamayışımızdır.

Tıpkı koyunlar içerisinde büyüyen aslan yavrusu gibi.

Bir asırdır melemekteyiz.

Bir türlü kükremeye mecali bulamamaktayız.

Bulmaya çalışırken engellenmemiz, daha kötüsü içteki basiretsiz ve eziklerin bu ezikliklerini sürdürme hevesleridir.

***************  

Düşüncesini, ideolojisini, mücadelesini müsbet tenkid olmaksızın Erdoğan üzerine sürdüren bir insan; kör, sağır, basiretsiz ve kişiliksiz bir insandır.

Akli ve vicdani olmaksızın tamamen hissi ve hevesi hareket eden bir insandır.

Haçlı zihniyetine hizmet etmektedir.

Bu fetönün Erdoğan-ı firavun olarak addetmesiyle başlayan büyük oyunun devamıdır.

Yüz sene önceki seviyesiz, akılsız ve basiretsiz insanların; Abdülhamid bir gitsin, ondan sonra düşünürüz.

Kişiliği gelişmemiş bu insanlar sadece kendilerini değil, Türkiye-yi de bir asır öncesine götürüp kişiliksizleştirmeye çalışmaktadır.

Bunlara kişilik ağır gelmektedir.

Bir asırlık ezikliği hala sürmekte, kendine gelip de kişiliğini kazanamamaktadırlar.

Müsbet tenkid yapamamakta, proje üretememekte, alternatif sunamamaktadır.

Aklı kısır, kalbi bulanık, vicdanı sönüktür.

Şahıslar fanidir, baki değildir. Faniler üzerine propağandasını ve ideolojisini bina eden insanlar, fani ve zelildirler.

Mesele Erdoğan meselesi değildir. Bu biline…

-On asır önce bu günü görüp ona göre davranan ecdadın aksine, bu günden geleceği göremeyerek saray üzerinden, köprü üzerinden, Çamlıca camii üzerinden saldıracak kadar kıt, kısır ve sığ bir insandır.

Hatta daha dehşetlisi; basiretsizce zalim olan Saddam-ı sadece götürmek üzerine hareket eden Irak-ın bu gün ağlaması ve her gün ölümlerin sürmesi gibi.3-08-

Aynı kişiliksiz oyun bugünde ve bizde de sürmektedir.

-O kişiliğinin gelişememesinden dolayı ABD-ye kendisini teslim etmektedir.

Her dediğine Evet dememe zamanı iken, ezikliğini sergilemektedir.

Amerika’ya rest çekme ve dirsek gösterme zamanı iken, yolunu açmak için ona piyonluk yapmaktadır.

Uyanma ve kendine gelme zamanıdır zaman…

MEHMET ÖZÇELİK

03-08-2019

Loading

No ResponsesAğustos 5th, 2019

HEDEFE KONULAN CEMAATLER

HEDEFE KONULAN CEMAATLER

Yüz yıl önce devrim ve darbelerle dini kaynaklardan yani toplumun beslenip nefes aldığı, inanç ve ibadetlerini geliştirip uygulama bulduğu ve İslam’ın yayılmasında önemli rol oynayan tekke, zaviye, dergah ve külliyeler kapatıldı.

Adeta toplum manen aç ve susuz bırakıldı.

Arkasından jandarma takip ve dipçikleriyle topluma korku salındı.

Bir yandan cahil diğer yandan dine düşman toplum oluşturulmaya, maarifle de marifetten uzak bir eğitim uygulamaya konuldu.

Bu engelleme ve baskılar fetö, Adnan Oktar, İslamoğlu, vs gibi merdiven altı uygulamaların önünü açmış oldu.

Bir yandan dinden kopan diğer yandan dinde bocalayan, ifrat ve tefrit içerisinde istikametsiz bir nesil ortaya çıktı.

Topluma dini, imani ve Kur’ani alanda hizmet vermeye çalışan Nur cemaati, Süleyman Efendi ve ehli tarikin önüne engeller konuldu.

163. Madde ile ve takiplerle önleri tıkanmaya ve cezalandırma yoluna gidildi.

Ondada yeterli başarılı olamayanlar bu cemaatları içten vurmak üzere içlerine yerleştirdikleri mit ve ajanlar ile böldürme yoluna gidildi.

Oluşan zararlarla beraber yine de gelişmeleri durduramayan derin devlet, gizli dinsiz komite fetö gibi daha geniş kapsamlı cıa ile beslenerek toplum ve de İslam dünyası yüz sene önce İngiliz eliyle şekillenen Suud hanedanlığı gibi bir oluşumla vehhabi zihniyetini getirme ve yerleştirme yoluna gitti.

Onda da başarılı olamayınca fetö bahanesiyle tüm cemaatler hedef tahtasına oturtulmaya çalışılmaktadır.

Böylece Türkiye tekrar yüz sene öncesine döndürülmeye çalışılmakta ve çaba gösterilmektedir.

İslâm dünyası da bundan nasibini almaktadır.

Fetö bahanesiyle yeni proje, cemaatleri bitirme ve meydanı Şia, Vehhabi ve Selef adıyla Deaşa bırakma projesidir.

Hedef inançta ve amelde kaos ortamı oluşturmaktır.

****************  

Dindar Nesil.. diye diye geldiğimiz nokta çok düşündürücü!

MAK Danışmanlık tarafından 30 büyükşehir ve (Ağrı, Aksaray, Artvin, Bayburt, Bitlis, Bolu, Düzce, Elazığ, Giresun, Gümüşhane, Karaman, Karabük, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kırklareli, Kütahya, Nevşehir, Osmaniye, Sinop, Bilecik, Yozgat, Uşak) 23 il, 154 ilçede 5 bin 400 kişi ile yüz yüze yapılan anket çalışmasında ülkemizde insanların İslam dinine bakış açıları, dini bilgileri ve bu konudaki görüşleri araştırıldı.

Ortaya çıkan sonuçlar ise beklenen “Dindar Nesil” yerine, sanal dünyaya entegre olmuş, haz ve egosuna düşkün, kültürsüz, duyarsız ve menfaatçi yeni bir neslin geldiğini haber veriyor.

% 14 Allah’a inanmıyor.

% 25 Meleklere inanmıyor.

% 24 Kur’an-ı Kerim’in vahiyle geldiğine yani Kur’an-ı Kerîm’e inanmıyor.

% 74 Evindeki Kur’an-ı Kerim’i okumuyor.

% 37 Peygamber Efendimize inanmıyor.

% 45 Kadere (Hayır ve Şerrin Allahü teâlâ dan geldiğine) inanmıyor

% 27 Öldükten sonra dirileceğinize ve hesaba çekileceğine inanmıyor.

% 68 Kur’an’ı Kerim’i Arapça hattından okuyamıyor.

% 75 Hiçbir Kur’an Kursu’na eğitim almak amacıyla gitmemiş.

% 85 Cennete gideceği kesin olsa bile; şu an Cennete gitmek için ölmeyi düşünmüyor.

% 77 Peygamber Efendimizin hayatını hiç okumamış.

% 43 Hiç camiye gitmemiş.

% 55 Ramazan ayında oruç tutumuyor.

% 70 İslam dini ile ilgili bilgileri öğrenmek için okumuyor.

% 78 Namaz kılmıyor.

% 20 Dua etmiyor.

% 59 Selamlaşırken “selamün aleyküm” demiyor.

% 46 Halifelik istemiyor.

% 10 Günah işlediğinde pişman olmuyor.

% 35 Gusül abdesti almıyor veya bilmiyor.

Bütün bu sonuçlardan sonra dönüp şu soruyu kendimize sormamız gerekmiyor mu:

Sâhi, biz nerelerde yanlış yaptık!

MEHMET ÖZÇELİK

01-08-2019

Loading

No ResponsesAğustos 4th, 2019

OYUN İÇİNDE OYUN

OYUN İÇİNDE OYUN

Ordu kendini bağlayan zincirlerini kırdı.

Orduda Abd ile bağlantılı, fetö mesnetli güçlerin gitmesiyle, ordu kendine geldi, içte yaptığı savaşını gerçek düşman olan dışa aktardı.

Kendisini toplamaya çalıştığı gibi, yine durum göstermektedir ki; ittihadı islama, islam dünyasını toplamaya ve toparlamaya ordu vesile olacaktır.

Ordu yuvasına döndü.

Dağıttığı evlatlarını yuvasında topluyor.

***************

O silahlar 60 bin ABD askeri için.

ABD’nin, PKK işgali altındaki Suriye’nin doğusu ve kuzeyine taşıdığı 25 bin TIR ile yüzlerce uçak dolusu silah için önemli bir tespit geldi. Emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, o silahları Doha, Akdeniz ve Basra’dan Suriye’ye taşınacak 60 bin ABD askerinin kullanacağını söyledi.

ABD’nin Türkiye’ye karşı ilk koridor tuzağını 1991 yılında kurduğunu anlatan Kılıçarslan, “Dönemin ABD yönetimi, Irak işgali öncesi PKK’ya alan açma amacı ile ilk tampon bölge planını Kuzey Irak sınırlarımız boyunca devreye soktu. Şayet Lazkiye deniz sınırından başlayıp Aynel Arab, Münbiç, Kamışlı, Resulayn ve Şeddadi’den Musul ve Kerkük’e uzanan koridorda kontrol Türk askerinde olmazsa, tüm Ortadoğu’da çok daha büyük kaos ve felaket yaşanır” dedi.

Kılıçarslan, “PKK’ya karşı gerçekleştirilen Çelik Harekatı dönemiydi. Özel Kuvvetler olarak aldığımız özel istihbarat çerçevesinde Cudi Dağı eteğinde 400 kişilik PKK’lı grubu izlemeye aldık. Gece 3 sularında Ballıkaya köyünde toplanan terörist gruba yakın mevzilere sızdık. Tüm hazırlıkları bitirdiğimiz anda tepemizde bir ABD helikopteri belirdi. PKK’lı grupta o an olağanüstü hareketlilik yaşandı. Bizim planımız tamamını kıstırıp ele geçirmekti. Sonuca bu denli yaklaştığımız anda, bize kuşuçuşu 15 km mesafedeki Zaho-ABD Üssü’nden havalanan helikopter kuşatmayı haber verdi ve teröristler Kurt Dağı yönünde kaçmaya başladı. O gün 113 tanesini etkisiz hale getirdik. Ancak Pentagon 287 PKK’lıyı kurtardı” dedi.[1]

************   

İngiltere başbakanına dikkat edin.

Boris Johnson’ın Türk asıllı olduğu söyleniyor.

En büyük kazığı ondan yeriz.

Zira bu İngiliz kafasıdır.

Nitekim babası müslüman Hüseyin olduğu söylenen Obama en büyük kazığı attı ve oyunu oynadı.

Bir Türk bağlantılı diye getirilen varsa, mutlaka onda bir hinlik ve büyük bir oyun var demektir.

************   

Farzedelim ki, Sayın Erdoğan yıprandı ve kazanamadı.

Şu anda Gül veya Davutoğlunun kurduğu Parti’nin onun yerini doldurma veya gerekliliği ortaya çıkmış olmaz.

Zira onlar yıkmaya çalıştıkları veya en az tabirle savunmadıkları bir yıkımın vebali üzerine oturmuş ve meşruluğu tartışılır olacaktır.

-Şu anda Gül  Erdoğanla savaşmıyor görünüyorsa da, onların atadıkları ve temsilcileri birbirlerinde açık bulma, aykırı harekette bulunarak zaafa uğratma çabasındalar.

Son örneği; Gül-ün Aym-ye atadığı başkanın Pkk-ya terörist diyemeyen ve onların devleti katil ve soykırımcı terör bildirisine karşı 1128 akademisyenin aklanması yönünde kullandığı oy bunun bariz delilidir.

Yani devletin Pkk unsurlarına karşı asker-polis ve tüm birimleriyle canlarını ortaya koyanlara silah sıkan, devleti bölmeye giden teröristlere destek veren insanlara terör bildirisiyle destek verenlere mahkemelerin verdiği cezalandırmaları hiç sayarak Aym-nin verdiği hak ihlali kararı çok düşündürücüdür.

Bitmeyen Pkk terör örgütünün kanayan bir yarasıdır.

Artık her şey çok iyi anlaşılıyor, değil mi?

MEHMET ÖZÇELİK

02-08-2019


[1] http://www.haber7.com/dunya/haber/2883475-o-silahlar-60-bin-abd-askeri-icin

Loading

No ResponsesAğustos 3rd, 2019

MUSİKA-İ İLAHİ

MUSİKA-İ İLAHİ

İlk ses vardı.[1]

İlk emri Allah “Kün” emriyle yani sesle verdi.

“Allah bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece ‘Ol!..’ demektir, hemen oluverir…”[2]

O emir hala devam etmektedir.

O ses hükmünü sonsuza kadar devam ettirmektedir.

Nuh tufanında;” “Ey arz (yeryüzü), suyunu yut! Ey sema (suyunu) tut!” denildi. Ve su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve (gemi), Cudi (dağı)nın üzerine yerleşti. Ve zalim kavme: “Uzak olsunlar.” denildi.”[3]

Yer ve göğün oluşumunu sesle yaptı.

-“Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: ‘İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler.”[4]

“Allah söz konusu emriyle şöyle demek istemiştir: ‘Ey gök ve yerküresi! İkiniz de sizin içinizde yarattığım şeyleri açığa çıkarın; ey gök, sen sende yarattığım güneşi, ayı ve yıldızları ortaya çıkar… Ve ey yerküresi! Sen de sende yarattığım bitkileri, ağaçları, meyveleri, ırmakları ve denzileri ortaya çıkar!’ Onlar da bu emri yerine getireceklerini söylemişler.”(Taberi).

İlk yarattığı Kaleme, Söz-le “Yaz” Dedi.

Ruhlara ruhlar aleminde; “ Elestü bi Rabbiküm”, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ifadesini sesle verdi.

-Dinin musikiye bakışı müsbet olup, ölçüsünü de vermiştir.[5]

Kâinat hep bir ağızdan ilahi musikiyi seslendirmektedir.

Kâinat sesler dünyasıdır denilse yanlış olmaz.

İletişimler bir nevi varlıkların kendi lisan, ses ve tarzlarıyla sürdürülmektedir.

-“Git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette, “Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr” dediklerini işiteceksin. Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanâttan ve yavrulardan sor, “Ne diyorsunuz?” de; elbette “Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm” diyecekler.

(Hattâ bir gün kedilere baktım; yalnız yemeklerini yediler, oynadılar yattılar. Hatırıma geldi, “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm” diyerek, güyâ hatırıma gelen îtirazı ve tahkiri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi, “Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa tâifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir mûterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?” Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarîh değil, fakat mütefâvit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hır hırları arkasında “Yâ Rahîm” fark edilir. Git gide hır hırları, mırmırları aynı “Yâ Rahîm” olur. Mahreçsiz, fasîh bir zikr-i hazin olur. Ağzını kapar, güzel “Yâ Rahîm” çeker. Yanına gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, “Bir derece işitiyoruz” dediler. Sonra kalbime geldi, “Acaba şu ismin vech-i tahsîsi nedir ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisâniyle etmiyorlar?” Kalbime geldi, şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nâzik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak, esbâbı bırakıp yalnız kendi Hàlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve “Yâ Rahîm” nidâsıyla, kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbâbperestlere ihtar ediyorlar.)

Semâyı dinle; nasıl “Yâ Celîl-i Zülcemâl” diyor. Ve arza kulak ver; nasıl “Yâ Cemîl-i Zülcelâl” diyor. Ve hayvanlara dikkat et; nasıl “Yâ Rahmân, yâ Rezzâk” diyorlar. Bahardan sor; bak nasıl, “Yâ Hannân, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Latîf, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin” gibi çok esmâyı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan sor; bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen, okuyabilirsin. Güyâ, kâinat azîm bir mûsıka-i zikriyedir; en küçük nağme, en gür nağamâta karışmakla, haşmetli bir letâfet veriyor. Ve hâkezâ, kıyas et.”[6] 

-“Hem meselâ, mâhir bir san’atperver, maharetini göstermeyi sever bir usta, güzel, plâksız konuşan fonoğraf gibi bir san’atı icad ettikten sonra, onu kurup tecrübe ediyor; gösteriyor. O san’atkârın düşündüğü ve istediği neticeleri en mükemmel bir tarzda gösterse, onun mûcidi ne kadar iftihar eder, ne kadar memnun olur, ne derece hoşuna gider; kendi kendine “Bârekâllah” der. 
İşte, küçücük bir insan, icadsız, sırf sûrî bir san’atçığı ile, bir fonoğrafın güzel işlemesiyle böyle memnun olsa; acaba bir Sâni-i Zülcelâl, koca kâinatı bir mûsıkî, bir fonoğraf hükmünde icad ettiği gibi, zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhassa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbânî ve bir mûsıkà-i İlâhî tarzında yapmış ki; hikmet-i beşer, o san’at karşısında hayretinden parmağını ısırıyor. İşte bütün o masnuât, bütün onlardan matlûb neticeleri nihayet derecede ve gayet güzel bir sûrette gösterdiklerinden ve ibâdât-ı mahsusa ve tesbihât-ı hususiye ve tahiyyât-ı muayyene ile tâbir edilen evâmir-i tekviniyeye karşı onların itaatleri ve onlardan matlûb olan makàsıd-ı Rabbâniyenin husûlünden hâsıl olan ve iftihar ve memnuniyet ve ferahla, tâbir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuûn-u münezzeh, o derece âlî ve mukaddestir ki; bütün ukùl-ü beşer ittihad edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihâta edemez. “[7]

-“Sâni-i Zülcelâlin âlem-i ekberdeki san’atı o derece mânidardır ki, o san’at bir kitap suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütüphanesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatle bağlı ve hakikatten medet alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübînin bir nüshası olan Kur’ân-ı Hakîm şeklinde ilân edildi. Hem nasıl ki, kâinattaki san’atı, kemâl-i intizamından kitap şekline girdi. İnsandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi hitap çiçeğini açtı. Yani, o san’at, o derece mânidar ve hassas ve güzeldir ki, o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbâniye vermiş ki, o maddî, cismanî, câmid kafada mânevî, gaybî, hayattar olan beyan ve hitap çiçeği açıldı. Ve o insan kafasındaki kabiliyet-i nutuk ve beyana o derece ulvî cihazat ve istidat verdi ki, Sultan-ı Ezelîye muhatap olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani, fıtrat-ı insaniyedeki sıbga-i Rabbâniye, hitab-ı İlâhî çiçeğini açtı. 
Hiç mümkün müdür ki, kitap derecesine gelen bütün mevcudattaki san’ata ve hitap makamına gelen insandaki o sıbgaya Vâhid-i Ehadden başkası karışabilsin? Hâşâ! 

…bütün eşyayı büyük bir mikyasta o büyük sarayın levazımatı şekline getirerek şâşaalı bir surette haşmet-i rububiyetini gösterdiği gibi; cemal noktasında, rahmeti dahi, en küçük zîhayata kadar her zîruha envâ-ı nimetini verir, onunla tanzim eder, baştan aşağıya kadar nimetlerle süsleyip lütuf ve keremle tezyin eder ve o haşmet-i celâliyeye karşı cemâl-i rahmetini o küçücük lisanlarla, o büyük lisana karşı çıkarır. Yani, güneş ve Arş gibi büyük cirmler haşmet lisanıyla “Yâ Celîl, yâ Kebîr, yâ Azîm” dedikleri vakit, sinek ve semek gibi o küçücük zîhayatlar dahi rahmet lisanıyla “Yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Kerîm” diyerek, o musika-i kübrâya lâtif nağamatlarını katıyorlar, tatlılaştırıyorlar. Hiç mümkün müdür ki, o Celîl-i Zülcemalden ve o Cemîl-i Zülcelâlden başka birşey, kendi başıyla şu âlem-i ekber ve asgara icad cihetinde müdahâle edebilsin? Hâşâ! “[8]

-“Evet, evet!.. eğer sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zîra, kainatı nağamatıyla raksa getiren ve hakaikın esrarını ihtizaza veren mûsıka-i İlahiye hiç durmuyor, mütemadiyen güm güm eder. 

Padişahların padişahı olan Sultan-ı Ezelî, Kur’ân denilen musika-i İlâhiyesi ile umum âlemi doldurarak kubbe-i âsumanda şiddetli ses getirmekle, sadef-i kefh-misâl olan ulema ve meşâyih ve hutebânın dimağ, kalb ve femlerine vurarak, aks-i sadâsı onların lisanlarından çıkıp seyir ve seyelân ederek, çeşit çeşit sadâlarla dünyayı güm güm ile ihtizaza getiren o sadânın tecessüm ve intibaıyla; umum kütüb-ü İslâmiyeyi bir tanbur ve kanunun bir teli ve bir şeridi hükmüne getiren ve herbir tel, bir nev’iyle onu ilân eden o sadâ-yı semavî ve ruhanîyi kalbin kulağıyla işitmeyen veya dinlemeyen; acaba o sadâya nispeten sivrisinek gibi bir emîrin demdemelerini ve karasinekler gibi bir hükûmetin adamlarının vızvızlarını işitecek midir? “[9]

**************

Müzikle tedavide;

“Musiki makamlarının, tedavi ettiği hastalıkların listesi şöyledir:

Rast makamı: Akıl hastalığından ve felç illetinden kurtulmaya yönelik yardımcı ve destekleyici bir makamdır.

Irak makamı: Asabî mizaçlılara ve hafakana iyi gelir.

İsfahan makamı: Zihni açar, zekâyı keskinleştirir, anıları tazeler.

Buselik makamı: Kulunç ve bel ağrılarının tedavisinde faydalar sağlar.

Revaî makamı: Baş ağrısının tedavisinde kullanılan bir makamdır.

Nevaî makamı: Kadın hastalıklarının tedavisinde ve üzüntüyü gidermede kullanılır.

Egule makamı: Kalb hastalıklarına olumlu yönde tesirleri olan bir makamdır.

Hicaz makamı: Bevliye hastalıklarının tedavisinde destekleyici rol oynar.

Uşşak makamı: Kalb, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının tedavisinde yardımcı bir metottur.

Yens makamı: Sırt, eklem ve kulunç ağrılarının tedavi edilmesinde yardımcıdır.

Hücent makamı: Ateşli hastalıkları yenmede faydalıdır. Hazmın kolaylaşmasında ve vesvesenin uzaklaştırılmasında tesirleri vardır.

Nihavend makamı: Kan dolaşımı, karın bölgesi ve bacaklardaki ağrıların tedavisinde olumlu tesirleri vardır. Kişiye güven hissi verir.

Hüseyni makamı: Kişiyi ferahlatır. Kişinin kendine güveninin artmasına ve ferahlamasına yardımcı olur. Otistik ve spastik hastalara faydalıdır.”

MEHMET ÖZÇELİK

02-08-2019


[1] http://www.tesbitler.com/2018/03/31/ilk-yaratilan-ses-ve-soz-oldu/

[2] Yasin, 36/82.

[3] Hud.44.

[4] Fussilet.11.

[5] http://www.tesbitler.com/2015/01/01/islami-acidan-musiki/

[6] Sözler. Yirmi Dördüncü Söz-301-2.

[7] Sözler Otuz İkinci Söz.

[8] Mektubat Yirminci Mektub.228

[9] Tarihçe-i Hayat Birinci Kısım: İlk Hayatı-71.

Loading

No ResponsesAğustos 2nd, 2019

PROBLEM SURİYE Mİ REJİM Mİ?

PROBLEM SURİYE Mİ REJİM Mİ ?

Son günlerde başta medya ve onun oluşturduğu toplum adeta mesaisini Suriyeliler üzerine oturtturmuş gibi.

Ortada bir problemin veya çözülmesi gereken bir hususun olduğu kesin.

Ancak problem Suriyeliden mi kaynaklanıyor yoksa içi doldurulmayan hayali bir rejimden mi kaynaklanıyor?

Özellikle bir kesim heyula bir rejimi koruma adına, milyonlarca Suriyeliyi gözünü kırpmadan ateşe atma gayretindeler.

-Düşmanlık Suriye vatandaşı olma düşmanlığı değil, Arap olup, Arapça yazıp, Kur’an’ı Kerim’i ve İslâmı hatırlatmasından kaynaklı sıkıntıdır.

-“CHP’li Adana Büyükşehir Belediyesi İstiklâl Marşı Derneği’nin Osmanlıca yazılan “Pazar Ola” isimli dükkânının tabelasını kaldırtarak büyük tepki çekti.”

Arap harfi var diye Osmanlıca Türkçeli tabelayı da kaldırdılar!.[1]

-Mesele Suriye mi İslâm mı?

Ensar olmak ağır mı geliyor?

Medine gibi medeni olamadık mı?

Sıkıntı muhacirlerde mi yoksa ensarda mı?

Yoksa üçüncü bir el mi işin içinde?

************* 

İçe mi kapanmalıyız yoksa dışa mı açılmalıyız.

Dar mantıkla, az olsun, bizim olsun mu?

Bu memleketin kaçta kaçı yerlidir?

Sürekli muhacerete sahne olan bu Anadolu köprü mesabesindedir.

Biz sizi ölüme terkedip, tehlikeye atıp, belli olmayan yerde sizi terkedip, bir kaç milyon daha öldükten sonra çıkan sıkıntı ve baskı sonrası mı alacağız?

Kabuğumuzu kırıp İslam dünyasını kucaklamamız gerekmektedir.

Geçmişinde büyük devlet olmuş bir milletin yapısına da, karakter ve büyüklüğüne de yakışmaz.

-Küçük düşünüpte -yüz sene önceki gibi- Suriyelilerin niçin geldiği üzerine kavga edileceğine, ABD’nin İsrail hesabına daha önce dağda yönettiği PKK’ya, şimdilerde devlet kurmaya, onların istekleri doğrultusunda Türkiye’ye yaptırımlar yapmaya çalışıyor. O kaçırılıyor gibi?

Suriyeliler meselesi önemsiz olmayıp, problemin kaynağı gösterilmeye ve yara kasıtlı kaşınmaya çalışılıyor.

-Türkiye Suriyelilerle suriyelileştirilmeye çalışılıyor.

İşin garip ve de hazin tarafı; bunu yapıp yaygara koparanların çoğu, yüz sene kadar  önce göçmen olarak bu vatana gelmiş kimselerdir.

Veya Çanakkale savaşında bu vatanı korumak için gelen yüzlerce Halepliden habersiz olmuş şuursuz kimselerdir.

Düne kadar dedem Halebe gider, oradan kumaş alıp memlekette satardı.

Bir akrabamızın kızını Halebe gelin vermiştik.

Belli ki İslâm yara aldığı gibi, insanlıkta yara almış…

-Memleketimizde bulunan üç milyon Suriyelinin bizim ilmimize ve hayatımıza katkıları olacaği gibi, ihtilaf noktaları ve yaşayıştaki farklılıklarda ortaya çıkacaktır.

Küçükten büyüğe farklı olan Suriyelilere mümkün olduğunda gidip gitmeyeceklerini sorduğumda çoğu hevesle, ortam olduğunda gitmek istediklerini ve vatanlarına dönme istediğinde olduklarını dile getirmektedirler.

Başkalarını özellikle zulme uğramış insanları düşünmeyen, gerçek manada insan değildir.

MEHMET ÖZÇELİK

31-07-2019


[1] https://www.risalehaber.com/arap-harfi-var-diye-osmanlica-turkceli-tabelayi-da-kaldirdilar-358502h.htm

Loading

No ResponsesTemmuz 31st, 2019

Tesbitler-Tv

www.mehmetözçelik.com

Loading

No ResponsesTemmuz 31st, 2019

HUKUKTAN BESLENEN TERÖR

HUKUKTAN BESLENEN TERÖR

Dünyada olduğu gibi memleketimizde de terör hukuktan beslenmektedir.

Hukuktaki açıklardan yararlanan veya yararlandırılan terör örgütlerinin suçları ya hafifletilmekte veya affedilmektedir.

Mesela Ergenekon davasında ömür boyu müebbedle yargılananlar birden çıktılar.

Askerin, polisin millet için hayatını ortaya koyarak terör örgütleriyle dağ bayır demeden savaşmalarına karşı, terör örgütüne devletide katil olarak ilan etmişti.

-“ Terör örgütü PKK, Diyarbakır ve Şırnak’ın bazı ilçeleri başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’da kazdığı çukurlar ve tuzakladıkları bombalarla sivil-asker ayrımı yapmadan saldırılar düzenlemiş, 20 Temmuz 2015’ten sonra terör örgütü mensuplarınca düzenlenen saldırılarda 793 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 300’den fazla sivil hayatını kaybetmiş, bu bölgeler yaşanmaz hale gelmişti. Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’ya yönelik “çukur” adı verilen operasyonlar düzenleyerek bu bölgeleri terörden temizlemişti.

“Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adıyla Ocak 2016’da hazırlanan metin, terör örgütü PKK’nın Doğu ve Güneydoğu’daki bazı illerde kazdıkları çukurlarla ülke güvenliğini ve birliğini tehlikeye attığı bir dönemde kaleme alınmış ve 1128 akademisyen bildiriye imza atmıştı.

Bildiride, güvenlik güçlerinin, terör örgütünün bu yasa dışı faaliyetlerine karşı yürüttüğü mücadele “devlet katliamı” olarak nitelendirilmişti. Halkın güvenliğini sağlamaya yönelik güvenlik güçlerince gerçekleştirilen operasyonlarda yüzlerce şehidin verildiği bir dönemde yayımlanan bildiri yoğun tepki almıştı.

Akademisyenlerin bildirisinde, “Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir. Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlalinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararın tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasını talep ediyoruz.” ifadelerine yer verilmişti.”

Anayasa Mahkemesi skandal bir karara imza attı. Anayasa Mahkemesi, sözde “Barış Bildirisi” başlığı altında terör örgütü PKK’ya destek veren ve güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonları itibarsızlaştırmaya çalışan imzacı akademisyenleri aklayan bir karar verdi.[1]

Bu durumda meşru görülen pkk-nın meşruluğu, ordu ve askerin gayrı meşruluğu devreye girmiş oluyor.

Bu karar teröriste güç verecek, terörün önünü açacaktır.

Eğer gerçekten anayasa mahkemesi hukuki bir karar verdiyse veya bu kararında dürüstse askeri ve polisi adam öldürmekten cezalandırsın.

Az mı geldi?

Asker ve polisi destekleyen halkı ve de devleti de cezalandırsın!

Kısaca Türkiye onlarca yıldır hapishaneye çevrildiği ve darbelerle bu yerine getirildiği gibi, toplu kıyıma gitsin!

Ya da bu kararı verenler istifa edip, dükkanlarını kapatsınlar!!!

Kimin eli kimin cebinde derler ya. Aynen onun gibi, kimin kafası ve kararı, kimin kararındadır.

Türkiye-nin öncelikli ve en önemli problemi hukuk problemidir.

Terör hukuktan besleniyor.

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2019


[1] https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/07/27/anayasa-mahkemesinin-skandal-kararina-tepki-pkk-penceresinden-oldugunu-net-olarak-goruyoruz

Loading

No ResponsesTemmuz 29th, 2019

ZAMANIN ATIĞI

ZAMANIN ATIĞI

Zamanımızın atıkları o kadar çok ki, çok rahatlıkla bunlardan atık dağları oluşur.

İşte onlardan birisi;

İslamoğlu Hz. Hatice ye “iki koca atığı” gibi ahlaksız sözler sarfetmiş.[1]

Zırva tevil götürmez.

Hz. Hatice için bu ifadeyi kullanan insan sağlıklı, dengeli ve de istikametli bir insan değildir.

o bir fasık-ı mütecahirdir. Pervasızdır.

Bu ağız iran yani şia ağzıdır. Maalesef iran camilerinde çok rahat hakaret edilmektedir.

Pis kaba giren pislenir, temiz kalmaz ve de kalamaz.

Bu ağız Hz. Haticeye düşmanlıktan ziyade, Hz. Peygambere olan za’f-ı imandan, muhabbet eksikliği ve saldırısından kaynaklanır.

Toplumda olan sevgiyi sulandırmak ve ortadan kaldırmaya yönelik sinsice bir tavırdır.

Oysa şimdiye kadar Efendimize aşırı sevgiden dolayı sapıtan bir kişi gösterilemez. Ancak O’na olan sevgisizlik ve düşmanlıktan dolayı sapıtan ise, gayet çoktur.

Bu adamın problemi Hz. Hatice vesaire ile birebir değil. Problemi Hz. Peygamber iledir.

Hadi Hz. Hatice-ye sevgin yoksa da bari onunla 25 yıl beraber olmuş, ondan sitayişle bahsetmiş Peygamberimize demi saygın yok?

onun tefsir mealinde de kullandığı sokak döküntüsü, kopukların söylentisi olan yaftalarını tenkid etmiştim.

Allah kelâmında o ağıza alınmayacak kelimeleri kullanan birisinin, bu saçmalıkları normal kalır!

Demek ki bu sadece orada değilmiş. Ağız yalamalığından ve yamukluğundan kaynaklanıyormuş.[2]

-Hz.Ayşe (r.a) şöyle der:

“Hz.Hatice’ye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah’ın yanında Hz.Hatice’den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim ki,

‘O yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir.’ Resulullah bu sözü duyunca kederlendi hatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:

‘Yemin ederim ki böyle değil. Ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. O iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiği zaman halk bütün bütün kâfir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı hâlde Hak Teala bana ondan evlat verdi.'”

Hz.Ebu Hureyre (r.a) rivayet eder, Allah Resulu buyurdu:

“Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür. Meryem Binti İmran, Firavun’un karısı Asiye, Hatice binti Huveylid ve Fatma binti Muhammed.”

Hz.Hatice (ra) Resulullah (asm)’ı aramak için dışarıya çıkmıştı. O sıra bütün Araplar Zatı Saadetlerine düşman idiler. Cebrail (a.s), kendine bir adam kıyafetinde görünür. “Acaba bu adam düşman mıdır, değil midir” diye Peygamberimizi (asm) ona sormaktan çekinir. Eve döndüğünde, Resulullah (asm) dönmüştür, olayı anlatır. Zatı Saaadetleri buyururlar:

“Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu biliyor musun? O Cebrail Aleyhisselam idi. Bana dönüp onun selamını sana bildirmemi söyledi ki, cennette senin için incilerden yapılmış bir bina hazırlanmıştır. Tabii orada böyle üzüntülü, sıkıntılı ve zahmetli külfetli şeyler bulunmayacakır.”

Bir ara Cebrail (a.s) Peygamberimiz (asm)’in huzuruna gelip:

“Hak Teala Haticeye selam eder. Sen bunu Hatice’ye ulaştırasın.” Resulullah ulaştırır. Hz.Hatice:

“İnnallahe hüve’s-selam. Hak Teala selamın ta kendisidir. Cebraile de Selam olsun. Sana da Selam olsun Ya Resulallah.”

Bu vaka Hz.Hatice (ra)’nin dini ferasetine delalet eder. Burada cevabında “Ve Aleyhisselam” (O’na da selam olsun dememiştir.)

Sahabiler ilk başta namazda teşehhüd okudukları zaman “Et-Tahiyyatü Lillah”demezler ve “es-selamü Al’llah” derlerdi. Peygamber Efendimiz (asm) böyle söylenmesini men ettiler ve buyurdular ki;”Allah Teala’nın esasen “Selam” ismidir. Bunun yerine “Et-tahiyyatü lillah” deyiniz”

Bir ara Resul-i Ekrem (asm) hasta olan kızı Hz.Fatıma (r.a)’ı ziyaret eder. Buyurur:

– Kızım nasılsın?” Hz.Fatıma arz eder:

– İyi değilim, hastayım, işin fena tarafı şu ki, evde yiyecek hiçbir şey de yok. Peygamberimiz buyurur:

– Kızım sen istemez misin ki, dünyanın bütün kadınlarının hanımı olasın? Hz.Fatıma arz eder:

– Babacığım, Meryem bint-i İmran ne idi? Peygamberimiz buyurur:

– O kendi devrinin kadınlarının hanımı idi, sen de kendi devrinin kadınlarının hanımısın. Hatice de son devrin kadınlarının en iyisi ve hanımıydı.[3]

-Yazıyı ağır bulacaklara sorarım; birileri bizim annemize; “iki koca atığı” sözünü etseydi, tepkimiz ne olurdu?

Gayet belli değil mi?

Ne münasebet mi?

Peygamberin eşleri Kur’an-ı Kerim-in ifadesiyle; ‘Mü’minlerin anneleridirler.’ Ahzab Suresi 6. Âyette:” Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah’ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; dostlarınıza lutufta bulunmanız başkadır. Bu hüküm kitapta kayıt altına alınmıştır.”

Dünyada kendi annesine “iki koca atığı” diye böyle küfreden aklı selim birisini gördünüz mü?

MEHMET ÖZÇELİK

29-07-2019


[1] https://www.habervakti.com/m/islamoglu-ndan-hz-hatice-ye-maksadini-asan-ifade-video,808.html

[2] http://www.tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0slamo%C4%9Flu

https://www.risalehaber.com/service/amp/mustafa-islamoglu-f-gulen-allah-tarafindan-gorevlendirildi-282603h.htm

http://m.nabizhaber.com/sapik-islamoglunun-feto-ile-devam-eden-iliskileri-ortaya-cikti-17082h.htm

[3] https://sorularlaislamiyet.com/hz-hatice-hakkinda-detayli-bilgi-verir-misiniz

Loading

No ResponsesTemmuz 29th, 2019

AZAMET VE KİBRİYA

AZAMET VE KİBRİYA

Göğün derinlikleri deniz ve okyanusların derinliklerinden daha da derindir.

Denizlerdeki canlılar mı çok yoksa gökteki yıldızlar mı?

El azametü izari Vel kibriyau ridai.

Azamet izarım, Kibriya ridamdır.

Azamet üstü  örten giysi, Rida yukarıyı örten bir libastır.

Azamet süfli alemi, kibriya ulvi alemleri ihata edip kuşatır.

Azamet mikro alemi, Kibriya makro alemi, Azamet arzı Kibriya şemayı kuşatır.

Azamet ya Celil diyen arzdaki balıklarla dolu denizlerin sesine icabet ederken, Kibriya gök denizindeki haşmetli yıldız kandillerinin ya Münevvir sesini yankılandırır.

Azamet vücut alemlerine kulak verirken, Kibriya adem alemlerinin kapılarını setreder ve seddeder.

Herşey hayatıyla Azametini ilan ederken, ölümüyle de Kibriyasına sığınır.

Azamet şükre ve hamde mukabil gelirken, Kibriya zulüm ve küfrü reddeder.

Onun Azametine sığınıp, Kibriyasına dayanıyoruz.

Dinlede bak denizlere, dağlara, esen rüzgar ve fırtınalara, hepside ya Cemil ya Azim derken, tüm kâinat lisanı mahsusiyle ya Celil ya Kebir demektedir.

Tohumlar, çekirdek ve yumurtalar ya Azim derken, ağaç olup meyve vermiş ağaçlar, sünbüller, gökte uçan kuşlar, yürüyen canlılar ya Kebir derler.

Herşey O’nu söyler.

Makama ve mekâna göre söyler.

Yerinde söyler, doğru söyler.

Bulunduğu dairedeki esmanın adıyla nida eder, dua eder.

Bu konuda sürekli Azamet ve Kibriyayı dile getiren Bediüzzaman, bunu Külliyatında kapsamlı ve sürekli dile getirir.[1]

-“Hem madem, gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında bir Mutasarrıf, gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde ve zemin sayfasında üçyüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündeki nebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği gibi; koca kâinatı bir hanesi misilli insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri emanet-i kübrâyı ona vermesi ve sair zîhatlara bir derece zabitlik mertebesiyle mükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesiyle fevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermanlarda ona saadet-i ebediyeyi ve beka-i uhreviyeyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerrem ve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek diye, Muhyî ve Mümît ve Hayy ve Kayyûm ve Kadîr ve Alîm isimleri, Hâlıkımızdan sormamıza cevap veriyorlar.”[2] 

-“Ve’z-Zâhir ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyle tenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki, hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir.”[3]

-“ Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semavattaki seyyarat arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birden Allahu ekber demeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.”[4] 

-“ Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. 
Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.”[5]

-“ koca semavata münasip, isyansız ve daima ubudiyette olan sekeneleri ve ruhanîleri yaratmış, semavatı şenlendirmiş, boş bırakmamış ve hayvanatın taifelerinden pek çok ziyade ayrı ayrı nevileri meleklerden icad etmiş ki, bir kısmı küçücük olarak yağmur ve kar katrelerine binip san’at ve rahmet-i İlâhiyeyi kendi dilleriyle alkışlıyorlar; bir kısmı, birer seyyar yıldızlara binip feza-yı kâinatta seyahat içinde azamet ve izzet ve haşmet-i rububiyete karşı tekbir ve tehlil ile ubudiyetlerini âleme ilân ediyorlar. “[6]

-“ cevv-i sema dahi azamet-i İlahiyeyi izhar etmek için koca koca dağları, tepeleri, dereleri ve pek çok garip ve acip şeylerin şekillerini ve sanki beyaz, siyah, kırmızı boyalarla boyanmış pamuk yığınlarını andıran bulut kafilelerini ileri sürer, nazar-ı hikmete takdim eder. “[7]

-“Eğer tam lâyık ve tam yerinde olan azametli ve kibriyâlı rububiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ı mâkul ve mümteni bir yol takip etmek lâzım gelecek. Lâyık ve lâzım olan azametten kaçmakla, muhal ve imtinâa girmeyi şeytan dahi teklif edemez.”[8]

-“Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından ihtifâ etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl! Ey Kàdir-i Mutlak! 
Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar, Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehâdet ederler; öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve riizgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücûb-u vücuduna ve vahdetine şehâdet ederler. “[9]

-“Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyâsından istitâr etmiş olan Zât-ı Akdes! 
Zeminin bütün takdîsât ve tesbihâtıyla, Seni kusurdan, aczden, şerikten takdîs ve bütün tahmîdât ve senâlarıyla Sana hamd ve şükrederim. “[10]

-“Kabirden ize ihyâ edip, haşre getirip, huzur-u kibriyâsında hesâbınızı görecektir.” [11]

MEHMET ÖZÇELİK

28-07-2019


[1] http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/Azamet

http://www.risaleinurenstitusu.org/kulliyat/arama/Kibriya

[2] Asa-yı Musa — Yedinci Mesele.29.

[3] Asa-yı Musa — Yedinci Mesele.33.

[4] Asa-yı Musa — Sekizinci Meselenin Hulasası.46.

[5] Asa-yı Musa — On Birinci Mesele.72.

[6] Asa-yı Musa — On Birinci Mesele.74.

[7] İşârâtü’l-İ’câz.129.

[8] Lem’alar On Üçünü Lem’a.90.

[9] Lem’alar Münâcat.351.

[10] Lem’alar Münâcat.354.

[11] Sözler Onuncu Söz.108.

Loading

No ResponsesTemmuz 28th, 2019

İHANET ŞEBEKESİ NATO

İHANET ŞEBEKESİ NATO

Siyaset felsefecisi Lütfü Özşahin, Türkiye’nin Rus S-400’lerini almaktaki ısrarının altında, NATO’nun Türkiye’ye yönelik olası bir işgal planına hazırlığın yattığını savundu.

S-400’leri kime karşı aldık.. Rusya, Türkiye’yi işgal edecekse S-400’leri neden versin. Türkiye’yi havadan işgal edebilecek tek güç ABD’dir. Dolayısıyla NATO’nun Türkiye’yi işgal etme planı vardır. Bunu havadan yapacaklar. Tatbikatını yaptılar. NATO, Türkiye’yi korumak için yoktur. Bağlı tutmak, kontrol etmek ve yeri geldiğinde de darbe yaptırmak vardır.”

“NATO’da gladio yapısı vardır. Bunların direktifi olmadan ülkelerde darbe olmaz. Türkiye’nin bütün darbelerinin arkasında onlar vardır. Hatta FETÖ’de bunların bir parçasıdır.”[1]

-Yapabilir mi?

Elbette. Sicili pek temiz değil…

Zira yaptıkları yapacağının delilidir.

15 Temmuzu yapan natodaki fetöcüler geri dönmediler.[2]

Türkiyeye yapılan küresel saldırılar, İttihadı İslama giden yolda, küresel frenleme faaliyetleridir.

*****************  

TRT Haber, Yunanistan’ın başkenti Atina’ya 65 km uzaklıkta olan, terör örgütü PKK’nın Lavrion Kampı’nı görüntüledi. 1980’li yıllardan beri PKK’lıların elinde bulunan kampta 350-400 civarında kişinin olduğu tahmin ediliyor. [3]

-TSK vurdu, İsrail’in yardımına ABD koştu!

PKK’lı teröristlerin Ceylanpınar’ı hedef alan roket atışına TSK’nın yaptığı misilleme bölgedeki Mossad varlığını ortaya çıkardı. Türk topçu bataryalarının Rasulayn’da imha ettiği 7 nokta arasında yer alan Fireysa köyündeki 3 İsrail ajanı paniğe kapılarak ABD’den yardım istedi. Ayn İsa’dan havalanan 2 helikopter gece 01.00’de gelerek ajanları götürdü.[4]

Aslında bu gibi kirli oyunlar bir gazeteci veya yazar tarafından 15-20 yıl önce deşifre edilseydi, büyük bir yankı yapardı.

Bugün o kadar etkili olmamasının sebebi, artık yapılanlar gizli yapılmıyor, açıktan açığa yapılıyor, neredeyse herkes tarafından iletişiminde yaygın olmasından dolayı haberdar olunuyor.

Buna ragmen bu durum adeta bir çok insan tarafından ya önemsenmiyor, normal, gündelik basit olaylar olarak görülürken, basireti bağlı olanlar şahsa yönelik tavır almalarından adeta düşmanın ekmeğine yağ sürmektedirler.

Düşmanla aynı safta yer tutmaktadırlar.

************ 

İstanbul hafıza müzesinde, Darbeler Çağı köşesinde, 1950-2016 tarihlerinde dünya genelinde 531 darbe gerçekleştirildiği, bunların 210’unun amacına ulaştığı, Türkiye’de ise 1960-2016 tarihlerinde 9 darbe ve darbe girişimi gerçekleştirildiği bilgisi verdi.

-Türkiye peyderpey iç temizliğe girmiş durumda.

Evvela ordu içinde yapılan temizlikten sonra, çevre temizliği ve içerideki ihanet şebekelerinin temizliğine gidilmektedir.

Bu zincirlerini kurmakla beraber, elini ve kucağını İslam dünyasına uzatacak, yüz yıl önce dağıttığı ve dağıtılan evlatlarını tekrar kanatları altına alacaktır.

Türkiye İttihadı İslam devresine girmiştir.

Kırılan manevi zincirler bunu mecburi hale getirecektir.

Bütün birimlerin ve kurumların, teyakkuz halinde olması, rehavete kapılmaması gerekir.

-İncirlik neden önemlidir?

İncirlik’te 50 nükleer bomba var.

Belçika’nın ulusal medya kuruluşu HLN, ABD’nin bazı NATO ülkelerindeki nükleer envanterini gösteren “gizli belge”yi yayınladı. İddiaya göre 5 ülkede 150 nükleer başlık ve bomba var. Bunların 50’si Adana İncirlik Üssü’nde bulunuyor.[5]

***********  

Hendek savaşında kazı işi devam ediyordu. Bir ara, Sahabîler sert bir kayaya rastladılar. Onu parçalamaya uğraşırken balyoz, kazma kürek gibi bir sürü âletleri kırıldı. Yine de onu parçalamaya muvaffak olamadılar. Durumu, o sırada kıldan dokunmuş çadırının içinde dinlenmekte olan Resûlullah Efendimize haber verdiler:

“Yâ Resûlallah! Karşımıza kazı esnasında ak bir kaya çıktı. Onu bir türlü parçalayamadık! Bu husustaki emriniz nedir?”

Peygamber Efendimiz, Selman-ı Farisî`nin balyozunu aldı. “Bismillah” diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte birini yerinden kopardı ve “Allahü Ekber, bana Şam`ın anahtarları verildi! Vallahi, ben şu anda Şam`ın kırmızı köşklerini görüyorum” buyurdu.

Sonra, yine “Bismillah” deyip kayaya balyoz ile ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı. Yine, “Allahü Ekber, bana Fars`ın anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, Kisra`nın Medâin şehrini ve onun beyaz köşklerini görüyorum” buyurdu.

Ondan sonra üçüncü defa yine, “Bismillah” deyip balyoz ile vurdu. Kayanın geri kalan kısmını da yerinden kopardı.

Yine, “Allahü Ekber, bana Yemen`in anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, San`a`nın kapılarını görüyorum” buyurdu.

Resûl-i Kibriyâ Efendimizin, haber verdiği bütün bu fetihler Hz. Ömer ile Hz. Osman zamanında bir bir gerçekleşti. Bunları gören Ebû Hüreyre (r.a.) Müslümanlara şöyle dedi:

“Bu fetihler sizin için bir başlangıçtır. Vallahi, Allah, fethedeceğiniz veya Kıyâmete kadar fetholunacak şehirlerin hepsinin anahtarlarını önceden Muhammed`e (a.s.m.) vermiştir.”[6]

MEHMET ÖZÇELİK

27-07-2019


[1] http://m.haber7.com/guncel/haber/2881323-turkiye-s-400leri-nato-isgaline-karsi-aldi

[2] Bak.   https://m.seslimakale.com.tr/videodetay/ersin-ramoglu–serefsiz-general-37185

[3] http://video.haber7.com/video-galeri/143053-trt-haber-ekibi-yunanistandaki-pkk-kampini-goruntuledi

[4] http://m.haber7.com/dunya/haber/2881600-tsk-vurdu-israilin-yardimina-abd-kostu

[5] https://www.yenisafak.com/gundem/incirlikte-50-nukleer-bomba-3498758

http://m.haber7.com/guncel/haber/2878966-natonun-gizli-raporu-ifsa-oldu-ilginc-turkiye-detayi/?detay=1

[6] 140. Sîre, 3:229; Buharî, 5:46-47; Müslim, 3:1611; İbn-i Kesîr, Sîre, 3:188, Taberî, Tarih, c. 3, s. 46.

Loading

No ResponsesTemmuz 27th, 2019

DEV ARŞİV-

DEV ARŞİV-

 

1-İBRETLİ SESLİ ESERLER

http://www.mediafire.com/folder/mb4z5uk97kvad/İBRETLİ_SESLİ_ESERLER

2-İSLAM BİLGİ ARŞİVİ

http://www.mediafire.com/folder/cvknd8oa0soom/İSLAM_BİLGİ_ARŞİVİ-TEK_LİNK

3-HİKMETLİ NÜKTELER

http://www.mediafire.com/folder/n676mveqjm9b0/HİKMETLİ_NÜKTELER

4-PDF DOSYALARIM

http://www.mediafire.com/folder/13kfr9tlas11g/PDF_DOSYALARIM

5-PDF KLASÖRLER

http://www.mediafire.com/folder/4ass6k1eum5h5/PDF_KLASÖRLER

6-SESLİ MUHTELİF ESERLER

http://www.mediafire.com/folder/4oarbe8rvcnli/SESLİ_MUHTELİF_ESERLER

7-SESLİ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

http://www.mediafire.com/folder/bo11og5fd8sku/SESLİ_RİSALE-İ_NUR_KÜLLİYATI

8-SESLENDİRİLEN SESLİ ESERLER-1-

http://www.mediafire.com/folder/boknhb48cb7d2/SESLENDİRİLEN_SESLİ_ESERLER-1-

9-SESLENDİRİLEN SESLİ ESERLER-2-

http://www.mediafire.com/folder/a5nt7ww95q84z/SESLENDİRİLEN_SESLİ_ESERLER-2-

10-SESLİ VECİZ SÖZLER

http://www.mediafire.com/folder/999yvtiji9z48/Veciz_Sözler_mp3

11-15 TEMMUZ TÜM İŞGAL VİDEOLARI

http://www.mediafire.com/folder/e5rc34w4l49s8/15_TEMMUZ_2016_TÜM_İŞGAL_VİDEOLARI

 

Loading

No ResponsesTemmuz 16th, 2019

GÜÇ ZEHİRLENMESİ

GÜÇ ZEHİRLENMESİ

Yıllar geçtikçe 15 temmuz 2016 darbe girişiminin acı ve sancıları daha da acılaşıyor.

Yaranın ve darbenin büyüklüğü daha da netleşip derinleşiyor.

Bu milletin izzeti abideleşiyor.

Tarihi şanlanıyor, şahlanıyor.

Zincirlerini kırıp, ölüme gülerek koşuyor, ölümü korkutuyor.

Dünyaya kendini bir daha hatırlatıyor.

Asaletini tescilliyor.

Köleleşmiş ruhlar gibi yaşamaktansa, özgürce ölümü severek kucaklıyor.

Ruhların ucuza satıldığı an ve zamanda, dünyayı elinin tersiyle iterek ebediyeti alıyor.

Tozlansada ölmeyen bu ruh, kendini güncelliyor.

Güçlü olarak çıkıyor.

Allah’ın müjdelediği bu millet, bu ruhu taşıyan millettir.

Müjdeler olsun.

Şehidlerin ruhu şâd, hainlerin ruhu berbâd olsun.

***************   

Devlete hariçten müdahale edip ingilizin oyununa aldanarak baş kaldıran Şeyh Said bu gün yok.

Bediüzzaman ona cevabında; “Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir.Türk Milleti bin senedir İslamiyete bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehit vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr İslâm müdafilerinin torunlarına kılıç çekilmez ve ben de çekmem!”[1]

Onun bu menfi çıkışına Bediüzzaman’ı da yanına çekip davet etmesine karşı, onu vazgeçirmek için uyaran Bediüzzaman ona tabi olsaydı, oda bugün olmazdı.

Daha dehşetli olarak fetöde dış oyuna, İngilize aldanıp, Şerif Hüseyin gibi olma sevdasıyla ona ortak ve alet oldu, oda silinip gitti.

Bir çoklarının hayatını karartıp, beddualarını da almış oldu.

Tarihin her döneminde olmuştur: kendisinde belli bir güç bulan, iktidarı elinde bulunduranlar devlete baş kaldırmış, baş olmak için her türlü ayak oyunlarına ve  entrikalara başvurmuşlardır.

Hızla yükselen fetönün veya fetönün içindekilerin bir iktidar kavgasına girecekleri veya bir yerde patlak vereceği belliydi.

Çünkü bir güç zehirlenmesi başlamış, tüm vücudu sarmıştı.

*************  

Ergenekoncular gibi bunlarda bir kaç sene sonra çıkarlar mı?

Çıksalar bile bunca zulme ortak olmak ve bunca zillet ömür boyu yeter onlara…

Haşhaşilerin kirleri gitti ve bittimi ki, buda bitip kapansın!

Bunun dışındaki aklanma ve unutulma gibi durum avunma ve aldanmadır.

-Fetö aklanır  mı?

Hasan Sabbah aklanırsa?!…

Hatta bunlar haşhaşilerden daha dehşetlidirler.

Bunlar sadece uyuşturucuyu değil, bir çok alanı kontrol etmektedirler.

İstihbarat örgütü olup, münafık bir yapıdır.

-Bunu destekleyenler ve ortak olanlar hangi yüzle – varsa böyle bir yüz- dışarı çıkabilecekler.?

Şehit, gazi ve millete bahaneleri ne olacak?

En güzel yapılacak iş, bu işten vazgeçip, Tevbe Edip, Allah’a vereceği hesabını ve dilekçesini hazırlamalıdırlar.

-Herşey güzel olacak sinsi oyunu, bir perdeleme ve dağılmayı engellemeye çalışmanın hilesidir.

-ABD merkezli Fox News televizyon kanalı, FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişimine özel bir yayınla destek vermişti. Yayına katılan yorumcular, darbe girişimini yapan teröristler için ‘Bunlar bizim çocuklarımız, bunlara sahip çıkmalıyız’ mesajlarını verdiler. Darbe yayınında en dikkat çeken sözlerden biri de ‘Ya İslam kazanacak, ya da biz kazanacağız’ olmuştu. İşte 15 Temmuz gecesi tarihe geçen o skandal sözler..[2]

*************

“Sekiz-dokuz ayda gazetelerin heyecan verici neşriyatıyla ve fırkaların cemiyetlere fedai yazmakla ve inkılabı vücuda getiren zevatın tahakkümatıyla ve itaat-i askeriyeye münafi olan hürriyet-i mutlaka efrada sirayetle ve âdâb-ı diniyeye muhalif zannettikleri şeyleri bazı dikkatsizlerin efrada telkinatıyla ve itaat bozulduktan sonra müstebitler, cahil mutaassıplar, dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan olanlar, iyilik zannıyla o bataklık zeminde tohum ekmeye başlamasıyla ve devletin umum siyaseti cahil efradın elinde kalmakla ve bir milyona yakın fişek havaya atılmakla ve dahil ve hariç müddeîler parmak vurmakla ortalık anarşistlik haline girdiğinden, bu hâdisenin istidad-ı tabiîsi, hercümerc ve müdahale-i ecnebî iken, min indillâh, ism-i şeriat, o müteaddit sebeplerden çıkan ervah-ı habîse ve münteşireyi yuvalarına irca ile, on üç asırdan sonra bir mucize daha gösterdi. “[3]

**************  

MEHMET ÖZÇELİK

16-07-2019


[1] bk. Badıllı, Nursi, 1:660; Selahaddin Çelebinin biyografik notlarından iktibas (1946)

[2] https://www.yenisafak.com/video-galeri/dunya/fox-news-yorumculari-15-temmuzda-darbeyi-boyle-desteklemisti-2196010

[3] Bediüzzaman.Divanı harbi örfi. 45.

Loading

No ResponsesTemmuz 16th, 2019

İŞGAL

İŞGAL

Bu millet asırlardır işgale yol vermedi.

Hayatını verdi, ölüme severek yürüdü, ölümü korkuttu fakat işgale taviz vermedi.

Bunu bilemeyen fetö, her ortamı hazırlayıp, başarı kesin iken milletin yediden yetmişe, ayığından kafası bulanığa kadar insanımızın izzetinden habersizdi.

Milletin azmini hesaba katmadı, beklemedi.

-Bugün fetö yok ancak kalıntıları devrede.

Ankara’da dün kozmik odaya girenle, İBB-nin kozmik bilgilerini yetkisi olmadığı halde kopyalayanlar, aynı elin uzantılarıdır.

-Mısır’daki darbe girişimi ile, bizdeki aynı tarihte olması bir tesadüf değildi.

Yıl 2013.

Mısır’da seçimle gelen Mursi devrilirken, bizde de gezi olaylarıyla nabız yoklanıyor, başarılı olunamayınca 3 yıl sonra işgal girişimine başlanmış oluyordu.

“Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli binbaşı ifadesinde, ailesiyle tatilde olduğunu, cuntacıların araması üzerine 15 Temmuz günü birliğe döndüğünü anlattı. Cuntacı Deniz Aldemir’in arabadayken telefonunu kapattırarak, “Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Çok kan akacak” dediğini aktaran binbaşı bunun üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı’na gittiğini anlattı.”[1]

-Daniele Ganser 12 Eylül 1980 darbesinin CIA tarafından yapılan bir derin devlet darbesi olduğunu kanıtlarla anlatarak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin de CIA destekli bir derin devlet yapılanması tarafından gerçekleştirildiğine ışık tutuyor. Kendisi ayrıca bir başka devlete müdahale etmenin Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırı olduğunu, bu yasağı delmek içinse ABD’nin ülkelerin ordularına ve istihbaratına kendi adamlarını yerleştirerek gizli savaş yürüttüğünü söylüyor.”

-İngiliz Başbakanı Lord Palmerston (Henry John Temple, 3. Viscount Palmerston, 1784 –1865)’un bir bürokratken söylediği  “İngiltere’nin ezeli ve ebedi düşmanları yoktur, ezeli ve ebedi dostları da yoktur, İngiltere’nin ezeli ve ebedi çıkarları vardır” sözünü sanırım NGO ilke edinmiştir.

Aslında bu batının genel inancıdır.

-Batının Türkiyeye bakışı ise;” “TÜRKİYE BİZİM ARKA BAHÇEMİZDİR”, sistem değişecekse ancak biz değiştiririz denmiştir.”

-MİT Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Savaşman, 1977″de CIA hesabına casusluk yaptığı gerekçesiyle tutuklandıktan sonra yaptığı açıklamada, böyle bir suçlamanın gülünç ve Türk güvenlik sisteminin en temel gerçeklerinden bihaber kimseler tarafından yapılabileceğini söylüyordu.
Savaşman, “CIA”dan MİT”le birlikte çalışan en az 20 kişilik bir grup vardı ve bunlar MİT içindeki en yüksek organı oluşturuyorlardı” diye açıklıyordu. “Hem istihbarat alış verişini, hem de Türkiye içi ve dışındaki ortak harekâtlara dönük işbirliğini sürdürmekle görevliydiler.” Savaşman işbirliğinin kendi görev süresi esnasında başlamadığını ısrarla vurguluyordu: “Bizim istihbarat servisimizle CIA”nın işbirliğinin geçmişi 1950″lere dayanıyor… Teşkilatın kullandığı bütün mekanik malzemeler CIA
tarafından temin edilmiştir. Birçok personel Amerikalılar tarafından yurtdışındaki kurslarda eğitilmiştir. Teşkilat binası CIA tarafından kurulmuştur.” Savaşmanın ifadelerinden CIA”nın Türkler”e işkence aletleri de verdiği ortaya çıkıyordu: “Sorgu odalarındaki tüm aletler, en basitinden en kompleks yapıdakilere kadar CIA” dan temin edilmişti. Bu çalışma içinde ben de vardım, oradan biliyorum.” MİT personelinin “yıllardan beri CIA gibi çalışmakta ve “Amerikan Servisi hesabına görev almakta” olduğunu belirten Savaşman, özellikle vurguluyordu: “[Personel] yurt içi ve yurtdışındaki operasyonlarda ücret kabul etmektedir.”

Türkiyedeki darbelerde ipin ucu başkalarının elinde idi. Bunun en etkili ayağı ise istihbarattı.

1971 darbesi arifesinde Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, 1980 darbesi arifesinde de Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya Washington”a birer ziyaret gerçekleştirmişti.

Dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil (1965- 1971 ve 1975-1978 yıllan arası bu görevde bulundu), daha sonraları darbeyi şöyle tanımlayacaktı:
“12 Mart”ta CIA vardır. Büyük ölçüde vardır… 12 Mart, haşhaş vardır.[2]

***************** 

Allah işgalden bu milleti korumuştur.

Tıpkı Çanakkale Savaşı’nda bir Seyyid onbaşının insan gücünün üzerinde bir güçle 276 kiloluk mermiyi dört basamak kadar sırtında taşıyıp, merminin ağzına koyarak son mermiyi ateslemis, İngiliz büyük savaş gemisi Oşinin bacasından girerek batmasına ve savaşın çehresinin değişmesine neden olmuştur.

15 temmuzda da binbaşı O.K. nin olayı önceden mite haber vermesiyle gece 3- te yapılacak darbe erkene alınıp telaşa düşülmüş, Ömer Halisdemir-in özel harakat komutanı Semih Terziyi öldürmesiyle de darbe akamete uğramıştır.

Çanakkaleden bir farkı, orada 256 bin şehit verilirken, burada 250 şehit verilmiştir.

Herkes bunun bir darbe, gittikçe işgale varan bir hareket olduğunun farkına varıp, göğsünü siper ederken, CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tankların arasından elini kolunu sallayıp, belediye başkanının evinde kahvesini içiyor, başarısız olununcada, bunun bir tiyatro olduğunu söyleyip, sulandırmaya çalışıyordu.

Aynı zihniyet bugünde devam etmektedir.

PKK bir kaç gün öncesinden saldırısını durdurmuş, başarılı olunması halinde doğudan 8 bin kadar deaşlı ve pkklı giriş yapacaktı.

İngiltere’nin Kıbrıs’ta bekleyen 50 bin askeri kendi vatandaşlarını koruma bahanesiyle beklemekteydi.

Erdoğan’ın yakalanması halinde altın rengine boyanmış 20 ton altın külçe hazırlanmış, senaryo gereği 20 ton altınla kaçarken yakalandı, denilecekti.

Fetö ise Yavuz Sultan Selimin Topkapı sarayında bulunan kürkünü kaçırtırken yakalanmış, onun yerine diktirdiği yeşil kaftanla, Ankara’da kendisi için hazırlanan köşke hasmetle giriş yapmak için dört gözle sonu bekliyordu.

Ermeni, Yunan, İngiltere, ABD hep birlikte nefeslerini tutmuş, neticeyi bekliyorlardı.

İşgalin kapısını fetö açsada, askeriyedeki Atatürkçüler başarılı olunmasını köşelerinde bekliyor, hemen yakayı ele vermek istemiyorlardı.

-Akıncılar Hava Üssü’nde 15 Temmuz darbe girişimini yöneten eski Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık’ın; “Cumhurbaşkanını öldüremedik, planlarımız boşa gitti, Cumhurbaşkanının Almanya’ya kaçtığı yönünde haberleri yaymamız lazım, yoksa her şey boşa gidecek” şeklinde yalan sözlerinin uluslararası medyada aynen uygulandığı ortaya çıktı..[3]

-Türkiyede 15 Temmuz gecesi; 250 şehit, 2703 gazi, binlerce her yaştan kahraman bu hayasızca akına karşı göğsünü siper etmişti.

O gece; 8561 asker katıldı, 35 Uçak, 37 helikopter, 74 tank, 4000 hafif silah kullanıldı.

O gece; 169 bin 13 kişi hakkında adli işlem yapıldı.

-Allah bir Ömer Halisdemir-le ve kahraman binlerle, darbeye girişen ve ortak olup örtmeye çalışan; karakteri bozuk olanların 50 yıllık planlarını boşa çıkarıyordu.

Bediüzzamanın deyimiyle; Bu millete darbe vuranlar, bu milletin kanını taşımamaktadırlar.

-Fetönün sadece emniyet, askeriye, eğitim değil, bunun birde medya ve siyasi ayağı vardı.

Siyasi ayağı faaliyette, medya ayağı ise yurtdışı merkezli olup, içtede sulandırma ve bulandırma faaliyetlerini yürütmektedir.

Siyasi ayağı yetersiz ve kirli ittifakları ortaya çıkınca çabuk yıprandı ve zayıfladı.

Bunun için mevcut hükümeti yıpratma yolunu tercih ettiler.

-Bilderbergcilere Ahmet Davutoğlu 1 kere, Ali Babacan 8 kere, Abdullah Gül mü, onu söylemeye gerek yok. O zaten kraliçenin gözde ve güzidesi.

Bir zamanlar masonlar, şimdide Bilderberg mi?

Ne menem bir şeymiş bu yav.

Seçerek davet ediyorlar. Fehmi Koru gibi.

Bilerek çağırıyorlar. Umut beklediklerini, kenarda bir gün kullanmak üzere bekletiyorlar. En azından yara ve şüphe açıyorlar.

-Bugün kimin kiminle olduğu gayet zahir olarak anlaşılıyor.

HDP milletvekili mecliste ip-lilerin ipini pazara çıkardı.

Büyük bir zillet!!!

Hükümeti zayıflatanlar, dış güçleri ve PKK’yı güçlendirmektedirler.

-Yeni oyun Suriyeliler üzerinden yapılmaktadır. Bunun için de her kirli yola gidilmekte ve toplum tahrik edilmektedir.

-Fetö oyunu, Türkiye merkezli, İslam dünyası kontrollüdür.

Oysa Esaret altındaki bir adamın fetvası kabul edilmez. Cıanın, Pentegonun ve Mossadın oyuncağı ve ortağı olan bir adam ve beyanı hükümsüzdür.

Mehdi efendi!?, kainat imamı!? Vatikan’ın gözde ve güzidesi çokların ciğerini yaktı.

Allah da onun ciğerini yaksın.

Milyonlarcanın dünya ve ahiretini berbat etti.

-Fetö, 20 Ağustos’ta yayınlanan sohbetinde “Haçlının ülkenizi işgal etmesi, çok tehlikeli değildir; çünkü sizin ve onların arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar, sizin kadınlarınıza kızlarınıza ilişmezler, mâbedinize ilişmezler; ilişmemiş Haçlılar.” dedi. .

Bu bile ne mal olduğunu anlamak için yetmez mi?

-Yıllardır bizi bizlerle uğraştıran batı haçlı zihniyeti, çevremizde ve içimizdeki maden ve yer altı zenginliklerimize ve değerlerimize sahip çıkarken, içimizdeki bu oyuna gelen beyinsizlerde buna alet olmakta ve çanak tutmaktadır.

Akdeniz ve Ortadoğu’daki oyun bunun alanıdır.

Dün Musul ve Kerkükü alanlar, bugün Akdeniz ve çevremizi almaktadırlar.

MEHMET ÖZÇELİK

14-07-2019


[1] https://www.google.com.tr/amp/s/m.aksam.com.tr/amp/guncel/darbeyi-mite-haber-veren-binbasi-konustu/haber-625280

[2] Bak.Natonun gizli orduları. Daniel Ganser. https://www.youtube.com/watch?v=HFuwGU-_92I

[3] https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/07/12/15-temmuz-darbe-girisiminde-uluslararasi-medya-fetonun-yalanlarina-hizmet-etmis

Loading

No ResponsesTemmuz 14th, 2019

YORGUN KADIN

YORGUN KADIN

Allahın Rahim ve Vedud isimlerinin tam tecelli ve tezahürü kadında olmaktadır.

Bir sözde; Kadın anlaşılmak için değil, yaşanmak içindir.

Yaşanacak kadını buldunsa, onu anlamaya çalışma. Bu onun anlaşılamazlığından değil, derinliğinden ileri gelmektedir.

Latife olarakta olsa anlatılır; Adamın biri sahilde dolaşırken bir küp bulur ve açınca içinden bir cin çıkar.

Adeta esaretten kurtulan cin adama; Ben bin yıldır bu şişenin içerisinde idim. Dile benden ne dilersen.

Mühendis olup ancak en büyük hayalini gerçekleştirmek isteyen adam cine;

Büyük okyanusun üzerine bir köprü yapılmasını istiyorum, der.

Cin bu duruma cevaben, çok çimento ve kum gideceğinden dolayı biraz zor olduğunu söyler.

Bunun üzerine adam, Yahu ben şu kadınları bir türlü anlamıyorum, onları bana anlatır mısın, deyince birden irkilen cin;

Efendim, o köprü kaç gidiş, kaç gelişli olsun, der.

Kendisince kolayı tercih etmiştir.

-Cennetin imtihanı kadınla ve dünya hayatında Kabille Habil arasındaki imtihanı da kadınla başlar.

Kadınla devam etmiş ve de etmektedir.

Şeytanın insanları en çok avladığı yöntem kadın olmuştur.

Bu en nezih değer, değersizleştirilmeye çalışılmıştır, asırlar boyunca…

-“Ameller (in sıhhat ve değerleri) ancak niyetler ile (ve niyetlere göre)dir. Herkes için ancak niyet ettiği şeyi vardır. (Niyetine göre mükafatlanacaktır). Artık hicreti Allah (rızası) için ve Resulü için (ona yardım için) olan kimsenin, lıicreti Allah ve Resulünedir (Onların rızasını kazanmıştır), Kim ki edineceği dünyalık için hicret eder veya evleneceği bir kadın için göç ederse, onun hicreti de o kasdettiği şeyedir.”

Niyetin önemini en açık bir şekilde ifade eden bu hadis-i şerifin sıhhatinde hadis bilginleri ittifak halindedir. Hatta manası gibi lafzının da mütevatir olduğunu kabuI edenler olmuşsa da en doğrusu meşhur hadislerden olmasıdır.

-İmam Şafii rahmetu’llahi aleyh, ilmin üçte biri bu hadistedir, buyurmuştur.

Hakikaten insanın bütün sorumluluğu azim ve iradesinde olduğu için niyetin, büyük önemi vardır. Çünkü amel bir cisim, niyet ise onun ruhudur.[1]

Kadında bu niyetle bir kıymet alır ve değer taşır.

Kadın bozulursa, toplumda bozulur.

**************   

Kötülüğün kaynağı tartışmasının ilk aşamalarında şu soruldu:
Zinadan olan çocuk, diğer herhangi bir çocuk gibi ana rahminde Allah tarafından yaratılmaktadır. Buna göre zinanın sorumlusu Allah mıdır? Eğer öyleyse zina eden niçin cezalandırılır? Hasan bunu şöyle açıklar: Allah zina edeni çocuktan ötürü cezalandırmaz. Bir itaatsizlik fiili olan zinası sebebiyle onu cezalandırır. Bu itaatsizlik çocukla aynı değildir. Menisini helali olmayan bir yere koyan zani, sahibi olmadığı
bir başkasının tarlasına tohum eken kimse gibidir. Allah ister filizlendirsin isterse filizlendirmesin her ikisi de itaatsizlik fiilidir.

-Hasan, kendilerini masum gören ve kötülüğü (zulmü) Allah’a nisbet edenlere karşı deliller öne sürer. O, Kur’an’dan, Adem’in söylediği, “kendime zulmettim” (Kur’an 7/23) sözünü ve Musa’nın öldürme günahını “şeytanın işi” (28/15) olarak tanımlamasını içeren ayetleri iktibas eder. Ne Musa kendi günahının Allah’tan olduğunu düşündü, ne de Adem günahının Allah’ın kaza ve kaderi olduğunu zannetti. Hiç kimse zulüm sahibi olarak telakki edilmeyi istemez. Dolayısıyla bu insanlar, kendilerine nisbet edildiğinde onaylamak istemedikleri bir şeyi Allah’a nisbet etmeye nasıl kalkışırlar?

-Son günlerde artan cinsel taciz ve tecavüzler, aileyi bulandırmakta, kadının kişilik ve değerini düşürmektedir.

Bunun önemli bir sebebi ise; tecavüzü engelleyecek manevi haya, ar, namus ve örtü gibi kalkanların eksiklik veya zafiyetindendir.

Temeli ise iman zaafiyetidir.

Millet haklı olarak tesettürle mücadele etti. Tesettürü kazandı.

Peki ya haya, namus, utanma, ar, başı örtmeyle beraber gözü örtme tesettürü gibi manevi tesettürde ne kadar başarılı olundu?

-Örtü nasıl olmalıdır?

Örtüyü örten örtüye başka bir örtü gerekmeden…

-Yazıp söylemekten haya ediyorum ancak bir gerçeği ve ailenin bozulmasının kaynaklandığı noktaya işaret etmek amacıyla söylüyorum.-sürçü lisan edersem af ola-

Yeşil çam sinemaları ve ahlaksızlıkları adeta bir kanalizasyon gibi evlere ve zihinlere aktı.

Soyadı Ar olan ancak ne kadar Ar-lı olduğu kendisinin ifadesinden de anlaşılacağı üzere  Müjde Ar; – “80 Filmin 60’ında Irzıma Geçildi.

Toplumun ahlakını çok bozduğunu ifade ediyor.

Gençliğinin hep böyle geçtiğini ve gel de bu gençlikten bir fayda bekle.”, diyerek iğrençliklerini çok rahat dile getirmektedir.

Çirkin sahne ile zihninizi kirletmemek için linkini vermiyorum.

******************  

-Boşanmalar aileyi yormakta ve yıpratmaktadır.

-2001 yılından bu yana Türkiye’deki boşanma istatistikleri ele alındığında en fazla boşanma olayının 2018 yılında yaşandığı görüldü. TÜİK verilerine göre 2018 yılında 142 bin 448 çiftin geçinemeyip boşandıkları belirlendi. Yapılan araştırmalara göre; 2001 yılındaki boşanma sayısı 91 bin 994 olarak kayıtlara geçerken bu rakam 2017 yılında da 128 bin 411 oldu. 2016 yılında boşanan çift sayısı 126 bin 164, 2015 yılında ise 131 bin 830 olarak kayıtlara geçti.

Aydın’da ise 2018 yılında 7 bin 734 çift evlenirken, 2 bin 677 çift ise evliliklerini bitirerek boşandı. Karacasu ilçesinde ise 109 çift evlenirken, 65 çift ise boşandı.

-Sâdi derki, Bir gün hamamda bir sevimli insan bana bir parça güzel kokulu kil verdi. O kile: “Misk misin, yoksa amber misin, senin güzel kokundan mest oldum.” dedim. Kil cevap olarak bana şöyle dedi:
“Ben adî bir kil idim, fakat bir zaman gül ile arkadaş oldum, onun güzel kokusu bana sindi, yoksa ben bildiğin toprak parçasıyım.”

Kadın gül olursa, kokusu ailede yayılır, sirayet eder.

Bu insanlar kimle yan yana durmakta, kimin isi, sisi, pisi bunlara bulaşmaktadır?

Mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz ailelerin ise her biri farklıdır. Leo Tolstoy

-”Benimle görüşen ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvah!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş.

…Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîr ü zeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ithamı altına girer, zaafiyetiyle beraber; hukukunu muhafaza edemez.”[2]

MEHMET ÖZÇELİK

14-07-2019


[1] Bak. MART- NİSAN 1969.Diyanet DERGiSi -82-83. SAYI

[2] BEDİÜZZAMAN. LEMALAR. 203-204.

Loading

No ResponsesTemmuz 14th, 2019