HANGİSİ SOYLUCA ?

HANGİSİ SOYLUCA ?

İçişleri Bakanı Soylu’nun yaptığı soylu davranışa karşı: masumları, asker ve emniyet güçlerini şehid edip terör estirenleri savunan PKK sözcüsünün yalanları yüz yıl önceki oyunların tekrarını göstermektedir.

Sürekli Erdoğan’ı Abdülhamid dönemi ile karşılaştırmanın gerçekliği netlik kazanmıştır. Oyun aynı oyundur.

İşte o yalan oyunu.

-“Arjantin’e giden Ebru Günay ile Garo Paylan, PKK’yı savundu; Türkiye’de azınlıkların öldürüldüğü iftirasını attı.

1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına gönderme yapan Paylan, “110 yıl önce Türkiye’de her türlü suçu işleyen bir sultan vardı. Ermeniler, muhalefetin iktidara gelmesiyle bazı şeylerin değişeceğine inanıyor. Ancak geçmişte muhalefet, iktidara geldiğinde sultandan da zalim davranarak Ermeni soykırımını gerçekleştirdiler. Ben Kürt arkadaşlarımı şu şekilde uyarıyorum. Erdoğan’dan kurtulmak Türkiye’de demokratik bir rejime sahip olacağımız anlamına gelmiyor.” dedi.[1]

-Bakan Soylu şunları söyledi.

“Çok yakın bir zamanda, 14 gün önce Suriye’nin bir tarafında, bizim kırsalda bitirdiğimiz MLKP ile Amerikalılar görüştüler. Ne görüştüklerini de biliyoruz. Hem de isim isim… Kimlerle görüştüler… Ne görüştükleri bizde kalsın.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Habertürk TV’de katıldığı canlı yayında, gündeme bomba gibi düşen bir açıklamada bulundu. Soylu, MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) terör örgütü üyelerinin Suriye’de Amerikalılarla görüştüğünü duyurdu.”[2]

-CHP’nin Suriye’de çözüm için Türkiye’de yapılacak konferansa terör örgütü PYD’nin dışında ÖSO’nun da çağrılmayacağı belirtildi.[3]

-Oysa Öso Türkiye tarafından eğitilip, beraber Esed ve PKK’ya karşı mücadele vermektedir.

Bir yandan PKK terör örgütü görülmez, destek olunurken, diğer yandan onlarla mücadele edenler terör örgütü görülmektedir!

Belli ki Birileri Esed ve PKK’nın temsilciliğini yapmaktadır.

Siz hiç dünyada devletin dağda teröristle savaşırken, halkında, yönetiminde, belediye başkanlıklarında ve meclisinde o teröristleri savunanları gördünüz mü?

MEHMET ÖZÇELİK

20-08-2019


[1] http://m.haber7.com/siyaset/haber/2889099-hdpli-vekiller-yine-hadlerini-astilar-cumhurbaskani-erdogana-iftira

[2] http://m.haber7.com/siyaset/haber/2889074-bakan-soylu-acikladi-abdliler-ile-14-gun-once-gorustuler

[3] http://m.haber7.com/siyaset/haber/2889103-chp-pyd-ve-oso-haric-herkesle-gorusecegiz

Loading

No ResponsesAğustos 21st, 2019

SIZINTI

SIZINTI

-Fetönün bıraktığı boşluğu diğer cemaat ve tarikatlar mı dolduruyor?

Aslında doldurmadan ziyade, cemaatlere gölge eden fetönün devre dışı olmasıyla bu cemaatlerin ortaya çıkma hadisesidir.

Ancak şu tehlike geçmiş değildir; Dün Fetöyü kullanan iç ve dış güçler, başka cemaat ve tarikatları kullanmayacağı ve hatta yeni bir cemaat çıkartmayacağı garantisi yoktur.

Özellikle bu konuda tecrübeli olan İngiltere çok rahatlıkla maddi manevi destek ile çok rahatlıkla bir cemaat oluşturabilir.

Veya oluşmuş bir cemaati karıştırıp kullanabilir.

-Ve özellikle Çift yüzlü, çift kimlikli, çift şahsiyet kişilerle.[1]

Bunlar kabul görmemiş, zayıf görüşleri parlatarak yeni ve kendi görüşleriymiş gibi topluma sipariş ederler.

Mesela; Neshi kabul etmeyenlerin öne sürdükleri kıyası faside göre, Allah’ın sonradan aklına gelme, önceki görüşünü değiştirme olmayacağını söylerler.

Peki Hz. Ademden beri değişen hükümler hatta Musa kavmine haram edilenin bizlere helal edilmesi, sonradan hatırlama veya kendini tekzib mi etmiş oluyor?

Veya üç aşamada yasaklanan içki yasağının hangisini uygulayacağız?

-Ve kendimin yedi yıldır Tv-lerde yaptığım ve devam ettiğim tefsir derslerimde faydalanmaya çalıştığım ancak pek yetersiz ve doyurucu bulmadığım ve hakkında şaibeler bulunan Diyanetin Kuran Yolu Tefsirli Meali toplumda bu yanlışlara cevap olmamakta ve kapı açmaktadır.[2]

Bir emek verilmekle beraber, aydınlatıcı, ciddi ve kapsamlı bir çalışma olmayıp, pazarlama ve ısmarlama olduğu belli oluyor.

*************

”CIA, 1950’ler öncesinden günümüze kadar sayısız vakfın içine büyük ölçüde sızmıştır. ABD Kongresi’nin 1976’daki araştırma sonuçlarına göre uluslararası alanda faaliyette bulunan vakıflara yapılan bağışların yüzde ellisinin arkasında CIA vardır. CIA, Ford ve benzeri vakıfları, en iyi, uygun ve önemli vakıflar olarak kabul etmektedir.
Eski bir CIA yetkilisi, etkin ve prestijli vakıfların CIA’ya fon aktararak gençlik grupları, işçi sendikaları, üniversiteler, yayınevleri vb. kuruluşlara sayısız gizli operasyonlar düzenlettiğini, bunlara 1950’lerden itibaren “İnsan hakları grupları”nın ilave edildiğini açıklamıştır.”[3]

-“CIA ve Warburg’lann temel örgütü olan Politik Araştırmalar Enstitüsü James Paul Warburg tarafından finanse edilmiştir.
Enstitünün kurucu üyelerinden Marcus Raskin Ford Vakfı Başkanlığı’nı Mc George Bundy’den devralmıştır.
Bundy, Raskin’i daha sonra, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Başkan Kennedy’nin de şahsi temsilciliğine atanmasını sağlamış, 1963 yılında CIA’nın uyuşturucu kullanma kültür programını yürüten Demokratik Toplum için Öğrenciler Derneği’ni finanse etmiştir.
Günümüzde Tavistock ABD’deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmaktadır. Vakıfların tümü de Amerikan mükelleflerinin ödediği paralarla fonlanmaktadır.
ABD’nin Dünya Düzeni üzerindeki kontrolü artırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu vakıflara bağlı olan 400 kuruluş 3000 araştırma grup ve düşünce kuruluşu Tavistock’un doğrudan kontrolü altındadır.”[4]

-“Soğuk savaş öncesi ve sırasında iki süper güçten en güçlüsü olduğuna karar veren ABD Yönetimleri Dünya İmparatorluğu projesini gerçekleştirmek amacıyla CIA Örtülü Operasyon ve Özel Savaş Operasyonlarını zorunlu görmüşlerdir. Aradan geçen 50 yıla yakın bir süre sonra da, yeni Tek Dünyacı CIA’cı Neo Con güdümündeki ABD Yönetimleri de tıpkı öncekiler gibi Küresel Emperyalist İmparatorluk projesini hızla uygulattırmaya soyunmuşlardır.”[5]

-Dikkat etmek lazımdır.

-ABD’den papaz geldi ajanlık yaptı.

Elçi geldi darbeye zemin hazırladı.

Ve zaten sicili lekeli.

Böyle olunca şu anda yeni atanan elçi acaba ne için geldi?

Kürt devletinin kurulmasına yardımcı olmak için mi?

Cemaatleri karıştırmak ve birbirine kırdırmak için mi?

MEHMET ÖZÇELİK

20-08-2019


[1] Bak. https://www.risalehaber.com/mustafa-islamogluna-21259yy.htm

[2] http://www.ihvanlar.net/2012/05/09/kuran-yolu-tefsirli-mealinde-skandal/

http://www.ihvanlar.net/2013/04/05/diyanetin-kuran-yolu-tefsirli-mealinde-skandallar-bitmiyor/

[3] EROL BİLBİLİK-İşgal Örgütleri CIA-NATO-AB-Sh.5.

[4] Age.20.

[5] Age.85.

Loading

No ResponsesAğustos 21st, 2019

TÜRKİYE BAĞIRSAKLARINI TEMİZLİYOR

TÜRKİYE BAĞIRSAKLARINI TEMİZLİYOR

-Terörün destek gücü içeridedir.[1]

– Belgeleriyle bunlar sabit olmuştur.[2]

-İstanbul Belediye başkanı görevden alınan terör destekçilerine sahip çıkmakla suç işliyor.

Yoksa sırada İstanbul büyükşehir belediyesi mi var?[3]

-Türkiye bağırsaklarını temizliyor ve buna destek sürüyor.[4]

-Kirli yüzler teker teker kendisini gösteriyor.

Suça ve teröre destek olduklarını bizzat gösteriyorlar.

Devlete saldırı olduğunda ses çıkarmayanlar, neden terörü destekleyenlere operasyon yapıldığında desteklerini gösteriyorlar?[5]

-Kirlenmenin gerçek yüzü.

İşte Abdullah Gül’ün ve Ahmet Davutoğlu-nun beyanı ve rahatsızlığı.

Hala anlamamış mı yoksa kendilerine belli yerde yer mi açıyorlar?

-Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu: “Belediyenin kaynakları PKK terör örgütüne tahsis edilmeye başlanmıştır.”

Bunlar bu beyanlarıyla teröre ve teröriste destek olmuyorlar mı?

İşte Abdullah Gül penceresinden terör suçundan alınanlara bakış açısı;

“Daha yeni seçilmiş belediye başkanlarının “bu şekilde” görevden alınmaları demokrasimiz için doğru olmamıştır.”

-Bu da Davutoğlu canibinden;

“Kısa süre önce gerçekleşen seçimlerle göreve gelen Mardin, Diyarbakır ve Van Belediye Başkanları’nın idari tasarrufla görevden alınması demokratik sistemin ruhuna aykırıdır.

Seçimle gelenlerin seçimle ayrılması milli irade ilkesinin gereğidir.”[6]

Nedense her ikisinin beyanları bir dakika ara ile veriliyor!!!

Hayret ki ne hayret.

PKK ve ona destek olanlara vurulurken, sesler nereden ve nerelerden çıkıyor?

-Ya hu şu karamollaoğlu nerede demeye kalmadan, ben burdayım, dedi.

Karamollaoğlu’nun kayyım tepkisi! “Teröristten farkımız kalmaz”[7] demiş. O zaman alınanların terörist olduğunu mu söylemiş oluyor?

Peki neden teröristi almak teröristle aynı olsun?

Aklın durduğu ve donduğu son nokta.

Bu beyanlar terörü besliyor, güç veriyor.

-Kimi seçeceği iradesini gösteremeyenlere bunun yapılması normal ve yerindedir.

– Alınmalar yerinde bir karardır.

Millet olarak destekliyoruz.

-Bu operasyon umarız aynı zamanda hem içeridekilerin ve hem de ABD’nin planını boşa çıkarır.[8]

MEHMET ÖZÇELİK

19-08-2019


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/hdpli-belediyelere-operasyon-suriye-konusuyla-dogrudan-baglantili-3502558

https://www.yenisafak.com/gundem/diyarbakir-mardin-ve-vana-neden-kayyum-atandi-3502521

https://www.yenisafak.com/gundem/mardin-belediyesinden-cikarilan-sehit-yakinlari-yeniden-ise-alindi-3502578

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/icisleri-bakanligindan-3-buyuksehire-kayyum-aciklamasi-3502524

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888454-van-diyarbakir-ve-mardin-belediyeleri-pkk-karargahi-olmustu

[3] https://www.yenisafak.com/gundem/istanbulu-sel-gotururken-tatile-devam-eden-imamoglu-hdpliler-icin-aninda-tweet-atti-3502554

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888554-gorevden-almalar-imamoglunu-rahatsiz-etti

[4] https://www.yenisafak.com/gundem/hdpnin-31-martta-kazandigi-buyuksehirler-kayyuma-gecti-3502575

https://www.yenisafak.com/gundem/pkkya-kiran-operasyonu-129-tim-harekete-gecti-3502583

https://www.yenisafak.com/gundem/29-ilde-teror-operasyonu-418-supheli-gozaltinda-3502529

[5] http://m.haber7.com/dunya/haber/2888581-abden-turkiyeye-karsi-hdp-aciklamasi-aciklamada-imamoglu-detayi

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888484-kayyum-sonrasi-hdpden-ic-savas-cagrisi-chpden-destek

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888631-chp-yine-algi-operasyonuna-basladi

[6] https://www.bbc.com/turkce/live/haberler-turkiye-49392204

[7] https://www.yeniakit.com.tr/haber/karamollaoglunun-kayyim-tepkisi-teroristten-farkimiz-kalmaz-893274.html

[8] http://m.haber7.com/guncel/haber/2888452-abdnin-gizli-turkiye-plani-yine-ayni-taktik


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/hdpli-belediyelere-operasyon-suriye-konusuyla-dogrudan-baglantili-3502558

https://www.yenisafak.com/gundem/diyarbakir-mardin-ve-vana-neden-kayyum-atandi-3502521

https://www.yenisafak.com/gundem/mardin-belediyesinden-cikarilan-sehit-yakinlari-yeniden-ise-alindi-3502578

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/icisleri-bakanligindan-3-buyuksehire-kayyum-aciklamasi-3502524

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888454-van-diyarbakir-ve-mardin-belediyeleri-pkk-karargahi-olmustu

[3] https://www.yenisafak.com/gundem/istanbulu-sel-gotururken-tatile-devam-eden-imamoglu-hdpliler-icin-aninda-tweet-atti-3502554

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888554-gorevden-almalar-imamoglunu-rahatsiz-etti

[4] https://www.yenisafak.com/gundem/hdpnin-31-martta-kazandigi-buyuksehirler-kayyuma-gecti-3502575

https://www.yenisafak.com/gundem/pkkya-kiran-operasyonu-129-tim-harekete-gecti-3502583

https://www.yenisafak.com/gundem/29-ilde-teror-operasyonu-418-supheli-gozaltinda-3502529

[5] http://m.haber7.com/dunya/haber/2888581-abden-turkiyeye-karsi-hdp-aciklamasi-aciklamada-imamoglu-detayi

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888484-kayyum-sonrasi-hdpden-ic-savas-cagrisi-chpden-destek

http://m.haber7.com/siyaset/haber/2888631-chp-yine-algi-operasyonuna-basladi

[6] https://www.bbc.com/turkce/live/haberler-turkiye-49392204

[7] http://m.haber7.com/guncel/haber/2888452-abdnin-gizli-turkiye-plani-yine-ayni-taktik

Loading

No ResponsesAğustos 19th, 2019

CAN VEREN PERVANEDEN -Hülaseten-

CAN VEREN PERVANEDEN -Hülaseten-

-Afet-i gamdan aceb dünyada kim azâdedir

Herkesin bir derdi var mâdem ki âdemzâdedir

Bir hûma-yı zevki bin sayyâd-ı gam takib eder

Böyle bir mevhuma bilmem neden halk üftâdedir

-Geç gelir tez gider deyû safa çekme keder

Âlemin hâli budur böyle gelir böyle gider

-Göz yum cihâna aç gözünü dem gelir geçer

Sen göz yumup açınca bu âlem gelir geçer

-Âdem oğlu âleme üryan gelir üryan gider

Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider

-Yenişehirli Avni Bey,

Sanman kim taleb-i devlet-i cah etmeğe geldik

Biz âleme bir yar için ah etmeğe geldik.

-Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz
[Zaman bağının baharını da gördük güzünü de; üzerimizden neş’e rüzgârları
da geçmiştir gam fırtınaları da.]

Necip fazıl kısakürek

ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, 
gündüz geceye muhtaç; bana da sen lazımsın.

-Hayâlî Bey:

Âdemî kan yutmadan hâlî değil ol demde kim Ana rahminde vücûdün câmesin pür-hûn giyer

[İnsanoğlunun bu dünyada kan kusmasında şaşacak ne var? Dünyaya ilk adım attığı yer olan ana rahminde kandan ibaret olan bir elbise giymiş değil midir?]

-Nazar kıl nev’-i insâna kimi zehr ü kimi sükker Aceb hikmet bir ağaçtan olur türlü semer peydâ

[İnsanlara şöyle bir bak: bazıları var ki onları tanımak şeker gibi tatlı ve faydalı, bazıları da adeta zehir; öyledir işte, şaşılacak durumdur ki bir ağaçtan çeşit çeşit meyve husule gelir. Halk arasında kullanılan bir tabiri hatırlamalı bu noktada; “alimden zalim, zalimden alim.“

-Veren de o alan da o, nedir senden gidecek? Telaşını gören de, can senin zannedecek. / Necip Fazıl Kısakürek

-Bizi bî-kes sanıp ey gam yok etmekden hazer kıl kim Cihânı yok iken var eyleyen Allah’ımız vardır
Hayâlî Bey

-Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır
Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi

Ko bu ayş ü işreti çünki fenadır akıbet
Yâr-i bâkî ister isen olmaya taat gibi

Olsa kumlar sayısınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi

Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fariğ ol
Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi

Muhibbi

-Ahmet Paşa ise bakın ne diyor:

Âşık-ı sâdıkda dil birdir olur mu yâr iki Hangi taht üstünde mümkündür hünkâr iki

[Sâdık olan âşıkta gönül birdir, yar nasıl iki olur? Bir tahtta iki padişah gördün mü hiç?]

-Mizâhi görünümlü bir halk türküsü:

On kere demedim mi sevme dokuz yâr

Sekizde vefâ yedide sefâ olmaya zinhâr

Altı ile beş, dört ile hiç başa çıkılmaz

Üçün ikisini terk edegör tâ kala bir yâr

-Doğu ile Batı dedim de yukarıda aklıma geldi. Sakallı Celâl’in şu sözü:

Toplumumuzu kastederek diyor ki: “Doğuya giden gemide Batıya koşan tayfalarız.” Teşhise bak! Bu ülkenin aydınları için “körler ülkesinin şaşıları” diyen de oydu.

-Bıçak soksan gölgeme,
Sıcacık kanım damlar.
Gir de bak bir ülkeme:
Başsız başsız adamlar…

Ağlayın, su yükselsin! 
Belki kurtulur gemi.
Anne, seccaden gelsin; 
Bize dua et, emi!

Necip Fazıl Kısakürek

-Eli boş gidilmez gidilen yere

Mevlâm boş gelmedim suç getirdim

Dağlar çekemezken o ağır yükü

İki kat sırtımda pek güç getirdim

Tâhirü’l-Mevlevî 

-Boğazında Hakik Var
Ne Çok Kalbi Yıkık Var
Şimdiye Kavuşurduk
Arada Münafık Var. Yozgat türküsü

-Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz

Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz.

-Ahmet Paşa’dan:

Dün tabîbe derd-i dilden bir devâ sordum dedi

Gam yemekden özge bu derdin devâsın bilmedim

[Tabibe gönül derdi için bir deva sordum. Muayene etti ve reçete olarak ‘gam’ yazdı. Başkaca ilaç yokmuş.]

-Hayâlî’den:

Bezlini evvel bahârın kûha sor hâmûna sor

Mâl-i dünyâdan ne alıp gittiğin Kârûn’a sor

[İlkbaharın saçtığı güzelliklerden ne kaldığını dağlardan, ovalardan sor. Hazinelerinin anahtarlarını develere taşıtan Kârûn’a, dünyadan ayrılırken ne alıp gittiğini bir sormalı.]

-Sârbân-ı vakt isen hazm eyle zîrâ vakt olur

Bir topal merkep belâsıyla katâr elden gider

[Kervancıbaşı olarak çok dikkatli ol. Hiç önemsemediğin topal merkep yüzünden bir de bakmışsın katarın tamamını kaybetmişsin.

Hani demezler mi: “Bir çivi bir nalı kurtarır, nal atı, at süvariyi, süvari orduyu” Onun gibi, hiçbir ayrıntıyı ihmal etme.]

-Ayna arkasındaki papağan gibiyim, ezeli üstad ne derse onu söylerim.
Mektubat-ı Rabbani 

-“Ol kimse ki kendini bî-hâsıl bile vâsıldır.”

-“Kamış boşum dedi şekerlendi / Ağaç yükseldi, baltayı yedi”

-Bana hiç nefs-i emmârem gibi sû’i karîn olmaz

Bu düzd-i hanegînin kimse şerrinden emîn olmaz

Hâmî-i Âmidî (Diyarbakırlı Hâmî)
[Bana nefs-i emmârem kadar tehlikeli düşman yok. İçerdeki hırsız olduğundan kilit de kâr etmiyor.]

-Yâdında mı doğduğun anlar 
Sen ağlardın gülerdi âlem 
Öyle bir ömür sür ki mevtin 
Olsun sana hande, halka mâtem

Dünyaya geldiğinde ağlıyordun ya! Herkes de gülüyordu, oğlumuz/kızımız oldu diye. Bak ömrünün sonuna gelmek üzeresin. Öyle yaşa ki sen giderken insanlar ağlasın da sen gül. Son gülen iyi güler. Son gülmek, ölürken gülmektir; yoksa diğer bütün gülmekler sondan bir öncedir.

-Dogru olsam ok gibi yabana atarlar beni
Egri olsam yay gibi elde tutarlar beni

Hic keder elem etme bos yere matem etme
Düsmanlarini tani uzak dur sitem etme


-Ne fakiri aç gördüm ne zengini tok
Hedefine varır elbet doğru ok

Hz. Mevlana

-Veren de O Alan da O, Nedir Senden Gidecek?

Telaşını Gören de, Can Senin Zannedecek. 

-“Teberri olmadan tevelli olmaz” Yani zararlıdan, kötüden, hayırsızdan uzaklaşmadıkça, güzele yanaşamazsınız asla.

-Hazret-i Mevlana buyuruyor ki: “Beden adlı merkebe bindin, ahire doğru yola çıktın, adam gibi dizginleri tut, işi merkebe bırakırsan ahıra gidersin.”

Cihânda Cennet-ül Me’va muvafık yârla hem demdir,
Muhâlif şahsa yâr düşmek bu âlemde Cehennemdir.

Ş a i r Hayali d i y o r ki:
Ne zillet vermeye rağıp ne devlet hâhımız vardır.
Ko gayri gayra yâr olsun, bizim Allahımız vardır.

-Ârif-i ahvâl olan bir hâlete dil bağlamaz,
İnkılâb eyler zaman, ikbâl olur, idbâr olur.

-Katıra sormuşlar “baban kim?” Cevabında; “at dayım
olur” demiş, kibarca.

-“Durdurun dünyayı inecek var”

-Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen.
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

-Molla Camiden buyuruyor:
Yâ ResûlAllah! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf?
Dahil-i cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû,
O reved der cennet, men der cehennem key revast?
O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-t tû…
Hani eski zamanlarda yedi mümin genç vardı da biz Eshabı kehf diyorduk onlara İşte o yedi seçilmişler:
Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştetayyuş adlı yedi kahraman.

Şair diyor ki:
“Ya Resulullah eshab-ı KehPin köpeği cennete gitmiş.
Benim cehennemde yanmam reva mıdır ki ben de senin eshabının köpeğiyim.”

-Hasen-i Basri hazretleri de şöyle duâ ediyor:
“Ya Rabbi cehennemi hak ettiğimi biliyorum ama girersem İblis sevinecek. Onu sevindirme beni affet.”

-Hazret-i Aişe ilave ediyor:
“Mısır kadınları Hazret-i Yusuf’u görünce ellerini kestiler, seni görselerdi yüreklerini keserlerdi, farkına varmazlardı Ya Resulallah!”

-Ve lev sentía ehlü Mısra evsâfe haddihî.
Lemâ bezelûft sevmi Yûsüfe min nakdin.
Levîtnâ Zelîhâ lev reeyne cebînehû.
Le âserne bilkatil kulûbi alel eydi.
Efendimize, sallallahü aleyhi ve sellem, sordular; “en çok kimi seversin ya Resulallah?”
“Aişe’yi—”
“Erkeklerden?”
“Aişe’nin babasını.

-Şimdilik hüsnü (güzelliği) sana, aşkı hana vermişler.
Âriyetdir (emanettir) bu da cânâ; ne şenindir ne benim.

-Mümin de illet, kıllet, zillet oluyor.
İllet: Hastalık.
Kıllet: Fukaralık.
Zillet: İtibarsızlık.

-Cenab-ı Allah dert veriyor, sevdiği kullarına. Eskiler: “Kırk gün bela gelmezse kork” diyor, “ne günah işledin acaba?” diye soruyorlar nefislerine… Yani nefis muhasebesi yapıyorlar.

-“Usul vusule tekaddüm eder…” (Mecelle)

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned.
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned.
Dinle, bu ney neler hikâye eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder?
-Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend.
Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend.
Beni kamışlıktan, kestiklerinden beri feryâdımdan erkek ve kadın bütün insanlar müteessir olmakta ve inlemektedir.

-Ney dediğin; yedi-sekiz delikli bir sopa. Ne diye sızlanı­yor? Kamışlıktan (neyistan’dan) kesildi, koparıldı da ondan, vatanına hasret, özlüyor.
Baban (Adem aleyhisselam) cennette idi, sen dünya adlı bir çöplüğe geldin. Berbat bir yer, hiç de keyif vermiyor. Elbette ayrılık acısı olacak.

-Muhabbetten Muhammed oldu hasıl.
Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl
?

-Ataullah İskenderi hazretleri Hikem-i Ataiyye adlı eserinde buyuruyor ki:
“Zillet ve inkisara sebep olan günah, izzet-i nefse ve kibre sebep olan taatten hayırlıdır.”

-Ne harabi ne harabatiyim,
Kökü mazide olan atiyim..

-“Mâ medahtü Muhammeden bi makâlâtî
Lâkin medahtü makâlâtî bi Muhammedin”

Ben kelamımla Hazreti Muhammed’i(s.a.v) övmedim. Ancak Hazreti Muhammed (s.a.v) ile kelamımı yücelttim.

-Sultan I. Ahmed’in, Efendimiz(sas) için yazdığı kıt’a:

“N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim

Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-i Rusûlün

Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir

Bahtîyâ durma yüzün sür kademine o gülün”

-Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne,

Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.

Eğer mutlu olayım dersen dünyaya gelme,

[Çünkü] Dünyaya gelen ölüm  taşından kurtulamaz.

-Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez,

Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan.

Talihsiz olanın bahçesine bir damlası düşmez,

Yağmur yerine inci ve mücevher yağsa gökten .

-İdrâk-i me’âlî bu küçük akla gerekmez,

Zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez.

Yüce anlamları kavramak bu küçük akıl için gerekmez,

Çünkü bu terazi o kadar ağırlığı tartmaz.

-Dehrin ne safa var acaba sîm ü zerinde 
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde

Bir reng-i vefa var mı nazar kıl şu sipihrin
Ne leyl ü nehârında ne şems ü kamerinde

Seyr etdi hava üzre denir taht-ı Süleyman 
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Hürr olmak eğer ister isen olma cihanın
Zevkında safâsında gamında kederinde

Canan gide rindan dağıla mey ola rızân
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde

Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da bi`1-farz
Her kim ki hasâset ola ırk u güllerinde

Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim 
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde

Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât 
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz 
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

Ben her ne kadar gördüm ise ba`zı mazarrat
Sâbit-kademim yine bu re`yin üzerinde

İnsâna sadâkat yaraşır görsede ikrah 
Yardımcısıdır doğruların hazret-i Allah.
Ziya Paşa

-Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir 

«Kimsesiz bir kimse yok herkesin var kimsesi Kimsesiz kaldım medet ey kimsesizler kimsesi» Fatih Sultan Mehmed

-Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi
*******
Kimse aradığım yollarda
Kimsesizlik kimsem oldu
Dinsin artık hicranın cana 
Kimse aradığım yollar
Kimsesiz kimselerle doldu

Avni (Fatih Sultan Mehmed)

-“Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.” Yunus Emre

*«Dil bedest âver ki hacc-ı ekberest
Ez hezârân Kâbe yek dil bihterest
Kâbe bünyâd-ı Halil-i âzerest
Dil nazargâh-ı celil-i ekberest.»

Bir gönül yapmak, Hacc-ı Ekber’dir (En büyük hacdır.).
Binlerce Kâbe yapmaktan bir gönül almak daha iyidir. 
Kâbe, Hz. İbrâhim’in binâsıdır; 
Gönül ise Yüce Allah’ın nazargâhı…)
Mevlana

-“Gamzedeler Gamzedeler

Gam vurur, gam zedeler.

Sinemi hakkâk delemez,

Delerse gamze deler.”

-Oda yansın o da yansın.
Ben yanmışken oda yansın
Güvendiğim tüm dağlardan
Ben çekildim o dayansın

-YANA DURSUN YANA DURSUN
SÖYLEN O’NA YANA DURSUN
BELKİ BİR GÜN UĞRAR YOLUM
YÖNÜ YOLDAN YANA DURSUN.

– Dünyasına dünyasına
Aldanma hiç dünyasına
Dünya benim diyenindir 
Gittik daha dün yasına

– Dün tabîbe derd-i dilden bir devâ sordum dedi Gam yemekden özge bu derdin devâsın bilmedim | Ahmed Paşa

Tevekkül ehliyiz hergiz bizim âmâlimiz yokdur 
Müheyyâdır bizim’çün devlet isti’câlimiz yokdur.Nef’î

– Şair Nâbî (1640 – 1712) der ki:
 
Eğerçi köhne metâ’ız revâcımız yokdur 
Revâca da o kadar ihtiyâcımız yokdur
 
O câh kim ola hem-dûş ihtimâl-i zevâl 
Teveccüh etde bile ibtihâcımız yokdur
 
[Evet eski malız biz, bitpazarına nur yağmaz ya; piyasada geçerliliğimiz yoktur. Ama olsun, zaten revaca ihtiyacımız da yok.
 
Elden çıkması kaçınılmaz olan dünya makamları bizim tarafa yönelecek olsa, sevnmeyiz bile.]

– Sabrın sonu selâmet,
Sabır hayra alâmet.
Belâ sana kahretsin;
Sen belâya selâm et!

Felâh mı, onda felâh,
Silâh mı, onda silâh.
Sen de kim oluyorsun?
Asıl sabreden Allah.

Sabır, incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır Hakka tevekkül.
Sabır hakka itimat.

Sabırla pişer koruk,
Yerle bir olur doruk.
Sabır, sabır ve sabır,
İşte Kur’anda buyruk!

Bir sır ki âşikâre,
Avcı yenik şikâre.
Yalnız, yalnız sabırda
Çaresizliğe çare…
Necip Fazıl Kısakürek

– Bende yok sabr-ı sükun, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre.NABİ

Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme

Esîr-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme

Tarîk-i aşkda bî-çâre-yi hicrânı incitme

Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme

Felekde hâsılı insân isen bir cânı incitme

Günâhkâr olma “Fahr-i Âlem-i Zî-şân”ı incitme.Alvarlı Muhammed Lutfî

– “Bakma yâ Rab sevâd-ı defterime, Onu yak âteşe benim yerime” “Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl, Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim”

-”Benimki benim,seninki de senin!” BU ŞERİATTİR… ”Seninki senin,benimki de senin!” BU TARİKATTİR… ”Ne benimki benim ne de seninki senin…Herşey ALLAH’ın!” BUDA HAKİKATTİR!!

* Sen usandırma eli el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
Dest-i a’dâdan soğuk su içme ki kandırmaz seni
Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni

– Seyyiât insana nefs-i kemterîninden gelir
Her hacâlet âdeme sû-i karîninden gelir
İzzet ü zâtı mekâna hep mekîninden gelir
İstikâmet müstâkimü’l-hâ dininden gelir
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni.
Diyarbakırlı Said Paşa

– Ejder-i nefsi helâk et Şîr-i Yezdanlık budur.
Kibrini mahvet gönülden Şâh-ı Merdanlık budur.
Menzilin Kâf-ı Kanâ’at eyle Hâkânlık budur.
Hây u hûdan fâriğ ol âlemde sultânlık budur.
Pendini gûş eylegil mûrun Süleymânlık budur.
Ejder-i nefsi helâk et Şîr-i Yezdanlık budur.

– Yetiş ey keştibânım büsbütün deryada yangın var 
Değil derya yalınız cümle hep sahrada yangın var 

Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mest oldu bülbüller 
Zemîn ü âsumân dünyâ ve mâfîhâda yangın var 

Erişti nev-bahâr vakti figâna başladı bülbül 
Değil bülbül yalınız ol gül-i ranâda yangın var 

Kaşınla kirpiğin zülfün beni mest etti ey dilber 
Değil mestane gözler kâmet-i zîbâda yangın var 

Muhabbetden yarattı Ol Habîb’i Hazret-i Mennân 
Değil kim Ol Muhammed Hazret-i Mevlâ’da yangın var 

Hitab-ı “kün fekân” erdi zuhura geldi akl-ı küll 
Felekler gulgule düştü kamu esmada yangın var 

Zemîne indi me’vâdan nice yıllar döküp kan yaş 
Yalınız ağlayan Âdem değil Havva’da yangın var 

Nice yıl hasret-i hicran oduyla yaktı Kenan’ı 
Yanan Yakûb değil gör Yûsuf u Zelha’da yangın var 

Cihan halk olalı göster bana âsûde ahvâlin 
Ki yok bir istirahat esfel ü âlâda yangın var 

Erişti Sâmî-yi Sultân beraber dilber-i rûhân 
Değil yalınız Erzincan Yemen San’a’da yangın var 


Bilinmez Salih’in rengi çalınır tablı gülbangı 
Kurulmuş Kerbelâ cengi yaman gavgâda yangın var.
Salih Baba Divanı

* Ne zillet vermeğe râgıb ne devlet hâhımız vardır/

 Ko gayrı gayra yâr olsun bizim Allah’ımız vardır Hayâlî Bey

* Bizi bî-kes sanıp ey gam yok etmekden hazer kıl

kim Cihânı yok iken var eyleyen Allah’ımız vardır. Hayâlî Bey

MEHMET ÖZÇELİK

19-08-2019

Loading

No ResponsesAğustos 19th, 2019

NASIL OLURSANIZ ÖYLE YÖNETİLİRSİNİZ

NASIL OLURSANIZ ÖYLE YÖNETİLİRSİNİZ

-“Kemâ tekûnû yuvella aleyküm” (Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar).

-“A’malüküm ummalükum” (Amelleriniz yönetcilerinizdir, onlar sizlerin eseridir)[1] denilmiştir.

-“Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.”[2]

-“Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.”[3]

-“Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp, mâsumları da yakar.”[4]

-Beyhaki, Ka’b’ın şöyle dediğini nakleder:

“Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir.”[5]

Hz. Peygamber’in duası:

“Allah’ım merhametsizleri bize musallat etme.”[6]

Dünyadan değil, kendi memleketinden haberdar olmayan adam, başbakanlık yapmaya hazırlandırılıyor.

Oysa sağırların bile duyduğunu duymayana ne denir?

-Kılıçdaroğlu’ndan şaşkına çeviren Doğu Akdeniz ve Türkiye çıkışı!

PES DEDİRTEN SORU: DOĞU AKDENİZ’DE NİYE TÜRKİYE YOK

Doğu Akdeniz’de zengin petrol var, doğal gaz yatakları var. Amerika orada, Yunanistan orada, Kıbrıs Rum Yönetimi orada, Mısır orada, Katar orada… Hepsi orada. Bir tek devlet yok, Türkiye! Niye yok? Başarılı dış politika güdüyorlar sözde. Niye yok? Hangi gerekçeyle yok Türkiye orada?

Mısır’la kavga ettik. Niye kavga ettik?

-İşte yoruma bile gerek olmayan açıklama.[7]

İşte başkanının kopyasının felaket anındaki keyfi.

Meteorolojinin günler öncesinden uyarmasına rağmen İstanbul’da bugün yaşanan sel felaketinde can ve mal kayıpları yaşandı. Selden zarar gören vatandaşlar İBB’nin önlem almadığını ve mazgalların temizlenmediği için su baskınları olduğunu ileri sürerken, Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ortalarda görünmemesi tartışma konusu oldu.[8]

Türk-iş Genel Başkanı’nın mikrofonu açık kaldı : “Uzasa işi karıştıracaktık, böyle kapattık iyi oldu”[9]

Memleketimizdeki fitnenin ve uzun süren terörün, samimiyetsizlik ve çözümsüzlüğün sebebi çok iyi anlaşılıyor, değil mi?

MEHMET ÖZÇELİK

18-08-2019


[1] Bk. Acluni, I / 146, II / 127.

[2] En’am, 6/129.

[3] Rad, 13/11), bk. A’raf, 7/39; Şuara, 26/99; Ahzab, 33/67.

[4] Enfâl.25.

[5] Bk. İsra, 17/16.

[6] Tirmizi, Daâvât, 79). Bak. https://sorularlaislamiyet.com/nasil-yasiyorsaniz-oyle-yonetilirsiniz-sozunun-kaynagi-nedir

[7] http://video.haber7.com/video-galeri/144155-kilicdaroglundan-saskina-ceviren-dogu-akdeniz-ve-turkiye-cikisi

[8] http://www.haber7.com/siyaset/haber/2888237-alti-gun-izne-ayrilan-ekrem-imamoglu-istanbulu-unuttu

http://www.haber7.com/guncel/haber/2888233-yilmandan-imamogluna-tavsiye-keske-bodrumdan-aday-olsaymis

https://www.ahaber.com.tr/video/gundem-videolari/ekrem-imamoglundan-kendisini-elestiren-vatandaslara-tepki-bos-bos-konusmayin-video

[9] https://twitter.com/kacsaatolduson/status/1161335305091371014

Loading

No ResponsesAğustos 18th, 2019

ŞİFA

ŞİFA

Hz. İbrahim Peygamber: “Hastalandığımda da O bana şifa verir.”[1]

Bediüzzamanın talebelerinden Merhum Ali İhsan Tola maddi ve manevi hastalıkların tedavisinde, bazı sırlara vukufiyetinde bir kadir gecesi mesabesinde bin ay bereketli ömür sürmüş bir şahsiyettir.

Büyük şahsiyetler genellikle kendi hayatlarında pek bilinmez, hayatları yeteri kadar kayıt altına alınmaz.

Merhum Tola-nın ansiklopedik hayatı nisbeten kendi ve çevresi tarafından hatıralarla kitap haline getirilmiştir.

-Bende kendisini 1993 yılında asker dönüşü ziyaret etmiş ancak evde bulamamıştım.

Adeti üzere sobasının üzerinde Karabaş otu kaynıyordu.

Telefonla görüştüğümde bir hadisi nakletmişti; ”Devası bulunmayan hastalıktan dolayı ölen şehittir.” demişti.

-Haşlanmış buğday ile pişmemiş buğday nasıl ürün vermede aynı değilse, aynı şekilde de bitkilerin faydaları da özelliklerine göre ayrılır.

Tabiat bir eczahanedir. Merhum Tola adeta bitkilerle konuşarak özelliklerine vakıf olmuş maddi manevi özelliğe sahiptir.

Kendisinin hayatını ve tavsiyelerini internet ortamında genişçe takip edebilirsiniz.

Bu zamanın en büyük terörü, gıda terörüdür.

Daha önceleri de genişçe yazdığım üzere; Kur’an-ı Kerim-de Yahudilerin yer yüzünde iki defa fesad çıkaracaklarını beyanla, ikincisinde Ekini ve Nesilleri bozacaklarından bahsedilir.

Özellikle ekin ve tohumların bozulan genleri hem gıda sektörünü kontrol altına almaktadırlar ve daha önemlisi ise, Dna-sı değişen genli tohumların, insan bünye ve genlerini değiştirmiş olmasıdır.

-İnsanların hayatı dünyada ilaçlarla kontrol edilirken, gıda ile kontrolü sürdürülmeye çalışılmaktadır. Su ile adeta belli şirketlere bağımlı hale getirilmeye çalışılıyor. Yani ne olacak ve ölecek, ne iyileşecek ne de ölecektir. İkisinin ortasında hayat boyu ilaçlı hayat, hayat boyu su ve gıda şeklinde bir bağımlılık içerisine İnsanoğlu sevk ediliyor.

Tabiat eczahanesinden bilinçli olarak her derde deva olacak ilaçlar bulunmaktadır.

Ölüm hariç her derdin devası vardır. Nitekim hadiste; “Çörek otu ölüm hariç her derde devadır.” buyurulur.

Mesela; Kırk kilit otu fıtık için. Ovokado güç için ve D vitamini,. Çoban çantası, hardal tohumu, huzursuz bacak için. Aslan pençesi, Melisa uyku ve kan şekeri için, vs.

-Burada Merhum Tola-nın eserinden önemli noktaları iktibasla istifadenize sunmaya çalışacağım;

”Ziyaretlerinden birinde Üstad, Ali İhsan Tola’ya Hindistanlı Mahatma Gandi’yi anlatarak onun İngilizlere karşı açlık orucuyla boykot yaptığını söyler. Mahatma Gandi’nin açlığa dayanma sırrını anlatırken madenlerin insanı beslediğinden söz eder. “Maddenin katı, sıvı, gaz, bir de nur hali olduğunu, maden ve taşların bunları havaya neşrettiğini, bunların nefes borusuyla insana geçtiğini, vücutta Kur’an’ın sure sayısı kadar 114 elementin bulunduğunu, her organın ayrı bir maden içerdiğini, eksildiği zaman o insanın hasta olduğunu, binaenaleyh madenlerin bu yolla insanı hem besleyip hem de tedavi ettiğini” anlatır. “İşte Mahatma Gandi’nin yetmiş gün yemeden aç durabilmesinin sırrı budur” der.

İngilizler, “Sanayi kuracağız, Asya hakimiyetini elde edeceğiz” diye el sanatıyla uğraşanların kollarını kesmişler. Böylece herkesin kendi tekniğine muhtaç olmasını sağlamak istemişler. Buna karşı Gandi yetmiş gün oruç tutmak suretiyle boykot yapmış, yetmiş milyonun mukadderatını kurtarmış, böylece İngiliz hakimiyetine son vermiş.”

-‘Kafa süpürgesi denilen ot karabaş otudur. Kafa süpürgesi adını tıpça meşhur İbn-i Sina koymuş. Birçok baş ağrısına sebep olan beyindeki tıkalı kılcal damarları açarak ağrıyı kesip rahatlattığı için bu ismi vermiş’

-Sözlerinden Bir Demet:

• Besmele ve yedi Fatiha-i Şerife, bütün hastalıklar için şifaya vesiledir.

• Besmele, cifrî hesabı miktarı (786) çekildiğinde her ne istenirse yerine getirileceğine kefil olabilirim.

• Bismillahirrahmanirrahim ilahî bir şifredir. Allah “acz”, Rahman “fakr”, Rahim “şefkat”in anahtarıdır.

• 19 euzü çekilirse kayıp bulunur.

• Dışarıdan gelen vesveselere 11 Felak okunmalı, nefisten gelen vesveselere 11 Nas okunmalı.

• Cimriliğe karşı 11 defa Maun Suresi okunmalı.

• Şirke karşı 11 defa Kafirun Suresi okunmalı.

• 11 sayısı esma-i ilahiyeye merdivendir.

• Fatiha’da Hayy sırrı var. Okunduğunda akım değişiyor.

• İsm-i Azam dokuz tanedir: Allah, Rahman, Rahim, Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs.

• Kabristandan meyve yemek, mezar taşı okumak vesvese verir.

• Tıbb-ı Nebevî’de ameliyat yok. Kâinatta ölümden başka her derdin devası vardır. Hasta olan hücre kâinatta yaratılan bitkiyle, madenle, mineralli sularla, hayvan organlarıyla tedavi edilebilir.

• 10-21 Mayıs arası bir yıldız doğar, insanların hastalıkları kalkar. Bu yıldız 10- 21 Aralık’ta batar. Her yıldızın neşrettiği bir şua var. Dünyada sıklet, ağırlık teşkil eden maden demirdir.

• Migrene karabaş balı kullanılmalı. Karabaş balı, beyin hastalıklarında damar açıcıdır. Karabaş otu (kafa süpürgesi) dağlarda kar sularıyla yetişir. Senirkent yöresi dağlarında yetişir. Üstad, “Bu ota dikkat et” demişti.

• Kuyruk yağı romatizma, bel ve boyun ağrılarına iyi gelir.

• Kemik erimesine karşı kuyruk haşlanıp aç karnına yenmeli, belden alt kısmına tırnaklara kadar sürülmeli.

• Kalp damar tıkanıklıklarına karşı karabaş balı yenmeli.

• Suyun bulunduğu yerde hangi maden varsa, o maden suya geçer ve insan o suyu içtiğinde ona tesir eder.

• Kudret narı yağı, güzelleştirir, yüzde leke koymaz. İçilir ve hastalıklı yere sürülürse sedef hastalığını ve kaşıntıları yok eder.

• Kâinatta ne kadar alet varsa insanda numunesi vardır. İnsan kâinat kadar frekansa, anahtara sahiptir.

• Bitkilerin şeklinden aldığı şifreyi çözmek hikmetü’l-eşyadır.

• Beş saatte bir saat nefsin ihtiyacı var.

• Yaylada otlamış koyunun kuyruk kısmı haşlanıp yılda bir defa aç karnına yenmeli. O noksanlaştı mı kireçlenme başlar.

• Ardıç yağı, antibiyotik yerine geçer. Ardıç yağına demiri koysan eritir, ama vücuda zarar vermez. Vücuttaki cerahati, iltihabı çıkarır, temizler. Vücut dengesini temin eder. Antibiyotikten daha kuvvetlidir.

• Saf zeytinyağı ve kantaron, iç ve dış kanamaları önler, hücreleri yeniler, sinir uçlarını tamir eder. Kantaron yağı kanser ağrısını yok eder.

• Ağrı için ardıç yağı ve kantaron karışımı sürülür.

• Elmayı kabuğuyla yemek yüz güzelliği yapar.

• Çayı limonla içmek, çayın kan yapıcı özelliği yok etme keyfiyetini giderir.

• Saç için, kekik suyu ile saçlar yıkanır, dibine lavanta yağı sürülür. Kantaron yağı sürülür, saç diplerindeki cerahat boşalır, dibinden saç çıkar.

• Günlük 21 tane kuru üzüm hafızayı açar. Her birini besmele çekerek yemeli.

• Çörek otu baş ağrısını keser.

• İnsan öldükten sonra cesedinden “acbüz-zeneb” kalır. Ateşte yanmaz, asitte erimez.

• Taşın neşrettiği şua vücutta eksik olan madeni tamamlar.

• Zümrüt, nazarı etkileyen taştır.

-“Ali İhsan Ağabey’de kalpten geçen sorulara cevap verme özelliği vardır. Artık oradan mı çıkardı bilmiyorum, “Şam’a girdiği anda İsrail bitecek” dedi. “Her taş, arkamda bir Yahudi var diyecek” dedi. Kardeşler, “Bunun tarihi kaç?” diye sordular. O tarihi size verebilmem için bu kitapların hepsini okumam lazım” dedi. Oradan çıkınca bazı kardeşler Golan Tepeleri İsrail ile Şam arasındadır. Acaba buradan mı kaynaklanıyor diye yorumlar yaptılar. Ama Ali İhsan Ağabey’in söylediği buydu.

-“2012 sıkıntılı geçecek, sonra devamlı yükseliş olacak” dedi. Bunu sadece Türkiye olarak düşünmemeli, bütün İslam dünyası olarak düşünmeli. Nitekim şu anda İslam dünyası büyük sıkıntı ve bir inkıbaz içinde, doğum sancıları geçiriyor.”

-“Yeni evlendiğimde bazı sıkıntılarım vardı. Felak-Nas yazdırmıştı. “Bir yazmak on okumaya bedeldir” diyordu. Kur’an’ın yazılmasını çok teşvik ediyordu. Felak-Nas yazmaya başladıktan sonra mucizevari değişiklikler gördüm. Besmele yazılmasını da isterdi. Hatta kendisi boş bir kâğıt bulduğunda yüz tane, doksan tane, elli bir tane besmele yazardı. Müsvedde kâğıtlarını bile değerlendirirdi.”

-“BİR GÜN ÜÇ ARKADAŞ yanına gittik. Sinüzit benzeri rahatsızlıklarımız vardı. Kucağına tek tek yattık. Burnumuza karabaş yağından birkaç damla damlattı. İki arkadaş dengeyi kaybetti, bir oraya bir buraya gidip geliyorlar. Ben bunları görünce yaptırmayayım dedim. Sonra ben de yaptırdım, aynen onlar gibi oldum. O sadece gülüyordu. Çünkü biliyordu ki iyileşiyorlar. Beyindeki ve kafadaki bütün birikintileri o yolla atıyormuşsun. Bir müddet sonra bütün burun, geniz ve alnımın komple açıldığını hissettim. Okula motorla gidip geldiğimden üşütmüş, sinüzit olmuştum. Hepsini temizledi.

Bizim hanımın kardeşi var. Kendisi çok sık sara nöbeti geçiriyordu. Ona karabaş balı verdi. Ondan sonra hiç nöbet geçirmedi. Küçükken havale geçirmişti. On yıldır o balı kullanıyor.

-Ardıç Yağının Şifalı Mahiyeti.

Ardıç yağından Amerika’nın kırk ton istediğini ve çok da para teklif ettiklerini anlatmıştı. Ama vermediğini, aleyhte kullanabileceklerini, yoksa bundan çok büyük para kazanabileceğini söylemişti. Bir defasında gittiğimizde konu bitkilerden açılınca, söz ardıca geldi. Mahiyetinin antiseptik bir madde olduğunu, bazı ilmî hususiyetlerini rakamlar vererek anlattı:

“Beyin tümörünün kökü saçaklıdır, ameliyatla kesseler de kökü kalabilir, hatta bazen daha da azdırabilir. Ameliyat esnasında beyni açtıklarında tümörün üzerine ardıç yağı dökseler, o kök kendini bırakır, yukarı çıkar. Ben bunu bizzat kendim yaptım. Buraya gözünde tümör olan bir hasta geldi. Adamın gözünü alacaklarmış. Ben gözü alınacak adama bir beze ardıç yağı döktüm verdim, gözünün üzerine koydu, saat tuttum, on iki dakika, baktık biraz daha kalmış, bir daha koymasını söyledim. Toplam on beş-on altı dakikada ameliyat olacak gözü ufak bir pansumanla halletti. Gözdeki tümörü temizledi.”

-Keçiborlu Suyu.

Keçiborlu suyundan yüksek tansiyonu olan birine verdi, dakika tuttu, on beş dakika sonra tansiyonunu tekrar ölçtüklerinde düştüğünü gördüler. Zaten son döneminde o suya çok emek verdi. O suyun hazine-i Rahman’dan geldiğini söylerdi. Beni Sandıklı’ya göndermişti. Orada da bir su vardı. Onda da kükürt ve demir vardı. Onunla diğer suyun karıştırılıp âlem-i İslam’ın menfaati için kullanılabileceğini söylemişti.

Bir keresinde bir bayan gelmişti. Göğsünde tümör varmış. Mavi akik vardı, o taşı kadının göğsüne koydurtmuş. Bizim hanım kendisi görmüş. Sanki gözyaşı döker gibi o taştan su akmış. Kadın, “Kurtuldum kurtuldum!” diye bağırmış. Zehirli guatra da yeşil kehribarın kullanılmasını tavsiye ederdi.”

-“Keçiborlu’daki Kükürtlü Su.

2005 yılında Keçiborlu’daki kükürtlü suyla ilgili bana bir görev verdi. “Amcam, bu proje bana Üstad’ın verdiği yüz projeden biri. Nasıl makinelerin benzine, mazota ihtiyacı varsa, tüm canlıların da bu suya ihtiyacı var. Bunu tüm dünyaya ulaştırmanız lazım. Ancak pahalı satmanızı kabul etmiyorum” dedi. Çok ortaklı olması için de tüm sülaleye duyurmamızı istedi.

-“Efendimizin (a.s.m.) “Haramdan şifa ummayın” hadisi üzerine bugünkü tıpta kullanılan yasak maddelere karşıydı. Hastalarına Tıbb-ı Nebevî’yi tavsiye ederdi. Mesela, “Kan aldırmayı Peygamber Efendimizin yaptırdığı zamanda yaptırın, yoksa maraz olur. Kur’an ayetlerine muhalefet olduğu gibi, tekvinî ayetlere de muhalefet vardır. Cereyanda durursanız hasta olursunuz” derdi. Margarini sevmez, margarinle yapılan hazır gıdaların alınmamasını tavsiye ederdi.

“Kur’an’la meşgul olanlar sığır eti yemesinler; sütü şifa, yağı gıda, eti maraz getirir” derdi. Ete baharat kullanmanın zararını engelleyeceğini söylerdi.”

-“Üstad, bir gün Ali İhsan Ağabey’e, “İnsanlar senin elinden şifa bulacak” buyurmuşlardı. Bu müjdeye mazhar olan Ali İhsan Ağabey, bu hususta da büyük hizmetler ifa etmekteydi. Eğer kendisine gelen bir doktor ise, hele kendi bilgisine güvenerek biraz da imtihan niyetiyle gelmişse, tababetle ilgili sohbette bulunur, insan anatomisini inceler, alternatif tıpla, Tıbb-ı Nebevî ile ilgili bilgiler aktarır, ona ancak kemal-i edeple Ali İhsan Ağabey’i dinlemek düşerdi.”

-“Sabah namazından sonra yatmazdı. Daima risale ve Kur’an yazardı. Abdestten önce misvak kullanırdı. Yemeklerde baharatı hiç eksik etmezdi. Dışarıdan gelen hediyeleri kabul etmez, etse bile dershaneye yollardı. Üstad’ın düsturu olan yediğimiz içtiğimiz şeylere dikkat etmemizi tavsiye ederdi.”

-“Sohbetlerinde sanki sır âlemine bakarak konuşurdu. Melekutî iklimlere girer, hissettiği manaları şifreler, kendisini dinleyenlere bir sır olarak anlatırdı.”

Çok defa müşahede edilmiştir ki, kalp gözü açık bir insandı.

Bunu buraya almamdaki sebep; Uğur Dündar-ın namaz kılan öğrencilere tahammül edemeyip teşhir edip suç unsuru göstermeye çalışmasıyla, manevi yıkımdaki rolünü siyah bir leke olarak tarihe  tescillemek içindir.

-“Uğur Dündar’ın Oyunu.

Uğur Dündar, Ali İhsan Amca’nın gelenlere şifa dağıttığını duyup gelmiş, televizyonda haber yapıp güya onu rezil edecek. Aşağıda arabada durmuş, evine bir bayan göndermiş. Tabii Ali İhsan Amca ne maksatla geldiğini biliyor. “Bacağımın şurası ağrıyor, hocam bir ovuver de geçsin” demiş. Kadın eteğini, bacağını açmış. Ali İhsan Amca, “Lütfen doktora gidin” deyip elleriyle yüzünü kapatmış. “Ben arabayla geldiğinizi, dışarıda park edip seni gönderdiklerini biliyorum” demiş.

“Oğlum Aydın gel” diye çağırdı. O sırada ben içeri girince, “Ne oldu?” derken kadını işaret etti. “Çık dışarı” deyip kolundan tuttuğum gibi kapıdan atıverdim. Öyle kaç tane geldi. Sonra kadın geldi, “Ben bir şey yapmadım” diye özür diledi.

“Asr-ı Saadet’te bir sahabe varmış, Efendimize laf söylediklerinde ağzına geldiği gibi sayarmış. İşte bu da onlardandır. Sen serbestsin” derdi.

-Bütün hayatında en çok da bitkiler içerisinde; Karabaş otu ve özellikle Karabaş balı, Ardıç otu, Kantaron yağı üzerinde durmuştur.

– Klorda kısırlaştırıcı özellik vardır, der.

-Acaba Belediyeler toplumu kısırlaştırıyor mu?

Nasıl mı?

Şebeke suyuna attıkları klordan.

Prof. Dr. Osman Erk, suya katılan klorün ‘trhialometan’ adlı kimyasala dönüştüğünü söyledi. ‘Bu da kanserojen etki gösteriyor. Zehirli su sadece içmekle değil, sıcak duşla da vücuda girer’ diye uyardı.

Suları dezenfekte etmek için suya katılan kimyasal maddeler de sağlığı olumsuz etkilemektedir.[2]

Buna çözüm olarak; Kısırlığa ardıç yağını tavsiye eder.

Onun yerine çam çırasıyla dezenfekte yapılabilir.

-Diz ağrısına ise kuyruk yağını tavsiye der.

MEHMET ÖZÇELİK

14-08-2019


[1] Şu’arâ Suresi 80. Ayet.

[2] https://www.google.com.tr/amp/s/m.takvim.com.tr/yasam/2017/02/22/musluktan-kanser-akiyor/amp

Loading

No ResponsesAğustos 14th, 2019

KAZ DAĞINDAKİ YOLUNACAK KAZLAR

KAZ DAĞINDAKİ YOLUNACAK KAZLAR

Kaz dağlarında altın arama bahanesiyle gezi zihniyetliler ayağa kalktılar.

Oysa burayı sit alanından çıkaran Chp’dir.

Tarkan denilen kişi, İBB başkanı Ekrem İmamoğlu orada villaları olup, ormandaki ağaçları keserek villa yapanlar birden ağaç sevdalısı kesildiler.

Bu kirli tezgah daha önceleri de sergilenmişti.

Oyunun çok yönü yatsıya bile kalmadan ortaya çıktı.

Oysa burada aranıp aranmasına karar verecek Tübitak ve benzeri kuruluşlardır.

Türkiye-nin büyümesini istemeyenler, Türkiye-ye her yönden ve her türlü bahanelerle saldırmaktadırlar.

Kendi büyümelerini, bizim küçülmemizde görmektedirler.

Evvelden bunu gizli yaparlarken, bu gün her şeyin açığa çıkmasından dolayı açıktan açığa yapmaktadırlar.

Ben bunun geçmişteki tesbit edilen belgelerini hayatıyla ödeyen Hablemitoğlu’ndan iktibasla sizlere az bir kısmını arzedeceğim;

“Almanya’nın, bizi bizden iyi tanıdığı gerçeğidir. Bergama’da etken güç olarak alevi inançlı üç köy halkını gösteren; üretim yapacak şirket dolayısıyla “anti-emperyalist”, “sosyalist” ve “ulusalcı” söylemleri ve sloganları öneren Almanya, tüm gücü ile 10 yıllık bir süreç­ te altın üretimini yaptırmamayı başarmıştır. Bergama’da altın üretiminin yapılmaması, Türkiye’deki yüzlerce altın yatağında üretim yapılmaması demektir ki, bu ülke, bu konuda önemli mesafeler almıştır. Türkiye ise, üstünde oturduğu zengin altın, bor gibi stratejik madenlerin fakir bekçisi konumunda, birkaç milyar dolar kredi için bağımsızlığından ödün verir duruma gelmiştir.
Üretim yapamayan-yaptırılmayan bir Türkiye, sömürgeleşmeye doğru sürüklenmektedir.

İTÜ Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Önal, “Türkiye’nin bugün bilinen maden kaynaklarının toplamının 2 trilyon doların üzerinde olduğunu” öne sürerken, Bergama’da ortaokuldan terk Oktay Konyar, kendini “siyanür uzmanı” nitelendirerek “altına hayır” kampanyası başlatabilmektedir. Bu konuda, gerçek bilim adamlarının sessiz çığlıkları Türk kamuoyunda ve bürokrasisinde duyulmazken, Almanya’nın destek ve güdümündeki bir avuç kışkırtıcının sesi, ta Avrupa Parlamentosu’nda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yankı bulabilmektedir.

..Almanya’daki Türkleri biliriz de, Türkiye’deki Alm anları bile­ nimiz var mıdır? Kastedilen, Almanya’daki 2,5 milyon Türk vatandaşına karşılık Türkiye’de yaşayan -çoğu em ekli- yaklaşık 100.000 Alman değildir.

.. Türkiye’deki Alman “Derin Devleti”nin temsilcileri, gerçekte Alm an Dış İstihbarat Servisi olan “Bundesnachrichtendienst” (BND) mensubu olup, bir kısmı diplomatik dokunulmazlık kapsamında, bir kısmı gazeteci, akademisyen (arkeolog, dilbilimci,
Türkolog, siyasetbilimci, çevrebilimci, ekonomist, sosyolog, etnolog ve ilahiyatçı ağırlıklı), serbest araştırmacı, sendikacı kimliğinde ve diğerleri de vakıf temsilcisi olarak kesintisiz faaliyet göstermektedirler.

Türkiye’deki Sivil Toplum Örgütleri (NGO) olgusunu çok iyi kullanan, zaafları ve mevzuat açıklarını çok iyi değerlendiren Alm an istihbaratçıları, Türkiye’yi tanımakla işe başlayıp, kısa sürede hemen her alanda Türkiye’yi yönlendirme aşamasına gelmişlerdir.

…Türkiye’de faaliyet gösteren Alm an vakıfları ve enstitüleri, gerçekte Alman İstihbarat Servisi BND’nin kontrolünde çalışan, tüm masrafları Federal Bütçeden karşılanan “taşeron” NGO’lardır. İşin ilginç tarafı, hemen her vakıf, -sağcı CSU ve solcu PDS dışında- rejime entegrasyon sorunu olmayan mevcut siyasal partilerin birer yan kuruluşudur.

.. Türkiye’ye yönelik dış tehditleri kategorize ettiğinizde, iki temel yöntemin kullanıldığını görürsünüz. Örneğin, Yunanistan, İran, Suriye gibi ülkelerin düşmanlığı nettir. Dost görünmek için arada bir zorlasalar da, buna kendileri bile inanmazlar. Tanırsı­nız, bilirsiniz ve önlemini alırsınız. ABD gibi müttefik ülkelerin “dostluk” anlayışları ise, sadece kendi çıkarları açısından söz konusudur. Dostluk ya da düşmanlığın nerede başlayıp ne zaman ve nerede biteceğine tek taraflı olarak kendileri karar verirler.

…Almanya, Türk üniversitelerinde ve bürokrasisinde “etki ajanı” (en olumsuz halde Alman sempatizanı) yetiştirmek için de büyük meblağlar harcamaktadır.

…ABD’de faaliyet gösteren 144 altın madeni ile Kanada’da faaliyet gösteren 102 altın madeninde üretimi durduran hiçbir çevreci eylem söz konusu olmamıştır. Keza, komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Rusya Federasyonu ve Ermenistan başta olmak üzere, Avrupa’daki 16, tüm dünyadaki 661 işleyen altın madeninden çevreci eylemlere muhatap olarak kapatılan ya da üretimden alıkonan maden sayısı, hiçbir zaman bir elin parmaklarını geçmemiştir. Son derecede geri ve yetersiz teknoloji ile işletilen Romanya’daki Baia Mare madeni bile, 30 Ocak 2000’de atık havuzunun aşırı yağışlar sonucu tasmasıyla ortaya çıkan çevre felâketinin ardından kısa bir süre sonra önlemlerini tamamlayarak üretime açılmıştır.

Gelelim Türkiye’ye!.. Dünyada altın üretimine karşı en yoğun, en uzun süreli, en gürültülü, en organize, en renkli, en anarşist, en dıştan yönetilen, en anti-emperyalist, en etnik, en mezhepçi, en sosyalist, en ulusalcı tepkiler gösterilen tek ülke, Türkiye!.. Ve bu tepkinin simgesi de Bergama!..

…Oysa, tüm dünya gibi bizler de biliyoruz ki, altın üzerinde oturuyoruz; ancak üretimini siyasal irade ve kararlılıktan, ulusal duygu ve bilinçten yoksun yöneticiler yüzünden beceremiyoruz, ayrıca engelleniyoruz.

…1990’dan itibaren altm karşıtı eylemleri organize etmek üzere, Bergama ve Havran’a yüzlerce Alm an görevlinin “turist” olarak geldikleri, ama arada hobi (!) olarak da çevrecilerle görüş­ meler yaptıkları, altınsız bir çevre uğruna karşılıksız (!) para yardımı yaptıkları bilinmektedir. İlk defa kim liğini ve misyonunu gizlemeden bölgeye gelen Alm an görevlisi Prof. Dr. Friedhelm Korte’dir.”[1]

MEHMET ÖZÇELİK

12-08-2019


[1] Necip Hablemitoğlu – Alman Vakıfları Bergama Dosyası –Pozitif. 299 sayfa. Alıntılar;Sh.16-17,22-23,30,54-55,72-73,89.

Loading

No ResponsesAğustos 12th, 2019

DEV ARŞİV-1-

Loading

No ResponsesAğustos 11th, 2019

ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MÜFREDATINDA YAPILAN TAVSİYELER

ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MÜFREDATINDA YAPILAN TAVSİYELER

Millet olarak Milli Eğitimin yerine oturmayan ve yeterli olmayan müfredatından vuruluyoruz. Hepimiz bu konuda bizarız.

Talim terbiye kurulu başkanının görevden alınıp, yerine daha şimdiden tartışılan birisinin gelmesi, [1] düşündürücü değil mi?

Müfredat ile ilgili sıkıntıyı daha önce de yazmıştım.[2]

Bazı dersler konusunda tavsiyelerim;

HADİS DERSİ

1-Peygamber Efendimizin muhtelif zamanlarda göstermiş olduğu Mu’cizelerden örnekler verilsin.

2-Sünnet ve Hadislerin Kur’an-ı Kerim-den sonra en önemli ikinci kaynak ve hayatımıza yansıyan ve uygulamamız gereken sünnetler üzerinde durulsun.

3-Akademik çalışmalardan ziyade, yaşanabilir ve hayata yansıyan noktalar ele alınsın.

TEFSİR DERSİ

1-Tefsir dersinde özellikle özet tefsir olan Celaleyn tefsirinin son cüz-ü (Nebe- den Nas-a kadar) Arapçasından iki dönem içerisinde okutulsun.

2- Akademik çalışmalardan ziyade, yaşanabilir ve hayata yansıyan noktalar ele alınsın.

Hiç olmazsa namazda okunan sureler hakkında bilgi sahibi olunmuş olur.

KUR’AN-I  KERİM

1-   9.sınıfların İkinci döneminde ezberler arttırılsın, Duha-dan itibaren ezberletilsin.

2- 12.sınıfların üniversiteye hazırlanmalarının vermiş olduğu yoğunluktan dolayı ezberler azaltılsın mesela önceki dönemlerdeki ezberlerin tekrarından sorumlu olunmasın.

3- Kur’an- Kerim-i yüzüne okutma teşvik edilsin.

FIKIH

1-Güncel tartışılan konular ele alınsın. Mesela;

-Dinde Kabir ziyaretinin yeri nedir?

-Dinde Velayet var mıdır?

Veli ve Keramet.

Keramet ve Mu’cize farkı nedir?

-İlk insan Âdem midir?

Kur’an-ı Kerime ve Hadis-i Şeriflere göre izahı nedir?

-Kur’an-ı Kerim abdestsiz olarak okunur mu?

Abdestli ve abdestsiz durumlarda yapılacak dini görevler nelerdir?

-Bütün yönleriyle itikattaki mezheb imamları olan Maturidi ve Eş’ari hakkında bilgi verilsin.

Osmanlı neden Fıkıhta Hanefi ve itikatta Maturidi mezhebini kabul etmiştir?

-Cennet ve cehennem ebedi midir?

-Allah cennette görülecek midir?

-Kimlerin cenaze namazları kılınmaz?

-İrtidat ve mürted nedir?

Kimler mürtettir?

Onlara ne gibi muamele yapılır?

-Sadece La ilahe illallah diyen Müslüman olurmu?

İslamiyetsiz iman kurtuluş sebebi midir?

-Cin ve şeytanın yaratılışı nasıldır?

MÜFREDATLA İLGİLİ TEKLİFLER

-Müfredat için 10 günde 112 bin müracaat ve teklif olmuş. Bu alanın boşluğunu ve bir asırlık ihtiyacı gösteriyor.

-İnkılap dersi kalkmalı.

-Fıkıh dersinde güncel konular işlenmeli.

-Siyer dersinde Bediüzzaman-ın Mektubat adlı eserinden 19. Mektuptaki Mucizeler işlenmeli.

-Hadis dersinde Bediüzzaman-ın Lem’alar adlı eserinden Sünnet-i Seniyye ile ilgili 11. Lem’a işlenmeli.

-11. sınıf Tefsir dersinde Celâleyn-nin Arapçası, 30. Cüz işlenmeli. Kısa ve özlü bir tefsir.

-Türkçedeki özellikle uydurukça kelimeler çıkarılmalı.

-Lisans sınıfları oluşturulmalıdır. Bu öğrenciler en az 20 saat ders görmeli, pratik yapılmalı.

-Sınıf veya seçilen bir kaç öğrenci yurt dışına gönderilmeli, herkes İngilizce dersi görmemeli. Öğrenciler, idare, öğretmen, veli, öğrenci ortaklığıyla seçilmelidir. Bunlar okulu bitirince üniversiteye direk girmeli veya hiç olmazsa 2 yıllığa direk geçip, yatay geçiş yaptırmalıdır.

-Meslek liselerinde aynı branştan 10 kişi varsa birisi koordinatör ve danışman seçilsin. Yazılı hazırlama, ders notları gibi her alanda öğretmenlerle irtibatlı çalışıp, destek olsun.

-Felsefe dersi gerçekten kaldırılmalı, yerine hikmet, mantık ve sosyoloji dersleri konulmalıdır. Bende bu derse girdim, beş para etmez insanlara epey yer verilmiş. Ben es geçip, hikmeti anlatıyordum.
MEHMET ÖZÇELİK
10-08-2019

[1] https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/iste-bu-olmadi-2052321

[2] http://www.tesbitler.com/2017/01/30/mufredat-programlarini-degerlendirme-calismasi/

Loading

No ResponsesAğustos 11th, 2019

3 – A

3 – A

Bir ömür yönetimde istikrar bekledim.. umdum.

Bulunamayacağını ve bir asırdır dahili ve harici süren oyunlardan dolayı devam edeceğini düşündüm.

Hep ben görmesem de nitekim babam ve dedemde görmemişti.

Ancak oğlumun görmesini ümit ettim.

On yılda bir yapılan darbeler bu istikrarı bozmak içindi.

Uzun süren istikrarlarda da, 17 yıl süren istikrar çabalarına ve uzun süren iktidarın gayretlerini rağmen, bu istikrarı bozmak için her yol denenmiş, havadan sudan bahaneler uydurulmuştur.

3 A- ya ( Ag-Ad-Ab= Abdullah Gül-Ahmet Davutoğlu- Ali Babacan) kızmamdaki sebep de, bu istikrara katkıda bulunmazken, bozmak için gösterdikleri çabalar mide bulandırıcı ve tarihe leke olarak geçecektir.

Bu 17 yılda Türkiye tarihinde görülmemiş hizmetler yapılmıştır.

Maddi manevi büyük katkılarda bulunulmuştur.

Zamanla çok daha iyi anlaşılacaktır.

-Türkiye-nin içten ve dıştan çepe çevre çevrilip her türlü oyunun oynandığı bir ortamda ihtilaf kapısını açıp, bölünmelere sebep olanlar samimi ve dürüst değillerdir.

Tarihte menfur olarak addedileceklerdir.

-Türkiye-nin yeni beddualı üçlüsü.

Fetö-nün bedduasından sonra içten içe beddua eden mahşerin üç atlısı.

Bir müddet önce belediye seçimlerinde Erdoğan in yenilmesi için adeta avuçlarını ovalarlarken, bugünde krizden medet ummaktalar.

Babanın ölümünü 4 gözle bekleyen miras yedi çocuklar gibi.

-Sende mi Brütüs…

Bu söz kime daha iyi uyuyor?

Davutoğluna mı? Babacana mı? Gül zaten baştan hesaplı..

Yoksa diğerlerinin de mi bir hesabı vardı?

Allah tüm bozuk hesapları boşa çıkartsın…

-Bilderberg acaba yıpranan masonluğun yerine mi ikame edilmektedir?

Yoksa masonluğun yan teşkilatı mıdır?[1]

*************** 

Oyunlar çemberi içerisindeyiz…

-Birilerini temizlemeye çalışırken, kendimizi kirletmeyelim.

-Hüseyin Gülerce komisyon tutanaklarından;” Kılıçdaroğlu Aralık 2013 yılında Fetullah Gülen tarafından görevlendirilen bir temsilciler ekibiyle Washington’da görüşme yapıyor.”

Oluşan gelişmelere bir atıfta bulunuluyor olsa gerek…

-Kırgızistan’da ne oluyor?

Bizde denenen oyunlar Ortadoğu ve Türk cumhuriyetlerinde devreye mi konuldu?

Bir asır önce Rus boyunduruğuna giren Türk cumhuriyetleri, şimdi de fetö eliyle ABD’nin yörüngesine mi dahil ediliyor?

************  

ABD dürüst değil. Bu toplumun tüm kesiminin de genel kanaatidir.

Bizi oyalıyor ve mutabakat göstermeliktir.

Çünkü bu onların yüz yıllık hayalleridir.

İsrail hesabına problemli bir Kürt devleti.

(Bununla ilgili bir çok yazı yazmıştım. [2]Mesela,

 Hadislerde belirtilen bir yangın ortamının oluşması ve Yahudilerle savaş.

ABD süs olsun diye otuz bin tır silahı oraya yığmadı.

Çocuk parkı da yapacak değil.

Binlerce km-den kalkıp buraya bir demokrasi havariliği yapmak için gelmedi.

Mutabakat tabiri caizse bizim gazımızı almak, heyecanımızı söndürmek amaçlıdır.

ABD-nin hazır beklettiği 110 bin terör örgütü itfaiyecilik yapsın diye değil, tam tersine Ortadoğu’yu ateşe vermek içindir.

Devlette bu konuda ABD’ye güvenmediği içindir ki sürekli ciddi olduğunu ifade etmektedir.

Böylece ABD bu mutabakatla Türkiye-nin önceden saldırısından haberdar edilecek, oda bunu PKK/Ypg-nin kontrolü ve korunması için kullanacaktır.

Ümitsiz değiliz ancak oyun da küçük değil.

Surda bir gedik açtık Mukaddes mi mukaddes
Ey kahbe rüzgar artık, Ne yandan esersen es!

MEHMET ÖZÇELİK

10-08-2019


[1] https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10157384323658374&id=656108373

[2] http://www.tesbitler.com/2017/10/13/garkad-agaci-abd/  

http://www.tesbitler.com/index.php?s=Yahudi

Loading

No ResponsesAğustos 10th, 2019

BİTİRDİKLERİMİZ

BİTİRDİKLERİMİZ

-Nasıl affedeyim ki?

İnsanları bozandan, Yıllarımızı çalanlardan….

Bu asır kayıplar asrıdır.

Bu asır kayıpların çok olduğu asırdır.

Bu asır sürekli kayıpların gerçekleştiği asırdır.

Bir asırdır hem dünyası ve hem de ahireti bitirilenler milyonları bulmaktadır.

Bu bir asırda sayısız yaralı olan, aydın geçinen, insanlara yıllarca dünya ve ahiretlerini bitirecek yanlış kılavuzluk yapmış bu insanları nasıl affedeyim.

Tevbe kapısı açık olmakla beraber, ya yıllarca sapıttıkların? Yanlış yollara sevkettiklerin?

Aaa özür dilerim, sizleri yanıltmış, yanlış inançta bulunmuşum!

Bu kadar basit mi?

Ölüp gidenler, yaralanıp yaralayanlar…[1]

Gelen nesle tavsiyemdir; Sadece silah öldürmez. Aydın diye karanlıktaki insanın peşine düşmekte insanı öldürür. Karanlıkta bırakır.

Sadece dünyasını değil, ahiretini de bitirir.

Seçici olmalıdır.

Seçici olmak içinde birikimli, araştırıcı, istikameti kazanmak gerektir.

-İşte o ölçüsüz ve mesnedsiz ve de indi olan yorumlardan biri;

-”Abduh, Bakara Suresinin 34 üncü ayetine dayanarak, iblis melaikeden bir ferddir. Kehf Suresinin 50 nci ayetinde ise, İblis’in cinnilerden olduğu bildirilir. Zaten elimizde melaike ve cinnileri ayıran cevheri bir fasıl yoktur. Ancak aralarında sınıf ihtilafı vardır. Buradan anlaşılır ki, cinniler de melaikedendir.

Kur’an’da melaikeye, cinne lafzı ıtlak olunmadığını, bütün müfessirler kabul etmişlerdir. Şeytanlar da buraya dahil olur.” [2]

Toplumda cinlerle melekleri ayıramayacak kadar aynı şekilde değerlendirme ve bazen sorularda, şeytanında meleklerden olduğu, yanlış düşüncesi hep bu özürlü görülerin sonucudur.

Oysa Kur’an-ı Kerim-de geçen;-“ Ve meleklere, “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O cinlerdendi. Böylece Rabbinin emrini (yapmayarak) fıska düştü. Hâlâ onu ve onun zürriyyetini (neslini), onlar sizin düşmanınız (olduğu halde), Benim yerime dostlar mı ediniyorsunuz? Zalimler için ne kötü bir bedel (cehennem).”[3]

-“Cinleri öz ateşten yarattı”[4]

-“ Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yarattık”[5]

Oysa melekler nurdan yaratılmışlardır.

-“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (ez-Zâriyât 51/56)

*************  

Maalesef  bu yanıltma her alanda sürmektedir.

Kültür, ideoloji alanında olduğu gibi, dini alanlarda da bu durum azımsanmayacak derecede kendisini göstermektedir.

Yazılmış eski eserlerde ‘Gıle’ yani ‘Denilmiş’ şeklinde bir çok zayıf görüş belirtilmiş.

Çarpık toplumun oluşmasında ittifak edilmemiş, yanlış yorum ve anlayışlar, çarpık düşünceler buna sebep olmaktadır.

-Süleyman Ateş-in tutarsızlıkları üzerine yazmıştım.[6]

Ancak bu tutarsızlıklar azımsanacak derecede değildir.

İşte Süleyman Ateş-in ehli sünneti ateş gibi yakıcı ifade ve yorumları;

-SÜLEYMAN ATEŞ`İN TEFSİRİNDE KUR`AN`IN ÇAĞDAŞ YORUMLARI adlı 217 sayfalık, Tezi Hazırlayan-Mevlüt ŞAHİN- in eserinde Ateş-in İslami düşünce ve kelami konularda yapmış olduğu yorumlarla, ehli sünnet çizgisinin dışında bir düşünce ve inanç sergilemiştir.

Tartışılacak konularda zayıf görüşleri tercih etmiştir.

Tefsirinin kaynak bir eser olmaktan ziyade, tartışılan bir eser olduğunu, dikkatli okunup incelenmesi gereken bir eser olduğunu göstermiştir.

Tezin sonunda yapılan genel değerlendirme tefsirin ve araştırmanın bir özeti mahiyetindedir:

“Ateş`in tefsirindeki bazı kendisine has görüşlerinden dolayı reddiye niteliğinde bir
kısım eserler yazılmıştır. Örneğin, Yılmaz Yiğit ve Mehmet Ergene tarafından kaleme
alınan “Çağdaşlık mı? İnhiraf mı?” isimli kitap da, Ateş`in Peygamberlerin ismeti,
cehennem azabının ebediliği, şefaat, nasih mensuh, ehl-i Kitap v.b. konulardaki
görüşleri araştırılıp tenkit edilmiştir.[7]

Yine Süleyman Hatipoğlu tarafından kaleme
alınmış olan “Ateş Ateşle Oynuyor” isimli eserde de, Ateş`in Ehl-i Kitap`ın cennete
girip giremeyeceği konusundaki görüşlerini hakarete varacak derecede kıyasıya
eleştirilmiştir.[8]

Bir tıp doktoru olan Orhan Kuntman ise, “Çağdaş Tefsirdeki Çelişkiler” isimli eserişinde Ateş`in bir çok konudaki görüşlerini eleştirmiştir.[9]

-Dikkat edilmesi ve de dikkati nazara alınması gereken en önemli husus ise;

“Ateş`den etkilenmiş bir çok çağdaş düşünürümüz de vardır.
Nitekim Ateş`in tefsiri bir çok çalışmada kaynak olmuştur. Örneğin, Diyanet Vakfı
tarafından Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş`e yazdırılan “Kur`an Yolu” isimli tefsirin
mukaddimesinde Ateş`in tefsirinin de kaynak olarak kullanıldığı bildirilmektedir.[10]

Bir başka Çağdaş İslam bilgini olan Bayraktar Bayraklı`nın halen yazımına devam ettiği “Yeni bir Anlayış Işığında Kur`an Tefsiri” isimli eserinde yer yer Ateş`in tefsirinden de istifade ettiği görülmektedir.[11]

Ateş`den etkilenenlerin beklide başında Yaşar Nuri Öztürk gelmektedir. Zira Öztürk, pek çok konuda Ateş`in etkisinde kalmış ve Ateş`den zaman zaman övgü ile söz etmiştir. Örneğin Reenkarnasyon ile ilgili olarak Ateş`den oldukça etkilendiği görülmektedir.[12] Öztürk, reenakarnasyonla ilgili olarak Mü`min suresinin 11`inci âyetini yorumlarken Ateş`den uzunca alıntılar yapmış,[13] Reenkarnasyonun münkir her beşer için mutlak olarak şart olmadığını ifade etmiştir.[14]
Ateş`in tefsiri Milliyet Gazetesince halka promosyon olarak dağıtıldığı zaman pek çok
ilahiyatçı Ateş`in eserinden istifade ettiklerini dile getirmişlerdir.[15]

MEHMET ÖZÇELİK

03-08-2019


[1] İsmet Özel’in Şiirlerinde Bireysel ve Toplumsal Değişim. M. D. KARACOŞKUN, M. HÜKÜM.Sh.5,Yumuşak 2012)”Age.6,13, Erverdi 2009. 66-67,69, Topçu 1950:2, Topçu 1978a:153-154,Topçu 2008:169.Bak. Nurettin Topçu’da Komünizm ve Sosyalizm. Murat Kılıç.

https://www.academia.edu/37018078/Nurettin_Top%C3%A7uda_Kom%C3%BCnizm_ve_Sosyalizm
https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmedniyaziozdemir/nurettin-topcu-hakkinda-yanlislar-2035384

[2] Diyanet dergisi.92.93. sayı.sayfa.8.9.

[3] Kehf.50.

[4] er-Rahmân 55/15.

[5] el-Hicr 15/26-27, A’raf, 7/12; Sad, 38/76, Hicr, 15/28-31; Sâd, 38/71-74, Bakara, 2/34; Sâd, 38/74

Daha geniş bilgi için bak. http://www.tesbitler.com/2015/01/03/cinler-ve-seytanlar/

[6] http://www.tesbitler.com/2015/01/03/suleyman-atesin-tutarsizliklari/

[7] Eleştiriler Hakkında Geniş bilgi için bkz. Yılmaz Yiğit, Çağdaşlık mı, İnhiraf mı?,Kaynak A.Ş., İzmir,1994.

[8] Süleyman Hatipoğlu, Ateş Ateşle Oynuyor, Mesaj Yayıncılık, Ankara, 1990.

[9] Orhan Kuntman, Çağdaş Tefsirdeki Çelişkiler, Byy. 1994.

Başka eleştiriler İçin Bkz., Hüseyin Algül, Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.155-156, Ali Sayı; Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.163-164, Zeki Duman; Kur`an`ı Nasıl Anlamalıyız? s.171-174.

– Ayçe Özevin’in Doktora çalışması olarak hazırlamış olduğu, Süleyman Ateş’in tefsiri olan ‘Yüce Kur’an-ın Çağdaş Tefsiri’ adlı çalışmasına da bakılabilir.

[10] Çağrıcı; Mustafa Hayrettin Karaman ve Arkadaşları, a.g.e., c. 1, s. XLIV.

[11] Örneğin Bkz. Bayraktar Bayraklı, a.g.e., c. 1, s. 402.

[12] Yaşar Nuri Öztürk, “Cuma Sohbetleri”, Milliyet, 17 Temmuz 1992, s.11.

[13] Öztürk; Kur`an`da ki İslam, s. 249.

[14] Öztürk; 400 Soruda İslam, Yedinci Baskı, Yeni Boyut, İstanbul 1997, s. 46.

[15] Bu kimseler için bkz. Ateş;”Kur`an-ı Kerîm Tefsîri”, Milliyet Gazetesi Promosyonu, İstanbul 1995,c. 1, s. 5-16.

Loading

No ResponsesAğustos 9th, 2019

HEDEFTEKİ CEMAATLER

HEDEFTEKİ CEMAATLER

İran her dönemde itikat ve fikir açısından ahtapot gibi bizi sarmış ve sarmalamıştır. 1970 yıllarında siyasi kanalla tepeden inme bir surette bizlere hakim olmaya çalışmış, İran ve Humeyni hayranlığı bayraklaştırılmıştır.

İran ondan bir netice alamayınca 1980 yılından itibaren yaygınlaşan cemaatler içerisine girerek adeta kendi hakimiyetini onlar içerisinde sürdürmektedir.

Bu açıdan Türkiye’de azımsanmayacak derecede gizli ve açık olaraktan İran savunucuları bulunmaktadır.

Mustafa İslamoğlu, Nurettin Şirin, Alparslan Kuytul, Haydar Baş gibi Hizbullah görünümü altında çalışmaktadırlar.

-Son günlerde; M. İslamoğlu-nun merhum babasının ifadesiyle; evinin dört tarafını dolduran şii eserler ve o düşüncenin bir tezahürü olan Hz. Hatice ye hakaretten dolayı kızmamızın sebebi, aynı önemsemezliği Efendimize göstermesinden mesela Peygamberimize salâvat getirmenin yağcılık olacağını söyleyecek kadar basitleşmesinden cesaret alan şuursuz ve kişiliksiz kişiler, çok rahat Peygamberimize hakaret etmektedirler, o da kendi babasına bile onda birini söyleyemeyecek sözlerle.

Oysa bu ifadeleriyle Kur’an-ı Kerim-e muhalefet etmektedir. Âyette:” Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.”[1]

Keferenin bile ağzından kolaylıkla çıkmayacak sözleri pervasızca söyleyebilmektedirler.

Maalesef bu densizliğe şahit olmuşuzdur.

Bu kalitesizler güya okumuş tiplerden.

Ancak mesele sinekler değil, bataklıktır.

Mustafa bu bataklığa ev sahipliği yapmaktadır.

-Fetö ise Erdoğan’ı İran senaryosuyla vurmaya çalışırken en iyi takiyyeyi kendisi yapmış, Humeyni-ye özenerek İran muhibliğini sürdürmüştür.

-Her cemaatin içerisinde mutlaka Mitten, Cıa ve istihbarat örgütlerinden elemanlar vardır.

Onlara hakim olmak, fikirlerini empoze etmek, taraftar bulmak amacıyla bunu yaparlar.

-Maalesef bugün Fetö kötü emsal gösterilerek cemaatlere saldırılmaktadır.

Diyanet aslı vazifesi itibarıyla, dinin inanç, ibadet ve ahlak esaslarını toplumda icra etmek, yaşanıp yaşatılmasına öncülük etmektir.

Bununla beraber din dışı gelişen fikir ve akımlara karşı toplumu aydınlatmaktır.

Diyanet bu konuda pasif kaldı.

Camiler, para toplama ve adeta hac işleriyle sınırlı kaldı.

Manadan ziyade madde öne çıktı.

Medyada işlenen yanlış düşüncelere cevap veremedi adeta en son duyan kendisi oldu.

Toplumu bu konularda yeterli bilgilendirmedi ve aydınlatmadı.

Fetö-nün menfi hareketiyle kımıldamaya başladı.

Türkiye’deki cemaatlerle ilgili konuda bir rapor hazırladı.

Ancak kendi bünyesinde bir birim kurup da, medyada ve toplumda yayılan düşünce, fikir ve tartışmalara yine medya ve camiler kanalıyla cevap vermekte yetersiz kaldı. Yeterli derecede aktif olamadı.

-Diyanetin cemaatlerle ilgili Dini Haritasını çıkaran 226 sayfalık raporu açıklayıcıdır.[2]

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gizli tarikat raporu-3: Süleymancılar için ‘istihbarat’ uyarısında dikkat çektiği husus ibretlidir.

Bu tehlike bizzat kendi içlerinden de seslendirilmektedir.

-“BİZ SÜLEYMANCILAR CIA’NIN KONTROLÜ ALTINDAYIZ”[3]

Cemaatler dikkat etmelidirler.

Kötü emsal olmamalıdırlar.

Siyaset ve maddi işlere giren cemaatler temiz kalamazlar.

İstikamet muhafaza edilmelidir.

Mutlaka harici eller bu cemaatleri karıştıracak, içten vurmaya çalışacaklardır.

Düne kadar Cıa-nın bir şubesi olan Mit kanalıyla bulandırılmaya çalışıldığı gibi…

-Prof. Ahmet Akgündüz, basın toplantısında; Cemaatler ve tarikatlerle ilgili olarak Diyanet raporunda, Risale-i Nur ve diyanet başlığında;

“Tevfik Gerçeker denen kişi, askeriyeden gelme olup âlim filan olmayan, Diyanet İşleri Başkanı tayin ediliyor. Bu adamın özel arşivine ulaştım. 250 evraklık bir arşiv. Bunu bilmiyordum. Diyanet’te Risale-i Nur ile ilgili aleyhte bir rapor hazırlanmış. Bugünkü derin diyanet raporu gibi “Diyanet hazırlamamıştır” deniliyor; ancak bunu Gerçeker itiraf ediyor. “Ben hazırlattım” diyor. Yine aynı dönemde Mustafa Sabri Efendi adına da sahte bir Risale hazırlanmış. Peki Risale-i Nur adına verilen menfî raporu kim hazırlamış? Neşet Çağatay…

Nihayet 1965 yılında Diyanet’teki menfî isimlerin hazırladığı bu rapora dayanarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Risale-i Nur’un ve Nurculuğun 163. Maddeye dahil olduğunu ve Ağır Ceza ile yargılanmasını karara bağlamıştır. Ta ki rahmetli Turgut Özal bu 163. Maddeyi kaldırıncaya kadar. [4]

-MİT’in işidir yapacak, kötü niyetli ve Cıa-ya alet olmamak şartıyla.

-Bir hatıra: 1984 yılında. İlahiyat son sınıftayız. Bu arada Üniversitede Öğretim görevliliği için birinci şart olan İngilizceye çalışıyoruz.

Adının Abdullah olduğunu söyleyen ve bizden iki yaş kadar büyük olan, fikri ayrılık yaşamadığımız bekâr bir gencin iyi İngilizce bilmesi sebebiyle, şimdi Prof. olan bir arkadaşla evine gidip İngilizce öğrenmeye başladık.

Abdullah çok kabiliyetli biriydi. Spordan dini bilgiye kadar bir çok şeyi bilmekteydi.

Birkaç hafta devam ettik.

Daha sonra Malatya-daki dostlar kanalıyla onun Mit ajanı olduğunu duyunca kendisine biraz şüpheli bakmaya başladık.

Bu hareketimizden kendisinin deşifre olduğunu anlayan Abdullah-ı da evini de bir daha göremedik.

Meğer adı da Abdullah değilmiş.

Biz bu durum üzerine rahmetli Hasan Celal Güzel gibi küfretmedik.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019


[1] Ahzab.56.

[2] Buradan İndirebilirsiniz. http://www.mediafire.com/file/9wtmbf8y9mwy2i5/Diyanet_Raporu.pdf/file

[3] http://www.seviyelihaber.com/gundem/biz-suleymancilar-ciainin-kontrolu-altindayiz-h1688.html

[4] https://www.risalehaber.com/cemaatlere-tarikatlara-risale-i-nur-ve-said-nursiye-iftira-atan-raporu-kim-hazirladi-357568h.htm

-Adıyaman Nur talebeleri hakkında 3 sayfalık istihbarat raporu.

https://www.risalehaber.com/adiyaman-nur-talebeleri-hakkinda-3-sayfalik-istihbarat-raporu-358181h.htm

Loading

No ResponsesAğustos 8th, 2019

HEDEFTEKİ CEMAATLER

HEDEFTEKİ CEMAATLER

İran her dönemde itikat ve fikir açısından ahtapot gibi bizi sarmış ve sarmalamıştır. 1970 yıllarında siyasi kanalla tepeden inme bir surette bizlere hakim olmaya çalışmış, İran ve Humeyni hayranlığı bayraklaştırılmıştır.

İran ondan bir netice alamayınca 1980 yılından itibaren yaygınlaşan cemaatler içerisine girerek adeta kendi hakimiyetini onlar içerisinde sürdürmektedir.

Bu açıdan Türkiye’de azımsanmayacak derecede gizli ve açık olaraktan İran savunucuları bulunmaktadır.

Mustafa İslamoğlu, Nurettin Şirin, Alparslan Kuytul, Haydar Baş gibi Hizbullah görünümü altında çalışmaktadırlar.

-Son günlerde; M. İslamoğlu-nun merhum babasının ifadesiyle; evinin dört tarafını dolduran şii eserler ve o düşüncenin bir tezahürü olan Hz. Hatice ye hakaretten dolayı kızmamızın sebebi, aynı önemsemezliği Efendimize göstermesinden mesela Peygamberimize salâvat getirmenin yağcılık olacağını söyleyecek kadar basitleşmesinden cesaret alan şuursuz ve kişiliksiz kişiler, çok rahat Peygamberimize hakaret etmektedirler, o da kendi babasına bile onda birini söyleyemeyecek sözlerle.

Oysa bu ifadeleriyle Kur’an-ı Kerim-e muhalefet etmektedir. Âyette:” Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.”[1]

Keferenin bile ağzından kolaylıkla çıkmayacak sözleri pervasızca söyleyebilmektedirler.

Maalesef bu densizliğe şahit olmuşuzdur.

Bu kalitesizler güya okumuş tiplerden.

Ancak mesele sinekler değil, bataklıktır.

Mustafa bu bataklığa ev sahipliği yapmaktadır.

-Fetö ise Erdoğan’ı İran senaryosuyla vurmaya çalışırken en iyi takiyyeyi kendisi yapmış, Humeyni-ye özenerek İran muhibliğini sürdürmüştür.

-Her cemaatin içerisinde mutlaka Mitten, Cıa ve istihbarat örgütlerinden elemanlar vardır.

Onlara hakim olmak, fikirlerini empoze etmek, taraftar bulmak amacıyla bunu yaparlar.

-Maalesef bugün Fetö kötü emsal gösterilerek cemaatlere saldırılmaktadır.

Diyanet aslı vazifesi itibarıyla, dinin inanç, ibadet ve ahlak esaslarını toplumda icra etmek, yaşanıp yaşatılmasına öncülük etmektir.

Bununla beraber din dışı gelişen fikir ve akımlara karşı toplumu aydınlatmaktır.

Diyanet bu konuda pasif kaldı.

Camiler, para toplama ve adeta hac işleriyle sınırlı kaldı.

Manadan ziyade madde öne çıktı.

Medyada işlenen yanlış düşüncelere cevap veremedi adeta en son duyan kendisi oldu.

Toplumu bu konularda yeterli bilgilendirmedi ve aydınlatmadı.

Fetö-nün menfi hareketiyle kımıldamaya başladı.

Türkiye’deki cemaatlerle ilgili konuda bir rapor hazırladı.

Ancak kendi bünyesinde bir birim kurup da, medyada ve toplumda yayılan düşünce, fikir ve tartışmalara yine medya ve camiler kanalıyla cevap vermekte yetersiz kaldı. Yeterli derecede aktif olamadı.

-Diyanetin cemaatlerle ilgili Dini Haritasını çıkaran 226 sayfalık raporu açıklayıcıdır.[2]

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gizli tarikat raporu-3: Süleymancılar için ‘istihbarat’ uyarısında dikkat çektiği husus ibretlidir.

Bu tehlike bizzat kendi içlerinden de seslendirilmektedir.

-“BİZ SÜLEYMANCILAR CIA’NIN KONTROLÜ ALTINDAYIZ”[3]

Cemaatler dikkat etmelidirler.

Kötü emsal olmamalıdırlar.

Siyaset ve maddi işlere giren cemaatler temiz kalamazlar.

İstikamet muhafaza edilmelidir.

Mutlaka harici eller bu cemaatleri karıştıracak, içten vurmaya çalışacaklardır.

Düne kadar Cıa-nın bir şubesi olan Mit kanalıyla bulandırılmaya çalışıldığı gibi…

-Prof. Ahmet Akgündüz, basın toplantısında; Cemaatler ve tarikatlerle ilgili olarak Diyanet raporunda, Risale-i Nur ve diyanet başlığında;

“Tevfik Gerçeker denen kişi, askeriyeden gelme olup âlim filan olmayan, Diyanet İşleri Başkanı tayin ediliyor. Bu adamın özel arşivine ulaştım. 250 evraklık bir arşiv. Bunu bilmiyordum. Diyanet’te Risale-i Nur ile ilgili aleyhte bir rapor hazırlanmış. Bugünkü derin diyanet raporu gibi “Diyanet hazırlamamıştır” deniliyor; ancak bunu Gerçeker itiraf ediyor. “Ben hazırlattım” diyor. Yine aynı dönemde Mustafa Sabri Efendi adına da sahte bir Risale hazırlanmış. Peki Risale-i Nur adına verilen menfî raporu kim hazırlamış? Neşet Çağatay…

Nihayet 1965 yılında Diyanet’teki menfî isimlerin hazırladığı bu rapora dayanarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Risale-i Nur’un ve Nurculuğun 163. Maddeye dahil olduğunu ve Ağır Ceza ile yargılanmasını karara bağlamıştır. Ta ki rahmetli Turgut Özal bu 163. Maddeyi kaldırıncaya kadar. [4]

-MİT’in işidir yapacak, kötü niyetli ve Cıa-ya alet olmamak şartıyla.

-Bir hatıra: 1984 yılında. İlahiyat son sınıftayız. Bu arada Üniversitede Öğretim görevliliği için birinci şart olan İngilizceye çalışıyoruz.

Adının Abdullah olduğunu söyleyen ve bizden iki yaş kadar büyük olan, fikri ayrılık yaşamadığımız bekâr bir gencin iyi İngilizce bilmesi sebebiyle, şimdi Prof. olan bir arkadaşla evine gidip İngilizce öğrenmeye başladık.

Abdullah çok kabiliyetli biriydi. Spordan dini bilgiye kadar bir çok şeyi bilmekteydi.

Birkaç hafta devam ettik.

Daha sonra Malatya-daki dostlar kanalıyla onun Mit ajanı olduğunu duyunca kendisine biraz şüpheli bakmaya başladık.

Bu hareketimizden kendisinin deşifre olduğunu anlayan Abdullah-ı da evini de bir daha göremedik.

Meğer adı da Abdullah değilmiş.

Biz bu durum üzerine rahmetli Hasan Celal Güzel gibi küfretmedik.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019


[1] Ahzab.56.

[2] Buradan İndirebilirsiniz. http://www.mediafire.com/file/9wtmbf8y9mwy2i5/Diyanet_Raporu.pdf/file

[3] http://www.seviyelihaber.com/gundem/biz-suleymancilar-ciainin-kontrolu-altindayiz-h1688.html

[4] https://www.risalehaber.com/cemaatlere-tarikatlara-risale-i-nur-ve-said-nursiye-iftira-atan-raporu-kim-hazirladi-357568h.htm

-Adıyaman Nur talebeleri hakkında 3 sayfalık istihbarat raporu.

https://www.risalehaber.com/adiyaman-nur-talebeleri-hakkinda-3-sayfalik-istihbarat-raporu-358181h.htm

Loading

No ResponsesAğustos 7th, 2019

ATA VATAN

ATA VATAN

İnsan gideceği yere yaklaşıp, bulunduğu yerden uzaklaştıkça, bu dünyanın fani olduğunu daha iyi anlıyor.

Toprak çekiyor.

Ana vatan.. Baba vatan.. Ata vatan..

Hem ana tarafından hem de baba tarafından oralı olmuş olmak, yüzün hep o tarafa çevrili kalmasına sebeb oluyor.

Bir özlem, bir hasret, bir heves, bir iştiyak ve bir teveccüh oluyor.

İnsan ilgi duyuyor.

Tıpkı yıllardır asli vatanından, memleketinden, toprağından, yurdundan, akrabalarından, gezip büyüdüğü yerlerden uzun süre uzak kalmış olan birinin, bir bayram ziyareti sebebiyle, kalkıp memleketine doğru yola çıkmasını düşünün.

Hazırlık safhasından, yolculuk süresine ve varış anına kadar ki o hali varın siz tasavvur edin.

Birde vardığınız yerde karşılanmanız ve onları karşılamanız.

Arabadan indiğinizde toprağı öpmekten, evinizin bahçesindeki çocukluğunuzun geçtiği ağaca sarılmanız, kapının önündeki karabaştan, ahırdaki uzun kulaklı karakaçana kadar hepsiyle hasret giderirsiniz.

Tanıdıklarınızla eski günleri yadedersiniz.

Çektiğiniz sancılar bile birer anı olmuştur.

Kırdığınız ayağınız bile değer bulmuştur.

Kavga edip birbirinizin ağzını burnunu kırdığınız sınıf arkadaşınız bile aranır olmuştur.

Aaah o eski günler.. Vah memleketim.

-İnsan bir memlekete gidince bir enis ve dost arar. Tanıdık bir sima ister.

Aslında dünya her yönüyle bize yabancı ve de yabani.

Cennet ise atamızın ana vatanı olduğu için inşallah yabancılık çekmeyiz.

Yabancı ve yabaniler cehenneme gideceğinden, iman cihetiyle kardeşimiz olan cennettekilerle tam bir dostluk içerisinde ayrıldığımız yurda geri dönmüş oluruz.

Madem öyleydi de niye geldik bu bela ve sürgün yerine?

-Mehmet Kırkıncı hocaya birisi; Hocam, keşke atamız Adem cennette suç işleyip de dünyaya gelmeseydi? deyince cevaben;

-Oğlum daha iyi ya. Bak gelirken iki kişi olarak dünyaya geldiler. Giderken milyarlarca olarak gidiyorlar?

Kim daha kârlı?

-Okula herkes kaydolabilir ancak herkes bitiremez.

Dünya okuluna imtihan için gelenler notunu, takdirname veya tasdiknamesini aldıktan sonra buradan gitmektedir.

***********

Büyük ve külli bir proje insan projesi.

Beni bana bildirdi.

Kendisini bana bildirdi.

Alemi bana bildirdi.

Beni aleme bildirdi.

Kâinatı bende yerleştirdi.

Beni kâinatta yerleştirdi.

Okyanusu bendeki damlaya koydu.

Bir damla olan beni kâinat okyanusuna derc edip yerleştirdi.

Tatlı ve tuzlu iki denizi birbirine katıp engel ve perde koyarak karıştırmayan Allah, alemleri birbirine katarken de karıştırmadı.

Ayrı ayrı alemler, alem içinde kaldı.

MEHMET ÖZÇELİK

07-08-2019

Loading

No ResponsesAğustos 7th, 2019

SÜT KARDEŞLER

SÜT KARDEŞLER

21. Asır aynı memeden süt emen kardeşlerin buluştuğu asırdır.

Hz. Adem-den bu yana aynı kanı taşıyan, aynı zihniyet ve kaynaktan beslenenlerin bir araya geldiği bir asırdır bu asır.

Birini Habil-in diğerini Kabil-in tuttuğu, birini Firavun-un diğerini Hz. Musa-nın gittiği yoldur bu yol.

Selahaddin-i Eyyubi ile Haçlı zihniyet silsilesinin devamıdır bu asır.

Yani imanla küfrün mücadelesi bu asırda tüm vuzuhuyla kendisini göstermektedir.

Bu asır asırların havuzunu oluşturmaktadır.

Aynı tinette olanlar aynı havuzda buluşmaktadırlar.

*************

İngilizler 1510-11 yıllarında Şahkulu İsyanı’nı da Şah İsmail’in Osmanlı karşıtı
faaliyetleriyle  aynı dönemde Osmanlı yanında Safevî Devleti ile de ilgileniyordu. Bu
konuda Papaz John Carthright; “Türkler ile Farsların savaşları sadece uzun ve kanlı olmayıp aynı zamanda, Hıristiyan topluluğu için oldukça verimli ve karlı olmuştur. Zira bu savaşlar Hıristiyan nüfusun kendini toparlamasına ve güçlenmesine imkân sağlamıştır”

Önemli ilgi sebebi ise; Safevî bölgesi genellikle Portekiz, Hollanda ve İngilizlerin Asya’daki topraklarına geçmek için kullandıkları güzergâhta idi.

-Erdebili okulu 3 kuşak sonra Şiiliğe geçip, Şah İsmail-e de katılmıştır.

************  

Suriye bugünkü duruma birden gelmedi.

50 yıllık bir macera entrikanın sonunda gelmiştir.

Şimdiki Esad-ın babası Hafız Esad-ın bir darbe ile 1971 yılında yetkiyi elinde bulundurarak sürdürmüştür.

Suriye-de olduğu gibi, orta doğuda yapılan uygulama; azınlıkları çoğunluklar üzerinde hakim kılmaktır.

Türkiye-de de bir asırdır uygulanan ve uygulamaya çalışılan yöntem budur.

Ta ki memnuniyetsiz bir toplum oluşturarak, sürekli kavgalı hali sürdürmektir.

Yüzde sekiz olan Nusayriler yüzde 92- yi idareye memur edilmişti.

Orada da çoklukla bulunan ermeniler ve bir kısım hristiyanlar bizde olduğu gibi, terörde ve bu günkü hale gelmede etkili olmuştur.

Esad-ın hakimiyeti ordu üzerinde idi.

Abd ise bu kargaşadan istifade ile, sürekli Rusya-yı düşman göstererek orta doğuda yerini perçinlemeye çalışmıştır.

Bize olan hakimiyetini de böyle sürdürmüş, göstermelik bir Nato-ya alarak her on yılda bir bizi budamak üzere darbelerin önünü açmış olmaktadır.

Abd-nin bizdeki hesabı; Öldürmeyin, solmaması için sulayın ancak gelişmesi halinde budayın.

**************  

-Orgeneral Leonid İvaşov: 15 Temmuz’u ABD istihbaratı yaptı.

Şanghay İşbirliği Örgütü kurucularından Orgeneral Leonid İvaşov, A Haber’de yayınlanan Yaz Boz programında Türkiye-Rusya ilişkileri ve FETÖ hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. “Batı’nın işgal planında Suriye’den sonra İran, İran’dan sonra da Türkiye var” diyen Rus general Ivaşov, “15 Temmuz ABD’nin parmağı olmadan asla olamazdı” diye konuştu… Ivaşov, ABD’nin Türkiye’yi içerden karıştırmaya çalıştığını söyledi ve “15 Temmuz’da bir ABD erinin bir Türk generaline emir vermesi zoruma gitti” dedi.[1]

-Ta 1993 yılında Abd ve Japon savaşından bahsedilmektedir.

Abd her dönemde kabadayılığını sürdürmüş, köprüye yerleştirdiği Coni-leriyle geçenden 10 dolar, geçmeyenden 20 dolar almıştır.

-ABD bunalımda. Psikolojikmen ve de ekonomikmen.

Bir yılda 250 saldırı yapılmış.

Rast gele girdiği yeri tarayıp, onlarca kişiyi çok rahat öldürebiliyor.

Devletleri yıkan ABD, kendisi de içten yıkılacaktır.

-Jim Jones liderliğindeki 900 taraftarı 1978 yılında topluca intihar etti.

-Herff Applewhite ve takipçileri UFO’ların geleceğine inanarak topluca intihar ettiler.

Akıttığı bu kanlar onu boğacaktır.

*******************   

O gün kozmik odada neler oldu? MİT’ten anında müdahale.

İstanbul’da 31 Mart seçimlerindeki en tartışmalı konularından biri, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını aldıktan 1 gün sonra büyükşehir belediyesinin “kozmik odası”na girilmesi talimatını vermesiydi. MİT, TSK ve polisi de alarma geçiren o kritik günlerde yaşananların ayrıntılarına ulaşıldı.

…SİSTEMDE KRİTİK BİLGİLER MEVCUT.

İBB Bilgi İşlem Dairesi, Maliye Bakanlığı’ndan sonra en fazla kayıt üreten kurum. Kopyalanmak istenen verilerin içinde vatandaşların tapu kayıtları, kimlik bilgileri ve banka kayıtları da var, İstanbul’da yalnızca güvenlik kurumları tarafından bilinmesi gereken telsiz röle sisteminin detayları da. Ayrıca alt yapının kopyalanması durumunda diğer kurumlara sağlanan teknik desteğin izlerinin sürülmesi riski var. Çoklu güvenlik sistemi ile korunan veriler arasında Cumhurbaşkanlığına ait datalar da mevcut.”[2]

-Fetö ve devamının kozmik hassasiyeti.

Türkiyenin beyni kozmik odayı kopyalayan fetö, ikinci kozmik oda olan İbb-de bunu neden yapıyor?

Yoksa, Kozmik odada kopyalamadan sonra pkk içinde gizli eleman olarak bulunan mit elemanı 813 kişi pkk tarafından infaz edildi.[3]

-Acaba İbb- deki kopyalamadan sonra bir yerlerdeki mit- özel harekatlılar infaz mı edilecekti?

Cumhurbaşkanı bu konuya el atmalı. Soruşturma yapılmalı, kozmik odaya giriş engellenmelidir.

-Türkiye-nin içindeki oyun, dışındakinden daha büyük ve de daha da tehlikelidir.

-Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü iddianamesinde, örgüt lideri Adnan Oktar ve örgüt mensuplarının bir casusluk faaliyeti içerisinde olduğu, uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlarının olduğu ve örgüt içinde gizliliğin hâkim olduğuna dair bilgiler itirafçı ifadelerinde yer aldı. Örgüt yöneticileri şüpheliler Ulviye Didem ÜrerYeliz SucuMerve Büyükbayrak ve Sinem Tezyapar’ın örgütün uluslararası casusluk ağında elde ettikleri bilgileri Adnan Oktar’ın talimatıyla sakladığı da ortaya çıktı..[4]

-Maalesef Türkiyede koparılan yaygaralar; 50 yıllık hatta bir asırlık kirlenme, boşluk, ihmal ve ihanetleri, bunca hesapları Erdoğana yükleme basiretsizliği ve sorumsuzluğudur.

MEHMET ÖZÇELİK /   06-08-2019


[1] https://www.youtube.com/watch?v=aw8q1k0OsrI

[2] http://www.haber7.com/guncel/haber/2884142-o-gun-kozmik-odada-neler-oldu-mitten-aninda-mudahale/?detay=2

https://www.yenisafak.com/gundem/o-gun-kozmik-odada-neler-yasandi-3500820

[3]https://www.google.com/search?q=kozmik+odadan+sonra+ka%C3%A7+mit+eleman%C4%B1+pkk+i%C3%A7inde+infaz+edildi&rlz=1C1PRFI_enTR844TR844&oq=kozmik+odadan+sonra+ka%C3%A7+mit+eleman%C4%B1+pkk+i%C3%A7inde+infaz+edildi&aqs=chrome..69i57.16152j0j1&sourceid=chrome&ie=UTF-8

[4] https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/08/06/adnan-oktarin-gizli-baglantilari-tek-tek-ortaya-cikti

Loading

No ResponsesAğustos 6th, 2019