KENDİNİ BULAN İNSAN

KENDİNİ BULAN İNSAN

Her varlık kendi norm, konum, kapasite, kabiliyet, kişilik, yetenek, fabrika çıkışlı, kapsam alanı vüs’atinde yaratılmıştır.

Ondandır ki, o standartlar çerçevesinde gelişmekte, hayatını sürdürmektedir.

Mikroskobik canlıdan devine kadar. Kendi bünyesi içerisinde bir memnuniyeti gerçekleşmektedir.

Bunca sayısız farklılıklar içerisindeki her varlık, kabına göre doyumunu gerçekleştirmektedir.

Bulunduğu konumda memnun edilmekte ve memnun olunmaktadır.

Önemli olan ise onca varlığı memnun etmektedir.

Midesinin memnuniyetini yerine getirmekten aciz olan insana karşı, bütün mideleri doyuran bir Rab var.

Herkes kararını  buluyor. 

Bu dünyada herkes kendini buluyor ve kendi oluyor.

-Hak ilminde bu âlem bir nüsha imiş ancak
Ol nüshada bu âdem nokta imiş ancak.

Ol nokta içinde nice bin gizli derya
Bu âlem o deryadan bir katre imiş ancak. Niyazi Mısri

Rabbiyle bağlantı ve intisab kurarak kendisini bulması amaçlanmıştır.

Yoksa bu uçsuz bucaksız kainatta kaybolacaktır.

Ah min‐el aşk ve halatihi
Ahraka kalbi bi hararatihi

-Karıncalar gibi sen ufak, ufak yürürsün
Meleklerden ileri seyranı arzularsın
Topuğuna çıkmayan suyu deniz sanırsın
Sen katreyi geçmeden ummanı arzularsın.
Var sen Niyazi yürü atma okun ileri
Derdi ile kul olmadan sultanı arzularsın. Niyazi Mısri

-Güneşimiz büyük kalabalıktaki yıldızlardan sadece birisi.

Sadece bizim galaksimiz Samanyolu, 200 milyardan fazla yıldızla çevrili.

Ve fakat Samanyolu, Evrene saçılmış 100 milyar galaksiden sadece birisi.

Yani Evrendeki 100 milyar galaksinin her birinin kendine ait 100 milyarlarca yıldız sistemi, ve her yıldız sisteminin de ayrı ayrı onlarca gezegeni var.

İnsanın yaşadığı dünya nokta iken, insanlar o nokta içerisinde ise bu uçsuz bucaksız kainatta görülmeyecek kadardır.

MEHMET ÖZÇELİK

13-07-2019

Loading

No ResponsesTemmuz 13th, 2019

YORGUN EĞİTİM

YORGUN EĞİTİM

Tek tip eğitim. Tornadan çıkmış, kabiliyetleri söndüren eğitim sistemi.

”Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu tek parti döneminin son Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu da (10.601948-22.5.1950) şöyle açıklıyor:
“Tevhid-i Tedrisat kanunu’nun manası, ruhu şudur: Türkiye’de bundan böyle bir tek umumi tahsil müessesesi, bir tek mektep yaratmak, bir tek terbiye vermek ve bir tek zihniyet sahibi insanlar yetiştirmek, bu sayede de bir tek bütün millet meydana getirmek.”

Bakanlığa bağlı imam-hatip mektepleri 1931 yılında, Darülfünun İlahiyat Fakültesi 1933 yılında kapatılmıştır. Din dersleri, 1930-1931 öğretim yılından itibaren genel öğretim kurumlarından, 1939’dan itibaren de köy ilkokullarından kaldırılmış, böylece din öğretimi genel öğretimin tamamen dışında bırakılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na dayanarak, din görevlisi yetiştirmek için kaynaklardan biri olan Kur’an kursları da almak istemişse de, Başkan Rıfat Börekçi bunların meslek okulları olarak Diyanet Işleri Başkanlığı’na bağlı kalmasını sağlamış, hatta sayılarını da yavaş yavaş artırmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca hiç kapatılmadan öğ­retime devam etmiştir. 1949 yılına kadar genel öğretim içinde din öğretimi olmadığı gibi din görevlisi yetiştirecek bir öğretim kurumu da kalmamıştır.

1946’dan sonra din öğretimi alanında arayışlar yeniden başlamış, yaklaşık 16 yıllık bir uygulamadan sonra genel öğretim içinde din öğretimine tekrar yer verilmiştir. 1949 yılında Bakanlığa bağlı, öğretim süresi on ay olan imam-hatip kursları açılmış, aynı yıl ilkokullara din dersleri konulmuştur. İsteğe bağlı olarak konulan din derslerinin ilk yıldaki uygulaması zamanın bakanı şöyle yazıyor:”.. Çocuğun din dersine girmesini
istemeyen ana baba okula b~ yolda bir mektup yazmalıydı. Hatırlarım, neticede bana yalnız Ankara Üniversitesi profesörlerinden birinin Türkiye ölçüsünde bir tek mektubunu getirmişlerdi. Biz hususiyle Alevi köylerinde din derslerinin zorlanmamasını tavsiye etmiştik. Oysa bütün Aleviler çocuklarını din dersine gönderdiler. Sivas’ta bir kısım Ermeniler de çocuklarını bu derslere göndermek istediler, memnunlukla kabul ettik.”
Program dışı olarak konulan din dersleri 4 kasım 1950’de program içine alındı. Dersin müfredat programı 1968 yılında diğer bütün derslerle birlikte yeniden ele alındı. Bu dersleri sınıf öğretmenleri okuttuğu için 1953 yılında, ilk öğretmen okullarının 9. ve 10. sınıflarına haftada birer saat zorunlu din dersleri konuldu. İcra Vekilleri Heyetinin 13.8.1956 tarihli kararıyla, orta ve dengi okullara isteğe bağlı olarak, birer saat din dersleri konuldu.”

Din öğretimindeki bu uygulama 1967 yılına kadar böyle devam etti. 1967 yılında halktan gelen binlerce dilekçe, özellikle 200 dolayında milletvekilinin yazılı isteği, bakanlıkça dikkate alınarak, Talim Terbiye Kurulu’nun kararıyla (21.9.1967 tarihli) bütün lise ve dengi okulların 1. ve 2. sınıflarına da isteğe bağlı olarak birer saat din dersleri konulmuş­tur.1980 öncesi genel öğretimdeki din öğretimindeki en son gelişme;
23.9.1976 tarihinde, Bakanlık kararıyla Din Bilgisi derslerinin, temel eğitim ikinci kademesinin (ortaokul) üçüncü sınıfı ile lise ve dengi bütün okulların üçüncü sınıfına da konulmuş olmasıdır.

Cumhuriyet tarihimizde 1949 yılından itibaren, isteğe bağlı olarak, yeniden başlayan din öğretimi uygulamaları, 12 Eylül 1980 sonrasındaki arayışlar ve çalışmalar sonunda, 18.10.1982’de yürürlüğe giren Anayasa’nın yirmi dördüncü maddesinde şu hukuki temele ulaşrmştır: “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.”[1]

-Milli Eğitim sistemi bir asırdır problemli olmuş, bir türlü hala bu kadar maddi gelişmelere ragmen; akıl ile kalb, madde ile manayı, manayı ismi ile manayı harfiyi beraber götürecek seviyeli bir eğitime geçilememiştir.

İnançlı idarecilerde başa geçse hala fizik, fen bilimleri anlatılırken, nedense yaratıcısı devre dışı bırakılıp, tabiatın yaptığı nazara verilmektedir.

Eğitim kör ve topal olarak yürümektedir.

Aklı aydınlatan fen ilimleri yetersiz kaldığı, gerçek ilim adamı yetişmediği gibi, kalbi aydınlatan din ilimleri hakkıyla, kalbi tatmin ve memnun edici bir seviyede olmamıştır.

En iyi haliyle akademik kalıp, ruh ve ahlak hakkıyla verilememektedir.

Maarif sınıfta kalmış, maariften marifete geçiş yapamamıştır.

****************

Eğitimimiz  ABD’ye mi teslim?

Daha önce bu konuda yazmıştım. [2]

Bu konu çokları tarafından da dillendirilmiştir.[3]

-Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bayan müfettiş, bir okulu teftiş etmek için görevlendirilir:

Müfettiş okula gitmek için yola koyulur ancak yolda arabası hararet yapar ve aracı çalışmaz. Oradan geçen bir çocuk araca doğru yanaşarak yardıma ihtiyacının olup olmadığını sorar.

Müfettiş: Araçlardan anlar mısın?

Çocuk: Babam tamircidir bende bazen ona yardım ederim.

Arabanın motoruna bir bakış attıktan sonra, alet-edevat çantasını ister. Çocuk bir kaç dakika uğraştıktan sonra, müfettişten aracı çalıştırmasını rica eder. Bu arada müfettiş bütün bu olanları dehşet içerisinde izliyordu. Araç tekrardan hareket etmeye başladı! Çocuğa teşekkür etti ve bu saatte neden okulda olmadığını sordu.

Çocuk: Bugün okulumuza müfettiş gelecekmiş ve öğretmenin dediğine göre benim sınıfın en tembel öğrencisi olmamdan dolayı evde kalmam gerekiyormuş.

Fikir: Yetenekler böyle bitirilir. Zeka ve üreticilik sadece dersi anlamak ile alakalı bir şey değildir. Her şahsı, yeteneklerini ortaya çıkarabilmek için uygun ortama koymak gerekir. Aptallık diye birşey yoktur, sadece farklı yollar vardır…

Osmanlı mekteplerinde her çocuk ilgi alanı ve yeteneğine göre değerlendirilip ona göre eğitiliyordu. Bütün öğrencilere standart dersler verilmiyordu. Mekteplerin duvarında ise şöyle yazıyordu: “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…”

Eğitimiz artık çok yorgun. Reflekteye ihtiyacı var.

Yüz yıldır değişmeyen, değiştirilmeyen, aynı motorla giden eğitimin dinlenmeye, dinlendirilmeye, bu durumun birilerine dillendirilmeye ihtiyacı var.

MEHMET ÖZÇELİK

12-07-2019


[1] CUMHURİYET DÖNEMİ DİN EGİTİMİNE GENEL BAKlŞ.Doç. Dr. Halis AYHAN. 15-17.

[2] http://www.tesbitler.com/2017/03/11/bu-milli-egitim-bizim-mi/

[3] https://www.yenisafak.com//yazarlar/hayrettinkaraman/-fulbright-egitim-komisyonu-2051925?utm_source=gazeteoku&utm_medium=referral

Loading

No ResponsesTemmuz 12th, 2019

ÇETREFİL

ÇETREFİL

Çetrefil; karışık olması nedeniyle içinden çıkılması, çözümü, bir sonuca bağlanması, anlaşılması güç.

Aslında güç olmasından ziyade, güçlendirilen çetrefil olaylar.

-Sivas olayları Teoman komanın işimiydi, özel harekat elemanının ifadesine göre?

1993’ün ilk iki ayında İsrail’de patlayıcı eğitimi, 1996’da ise ABD’de üç ay Kontrgerilla eğitimi almış olan bu Özel Harpçi H.Ç’nin; Sivas itiraflarıyla (2011) finali yapalım:

“Erzincan’da poligon birliğindeydik. Teoman Koman geldi ve Sivas’ın talimatını verdi!

İki gün öncesinden Sivas’taydık: 13 kişiydik ve ikişerli gruplara ayrıldık. Bir kişi geri bırakıldı. Halkın arasında epeyce dolaşıldı. Jitem’den gelen bilgilerden istifade edildi. İşimiz, insanların Madımak Oteli’nin önünde toplanmasını sağlamak, taşı atmak ve sonra çekilmekti…

Başlarken, beşinci gruptaki bir arkadaşımız ilk kurşunu attı. Arkasından molotof kokteylleri geldi. Görevimiz kargaşayı çıkarmaktı. Yapmamız gerekeni yaptık!”[1]

-Cami duvarına bevleden zihniyet hiç eksilmeyecek gibi.

-Herşey değişse de değişmeyen Chp zihniyetidir.

Bir iki belediyeyi kazanmanın sarhoşluğuyla sağa sola saldırması, hakaretler, Lutilik yapıp sefaheti alevlendirmesi, eski kokmuş ve kokuşmuş uygulamaları tekrar piyasaya sürerek saldırganlığı, hala cehalet asrının karanlıklarında ve orta çağda kaldığının ve sözlerinde dürüst olmadığının bir göstergesidir.

Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.

Yaptıkları yapacaklarının delilidir.

Kirlilikleri sayıp etrafı kokutmaya ve mide bulandırmaya gerek yok. Zaten onlar bunu -görenler için- yapıyor. Saldırganlıklarını gizlemiyorlar. İşte daha tehlikesi için bakın.[2]

-Barış Yarkadaş’ın sahibi ve genel yayın yönetmeni olduğu internet sitesinde, Kılıçdaroğlu’nun Soros bağlantılarını faş eden bir haber yayınlanmıştı. 

Küçük çaplı bir kıyametin kopması bekleniyordu ama öyle olmadı. Kılıçdaroğlu, Barış Yarkadaş’ı CHP’ye davet etti ve onu milletvekilliğiyle onurlandırdı. Barış Yarkadaş da, ne yapsın, hem iddialarının peşini bıraktı, hem de yayınladığı haberi erişime kapattı.”[3]

Dünya darbecisi Sorosun kontrolünde olan partiye girince rengi ve sözü birdenbire değişiverdi.

CHP’li Barış Yarkadaş’tan skandal başörtüsü açıklaması: Türbanlı hakim olmaz.[4]

Bin yılda geçse değişmeyecek olan zihniyet. Anlat anlat anlamaz, kaynat kaynat kaynamaz.

Herşey değişse de tinet değişmez.[5]

-Dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan olan kimseler, sözde dindar ve İslamcı olduğunu söyleyenler maalesef bu kirli ittifakta, bir asırdır mücadele ettiği insanlarla kol kola ve bağıra bağıra ortaklıklarını gösterdiler.

-Dağdaki çobanın oyuyla benim oyum nasıl bir olur diyenler, bugün dağdaki eşkiya ile ortaklık yapıyorlar, aynı oybirliği ile..

-Her şey güzel olacak diye.

Oysa devamlı yüz kızartıcı ve üzücü olaylar peş peşe gelmekte, dağ eşkıyası şehirlerde borazanını öttürmektedir.

MEHMET ÖZÇELİK

11-07-2019


[1] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamerkorkmaz/butun-bunlara-gozlerimizi-kapatmaya-tam-gaz-devam-2051945

[2] https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-ozisik/608779.aspx

[3] https://www.gazeteoku.com/turkiye/star-gazetesi-yazari-ahmet-kekec-kimin-fetocu-oldugundan-suphe-duydugunu-yazdi/608888

https://forum.donanimhaber.com/baris-yarkadas-in-kilicdaroglu-hakkindaki-inanilmaz-itiraflari–128190478

[4] https://www.ahaber.com.tr/webtv/gundem/emniyet-mudurunden-hdpliye-tokat-gibi-cevap-savas-yok-terorle-mucadele-var

[5] Bak. İsra.84.

Loading

No ResponsesTemmuz 11th, 2019

DÜĞÜN EVİNİN DEFCİSİ

DÜĞÜN EVİNİN DEFCİSİ

Düğün evinin defcisi, ölü evinin yasçısı 

Davutoğlu, Gül, Babacan…

Her ortama uyum sağlayan, her ortamda ilgi odağı olmak isteyen, ortamları kendi popülaritesi için kullanan kişi.

Şov sever, her kalıba, kaba uyar kişidir,

Yas lazımsa ağlayıverir, düğün varsa oynayıverir, hazır ahali toplanmış; şov zamanı.

Her ortama, duruma anında ayak uyduran insanlar için kullanılan söz.

Ancak burada yas tutması için ölümün olmasına dua etmesi, ölünün olması için elini ovuşturması gerek.

Ölüden miras kapmaya çalışan, miras yedi yaramazlar.

Gamsız mı, vurdumduymaz mı bilinmez ama şekilden şekile çok kolay girerler ve bu tarz insanları da toplum olarak gizli gizli hayranlık duyulduğu ve zorla sevdirilmeye çalışıldığı olmuştur. 

Yeni parti kaç Ayar?

Milletin ayarına denk mi yoksa birileri istediği ve itelediği için mi ihtiyaç borazanlığı yapılmaktadır?

-Erdoğan’ı; Gül, Davutoğlu, Kılıçdaroğlu ve hatta Fetönün çizgisinden ayıran sebeb, yarım asırdan fazladır ABD ve İngiltere’nin ihanetini görüp, dönmek isteyip ancak döndürülemeyerek asılan Menderes gibi ve yüz yıl önce oyunu gören Abdülhamid gibi yüzünü Rusya’ya ve Çin’e çevirmesinden dolayıdır.

Gül ingiltereyi, diğerleri ABD ve onun uyduluğunu tercih etmişlerdir.

Prof. Emin Gürses Ahmet Davutoğlu için  Bilderbergci olduğunu çünkü oraya herkesin çağrılmayacağını, Abdullah Gül’ün ise kraliçenin adamı olduğunu söyler.

Erdoğan’a yapılan tüm saldırıların önemli sebebi de budur.

İĞNE VE ÇUVALDIZ

Yeni bir parti kurulacakmış?

Yeni parti kuracak olan zevatlar çok hafif kalırlar.

Geçmişte ne kadar iç açıcı iş yaptılar ki, bundan sonra onu yapsınlar?

Erdoğan’ın kendilerine kazandırdığının dışında ne marifet göstermişler?

Davutoğlu mu?

PKK’lılara bakanlık koltuğunu verip yenilgiye uğraması, Suriye işinde başarısızlığı, rusyayla savaşa girme durumuna düşme gibi büyük hatalar yapmıştır.

Fitne uyumaktadır. Uyandırana Allah lanet etsin.

Menfi insanların ekmeğine yağ sürmek amacıyla tashihe ve içten yardıma gitmeden, destek olmadan yıkan ve tamamen vefasızlık gösteren insan muteber bir insan değildir.

Vefasız insandan hayır gelmez.

Üç kuruşluk bir sermayeleri vardı, onuda bitirdiler.

Erdoğan’ın bunlara kazandırdığı olmasaydı, bunları kim tanırdı?

Bunlardan kim memnun?

İngiltere, abd, gibi devletler, içtede CHP ve etbaı…

Evelden askeri vesayetle darbe olurdu. Darbe olmadığında da içten yıpratma ve yıkma yoluna gidilirdi.

Böl- Parçala- Yut…

İşte bunlar yapmaya değil, yıkmaya gelmektedirler.

Anketler göstermektedir ki, bunlar doğmadan öleceklerdir.

Erdoğan’ın eline su dökemezler.

Erdoğon La Yuhti ve La yüs’el yani hatasız ve sorgulanmaz değildir.

Yüz yıllık birikimi, yıldardır iç ve dış saldırıları görüp ses çıkarmayarak, bir çelme de kendisi takan insan, takıntılı ve kıt insandır.

İçten yapıma gitmek varken, dıştan yıkıp yeniden kendi üzerinden bina etmeye kalkışmak tamamen menfaat ve şahsiyet ve de makam hırsı merkezlidir.

Bunlar ancak fetönün ve PKK’nın önünü açarlar.

Bu girişim Türkiye’nin hayrına bir girişim değildir.

Yine diyorum; Akpartinin elbette ki hataları vardır.

Bu dışarıdan yıkmakla ve sessiz ve uzak kalmakla değil, içte mücadele edip, düzelmeye ve düzeltmeye gitmekle olur.

Komşusunun iflas etmesi için avucunu ovuşturan müflis esnaf, avucunu yalamaya mahkumdur.

Erdoğan’ın yüklendiği yükün altına girmeyen bu zevat, Erdoğan’a ve millete yük oldular.

Erdoğan’a iğne batırılacaksa ki, bunca zorluklara göğüs germesine ve ayakta durmasına rağmen, diğer zevatlara çuvaldız az kalır.

Gölge etmeyin başka ihsan istemez. Bizim sizden çok istikrara ihtiyacımız var.

MEHMET ÖZÇELİK

1107-2019

Loading

No ResponsesTemmuz 11th, 2019

YASAK AĞAÇ

YASAK AĞAÇ

Dünya hayatı yasak ağaçla başladı.

Aslında niyet dünya hayatını başlatmak idi.

Yasak ağaç bunun bahanesi ve sebebi oldu.

-Yasak Ağaca yaklaşmakla birinci açılış imtihanını başlatıp bunu kaybeden insanoğlu, herhalde ikinci hayvan katli imtihanıyla da kapanışa sebeb olacaktır.[1]

İmtihanın açılış ve kapanışına sebeb, günahımızdır.

“Deniz dibinde balıklar, cânilerden şekva ederler ki, “İstirahatimizin selbine sebep oldular” diye rivâyet-i sahiha vardır.”

Bu olay kainat çapında büyük bir projenin temeli atılmış oldu.

İnsan projesi külli bir proje.

Ebede uzanan bir proje.

İlahi proje.

-Dünyadaki tüm çabalar, ahiretteki gerçek konumumuzu alma amaçlıdır.

Bu projenin neticesini belirleyecek dünya hayatı olduğu gibi, ahiret hayatı ise bunun sonsuzluğa uzanan ve kanat açan ilk adımı olacaktır.

-Ahirete gidecek olan ise, Allaha bakan cihetlerdir.

Fir’avunlar ve onların kurdukları gökdelenler hep yıkıldı ancak gönül erlerinin yaptıkları hala ayakta ve ebede uzanacaktır.

-Güneşimiz büyük kalabalıktaki yıldızlardan sadece birisi.

Sadece bizim galaksimiz Samanyolu, 200 milyardan fazla yıldızla çevrili.

Ve fakat Samanyolu, Evrene saçılmış 100 milyar galaksiden sadece birisi.

Yani Evrendeki 100 milyar galaksinin her birinin kendine ait 100 milyarlarca yıldız sistemi ve her yıldız sisteminin de ayrı ayrı onlarca gezegeni var.

Bütün bu gibi sayısız hikmetli hareketler, ebede ve insan projesine yönelik plan ve projedir.

*************   

Anne karnında kalıp adeta bu dünyaya gelmek istemeyen insan, yeni bir hayata gözlerini açar.

Geniş bir dünyaya gelmiştir.

Elde edilen vücudunu burada bırakıp, daha geniş bir aleme geçiş yapar.

Eğer burası için yaratılmış olsaydı bu vücudu burada bırakmaz, kendisiyle beraber götürürdü.

Demek ki tıpkı anne karnından gelip farklı vücutlar elde ettiği gibi, gittiğinde de oraya layık, daha farklı ve güzel bir vücut elde edecektir, inşaallah…

Ruh geldiği ve ulaştığı kıymete göre bir vücuda sahip olacaktır.

-Cennete inşaallah gittiğimizde ne hatırlayacağız acaba?

Cennette olumsuzluk ve lüzumsuzluk namına bir şey olmadığı için hatırlayacağımız neler olabilir?

Yoksa anne karnını hatırlamadığımız gibi dünyayı damı hatırlamayacağız?

Ancak hatırlanacak olan Allah için yapılan sohbet ve işlerdir, ihlas ve samimiyeti nisbetinde…

****************  

Küçük balıktan büyük balığa, küçük fanustan büyük akvaryuma kadar bir balığın bir karış veya biraz büyük bir yerde hayatı boyunca dönüp dolaşması, gayet düşündürücüdür değil mi?

Ve de bu bundan zevk ve keyif almaktadır.

Bir çocuğun dokuz ay on gün boyunca bir zarın içerisinde hayatını sürdürmesi ve çıkmak istemeyip, çıkınca da adeta ağlaması ve daha sonrasında da bu hayatı hatırlamaması gayet ibretli değil mi?

İçerisinde yaşayıp da hiç çıkmayacağımızı düşündüğümüz dünyamızı da bu açıdan değerlendirebilirsiniz.

Zira uçsuz bucaksız koca kâinat içerisinde dünyamız, bir nokta ve küçük bir fanus ve akvaryum gibidir.

-Bir usta taşları üst üste koyuyor ve onlar durup itaat ederek bozulmuyor.

Allah yapınca neden harika ve mükemmel olmasın?

-Bir Arap şairi şöyle söylemiştir:
Zamanın harap etmesi için bina yapılması gibi,
Anneler de yavrularını ölüm için beslerler.

MEHMET ÖZÇELİK/ 08-07-2019


[1] http://www.haber7.com/foto-galeri/58426-insanlarin-ne-kadar-acimasiz-oldugunu-gosteren-fotograflar/p6

Loading

No ResponsesTemmuz 8th, 2019

ERGENEKON YOKMUYMUŞ!!!

ERGENEKON YOKMUYMUŞ!!!

Öyle mi?

Oda idamla, müebbed hapisle  yargılandıktan sonra mı?

Problem hukukta mı, hukukçuda mı yoksa her ikisinde mi?

Hadi beş bine yakın hukukçu atıldı, atılmayanların içerisinde de hiç mi vicdanlı ve insaflı yoktu?

Hem idamla yargıla ve sonra da suçsuz de?

Bu ne saçmalıktır… Hukukta bu kadar mı kopukluk söz konusu?

1 Temmuz 2019 yılında yani 12 yıl sonra bu hükme nasıl varıldı?

Bunca yapılan darbeler, askeriyede ve kurumlardaki baskılar nereden geliyordu?

Onca faili meçhulleri kim yaptı?

Darbe hazırlıkları kime karşı yapılıyordu?

1960 yılından beri yapılan darbeler, darbe hazırlıkları ve kaoslar…

Yani hiç bir şey yapılmamış ve olmamış gibi göstermek, Ergenekonun hukuktaki hakimiyetini de göstermektedir.

Adeta milletin aklı, basireti ve anlayışıyla dalga geçilmektedir.

Bu karar hukuki bir karar değil ancak siyasi bir karar olabilir.

Bugün ordu yaptığı müsbet açılımların kaçta kaçını daha önce yapmıştı?

Adeta toplumla kavgalı, çocuğunu vatan için şehid olsun diye veren başörtülü anne, askerdeki çocuğuyla gorüşemiyor, namazı rahat kılamıyor, kısaca çokda masum değildi.

Adeta milletle kavgalıydı. Ne vakit milletle barıştı, musibetler onun gözünü açıp dışa yöneldi, gerçek düşmanını bularak, yüz yıllık kendisini manen bağlayan zincirlerini kırmış oldu.

Bin yıllık ruhunu tekrar gösterdi.

Bu yanlışlar fetöye yol açtı, kapı açtı, destek buldu.

Darbelerin ve derin devletin ve de ergenekonun başını hep sol ve atatürkçü zihniyet çekti ve de alet oldu, alet etti.

Öyle ki her ne kadar 15 Temmuzu fetö yaptı ve alet olduysa da, eğer başarılı olsaydı köşesinde beklemekte olan atatürkçü ekip devreye girecek, darbeyi üstlenecekti.

Başarısız olduğunu görünce sinmeyi tercih etti.

2006 Susurluk kirli olayı ile olaylar peşpeşe çorap söküğü gibi gelmeye başladı.

Hep demişimdir, adı ister Ergenekon olsun, ister derin devlet, ister gladyo, ister NATO, ister abd, bir gizli dinsiz komite var.

Bunca olayları ve darbeleri kim yapıyordu?

İşte içte ve dışta istihbarat gücüne sahip olan fetö bu gizli dinsiz komiteyle karşı karşıya geldi.

İki kirli teşkilatın mücadelesinde uydurma isnadlar, yalanlar, haksızlıklar ve harcananlar oldu.

Ergenekon gizli dinsiz komitenin sol kolu iken, fetö sağ kolunu oluşturdu.

Biri gitti veya gizlendi, diğeri bir yüz yıllığına yerini almaya çalışırken neticesiz kaldı.

-ABD’nin 200 yıllık tarihinde sadece 5 yılı savaşsız geçmiştir.

Hep müdahale ve darbelerle geçmiştir.

ABD de savunmaya ayrılanlar %50 ye kadar ulaşmıştır.

Dünyada ise bu oran en fazla %3 dür.

Abd bunu 1960- dan beri Nato ve Mite destek ve yardım adıyla ve de İslam Dünyasında yapıyor ve de yapacaktır.

***************  

KARANLIKTAKİ AYDINLAR 

Çamur Kusan insanlar, genelde ehil ve ehliyetli olmayan insanlardır.

Bunların çoğu ve çoğunluğu da dini konularda pervasızca ve cahilane konuşanlardır.

Bunların da önemli kısmı malum gazetelerin malum yazarlarıdır.

Yıllar önce öylelerinden biri ve çokta aydın geçinen karanlık zihniyetli bir yazar, Kur’an’ı Kerim’de, – Ve ulaike hümül faizun- (Tevbe.20, Nur.52,Haşr.19.)

Burada iman sahibi olup, özellikleri sayılan insanların kurtulduğunu ifade ederken, bu karanlık insanın, buradaki kurtuldular manasına gelen- Faizun- ifadesini, faiz yiyenler kurtuldular diyerek, faize meşruiyet atfetmişti.

Oysa Kur’an’ı Kerim’de faiz Riba olarak geçer.

Bunun gibide haddi olmayan ve de terbiye sınırlarının ötesine geçen yazar görüntülü diğer bir karanlık aydının edep dışı ifadesinin neticesinde ki mahkumiyeti;

“Cumhuriyet Gazetesi yazarı Işıl Özgentürk, 13 Ocak günü ‘Yeni kuşak türbanlılar’ başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yazıda böşörtüsü takan kadınları aşağılayan Özgentürk hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen soruşturma başlatılmıştı.”[1]

Bu insanlar Fikirde anarşisttirler.

MEHMET ÖZÇELİK

04-07-2019


[1] https://m.seslimakale.com.tr/haberdetay/cumhuriyet-yazarina-basortululere-hakaretten-hapis-cikti-15395

Loading

No ResponsesTemmuz 5th, 2019

ALLAH NE YAPMAK DİLİYOR

ALLAH NE YAPMAK DİLİYOR

Evet, Allah ne yapmak diliyor?

Bildiğini…

Neyi biliyor?

Neyi bilmiyor ki!

Mesela;kimin kul kimin kül olduğunu, kul olacakla kül olacağı, adamla adam olmayanı..

Bunu nasıl yapıyor?

Zıtları bir arada tutup bulundurarak.

Bununla neyi amaçlıyor?

İki şeyi; biri değersizleri değerlilerden yani posayı özden ayırarak, diğeri ise değerli olanın önünü açıp yükselişini sağlayarak.

********

Beni benden önce bilen Rabbim, beni şu Halim ve geleceğim ile hiç bilmez mi?

Ben ve hiçbir şey yok iken beni bilip var eden Rabbim, bundan sonraki hayatımdan elbette bigane ve bihaber olmaz…

En önemlisi beni bana bildirmesi ancak çok daha önemlisi ezeli ve ebedi olan kendisini, sonlu ve sınırlı olan bana bildirmesidir.

-Allah insana hikmetle ve peyderpey, aşama aşama yükleme yapıyor.

İdrak-i maâlî bu küçük akla gerekmez.

Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

********

Nasıl bir aşk veya bir fayda ve kazançtır ki, Ulvi makamlardan dünyaya gelen ruh, edna mekanda bulunan süfli bedenle bir araya geldi?

-Leyla kara kuru bir kızmış, ondan dolayı Mecnunu kınadıklarında cevaben,

Siz ona benim gözümle bakmalısınız, demiş.

-Yoksa Ebubekir Kâni Efendi-nin dediği gibi mi;

Gubâr-i pâyine almam cihânı ya rasulallah

Değişmem muyine heft âsumânı ya rasulallah

Duyunca makdem-i teşrifin âdem sulb-i pâkinden

Değişti habbeye bağ-ı cinânı ya rasulallah.

-Ayağının tozuna dünyayı verseler almam ya rasulallah

Kokuna yedi kat gökleri değişmem ya rasulallah

Hz. Adem kendi pak soyundan şerefli teşrifini duyunca,

-Yani sen bir an önce gel de yeryüzü şereflensin diye-

O bir buğday danesine cennet bağlarını değişti ya rasulallah.

********

Allah’ım senin, varlığının zıddı olan yokluğunu düşünemiyorum vede düşünmek istemiyorum.

********

Ne garip bir haldir ki, Yaratılmış olan bir insan, kendi yaratanına adeta savaş açıyor.

Tıpkı basit bir misalle, insanın yaptığı robotun kendi ustasına meydan okuyup savaş açmasına benziyor.

O robot şuursuz olduğundan normal görülebilir de, ya insan?

Oysa bir fişlik işi vardır.

Fişi çekilse, pili bitse, programı bozulsa bir kıymeti Harbiyesi olmayacak, çöplüğe atılacaktır.

********

Herhangi bir sanatın, herhangi bir zaman ve zeminde, herhangi bir surette, nasıl olursa olsun kendi sanatkârını tenkit etmeye, sorgulamaya, hesap sormaya, daha da ötesinde onu red ve inkâr etmeye hakkı yoktur.

Bunu yapabilmesi için bir kere ya o sanatkârından kat be kat Üstün olması ve her yönüyle Onun önünde olması gerekir. O halde insana düşecek olan da kendi sanatkârını tenkit değil ona Şükran ve teşekkürdür. Var olduğu için, var ettiği için, varlıklar içerisinde en güzel bir sureti verdiği için ona minnet duymaktır.

********

Nehri azim olan Kâinatta cari olan hakikatlar, insanın ilham şeridine takılıp, yakınlığı ve uzaklığı nisbetinde aldığı ve koparabildiği kadardır.

Sürekli yayın yapan kanalların veya insanın alıcılarının kuvvetine göre onları alması gibidir.

Sayısız kanallardan aradığı veya tevafuk ettiği kanala veya kanalın kendisine ulaşmasıyla adeta o alemle bağlantı kurup istifade etmektedir..

“Külle yevmin hüve fi şe’nin.” Âyetinin hakikatınca, kâinattaki faaliyetleri insan ilham kaynağı ile elde etmektedir.

Kimisi yerken, kimisi de koklar.

Vahiy kapısı kapanmakta beraber, ilham kapısı sürekli açık ve cari olmaktadır.

İlham umumi kanal ve hat iken, vahiy özel ve kırmızı hat gibidir.

Hayvanlara bile – evhayna ilen nahli -, -Biz arıya vahyettik yani ilham ettik dağlarda evler yapmayı- ile ilham edilmesi.

İlhamat- Sünuhat- Tuluat – İşarat- İhtarat. O kanallardan gelen farklı firekanstaki sesler ve uyarılardır.

O anın yakalanması önemlidir.

TV deki akan alt yazı gibi.

Aldın aldın, o anlık yakalama hali.

-Kokulu bir meyvenin, koku, tat halleri gibi; alemlerin ve ilhamların da farklı halleri mevcuttur.

Daimi akan çeşmeden istifade gibi.

Tıpkı maddenin üç hali gibi; katı-sıvı-gaz…

Manaların farklı mertebeleri vardır.

Zahirden hakikata, maddeden manaya uruc etmek.

-Aç olan eve adımını attığında burnuna güzel kokuların gelmesiyle gözü açılması, aklında şimşekler çakması ve yemeyle duygularının tatmin olması hali.

Uyuyan bir insanın durumu ile, ayık br insanın durum ve yorum farkları aynı değildir.

İlhama mazhar olan bir insan kütüphanede değil de, dağ başında da olsa o akan hakikatları yakalamasıyla kaydetmesi insana farklı bir alem ve ufuk açar.

Bir bahçeye girenlerin farklı istifadeleri gibi.

Kalbime doğdu, aklıma geldi, hissettim veya hissi kablel vuku bu kabildendir.

********

Nurdan gelip bu aleme gelen insanlar ya nurlarını katlar veya söndürürler.

Fıtrattan gelen ruhlar, burada kaybederek dalalete giderler.

Nuru sönen ve pörsümüş ruhlar.

-Bediüzzaman Felak suresinin tefsirinde; “Kâinatta adem (yokluk) âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz.” der.(11. Şua.11.Mesele.Hatime.)

Kâinat varlık ve yokluk mahsulatını netice vermektedir. Buda iman ve küfür ve oda cennet ve cehennem suretinde tezahür eder.

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık,
Anladım ki yok ALLAH (CC) tan başkasına yakınlık..!
-Varlığa ben Seninle âgâhım / Var olan Sen’sin ancak Allah’ım!

MEHMET ÖZÇELİK

30-06-2019

Loading

No ResponsesHaziran 30th, 2019

İKİ BERZAH ARASINDA

İKİ BERZAH ARASINDA

İnsan bu dünyada iki Berzah arasındadır. ilkindin pek haberi olmamaktadır. 9 ay 10 gün kalmış olduğu ana karnındaki Berzah halinden, bir nevi kabir hayatından pek haberdar değildir.

Hangi durumdaydı? Nasıldı?

Orası kendisi için bir muamma ve aynı zamanda karanlık.

Ve bundan sonra gideceği kabir hayatı da aynı şekilde, o da insan için bir muamma.

Her ne kadar haber verilmiş ise de, şu anda o da insan için tamamıyla ve hakkıyla vuzuha kavuşmuş değil.

Böylece insan iki Berzah arasındadır. Adeta bir Sırat köprüsü hayatı yaşamaktadır.

Bu dünya ana karnı ile kabir arasında kurulmuş bir Sırat köprüsü gibidir.

Bu Sırat köprüsü üzerinde Daimi kalmak üzere ev yapılmaz ve de yapılmaya müsaade edilmez. Zaten zaman içerisinde yapılanların yıkılması, tekraren dümdüz hale geldikten sonra insanların yine yapması ve aynı zamanda bu dünyaya gelirken bir şey getirmediği gibi, gittiği zaman da herhangi bir valiz, herhangi bir çanta, herhangi bir tapu gibi bir şeyin kabul edilmeyip, yine her şey burada bırakılarak, geldiği gibi de gidecektir.

Kabir maddi olarak hiçbir şeyi kabul etmeyip, insan ameliyle başbaşa kalmaktadır. Ondan önceki Hayat ise insan tarafından yine bilinmemektedir. Ruhlar alemi olarak ifade edilir. Ruhlar aleminde ruhu o insana ait olaraktan İlahi Canibten;”Ben ruhumdan üfledim.” ifadesi ile vücuda çıkmakta, varlığı devam etmiş olmaktadır. Cenabı Hak bir sözleşme yapmaktadır.

Ondan öncesi ise insan için yine bir muammadır. Zahiren ademden yani yokluktan vücuda çıkan insan, kendisi için hiçbir şey yok olmayan Cenabı Hakk’ın Bilgisinde mevcuttur. Allah Ezeli ilminden o insanı iradesi ile, kudreti ile vücuda çıkarmış, ona bir vücut elbisesi giydirmiştir. İnsan bu manada bir Yolcudur, yolcu ise konaklamanın dışında yolunu ve menzilini düşünür.

Kabirde Kendisi de ne kadar kalacağını bilmemektedir. Her ne kadar bazı işaretler Kuranı Kerim’den çıkarılsa, hadis-i şeriflerde bazı işaretler bulunsa da; imtihan kapandıktan, yeni bir hayat, bir Mahşer hayatı, bir sorgu sual, bir eleme yapıldıktan sonra, ebedî kalmak üzere gerçek meskenine gidecektir.

Aslında ciddi ve gerçek Hayatın başlangıcı olan cennet ve cehennem olarak devam edecektir.

Bu dünya bir karanlık, bir aydınlık içerisinde devam eder. Ana karnında İnsan bir karanlık hayatta, gideceği hayatta imanın vermiş olduğunun dışında kabir hayatı da kendisi için karanlıktadır.

Dünyada ise gece ile karanlığı, Gündüz ile aydınlığı, bir karanlık ve bir aydınlık arasında varlığını sürdürmektedir.

Dünyada sıratı geçen, Sırat ile karşı karşıya kalan insan, sıratta hiçbir şey bırakamaz, hiçbir şey götüremez. Daimi kalacakmış gibi onun üzerinde ev yapamaz. Ve elbette ki müsaade edilmez.

Köprüler geçmek içindir, kalmak için değildir.

Mahşer gününden sonra da yine bir sırat daha insan önüne açılmaktadır. Burada sürekli Aydınlığı ifade eden cennet ile ve sürekli karanlığı ifade eden Cehennem karşısında bulunmaktadır. Böylece insan karanlık ve aydınlık arasında sürekli bir şekilde dönüp dolaşmakta, gidip gelmektedir.

Mahşerden sonraki sıratın durumunu belirleyen, anne karnı ile Kabir arasında bulunan dünya sıratını geçmekle orantılıdır.

Dünya hayatına gelene kadar çok köprülerden geçtik.

Bundan sonraki köprüleri belirleyecek olan ise, dünya köprüsünü başarı ile geçmeye bağlıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

29-06-2019

Loading

No ResponsesHaziran 29th, 2019

SİYASİ KİRLİ İTTİFAK

SİYASİ KİRLİ İTTİFAK

-CHP değişimini bazı partilerden kopmuş, dağa kaçmış, pensilvanya menşeli, Atatürkçü, muhafazakâr, ABD ve batı destekli ve aslında hepsinin Erdoğan düşmanlığında zıtların birleşmesiyle, bir çok farklı kesimleri bir arada bulundurması gerçek kimliğini yitirmiş olmasıdır.

Artık CHP daha çok şaibeli ve zıt kutupları içerisinde barındırmış oldu.

Şöyle ki?

Hem içerim, hem oruç tutarım!

Hem dine saygılıyım, hem dine muhalifim!

Her telden!!!

CHP geçmişini hiç bir şeyle örtemez.

Her yönüyle kendisini yalanlar.

-Ekremin kazanmasıyla birlikte caminin önünde şampanya kutlamasıyla başlayıp, kim bilir daha hangi pisliklerle devam edecek olan zulme ortak olanlarda varsa bir yüz ve zerre kadar utanma duygusu bunu açıklasın, yoksa bu günahı yüklenmeye hazır olsun.

Başta vefasızlığıyla Ahmet Davutoğlu, suskunluğuyla Ali Babacan, ingiliz kraliçesinin gözdesi olan Abdullah Gül, ölçülü ölçüsüz tenkid edip eski gömleğini çıkarmayan Ahmet taşgetiren…

Adeta eski efendilerinin başarısız olması için dua ederken, entrika çevirenlere de katılmaktan geri kalmamaktadırlar.[1]

-Kına yaksın şampanya kaldıranlara oy verenlere.

Bu ikisi vefasızlıkları, kirli ve şaibeli insanlarla olan ortaklıklarıyla tarih boyunca hatırlanacaklardır.

Ya bunca vebalı omuzları taşıyacak mı?[2]

-Erdoğan, yeni parti kuracağı iddia edilen eski arkadaşlarına tepki göstererek “Geçmişte de bu tür yollara başvurdular şimdi siyaset sahnesinden silindiler. Nereden nereye? Kişilik, çok önemli” dedi.[3]

-Birisi düştüğü zaman başkalarının en hafif tabirle yaptığı en büyük hafiflik, elinden tutup kaldırmak yerine, bir tekmede onların vurmasıdır.

Bu İstanbul seçimlerindeki yenilgide de ya saflar değiştirildi ya da bir tekme vurma yoluna gidildi.

Şu iki yazı hislere tercüman olmuş.[4]

-Bugün gayet açık ve net olarak anlaşılmıştır ki askeriyedeki Atatürkçü baskı, devlet kademelerindeki sol zihniyet, bütün bunların bir ahtapot gibi bir Feto projesi olup, onun arkasında da Cıa projesi gayet açıkça ortaya çıkmıştır Her kılığa bürünen münafık bir hareket içerisinde bulunan bu proje ve bu zihniyet adeta toplumu belli hedefe doğru sevk etmiş, sıkıntılar içerisinde yaşayarak fetö’nün önünü açmış, onun alternatiflerine insanları otomatikman sevk edip yönlendirmiştir.

Bugün yine ortaya çıkmıştır ve Çiller’in ifşa etmesi ile beraber anlaşılmıştır ki adeta İmam Hatiplerin kapatılması için Milli Eğitim’e baskı yapılmış ve böylece insanların imam hatibe değil de fetö’nün okullarına gitmesi teşvik edilmiş, adeta zoraki bir hal almıştır, zorla toplum mecbur bırakılmıştır.

Fetönün cürmü ve zulmü gerçekten çok büyüktür. Öyle ki dağların, yer ve göğün bile taşıması güçtür.

PKK’nın yaşaması için her türlü oyunu kurdu.

Bitmemesi için boş dağların bombalanmasından haber uçurulmasına, uçakların koordinatlarının değiştirilip teröristlerin geçişlerine göz yumulmasına yani anlaşmalı dövüşün yapılmasına bilinçli sebeb olunmuştur.

PKK’nın bitmemesi için her şey yapılmıştır.

Ne vakit fetö mensupları PKK’nın bulunduğu yerden çekilip, yerine başkaları gelince PKK’nın hareket alanı daralmış ve şehitler vermemişiz.

Fetö şehitlerin kanıyla hükümeti ve orduyu yıpratmış, PKK’yı güçlendirmiştir.

Mehdiyyet ve deccaliyetin 4. Devresinde hukuk kılıfı, hukuk ile hukuksuzluklar, hukukun yanlış kullanılmasıyla sürdürülecektir.

Adalet adilane uygulanmalıdır.

MEHMET ÖZÇELİK

25-06-2019


[1] https://m.seslimakale.com.tr/videodetay/ali-karahasanoglu–dindarlardan-oylar-alindi-sira-sampanya-patlatmada-36886

[2] https://m.seslimakale.com.tr/videodetay/ali-karahasanoglu–chpye-kazandiran-alni-secdeliler-vebali-de-ustlendiler-36873

https://m.seslimakale.com.tr/haberdetay/siyonist-ingiliz-amerikan-fransiz-hindu-esedci-turk-islam-dusmanlari-zafer-sarhosu-15240

[3] https://m.seslimakale.com.tr/haberdetay/baskan-erdogandan-yeni-parti-aciklamasi-15120

[4] https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10157284424293374&id=656108373

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=10157284435363374&id=656108373

Loading

No ResponsesHaziran 26th, 2019

İSTANBUL SEÇİMLERİ ÜZERİNE FACEBOOKUN NABZI-2-

İSTANBUL SEÇİMLERİ ÜZERİNE FACEBOOKUN NABZI-2-

Kula belâ gelmez Hak yazmayınca
Mevlâ belâ yazmaz kul azmayınca.

**********

İmamoğlu Cumhurbaşkanı ile görüşme taleb etmiş. Cumhurbaşkanı şu şartlarla görüşmeli;

1.vali ve polislerden özür dilemeli.

2.mahkemesi sonuçlanmalı.

3.ysk onaylayıp mazbatasını almalı.

4.belediyeden kimseyi çıkartmayacağına söz vermeli.

5.pkk ve suçu sabit olmuş kimseleri belediyeye almamalı.

6.inançlı ve tesettürlü insanlara baskı yapmamalı.

7.ibb kozmik odasındakı gizli bilgileri kopyalamamalı.

8.Belediyenin işletmelerinde içkiye müsaade etmemeli.

**********

Öcalan mektubu Kürt oylarının tıpkı Saadetin ittifak yapıpta akp-ye oy kaymaması gibi yaptığı bir oyundur.

**********

Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten! Nâmık Kemâl

https://www.facebook.com/groups/527582727388383/

MEHMET ÖZÇELİK/25-06-2019  WWW.TESBİTLER.COM   WWW.MEHMETÖZÇELİK.COM

Loading

No ResponsesHaziran 25th, 2019

İSTANBUL SEÇİMLERİ ÜZERİNE FACEBOOKUN NABZI

İSTANBUL SEÇİMLERİ ÜZERİNE FACEBOOKUN NABZI

SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DAN ÖNEMLİ İSTEĞİMDİR:

1- Sn Başkanım emekliye verdiğin ikramiyeyi kes.

2-Bakıcılara verdiğin desteği kes.

3-Yaşlılara ve engellilere verdiğin tüm desteği geri çek.

(Çünkü tanıdığım bildiğim insanlar var hem yaşlı hem engelli) Paraları alıp 7/24 küfür ediyorlar…

4-Öğretmenlere verdiğin hakları geri al …

(eskisi gibi limon satıp ayakkabı boyasınlar)

5-Hastaneleri eski haline getir randevu sistemini kaldır herkes her hastaneye gidemesin, doktor seçemesin, her eczaneden ilaç alamasın.

(Sabahın 03:00’de kuyruğa girip beklesinler)

6-Doğalgazı kes, boşuna Rusya’ya para vermeyelim.

(eskisi gibi kömür yakmak istiyoruz)

7-Suları ayda bir akıt

(Tankerle su dağıtsın belediyeler)

8-Yol falan yapma artık zaten kimse yol istemiyor.

9- Sokakları çöp dağları ile doldur

(istanbul nostalji yaşamak istiyor)

10- Uçaklara fakirler binmesin. Benim anam- Babam bu dünyada uçağa binemeden öldüler.

(Halkın yerden uçağı seyretmesi yeterli)

11-Yaptığın üniversiteleri garibanlara ev olarak dağıt .

12- IMF den borç al halkımız kemerlerini sıkmak istiyor.

( IMF ülkemizden defol diye  sokaklarda bağırıp çağırmayı özledik)

13- Enflasyonu %75 e çıkar. Bakıyorum millet özlemiş o günleri.

14- Faizleri 30 lara 40 lara çıkar..

Hani ülkede kriz var ya o bakımdan.

15- Bırak öyle her ile ilçeye havalimanı yapmayı.

16- Her ile ilçeye, köylere barajlar göletler yapmayı bırak lütfen, yağmur suları neyimize yetmiyor ki bizim.

17- Çok ayıp; o ne öyle bütün şehirleri örümcek ağı gibi hızlı tren rayları ve hızlı trenlerle donatmak, 8-10 saatlik mesafeleri 2-3 saate düşürmek, yapma böyle şeyler.

İnsanımız belki eskisi gibi saatlerce kara tren yolculuğu ile nostalji yapmak istiyor. Bu zevkimizle bari oynamasaydın.

18- Sayın Başkanım, ne diye durmadan dağları taşları delip tüneller yapıyorsun, olmuyor ki böyle; halkımız belki yokuşları tırmanmak, engebeli arazilerde, yollarda maceralı yolculuk yapmak istiyor değil mi.?

Onları bu zevkten mahrum etmeye hiç hakkınız yok.

19-  Neden inatla okullarda akıllı tahtalar, masaların üzerinde okullar açılmadan hazırlanan bedava kitaplar, çocuklarımıza dağıtılan tabletler, taşımalı sistemler falan; Sayın Başkanım, belki biz kitaplarımızı kırtasiyelerde elimizde liste o kırtasiye senin bu kırtasiye benim dolaşarak kendi paramızla almak istiyoruz.

20-  3-4-5 km lik okul yollarını kar,kış,yağmur çamurda yaya yürüyerek gitme hakkımızı elimizden alıyorsun, buna hakkın yok.

21- Bütün yerleşim yerlerini parke taşları ile döşedin, ne güzel köyümüzde her tarafta çöpler uçuşuyor, kokuşuyordu. Sen tuttun her noktaya konteynırlar koydurtarak bizi bu kokuşmuşluktan mahrum bıraktın, olmaz ki ama.  Biz 15-20 yıl önceki gibi yaşamak istiyoruz.

22- Neden her hafta doktor gönderiyorsun ayağımıza ve bedava ilaç yazdırtıyorsun belki bizler ilacımızı paramızla almak istiyoruz değil mi? Belki hastane kuyruklarında beklemek hoşumuza gidiyor….

23- Eskiden öyle köle gibi uyuşuk uyuşuk, benliğinden özünden yoksun yaşamak varken ne diye bizi gafletten uyandırıyorsun be Başkan.

24- Yetmiyor Amerika’ya, israil’e kafa tutuyorsun. Avrupaya kafa tutuyorsun, Milli silahlar, milli ihalar, sihalar, tanklar, roketler, Milli araba Milli yazılımlar üretmekte neyin nesi.

25- Hele şu konuda çok yanlış yaptın:

Her ile ilçeye doğal gaz getirdin.

Biz tezek yakardık, kömür yakardık, yıkanacağımız suyu TÜP GAZ üstünde güğümle ısıtırdık; bizleri ondan da mahrum ettiğini bilmiyorsun değil mi?

26.işsizlik maaşını kaldir biz avrupalimiyiz ki yattigimiz yerde maaş alalim rajona ters

Bakınız Sn Cumhurbaşkanım;

Hataların saymakla bitmez iyisi mi burada keselim…

Bak İstanbul nasıl özüne dönüş yaptı. Ne mutlu İstanbullulara.

LÜTFEN HATALARINIZDAN VAZGEÇİN. BU ÜLKEYİ 20 YIL ÖNCESİNE GERİ DÖNDÜRÜN.BİZ DE RAHAT EDELİM SİZ DE.

************** 

Aptallık nedir?

Gerçeği bilerek, gerçeği görerek hala yalanlara inanmaktır.

**************

1963–307 sayılı kanun gereği belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesinin öngörüldüğü 27 Mayıs askerî darbesi döneminde halk ve basın üzerinden silindir geçmişçesine sindirilmiş, idamlar ve hapis cezaları ülkeyi hüzünlü ve kasvetli bir havaya boğmuştur. 1963 Mahalli İdareler seçimlerine gidilirken ahval budur.

Seçimlere AP, CHP, YTP, CKMP, MP ve Bağımsızlar katılır; neticede Türkiye genelinde 1.045 belediye başkanlığının 500’ünü AP kazanır; CHP ise 337 belediye

başkanlığında kalır. Bu ilk Mahalli İdareler seçiminin bir diğer özelliği, yakın tarihimizin ilk askerî darbe döneminin yine ilk kez halkın pasif tepkisiyle, yani oylarıyla, demokratik yöntemle sonlandırılması girişimidir.

Aynı zamanda İstanbul belediye seçimleri sonuçlarının, bundan böyle Türkiye siyaseti için önemli bir belirleyici unsur olacağı ilk seçimdir.

….13 Kasım 1963 tarihli İstanbul’un ilk belediye seçimlerinde AP adayı Nuri

Eroğan oyların büyük çoğunluğunu alarak İstanbul’un ilk Belediye Başkanı seçilir. Ne var ki CHP sonuçlara itiraz edecek, gerekçenin mesnetsiz olduğu belgelense de İstanbul İl Seçim Kurulu’ndan seçilenin adaylık yeterliğini haiz olmadığı sebebiyle iptal talebini

kabul yönünde karar çıkacaktır.

Sonuç: Belediye Başkanlığı, seçilmemiş olana verilir. Olayın perde arkasını, Nuri Eroğan’ın oğlu kaleme aldı.

….AP adayı Nuri Eroğan’ın aldığı oylar iptal edilir ve seçimleri büyük oy farkıyla kaybeden CHP adayı Haşim İşcan’a mazbatanın verilmesi doğrultusunda karar alınır.

…..Seçim iptali günlerinde Beyoğlu’ndaki yazıhanesinden çıkarken selam verip yanına yaklaşan iki kişinin koluna girip “Nuri Bey, bize katılınız, Başkanlık makamınızın iadesini sağlayalım!”teklifinde bulunduklarını, kendisinin ise yürüyüp gittiğini belirtir.

Bak.Derin Tarih.Haziran.2019 Tinet hiç bir bir zaman değişmez.Yılan yılanlığını, tilki de tilkiliğini yapacaktır.Bak.İsra.84.

**************

İzzet çöpte ve çöplükte aranmaz. İzzetlide çöpte ve çöplükte bulunmaz.

**************

Öcalan mektubu Kürt oylarının tıpkı Saadetin ittifak yapıpta akp.ye oy kaymaması gibi yaptığı bir oyundur.

**************

Yeni nesillere ve gafillere biz chp zihniyetini anlatamadık. Artık yaşayarak öğrenecekler. Bin nasihatten bir musibet evladır.

**************

Selahaddin Eyyubinin dediği gibi biz sadece seferden sorumluyuz, zaferden değil. Gerisi ALLAH’ın takdiri.

**************

ŞU DUMAN BİR ÇEKİLSİN, KİMİN KAZANIP KAYBETTİĞİNİ GÖRÜRSÜNÜZ! BİNDİĞİNİZ AT MI EŞEK Mİ ONU DA GÖRECEKSİNİZ AYRICA!

**************

ولا تهنوا ولا تحزنوا وانتم الاعلون ان كنتم مؤمنين

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” Âl-i İmrân Suresi 139. Ayet

**************

TERÖR İSTANBUL’A İNDİ!

Eko taraftarları kutlama adı altında Şirinevler’de İmam Hatip okulunu taşladı ve arabalara saldırdılar.

**************

OKUN DAHA İLERİYE GİTMESİ  İÇİN YAYIN GERİYE GİTMESİ GEREKLİDİR…

**************

Bu ilâhî  imtihan, sakın  üzmesin bizi ;
Bekleyelim  görelim, mahşerdeki  temyizi.

* * * * *

Ümitsizlik  haramdır,  karamsarlığı  bırak;
Kıyamet  kopuyorken, sen fidan dikmeye bak.

* * * * *

Varsa ki, bir insanda, alışkanlık körlüğü ;

Bekleyin o insandan, her türlü nankörlüğü.

* * * * *

Sende yoksa tefekkür, cehline akıl n’etsin ?

Ne korkarsın ölümden? Sen ki zaten cesetsin !

* * * * *

İster müşrik, münâfık, ister mü’min seversin,

Bil ki; o sevdiğinle,  mahşerde  berabersin.Cengiz Numanoğlu

**************

Er-râzî bizzarari lâ yunzeru leh.

“Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir”

**************

TESBİT:

İstanbul;tercihini projelerden hizmetlerden yana değil!FETÖ’nün,PKK’nın destek verdiği Ekrem’den yana koydu…

**************

Evde uyumsuzluk huzursuzluk vardı,İstanbul ,aile büyüklerini dinlemedi,kocaya kaçtı.Allah mutlu eylesin

**************

Eşeğe altın semer de örsen,Eşek yine Kerdir.

**************

“MHP” Dışındaki Ülkücüler,!

yahudi dükkânına Asılmış Besmele Gibidir.! Alparslan Türkeş

**************

Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar.SAİD NURSÎ

**************

Biz her hesabın üzerinde bir hesap olduğuna inanan insanlarız.

**************

Peygamberimiz sav Uhud savaşından dönerken Harre mevkiine geldiğinde, ordusunu durdurarak Rabb-ı Rahimine şu içli niyazı yaptı:

“Allah’ım! Hamd ve senâ ancak Sanadır.”

“Allah’ım! Senin açıp yaydığını dürecek, senin dürdüğünü de açıp yayacak hiçbir kuvvet yoktur.”

“Senin dalâlette bıraktığım, hidâyete erdirecek yok, Senin hidâyete erdirdiğini de saptıracak yoktur.”

“Senin vermediğini kimse veremez ve Senin verdiğini de kimse engelleyemez.”

“Allah’ım! Rahmet ve bereketini, fazl ve keremini bize aç, yay üzerimize.”

“Allah’ım! Ben, yoksul olduğum günde senden ni’met, korkulu olan günde de emniyet dilerim.”

“Allah’ım! İmanı sevdir bize! Kalblerimizi imanla süsle! Küfür, isyan ve tuğyandan nefret ettir bizi! Din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle bizi.”

“Allah’ım! Bizleri, Müslüman olarak yaşat! Müslüman olarak öldür! Bizi, sâlihler ve iyiler zümresine kat. Ki onlar, ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenler ve ne de dinlerinden dönenlerdir.”

“Allah’ım! Senin Peygamberini yalanlayan, Senin yolundan yüz çeviren, Peygamberinle savaşan kâfirlerin cezâlarını ver! Onlara hak ve gerçek olan azabı indir!”69

**************

عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ (مَا مِنْ عَبْدٍ تُصِيبُهُ مُصِيبَةٌ فَيَقُولُ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ اللَّهُمَّ آجِرْنِي فِي مُصِيبَتِي وَاخْلُفْ لِي خَيْرًا مِنْهَا إِلَّا أَجَرَهُ اللَّهُ فِي مُصِيبَتِهِ وَخَلَفَ عَلَيْهَا خَيْرًا مِنْهَا.  (رَوَاهُ مُسْلِمٌ )

Resullulahın hanım Ümmü Seleme (rediyellahu anha) anlatıyor: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve Sellim) şöyle buyurdu : “Kendisine bir musibet gelen kul, Oda

‘Biz Allah’tanız ve ancak O’na döneceğiz. Bana bu musibetim için mükafat ver ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver!’ derse, Allah ille o musibei mukafatladırır voe mutlaka daha hayırlısını verir.” (Müslim)

**************

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

**************

“Müstahaktır” diyerek insaftan vazgeçilmez,

Zorda kalınsa bile hayduttan dost seçilmez,

Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi,

Vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez….

**************

Kocasına kızıp sarhoş sevgiliye kaçan kadın gibisin İstanbul inşallah pavyona düşmezsin.

**************

Celladına aşık olmuşsa bir millet,

İster Ezan, ister çan dinlet,

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,

Müstehaktır ona her türlü zillet…!

**************

“Hangi fiilinizle kadere fetvâ verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti?”Bediüzzaman.

**************

Derviş yolda yürürken, ensesine koca bir şaplak atılır. Bizim derviş döner bakar ki; tokadı atan, boylu poslu, kaytan bıyıklı, bıçkın bir kabadayı. Lakin belli ki o da tasavvuf terbiyesinden geçmiş biridir… Derviş’e der ki; “BRE DERVİŞ ! TOKAT KİMDEN GELİR, BİLMEZ MİSİN DE, DÖNÜP ARKANA BAKARSIN ?” Bizim derviş; boynu bükük, mahçubiyet içinde; “BİLMESİNE BİLİRİM DE KİMİ VESİLE KILDI DİYE BAKTIM BEYİM !” diye cevap vermiş….

**************

Bak oğlum, şu Makarios heykelini yapan herif şu Marmaray’ı yapan adamı yendi bugün.

**************

Devletinin S400 alımını sadece tv programı olarak görüp te hala soğan, patates eyt suriyeliler vs diye devletine had bildirmek isteyenler bunun hesabı ahirette ağır olacak..Sadece chp hdp pkk diğer satılmışlarin oylarıyla belediye belediye başkanı seçtiğiniz şahıs için kimlerin sevindigine bakarsanız o vebal size zaten yeter..

**************

“Bu millet iyidir, yalnız bir kusuru var çabuk unutur.”Sultan Abdülhamid Han.

**************

Geceyi Allah-u Ekber nidalarıyla değil Cami önünde alkoliklerin çığırtkanlıklarıyla kapadık.?

**************

 “Getirdiğim suyu kana kana içecekler, boğazları kuruyuncaya kadar bana küfredecekler!..”(Abdulhamid Han)

**************

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

33 sene devletim ve milletim için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah, bunu muhakeme edecek ise Resulullah’tır.(SAV) Bu memleketi nasıl bulduysam öyle teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Allah’ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara çarşaf örmek istediler ve muvaffak da oldular.

Filistin’i satın almak isteyen Yahudileri kapımdan kovduğum için Allah’a şükrediyorum.

Defol ey sefil!

(Yahudiler İçin Toprak Satın Almak İsteyen Emanuel Karasoya’ya Cevabı)

Biz bu sahalardan çekilelim, emin olun ki buralar daimi karışık ve iğtişaş (özü kaybettirilmek istenen) sahalar haline gelecektir.

Beni evhamlı sanıyorlardı hayır! Ben sadece gafil değildim, o kadar.

Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. Onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim.

Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor!

Düşmanın kurtuluş reçetesi öldürmek içindir. Esaretin bir çeşidi de borçlandırmadır.

Millet birbirini kırıp geçireceğine bırakın beni öldürsün.

Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş bir milletin topyekün ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi, yenilgi kaderdir.

Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!Ben RABBİME İNANIYORUM.O HERŞEYİ BİLENDİR.

ABDÜLHAMIT  CENNET MEKAN

**************

MİT personelinin resmi ofis binalarına aleni girip çıkan %2 lik masa başı personeli hariç %98’inin maaşı çeşitli kurumlar üzerinden çeşitli pozisyonlarda gösterilerek ödenir. İBB üzerinden de sayısı normal olarak bilinmeyen MİT personelinin maaşı ödeniyor.

 Maaşı İBB üzerinden ödenen Bu adamlardan 400 civarı aslan parçasının direk PYD- YPG’nin içinde olduğu söyleniyor. Bu 400 civarı aslan parçasının açığa çıkarılması özellikle PYD-YPG’ni yularını elinde tutan PENTAGON ve CIA için büyük hayati önem taşıyor.

 Bu sebeptendir ki CHP adayı koltuğa oturduktan 30 küsür saat sonra bir yerlerden kendine gelen talimat doğrultusunda ilk olarak İBB kozmik odasındaki bütün verilerin kopyalanması talimatını veriyor.

 Hali hazırda zaten bilgi işlem dairesi ana bilgisayarlarında 3 ayrı yedek olarak tutulan bilgileri guya kopyalamak üzere ne idüğü belirsiz bir kaç şirket çalışanı harddisk dolu bavullarla geliyor.

Vatansever aklı başında bilgi işlem çalışanları durumu yukarı bildiriyor.

 Hakan Fidan’ın bir kaç kahramanı bilgi işlem merkezine hızlı bir şekilde intikal ediyor. Ne idüğü belirsiz bu bilgi işlemci şirket çalışanları biz emir aldık ve bu verileri götüreceğiz diyorlar. Tartışma büyüyor.

 Nasıl oluyorsa nereden çıktığı belli olmayan silahlar ortaya çıkıyor. Fidan paşanın fidan boylu yiğitleri de silahları çekiyor. Mermiler namluya sürülüp emniyetler açılıyor. Aslan parçaları bizim cesedimizi çiğnemeden buradan bu bilgileri çıkaramazsınız diyorlar.

 Sonrası malum çok hızlı bir yargı kararıyla malum şer ittifakının adayının verdiği emir iptal ettiriliyor. Ve o veriler oradan dışarı çıkmıyor.

 Malum şahsın XYZ partilerinin büyükşehir belediye başkan adayı değil çok ciddi bir MİLLİ GÜVENLİK sorunu olduğunu defalarca söyledik. Söylemeye de devam edeceğiz.

Tehlikenin boyutunu anlamayan VATANSEVER SOL görüşlü kardeşlerimiz belki yeniden düşünürler…….

**************

Sanmasınlar yıkıldık

Sanmasınlar çöktük

Sadece bir başka bahar için yaprak döktük.

**************

“neme lâzım” deyip hususî nefsime ait işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim.

Lemalar – 41 BEDİÜZZAMAN

**************

CHP’nin İBB Adayı Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Havalimanı’nda çıkardığı VIP skandalının kamuoyu ile paylaşılan görüntüleriyle ilgili olarak “montaj” iddiasında bulunan CHP’lilerin iddiaları boşa çıktı. Yayınlanan yeni görüntülerde CHP’li İmamoğlu’nun, güvenlik görevlisini iterek X-Ray cihazından geçtiği ve Ordu Valisi Seddar Yavuz’a yönelik olarak “it” dediği açıkça görülüyor.

**************

NEYİN HAYIR , NEYİN ŞER  OLDUĞU ZAMANLA ORTAYA ÇIKAR

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.” Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Cinli filozof Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

**************

Teyo Emi yıllardır kimseye kaptırmadığı  yalan tahtına, kendisinden  daha yalancı bir aday çıktığını haber alınca kalkmış İstanbul’a gelmiş.

**************

Pkk lıların manşeti.

 siz AFRİNDE vurdunuz biz istanbulda ..?

**************

️..Bazen zulüm içinde  adalet tecelli eder..️Risale-i Nur…

**************

Atatürk ile HDP’nin kanlı bayrağını yan yana getirenler kazandı dün gece.

**************

“Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma…”(Lem’alar 152) Hizmet Rehberi – 82

**************

Saadet Partisi’nden flaş çıkış: Seçimin kazananı biziz   http://bit.ly/2ZOaHJv

**************

İSTANBUL İKİ KERE FETH OLUNACAKTIR HADİSİ ŞERİFİNİ OKUYAN MÜRİDİ HOCA EFENDİYE EFENDİM İSTANBULU KAFİRLER İŞGALMİ EDECEKLER? DİYE SORUNCA ALİ HAYDAR EFENDİDE ONA HAYIR MAHMUD İSTANBULU KAFİRLER ALAMAYACAK AMA İÇİNDEKİLER KAFİRLEŞİCEK DER.

**************

ŞAKA GİBİ ..

Marmaray YAP

Hızlı Trenler YAP

Havaalanları YAP

Üniversiteler YAP

Stadyumlar YAP

Olimpik Yüzme Havuzları YAP

Yeni Tiyatro Sahneleri YAP

Metrolar YAP

Tüneller YAP

Barajlar YAP

Nükleer Santral YAP

Modern Bölünmüş Yollar YAP

Modern Adliye Sarayları YAP

Milli Silahlar YAP

Milli Tank YAP

Milli Helikopter YAP

Sismik Araştırma Gemisi YAP

Boğazın Altına Tüpgeçit YAP

Dev Şehir Hastaneleri YAP

81 İl e Ücretsiz Kanser Tarama Merkezi YAP

Tersane YAP

Liman YAP

Geri Dönüşüm Tesisleri YAP

Dar Gelirliye Konut YAP

Başörtüsünü serbest YAP

Hz.Muhammed in Hayatını ve Kuran ı seçmeli ders YAP

Uzaya uydu FIRLAT

Ambulans sayısını ARTIR

Hastane sayısını ARTIR

MR Cihazı sayısını ARTIR

Tomografi Cihazı sayısını ARTIR

Diyaliz Cihazı sayısını ARTIR

Yeşil Alan miktarını ARTIR

Orman miktarını ARTIR

Milli Park sayısını ARTIR

Temiz Plaj sayısını ARTIR

Açılan İşyeri Sayısını ARTIR

Turist sayısını ARTIR

Öğrenci sayısını ARTIR

Öğrenci Burslarını Kat Kat ARTIR

Doğalgazlı il sayısını ARTIR

İçmesuyu ulaşan insan sayısını ARTIR

Ortalama Yaşam Süresini ARTIR

Okuma Yazma Oranını ARTIR

Okullaşma Oranını ARTIR

Tarımsal Üretimi ARTIR

Çiftçiye Destekleri ARTIR

Halka Sosyal Destekleri ARTIR

Şehit Ve Gazilere Desteği ARTIR

Eğitim ve Sağlık Harcamalarını ARTIR

MB Döviz Rezervlerini ARTIR

Memur ve Asgari Ücretlinin Maaşını Enflasyondan Fazla ARTIR

Türkiyenin ilk Tohum GEN Bankasını AÇ

Türkiyenin ilk Milli Botanik Bahçesini AÇ

Enflasyonu DÜŞÜR

Faizleri DÜŞÜR

Kamu Borcunu DÜŞÜR

İMF ye Borcu YOK ET

Hava Kirliliğini YOK ET

Çöp Sorununu YOK ET

Trafik Canavarını YOK ET

Katsayı Zulmünü YOK ET

Öğrenciye Ders kitabını ücretsiz DAĞIT

Öğrenciye Süt DAĞIT

Öğrenciye Tablet DAĞIT

Okullara Bilgisayar DAĞIT

Okullara Akıllı Tahta DAĞIT.

Üniversite Harçlarını KALDIR.

Binlerce Tarihi Eserimizi Yurda GETİR

Binlerce Tarihi Yapıyı RESTORE ET

Orhun Abidelerine giden 48 Km Asfalt YOL YAP

– Dünyanın 3. Deniz Dolgulu Havalimanını Yap ( Ordu-Giresun Havalimanı……..                               SONRA BİRİLERİ ÇIKSIN SİZ NE YAPTINIZ DESİN Eşşek gibi anırsın

**************

Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.

**************

“Yedinci Suâl: Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahâli-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef etmesi ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyâde ilişiyor?
Elcevap: Bu hâdise hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazan’ın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribâtından intibâha gelmediklerinden, hafifçe gàfilleri uyandırmak için o zelzelenin devam etmesi gibi çok emârelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i imânı hedef edip, onlara bakıp, namaza ve niyâza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor.
Bîçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyâde sarsmasının iki vechi var:
Biri: Hatâları az olmak cihetiyle, temizlemek için tâcil edildi.
İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli imân muhâfızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlûp olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle, en evvel oraları tokatladı ihtimâli var.” Sözler On Dördüncü Söz.

MEHMET ÖZÇELİK/ 24-06-2019  WWW.TESBİTLER.COM WWW.MEHMETÖZÇELİK.COM

Loading

No ResponsesHaziran 24th, 2019

DİN ADAMLARI VE İSTİKAMET

DİN ADAMLARI VE İSTİKAMET

Toplumdaki zikzaklar, olumsuz fikir ve davranışlar din adamlarının istikametsiz, ölçüsüz, dengesiz, bulanık, net olmayan, kararsız görüş ve yaşayışlarından kaynaklanmaktadır.

Adeta ne yapacağız, nasıl düşüneceğiz, nasıl hareket deceğiz diyerek bocalama içerisinde kalmaları yani hoca ve din adamları tarafından a’rafta bırakılmalarından kaynaklanmaktadır.

Her meslek ve mensubunda bu durum olabilir ancak dini temsil eden kişideki bozulmalar, bu bozulmalara mesned teşkil etmektedir.

Bu bozulmalarda ya dini temsil edenlerin yetersizliklerinden, dini hakkıyla anlayamamalarından, kendi zamanlarının şartları içerisinde daha sağlıklı değerlendirememelerinden veya toplumda değişim yapmak isteyen veya bozmak için bir araç olarak dini kullanmalarından kaynaklanmaktadır.

Bu durum siyasette de görülmekte ve her türlü maddi manevi iktidar ve güç elde etmeye çalışanlarda görülmektedir.

Gerçek alimler devre dışı bırakılırken, din adamları yıpratılmaya ve yetersizleştirilmeye çalışılmaktadır.

Gerçek İslam alimlerini hedef alıp devre dışı bırakanlar, ulema-is-su’ denilen ehli sünnet dışı tahrib edici kimselerin önünü açmaktadırlar.

Din kisvesi altında çok tahribat yapılmaktadır.

***************   

Yahu Cübbeli Ahmet hocaya saldırıyorlar!.

Atatürk hakkında şöyle şöyle olumlu şeyler söylemiş diye!!!?[1]

Ne var yani!? Yüz sene öncesinde Kutbu Azam bile basiret körelmesiyle davranırken;

“Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri de Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, Dokuzuncu Mes’ele’de “Bir zaman, ben bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile duâ ettim”2 der. Bu hadisenin ayrıntısını Üstad’ın talebesi Çaycı Emin Ağabeyden (Emin Çayırlı) dinleyelim:

“Üstad’ın Kutb-u Azamla konuşması’

“Bir gün beraber ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: ‘Kambur, ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?’ diye birisine hitap ediyordu.

“Ben yine bir çok zamanlar olduğu gibi, hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu. Benim merakımı görünce, mes’eleyi şu şekilde izâh etti: ‘Onuncu Söz, haşir ve âhiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla’da yazıyordum. Baktım o günlerde bir İslâm düşmanı, ıslâhı gayr-i kabil… Arefeye bir kaç gün vardı. Ben bedduâ ettim. Benim bedduâma karşılık bütün Hicaz velileri ve Hicaz’daki Kutb-u A’zâm ise, onun ıslâhı için duâ ediyorlardı. Benim bedduâm ferdî kaldığı için iâde edildi. Aradan uzun seneler geçti. Baktım, bu sene (1938-1939 senesi) bana nihayet hak verdiler. Ben hâlbuki bunun ıslahının gayr-i kâbil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene başladılar bedduâ etmeye. Benim konuştuğum Kutb-u A’zam’dır; Mekke-i Mükerreme’dedir. Bütün Hicaz’la birlikte bedduâ etmeye başladı. Bana hak verdi. Ben de ona hitap ettim.”

Cübbeli istikametsiz ve ölçüsüz davranmış çok mu yani!!!?

Demek ki basiret böyle bir şeymiş.

İnsanın aklı açık olabilir, çenesi çok iyi çalışabilir ancak basiret körelmişse onu ya musibetler açar, ya da göz kapanınca açılır.

Allah istikamet versin.

-Dik duramayan ve yamulan alimler veya alim görüntülü kimseler.

İlmi hazmetmeyen alim, toplumca da hazmedilmez.

Cübbelinin ilmi hazmedilmemiş ilimdir.

Mutfaktaki malzemeleri sunarken, ondan yemek yapmakta nakıs kalmaktadır.

-YILDIZ ARAYIP GÖKTE NİCE TURFA MÜNECCİM
GAFLET İLE GÖRMEZ KUYUYU REH-GÜZERİNDE.. ZİYA PAŞA
(Birçok acemi müneccim gökte yıldız ararken gaflete dalarak yollarındaki kuyuyu görmezler.)

*********

” Tarihçi Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu olaya şöyle tanıklık etmiştir:
“Bu olay Arapça ezanın kaldırıldığı zaman olmuştur. Mustafa Kemal İzmirdeydi. Bursa’da Ulucamide bir müezzinin ezanı Türkçe okumayıp Arapça okuduğunu öğrendi. Sofradaydık, derakap hususi trenin hazırlanmasını emretti. Tren öylesine bir şekilde geldi ki, Karaköy’e kadar Mustafa Kemal bağırıyordu ‘Yavaş gidiyor daha süratli’ Karaköy’den otomobille gayet bozuk bir yoldan Bursa’ya varıldı. Paşanın oradan kalkıp Burşa’ya geldiğini haber alınca, Ankara ‘Bu telaşa sebep ne” demiş. Bunu Mustafa Kemal duymuştu. ‘Bir müezzin Arapça ezan okuyor. Ne vali, ne müddeimumi, ne polis hadiseyle ilgileniyor. Biz inkılap yapıyoruz. Bir milletin kaderini elimize aldık, çocuk
oyuncağı mı bu işler? Bu eserin kurucusu benim. Bursa’da devlet makamları inkılapları korumak için alakalanmadıklarında benim ne yapmamı istiyorsunuz? Durmamı mı?’ dedi. Ondan sonra verilen yemekte bu sözleri söyledi. Konuşmanın gazetelerde neşredilmediğini hatırlıyorum.”[2]

****************  

Fetö bunu başından beri yaptı ve her türlü gayrı meşru yolu meşru hedeflerine!? ulaşmak için kullandı.

-“Latif Erdoğan’ın anlattığı bir iddia filmlere konu olacak cinstendi.
Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın rahatsızlanarak ameliyat olduğu gün, ilk olarak cemaat hastanesine götürüldüğünü söyleyen Latif Erdoğan’ın bu sözleri soruşturma dosyasına da girecekti. Erdoğan’ın iddiasına göre, Başbakan rahatsızlandıktan sonra cemaat hastanesine kaldırıldı ve ardından devreye MİT Müsteşarı Hakan Fidan girdi. Başbakan’ın orada tedavi edilmesine engel olan Fidan, bu yüzden cemaat tarafından çizildi. Bir diğer iddia ise, cemaatin MİT Müsteşarlığı’na Ramazan Akyürek’i getirme planı olduğuydu…”[3]

*******************   

Mesela Mehmet Akif şaibeli Cemaleddin-. Efganiyi değerlendirirken;

-”Mehmet Akif ve benzeri birkaç kişi, O’nu hararetle müdafaa etmişler ve Afganî’yi lâyık olduğu mevkiye oturtmaya çalışmışlardır. Sırât-ı Müstakimin 91. sayısında, Akif onun hakkında şunları söylen «Bugün Mısır ülkesinde islam adına mücadele eden ne ka dar insan varsa, bütün bu kıymetli insanlar Cemaleddin Afganî’nin yetiştirdiği kişilerdir…
«Merhumu ne Afganistan’da, ne Hindistan’da, ne Avrupa da ve ne de Osmanlı toprağında rahat bırakmadılar. Hiç bir yerde onu rahat ettirmediler. Cemaleddin, İslâm dininden biraz taviz verse idi, İslâm için mücadele etmekten biraz olsun vazgeçse idi, dünyanın her tarafında itibar ve makam bulurdu. Debdebe ve şatafat içinde yaşardı. Fakat o bütün mansıblara ulaşmak kabiliyetinde olduğu halde, İslâm konusunda tavizsiz olduğu için, bunların hepsinden mahrum bırakılmış bir büyük insandır. Hiç kimsenin dayanamayacağı hakaretlere ve taarruzlara kendi imanı ile karşı koydu. Kâmil, üstün kelimesinin ihtiva ettiği manaya göre o bir yaşayan şehid idi…»[4]

-Diğer taraftan kendi zamanındaki menfi insanların bile ruhaniyetinden meded umdukları Abdulhamid hakkında ise;

-Mehmet Akif, Sultan II. Abdülhamid ile ilgili olarak:

Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
“Bu bir câni!” dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e

Bu dizeler Mehmet Akif Ersoy’un İstibdad isimli şiirinden alınmıştır. Şiirin ilk dizeleri “Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdad, / Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd”  şeklinde. Buradan da anlıyoruz ki, şiir İstibdad Devri’nden sonra yazılmış.

Şiirde Mehmet Akif dönemin yahut bir önceki dönemin Sultan’ına mel’un yakıştırması yapmış ve İblis’ten daha aşağılık görmüştür.

Akif yine başka bir şiirinde:

-“Ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
Âkıbet çok kötü…”[5]

Akif Tevfik Fikretin Abdulhamidin ruhaniyetinden istimdat dilediği gibi, Akif de Abdulhamidi arar kişi olmuştur.[6]

Yakın dostlarından Yozgatlı Mehmet Efendi’ye söylediği şu sözler hastalandığı yıllarda II. Abdülhamid hakkındaki görüşünü değiştirmiş olduğuna bir delil olarak kabul edilebilir. “Ölmez de iyileşebilirsem hatıralarımı yazmak istiyorum. Hatıralarımda Sultan II. Abdülhamid’e karşı itizar (özür dileme) ve itiraflarım olacak.” demiştir.

****************  

Ahiret her şeyin faş olup görüleceği yerdir.

-Hallâc-ı Mansur: “Bana açtığın sırları onlara da açsan veya onlardan gizlediğin sırları benden de gizleseydin bu başıma gelmeseydi”

MEHMET ÖZÇELİK

22-06-2019


[1] https://m.youtube.com/watch?v=6YBFJIjWU9Q

https://www.risalehaber.com/cubbeli-ahmet-hocanin-sasirtan-ataturk-yorumu-356017h.htm

[2] Atatürkün Bursa Nutku.Sh.23.

[3] CAN ÖZÇELİK-KÂİNAT İMAMI-FETHULLAH GÜLEN Kitabından.49.

[4] ABDÜLHAMİD’İN HATIRA DEFTERİ-Sh.7.Hazırlayan: İsmet Bozdağ.

[5] https://foyuk.wordpress.com/2014/08/05/yildizdaki-baykus-mehmet-akifin-ii-abdulhamid-hakkinda-gorusleri/

https://listekitap.com/haber/mehmet-akif-ersoyun-sultan-ii-abdulhamidi-baykusa-benzettigi-siir-istibdad/

[6] https://www.youtube.com/watch?v=aCHUQWAyde0

Loading

No ResponsesHaziran 22nd, 2019

ÇEŞİTLEME

ÇEŞİTLEME

Şunu çok açık ve rahatlıkla ifade edebilirim ki; şimdiye kadarki darbelerde MİT’in etkisi, bundan sonrada mitle devam edecek veya durdurulacaktır.

Gerçekten Türkiye son on yılda çok büyük badireler atlattı.

Olmak ve ölmek arasında kaldık.

Bütün birikimleri ile geldiler.

İç ve dış bekleyen hücreleri devreye koydular.

Mit krizi bunun ilk fitilini ateşledi.

17.25 Aralık 2013 le gerçek yüzünü gösterdi.

15 Temmuz 2016 ile zirveye çıktı.

Sonuç alınamayınca akrep kıskacıyla çevre kuşatmasına gidildi ve devam etmektedir.

-Tarih tekerrür mü ediyor?

Dün gelinen oyuna bugünde mi geliniyor?

Necmettin Erbakan, REFAH-YOL hükümetini iktidardan düşürenin WINEP ve Alan Makovsky olduğunu açıklayarak, 28 Şubat döneminin asıl mimarlarının da bu yapı olduğunu açıklamıştı. Erbakan’ı iktidardan eden Henri Barkey, Alan Makovsky gibi isimlerin yanı sıra Soner Çağaptay, Yurter Özcan, Faruk Loğoğlu gibi ‘Arı Hareketi’nin önemli simaları bugün gelinen noktada İmamoğlu’nun arkasında yer alıyor.

Yurter Özcan’ın CHP Amerika Temsilcisi olarak atanmasının ardından başta WINEP Türkiye Araştırma Programı kurucusu Alan Makovsky olmak üzere CFR, AIPAC, JINSA gibi MOSSAD, CIA, Pentagon ve İsrail Savunma Bakanlığı ile ilişkili think-thanklar ile CHP çok yakın ilişkiler kurdu. CHP-HDP-İyi Parti adayı İmamoğlu ve Özcan arasında da sıklıkla görüşme gerçekleştiriliyor.

Türkiye, 15 Temmuz’daki FETÖ’cü hain darbe girişimine doğrudan katıldığı ortaya çıkan CIA ajanı Henri Barkey hakkında yakalama kararı çıkarmıştı. CHP’nin ABD temsilcisinin, Barkey ve parti yönetimi arasında köprü görevi üstlendiği öğrenildi.[1]

-Herşeyi kendi zamanı içerisinde değerlendirmeli.

Nitekim iyi niyetle kurulan, hizmet Edip kabul gören Özal’ın ANAP partisi, daha sonra Mesut Yılmaz’ın başa geçmesiyle masonların kontrolüne geçmiş ve 28 Şubat 1997 sivil ağır darbenin taşları döşenmiştir.

Hürriyet sevdasıyla kurulan İttihat ve Terakki cemiyeti tamamen masonların kontrolüne geçmiş ve merhum Abdülhamid-in hal’ine varmıştır.

Sakallı Celal’in dediği gibi; Tanzimat ilan ettik, olmadı. Meşrutiyet ilan ettik, olmadı. Cumhuriyet ilan ettik, olmadı. Belki biraz da ciddiyet ilan etsek, sürekli halka aptal, kötü diyen bu siyasetten beslenme asalaklardan kurtulur muyuz sizce?

-Hakkı batılın kabında sunan, batıla hizmet etmiş olur.

Tarih her zamanki gibi tekerrür ediyor.

Yüz sene önce ki anlayışsız, basiretsiz, hissi davranışlar aynen bugünde devam etmektedir.

****************  

S400- leri almamamız için her zorbalığı deneyen ABD, acaba bunu neden yapıyor;

Saldıracağı İran’ın önüne perde olmaması için mi?

Gizli silah ve istihbarat desteği verdiği PKK ve YPG- ye engel olmaması ve gizliliğini koruması için mi?

Gizlice yaptığı operasyonların farkına varılacağı korkusu mu?

İşin ciddiyeti ortaya çıkıp, kuyruğuna basılan ABD’nin kararı;

“Açık düşman yakın tehdit.

Türkiye’nin S-400 almasını engelleyerek ülkemizi havada saldırıya açık halde tutmak için tehdit üstüne tehdit yağdıran ABD, Arizona’da F-35 projesi için eğitim alan Türk pilotlarının 31 Temmuz’a kadar ülkeyi terketmesini istedi. Hem S-400 tehditleri hem F-35’lerle ilgili tutumu ile ABD, Türkiye için açık ve en ciddi tehdit olduğunu bir kez daha ilan etmiş oldu.”

KARŞI MİSİLLEME:

Türkiye’deki ABD özellikle İNCİRLİK KAPATILMALI VE 30 HAZİRANA KADAR CONİLERE SÜRE TANINMALIDIR.

***********

İşin ciddiyetini anlayan haçlı zihniyeti, içimizdeki biriktirip beslediği kriptolarını devreye koydu ve deşifre etti.

Artık saklama ihtiyacı hissetmedi.

Son kozunu da oynamaya başladı.

Ya hep ya hiç.

Ya herro ya merro dedi.

Ya ölüm ya kalım.

-“Dünyada en büyük ahmak odur ki, böyle dinsiz serserilerden terakki ve saadet-i hayatiyeyi beklesin.”SAİD NURSÎ.

-Dünyadaki tüm kirli işleri finanse eden Rothschildg [2] Ve rockefeller ailesidir.[3]

-”Türkiye’de ABD’nin kontrolü 11 Haziran 1944 tarihinde başladı: İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, yani…

23 Haziran 1944’te Türkiye ile ABD arasında radyo haberleşmesi kuruldu.

ABD’nin Missouri savaş gemisi 5 Nisan 1946’da İstanbul’a geldi! 13 Nisan 1946’da ise CHP hükümeti ABD’den 500 milyon dolarlık kredi istedi.

7 Eylül 1946’da ilk devalüasyon yapıldı…

11 Mart 1947’de Türkiye Uluslararası Para Fonu Teşkilatı’na (IMF) katıldı!

Bir gün sonra, “President Truman” Türkiye ile Yunanistan’a “askeri ve ekonomik yardım” sağlamak için Kongre’den yetki talebinde bulundu. 22 Nisan’da Türkiye’ye yardım onaylandı. Bir ay sonra da, Truman tarafından imzalandı…

Ezcümle, tüm bunlar İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken yaşandı!

Evet, Türkiye NATO’ya 1952’de Başvekil Adnan Menderes döneminde girdi: Buna mukabil, Menderes ilerleyen yıllarda “ABD’nin kontrolünden çıktığı için” idam edildi!

ABD’nin Türkiye’deki Gladyo’su eliyle 27 Mayıs 1960’ta Adnan Menderes’i devirmesine; Cumhuriyet gazetesi, neredeyse 60 yıldır “alkış tutuyor!”[4]

-”27 Mayıs 1960 darbesinin öncesindeki günlerde patlayan olayları, protestoları, mitingleri, yürüyüşleri organize edenler arasında -Orhan Birgit’in yanı sıra- Alev Coşkun da vardı!

Mister Birgit, 28 Nisan 1960’daki olaylardan söz ederken; “İtiraf ediyorum ki, organize ettim. O işin perde arkasındaydım” demiştir. (Vatan, 8 Şubat 2009)

MİLİTAN GENÇLER.

Alev Coşkun ve Orhan Birgit gibi isimlerin başını çektiği elemanlar; aralarında Mehmet Barlas, Nurettin Sözen, Ahmet Güryüz Ketenci, Bozkurt Nuhoğlu gibi militanların da yer aldığı gençleri sahaya sürmüşlerdi![5]

CHP, 27 MAYIS’IN NESİYDİ?

Perde arkasında ABD’nin yer aldığı 27 Mayıs’60 darbesinin en büyük destekçisi daha doğrusu parçası İsmet İnönü ve onun CHP’siydi…”[6]

   MEHMET ÖZÇELİK

2106-2019


[1] https://www.yenisafak.com/gundem/erbakani-devirenler-imamoglunun-yaninda-3495198

[2] https://m.youtube.com/watch?v=RPtyfgNWyWQ

[3] https://m.youtube.com/watch?v=jh71_NEE-WU

[4] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamerkorkmaz/pandoranin-kutusu-diye-yazilir-gladyonun-kutusu-diye-okunur-2050455

[5] Bir Devrin Hafızası, Rasim Cinisli, Doğan Kitap, Sayfa: 75.

[6] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamerkorkmaz/yureginiz-yetiyorsa-gelin-bunlari-tartisalim-2050527

Loading

No ResponsesHaziran 21st, 2019

DİNİN TAŞIYICI KOLONLARI

DİNİN TAŞIYICI KOLONLARI

Daha önce yazdığım bir yazıda,[1] Fener Rum Patriği Gregorius. un ihaneti ve patrikhanenin önünde infaz edilmesidir.

İnfazına neden olan onemli maddelerden biriside;

“Türklerin ahlak, milliyet, din ve gelenekleri dejenere edilecek. Bu amaçla küfürler öğretilecek ve bu küfürlerin Türk’ler arasında yayılmasına çalışılacak. Türk’ler zinaya ve diğer ahlaksızlıklara teşvik edilecek. Türk gençleri arasında kabadayılık ruhu aşılanarak sevgi ve saygı bağlılıkları kırılacak. Aralarına ikilik sokulacak.

Argoya benzer bir küfür dili Türk’ler Arasında yayılarak milli dil ve duyguları bozulacak. Zengin Rum tüccar ve esnafı Türk hocalara bol hediye ve veresiye vererek onları elde edecek. Hocalar içkiye alıştırılacak. Her türlü uydurma inanışlarla dini inançları saptırılacak. Onlara yalan yanlış olaylar anlatılıp, Türk halkı ile hocaların arası açılacak.”

Yani,Alimler itibarsızlaştırılacak…

Bugün gençlerin istikameti bulamayıp bocalamaları, ya bağlandıkları bağların zayıflığından veya bağlanacakları bağların koparılmaya, itibarsızlaştırılıp şaibeli duruma düşürülmesinden kaynaklanmaktadır.

Her bir alim için bir kulp bulunup, onunla zayıflaştırmaya, itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Aslında bunu yapan, kendisini fetva makamında görerek, kendisini itibarsızlaştırmaktadır.

Bazen peygamberden üstün gösterme yaftası, bazen Kur’an-ı Kerim’i okumama iftirası, bazen başka kitap okumama sığlığı görülmektedir.

Aslında bu birazda kendi vicdanını bastırma ve ayıbını gizleme kaynaklıdır.

Oysa bütün İslam alimleri bir araya gelse bir sahabeye yetişemezken, nasıl peygamberle, hele hele peygamberimizle kıyas edilebilir?

O Sahabiler saffı evvel ve dinin müessisidirler.

Bütün İslami kitaplar, hele hele Kur’an’ı Kerim’den alınmış ise,bunlar üst üste konulsa hiç mümkün müdür ki Kur’an’ı Kerim’e yetişebilsin?

Aklı olan bu İslam alimlerini, hele hele milyonlarca mensubu olanları, bir cemaat oluşturmuş veya isimlendirilmiş olanları tenkid değil, istifade etsin.

Mecelle kuralı gereği, yanlış emsal olmaz.

Yanlışlara bakarak, yanlışlar üzerine doğrular bina edilemez.

Ve de batıl kapta hak sunulmaz.

Münferit hatalar cemaatlere mal edilmez ve edilmemelidir.

Fetönün darbeden daha büyük ve kalıcı darbesi, cemaatler ve İslam büyükleri üzerinde uyandırmış olduğu şaibelerdir.

İslam büyüklerini kötüleyenlerde aslında fetöye hizmet etmektedirler.

Din alimlerinin bahsedilmesinden rahatsız olanlar, Kur’an’ı Kerim bize yeter, hadislere ne gerek var diyen zihniyetteki insanlarla aynı noktada birleşmektedirler.

Oysa o kişiye sormak lazım, sen Kur’an’ı Kerim dışında hiç bir kitap okumadın mı?

Kur’an’ı Kerim dışında kimseden bahsetmemektemisin?

Biz bu dini en iyi İslam âlimlerinin tarif ettiği ve anlattığı Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizi, onlar ile daha iyi tanıdık ve anladık.

1400 yıldır oluşturulan din ağacının dalları, yaprakları ve meyveleri dökülmeye ve yıpratılmaya çalışılmaktadır.

Çürük olanlar zaten barınamayıp düşmekte, sağlamlar ise fasid bir kıyasla düşürülmeye,İslam ağacı çıplaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Neticemi, etrafı boşaltılan Kur’an’ı Kerim’e doğrudan saldırmaktır.

Yüz yıl önceki sinsi plana, masumane görüntüsü altında ahmakane hizmet etmektir.

KUR’AN’I KERİM’in etrafı boşaltılmaya çalışılmakta ve bilinçsizce ona destek olunmaktadır.

“On dokuzuncu asrın son yıllarında İngiliz Parlamentosunda kürsüye çıkan Müstemlekeler Bakanı Gladstone elindeki Kur’ân-ı Kerimi göstererek şunu söyler: “Bu kitap Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız; ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız.”

Dinin sac ayakları, din binasını koruyan kolon ve direkler yıkılırsa dinde yıkılır, gönüllerdeki dinlerde çöker.

Ehli sünnet her bir cemaat ve tarikat dinin birer kolonlarıdır.

Cemaatler ve tarikatlar bir din değil, dinin taşıyıcı kolonlarıdırlar.

Mehmet Özçelik

19-06-2019


[1] http://www.tesbitler.com/2019/05/16/fener-rum-patrigi-gregorius-un-ihaneti/

Loading

No ResponsesHaziran 19th, 2019

SU ÇİZİĞİ

SU ÇİZİĞİ

Su çizgisi.

Yıllarca iki kova su almak ve evinin duvarına çizik atılmasın diye yüzlerce metre yol gidildi.

Yokuş denmedi, kış denmedi, her türlü zorluk göze alındı.

Zira çizik, yol yorgunluğundan daha ağır geliyor, baskısı baskın çıkıyordu.

Kışları bazen gitmekte zorlanılıyordu.

Eşeğiyle su getiren sucudan alıyor, duvara çizik atılıyordu.

Ama içi cız ediyordu.

Kışın hayvanların ayağı kayıyordu. Hayvanlar bile suyu taşımada zorlanıyorlardı.

Altı üstü iki teneke su alıyordu.

Bununla yemek mi yapsın, su mu içsin, banyoda mı kullansın?

Zaten temizlik işlerinde bu suyu kullanmıyor, genelde içme ve yemeğe kullanılıyordu.

Hergün su parası vermek güçtü.

Beş kişinin suyunu taşımak kolay değildi.

Bu yetmiyormuş gibi, kardeşi, beyinin iki kardeşi, bazen gelen misafirlerde bütün yük onun omuzuna biniyordu.

Yakınları hiç taşımıyordu.

Bir suyun bile üstesinden gelmekte zorlanıyorduk.

Birde herkes bize geliyor, küçücük oda.

Kim nerede kalacaksa…

Mutfakla oda aynı.. Bir çok kişi tek odada…

Hayat gerçekten zor idi, zorluklar içerisinde yürüyordu.

Bizler zor şartların insanları olarak yetiştik.

Onun içindir ki, bu gün hayatı çok daha rahat görüp, değerlendirebiliyoruz.

Bizler dün bir su çiziğinin borcunu düşünürken, bugün ve bugünün gençleri hayatı toz pembe olarak görmektedirler.

Onlar hayatlarını çizdirmemek için, su çiziğinden kaçtılar.

Hayatını öldürenlerin kulakları çınlasın…

O günleri anlamayıp düşünemeyenlerin basireti açılsın.

********* 

Şimdiki haya damarı zedelenen gençlere garip gelebilir ancak daha düne kadar bizim nesiller buna şahitti.

Annelerimiz, kadınlarımız kolay kolay daha elbise değil, zaten böyle bir imkan da pek yoktu.

Onun için kumaş alır ve elbise yapar veya yaptırırdı.

İşte bu durumda elbise veya elbiselik almak için mağazadan elbiseler veya elbise topları koltuk altına alınır ve eve getirilirdi.

Şimdiki gibi mağazaları dolduran kadınlar gibi bir furya estirilmezdi.

Kadınlarımız gelenler içerisinden ve hem de şimdiki gibi çok çeşit olmayanlar içerisinde tercihini yapar, elbise ve elbiseliklerini alırlardı.

Nasıl; muhakeme, muhasebe, muhayelede bulunabiliyor muyuz?

MEHMET ÖZÇELİK

17-06-2019

Loading

No ResponsesHaziran 18th, 2019