HİSSE-36

HİSSE-36

YUSUF ALEYHİSSELAM ZAMANINDA

Yemen’e çok şiddetli bir sel gelir, ağaçları kökünden söker, binaların yıkılmasına sebep olur. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda, bu cesedin Himyeri hükümdarlarından birinin kızı olan Tace adındaki bir kadına ait olduğu anlaşılır. Tace’nin cesedinin boynunda 7 inci gerdanlık, kollarında 7 kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli 7 halhal ve on parmağın 7 sinde muhteşem mücevher yüzüklerin bulunduğu görülür. Ayrıca baş tarafında çok kıymetli eşya ile doldurulmuş hazine gibi bir tabut parladığı da dikkatlerden kaçmaz. Bu tabutun ön kısmında ki levhada yazılı olanlar ilgi çekicidir.

Hitabede şunlar yazılı idi:
Ben hükümdarın kızı Tace’yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere, birkaç adamımı, Mısır maliye nazırı olan Yusuf aleyhisselama yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adamlar gelmeyince, adamlarımızdan bazılarına bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmesini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de, yine bulamadıklarından, incileri öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için, büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu acıklı hâlimi işitenler, gerekli dersi almalı, servetine güvenmemeli, gerekli iktisat yolunu tutmalıdır. Tarihte altının da, incinin de, geçmediği durumlar varsa da, benden başka dünyada hangi kadın bu kadar muhteşem ziynetler içinde ölmüştür?

Hazineler bu kadına fayda etmediği gibi, ahirette de para pul geçmeyecektir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari] 

****************  

*KISSADAN HİSSE*

Uçaktan içeri giren çok güzel genç bir kadın koltuğunu bulmak için sağa  sola bakındı.
Koltuğunun iki eli olmayan adamın yanında olduğunu fark edince oturup oturmamakta  tereddüt etti.
Nihayet kararını vermiş olmalıydı ki hostesi yanına çağırıp
*”Yanımda oturanın  iki eli olmadığı için bu koltukta rahat edemeyeceğim lütfen bana başka bir koltuk verin.”* dedi. Hostes,
*”Hanımefendi üzgünüm ama başka boş yerimiz yok”* dese de genç kadın ısrar ediyordu. Bu durumdan rahatsız olan hostes sordu kadına,
*”Hanımefendi bana bu ısrarınızın  nedenini söyleyebilir misiniz?”* Güzel kadın hostesin sorusunu
*”Ben böyle insanları sevmiyorum rahat oturup gezemeyeceğim , iğreniyorum ve kusasım  geliyor”* diyerek cevapladı. Eğitimli ve kibar görünen bir kadının bu konuşmasını duyan hostes şaşkınlık içindeydi. Kadın ise
*”Ben o koltukta oturamam  bana başka bir koltuk verin”* diyerek ısrarını sürdürüyordu. Hostes, çaresizlik içinde etrafına bakıp boş koltuk aradı ama boş koltuk görmedi ve kadına
*”Hanımefendi bu ekonomi sınıfında boş koltuk yok ama yolcuların rahatını sağlamak bizim görevimiz onun için ben gidip uçağın kaptanıyla  konuşayım ve siz de lütfen o zamana kadar biraz sabır gösterin.”* Bunu söyleyen hostes kaptanla  konuşmak için kokpite  gitti. Bir süre sonra geri döndü ve kadına,
*”Hanımefendi verdiğiniz rahatsızlıktan dolayı çok üzgünüz. Bu uçakta tek bir boş koltuk kalmış o da birinci sınıfta. Kaptanımızla  konuştum ve olağanüstü bir karar aldık. Şirketimiz ilk kez ekonomi koltuğundan birinci sınıf koltuğa bir yolcu gönderiyor.”* Güzel kadın son derece memnundu ama tepkisini dile getirmeden ve hatta tek kelime bile konuşamasına  fırsat kalmadan, hostes elleri olmayan adamın yanına yaklaşıp
*”Efendim çok özür dilerim birinci sınıf koltukta oturmak ister misiniz? Çünkü biz sizin gibi saygın bir insanın kaba ve görgüsüz biriyle seyahat edip rahatsız olmanızı istemiyoruz.”* Bunu duyan tüm yolcular kararı memnuniyetle karşılayıp alkışladılar. O çok güzel görünen kadın ise utancından adamın yüzüne bile bakamıyordu . Birinci sınıf koltuğa gitmek için ayağa kalkan elleri olmayan adam uçaktakilere  dedi ki,
*”Ben eski bir askerim ve bir operasyon sırasında teröristlerle çarpışırken  atılan bombanın patlaması sonucunda iki elimi de kaybettim. Biraz önce bu manasız ve üzücü tartışmayı duyduğumda ben bu kadın gibi bencil ve aptal insanların hayatını kurtarmak için mi kendimi riske attım ve bunların güvenliği için mi iki elimi de kaybettim diye kendime kızıyordum.  Ama hepinizin tepkisini görünce şimdi kendimle gurur duyuyorum. İki elimi vatanım için kaybettim; keşke şehit olabilseydim, kendimle daha çok gurur duyardım diyorum…”,* Ve sözlerini bitirince birinci sınıfta gitti. Güzel kadın ise herkesin aşağılayan bakışları altında ezilerek başını önüne eğip koltuğa oturdu.
Düşüncelerde güzellik ve saflık yoksa, yüz ve beden güzelliğinin hiçbir kıymeti yoktur! Her zaman hatırlamak gerekir ki yüzün güzel olumasının yanında kalbin güzel olmasıda  şarttır

************* 

Kral Faysal bin Abdülaziz, Kudüs ve Filistin toprakları üzerindeki İsrail işgaline karşı, Müslüman halkları cihada çağırdığında takvimler 1969’u gösteriyordu. Suriye ve Mısır bu çağrıya cevap vererek 1973’de Kudüs’ün işgalden kurtarılması için Arap ülkelerinin yardımını da alarak 1973’de İsrail’e savaş açar. Suudî Arabistan, batıya akan petrol vanalarını kapatır ve tüm dünyada “petrol krizi” baş gösterir.
Krizi görüşmek ve çözüme kavuşturmak üzere ABD Dışişleri bakanı Henry Kissinger, Suud Kralı Faysal’ı ziyarete gider. Görüşme, kralın sarayında değil, sahranın ortasında bir çöl çadırında gerçekleşir. Misafirine karşı pek de konuksever davranmayan Kral Faysal’ın sofrasında hurma ve deve sütü vardır. Kissinger’in “Eğer ambargoyu kaldırmazsanız biz de petrol kuyularını vururuz!” tehdidine karşı Kral Faysal, tarihe geçen şu cevabı verir: “Tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

Bu olaydan kısa bir süre sonra Kral, kendisiyle aynı ismi taşıyan yeğeni tarafından hem de kendi sarayında, kafasına sıkılan iki kurşunla öldürüldü. Katil yeğen Faysal bin Musaid, Amerika’da kolej ve üniversite eğitimi görmüştü. Önce akli dengesinin yerinde olmadığı söylendi ise de sonrasında idam edildi.

Kral Faysal’ın öldürülmesinden sonra petrol vanaları açıldı ve petrol krizi sona erdi. İsrail, Amerika’nın da yardımı ile Suriye ve Mısır’a karşı yürüttüğü savaşı kazandı. Kudüs işgalden kurtarılamadığı gibi Filistin toprakları da peyderpey eriyip gitti. 1975 tarihinde gerçekleşen bu suikasttan sonra hiçbir Suud kralı, sarayından çıkıp da çölde yaşamayı göze alamadı. Hurma ve deve sütü ise mükellef saray sofralarının nostaljik birer katığı olarak kaldı. Batıya akan petrolün vanası ise hiç kapanmadı.
(Alıntı) 

**************  

Malik bin Dinar Hazretleri, bir gün, bir sabiye ( küçük çocuğa ) rastladı. Çocuk toprak ile oynuyordu. Bazen gülüyor ve bazen de ağlıyordu .

Malik bin Dinar buyurdu:
İçime O çocuğa selam vermek doğdu. Nefsim kibirlenip selam vermekten vazgeçti.

Ben nefsime şöyle seslendim: Ey nefsim! Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem). Hazretleri küçük ve büyük herkese selam verirdi. Sende bu çocuğa selam ver!

Ve O çocuğa selam verdim,
Çocuk:
Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu, Ey Malik bin Dinar.

Sordum:
Beni nereden tanıdın? Daha önce beni görmüşlüğün yoktu?

Çocuk:
Melekut aleminde ruhum, senin ruhunla karşılaştı. Ölmeyen ve sürekli hayy olan Allahu Teala bizleri tanıştırdı.

Ben ona sordum:
Akıl ile Nefsin arasındaki fark nedir?

Çocuk:
Nefsin, seni bana selam vermekten alıkoyandır. Aklin ise seni selam vermeye teşvik eden ve zorlayandır.

Yine sordum:
Senin halin nedir? Niye bu toprakla oynuyorsun?

Çocuk:
Çünkü biz Topraktan yaratıldık; yine ona döndürüleceğiz!

Yine sordum:
Bazen gülüyor ve bazen de ağlıyorsun?

Çocuk:
Evet! Rabbimin azabını hatırladığımda ağlıyorum; rahmetini hatırladığımda ise gülüyorum.

Ben sordum:
Evladım! Senin ne günahın var ki?

Çocuk:
Ey Malik bin Dinar! Böyle söyleme! Görmüyor musun büyük odunları tutuşturmak için, önce küçük odunları tutuşturuyorlar! 

****************  

HER YARANIN MERHEMİ KENDİ DALINDADIR
“Bir gün bahçede tek başıma oyun oynarken ağaçtaki olgunlaşan dutları gördüm. Hemen ağaca çıkıp yemeye başladım. O kadar çok yedim ki yemekten yorgun düştüm. Ağaçtan inip gölgesine uzandım, uyudum. Sonra birden ablamın çığlıgı ile uyandım. Beni yerde ağzım burnum kıpkırmızı bir halde görünce ağaçtan düştüm sanmış. Yanıma gelip bakınca kan olmadığını, karadut lekesi olduğunu anladı. Bu seferde üstümü başımı kirlettiğim için ağlamaya başladı. Bilirsin karadut lekesi de hiç kolay çıkmaz. Annemle babam işten gelip beni o halde görseler kendisine kızacaklar. Sonra babaannem bahçeye gelip “Ne oldu Nergis?” dedi. Ablam, “Baksana babaanne, bütün üstünü kirletmiş, annem kızacak bana.”
Babaannem, “Hadi ağlama, şimdi çıkartırım ben onları” dedi. Sonra karadut ağacının yanına gidip birkaç dut yaprağı kopardı, avcunun içinde parmaklarıyla ezdi, köpürttü. Elimi yüzümü dut yaprakları ile ovalamaya başladı.
“Neden?” diye sordu Verda.
Çünkü karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarırmış.
Babaannem:
“İnsan da aynı bu ağaç gibidir” demişti o gün bize. “Yarasına ilacı başka yerde arayan her zaman yanılır. Her yaranın merhemi kendi dalındadır.“
( Alıntıdır) 

***************  

Adamın biri İbrahim Ethem radiyallahu anh ile tartışır ve;Bereket diye bir şey yoktur, inanmıyorum der.İbrahim Ethem: Koyunları ve köpekleri görüyor musun? der.Adam: Evet.İbrahim Ethem: Hangisi daha çok doğurur?Adam: Köpekler yediye kadar, koyun ise en fazla üçüz doğurur der.İbrahim Ethem: Etrafına baktığında hangilerin daha çok olduğunu görürsün?Adam: Koyunlar çoktur der.İbrahim Ethem: Peki, sürekli kesilen ve sayısı azalan koyun değil mi!?Adam: Evet der.İbrahim Ethem: İşte bereket budur!.Adam: Niye böyle olur Koyun neden köpeklerden daha fazla olur? diye sorunca;İbrahim Ethem der ki:Çünkü koyunlar gecenin ilk saatlerinde yatar, şafaktan önce de kalkarlar.Böylece rahmet saatini idrak eder ve üzerlerine bereket yağar.Ama köpekler, gece boyunca havlarlar. Sonra şafak vakti yaklaştığında düşer yatarlar. Böylece rahmet saatini idrak etmezler ve bereketleri alınır.

MEHMET ÖZÇELİK

Loading

No ResponsesKasım 29th, 2022

DAHA NE OLSUN ?

DAHA NE OLSUN ?

Yüz yılı aşkın süredir kendini gizli gizli ve gizleyerek varlığını sürdüren şer ve şer odakları artık bunu arkasına aldığı desteklerle ve gün yüzüne çıkarılmasıyla açıktan açığa ve açıkça yapmaktadır.

Şerleri ve şer odaklarını göstermeye gerek kalmadan her yönüyle ve kör olmamak şartıyla görülmekte ve bilinmektedir.

Ancak manevi körlük bunun görülmesinin önünde en büyük engel teşkil etmektedir.

Münafıkane sürdürülen her türlü işler artık açıkça yapılmaktadır.

Dağda sürdürülen kavga, şehirlere ve milletin evine taşınmıştır.[1]

Aslında bu da bir gelişmedir.

Çünkü virüs bellidir, hastalık teşhis edilmiştir.

Sıra tedavi ve telafide…

Bu milletin maddi yüz yıllık birikimi gizlendi, yok edildi.Bin yıllık manevi değerlerine savaş açıldı. 

Bir insanın terör örgütleri ve teröristlerle iltisaklı olup, saklanmadığını göstermek için daha ne yapmak lazım?Veya neyi görmek ve göstermek lazım?Bakan ve Başbakan olmasını mı?Vadedildiğine göre o da var?Nasıl olsun mu?Yalnız unutulmasın ki; küfre rıza küfürdür. Zulme rıza zulümdür. Terör ve teröriste rıza teröristliktir.

*****************

Nasıl birini bekliyorsunuz?Nasıl birinin sizi idare etmesini istiyorsunuz?Mukayese yapmak gerekmez mi?Mesela kırk yıllık kâni mi?Ayinesi iştir olan kişinin mi?Denenmiş denenmez, olan kişi mi?Bir mümin iki delikten ısırılmaz iken, bir daha ve bir daha ısırılmak için mi?Allah aşkına ne için?Seyh-ul İslam mı bekliyorsunuz?Halife olmazsa olmaz mı diyorsunuz?Peki öyle biri var mı?Varsa kim?Zalim Allah’ın kılıncıdır, onunla intikam alır, sonra dönülür ondan intikam alınır.Yoksa intikam alınmak mı istiyoruz?Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz misali, nasıl olduk?Evvelden yalancının mumu yatsıya kadar yanıyordu.Artık beklemeye gerek kalmadı.Anında sönüyor.Teröristin ki de hemen sönüyor, destekçisinin de…İnsan ve insaflı olup tenkid etmeli ancak nankör olup körlükte bulunulmamalıdır.Hissi değil mantıklı olmalıdır.His ve heveslere göre değil, akıl ve mantığa göre hareket etmelidir.

************* 

Evet, Ümit varız.. Ümitsiz değiliz..

Bugüne kadar hep o ümitle yaşadık ve geldik.

Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal.
Yükseliş başladı.

Allah yürü dedi.

Allah’ın yürü dediğine kim dur diyebilir?

Mesela; Ordumuzun bu son harekatı, 15 Temmuzun dışa vuran versiyonu.Defedilen dış gücü.

İçten dışa doğru açılım başlamıştır.

Ordudaki ruh, toplumdaki bilinç ve enerji devrede.

Uğurlar ola.. Yollar açık ola.

MEHMET ÖZÇELİK

28-10-2022 

[1] https://m.haber7.com/guncel/haber/3281496-izmir-buyuksehir-calisani-kandilde-pkk-kongresinde

https://www.yenisafak.com/gundem/kim-bu-aydin-kostem-suikastin-karanlik-adami-3892400  

Loading

No ResponsesKasım 28th, 2022

PKK VE TERÖR MEĞER NİYE BİTMİYORMUŞ ?

PKK VE TERÖR MEĞER NİYE BİTMİYORMUŞ ?

Ahtapotun kolları budanıyor.

-Bir asırdır dizginlenen, kontrolü kendi elinde olmayan ordu, askeriye, 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla dizginini eline almış, artık kendisi kendisini kontrol eder olmuştur.

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.” Yahya Kemal Beyatlı 

-“Onlardan bir çoğunu görürsün ki, günâha girmek, haksızlık etmek ve haram yemekte hız yarışı yaparlar. Her halukârda ne kötü yaparlar!”[1]

– Terör niye bitmiyor, belli değil mi?[2]

– Ecrin ve Yağmurların niçin öldüğü belli oluyor değil mi?

-“İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, belediyelerde yürütülen soruşturmalara ilişkin açıklamalar yaptı. Soylu, 2019-2022 arasında 74 belediyede terörle bağlantılı 88 soruşturma yürütüldüğünü, bunlardan 79’unun tamamlandığını belirtti. Bakan Soylu, İBB’de 1668 kişinin terörle bağlantılı olduğunu ifade etti.”[3]

-Aslında bu zahirde görünen terör olsa da, hakikatta bin öncesindeki hortlayan haçlı devamı, insanlık tarihi boyunca devam eden iman küfür mücadelesidir.

Zira Pkk sosyalist ve kominist bir yapıdır.

Bunu savunanlarından da anlayabilirsiniz.

Arkasında da görebilirsiniz.

İmam-ı Şafi’ye sormuşlar; Fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?

Demiş ki: “Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür.”

”İslam karşıtlığının en çok yaşandığı ilk 5 ülke! Bütün oklar o ülkeyi işaret ediyor.

İslam İşbirliği Teşkilatı, İslam karşıtlığının en fazla yaşandığı 5 ülkeyi paylaştı. Buna göre, sırasıyla Fransa, Hindistan, Amerika, İngiltere ve Kanada İslam karşıtı ülkelerden oldu. İşin başı ise küresel medyayı yöneten İngilizler çıktı.”[4]

MEHMET ÖZÇELİK

26-11-2022

 

[1] Maide suresi – 62.

[2] https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/tsknin-eski-savas-pilotu-bahadir-altan-pkk-kanalinda-turkiyeyi-sucladi-2241471

https://www.haber7.com/siyaset/haber/3281015-soylu-acikladi-ibb-kadrosunda-6-pkkli-tespit-edildi

https://www.haber7.com/guncel/haber/3278931-icisleri-bakani-soylu-chpli-belediyelerin-teror-orgutlerine-yaptiklarini-aciklayacagim

https://www.yenisafak.com/gundem/iki-saldiri-da-munbicten-abd-senatosundan-pkk-pydye-2-milyar-dolar-yardim-3890825

https://www.haber7.com/guncel/haber/3278710-nato-icinde-korkunc-ihanet-avrupali-22-sirket-pkknin-kanalina-reklam-yagdiriyor

[3] https://www.haber7.com/guncel/haber/3279837-bakan-akar-acikladi-bu-yilin-basindan-itibaren-3-bin-585-terorist-etkisiz

https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/chpli-emekli-amiral-turker-erturkten-demirtas-ve-hdpye-guzellemeler-2241459

https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/kilicdaroglunun-bize-mi-saldiracak-dedigi-ypg-pyd-okula-saldirdi-2241469

https://www.yenisafak.com/gundem/74-belediyede-88-teror-sorusturmasi-3892279

[4] https://m.haber7.com/dunya/haber/3278627-islam-karsitliginin-en-cok-yasandigi-ilk-5-ulke-butun-oklar-o-ulkeyi-isaret-ediyor

 

Loading

No ResponsesKasım 26th, 2022

DÜNYADA HERKES ÇOCUK MU OLSAYDI?

DÜNYADA HERKES ÇOCUK MU OLSAYDI?
Veya çocuk olarak mı kalsaydı?
Nasıl olurdu?
En azından kan dökülmez, aldatma olmaz, kavga olmaz,olsa bile çabuk unutulur, kin bağlanmaz, düşmanlık devam etmezdi.
Çocukların dünyası saf ve masum.
Daha bulanmamış.
Adeta büyüdükçe bulanıklık artıyor.
Neden çocuk kalınsaydı?
Yükselme ve büyüme olmasamıydı?
Elbette hayır.
Büyüdükçe risk ve sorumlulukta aynı oranda büyüyor.
Yük ağırlaşıyor.
Kar ve zarar da o nisbette artıyor.
Tıpkı on milyonu kaybeden veya kazanan çocukla, trilyonları kazanan ve kaybeden büyüğün bir olmadığı gibi.
Evet, büyüdükçe kar ve kazanç ve de sahip olduğu şeyler artıyor ancak bir o kadarda kaybetme durumu söz konusu oluyor.
Ticaret risk alma ve cesaret ister.
İşte bizlerde dünyaya bu riskleri alarak ve yüklenerek geldik.
Dağların ve göklerin taşımaktan kaçındığı ve titrediği emaneti yüklendik.
Ezilenleri görüyor, onun ezikliğini, korku ve üzüntüsünü yaşıyoruz.
Sonbahar yaprakları gibi dökülenleri görüyor, dökülmekten korkuyoruz.
En büyük korkumuz, ebedi kaybımızdır.
Müflis olup, sermayeyi de tüketmemizdir.
Geç kalınmış ve geçersiz olan pişmanlıktır.
Daha da acısı sorumlu olduğumuz kimselere kaybettirdiklerimizdir.
Birde onların günahlarını yüklenmemizdir.
Yük üzerine yük.
Yükümlülük.
Eziklik.
Gene de;
Hayat devreleriyle güzeldir.
Her devre ayrı bir güzeldir. Bozmadıkça…
Bozulmadıkça…
Bozgunluk ve bozgunculuk yapmadıkça…
Küçüklerden büyüklere selam.
Büyüklerden küçüklere kelam.
Vesselam…
Mehmet Özçelik/ 22.11.2022

Loading

No ResponsesKasım 22nd, 2022

MESAJ

MESAJ

İstanbul İstiklal Caddesi’nde terörist kadının bombayı patlatıp 6 kişinin ölmesine ve 81 kişinin yaralanmasına sebep olan olay; aslında Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen bir mesajdır.

Zira Türk cumhuriyetlerine katılması ve 7 Türk Cumhuriyeti’nin bir araya gelip adeta İttihad-ı İslam’ın temelini atmak üzere giderken, bir gazetecinin kendisine sormuş olduğu soru üzerine; ABD Başkanı Biden’ın terörist başını koruduğunu söylemesi ve onun bu sözü üzerine bombacı kadının bombayı patlatması ile bir mesaj verilmiş oldu. Zira İçişleri Bakanı Soylu’nun da; Mesajı aldık, demesi ve ABD’nin taziye mesajını kabul etmediğini ifade etmesi aslında ABD’ ye verilen bir ültimatomdur.

ABD’nin de bize güya bir uyarısıdır.  

-Herkesin ortak olarak ittifak ettiği nokta; o teröristin arkasında Amerika’nın olduğu ve en azından istihbari destek verdiğini, kendisini yönlendirdiğini genel kanaat olaraktan ortaya konulmasıdır.

-Bir yandan da, bir araya gelen ve İttihad-ı İslamın çekirdeğini oluşturan Türk Devletleri Teşkilatına verilmiş bir mesaj olurken, diğer yandan sürekli kan kaybeden ve köşeye sıkışmış olan Pkk’ya da bir nefes aldırmadır.

****************  

Türkiye çevrelendiği daireden bir asırdır çırpınarak, gayret ve çaba göstererek çıkmaya çalışıyor.

Her yönüyle bütün organları bağlanmış durumda.

Bundan kurtulmaması için de her türlü hinlik ve hainlik ortaklaşa olarak yapılmaktadır.

Terörle bizi sindirmeye çalışmaktadırlar.

Besleyerek ve de büyüterek.

Dışa açılmamızı engelleyerek.

Bunun böyle olduğuna dair, devletin başta Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle, üst düzey devlet yöneticilerin beyanıyla; terörün arkasında Abd’nin olduğu, desteklediği, bilgisi ve ilgisi dahilinde olduğu, Abd’nin başındaki Biden’ın da terörün başındakilerini himaye ettiğini gizlemeden ve de açıkça ifade etmektedir.

Kesin bir hükümdür ki; gerek İslam dünyasında gerekse de dünyada terörün arkasında en büyük gücün Abd olduğu tescillenmiştir.

Ve Abd dünyada diktatörlüğünü sürdürürken, önünde engel olanları da, tıpkı yüz sene önce Merhum Abdulhamid’e atfedilen diktatör ifadelerini yaftaladılar.

Zulmünün adı da; demokrasi ve hürriyet olmuştur.

-Siyaset gözleri kör, ağızları geveze, kalpleri katı, hisleri alevli, aklı ise devre dışı bırakmaktadır.

 -Ayette belirtildiği gibi, gerçekten insan gayet nankör.
Bir yandan Allah’ın kendisi için ezelden takdir edip, ebedi alemin yolunu açar, sonsuz cennet hayatında nimetlerle donatırken, o insanoğlu Rabbisine şükürde yetersiz kalmakta hatta daha ileri gidip küfür, inkâr ve nankörlükte bulunmaktadır. 

************   

Allah’a çok şükür, bizim öldürülenlerimizin gideceği yer olan cennet ve yeri bellidir. Öldürenlerin de gideceği yer olan ebedi cehennem de bellidir. Varsın onlar düşünsün ve onlar bunun ateşine yansın.Dünyada ateşe atanların ve yakanların ve de yakmasına yardım edenlerin, ebedi ateşi bol olsun.-“Menfaati esas tutan siyaset canavardır.Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hâzıra, müfteristir, canavar.Aç olan canavara karşı tahabbüb etsen, merhametini değil, iştihâsını açar.Sonra döner, geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.” Sözler. Lemeat.-“Zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını kat’î ezecek bir surette davransa, o yerdeki adam eğer o vahşî zalimin ayağını öpse, o zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden evvel ölür. Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur. Hem o canavar, vicdansız zalime karşı zaaf göstermekle, kendisini ezdirmeye teşci’ eder. Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne tükürse, kalbini ve ruhunu kurtarır, cesedi bir şehid-i mazlum olur. Evet, tükürün zalimlerin hayâsız yüzlerine!” (29. Mektub) 

Dünyanın imtihanı devam ediyor, son nefesine kadar.. Son nefeslilere kadar.

Sayaç dönüyor, kum saati çalışıyor.

Sona doğru…

MEHMET ÖZÇELİK

15-11-2022

 

Loading

No ResponsesKasım 15th, 2022

HÜZÜN

HÜZÜN
İstiklal caddesinde olan terör olayında 6 kişi ölmüş ve 81 kişi yaralanmıştı.
Akabinde kısa sürede terörist kadın yakalandı.
Devletlerden taziye mesajları gelmeye başladı.
İlk mesaj Abd’den geldi.
Acaba dedim, sakın taziye mesajı, terör olayından önce hazırlanmış olmasın?
Hdp üzüntüsünü dile getirdi.
Onlarla ortak olanlarda mesaj yayınladılar.
Pkk-nin arkasında duran yirmi küsur Avrupa’dan da üzüntü mesajları geldi.
Timsah göz yaşları akmaya başladı.
Gece kurtla sürüye saldırıp, gündüz çobanla ağlayanların sahte ağıtları.
Terörist dağdan indi ve indirildi şehire, sahipleri ve hamileri tarafından.
Asıl hinlik, terörden sonra yuvalarından çıkan tilkilerin, fitili ateşlemeleri ve kümese bekçilik yapma istekleridir.
Dede Korkut;
“Kahpe içerden olunca
Kapı kilit tutmaz oğul!
Halk içinde bozgunculuk yapan
Haindir oğul!”
“5. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.”

6. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”

7. “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”

8. “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”

9. “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”

10. “Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’

11. ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.’

12. ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’

13. ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?’

14. ‘Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.’

15. ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’

16. ‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?’

17. ‘Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’

18. ‘Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.’

19,20. ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”

21. Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”

22. “Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular.”

23. “Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.”(1)

(1) Vedd, Süvâ’, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr, Nûh Peygamber’in kavminin taptığı putların adlarıdır.
24. “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”

25. Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.

26. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”

27. “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”

28. “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”Nuh Suresi.
“De ki: “Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.” Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.” İsra.84.
MEHMET ÖZÇELİK. 14.11.2022

Loading

No ResponsesKasım 14th, 2022

CEHENNEM KÜTÜKLERİ

CEHENNEM KÜTÜKLERİ 

“Onlara baktığında, dış görünüşleri itibariyle, seni hayran bırakırlar. Konuştuklarında, sözlerine itibar edersin. Aslında, elbise giydirilmiş kütükler gibidirler. Her koşuşturmayı kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar, düşmandırlar, onlara karşı dikkatli ol. Allah, onların canlarını alsın! Nasıl da döndürülüyorlar!”[1]

 “Huşubun Müsennedeh” “Sıra sıra dizilmiş kütükler.”
Münafık ve kâfirlerden sıra sıra dizilmiş cehennem kütükleri.
Ölen her bir terörist cehenneme hatab yani Ebu Cehil misal odun olmaya layık ve ehildir.
Yetmiş yıldır yuvarlanıp cehennemin dibine düşen meşhur münafık gibi.

 “Bazı hakikatler var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasıl ki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: “Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem’in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür.” Bir saat sonra cevap geldi ki: “Yetmiş yaşına giren meşhur münâfık ölüp, Cehenneme gitti.” Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın beliğ bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin te’vilini gösterdi.”[2]

“Bir vakit huzur-u Nebevîde derin bir ses işitildi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp ta ancak bu dakika cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” İşte bu Hadîsi işiten, hakikata vâsıl olmıyan inkâra sapar. Halbuki,Cehenn yirmi dakika o Hadîsten sonra kat’iyyen sabittir ki: Biri geldi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a dedi ki: “Meşhur münafık, yirmi dakika evvel öldü.” Yetmiş yaşına giren o münafık cehennemin bir taşı olarak bütün müddet-i ömrü tedennîde esfel-i sâfilîne küfre sükuttan ibaret olduğunu gayet belîğane bir surette Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beyan etmiştir. Cenâb-ı Hak, o vefat dakikasında o sesi işittirip ona alâmet etmiştir.”[3]
– Türkiye’nin önünde iki büyük engel vardır; biri münafık bir yapı, diğeri ise, münafık bir zihniyet.
Bulunduğu zaman ve yere göre şekil alan, düşüncesi değişen bir zihniyet.
Bukalemun gibi.

Pirincin içerisindeki beyaz taş misal.

Yerin altındaki yüzlerce fare deliği ve kaçılacak tünel.

 -Vücut ve Vücut direnci zayıfladıkça, virüsler güçlenir ve etkisi artar.Vücutta sürekli virüsler bulunmaktadır.  Hastalıklar vücudun zayıflamasıyla ortaya çıkar.Nitekim tabiplerin ifadesiyle, her insanın günde iki yüz kere kanser olma ihtimali vardır. Ancak vücut askerleri kendisini müdafaa ederek korumakta ve korunmaktadır.Türkiye şimdiye kadar hep zayıf bırakıldı, zayıf yönetici ve idareciler tarafından.Pkk gibi şer odaklarının üreyip türemesi, Türkiye’nin zayıflığı ve özellikle iç ve dıştan müdahale ile güçsüz bırakılmasıdır.

Mukavemet maddi ve manevi güç iledir.

MEHMET ÖZÇELİK

11-11-2022

[1] Münafikun.4.

[2] Mektubat, 86, Ondokuzuncu Mektub/Mu’cizat-ı Ahmediyye/Dördüncü Nükteli İşaret.

[3] Sözler, 317, Yirmidördüncü Söz/Üçüncü Dal/Yedinci Asıl.

Loading

No ResponsesKasım 11th, 2022

UÇURUM

UÇURUM

Birinci ve 2. Dünya savaşında oynanan entrikalar aynen şimdide uygulanmaktadır.

Savaşı büyütmek için tarafları bir bahane ile yanına çekenler, şimdide Rus-Ukrayna savaşının arkasında dünyayı ikiye bölüp, tarafları karşı karşıya getirme çabaları sürdürülmektedir.

Dünya uçuruma götürülmektedir.

-Herkes dünyada yaşadığı ve ahirette gitmek istediği yere gidecektir.

Dünyadaki hayvani veya insani hayatını orada devam ettirecektir.

Ama cennet ama cehennem yani ya cennet gibi bir hayat ile veya cehennemi bir hayat ile.

Tam da fıtratına ve tinetine uygun bir hayat sürecek ve sürdürülecektir.

Tabiri caizse herkes memnun edilecektir.

Dünyada cennet hayatını veya cennetliklerin hayatını benimsemeyip ve de sürdürmeyenin orada cennet hayatını arzulaması, istemesi ve ona verilmesi imkansız olacaktır.

Zira kişi sevdiği ve sevdikleriyle beraber olacaktır.

Herkes kendi tinet ve karakteri doğrultusunda bir hayat sürecektir.

Dünya o çamura ve uçuruma götürülmektedir, mensuplarıyla beraber.

-Belli ki savaşın hatları genişliyor.
Kimini öne sürerek, Kimilerini de yanına alarak.
Kimini harcayarak, Kimini de harcatarak.
Silah tüccarları gibi, kimilerini dirilterek, kimilerini de öldürterek.
Kimilerine yer ve alan açmak için, kimilerinin de yerini kapmak ve kapamak için.
Kimilerinin hırsıyla dünyayı yakarken, kimilerinin suyuyla da söndürmek için.
Kimilerini yükseltirken, kimilerini de alçaltmak için.
Kendilerinin bildiklerini zannettikleri hesaplarıyla, Allah’ın hesabına hizmet için.
Zira beşer zulmeder, kader adalet eder.

-AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın ‘kültür devrimi’ tespitine dair söylediği, “Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Cumhuriyet; bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir” sözleri üzerine görevinden istifa etti veya ettirildi yoksa istifaya zorlandı mı?
Her ne suretle olursa olsun bu tam bir hazımsızlık, yüz yıllık mide bozukluğudur.
Zira en zor dil olan ve beş bin yıllık geçmişi olan Çinliler dillerini hiç değiştirmedi, değiştirmeye tebessüm etmedi.
Yüz yıldır dilimiz ve dinimiz ölümcül yara aldı.
Hala toparlanamıyoruz.
Dilimizi sal-a bindirdiler, sele sürdüler.

İnsanlığın yaratılışı dil ile başladı, bozulmasında da en büyük amil dil olmuştur.

Dinin de bozulması, dil ile başladı.

-Asırlar içerisinde insanoğlunun en çok harcandığı, en çok zulüm ve ölümün yaşandığı asır, 20. asır olmuştur.

-❝Bundan sonra Türk kütüphanelerini yakmaya lüzum kalmamıştır. Çünkü harf inkılabıyla bu hazineler örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktır…A. J. Toynbee.

-Kaybeden bir nesil ve uçurumda yaşayan bir nesille beraber yüz yıl yaşadık.

Aslından kopuk, uçurum konukları..[1]

-Vakt-i istibdatda söz söylemek memnû idi.

Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı…

Devr-i hürriyetteyiz şimdi, değişti kâide;

Önce söyletirler, sonra ağlatırlar ananı.”(Şâir Eşref)

-Gelen seller gösteriyor ki; Hz. Adem’den Peygamber Efendimize kadar yaşanmış olanlar yaşanmadıkça, sele kapılanların kapılması gibi kapılmadıkça, girilen deliklere girildiği gibi girilmedikçe, uçurumda uçanlar gibi uçurumdan uçurulmadıkça; kıyamet kopmayacaktır.

Dünyayı saran Lgbt’nin sadece Avrupa’yı istila etmesiyle kalmayıp, memleketimizi işgal etmesi ve de İslam dünyasıyla beraber bu milletin haremi ve harem dairesi olan Mekke ve Medine’ye kadar sirayet etmesidir.[2]

Bu menfilikler ehli imana gübre olmalı, müsbetleri arttırmalıdır.

Nitekim Mevlid yazarı Ulucami’de İmam olan Süleyman Çelebi’nin Mi’raciyyeyi yazmasına sebeb olan durum, bir İranlı Mollanın hafife alarak;” Muhammed de diğer peygamberler gibidir, sözü üzerine yazılmıştır.[3]

“Biz kamumuz kullarız sen Şahsın.

Gönlümüz içinde Ruşen Mahsın .

Ümmetin olduğumuz devlet yeter.

Hizmet kıldığımız İzzet yeter.”

MEHMET ÖZÇELİK

5-11-2022

[1] https://m.yeniakit.com.tr/video/erol-evgin-rezaleti-daha-oteye-tasidi-cumhuriyet-kul-iken-vatandas-olmaktir-71300.html

[2] https://m.yeniakit.com.tr/video/prens-selman-izin-verdi-sokaklarda-buyuk-rezillik-71301.html

[3] https://tesbitler.com/2016/10/01/peygamberlerin-birbirinden-ustunluk-farki/

Loading

No ResponsesKasım 5th, 2022

YÜZ YILLIK BOYUNDURUK

YÜZ YILLIK BOYUNDURUK

Türk cumhuriyetleri 1991 yılından itibaren Rusya’dan ayrılmıştı.

Ancak Rusya o Türk cumhuriyetlerin içine virüslerini yerleştirmişlerdi.

İçki, her eve kütüphane. Ancak bu kütüphanedeki kitaplar; Kominizm ve Sosyalizmi işleyen kitaplardı.

Fakir bırakarak hırsızlığın yolunu açtılar.

Zahir bedenleri hür olmuştu ancak ruhları hala esirdi.

Biz bundan çok mu daha iyiydik ki?

Hala devam eden bir zihniyet yapılan gelişmelere tahammül edememekte, milletin fakir kalması onları ayakta tutacak dayanak olarak düşünülüyor.

Bu millet bedenen hür olmuş görülse de ancak hala ruhu özgürleşmedi.

Bu zihniyetin tüm dünyası iki temel üzerine bina ediliyor; Heykel ve İçki.

İçki fabrikalarıyla kafaları uyutmak, tüm değerlerini unutturmak.

Diğeri ise, bu zihniyetini tescillemek ve sürdürmek için heykeller dikmek.

– Dışta ve en az o kadar içte Türkiye’nin ve Türk milletinin gelişmesini istemeyen bir zihniyet mevcut.

Bu zihniyet bitmedikçe ve devre dışı bırakılmadıkça bu memleketin ve milletin büyümesi zordur. Nitekim en az yüz yıl aldı.

Allah bu zihniyetin kökünü kurutsun.

Kısır zihniyet. Münafık bir yapı. Haçlı ittifakı. Kanı uyuşanların kan kardeşliği.

Diğer yandan da; Kan ve doku uyuşmazlığı…

– ABD’nin başına Obama getirildiğinde yağlandı, yıkandı, Müslümanlaştırıldı. İslam dünyasına servis edildi.
Başta Türkiye ve İslam dünyası en büyük darbeyi ondan yedi.
Etkileri hala devam ediyor.
Şimdide İngiltere’nin başına ve ABD başkanının yanına Hint asıllı kimseler geliyor.
Acaba Hindistan için bir planları mı var?
Rusya’yı ve Çini onlar, dolayısıyla Hindistan’ı boyundurukları altına alarak vurmak mı istiyorlar?
Tıpkı bizi de içten vurmaya çalıştıkları gibi… 

MEHMET ÖZÇELİK

31-10-2022

 

Loading

No ResponsesEkim 31st, 2022

DENENMİŞ DENENMEZ

DENENMİŞ DENENMEZ

Evet, denenmiş denenmez.

Hele de bir asırdır, onlarca defadır deneniyor ise.

Ne şehit ve gaziler yurdu bu memleket birilerinin çiftliği, ne de birilerinin deneme tahtası değildir.

Hele hele bu denemeler bu milletin sadece dünya hayatının kaybıyla ilgili olmayıp, ebedi hayatını kaybettiren aldatmacalar, münafıklıklar ve yalanlar ise…
Evet, bu millet deneme tahtası mı?
Yüz yıldır önüne gelen denemeye çalışıyor.
Bir Müslüman bir delikten iki kere ısırılmaz.
Eğer Müslümansa ve samimiyse!
Veya ne kadar?

-Sayın Erdoğan’a oy verenler onun yaptıklarıyla ona oy vermekte ve takdir edip sevmektedirler. Arkasında durup, dua etmektedirler.

Ama diğer 6 muhalif parti ile beraber 7. HDP ile muhalif olanlara baktığınız zaman onlara oy verenler; Sayın Erdoğan’a muhalefetten dolayı vermektedirler. Yoksa yaptıklarından, becerilerinden, öne çıkan özelliklerinden, farklılıklarından, minnet duyulacak özelliklerinden dolayı onlara vermemekte, arkalarında durmamaktadırlar. Tüm meseleleri proje üretmek değil de, proje üreten Sayın Erdoğan’ı yıkmak üzerine her şeylerini bina etmişlerdir.  

– Bugün başta Alevilere haklarının verilmesindeki gecikmenin en önemli sebebi, Sünni olan çoğunluk kendi hakkını bile almamış ve de alamamıştı ki, başkasının hakkını verme yetkisine sahip olmuş olsun’
Yeni yeni haklar elde edilmektedir. 

“Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.“( Yani her insan yaptığı işten sorumludur.)”[1]

Peygamberler Mucize, Evliya Keramet, Mümin Feraset, Günahkar ve Sapık İstidrac, Kafir Sihir yapar ve gösterir.

*************

Dünyanın bir ucundan öbür ucuna giden bir insan, elbette ki o yolculuğu esnasında; ya hu şurada bir büyük yatırım yapayım, diye düşünmez. Düşünmesi gereken dünyanın bir ucundan, öbür ucuna da olsa bir yolcu olduğudur.

Bizlerde bir yolcuyuz ve uzun bir seferdeyiz. Biz burada kalmak için değil, konaklamak için geçici olarak bir han gibi, kısa bir süre kalmak için, Efendimizin ifadesi ile; yola giden bir insanın, bir ağacın altında oturup, sofrasını açıp, bir şeyler yiyip dinlendikten sonra, yoluna devam edip revan olmasıdır.

Bizlerde yolcu olduğumuzu unutup, kalıcı olduğumuzu düşünerek ona göre yaşamaktayız. 

-Oldum elem-i cürm ile bî-çâre ilâhî
Sensin verecek merhemi bî-mâre ilâhî
Yansın dil ü cân âteş-i aşkınla kül olsun
Mahşerde yüzüm görmeyeler kâre ilâhî

Al benliğimi kayd-ı sivâdan beni kurtar
Tâ vâsıl olam rü’yet-i dîdâre ilâhî
Sen ister isen kullarını mağfiret etmek
Duzâhda döner yerleri gülzâre ilâhî. Ziver Paşa. 

-Tefekkür tezekkürden önce gelir.
Önce tefekkür et, sonra tezekkür.
En sonda teşekkür.

MEHMET ÖZÇELİK

25-10-2022

[1] İsra 13.

Loading

No ResponsesEkim 25th, 2022

ONUR KIRICI

ONUR KIRICI

Evet gerçekten de Onur Kırıcı bir davranış.

Aşağı ve aşağılayıcı bir davranış.

Bir milletin aşağılanması, küçük düşürülmesi faaliyetidir.

Ne mi?
Türkiye’yi yönetmeye talip olanların ABD’ye gidip, icazet alarak bu milleti yönetmeye çalışmaları, tam bir onur kırıcı harekettir.
Adeta kimliksizlerin kimlik arayışı gibi.
Milleti icazet aldıkları kimselere yamalama faaliyetidir.
Belli ki kendileri de onların bir parçası ve yaması.
Ancak o yama açıkları kapatmaya yetmiyor.
Ayıp ve kayıp büyük.
Şahsiyet kaybı.
Seviye yetersizliği.
İflas etmişlik hali.
Ruh sendromu.
Akıl boşluğu.
Duyguların törpülenmiş hali.
Kısaca bitmişlik.
Hem kimden kim için icazet alınır?

Memlekette kıtlık mı var?

İcazet alınacak, icazet verilecek kendi kanımızdan ve kendi canımızdan kimse kalmadı mı?
Neden alınır?
Bir garantisi varsa, bu neyin garantisi?
Darbenin, şaibenin, entrikaların mı?
Göbekten dışa bağlılık ve bağımlılık, kafa bağımlılığını da zaruri kılar.
Bu bağımlılık uyuşturucu bağımlılığından daha tehlikelidir.
Çünkü milleti de bağlamaya ve bağımlı kılmaya yöneliktir.
Kafası uyuşmuş, ruhu kaybolmuş, kalemi satılmışlar, bir yüz yıl daha bu milleti satmaya, başına ipotek koymaya kalkışmaktadır.
Allah fırsat vermesin.
Sürü politikasından uyandırsın.
Yüz yıldır akıldan ve mideden batıya bağlananlar, bu milletin ruhunu içten ve dıştan bağladılar.
Ruhsuz bırakıldık, ruhsuzlar tarafından.
Oyun yüz yıl sonrada tekrarlanmaktadır.

-Zenginliğimiz ise birliğimizdedir.

Bizdedir, biz…
Bir olalım, birlik olalım.Dirlik ve dirilik içinde olalım. 

Nitekim biz olmayanlar ve de bizden olmayanlar mesela Yunan, İsrail, ABD; PKK, vs ile anlaşma yapıp, petrollerin üzerine konuyor, eşkiyanın ağzına da biraz bal çalıyor.Zehirli bal. 

-Yüz yıldır devletlerin yönetimini değiştirmenin sloganı; diktatör, baskıcı, özgürlük, hürriyet.Şeytanın Hz. Adem ve Havva’yı kandırdığı kelimeler hala tazeliğini koruyor.Özgürlük. Seni özgürlüğüne kavuşturacağım. Öyle ki, ölüm dahil, emir ve yasaklar dahil, her şeyden özgür olacaksın!

Onun içinde despot yönetime, diktatör yöneticiye ölüm sloganları ve naraları atılmaya devam ediyor.Neyin özgürlüğü diye sorgulayan yok.Kime özgürlük diyen yok.İnsanı mı, hayvanı mı diye düşünen yok.İsyan. Başı boşluk. Kalkışma ve darbeler. 

-İnsanların bir hesabı olurken, Rabbin hesabı sonsuzdur.
İnsanlar bir hedef belirlerken, Rabbin hesabı bitmez ve tükenmez.
O plan yapar ve plan bozar. 

-Kader olaylarda dünyanın ve insanlığın yönünü bize çeviriyor.
Kader konuşursa, kudreti beşer susar.
Kader hükmünü verdi.
Okların yönü ve hedefi değişti.
Trafik işaretleri ve yönleri değişmektedir.
Dünya, yeni bir dünyaya uyanıyor.
Uykudaydı veya uyutuluyordu bir asırdır.

Uyuyan dev uyandı.

MEHMET ÖZÇELİK

18-10-2022


 

Loading

No ResponsesEkim 18th, 2022

ÇEKİM KUVVETİ VE ALANI

ÇEKİM KUVVETİ VE ALANI

Bizde bir kısım insanlar sol kesim ve hedefi belli olmayanlar Avrupa çekim ve sevdasında, sağ kesimde olduğunu söyleyen bir kısmı da İran’ın etki alanında akıp gitmektedir.Bu arada beyne beyne yani ikisi arasında gidip gelmekte olan kesimde bulunmaktadır.Osmanlı döneminde devletin bir kimliği ve ağırlığı içinde farklı bir çok kesimler olmasına rağmen, bir İslam devleti görüntüsü veriyor, gizli yapılsa da cızırtılı sesler pek çıkmıyordu.Şimdi ise gerek yüz yıldır başka yerden göçen ve de kimliği farklı olanların her biri devlet olma ve devleti ele geçirme sevdasında.

Belki de 1928’ e kadar anayasada mevcut olan,”Devletin dini İslamdır” ibaresinin anayasadan çıkarılmasıyla başladı. 

Azınlıkların hakimiyeti sürmekte ve dıştan da desteklenerek güçlendirilmeye çalışılmaktadır.Tıpkı Suriye’de Nusayri olan yüzde sekizlik kesimin, yüzde doksan ikiye hükmetmesi gibi.Karşı çıkıldığında da dışarıdan karıştırılan ellerin yardımıyla da bugünkü Suriye ortaya çıkmıştır.Aynı el tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi, özellikle Türkiye’de daha çok karıştırmaktadır.
Güçlü bir hükümetin adaletle hükmetmesi birilerini rahatsız etmekte, isteyip oluşturdukları görüntünün bozulmasını istememektedirler.İşte tüm darbeler o görüntü ve yaşantıyı korumaya yönelik yapılmıştır.

-Bugün mecliste kabul edilen yalan haberlere verilecek cezalara karşı çıkan kesim ve bir kısım sorumsuzca keyfine göre yazıp çizen, konuşup yalan yanlış bilgi verenler hemen feryadı bastılar.Çünkü keyiflerinin kaçmasından rahatsızlık duydular.Gemilerini kirli sularda yürütüyorlardı.Türkiye’nin Osmanlı’da ki İslami görüntüyü yakalamasından rahatsızlık duyanlar, başta kalem-şörler,  satın alınan gazeteciler tarafından sürekli kaygan zemin oluşturulmakta ve gündemi saptırmaya yönelik faaliyetler içerisine girilmektedir.Savaşlar hiç değişmedi. Sadece değişen adı ve piyonları oldu.Şeytanla Adem, Kabille Habil, İmanla Küfür, Ebu Cehille Hz. Muhammed, Firavunla Musa, Nemrutla İbrahim, Haçlı ile Osmanlı, ABD ile Rus, Doğu ile Batı, Din ile dinsizlik, İnsanlık ile Hayvanlık mücadelesi hiç durmadı ve kıyamete kadarda durmayacaktır.Sadece yapılacak karınca misali safını ve tarafını belli etmektedir.Zira tarafsızlık muhalif tarafa taraftarlıktır.İnsan tarafsız olamaz. Hak ve doğrudan yana olmak haksızlık değil, haktan ve doğrudan yana olmaktır, yani taraf olmaktır.Bizler bir ömür kendi sınavımızı vermekte, tarafımızı belirginleştirmekteyiz.Zira her kişi sonsuz alemde tarafıyla beraber olacaktır.Kişi sevdiğiyle beraberdir, hakikatince, herkes kiminle beraber olduğuna bir baksın.Sonsuza doğru yürüyüp beraber olacağı kişiyi, ona göre tercihini yapıp seçsin.Kişilik beraber olunan kişilerle kazanılır veya kaybedilir.Kişiler kişilik göstergesidir.Kişi arkadaşının dini üzerinedir.Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.Kişi kişinin aynasıdır.Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.-Dünyada kavga sürekli körükleniyor.İslam ülkeleri karıştırılıyor.İran çalkalanıyor. Irak devam ediyor. Afganistan ayakta durmaya çalışıyor.
Bir yandan NATO başkanı gibi savaşı bitirmeye yönelik değil de adeta sürdürülmesine yönelik mesajlarla gazlar veriliyor.Ukrayna bu savaşı kazanır, deniyor.Yani savaşın aslında iki taraf arasında olmayıp, bir çok tarafının olduğu ve başta biz gibi bir çok taraflarında bu savaşın içine çekildiği görülüyor.Başta ABD ve Avrupa barıştan değil, savaştan yanadır.Kanın durması değil, akması yanlısıdır.-Birileri şundan rahatsız;
175 yıl önceki adeta vakıf devleti[1] olan Osmanlı’nın dünyaya kucak açmasından.Çünkü kaostan beslenenler var.

“İrlandalılar, atalarının kaderini değiştiren Osmanlı Sultanını unutmadı.

İrlanda’nın şimdiye kadar yaşadığı en büyük felaket olan Büyük Kıtlık sırasında Osmanlı’nın İrlanda halkına yaptığı para, gıda ve ilaç yardımı aradan geçen 173 yıla rağmen hala hatırlanıyor.

  1. yüzyılda Büyük Kıtlık veya Patates Kıtlığı olarak bilinen 7 yıl süren açlık, o dönem İngiliz yönetimi altında olan İrlanda’da bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtı ve halkın belleğinde derin izler bıraktı.

Şükran mektubu gönderildi;
“Zat-ı Şahaneleri Osmanlı Mülkünün Sultanı Abdülmecid Han’a, aşağıda imzası bulunan biz İrlanda eşrafı, siz zat-ı devletlerinin mağdur ve perişan İrlandalılara karşı gösterdiğiniz alaka ve geniş kereminiz dolayısıyla minnet ve en derin şükranlarımızı arz için müsaade istirham ediyoruz.”[2]
Her şey aslına rücu edermiş. Tökezlemeler olsa da, bu millet aslına dönüyor.

-Dünyada dengeler değişiyor.

Çıkanlar ve inenler genel denge içerisinde değişiyor. 

Dünya değişime açıldı.

Büyük hakikatlere gebe.

Dünya doğum sancısında.

Olaylar yeni bir doğumun habercisi.

İnsanların bir hesabı olurken, Rabbin hesabı sonsuzdur.
İnsanlar bir hedef belirlerken, Rabbin hesabı bitmez ve tükenmez.
O plan yapar, plan bozar. 

-Kader olaylarda dünyanın ve insanlığın yönünü bize çeviriyor.
Kader konuşursa, kudreti beşer susar.
Kader hükmünü verdi.
Okların yönü ve hedefi değişti.
Trafik işaretleri ve yönleri değişmektedir.
Dünya, yeni bir dünyaya uyanıyor.
Şimdiye kadar üç asırdır uykudaydı veya uyutuluyordu bir asırdır. 

Uyuyan dev uyanıyor, elhamdülillah.

“Oldum elem-i cürm ile bî-çâre ilâhî
Sensin verecek merhemi bî-mâre ilâhî
Yansın dil ü cân âteş-i aşkınla kül olsun
Mahşerde yüzüm görmeyeler kâre ilâhî

Al benliğimi kayd-ı sivâdan beni kurtar
Tâ vâsıl olam rü’yet-i dîdâre ilâhî
Sen ister isen kullarını mağfiret etmek
Duzâhda döner yerleri gülzâre ilâhî” Ziver Paşa.

 

“Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilirHakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir Söylesem te’siri yok sussam gönül râzı değilÇektiğim âlâmı bir ben bir de Allah’ım bilir.(Sevgili derdimi bilmez, beni güler sanırHakkı vardır, mutlu olan, herkesi sevinçli sanırSöylesem etki etmez, sussam gönlüm razı değilÇektiğim elemleri bir ben bir Allah’ım bilir.) Fuzuli.

MEHMET ÖZÇELİK

16-10-2022

[1] https://tesbitler.com/2015/01/01/vakiflar-ve-vakiflarimiz/

[2] https://www.trthaber.com/m/haber/dunya/irlandalilar-atalarinin-kaderini-degistiren-osmanli-sultanini-unutmadi-461149.html

Loading

No ResponsesEkim 16th, 2022

NURLU HAKİKATLER APK-SI-İNDİR KUR

NURLU HAKİKATLER APK-SI-İNDİR KUR-KUR’A İZİN VER

NURLU HAKİKATLER APK-SI-YÜKLE VE İZİN VER

Loading

No ResponsesEkim 15th, 2022

YUNAN ZULMU VE KANLI ÖLÜM

YUNAN ZULMU VE KANLI ÖLÜM

Yunan zulmüyle [1] ve Avrupa siciliyle kirli ve lekelidir.[2]

Kan içiciler, Kanla beslenenler 1. Ve 2. Dünya savaşında 200 milyon civarında insanın kanını döktüler ve hala da dökmeye devam etmektedirler.

Nitekim Suriye’de 2 milyon insan, Irak’ta 1 Milyon 250 Bin kişi ölmüş ve hala da ölmeye ve öldürmeye devam edilmektedir.

Göçler ise geçmişten günümüze hep sürmektedir.[3]

Bugün Pkk adı altında sürdürülen zulüm ise; başta Ermeni, Yunan gibi yirmi civarında Avrupa, Hristiyan ve Haçlı ordusunu temsil etmektedir.[4]

-Justin McCarthy ‘nin, “ÖLÜM VE SÜRGÜN-OSMANLI MÜSLÜMANLARININ ETNİK KIYIMI: 1821-1922 – Çeviren: Fatma Sarıkaya “ adlı eserini okurken boğazım düğümleniyor, yutkunuyordum.

Buradan aldığım alıntıları bazılarının intibahına vesile olması ve de zulmün leşker ve taraftarlarına da; ”Tükürün zalimlerin o hayasız yüzlerine tükürün’ kabilinden  bir tükürük mesabesinde olması düşüncesiyle bazı yerleri iktibas ediyorum.

Yazar tarihi tesbitinde; ”Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlı İmparatorluğu nüfusu üzerinde yaptığım araştırmalar, beni, Müslümanlar arasındaki ölüm ve göçü konu alan bu çalışmaya götürdü. O zaman [nüfus üzerinde çalışırken] ilgi duyduğum, sâdece, Anadolu’da kaç Müslümanın yaşamakta olduğunu ve bunların nüfusunun 19. yüzyıl ile 20. yüzyılda hangi ölçüde değiştiğini belirlemekten ibaretti. Bu araştırmanın sonucu beni şaşkınlık içinde bıraktı; çünkü daha önce Osmanlı tarihi hakkında okuduklarım arasında hiçbir şey, beni, bu dönemdeki çok yüksek ölüm oranıyla karşılaşmaya hazırlamamıştı. İstatistikler, Müslüman nüfusun dörtte birinin yok olduğunu söylüyordu. Tarih kitaplarında böylesine bir nüfus kaybının es geçildiğine inanamıyordum; ama verileri tekrar tekrar gözden geçirmek hep aynı sonucu veriyordu. Yalnız Birinci Dünya Savaşı sırasında değil, [daha önce,] tüm 19. yüzyıl boyunca da, Anadolu’nun, Kırım’ın, Balkanların ve Kafkasların Müslüman halkları inanılmaz yükseklikte bir ölüm oranına mâruz kalmıştı. Onların kayıpları, araştırmayı daha derinleştirmeye değerdi.”Sh.4.

…1821 ile 1922 arasında, beş milyondan fazla Müslüman, ülkelerinden sürülüp atılmışlardı. Beş buçuk milyon Müslüman, kimi savaşlarda öldürülerek, diğerleri sığıntı durumunda iken açlıktan ve hastalıklardan canını yitirerek, ölmüşlerdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyetinin halkı [geniş ölçüde], yurttaşları Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan, Yugoslavya’dan, Ermenistan’dan, Gürcistan’dan, Rusya’dan, Ukrayna’dan ve başka yerlerden gelme bir göçmenler toplumundan oluşuyordu. Kendisinden önceki Osmanlı İmparatorluğu gibi, Türkiye [Cumhuriyeti] de, göçmenlerden oluşan bir nüfusu bütünleştirmenin ve bir yandan çağdaşlaşıp yaşamını sürdürme çabası harcarken, savaş zamanında uğranılmış korkunç yıkımın üstünden gelmenin tüm zorluklarıyla karşı karşıya kalmıştı. İşte bu savaşımın kapışmaları, Türkiye Cumhuriyetinin karakterini yapılandırmıştır.”Age.5.

-“Avrupa’da dinsel inanç değişikliklerini konu edinen herhangi bir tarih kitabında, 30 Yıl Savaşı’nın kıyımdan geçirmeleri mutlaka yer almak zorundadır. Tarihçiler, Kongo
Savaşlarında Afrikalıların ya da Afyon Savaşlarında Çinlilerin kitlesel boğazlanmalarını anmaksızın emperyalizmin tarihini yazamazlar. Böyle iken, batıda, Balkanlardaki yahut Kafkasyalı, Anadolulu Müslümanların çektiklerinin tarihçesi hiçbir zaman yazılmamış, anlaşılmamıştır. Balkanların, Kafkasya’nın ve Anadolu’nun tarihi, bu tarihte rolü olanların başlıcalarından biri kimliğindeki öğeyi, Müslüman halkı, anmaksızın yazılmıştır.”Age.6.

-“Devletlerinin kuruluşundan beri, Osmanlılar, Hristiyan toplumlarının kendi varlıklarını sürdürmesine hoşgörü göstermişlerdir ve “sınırlı bir özerkliği bulunan millet” sistemi içinde, din temeline oturan ayrı kimliklere izin vermiş hatta bu ayrılıkları teşvik etmişlerdir. Her bir dinsel toplum, diğer deyişle millet, geniş ölçüde
özerklikten yararlandırılmıştır. Mahkemeler, okullar ve hayır kurumlan, din adamı
kimliğindeki görevlilerin yönetimindeydi.”Age.8.

-“Osmanlı üzerinde yüz yıl önce oynana oyun bugünde oynanmaktadır.“ Osmanlı imparatorluğunda 19. yüzyılda kendini gösteren ekonomik ve toplumsal değişimler, Hristiyanlara bir üstünlük duygusu kazandırdı ve Müslüman yöneticilere karşı
hınçlarını derinleştirdi. Avrupa’daki Hristiyan devletlerle bağlantılarından ve daha üstün bir eğitim düzeninden yararlanıyor olmaktan güç alarak, Hristiyanlar, 19. yüzyılın ekonomik gelişmelerinden, oransız ölçüde yarar sağlayabildiler. Misyonerler ve başkaları, onlara, bir üstünlük duygusu ve Avrupa’nın [güçlü] imparatorluklarıyla aynı toplumdan olma inancı aşıladılar. Pek çok Hristiyan ekonomik açıdan ileri duruma geldikçe, bunlar, doğal olarak, ekonomi alanındaki başarılarının yanına, politik [kendilerini iktidarda pay sahibi edecek] bir kudret de eklemek isteği duyar oldular. Bu isteklerine karşı çıkıldı.”Age.9.

-“Ve yine hem yüz yıl ve hem de iki yüz yıl önce yunanın oynadığı ve daha doğrusu ona oynattırılan oyun bugünde tekrarlanmaya çalışılmaktadır.“ 19. yüzyılda, yeni ulusçuluk nedeniyle Müslümanların uğradığı kayıpların öyküsü, 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlar. Daha önce Sırplar da ayaklanmışlardı, ama onların, başlangıçta [sâdece] Sırbistan’da konuşlandırılmış yeniçerilerin zulmüne karşı yönelmiş olan ayaklanması,
bunu izleyecek yüzyıllarda baş gösterecek ulusal ayaklanmaların özelliklerinden çoğunu
göstermemiştir. Yunan ayaklanması, kendine özgü niteliğini Müslümanların [topluca]
öldürülmesi ve sürülmesi ile belli eden hareketlerin [Osmanlı devletindeki, bu tür süreç
başlatan ulusal ayaklanmaların] ilkidir. Yunan ayaklanması, daha sonra Osmanlılara karşı girişilen ulusal ayaklanmalarda izlenen bir modeli ortaya koydu.”Age.10.

-Ve bu durum tam bir vahşetle gerçekleşti. Kirli ve lekeli tarihini hep sürdürdü.-“Yunan bağımsızlık savaşı. 1821 Nisanında,  20 000 kişi toplamına yakın bir
Müslüman nüfus, Yunanistan’da dağınık olarak yaşıyor ve tarımda çalışıyordu. [Ayaklanma çıkmasının üzerinden] Daha iki ay geçmeden bunların çoğu kıyımdan geçirildiler; adamlar, kadınlar, çocuklar, hiç acımadan ve sonra da pişmanlık duyulmadan öldürüldüler. [Günümüzde] Yaşlılar hâlâ, taş yığınlarını parmakla gösterip, gezginlere, “İşte şurada Ali Ağa’nın Pyrgos’u, kulesi, vardı; burada hem onu, hem eşlerini ve hizmetkârlarını öldürdük” diye anlatırlar ve bunu anlatan yaşlı adam, yolu üzerinde bir öç alıcı meleğin bekliyor olabileceğini aklına bile getirmeden, bir
zamanlar Ali Ağa’nın olan tarlaları sürmek için yürür gider. İşlenen suç bir ulusun suçu idi ve onun vereceği sıkıntılar ne olursa olsun bu sıkıntılar, bir ulusun vicdanında duyulmak gerekir; bu günahı bağışlatacak davranışlar da o ulusça yapılmalıdır.” Age. 10-11.
-“Osmanlı imparatorluğuna karşı Yunan ayaklanması 1821 yılının Mart ayında, bazı Osmanlı memurlarının, özellikle vergi toplayıcıların öldürülmesiyle başladı. Bunu, Nisan ayında, Güney Yunanistan’daki Mora’da bulunan Türkler üzerine bir genel saldırı izledi; bu saldırıda Yunanlı çeteciler ve köylüler, düpedüz, buldukları her Türkü öldürdüler. Türk ya da Arnavut, Osmanlı askerleri üzerine saldırıldı ve bunlar öldürüldü. Müslümanlardan bazısı, örneğin Kalavryta ile Kalamata’dakiler, kendilerine öldürülmeyecekleri sözü verilince, Yunanlılara teslim oldular. Bunlar da öldürüldü. Kaçanlardan birçoğu, örneğin Lakonia bölgesindeki Türkler, yollarda kıyımdan geçirildiler.

Bu arada Hristiyan halk, yarımadanın her bölümünde, Müslüman halka saldırdı ve hepsini öldürdü. Kalelere sığınanların [sığınabilenlerin] geriye dönüş umudunu yok etmek için, Müslümanların kule’leri ve kırsal evleri yakıldı, mülkleri tahrib edildi. Martın 26’sından, 1821 yılında Nisanın 22’sine düşen paskalya Pazar’ına kadar, göz kırpmadan 15 000 [Müslüman] kişinin can verdiği ve yaklaşık 3 000 çiftlik evinin ya da [başka] Türk konutunun oturulmaz hâle getirildiği sanılmaktadır.
Yunanlı Başpiskopos [Patras Başpiskoposu] Germanos’un ağzından çıkan, ayaklanmanın ulusçu sloganı, “Hristiyanlara huzur! Konsoloslara saygı! Türklere ölüm!” idi.

Türklerden sâdece, berkitilmiş yerlere sığınabilenler sağ kaldı. Bunlar, Osmanlı garnizon birliklerinin elinde bulunan, Atina Akropolis’i gibi tek tük birkaç yere, aileleriyle birlikte, kaçtılar.
Böyleleri ya kuşatmaya alındı ve sonradan öldürüldü, ya da, pek az örnekte, Osmanlı
güçlerince kurtarıldı. Yunan ayaklanması süregittikçe yeni bölgeler de [yöredeki Yunanlıların ayaklanmasıyla] saldırıya uğradı ve Türklerin kıyımdan geçirilmesi tekrarlandı.
Missolonghi’de, Müslümanların çoğu çabucak öldürüldü, ama Türk kadınları zengin Yunanlı ailelerce köle olarak alındılar. Vrakhori’de Türkler, işkenceyle öldürüldüler. Yunanlıların kâfir saydığı Yahudiler de, Müslümanlar kadar, hevesle kıyımdan geçirildiler”Age.11.

-“Yunanistan’daki Türklerin telef edilmesi, savaş zamanının olağan telefatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da o arada olarak, Yunan çetecilerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu; tek istisna, az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesi idi. Türkler bazan, ayaklanmanın coşkunluğu içinde ve eski efendilerin şimdi alt edildiğini görmenin mutluluğu ile, hemen [ânında ortaya çıkan gelişmelerle, önceden tasarlanmış olmaksızın] öldürüyorlardı, ama çoğu kez işlenen cinayetler önceden tasarlanarak ve soğukkanlılıkla işleniyordu.

Kasabaların Türk halkının tümü toplanıp kasabadan, uygun bir yere yürütülüyor ve orada kıyımdan geçiriliyordu. Örneğin, Tripolitza’daki olay:

Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler,  bir vahşîler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar [dahi] öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, [çetecilerin sergerdesi] Kolokotrones’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti. İki gün geçince, Müslümanlardan sağ kalabilmiş perişan durumdaki
insanlar, her yaştan ve cinsiyetten aşağı yukarı iki bin kişi, çoğunlukla da kadınlar ve çocuklar, gaddarca toparlanıp bitişik dağlardaki bir dere yatağına
götürüldüler ve orada koyun gibi boğazlandılar.
Yunan ayaklanması, Balkanlarda daha sonraki ayaklanmalar için bir model ortaya koydu.”Age.12.

…Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeğiyle, kadınıyla, çocuklarıyla, kıyımdan
geçirmekte idi. “Hiçbir Türk kalmayacak/Ne Mora’da, ne dünyada!”; ağızdan ağıza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilân eden şarkı, böyle
diyordu. Mora’nın Müslüman nüfusu 25 000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında, bir tek Müslüman bırakılmamıştı.”Age.13.

-“19. ve 20. yüzyıl savaşlarının tümünde Müslümanlar kıyımdan geçirildiler ve yerlerini yurtlarını bırakıp gitmeğe zorlandılar. Müslümanlardan milyonlarcası öldü ve milyonlarcası yurdundan sürüldü. Savaşların her biri diğerlerine göre bir hayli farklı idi, ama bunların Müslümanlar üzerindeki etkisi hep aynı kaldı: onlar, pek büyük sayılarla, öldürüldüler ya da yurtlarından uzağa sürüldüler. Osmanlı yenilgileri yalnız askerî ve siyasal birer olgu niteliğiyle kalmıyordu; bunlar, kitlesel nüfus hareketlerinin ve çok yüksek sayıda ölümlerin nedeni idi. Gerçekleşen süreçte ölümler sadece Müslümanların ölümlerinden ibaret olmamıştı ama ölmüş Yunanlıların, Bulgarların ya da Ermenilerin sayısı, ölen Türklerin sayısı karşısında pek küçük oranda kalıyordu. Balkanların, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın tüm halkları için 19. ve 20. yüzyıllar, bir dehşet dönemi olmuştur. Bütün topluluklar savaşın, açlığın ve savaş zamanında patlak veren [dizanteri, tifüs gibi] hastalıkların, ayrıca, yenilen yan için kendini gösteren, yurdunu bırakıp gurbete göçme zorunluluğunun dehşetlerinden nasibini aldı.

Rusya, yarı maymun, yarı ayıdır. Yabancı krallıklarda, Avrupa’yı maymun gibi taklit eder ama kendi yurdunda, ayının pençeleri her yerde kendini gösterir.(İvan Golovin)”Age.21.

-“Ermenilerle Müslümanlar arasındaki düşmanlığın tarihini anlamak için, tüm
kapsamında Ermenilerle Müslümanların egemenlik uğruna 100 yıl boyunca savaşmış bulunduğu, Kafkasya ile Doğu Anadolu’yu bir bütün olarak incelemelidir.”Age.26.

-“Birçok yönden, Ermenilerle Müslümanlar arasındaki düşmanlığın temelinde Rusların Kafkasya’daki yayılması vardır. Başka birçok yönden olduğu üzere bu yönden de Kafkasya bölgesiyle Doğu Anadolu birbiriyle bağlantılı idiler, çünkü onların her ikisi Rus İmparatorluğunun amaçladığı adım adım yayılışın birer basamağı durumundaydılar.”Age.28.

-“Müslümanlarla Ermeniler arasında bir yüzyıl sürmüş savaşımın ciddî biçimde kendini göstermesi, 1827-29 Rus-İran ve Rus-Türk savaşlarında olmuştur. Bu uzun savaşımın temel özellikleri, o ilk savaşta, tümüyle görüldü: Rusların Osmanlı ülkesini istilâ etmesi, Ermenilerin istilâcı yanında yer alması, Müslümanların yüksek sayıya ulaşan ölümleri, Müslümanların göçe zorlanıp sürülmeleri ve Müslümanlarla Ermeniler arasında bir Defacto [hukuksal dayanağı olmayan, fiilî] nüfus değişimi. 1827-29 savaşlarında, doğuda Rusların
Erivan yöresindeki Müslümanları sürmesiyle ateşi kıvılcımlanan dev ölçüde bir nüfus değişimi başladı.”Age.29.

-“Doğuda yaşayan Ermenilerin çoğu, köylerde Kürt müdahalesine maruz kalıp şehirlerde Osmanlı idaresine tabi idiyse de, Osmanlı’nın güçsüzlü­ğünden yararlanıp, neredeyse özerk yaşıyorlardı. Aslında Güneydoğu’nun dağlık bölgelerindeki Ermeni köyleri, çoğu zaman dışarıdan denetlenemiyorlardı. Bu keyfiyet bilhassa {Kahramanmaraş’taki} Zeytun bölgesi için geçerliydi. Zeytun Ermenileri, Osmanlı’dan önce Arap ve Bizans yönetimlerine yaptıkları gibi vergiyi bile bazen zorla ödüyorlar ve başına buyruk yaşıyorlardı. 19. yüzyıl boyunca, vergiler yüzünden, Zeytunlularla Osmanlılar arasındaki ilişkiler gergindi. Osmanlılar ancak silahlı çatışma sonunda, değer biçtikleri verginin sadece bir kısmını toplayabiliyorlardı.Age.67.
Kürt ve Ermenilerin yarı özerk davranmasına göz yumulması, Osmanlı devletinin güçsüzlüğünün belirtisiydi. Osmanlılar, batıda ve kuzeyde ölüm kalım mücadelesi verirken, doğudaki nispeten sakin ortamla yetinmek zorundaydılar.”Age.66.

-“Galip güçler adına, Berlin Kongresi için Müslüman mültecilerin durumunu araştırmakla görevlendirilen İngiltere müfettişi Cullen; Rusların, kararlılıkla, Müslüman varlığını yok etmek politikası uyguladığından başka bir sonuca varmak mümkün değil.”Age.79.

-“ Tahminen 60.000 mültecinin toplandığı Harmanlı’da, Rus askerleri defalarca at üstünde hücum ederek, “maruz kaldıkları vahşetten dehşete düşmüş insan kalabalığına” korkunç dü­zeyde katliamlar uyguladılar. Panik hakimdi. Birçok insan ve bilhassa çocuklar nehirleri aşarken kayboldular” (F.O. 424-479; Gizli belge [3910], s. 306, No. 352, ek sayısı 1,Walpole’un Wolffa raporu, Şimşir, Rumeli-lI, s. 117’de yayınlanmıştır).Age.109.

-“Şüphesiz, Rus ve Bulgarların katlettiğinden çok daha fazla mülteci hastalıktan öldü. Mültecilerin istiflendiği yerlerde, tifo-tifüs ve sıklıkla çiçek hastalığı görüldü. Edirne’deki 45.000 mülteciden 16.000’i tifoya yakalanmıştı ve her gün 100-120 kişi ölüyordu.ll6 İstanbul’a ulaşan yüz binlerce göçmen korkulacak kadar hastalıklıydılar. Bab-ı-Ali’nin ricasıyla duruma el koyan Avrupalı doktorlar, Nisan 1878’den başlayarak, 160.000 mültecinin İstanbul’a ulaştığını, bunların 60.000’inin başka yerlere sevk edildiğini ve 18.000’inin öldüğünü belirttiler. şehrin sadece Asya yakasında günde 21 mülteci ölmekteydi.118 Ayasofya Camiinde barınan 4.000 sığınmacı arasında her gün 25-30 ölüm oluyordu.119 Bu mağdurlara Osmanlı İmparatorluğu’nun tıbbi çare bulamayışı yadsınamaz. 1895’e kadar bile hastanelerinde, sadece 169 hekim olan bu imparatorlukta hiçbir zaman yeterli doktor ve ilaç bulunmadı.

…Mülteciler için barınak haline dönüştürülen camiler ve diğer hükümet binalarında 800-900 tifo vak’ası mevcuttur.”Age.112.

-“ Ruslar Kafkasya seferindeki vahşetin en önemli örneğini, belki de kendilerine direnmeden teslim olan Ardahan şehrini teslim alırken gösterdiler.
Teslimiyet savaşmadan elde edilmesine rağmen, bilhassa Kazaklar ile (İslamiyeti farklı yorumlayan) Karapapaklardan oluşan Rus emri altındaki güçler, kale garnizonundan 300 kadar Osmanlı askeriyle daha yüksek sayıda sivil halkı öldürdüler. Rus telgrafları şehrin sokaklarına serilmiş 800 kadar Türk cesediyle vadiye atılmış birçok vücuttan söz ediyorlardı. Tiflis’teki İngiltere Konsolosu Ricketts, direnmeden teslim olan Ardahan’daki Osmanlı garnizonu askerlerinin çoğunun boğazlandığını ve düzenli Rus ordusuna mensup 12.000 askerin kenti yağmaladığını rapor etti. Ardanuç da benzer muameleye maruz kalmıştı; her iki şehirde de sivil halktan can kaybı yüksek olmuştu. Osmanlı kaynakları da katliamı doğrulayıp Ardahan dışında başka Türk köylerinin de yağmalandığını rapor ettiler ve Ardahan bölgesi halkının çoğunun güvenlik için Kars’a sığındığını ilave ettiler, fakat oranın güvenliği de kısa sürede tehlikeye düştü.
Kars’ın Ardahan kadar şanssız olmadığı söylenebilir. şehir düştüğü zaman Rus askerlerinin kenti 3 gün boyunca yağmalamasına müsaade edildi, fa kat oradaki olaylar daha çok hırsızlık vakasına benziyordu. Esir alınanlara işkence edilmesiyle ırza geçmeler yaygın olarak görülmekteydi.

Teslim olan Osmanlı askerlerine barbarca davranıldığını yazan İngiltere
Konsolosu Ricketts’in raporuna göre “Karargahtan gelen Türk savaş mahkumlarının durumu acınacak halde; Kars’tan çıkan 700 askerden 400’ü ya
sıtmadan muzdarip ya da ölü olarak yollarda kaldı.”

Ricketts daha sonradan Rusların Osmanlı savaş esirlerini kılıçtan geçirmeye yakın hale getireceğinin beklenir olduğunu, çünkü önceki savaşta da Türk tutsaklara aynı şekilde davranıldığını rapor etti.12 charles Williams adlı muhabir Rusların Türk askerlerine uyguladığı davranış konusunda, Ruslara “yaralıları katletmek işinde Ermeni dostlarının yardımcı olduğunu”gözlemlemişti.”Age.136-137.

-“ 1890’ı takip eden 20 yıl boyunca doğunun her yanında, Osmanlı devletine karşı isyanlar ve Ermenilerle Müslümanlar arasında çatışmalar olağandı.
Ermeni ihtilalcileri 1890’larda Sasun bölgesinde gerilla çeteleri kurup, Kürt
aşiretlerle savaşa girişmekteydiler. Kan dökümünde Ermeniler, Kürtler ve
Osmanlı askerleri hem ölen hem de öldüren oldular. 1894’te Sasun bölgesindeki kalabalık Ermeni isyan çeteleri, Osmanlı vergi memurlarına ve başka devlet görevlilerine saldırdılar. Kendilerini cezalandırmak için gönderilen Osmanlı askerlerinin önü sıra kaçışan isyancılar, yolları üzerindeki Müslüman köylerin halkını kıyımdan geçirdiler. Düzenli Osmanlı askerleriyle Hamidiye alayları da buna, isyan bölgesindeki köylerde yaşayan Ermenileri katlederek karşılık verdiler. İsyan sırasında hangi gruptan kaç kişinin öldüğü hararetle tartışılmıştır, fakat karşılıklı yapılan katliam ile misilleme katliamlarının olması bölgedeki Ermenilerle Müslümanların nefretini ve her iki toplumu da bekleyen tehlikeleri kanıtlamak için yeterlidir.

1895’te Zeytun’da Hınçak partisinin önderlik ettiği bir isyan, Zeytun ve Maraş bölgelerinin tümünü kapladı. Ayaklanmanın Ermeni lideri çarpıcı bir abartmayla 125 Ermeni ile 20.000 Müslüman’ın öldürüldüğünü iddia etti.”Age.148.

-“Anadolu’daki Ermeni çetecilerin sözünü dinlediği bir makam varsa, o da Müslü­manların haline hiç acımayan ve Osmanlı’nın arzularına boyun eğmeyi hiç
düşünmeyen Ermenistan Cumhuriyetiydi.

“I) Erzincan ve çevresindeki köylerde yaşayan Müslüman erkekler, Ermeniler tarafından elleri arkadan bağlanmış vaziyette götürülüp kışlalarda kurşunlanmaktalar.
“2) 28 Ocak 1334 {=1918} tarihinde, Erzincan’daki Müslüman erkeklerin birçoğu, Ermeniler tarafından Kilise meydanında toplandıktan sonra, diri diri yakılarak öldürüldü.
“3) Ermeniler hala, Erzincan’daki Müslüman evlerini yakmaya devam etmekteler. Aynı konudan söz ederken, Erzincan’daki il Konağı ile Yeni Caminin, Zekganç’ın ve çevresindeki diğer köylerin tüm camilerinin akıbetinden söz etmem yeterlidir.
“4) Gümüşhane’nin güneydoğusundaki Teke’de, 15 Ocak 1334 {=1918} tarihinde Ermeniler tarafından katledilen 6 Müslümanın cesedi yol kenarında bulundu.”
Vehib Paşa’nın bunlara ilaveten başka katliamlar yapıldığını anlatan benzer nitelikte iki mektubu daha Belgeler-I, No. 47 ve 73’te görülebilir.”Age.235.

-“Yunan geri çekilişi sırasında, şehirler birbiri ardına ateşe verildi. Bilecik, Yenişehir, İnegöl, Afyon, Söğüt ve Adapazarı ile Yunanlıların yolu boyunca etrafta bulunan başka şehirlerle köylerin hepsi yakıldı.ıo9 Yunanlıların harp yenilgisi üzerine mahvedilen arazinin çoğunu gezen, İzmir’deki Amerikan Konsolosu Park gördüğü şehirlerdeki durumu şöyle anlattı:
[Manisa] Yangından neredeyse tamamen harap olmuş… 10.300 ev, 15 cami, 2 hamam, 2.278 dükkan, 19 otel, 26 villa…
[Kasaba] Bu istatistiklerin güvenilirliği ne ispat edilebilir ne de reddedilebilir, bu nedenle işe yaradığı kadarıyla kullanılmalıdır, fakat benim gözlemlerim bunların aşağı yukarı gerçek olduğuna işaret etmektedir.
Bize söylendiğine göre, Kasaba şehrinin toplam nüfusu 40.000 idi. Bu toplamın 3.000’i gayri Müslim idi. Şimdi, bu 37.000 Türk nüfusundan sadece 6.000’inin yaşadığı sanılıyor. 1.000 Türk’ün kurşunlandığı veya yakıldığı kesinlikle görülmüş. Şehirdeki 2.000 binadan, sadece 200’ü ayakta kalmış… Bazı Ermeni ve
Rum halktan kişilerin yardım ettiği Yunanlı askerler tarafından, şehrin sistemli olarak imha edildiğine dair yeterince şahit vardı. Yok etme işinin mutlak, hızla ve eksiksiz gerçekleşmesi için bol miktarda gaz yağı ve benzin kullanılmış.
[Alaşehir] Binaların duvarlarını gaz yağına doyurmak için el pompası kullanılmış. . . şehrin harabelerini incelerken, üzerlerinde et ve saç parçalarının yapışıp kaldığı, simsiyah kömürleşmiş bir kaç tane kol ve kafatası kemiğine rastladık. Israr etmemiz üzerine, taze olduğu belli olan mezarların birkaç tanesini yeniden açıp içlerindeki cesetleri bize gösterdiler; biz de bu ölümlerin 4 haftadan taze olduğuna yani [Yunan geri çekilme operasyonunun Alaşehir’den geçtiği zaman diliminde gerçekleştiğine] tamamen ikna olduk.”Age.334.

-“ Savaşlar bittiğinde, Batı Avrupa’nın tamamı kadar’ büyük bir alanda yaşayan Müslüman toplulukları, sayıca çok seyreltilmiş veya yok edilmişlerdi.
Balkanların muhteşem Türk toplulukları eski sayılarının çok küçük bir oranına indirilmişti. Çerkesler, Lazlar, Abazalar ve Türkler ile başka birçok küçük Müslüman gruplar zorla Kafkasya’nın dışına sürülüp atılmıştı. Türklerin zafer kazandığı tek bölge olan Anadolu, tamamen değişmişti; Hıristiyan azınlıklar gitmiş, Anadolu’nun batısı ve doğusu neredeyse harabeye çevrilmişti. Tarihin en büyük felaketlerinden birisi yaşanmıştı.”Age.373.

-“ SONUÇ: ÖLÜM VE GÖÇ.
İstatistikler yürek yakıcı kayıpları anlatmakta yetersiz kalırlar, ancak insanların çektiği çilenin büyüklüğünü özetlemeye yarayan göstergelerdir.
Milyonlarla belirlenen ölü sayıları, insanların algılamasını yanıltır. Tuhaf olmakla beraber, bir tek kişinin bile ölümünün detaylarını düşünmek, duygusal olarak hepimizi, milyonların öldüğünü bilmekten daha çok etkiler. Ne olursa olsun, Müslüman kayıplarının boyutunu belirlemek için, istatistiklere göz atılmalıdır.”Age.378.

-“ Eğer “akıbeti bilinmeyenler” hakkındaki tahminler de hesaba katılsaydı,
muhtemelen 5,5 milyon Müslüman’ın öldüğü sonucuna varılırdı. 5 milyondan fazla4 mülteci yurtlarından sürülmüştü ve bunların birçoğu da ölmüştür.” Age. 380.

MEHMET ÖZÇELİK

9-10-2022

 

 

 

[1] https://tesbitler.com/2022/09/04/yunan-mezalimi/

[2] https://tesbitler.com/2018/11/04/sicili-kirli-ve-lekeli-10-devlet/

https://tesbitler.com/index.php?s=ermeni

[3] https://tesbitler.com/2022/05/11/gocmen-senaryosu/

https://tesbitler.com/index.php?s=g%C3%B6%C3%A7

[4] https://tesbitler.com/index.php?s=pkk

Loading

No ResponsesEkim 9th, 2022

SİNSİ OYUN

SİNSİ OYUN

Abd derin devleti devrede.

Bir asırdır bizleri karıştıran ve 1960- dan beri içimizdeki darbeleri, içimizde yerleştirdikleri derin devlet elemanları ile bir daha devreye girdi.

Biden gelmeden bunun mesajını vermişti.

Sadece içimizi hareketlendirmekle kalmayıp, çevremizde de İran’da başlattığı gibi, ikinci bir Suriye savaşını başlatıp, ateşini de bize bulaştırarak, yakmaya çalışacaktır.

İçte ve dıştaki derin devlet devrede.

Boşluk oluşturuyor, boşluk arıyor.

Müslüman bir delikten iki kere ısırılmaz hakikatine göre; bir Müslüman iki değil on iki ve sürekli aynı delikten ısırılıyorsa; ya Müslümanlığını, ya kişiliğini ya da samimiliğini sorgulasın. 

Sahte vaatler ve münafıkça yalanlar Müslümanı yanıltmamalıdır.

30 Ağustos merasiminde Tokat valiliğinde  rütbeli bir askerin peşine taktığı diğer alt rütbeli  ve eşleriyle, göstermelik telefon görüşmesi yapıyor numarasıyla Valiyi es geçmesi, yüzüne bile bakmaması, diğer taraftan Kayseri’de Albayın tesettüre ve sakala hazımsızlığı ve yasaklaması münferit bir olayda görülse içte dolmuş, patlamaya hazır bir hastalığın ve irinin varlığını göstermektedir.

İrin hala içtedir.
Buna köklü çözüm getirilmelidir.
Haklar şahıslarla değil, hukuki haklarla korunmalıdır.

Anayasal haklar altına alınmalıdır.
Askeriye önemli çapta asli vazifesine dönmüş olsa da, geçmişte olanlar olmamış ve de olmayacak gibi düşünmek yanlış olur.
-Kur’an’ı yakıp video çekmeler, Türkiye’yi bir yandan da dışardan kuşatmaya çalışmalar her zamanki kirli iş ve ilişkilerin depreşmesi ve depreştirilmesidir. 

-Düşman gövdenin içinde…

************  

Türkiye birçok muhaceretlere bugün olduğu gibi dünde ev sahipliği yapmış bir ülkedir.

Ancak sinsi bir plan olarak göç eden bu farklı din, dil ve yapıdaki muhalifler uyandırılarak bölünmeye gidiliyor.

Nitekim İngiliz sevdalılarından Yunan aşıklarına, Ermeni yandaşlarından Pkk hayranlarına, Makaryos tapınağından Abd tapınakçılarına kadar kripto komiteler uyandırılarak memleketin parçalanması için harekete geçiriliyor.

İslam dünyasındaki Müslümanlar Firavun kucağında büyüyen Musa’lardır.
Hatta Firavunlar kucağında büyüdü. 

Bediüzzaman bu ızdırabını şöyle dile getiriyor;” “Bana ıztırap veren,” dedi “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!..”[1]

– Büyük bir ateşin Rusya’dan çıkıp dünyayı yaktığını söyleyen Bediüzzaman, sonuçta Rusya’nın da dinsiz kalamayacağı, dönüp Hristiyan’da olamayıp İslamiyet’e teslimi silah edeceği tesbitini yapmaktadır.

“Kızıl Rusya dan çıkarak kızıl ateşler ve kızıl kıvılcımlar saçan ve birer birer dünya şehrinin mahallelerini saran ve ovaları yakıp kavuran, bazı yerlerde de nifak ve şikak ateşleri saçarak, kardeşine “Kardeşini öldür!” diye bağıran ve en nihayette alem-i Hıristiyaniyeti yakıp kavurup harman gibi savurduktan sonra alem-i İslam mahallesini saran ve evimizin saçaklarına kıvılcımları sıçrayan ve çok büyük ve çok dehşetli bir bela olan komünizm ve bu azim yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur a ve Risale-i Nur’un günün en büyük mutfisi, en büyük tahassungahı ve en büyük melcei ve penahı ve onun şahs-ı manevisinin dualarının, barigah-ı Ehadiyette kabul olduğuna sarih bir işaret var. Ve adeta ona hücum edenlere ve etmek isteyenlere karanlık gecede kırmızı diliyle şöyle hitap ediyor:
Ey Fahr-i Alemin gösterdiği doğru yoldan şaşanlar! Dünyanın fani metalarıyla gururlanıp taşanlar! Ve ey dünyamıza zararı olur korkususuyla, nur-u Kur’ân dan kaçanlar! Sizler, dünyanızın uçurumlara gittiği zannıyla, o baki ve tatlı sandığınız fani ve hakikatte çok acı lezzetlerinizin, zeval bulmak, şedit ve elim elem ve ıztıraplara tahavvül etmek üzere olduğunu tahmin ederek manasızca radyoların başına koşuyorsunuz. Bu koşmakta ve bu dedikoduları dinlemekte ne fayda var?”
[2]
-“ İki dehşetli harb-i umumînin neticesinde beşerde hasıl olan bir intibah-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle kat’iyyen dinsiz bir millet yaşamaz, Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikata dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’an ile bir müsalaha veya tabi olabilir. O vakit dört yüz milyon ehl-i Kur’an’a kılınç çekemez.”
[3]

Hadislerde günümüze işaretler de bulunulmuştur.[4]

***********  

Dün batı ve haçlı ne ise, bugün daha dehşetli surette yine aynı odur.

İslamiyet’ten dolayı Müslüman’ları ve İslam dünyasını sevmezler.[5]

Sinsi oyun hiç değişmedi.

-“1338’ (1922) de Ankara’ya gittim. İslâm Ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessâsâne çalıştığını gördüm. “Eyvah,” dedim. “Bu ejderha imanın erkânına ilişecek!” O vakit, şu âyet-i kerime bedâhet derecesinde vücud ve vahdâniyeti ifham ettiği cihetle, ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’ân-ı Hakîmden alınan kuvvetli bir bürhanı, Nur’un Arabî risalesinde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaasında tab ettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu. Bilmecburiye, o bürhanı Türkçe olarak bir derece beyan edeceğim. O bürhanın bazı parçaları bazı risalelerde tam izah edildiğinden, burada icmâlen yazılacaktır. Sair risalelerde inkısam etmiş olan müteaddit bürhanlar, bu bürhanda kısmen ittihad ediyor, herbiri bunun bir cüz’ü hükmüne geçiyor.” [6]

Yüz sene önceki Yunan bugünde hiç değişmedi.

Arkasına abileri Abd ve Avrupa’yı alarak sinsi saldırısını sürdürmektedir.
Sinsi oyun.. Sinsice oyun..

MEHMET ÖZÇELİK
05-10-2022

[1] Bk. Tarihçe-i Hayat, İsparta Hayatı. Sh.542.

[2] Emirdağ Lahikası-117.

[3] Emirdağ Lahikası-II, ss. 310-311. https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/arama/rusya

[4] https://tesbitler.com/2015/01/02/hadislerde-yemen-sam/

[5]https://www.facebook.com/100009924372089/posts/pfbid02qrb4PrNPYygz4cXAieKauBCq2HCmcF13XK1ksyWQmq6C1RF8nqmMwHMdjHWdLMwal/

[6] Bediüzzaman. Asa-yı Musa. Sh.-141-142.

Loading

No ResponsesEkim 5th, 2022