YUNAN ZULMU VE KANLI ÖLÜM

YUNAN ZULMU VE KANLI ÖLÜM

Yunan zulmüyle [1] ve Avrupa siciliyle kirli ve lekelidir.[2]

Kan içiciler, Kanla beslenenler 1. Ve 2. Dünya savaşında 200 milyon civarında insanın kanını döktüler ve hala da dökmeye devam etmektedirler.

Nitekim Suriye’de 2 milyon insan, Irak’ta 1 Milyon 250 Bin kişi ölmüş ve hala da ölmeye ve öldürmeye devam edilmektedir.

Göçler ise geçmişten günümüze hep sürmektedir.[3]

Bugün Pkk adı altında sürdürülen zulüm ise; başta Ermeni, Yunan gibi yirmi civarında Avrupa, Hristiyan ve Haçlı ordusunu temsil etmektedir.[4]

-Justin McCarthy ‘nin, “ÖLÜM VE SÜRGÜN-OSMANLI MÜSLÜMANLARININ ETNİK KIYIMI: 1821-1922 – Çeviren: Fatma Sarıkaya “ adlı eserini okurken boğazım düğümleniyor, yutkunuyordum.

Buradan aldığım alıntıları bazılarının intibahına vesile olması ve de zulmün leşker ve taraftarlarına da; ”Tükürün zalimlerin o hayasız yüzlerine tükürün’ kabilinden  bir tükürük mesabesinde olması düşüncesiyle bazı yerleri iktibas ediyorum.

Yazar tarihi tesbitinde; ”Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlı İmparatorluğu nüfusu üzerinde yaptığım araştırmalar, beni, Müslümanlar arasındaki ölüm ve göçü konu alan bu çalışmaya götürdü. O zaman [nüfus üzerinde çalışırken] ilgi duyduğum, sâdece, Anadolu’da kaç Müslümanın yaşamakta olduğunu ve bunların nüfusunun 19. yüzyıl ile 20. yüzyılda hangi ölçüde değiştiğini belirlemekten ibaretti. Bu araştırmanın sonucu beni şaşkınlık içinde bıraktı; çünkü daha önce Osmanlı tarihi hakkında okuduklarım arasında hiçbir şey, beni, bu dönemdeki çok yüksek ölüm oranıyla karşılaşmaya hazırlamamıştı. İstatistikler, Müslüman nüfusun dörtte birinin yok olduğunu söylüyordu. Tarih kitaplarında böylesine bir nüfus kaybının es geçildiğine inanamıyordum; ama verileri tekrar tekrar gözden geçirmek hep aynı sonucu veriyordu. Yalnız Birinci Dünya Savaşı sırasında değil, [daha önce,] tüm 19. yüzyıl boyunca da, Anadolu’nun, Kırım’ın, Balkanların ve Kafkasların Müslüman halkları inanılmaz yükseklikte bir ölüm oranına mâruz kalmıştı. Onların kayıpları, araştırmayı daha derinleştirmeye değerdi.”Sh.4.

…1821 ile 1922 arasında, beş milyondan fazla Müslüman, ülkelerinden sürülüp atılmışlardı. Beş buçuk milyon Müslüman, kimi savaşlarda öldürülerek, diğerleri sığıntı durumunda iken açlıktan ve hastalıklardan canını yitirerek, ölmüşlerdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyetinin halkı [geniş ölçüde], yurttaşları Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan, Yugoslavya’dan, Ermenistan’dan, Gürcistan’dan, Rusya’dan, Ukrayna’dan ve başka yerlerden gelme bir göçmenler toplumundan oluşuyordu. Kendisinden önceki Osmanlı İmparatorluğu gibi, Türkiye [Cumhuriyeti] de, göçmenlerden oluşan bir nüfusu bütünleştirmenin ve bir yandan çağdaşlaşıp yaşamını sürdürme çabası harcarken, savaş zamanında uğranılmış korkunç yıkımın üstünden gelmenin tüm zorluklarıyla karşı karşıya kalmıştı. İşte bu savaşımın kapışmaları, Türkiye Cumhuriyetinin karakterini yapılandırmıştır.”Age.5.

-“Avrupa’da dinsel inanç değişikliklerini konu edinen herhangi bir tarih kitabında, 30 Yıl Savaşı’nın kıyımdan geçirmeleri mutlaka yer almak zorundadır. Tarihçiler, Kongo
Savaşlarında Afrikalıların ya da Afyon Savaşlarında Çinlilerin kitlesel boğazlanmalarını anmaksızın emperyalizmin tarihini yazamazlar. Böyle iken, batıda, Balkanlardaki yahut Kafkasyalı, Anadolulu Müslümanların çektiklerinin tarihçesi hiçbir zaman yazılmamış, anlaşılmamıştır. Balkanların, Kafkasya’nın ve Anadolu’nun tarihi, bu tarihte rolü olanların başlıcalarından biri kimliğindeki öğeyi, Müslüman halkı, anmaksızın yazılmıştır.”Age.6.

-“Devletlerinin kuruluşundan beri, Osmanlılar, Hristiyan toplumlarının kendi varlıklarını sürdürmesine hoşgörü göstermişlerdir ve “sınırlı bir özerkliği bulunan millet” sistemi içinde, din temeline oturan ayrı kimliklere izin vermiş hatta bu ayrılıkları teşvik etmişlerdir. Her bir dinsel toplum, diğer deyişle millet, geniş ölçüde
özerklikten yararlandırılmıştır. Mahkemeler, okullar ve hayır kurumlan, din adamı
kimliğindeki görevlilerin yönetimindeydi.”Age.8.

-“Osmanlı üzerinde yüz yıl önce oynana oyun bugünde oynanmaktadır.“ Osmanlı imparatorluğunda 19. yüzyılda kendini gösteren ekonomik ve toplumsal değişimler, Hristiyanlara bir üstünlük duygusu kazandırdı ve Müslüman yöneticilere karşı
hınçlarını derinleştirdi. Avrupa’daki Hristiyan devletlerle bağlantılarından ve daha üstün bir eğitim düzeninden yararlanıyor olmaktan güç alarak, Hristiyanlar, 19. yüzyılın ekonomik gelişmelerinden, oransız ölçüde yarar sağlayabildiler. Misyonerler ve başkaları, onlara, bir üstünlük duygusu ve Avrupa’nın [güçlü] imparatorluklarıyla aynı toplumdan olma inancı aşıladılar. Pek çok Hristiyan ekonomik açıdan ileri duruma geldikçe, bunlar, doğal olarak, ekonomi alanındaki başarılarının yanına, politik [kendilerini iktidarda pay sahibi edecek] bir kudret de eklemek isteği duyar oldular. Bu isteklerine karşı çıkıldı.”Age.9.

-“Ve yine hem yüz yıl ve hem de iki yüz yıl önce yunanın oynadığı ve daha doğrusu ona oynattırılan oyun bugünde tekrarlanmaya çalışılmaktadır.“ 19. yüzyılda, yeni ulusçuluk nedeniyle Müslümanların uğradığı kayıpların öyküsü, 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlar. Daha önce Sırplar da ayaklanmışlardı, ama onların, başlangıçta [sâdece] Sırbistan’da konuşlandırılmış yeniçerilerin zulmüne karşı yönelmiş olan ayaklanması,
bunu izleyecek yüzyıllarda baş gösterecek ulusal ayaklanmaların özelliklerinden çoğunu
göstermemiştir. Yunan ayaklanması, kendine özgü niteliğini Müslümanların [topluca]
öldürülmesi ve sürülmesi ile belli eden hareketlerin [Osmanlı devletindeki, bu tür süreç
başlatan ulusal ayaklanmaların] ilkidir. Yunan ayaklanması, daha sonra Osmanlılara karşı girişilen ulusal ayaklanmalarda izlenen bir modeli ortaya koydu.”Age.10.

-Ve bu durum tam bir vahşetle gerçekleşti. Kirli ve lekeli tarihini hep sürdürdü.-“Yunan bağımsızlık savaşı. 1821 Nisanında,  20 000 kişi toplamına yakın bir
Müslüman nüfus, Yunanistan’da dağınık olarak yaşıyor ve tarımda çalışıyordu. [Ayaklanma çıkmasının üzerinden] Daha iki ay geçmeden bunların çoğu kıyımdan geçirildiler; adamlar, kadınlar, çocuklar, hiç acımadan ve sonra da pişmanlık duyulmadan öldürüldüler. [Günümüzde] Yaşlılar hâlâ, taş yığınlarını parmakla gösterip, gezginlere, “İşte şurada Ali Ağa’nın Pyrgos’u, kulesi, vardı; burada hem onu, hem eşlerini ve hizmetkârlarını öldürdük” diye anlatırlar ve bunu anlatan yaşlı adam, yolu üzerinde bir öç alıcı meleğin bekliyor olabileceğini aklına bile getirmeden, bir
zamanlar Ali Ağa’nın olan tarlaları sürmek için yürür gider. İşlenen suç bir ulusun suçu idi ve onun vereceği sıkıntılar ne olursa olsun bu sıkıntılar, bir ulusun vicdanında duyulmak gerekir; bu günahı bağışlatacak davranışlar da o ulusça yapılmalıdır.” Age. 10-11.
-“Osmanlı imparatorluğuna karşı Yunan ayaklanması 1821 yılının Mart ayında, bazı Osmanlı memurlarının, özellikle vergi toplayıcıların öldürülmesiyle başladı. Bunu, Nisan ayında, Güney Yunanistan’daki Mora’da bulunan Türkler üzerine bir genel saldırı izledi; bu saldırıda Yunanlı çeteciler ve köylüler, düpedüz, buldukları her Türkü öldürdüler. Türk ya da Arnavut, Osmanlı askerleri üzerine saldırıldı ve bunlar öldürüldü. Müslümanlardan bazısı, örneğin Kalavryta ile Kalamata’dakiler, kendilerine öldürülmeyecekleri sözü verilince, Yunanlılara teslim oldular. Bunlar da öldürüldü. Kaçanlardan birçoğu, örneğin Lakonia bölgesindeki Türkler, yollarda kıyımdan geçirildiler.

Bu arada Hristiyan halk, yarımadanın her bölümünde, Müslüman halka saldırdı ve hepsini öldürdü. Kalelere sığınanların [sığınabilenlerin] geriye dönüş umudunu yok etmek için, Müslümanların kule’leri ve kırsal evleri yakıldı, mülkleri tahrib edildi. Martın 26’sından, 1821 yılında Nisanın 22’sine düşen paskalya Pazar’ına kadar, göz kırpmadan 15 000 [Müslüman] kişinin can verdiği ve yaklaşık 3 000 çiftlik evinin ya da [başka] Türk konutunun oturulmaz hâle getirildiği sanılmaktadır.
Yunanlı Başpiskopos [Patras Başpiskoposu] Germanos’un ağzından çıkan, ayaklanmanın ulusçu sloganı, “Hristiyanlara huzur! Konsoloslara saygı! Türklere ölüm!” idi.

Türklerden sâdece, berkitilmiş yerlere sığınabilenler sağ kaldı. Bunlar, Osmanlı garnizon birliklerinin elinde bulunan, Atina Akropolis’i gibi tek tük birkaç yere, aileleriyle birlikte, kaçtılar.
Böyleleri ya kuşatmaya alındı ve sonradan öldürüldü, ya da, pek az örnekte, Osmanlı
güçlerince kurtarıldı. Yunan ayaklanması süregittikçe yeni bölgeler de [yöredeki Yunanlıların ayaklanmasıyla] saldırıya uğradı ve Türklerin kıyımdan geçirilmesi tekrarlandı.
Missolonghi’de, Müslümanların çoğu çabucak öldürüldü, ama Türk kadınları zengin Yunanlı ailelerce köle olarak alındılar. Vrakhori’de Türkler, işkenceyle öldürüldüler. Yunanlıların kâfir saydığı Yahudiler de, Müslümanlar kadar, hevesle kıyımdan geçirildiler”Age.11.

-“Yunanistan’daki Türklerin telef edilmesi, savaş zamanının olağan telefatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da o arada olarak, Yunan çetecilerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu; tek istisna, az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesi idi. Türkler bazan, ayaklanmanın coşkunluğu içinde ve eski efendilerin şimdi alt edildiğini görmenin mutluluğu ile, hemen [ânında ortaya çıkan gelişmelerle, önceden tasarlanmış olmaksızın] öldürüyorlardı, ama çoğu kez işlenen cinayetler önceden tasarlanarak ve soğukkanlılıkla işleniyordu.

Kasabaların Türk halkının tümü toplanıp kasabadan, uygun bir yere yürütülüyor ve orada kıyımdan geçiriliyordu. Örneğin, Tripolitza’daki olay:

Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler,  bir vahşîler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlarla çocuklar [dahi] öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçekteydi ki, [çetecilerin sergerdesi] Kolokotrones’in kendisi bile, kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti. İki gün geçince, Müslümanlardan sağ kalabilmiş perişan durumdaki
insanlar, her yaştan ve cinsiyetten aşağı yukarı iki bin kişi, çoğunlukla da kadınlar ve çocuklar, gaddarca toparlanıp bitişik dağlardaki bir dere yatağına
götürüldüler ve orada koyun gibi boğazlandılar.
Yunan ayaklanması, Balkanlarda daha sonraki ayaklanmalar için bir model ortaya koydu.”Age.12.

…Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeğiyle, kadınıyla, çocuklarıyla, kıyımdan
geçirmekte idi. “Hiçbir Türk kalmayacak/Ne Mora’da, ne dünyada!”; ağızdan ağıza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilân eden şarkı, böyle
diyordu. Mora’nın Müslüman nüfusu 25 000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında, bir tek Müslüman bırakılmamıştı.”Age.13.

-“19. ve 20. yüzyıl savaşlarının tümünde Müslümanlar kıyımdan geçirildiler ve yerlerini yurtlarını bırakıp gitmeğe zorlandılar. Müslümanlardan milyonlarcası öldü ve milyonlarcası yurdundan sürüldü. Savaşların her biri diğerlerine göre bir hayli farklı idi, ama bunların Müslümanlar üzerindeki etkisi hep aynı kaldı: onlar, pek büyük sayılarla, öldürüldüler ya da yurtlarından uzağa sürüldüler. Osmanlı yenilgileri yalnız askerî ve siyasal birer olgu niteliğiyle kalmıyordu; bunlar, kitlesel nüfus hareketlerinin ve çok yüksek sayıda ölümlerin nedeni idi. Gerçekleşen süreçte ölümler sadece Müslümanların ölümlerinden ibaret olmamıştı ama ölmüş Yunanlıların, Bulgarların ya da Ermenilerin sayısı, ölen Türklerin sayısı karşısında pek küçük oranda kalıyordu. Balkanların, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın tüm halkları için 19. ve 20. yüzyıllar, bir dehşet dönemi olmuştur. Bütün topluluklar savaşın, açlığın ve savaş zamanında patlak veren [dizanteri, tifüs gibi] hastalıkların, ayrıca, yenilen yan için kendini gösteren, yurdunu bırakıp gurbete göçme zorunluluğunun dehşetlerinden nasibini aldı.

Rusya, yarı maymun, yarı ayıdır. Yabancı krallıklarda, Avrupa’yı maymun gibi taklit eder ama kendi yurdunda, ayının pençeleri her yerde kendini gösterir.(İvan Golovin)”Age.21.

-“Ermenilerle Müslümanlar arasındaki düşmanlığın tarihini anlamak için, tüm
kapsamında Ermenilerle Müslümanların egemenlik uğruna 100 yıl boyunca savaşmış bulunduğu, Kafkasya ile Doğu Anadolu’yu bir bütün olarak incelemelidir.”Age.26.

-“Birçok yönden, Ermenilerle Müslümanlar arasındaki düşmanlığın temelinde Rusların Kafkasya’daki yayılması vardır. Başka birçok yönden olduğu üzere bu yönden de Kafkasya bölgesiyle Doğu Anadolu birbiriyle bağlantılı idiler, çünkü onların her ikisi Rus İmparatorluğunun amaçladığı adım adım yayılışın birer basamağı durumundaydılar.”Age.28.

-“Müslümanlarla Ermeniler arasında bir yüzyıl sürmüş savaşımın ciddî biçimde kendini göstermesi, 1827-29 Rus-İran ve Rus-Türk savaşlarında olmuştur. Bu uzun savaşımın temel özellikleri, o ilk savaşta, tümüyle görüldü: Rusların Osmanlı ülkesini istilâ etmesi, Ermenilerin istilâcı yanında yer alması, Müslümanların yüksek sayıya ulaşan ölümleri, Müslümanların göçe zorlanıp sürülmeleri ve Müslümanlarla Ermeniler arasında bir Defacto [hukuksal dayanağı olmayan, fiilî] nüfus değişimi. 1827-29 savaşlarında, doğuda Rusların
Erivan yöresindeki Müslümanları sürmesiyle ateşi kıvılcımlanan dev ölçüde bir nüfus değişimi başladı.”Age.29.

-“Doğuda yaşayan Ermenilerin çoğu, köylerde Kürt müdahalesine maruz kalıp şehirlerde Osmanlı idaresine tabi idiyse de, Osmanlı’nın güçsüzlü­ğünden yararlanıp, neredeyse özerk yaşıyorlardı. Aslında Güneydoğu’nun dağlık bölgelerindeki Ermeni köyleri, çoğu zaman dışarıdan denetlenemiyorlardı. Bu keyfiyet bilhassa {Kahramanmaraş’taki} Zeytun bölgesi için geçerliydi. Zeytun Ermenileri, Osmanlı’dan önce Arap ve Bizans yönetimlerine yaptıkları gibi vergiyi bile bazen zorla ödüyorlar ve başına buyruk yaşıyorlardı. 19. yüzyıl boyunca, vergiler yüzünden, Zeytunlularla Osmanlılar arasındaki ilişkiler gergindi. Osmanlılar ancak silahlı çatışma sonunda, değer biçtikleri verginin sadece bir kısmını toplayabiliyorlardı.Age.67.
Kürt ve Ermenilerin yarı özerk davranmasına göz yumulması, Osmanlı devletinin güçsüzlüğünün belirtisiydi. Osmanlılar, batıda ve kuzeyde ölüm kalım mücadelesi verirken, doğudaki nispeten sakin ortamla yetinmek zorundaydılar.”Age.66.

-“Galip güçler adına, Berlin Kongresi için Müslüman mültecilerin durumunu araştırmakla görevlendirilen İngiltere müfettişi Cullen; Rusların, kararlılıkla, Müslüman varlığını yok etmek politikası uyguladığından başka bir sonuca varmak mümkün değil.”Age.79.

-“ Tahminen 60.000 mültecinin toplandığı Harmanlı’da, Rus askerleri defalarca at üstünde hücum ederek, “maruz kaldıkları vahşetten dehşete düşmüş insan kalabalığına” korkunç dü­zeyde katliamlar uyguladılar. Panik hakimdi. Birçok insan ve bilhassa çocuklar nehirleri aşarken kayboldular” (F.O. 424-479; Gizli belge [3910], s. 306, No. 352, ek sayısı 1,Walpole’un Wolffa raporu, Şimşir, Rumeli-lI, s. 117’de yayınlanmıştır).Age.109.

-“Şüphesiz, Rus ve Bulgarların katlettiğinden çok daha fazla mülteci hastalıktan öldü. Mültecilerin istiflendiği yerlerde, tifo-tifüs ve sıklıkla çiçek hastalığı görüldü. Edirne’deki 45.000 mülteciden 16.000’i tifoya yakalanmıştı ve her gün 100-120 kişi ölüyordu.ll6 İstanbul’a ulaşan yüz binlerce göçmen korkulacak kadar hastalıklıydılar. Bab-ı-Ali’nin ricasıyla duruma el koyan Avrupalı doktorlar, Nisan 1878’den başlayarak, 160.000 mültecinin İstanbul’a ulaştığını, bunların 60.000’inin başka yerlere sevk edildiğini ve 18.000’inin öldüğünü belirttiler. şehrin sadece Asya yakasında günde 21 mülteci ölmekteydi.118 Ayasofya Camiinde barınan 4.000 sığınmacı arasında her gün 25-30 ölüm oluyordu.119 Bu mağdurlara Osmanlı İmparatorluğu’nun tıbbi çare bulamayışı yadsınamaz. 1895’e kadar bile hastanelerinde, sadece 169 hekim olan bu imparatorlukta hiçbir zaman yeterli doktor ve ilaç bulunmadı.

…Mülteciler için barınak haline dönüştürülen camiler ve diğer hükümet binalarında 800-900 tifo vak’ası mevcuttur.”Age.112.

-“ Ruslar Kafkasya seferindeki vahşetin en önemli örneğini, belki de kendilerine direnmeden teslim olan Ardahan şehrini teslim alırken gösterdiler.
Teslimiyet savaşmadan elde edilmesine rağmen, bilhassa Kazaklar ile (İslamiyeti farklı yorumlayan) Karapapaklardan oluşan Rus emri altındaki güçler, kale garnizonundan 300 kadar Osmanlı askeriyle daha yüksek sayıda sivil halkı öldürdüler. Rus telgrafları şehrin sokaklarına serilmiş 800 kadar Türk cesediyle vadiye atılmış birçok vücuttan söz ediyorlardı. Tiflis’teki İngiltere Konsolosu Ricketts, direnmeden teslim olan Ardahan’daki Osmanlı garnizonu askerlerinin çoğunun boğazlandığını ve düzenli Rus ordusuna mensup 12.000 askerin kenti yağmaladığını rapor etti. Ardanuç da benzer muameleye maruz kalmıştı; her iki şehirde de sivil halktan can kaybı yüksek olmuştu. Osmanlı kaynakları da katliamı doğrulayıp Ardahan dışında başka Türk köylerinin de yağmalandığını rapor ettiler ve Ardahan bölgesi halkının çoğunun güvenlik için Kars’a sığındığını ilave ettiler, fakat oranın güvenliği de kısa sürede tehlikeye düştü.
Kars’ın Ardahan kadar şanssız olmadığı söylenebilir. şehir düştüğü zaman Rus askerlerinin kenti 3 gün boyunca yağmalamasına müsaade edildi, fa kat oradaki olaylar daha çok hırsızlık vakasına benziyordu. Esir alınanlara işkence edilmesiyle ırza geçmeler yaygın olarak görülmekteydi.

Teslim olan Osmanlı askerlerine barbarca davranıldığını yazan İngiltere
Konsolosu Ricketts’in raporuna göre “Karargahtan gelen Türk savaş mahkumlarının durumu acınacak halde; Kars’tan çıkan 700 askerden 400’ü ya
sıtmadan muzdarip ya da ölü olarak yollarda kaldı.”

Ricketts daha sonradan Rusların Osmanlı savaş esirlerini kılıçtan geçirmeye yakın hale getireceğinin beklenir olduğunu, çünkü önceki savaşta da Türk tutsaklara aynı şekilde davranıldığını rapor etti.12 charles Williams adlı muhabir Rusların Türk askerlerine uyguladığı davranış konusunda, Ruslara “yaralıları katletmek işinde Ermeni dostlarının yardımcı olduğunu”gözlemlemişti.”Age.136-137.

-“ 1890’ı takip eden 20 yıl boyunca doğunun her yanında, Osmanlı devletine karşı isyanlar ve Ermenilerle Müslümanlar arasında çatışmalar olağandı.
Ermeni ihtilalcileri 1890’larda Sasun bölgesinde gerilla çeteleri kurup, Kürt
aşiretlerle savaşa girişmekteydiler. Kan dökümünde Ermeniler, Kürtler ve
Osmanlı askerleri hem ölen hem de öldüren oldular. 1894’te Sasun bölgesindeki kalabalık Ermeni isyan çeteleri, Osmanlı vergi memurlarına ve başka devlet görevlilerine saldırdılar. Kendilerini cezalandırmak için gönderilen Osmanlı askerlerinin önü sıra kaçışan isyancılar, yolları üzerindeki Müslüman köylerin halkını kıyımdan geçirdiler. Düzenli Osmanlı askerleriyle Hamidiye alayları da buna, isyan bölgesindeki köylerde yaşayan Ermenileri katlederek karşılık verdiler. İsyan sırasında hangi gruptan kaç kişinin öldüğü hararetle tartışılmıştır, fakat karşılıklı yapılan katliam ile misilleme katliamlarının olması bölgedeki Ermenilerle Müslümanların nefretini ve her iki toplumu da bekleyen tehlikeleri kanıtlamak için yeterlidir.

1895’te Zeytun’da Hınçak partisinin önderlik ettiği bir isyan, Zeytun ve Maraş bölgelerinin tümünü kapladı. Ayaklanmanın Ermeni lideri çarpıcı bir abartmayla 125 Ermeni ile 20.000 Müslüman’ın öldürüldüğünü iddia etti.”Age.148.

-“Anadolu’daki Ermeni çetecilerin sözünü dinlediği bir makam varsa, o da Müslü­manların haline hiç acımayan ve Osmanlı’nın arzularına boyun eğmeyi hiç
düşünmeyen Ermenistan Cumhuriyetiydi.

“I) Erzincan ve çevresindeki köylerde yaşayan Müslüman erkekler, Ermeniler tarafından elleri arkadan bağlanmış vaziyette götürülüp kışlalarda kurşunlanmaktalar.
“2) 28 Ocak 1334 {=1918} tarihinde, Erzincan’daki Müslüman erkeklerin birçoğu, Ermeniler tarafından Kilise meydanında toplandıktan sonra, diri diri yakılarak öldürüldü.
“3) Ermeniler hala, Erzincan’daki Müslüman evlerini yakmaya devam etmekteler. Aynı konudan söz ederken, Erzincan’daki il Konağı ile Yeni Caminin, Zekganç’ın ve çevresindeki diğer köylerin tüm camilerinin akıbetinden söz etmem yeterlidir.
“4) Gümüşhane’nin güneydoğusundaki Teke’de, 15 Ocak 1334 {=1918} tarihinde Ermeniler tarafından katledilen 6 Müslümanın cesedi yol kenarında bulundu.”
Vehib Paşa’nın bunlara ilaveten başka katliamlar yapıldığını anlatan benzer nitelikte iki mektubu daha Belgeler-I, No. 47 ve 73’te görülebilir.”Age.235.

-“Yunan geri çekilişi sırasında, şehirler birbiri ardına ateşe verildi. Bilecik, Yenişehir, İnegöl, Afyon, Söğüt ve Adapazarı ile Yunanlıların yolu boyunca etrafta bulunan başka şehirlerle köylerin hepsi yakıldı.ıo9 Yunanlıların harp yenilgisi üzerine mahvedilen arazinin çoğunu gezen, İzmir’deki Amerikan Konsolosu Park gördüğü şehirlerdeki durumu şöyle anlattı:
[Manisa] Yangından neredeyse tamamen harap olmuş… 10.300 ev, 15 cami, 2 hamam, 2.278 dükkan, 19 otel, 26 villa…
[Kasaba] Bu istatistiklerin güvenilirliği ne ispat edilebilir ne de reddedilebilir, bu nedenle işe yaradığı kadarıyla kullanılmalıdır, fakat benim gözlemlerim bunların aşağı yukarı gerçek olduğuna işaret etmektedir.
Bize söylendiğine göre, Kasaba şehrinin toplam nüfusu 40.000 idi. Bu toplamın 3.000’i gayri Müslim idi. Şimdi, bu 37.000 Türk nüfusundan sadece 6.000’inin yaşadığı sanılıyor. 1.000 Türk’ün kurşunlandığı veya yakıldığı kesinlikle görülmüş. Şehirdeki 2.000 binadan, sadece 200’ü ayakta kalmış… Bazı Ermeni ve
Rum halktan kişilerin yardım ettiği Yunanlı askerler tarafından, şehrin sistemli olarak imha edildiğine dair yeterince şahit vardı. Yok etme işinin mutlak, hızla ve eksiksiz gerçekleşmesi için bol miktarda gaz yağı ve benzin kullanılmış.
[Alaşehir] Binaların duvarlarını gaz yağına doyurmak için el pompası kullanılmış. . . şehrin harabelerini incelerken, üzerlerinde et ve saç parçalarının yapışıp kaldığı, simsiyah kömürleşmiş bir kaç tane kol ve kafatası kemiğine rastladık. Israr etmemiz üzerine, taze olduğu belli olan mezarların birkaç tanesini yeniden açıp içlerindeki cesetleri bize gösterdiler; biz de bu ölümlerin 4 haftadan taze olduğuna yani [Yunan geri çekilme operasyonunun Alaşehir’den geçtiği zaman diliminde gerçekleştiğine] tamamen ikna olduk.”Age.334.

-“ Savaşlar bittiğinde, Batı Avrupa’nın tamamı kadar’ büyük bir alanda yaşayan Müslüman toplulukları, sayıca çok seyreltilmiş veya yok edilmişlerdi.
Balkanların muhteşem Türk toplulukları eski sayılarının çok küçük bir oranına indirilmişti. Çerkesler, Lazlar, Abazalar ve Türkler ile başka birçok küçük Müslüman gruplar zorla Kafkasya’nın dışına sürülüp atılmıştı. Türklerin zafer kazandığı tek bölge olan Anadolu, tamamen değişmişti; Hıristiyan azınlıklar gitmiş, Anadolu’nun batısı ve doğusu neredeyse harabeye çevrilmişti. Tarihin en büyük felaketlerinden birisi yaşanmıştı.”Age.373.

-“ SONUÇ: ÖLÜM VE GÖÇ.
İstatistikler yürek yakıcı kayıpları anlatmakta yetersiz kalırlar, ancak insanların çektiği çilenin büyüklüğünü özetlemeye yarayan göstergelerdir.
Milyonlarla belirlenen ölü sayıları, insanların algılamasını yanıltır. Tuhaf olmakla beraber, bir tek kişinin bile ölümünün detaylarını düşünmek, duygusal olarak hepimizi, milyonların öldüğünü bilmekten daha çok etkiler. Ne olursa olsun, Müslüman kayıplarının boyutunu belirlemek için, istatistiklere göz atılmalıdır.”Age.378.

-“ Eğer “akıbeti bilinmeyenler” hakkındaki tahminler de hesaba katılsaydı,
muhtemelen 5,5 milyon Müslüman’ın öldüğü sonucuna varılırdı. 5 milyondan fazla4 mülteci yurtlarından sürülmüştü ve bunların birçoğu da ölmüştür.” Age. 380.

MEHMET ÖZÇELİK

9-10-2022

 

 

 

[1] https://tesbitler.com/2022/09/04/yunan-mezalimi/

[2] https://tesbitler.com/2018/11/04/sicili-kirli-ve-lekeli-10-devlet/

https://tesbitler.com/index.php?s=ermeni

[3] https://tesbitler.com/2022/05/11/gocmen-senaryosu/

https://tesbitler.com/index.php?s=g%C3%B6%C3%A7

[4] https://tesbitler.com/index.php?s=pkk

No ResponsesEkim 9th, 2022