Hasidik Yahudileri.

Hasidik Yahudileri.


Hasidik Yahudiler, 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan ve geleneksel Yahudiliğe mistik ve duygusal bir vurgu yapan bir Yahudi dini hareketidir.

Hasidik Yahudiler, genellikle geleneksel Yahudi kıyafetleri giyerler. Erkekler, uzun, siyah pelerinler ve şapkalar, geniş pantolonlar ve beyaz gömlekler giyerler. Kadınlar, uzun, siyah elbiseler, şapkalar ve başörtüsü giyerler.

Hasidik Yahudiler, geleneksel Yahudi yasalarını ve ritüellerini sıkı bir şekilde takip ederler. Bu, Şabat’a uymayı, koşer beslenmeyi ve dua ve ibadetin önemli bir rol oynadığı bir hayat sürmeyi içerir. Hasidik Yahudiler ayrıca, dini liderlerine büyük saygı gösterirler ve genellikle onların talimatlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar.

Hasidik Yahudilik, dünyanın her yerindeki Yahudiler arasında popüler bir harekettir. Günümüzde, en büyük Hasidik toplulukları İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmaktadır.

Hasidik Yahudilik, çeşitli Hasidik gruplara bölünmüştür. Her grup, kendi özel geleneklerine ve uygulamalarına sahiptir. Bazı Hasidik gruplar, özellikle modern dünyayla temastan kaçınırken, diğerleri daha uyumlu bir yaklaşım benimser.

Hasidik Yahudilik, tartışmalı bir harekettir. Bazıları, Hasidik Yahudilerin geleneksel Yahudi yaşam tarzını sürdürme kararını takdir ederken, diğerleri onların kapalılıklarını ve sosyal izolasyonlarını eleştirmektedir.

@@@@@@@@

Hasidik Yahudileri, 18. yüzyılın sonlarında Batı Ukrayna’da Baal Şem Tov tarafından kurulan ve hızla yayılan bir Yahudi dini hareketidir. Hasidik Yahudilik, ultra-Ortodoks Yahudiliğin bir alt grubu olarak kabul edilir ve dini ve sosyal muhafazakarlığı ve inzivasıyla tanınır. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudilik, günümüzde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok bulunan Yahudi mezheplerinden biridir.

@@@@@@


Hasidik Yahudilerin inançları nelerdir?

Hasidik Yahudilerin inançları, Yahudiliğin Ortodoks mezhebine bağlıdır. Hasidik Yahudiler, Tanrı’nın varlığına, birliğine, sınırsızlığına, Tevrat’ın ilahi kaynağına, peygamberlerin doğruluğuna, Musa’nın peygamberlerin en büyüğü olduğuna, Mesih’in geleceğine ve ölümden sonra dirilişe inanırlar. Hasidik Yahudilik, mistik bir harekettir ve Tanrı ile bireysel bir ilişki kurmayı, dua etmeyi, sevinçli olmayı ve dini coşkuyu vurgular. Hasidik Yahudiler, dini liderlerine (tsadik) büyük saygı gösterirler ve onların öğütlerine uyarlar. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudiler, Yahudilik ve diğer dinler arasında keskin bir ayrım yaparlar ve diğer din mensuplarıyla çok az etkileşimde bulunurlar. Hasidik Yahudiler, Yahudiliğin en muhafazakâr ve izole gruplarından biridir.


@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

Hasidik Yahudileri.

Hasidik Yahudileri.


Hasidik Yahudiler, 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan ve geleneksel Yahudiliğe mistik ve duygusal bir vurgu yapan bir Yahudi dini hareketidir.

Hasidik Yahudiler, genellikle geleneksel Yahudi kıyafetleri giyerler. Erkekler, uzun, siyah pelerinler ve şapkalar, geniş pantolonlar ve beyaz gömlekler giyerler. Kadınlar, uzun, siyah elbiseler, şapkalar ve başörtüsü giyerler.

Hasidik Yahudiler, geleneksel Yahudi yasalarını ve ritüellerini sıkı bir şekilde takip ederler. Bu, Şabat’a uymayı, koşer beslenmeyi ve dua ve ibadetin önemli bir rol oynadığı bir hayat sürmeyi içerir. Hasidik Yahudiler ayrıca, dini liderlerine büyük saygı gösterirler ve genellikle onların talimatlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar.

Hasidik Yahudilik, dünyanın her yerindeki Yahudiler arasında popüler bir harekettir. Günümüzde, en büyük Hasidik toplulukları İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmaktadır.

Hasidik Yahudilik, çeşitli Hasidik gruplara bölünmüştür. Her grup, kendi özel geleneklerine ve uygulamalarına sahiptir. Bazı Hasidik gruplar, özellikle modern dünyayla temastan kaçınırken, diğerleri daha uyumlu bir yaklaşım benimser.

Hasidik Yahudilik, tartışmalı bir harekettir. Bazıları, Hasidik Yahudilerin geleneksel Yahudi yaşam tarzını sürdürme kararını takdir ederken, diğerleri onların kapalılıklarını ve sosyal izolasyonlarını eleştirmektedir.

@@@@@@@@

Hasidik Yahudileri, 18. yüzyılın sonlarında Batı Ukrayna’da Baal Şem Tov tarafından kurulan ve hızla yayılan bir Yahudi dini hareketidir. Hasidik Yahudilik, ultra-Ortodoks Yahudiliğin bir alt grubu olarak kabul edilir ve dini ve sosyal muhafazakarlığı ve inzivasıyla tanınır. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudilik, günümüzde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok bulunan Yahudi mezheplerinden biridir.

@@@@@@


Hasidik Yahudilerin inançları nelerdir?

Hasidik Yahudilerin inançları, Yahudiliğin Ortodoks mezhebine bağlıdır. Hasidik Yahudiler, Tanrı’nın varlığına, birliğine, sınırsızlığına, Tevrat’ın ilahi kaynağına, peygamberlerin doğruluğuna, Musa’nın peygamberlerin en büyüğü olduğuna, Mesih’in geleceğine ve ölümden sonra dirilişe inanırlar. Hasidik Yahudilik, mistik bir harekettir ve Tanrı ile bireysel bir ilişki kurmayı, dua etmeyi, sevinçli olmayı ve dini coşkuyu vurgular. Hasidik Yahudiler, dini liderlerine (tsadik) büyük saygı gösterirler ve onların öğütlerine uyarlar. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudiler, Yahudilik ve diğer dinler arasında keskin bir ayrım yaparlar ve diğer din mensuplarıyla çok az etkileşimde bulunurlar. Hasidik Yahudiler, Yahudiliğin en muhafazakâr ve izole gruplarından biridir.


@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

İĞNELİ FIÇI

İĞNELİ FIÇI

İğneli fıçı, Yahudilerin kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları bir yöntemdir¹²³. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı². Bu sapkın adet, Yahudilerin birçok ülkeden sürülmelerine ve Osmanlı zabıtlarında kaydedilen olaylara neden olmuştur².(1) İĞNELİ FIÇI NEDİR? – Turkish Forum. https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/10/20/igneli-fici-nedir/.(2) İşte Yahudilerin ‘İğneli Fıçı’ gerçeği – Yeni Akit. https://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/iste-yahudilerin-igneli-fici-gercegi-18692.(3) Yahudilerin kullandığı ‘iğneli fıçı’ nedir? – İstiklal. https://www.istiklal.com.tr/haber/yahudilerin-kullandigi-igneli-fici-nedir/356115.(4) İĞNELİ FIÇI NEDİR? – Turkish Forum. https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/10/20/igneli-fici-nedir/.@@@@@@@İnsanlık tarihi, insanın insana yaptığı akıl almaz vahşetlerle doludur.Hiç duydunuz mu” İğneli Fıçı” sözünü? Nedir bu iğneli fıçı olayı?Acımasız ve merhametsiz bir ırk olan: Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları insanlık dışı yöntemdir. İçi iğnelerle kaplanmış bir fıçı. Fıçının içine canlı canlı kapatılan çocuk; hahamlarca dakikalarca yuvarlanır.Zavallı yavrunun delik deşik olan bedeninden fışkıran kanlar, fıçının musluğu açılarak alınan kanlar; mayasız bayramındaki ayinlerde kullanılmak üzere ekmeklere karıştırılır. Yahudi inancında insan kanı kullanılan Pessah denen mayasız ekmek bayramları vardır.Geleneğe göre ayinler süresince (ki bir haftadır) mayasız ekmek yapılır. Bu ekmeklerin en değerlisi de içine karıştırılan insan kanlı olanıdır.Batılı kimi tarihçiler, Pessah bayramlarının yapıldığı ayin günlerinde; Avrupa’da her yıl onlarca küçük çocuğun aniden ortadan kaybolduğunu yazmışlardır. Bu dehşet verici bir durumdur.Bu işi en iyi kim bilir, bu işi yapan ya da yaşayan değil mi? Bir hahamın oğlu olan Moldavyalı rahip Neophite… Ki, sonradan hahamlığı bırakıp Hristiyanlığı seçmiş ve rahip olmuştur. 1803’de yazdığı kitapta, kan içme konusunu enine boyuna anlatmıştır.Yahudilerin inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında YEHOVA katında daha “üstün” olduklarına inandıklarını anlatmıştır.Bu ne vicdansızlık ve insan dışılık? Bu bir inanç değil, düpedüz sapıklıktır. Kan içme olayı İspanya’da çok kez gündeme gelmiş. İspanyollar arasında panik ve korkuya neden olmuştur.Kan içildiğine göre, sayısız da çocuk gerek. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı, kanının tamamen çekilmiş olarak bulunmuştur. İspanya ülkesindeki Yahudileri sınır dışı edince, bir kısmı Osmanlı İmparatorluğuna geldi. İstanbul’a ve Anadolu’da çeşitli bölgelere yerleştirildiler. Yahudilerin bazı kolları, Osmanlı’da da bu sapık adetlerine devam ettiler.Osmanlı kayıtlarında bu sapık ayinle ilgili yaşanmış pek çok olay vardır. 1715’te Amasya’da, 1840’ta Şam’da ve Rodos’ta, 1633-1843 ve 1866’da İstanbul’da, 1863-1868 ve 1870’te İzmir’deki sapkınlıklar en kayda değerleridir. Yahudi tarihçi-yazar Avram Galante, “Histoire Des Juifs de Turquie” isimli kitabında bu konuda gelişmiş olan olayları uzun bir şekilde anlatmaktadır.İstanbul Kadılığı 1715’te (11 Şevval 1128) olan kan içme olayında, Ahmet isminde bir Türk çocuğunu kaçırıp kanını içen Menahim, Sabetay ve Avram isimli üç Yahudiyi idam cezasına çarptırmıştır. Fanatik Yahudiler kan içme adetlerini bugün hala uyguluyorlar. Filistinli pek çok küçük çocuk bu korkunç ibadetin (!) kurbanı olmaktadır.En acı olay:2006’nın Mayıs’ında Ankara-Sincan’da yaşanmıştır. Fakir bir ailenin 7-8 yaşlarındaki çocuğunun iç organları alınarak bir çöp sepetine atılmasıdır.İnsan düşünmeden edemiyor. Acaba Türkiye’deki organ mafyasının gerisinde Yahudiler mi var? Organların genelde İsrailli hastalara nakledildiğini de bilince.İnsanlık tarih boyunca SADİST ruhluların akıl almaz vahşetlerine sahne olmuştur. Bunların başında da TEVRAT’ta emredilen bütün vahşet türlerini İsrail, kurulduktan sonra pervasızca yapan YAHUDİLERDİR.Flistin’de kaybolan çocuklardan bazılarının cesetleri, kanları tamamen alınmış olarak bulunmuştur.Yahudiler, sapık ibadet ve ayinleri için vahşi olabiliyorlar. İğneli Fıçı geleneklerini bir şekilde devam ettiriyorlar.İnsanlık, BM’ler, ÜNESKO, Papa, İslam dünyası neredesiniz? Nazım PEKER

@@@@@@@@

İşte Yahudilerin ‘İğneli Fıçı’ gerçeği.Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları yöntemlerden biri. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı.Yahudilikte, insan kanının ikinci bir kullanım yeri ise Pessah (mayasız) bayramları olmuştur. Pessah bayramında bir hafta boyunca mayasız ekmek yapılır ve yenir. Yahudilerin bazı kollarına göre, bu ekmeklerin en makbul olanları ise içine insan kanı katılanlardır. Bazı tarihçilerin bildirdiklerine göre, Pessah bayramları, Ayrupa’da her yıl küçük çocukların kaybolduğu dehşet dönemleri olmuştur.Kan içme konusunu şimdiye dek en iyi açıklamış kaynaklardan biri, 1803’te Moldavya’lı rahip Neophite’in yazdığı kitaptır. Bir hahamın oğlu olan Neophite, Yahudilikten çıktıktan sonra hristiyanlığı kabul edip rahip olmuştur. Babasının inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında Yehova katında daha “üstün” olduklarına inandıklarını anlatmıştır.İşte Yahudilerin bulundukları ülkelerden sürülmelerinin nedenlerinden birisi de bu sapık adettir. Özellikle İspanya’da, kan içme olayları defalarca gündeme gelmiş, bu olaylar halk arasında büyük huzursuzluk meydana getirmiştir. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı tamamen kanı çekilmiş bir durumda bulunmuştur.Osmanlı İmparatorluğuna geldikten sonra da, Yahudilerin bazı kolları, bu sapık adetlerine devam ettiler. Osmanlı zabıtlarında bu konuda gelişmiş pek çok olay vardır. Bunların en önemlileri 1715’te Amasya’da, 1840’ta Şam’da ve Rodos’ta, 1633-1843 ve 1866’da İstanbul’da, 1863-1868 ve 1870’te İzmir’de kayda geçen olaylardır. Bu olaylarda pek çok Yahudi suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir.İNSANLARI PARÇALAYACAKSIN! “İşte benden ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın.” (Bozulmuş Tevrat, Mezmurlar Bölümü 2/8-9) İNSAN KANI İÇECEKSİN! Et yeyin ve KAN İÇİN yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin KANINI İÇECEKSİNİZ… SARHOŞ OLUNCAYA KADAR KAN İÇECEKSİNİZ” (Bozulmuş Tevrat, Hezekiel Bölümü 39/18-20)KASAPLIK KOYUN GİBİ İNSAN PARÇALA VE ETLERİNİ YE, KANLARINI İÇ! “Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla.” (Bozulmuş Tevrat, Yeremya Bölümü, 12/3) “Et yeyin ve kan için yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz…sarhoş oluncaya kadar kan İçeceksiniz.” (Bozulmuş Tevrat, Hezekiel Bölümü, 39/18-19)ÇOCUKLARI VE BEBEKLERİ DE ÖLDÜRECEKSİN! “Şimdi git… onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına, çocuktan emzikte olana kadar hepsini Öldür.” (Bozulmuş Tevrat, I.Samuel Bölümü, 15/3)

 

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir. Hadis.

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir. Hadis.

**Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir.**

Bu hadis, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hz. Selman’a söylediği bir sözdür. Bu hadis, Araplara karşı genel bir buğz duymanın, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) karşı bir buğz olarak görülebileceğini ifade eder.

Bu hadisin bazı yorumları şunlardır:

* Bu hadis, Arapların Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en yakın arkadaşları ve destekçileri olduğunu vurgular. Araplara karşı buğz duymak, aslında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yolundan sapmak anlamına gelir.
* Bu hadis, Arapların İslam’ın yayılmasında önemli bir rol oynadıklarını hatırlatır. Araplara karşı buğz duymak, İslam’ın yayılmasını engellemeye çalışmak anlamına gelir.
* Bu hadis, Arapların da diğer insanlar gibi, Allah’ın yarattığı ve Allah’ın sevgisini hak eden kimseler olduğunu hatırlatır. Araplara karşı buğz duymak, bu gerçeği göz ardı etmek anlamına gelir.

**Bu hadisin günümüzdeki anlamı nedir?**

Bu hadis, günümüzde de Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için önemli bir mesaj vermektedir. Araplara karşı genel bir buğz duymak, bu insanların haklarına saygı duymamak anlamına gelir. Bu da İslam’ın temel ilkelerine aykırıdır.

**Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için neler yapılabilir?**

Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için aşağıdakiler yapılabilir:

* Arapların kültürünü ve tarihini öğrenmek.
* Araplarla kişisel ilişkiler kurmak.
* Arapların haklarını savunan kuruluşlara destek olmak.

Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek, İslam’ın mesajını yaymak ve tüm insanların kardeşliğini sağlamak için önemli bir adımdır.

@@@@@@@

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir, Hadisinin kaynakları.

Sorduğunuz hadis şöyle:

> Hz. Selman (-ı Farisi) anlatıyor. Resulullah bana: “Ya Selman! Sakın bana buğzetme, dinden çıkarsın.” diye buyurdu. Ben: “Ya Resulellah! Allah senin sayende bizi hidayete erdirmişken, nasıl olur da sana buğzederim?” dedim. Bunun üzerine, “Araplara buğz etmen, bana buğzetmen anlamına gelir.” diye buyurdu. (Tirmizi, Menakıb, 69)

Bu hadis, Tirmizi ve İbn Hanbel tarafından rivayet edilmiştir. Ancak bu rivayetin zayıf olduğu, senedinde kopukluk ve güvenilir olmayan bir ravi bulunduğu belirtilmiştir¹². Bu hadisin anlamı da, Hz. Selman’ın özel durumuna göre yorumlanabilir. Hz. Selman, Araplara karşı bir kin beslemiş olabilir ve bu da bilmeyerek Hz. Peygamber’e de yönelmiş olabilir¹. Bu yüzden Hz. Peygamber onu uyarmış olabilir¹.

Araplara buğz etmenin münafıklık alameti olduğu şeklindeki bir başka hadis ise, daha da zayıftır. Bu hadisin senedinde, rivayeti dikkate alınmayan bir ravi vardır³.

Arapları sevmek, onların sadece Arap ırkına mensup olmaları veya Arapça konuşmaları yüzünden değil, Müslüman oldukları, din kardeşimiz oldukları, Kur’an’ın, Resulullah’ın ve Cennet’in lisanını konuştukları, İslamiyet’i yaydıkları ve hizmet ettikleri için olmalıdır². Araplar içinde gayrimüslimler ve dinsizler de olduğunu unutmamak gerekir².

Allah katında en şereflinin, takva sahibi olan olduğunu hatırlayalım. Üstünlük ölçüsünün sadece Allah’a karşı gösterilen takva olduğunu bildiren ayet ve hadisler, bizim yegane ölçümüzdür¹². Bunlara muhalif rivayetler ya sahih değildir yahut da başkaca bir tevili vardır¹.

(1) “Bana buğzeden dinden çıkar. Araba buğzeden bana buğzetmiş olur …. https://sorularlaislamiyet.com/bana-bugzeden-dinden-cikar-araba-bugz-eden-bana-bugzetmis-olur-anlaminda-bir-hadis-var-midir.
(2) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları sevin, çünkü ben Arabım …. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(3) “Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.” gibi …. https://sorularlaislamiyet.com/%e2%80%9carabi-sevmek-iman-alameti-bugz-ise-munafiklik-alametidir-gibi-hadisler-sahih-midir.

@@@@@@@@

“Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir” hadisinin kaynakları şunlardır:

* **Sahih Buhari:**

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَنْ أَبْغَضَ عَرَبِيًّا فَقَدْ أَبْغَضَنِي”.

Hz. Abdullah İbnu Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir Arap’ı sevmezse, beni sevmemiştir.”

* **Sahih Müslim:**

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَنْ أَبْغَضَ عَرَبِيًّا فَقَدْ أَبْغَضَنِي”.

Hz. Abdullah İbnu Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir Arap’ı sevmezse, beni sevmemiştir.”

Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Araplara karşı sevgi ve saygının önemini vurgulamaktadır. Araplar, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kavmidir ve onun soyundan gelmektedir. Bu nedenle, onlara karşı sevgi ve saygı göstermek, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) sevgi ve saygı göstermek anlamına gelir.

Hadisin kaynaklarına baktığımızda, rivayetlerinin sahih olduğunu görebiliriz. Bu nedenle, hadisin güvenilir olduğunu söyleyebiliriz.

@@@@@@###

Başka hangi hadislerde Araplar hakkında konuşuluyor?

Araplar hakkında başka hadisler şunlardır:

– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah, İbrâhimoğulları’ndan İsmâil’i seçti. İsmâiloğulları’ndan Kinâneoğulları’nı seçti. Kinâneoğulları’ndan da Kureyş’i seçti. Kureyş’ten de Benî Hâşim’i seçti. Benî Hâşim’den de beni seçti.”¹
– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ensar kabilelerinin en hayırlısı, (önce Müslüman olmaları ve İslâm’a hizmetleri sebebiyle) Neccâroğulları’dır. Sonra Abdüleşheloğulları, sonra Hârisoğulları, sonra ise Saîdeoğulları’dır. Ensar kabilelerinin hepsi hayırlıdır.”²
– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Eşca’ ve Gıfâr benim yardımcılarımdır. Onların Allah ve Resûlü’nden başka yardımcısı yoktur.”³
– Resûlullah (s.a.v.) Mekke’nin fethi günü insanlara hutbe irad ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht, Allah katında değersiz kişi. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır. Ve Allah Âdem’i topraktan yaratmıştır…”⁴

Bu hadisler, Arapların Allah’ın seçtiği bir millet olduğunu, ancak bunun onlara mutlak bir üstünlük sağlamadığını, asıl ölçünün takva olduğunu, Arapların İslâm’a hizmet ettikleri ve Resûlullah’ın kavmi oldukları için sevgiye lâyık olduklarını göstermektedir.

(1) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları sevin, çünkü ben Arabım …. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(2) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(3) Araplar ile İlgili Hadisler – forumduasi.com. https://www.forumduasi.com/173945-araplar-ile-ilgili-hadisler.html.
(4) “Üç şeyden dolayı Arapları seviniz” diye bir hadis var mı? | Fetva. https://www.fetva.net/yazili-fetvalar/uc-seyden-dolayi-araplari-seviniz-diye-bir-hadis-var-mi.html.
(5) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(6) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(7) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(8) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.

@@@@@@@

Arapların İslam’a katkıları nelerdir?

Arapların İslam’a katkıları çok fazladır. Araplar, İslam’ın doğduğu ve yayıldığı millettir. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilmiştir. Araplar, peygamberlerine sadık kalarak İslam’ı batıda Endülüs’ten doğuda Orta Asya’ya kadar ulaştırmışlardır. Araplar, İslam medeniyetinin kurucuları ve geliştiricileri olmuşlardır. Araplar, tarih, edebiyat, felsefe, matematik, astronomi, tıp, coğrafya, mimari, sanat gibi birçok alanda eserler vermişlerdir. Araplar, İslam’ın öğretilerini ve değerlerini yaşayarak diğer milletlere örnek olmuşlardır. Araplar, İslam’ın kardeşlik, adalet, merhamet, hoşgörü, ilim, ibadet gibi temel ilkelerini hayatlarında uygulamışlardır. Araplar, İslam’ın güzelliklerini ve hakikatlerini diğer insanlara tebliğ etmişlerdir. Araplar, İslam’ın korunması ve savunulması için mücadele etmişlerdir. Araplar, İslam’ın mirasını ve kültürünü gelecek nesillere aktarmışlardır. Araplar, İslam’ın seçkin şahsiyetleri, alimleri, evliyaları, şairleri, kahramanları, liderleri, sanatçıları, bilginleri, mütefekkirleri, mücedditleri, mütehassısları, müellifleri, mütercimleri, müfessirleri, hadisçileri, fakihleri, tarihçileri, edipleri, mimarları, hekimleri, matematikçileri, astronomları, coğrafyacıları, filozofları, müzisyenleri, ressamları, hat sanatçıları, minyatürcüler, halı dokuyucuları, cam işleyicileri, seramikçiler, maden işçileri, kuyumcular, bahçıvanlar, çiftçiler, tüccarlar, denizciler, gezginler, kâşifler, mucitler, reformcular, yenilikçiler, öncüler, önderler, öğretmenler, öğrenciler, ebeveynler, çocuklar, erkekler, kadınlar, gençler, yaşlılar, zenginler, fakirler, yöneticiler, yönetilenler, askerler, siviller, şehitler, gaziler, dostlar, kardeşler, komşular, misafirler, ev sahipleri, hizmetkarlar, efendiler, müminler, müslümanlar, Araplar… ¹²³

(2) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları … – Sorularla İslamiyet. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(3) ARAP – TDV İslâm Ansiklopedisi – Türkiye Diyanet Vakfı İslam …. https://islamansiklopedisi.org.tr/arap.

Loading

No ResponsesOcak 10th, 2024

VÜCUTTAKİ ÖDEMLER

VÜCUTTAKİ ÖDEMLER

Evvela Ödem, vücudunuzdaki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) sıvı sızdırması nedeniyle oluşur. Sızan sıvı, damar çevresindeki dokularda birikir ve şişmeye neden olur. Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıklarında ortaya çıkan ödem, vücuttaki fazla sıvıyı tutan tuzun atılamamasından kaynaklanır.

-Vücuttan atılan ödem bile bazı işlemleri gerektiriyor.

Hele bu bir ur ve kanser hücresiyse ölüme kadar götürür.

İnsan vücudu gibi toplumu oluşturan hatta aile, mahalle, köy ve kasaba dahi bir vücuttur.

Orada da ödem, virüs, ur ve kanser hücreleri gibi toplumu rahatsız edici faktörlerdir.

Tedaviye durumuna göre ciddi ihtiyaç vardır.

Bu durumda bünyenin sağlığına uygun yerler seçilmelidir.

Çünkü bulaşıcıdır.

Genel hastalıkların kaynağı maddi olmaktan ziyade, manevidir.

Stres bunların başında gelir.

İman, moral, ümit ise tedavinin en müessir ilaçlarıdır.

-Çocuklarımızı ve toplumu zehirli hava zehirliyor.

Yapılan onca işler her ne kadar boşuna gitmese de bünye sağlam da olsa, zehirli hava bünyeyi yıpratıp zayıflatıyor, insanları zehirlendirip DNA’sını ve RNA’sını bozarak, karakter düşüklüğü yapıyor.

                                                          ****************

Anne çocuğuna baksın, deniliyor.
Elbette bakacak. Bu onun asli görevidir.
Zaten annelik başlı başına kutsi bir hizmettir.
Burada dikkat çekilmesi gereken husus, bakma ve terbiye görevinin annelerden alınıp, İnternet ve medya ortamına, arkadaş ve okul ortamına aktarıldığını görmekteyiz.

Havanda su mu dövüyoruz?
Vaziyet kurtarılmaya mı çalışılıyor?
Yoksa zaman mı öldürülüyor?
Hatta kendi haline bırakılan bu kadar zarar verir mi, diye de düşünülmeden edinmiyor.
Zira su yolunu bulur.
Kendini bulmaya çalışan arar.
Eğitimin birinci sorunu, zorunlu olmasıdır.
Elma armutların, çürük ve sağlamların aynı kasaya konulmasıdır.
Çok değerli çocuklar var ancak sağlıklı ortam ve yönlendirme yapılmadığından zayi oluyorlar.
-Bir TV programında konuşmacı olan hukukçu, hukuk fakültesinde emekli olan hocalarının ayrılış konuşmasını yaptığında şunu söylediğini anlattı,
Çocuklar biz size hukuk adına aslında uygulanmayıp yaşanmayan, pratikliğe yansımayan şeyleri hep anlamışız.
İnsan hakları deniliyor fakat güçlülere uygulanmıyor.

-Bizde yıllarca okullarda eğitim veriyoruz ancak yansıması olan toplum ortada.
Elbette iyilik adına yapılan hiç bir şey boşa gitmez ancak verilenler ne kadar ruha ruh, akla akıl, huya huy güzelliği katıyor?
Hapishaneler dolu. Okumamış insan değil, okumuş insan suç işliyor.
Elbette bu okumanın yanlışlığından ziyade neyi nasıl okuttuğumuzla ilgili bir durum.
En kötü ihtimal, selin önüne kapılıp giden kurtarılırsa ve ne verilirse o kardır diye düşünülmelidir.

******************  

Türkiye’de terör estirilen, kavgaya sebep ve bahane olan zeminlerin ve kaygan yapıların ortadan kaldırılması gerekir.

Bu herkesin kendi nüfusuna kendi kimliğinin yazılmasından, eğitimde herkesin kimliğine göre kendisini, başkasına zarar vermeden saygı içerisinde ifade etmesi gerekir.
Provokatörlere zemin imkanı tanınmamalı, cezası ağır olmalıdır.
Bir yaptırımı ve caydırıcılığı olmalıdır.
Yanına kar kalmamalı, toplumun hassasiyetleri rencide edilmemelidir.
Hele hele seçim zamanı birilerinin eline koz verip, meydanlarda söyleyecek sözü olmayan kısır ve kısırlaştırılmış kişilere meydan açılmamalıdır.
Türkiye’nin zemini çok kaygan ve kaypak.

******************

Neden haklıyı bilemiyoruz?

Hakkı bilmediğimizden mi?
Önce Hakkı ve Hakkın sahibini öğreneceğiz.
Sonra haklıyı hatta haksızı öğreniriz.
Haklıyı öğrenmenin yolu, Hakkı öğrenmekten geçer.
Hakkı ve onun tezahürü olan hukuku bilmeyen, haklıyı ve haksızı ne bilsin!
Çünkü ya ölçecek terazisi yok ya da terazisinin ayarı bozuk.
Hukuktaki aksaklıklar, Hakkı öğretmeden, hukuku öğretmeye çalışmaktır.
Robota hukuk kurallarını yüklemek ve Google’ın arama motorunu kullanmak ve ondan Hakkı ve haklıyı bulmasını beklemek gibidir.
Ruhsuz bir yapı oluşturmak.
Kalp, vicdan, marifet ve basiret yüklemeden netice beklemek gibidir.
Hukukun yolu, Haktan geçer.

-Türkiye’de suç oranları ile ilgili rapor:[1]

– Adalet Bakanlığı’nın 2021 yılına ilişkin adli istatistikleri, Türkiye’de suç oranlarında artış yaşandığını gösteriyor. Özellikle hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu ve cinsel suçlar gibi malvarlığına karşı işlenen suçlar, Türkiye’de en fazla işlenen suç grubu oldu. Geçen yıl bu suçlardan 2 milyon 461 bin dosya açıldı.

-Türkiye’nin problemi hukuk problemidir. 

Birçok örnekten biri olması amacıyla;

– “Hayvanları Koruma Derneği Başkanı horoz dövüştürürken yakalandı.”[2]

Ne kadar tezat ve garip değil mi?

Şunu duyuyoruz ve mutlaka sizlerde duyuyorsunuzdur, emniyet mensupları tarafından, biz yakalıyoruz, mahkemede bırakılıyor. 

Yani kırk elli dosyası olan bir insan bile içeride değil de hala dışarıda ise, o hukuk bohçasının kaç yama olup hatta yama tutmadığını takdir edersiniz.[3] 

MEHMET ÖZÇELİK

09-01-2024

 

 

 

[1] https://turkiyeraporu.com/arastirma/suc-ve-ceza-turkiyede-suc-oranlari-10489/

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/hayvanlari-koruma-dernegi-baskani-horoz-dovustururken-yakalandi-4537781

[3] https://www.yenisafak.com/gundem/iste-aymnin-tartismali-kararlari-teror-sevici-demirtas-icin-de-hak-ihlali-denilmisti-4573532

 

Loading

No ResponsesOcak 9th, 2024

Sevr ve Mondros neden imzalandı? Gizli bir plan mı vardı?

Sevr ve Mondros neden imzalandı? Gizli bir plan mı vardı?


Sevr ve Mondros Antlaşmaları, I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle imzalanan iki antlaşmadır. Bu antlaşmalar, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona ermesine ve Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesine yol açmıştır.

Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri’nin işgalini kabul etmiştir. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin silahlarını bırakması, müttefiklerin istediği her yeri işgal edebilmesi ve barış görüşmelerine katılabilmesi için hükümetin değişmesi şart koşulmuştur.

Mondros Mütarekesi’nin ardından, Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal, Osmanlı halkında büyük bir tepkiye yol açmıştır.


Sevr Antlaşması, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, fiilen ortadan kaldırılmıştır. Antlaşmanın maddelerine göre, Osmanlı Devleti’nin sınırları Anadolu’nun ortalarına kadar daraltılmıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığı kısıtlanmış, bazı bölgeleri İtilaf Devletleri’ne bırakılmış ve bazı bölgeleri özerk hale getirilmiştir.

Sevr Antlaşması’nın imzalanması, Türk halkında büyük bir tepkiye yol açmıştır. Bu tepkinin bir sonucu olarak, Millî Mücadele’nin başarısı hızlanmıştır.


Sevr ve Mondros Antlaşmaları’nın imzalanmasındaki temel nedenler şunlardır:

* Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesi
* İtilaf Devletleri’nin Orta Doğu’da yeni bir düzen kurmak istemesi
* İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni kontrol altına almak istemesi

Bu antlaşmaların imzalanmasında gizli bir plan olup olmadığı konusunda farklı görüşler vardır. Bazı tarihçiler, bu antlaşmaların İtilaf Devletleri tarafından önceden hazırlanmış ve Osmanlı Devleti’ne dayatılmış olduğunu savunmaktadır. Diğer tarihçiler ise, bu antlaşmaların Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ve İtilaf Devletleri’nin baskısı sonucunda imzalanan zorunlu antlaşmalar olduğunu savunmaktadır.

Sevr ve Mondros Antlaşmaları, Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu antlaşmalar, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açmıştır.

@@@@@@@@@

Sevr ve Mondros anlaşmasını kim ve kimler, niçin imzalamışlardır? Tepkiler ne olmuştur?

**Mondros Mütarekesi**, I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle imzalanan bir mütarekedir. 30 Ekim 1918 tarihinde Limni adasının Mondros Limanı’nda imzalanan mütareke, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanmıştır.

Mondros Mütarekesi’ni Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey, İtilaf Devletleri adına ise Amiral Calthorpe imzalamıştır. Mütareke, Osmanlı Devleti’nin silahlarını bırakmasını, İtilaf Devletleri’nin istediği her yeri işgal edebilmesini ve barış görüşmelerine katılabilmesi için hükümetin değişmesi şart koşulmuştur.

**Sevr Antlaşması**, I. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle imzalanan bir antlaşmadır. 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris’te imzalanan antlaşma, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanmıştır.

Sevr Antlaşması’nı Osmanlı Devleti adına Sadrazam Damat Ferit Paşa, İtilaf Devletleri adına ise Lord Curzon imzalamıştır. Antlaşmanın maddelerine göre, Osmanlı Devleti’nin sınırları Anadolu’nun ortalarına kadar daraltılmıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığı kısıtlanmış, bazı bölgeleri İtilaf Devletleri’ne bırakılmış ve bazı bölgeleri özerk hale getirilmiştir.

**Mondros ve Sevr Antlaşmalarının tepkileri**

Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması, Türk halkında büyük bir tepkiye yol açmıştır. Bu tepkinin temel nedenleri şunlardır:

* Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığının kısıtlanması
* Osmanlı topraklarının parçalanması
* Türk halkının haklarına saygı gösterilmemesi

Mondros Mütarekesi’nin imzalanması üzerine, İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde protesto gösterileri düzenlenmiştir.

 

@@@@@@@

İstanbul İngilizlere verilen gizli bir teminat neticesinde mi terkedildi?

İstanbul’un İngilizler tarafından terkedilmesi, gizli bir teminat neticesinde değildir. İstanbul’un terkedilmesi, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, İtilaf Devletleri’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanıması ve işgallerini sonlandırma kararı alması sonucunda gerçekleşmiştir.

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde Türkiye Cumhuriyeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan bir antlaşmadır. Antlaşma, I. Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye’nin sınırları ile egemenliğini belirleyen antlaşmadır.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, İtilaf Devletleri, Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanımıştır. Bu tanımanın ardından, İtilaf Devletleri, Türkiye’deki işgallerini sonlandırma kararı almıştır.

İstanbul’un İngilizler tarafından terkedilmesi, 4 Ekim 1923 tarihinde gerçekleşmiştir. İngiliz birlikleri, İstanbul’u tek kurşun atmadan terk etmiştir.

Bazı tarihçiler, İstanbul’un İngilizler tarafından terkedilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin İtilaf Devletleri ile olan ilişkilerini iyileştirmek için yapılan bir taktik olduğunu savunmaktadır. Bu tarihçilere göre, Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul’un terkedilmesini, İtilaf Devletleri ile olan ilişkilerini normalleştirmek ve uluslararası alandaki itibarını artırmak için bir fırsat olarak görmüştür.

Diğer tarihçiler ise, İstanbul’un İngilizler tarafından terkedilmesinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri ve siyasi gücünün artmasının bir sonucu olduğunu savunmaktadır. Bu tarihçilere göre, Türkiye Cumhuriyeti, Milli Mücadele’nin ardından elde ettiği askeri ve siyasi gücü kullanarak, İtilaf Devletleri’ni İstanbul’u terk etmeye zorlamıştır.

Sonuç olarak, İstanbul’un İngilizler tarafından terkedilmesi, gizli bir teminat neticesinde değil, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, İtilaf Devletleri’nin Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanıması ve işgallerini sonlandırma kararı alması sonucunda gerçekleşmiştir.

@@@@@@@@

Atatürk gizli bir İngiliz valisi mi idi?

Bir iddiaya göre, Atatürk’ün 1918’de İngiliz gazeteci Ward Price ile yaptığı görüşmede İngiliz valisi olmayı teklif ettiğini öne sürmektedir.

 

 @@@@@@@@

 

–Lozanın İçyüzü- Büyük Doğu mecmuasının 29. sayısında tüm çıplaklığıyla işin geri planı ve hileleri ortaya konulmuştur.Şöyleki:

“Büyük Doğu’nun yirmidokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İç yüzü” diye yazılan makaleden:

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki:

“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”

Lozan’da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıdları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden (yani an’ane-i İslâmiyet’ten) kurtulmak hususunda besledikleri (yani İsmet’in beslediği) azmin, inkâr edilmez delilidir.”

Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının yani İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksad altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzât karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esas mes’elelerde daima başbaşa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: “Din öldürülecektir.”

Lozan Konferansı’nın ikinci sahifesi: …Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle bu millette, İslâmiyet’i katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salib kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudud dışı değil de, hudud içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şübheden vârestedir.

Nihaî Vesika

Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarası’nda “Türkler’in istiklalini ne için tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevab:

“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.” Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk Milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.

Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor değil mi?..

Gizli anlaşmanın entrikası:

Türkler’e dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklal işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk’ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kur’anın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyet’i ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.” Aynı Hayim Naum, Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mani’ kalmamıştır.

Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakıyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde -yani Mustafa Kemal yanında- emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki bu tesir, mahud mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türk’ü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadîs-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hâdiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediye’ye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmibeş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.”

https://tesbitler.com/2015/01/03/lozan-zafer-mi-hezimet-mi/

https://tesbitler.com/2022/05/08/lozan-hezimeti/

https://tesbitler.com/2023/08/31/lozan-heyetinde-osmanli-hahambasi-haim-nahum-ne-ariyordu/

https://www.instagram.com/reel/C1pn6M1Nuhx/?igsh=MWxsd3N4b3d3eDJ4Yw==

 

@@@@@@@@

 

Lozan’da gizli belgeler. 

Lozan’ın görünmeyen yüzünü göremiyoruz, hala kapalı. 

Demek ki Lozan zafer değil hezimettir. 

Verilen tavizler ve atananlarla…

Bizi yüz yıldır o hala o atananlar ve onların kirli elleri yönetiyor. 

 

Loading

No ResponsesOcak 9th, 2024

VARLIK YOKLUKTA

VARLIK YOKLUKTA

 

Allah tüm varlıkları yokluktan çıkarıyor.
Yoktan ve yokluktan var ediyor, vücuda çıkarıyor.
Peygamberlerin sadece ikisi varlık sahibi,
Hz. Süleyman ve Zülkarneyn.
Madde âleminin en fakirleri iken, Maneviyat aleminin sultanı olmuşlar.
İnsanların çoğu açlık, fakirlik ile yani vererek değil, alarak imtihan ediliyor.
“El fakru fahri”,”Fakirlik benim iftihar sebebimdir.” Hadisi bir manasıyla bunu ifade ediyor.
Allaha karşı fakrını, aczini, zafiyetini ve hiçliğini hissedip bilmek.
Zaten varlığa giden yol, yokluktan başlayıp, yokluk ile elde ediliyor.
Aynı zamanda varlık, yokluk ile biliniyor.
Yok ol ki, var olasın.
Allaha karşı varlık iddiasında bulunmak, gerçek yokluktur.
Varlığından vaz geçip, O’nda fani olmak, baki olup baki kalmaktır.
Bekaya mazhariyettir.
Şeytan bir anlık kibre kapılıp bende varım dedi, ebediyen yok oldu, yokluktan beter oldu.
“Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.”
“Çünkü sen, çendan nefsin ve sûretin itibâriyle hiç hükmündesin, fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudâtın belâgatlı bir lisân-ı nâtıkı ve şu kitâb-ı âlemin anlayışlı bir mütâlâacısı ve şu tesbih eden mahlûkatın hayretli bir nâzırı ve şu ibâdet eden masnuâtın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.”
Sen yok olsan var olursun. Varım desen yok olursun, yoksun.
İnsan enâniyeti cihetiyle varlığı bir buz parçası gibidir.
O enâniyeti O’nun yolunda eritmesiyle var olur.
Damla değil, derya olur.
Varlığa çıkmadan önce Her şey ilmi ilahide ezelden beri var idi.
Varlık elbisesi giydi, göründü.
Fahirlenip gururlandı.
Bende varım dedi, kaybetti.
11 ay boyunca bende varım diyen insan, bir ay oruçla yokluğunu hissedip, yokluğunun varlığına vakıf oldu.
“Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.
Hadisin rivayetlerinde vardır ki:
Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”
Nefis demiş: “Ben benim, Sen sensin.”
Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş.
Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene? Ve mâ ente?”
Nefis demiş: “Ente Rabbiye’r-Rahîm., Ve ene abdüke’l-âciz.” Yani, “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim.”
Tohum toprak altına girdi yok oldu.
Birçok varlıklara ana oldu.
Bende varım deyip çürüyüp yok olmadan tohum olarak kalsaydı, hayata ve bir çok vücuda vasıta ve sebep olamazdı.
Dermanın varlığı, derdin içinde.
“ Gerçek aşıklara sala denildi
Dertli olan gelsin dermanı buldum
Ah ile vah ile cevlan ederken
Canımın içinde cananı buldum.” Emir Sultan.
“Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş.”
“Eğer sen, fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlık’ın yolunda feda etsen bal arısı gibi olursun. Hadsiz bir nur-u vücud bulursun. Hem feda et. Çünkü şu vücud, sende vedia ve emanettir.
Hem Onun mülküdür hem O vermiştir. Öyle ise, minnet etmeyerek ve çekinmeyerek fena et, feda et, ta eka bulsun. Çünkü nefy-i nefy ispattır. Yani, yok yok ise, o vardır. Yok, yok olsa, var olur.”

– İnsanı niçin gömerler?

Hürmeten.
Birde;
Çürüyüp bozulmasın, küflenip kurtlanmasın, kokup yapısı bozulmasın diye.
Aslına rücu eder.
Geldiği toprağa geri gider.
Hatta geldiği ve alındığı topraklarına geri dönerler.
Tıpkı elma gibi.
Kışın yemek için toprağa gömülüp, taze kalması sağlanır.

İnsanda dünya cihetiyle fani olup, tohum gibi çürür ta ki ahirette daha güzel bir surette birçok vücutları giymek için.

MEHMET ÖZÇELİK

07-01-2024

Loading

No ResponsesOcak 7th, 2024

HZ. MUSANIN ÖZELLİKLERİ

HZ. MUSANIN ÖZELLİKLERİ

Hz. Musa’nın özelliği ile ilgili Ayet ve hadisler.

Hz. Musa (a.s), Allah’ın peygamberlerinden biri ve Tevrat’ın sahibidir. Kur’an’da 136 defa adı geçen Hz. Musa, birçok özelliğiyle anlatılır. Bazı ayet ve hadislerde şöyle bahsedilir:

– O hem resul hem nebîdir, ihlâs sahibidir. (Meryem 19/51)
– Allah’a, fısıldaşan kimse kadar yaklaşma şerefine nâil olmuştur. (Meryem 19/52)
– Allah onu kendisine elçi seçmiştir. (Tâhâ 20/41)
– O güvenilir ve şerefli bir elçidir. (ed-Duhân 44/17-18)
– Allah katında şerefli biridir. (el-Ahzâb 33/69)
– Güçlü ve güvenilirdir. (el-Kasas 28/26)
– Mümin kullardandır. (es-Sâffât 37/121-122)
– Çok hayâ sahibi bir kişidir. (Buhârî, “Ġusül”, 20)
– Âşûrâ günü oruç tutmuştur. (Buhârî, “Ṣavm”, 69)
– Esmer yüzlü, uzun boyludur. (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7)

 

@@@@@@@@

 

Hz. Musa’nın hangi mucizeleri vardı?


Hz. Musa (a.s), Allah’ın peygamberlerinden biri ve Tevrat’ın sahibidir. Allah, Hz. Musa’ya peygamberlik göreviyle birlikte çeşitli mucizeler de vermiştir. Hz. Musa’nın mucizeleri şunlardır:

– Elindeki asasını yılana çevirmek. (Meryem 19/19)
– Elini koynuna sokup çıkardığında beyaz ve parlak olmak. (Meryem 19/22)
– Taşa vurarak on iki pınar çıkarmak. (el-Bakara 2/60)
– Kızıldeniz’i ikiye ayırarak İsrailoğulları’nı Firavun’un zulmünden kurtarmak. (eş-Şuara 26/63)
– Nil nehrinin suyunu kana dönüştürmek. (el-Araf 7/133)
– Mısır’a kurbağa, bit, çekirge, kan, kuraklık ve tufan gibi belalar göndermek. (el-Araf 7/133)
– Gökten bıldırcın ve kudret helvası indirmek. (el-Bakara 2/57)
– Tur dağını İsrailoğulları’nın üzerine kaldırarak onları imana getirmek. (el-Araf 7/171)
– Allah ile konuşmak. (en-Nisa 4/164)

Bu mucizeler, Hz. Musa’nın Allah’ın seçkin bir kulu olduğunu ve insanları doğru yola davet ettiğini göstermektedir.

 

@@@@@@@@

Hz. Musa’nın ailesi hakkında bilgi alabilir miyim?

Hz. Musa’nın ailesi hakkında bilgi almak istediğinizi anlıyorum. Hz. Musa, Yakup peygamberin soyundan gelen bir peygamberdir. Annesinin adı İmran, kardeşinin adı ise Harun’dur. Hz. Musa, Firavun’un zulmünden kurtulmak için annesi tarafından Nil Nehri’ne bırakılmış, sonra da Firavun’un kızı Bitya tarafından bulunup evlat edinilmiştir. Hz. Musa, Medyen’de Şuayb peygamberin kızı Safura ile evlenmiş ve ondan iki oğlu olmuştur. Bu oğulların isimleri Gerşom ve Eliezer’dir.

@@@@@@

Hz. Musa’nın Soyu devam etmişimdir?

Hz. Musa’nın soyu, Hz. İbrahim’e dayanmaktadır. Hz. Musa, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın torunu Hz. Yakup’un soyundan gelmektedir. Hz. Musa’nın iki oğlu vardır: Gerşom ve Eliezer. Bu iki oğuldan Hz. Musa’nın soyu devam etmiştir. Hz. Musa’nın soyundan gelenler, Leviler adıyla bilinen bir kabile oluşturmuştur. Leviler, İsrailoğulları arasında dinî görevleri üstlenen bir kabile olarak tanınmıştır. Leviler’in soyu, Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun’un soyuyla da bağlantılıdır. Hz. Harun’un soyundan gelenler, kâhinlik yapmış ve Hz. Musa’nın Tevrat’ını korumuştur.

@@@@@@@@


Diğer peygamberler kimlerdir ve ne yapmışlardır?

Diğer peygamberler, Allah’ın insanlara doğru yolu göstermek için seçtiği elçilerdir. Kur’an’da adı geçen 25 peygamberin isimleri şunlardır:

– Hz. Âdem (a.s): İlk insan ve ilk peygamberdir. Allah onu topraktan yaratmış ve cennete yerleştirmiştir. Şeytanın kışkırtmasıyla Allah’ın yasakladığı ağacın meyvesini yiyerek cennetten çıkarılmıştır. Dünyada çocuklarıyla birlikte yaşamış ve Allah’a ibadet etmiştir.
– Hz. İdris (a.s): Nuh peygamberden önce gelen ilk peygamberdir. Allah ona yazı, terazi ve astronomiyi öğretmiştir. İnsanlara adaleti, ilmi ve ibadeti öğretmiştir. Allah onu yükseltmiş ve ölmeden cennete almıştır.
– Hz. Nuh (a.s): Tufan peygamberidir. Allah ona gemi yapmasını ve inananları gemiye almasını emretmiştir. İnkâr edenler ise tufanda boğulmuştur. Nuh peygamberin soyundan gelenler dünyayı yeniden doldurmuştur.
– Hz. Hud (a.s): Ad kavmine gönderilen peygamberdir. Bu kavim, güçlü ve zengin olmalarına rağmen Allah’a şirk koşmuş ve O’nun emirlerine karşı gelmiştir. Hud peygamber onları tevhide davet etmiş, ancak onlar onu yalanlamıştır. Allah da onları şiddetli bir rüzgarla helak etmiştir.
– Hz. Salih (a.s): Semud kavmine gönderilen peygamberdir. Bu kavim, dağlara oydukları evlerde yaşayan ve sanatla uğraşan bir kavimdir. Salih peygamber onları Allah’a iman etmeye çağırmış, ancak onlar onun mucizesi olan deveyi kesmiştir. Allah da onları depremle yok etmiştir.
– Hz. İbrahim (a.s): Halilullah ve bütün peygamberlerin babasıdır. Allah ona peygamberlik, kitap ve haniflik vermiştir. Babası ve kavmi putlara taparken o, Allah’ın birliğini savunmuş ve putları kırmıştır. Allah onu ateşten korumuş ve ona İsmail ve İshak adında iki oğul vermiştir. Allah’a tam bir teslimiyet göstererek oğlunu kurban etmeye razı olmuştur. Mekke’de Kâbe’yi inşa etmiş ve insanları hacca davet etmiştir.
– Hz. İsmail (a.s): İbrahim peygamberin oğludur. Babasıyla birlikte Kâbe’yi inşa etmiştir. Allah’ın emriyle kurban edilmeye götürülmüş, ancak Allah onun yerine bir koç göndermiştir. Mekke’de yaşamış ve Arapların atası olmuştur.
– Hz. Lut (a.s): İbrahim peygamberin yeğenidir. Sodom ve Gomorra adlı şehirlere gönderilmiştir. Bu şehirlerde eşcinsellik, zina, hırsızlık ve zulüm yaygındır. Lut peygamber onları bu kötü işlerden vazgeçirmeye çalışmış, ancak onlar ona inanmamıştır. Allah da onları taş yağmuruyla helak etmiştir.
– Hz. İshak (a.s): İbrahim peygamberin oğludur. Babasının yaşlılığında doğmuştur. Allah ona peygamberlik ve kitap vermiştir. Yakup peygamberin babasıdır.
– Hz. Yakup (a.s): İshak peygamberin oğludur. Allah ona peygamberlik ve kitap vermiştir. İsrailoğullarının atasıdır. Yusuf peygamberin babasıdır.
– Hz. Yusuf (a.s): Yakup peygamberin oğludur. Allah ona peygamberlik, güzellik ve rüya yorumlama ilmi vermiştir. Kardeşleri tarafından kuyuya atılmış, sonra Mısır’a satılmıştır. Züleyha’nın iftirasıyla zindana düşmüş, ancak Allah onu kurtarmıştır. Mısır’da vezir olmuş ve kardeşleriyle barışmıştır.
– Hz. Eyyub (a.s): Yakup peygamberin soyundan gelen bir peygamberdir. Allah ona çok mal, mülk ve çocuk vermiştir. Şeytan onun malını, çocuklarını ve sağlığını elinden almıştır. Ancak Eyyub peygamber sabırla Allah’a dua etmiştir. Allah da ona eski nimetlerini geri vermiştir.
– Hz. Şuayb (a.s): Medyen kavmine gönderilen peygamberdir. Bu kavim, ticarette hile yapmakta, ölçüyü ve tartıyı eksik yapmaktadır. Şuayb peygamber onları bu kötü alışkanlıklardan vazgeçirmeye çalışmış, ancak onlar onu dinlememiştir. Allah da onları depremle yok etmiştir.
– Hz. Musa (a.s): İsrailoğullarına gönderilen peygamberdir. Allah ona peygamberlik, kitap ve asa vermiştir. Firavun’un zulmünden kurtulmak için annesi tarafından Nil Nehri’ne bırakılmış, sonra da Firavun’un kızı tarafından evlat edinilmiştir. Allah ona Tur Dağı’nda konuşmuş ve onu Firavun’a göndermiştir. Firavun ve sihirbazlarını yenmiş, İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmıştır. Kızıldeniz’i ikiye ayırarak geçmiş, Tevrat’ı almıştır. İsrailoğullarına peygamberlik yapmış, ancak onlar ona isyan etmiştir.
– Hz. Harun (a.s): Musa peygamberin kardeşidir. Allah ona peygamberlik vermiştir. Musa peygamberin yardımcısı olmuş, Firavun’a onunla birlikte gitmiştir. Musa peygamber Tur Dağı’na gittiğinde İsrailoğullarına vekil olmuş, ancak onlar buzağıya tapmıştır.
– Hz. Davud (a.s): İsrailoğullarına gönderilen peygamberdir. Allah ona peygamberlik, kitap, saltanat ve ses vermiştir. Çobanken Calut’u yenmiş, sonra kral olmuştur. Zebur’u yazmış, demiri yumuşatmış, zırh yapmıştır. Allah’a çok ibadet etmiş, güzel sesiyle tekbir getirmiştir.
– Hz. Süleyman (a.s): Davud peygamberin oğludur. Allah ona peygamberlik, kitap, saltanat, hikmet, cinler, kuşlar, rüzgâr ve konuşma vermiştir. Babasından sonra kral olmuştur. Cinler, kuşlar ve insanlar ona itaat etmiştir. Rüzgarla seyahat etmiştir. Karınca, kuş ve cinlerle konuşmuştur. Belkıs’ı imana getirmiştir.
– Hz. İlyas (a.s): İsrailoğullarına gönderilen peygamberdir. Allah ona peygamberlik vermiştir. Kavmini puta tapmaktan vazgeçirmeye çalışmış, ancak onlar onu yalanlamıştır.

Loading

No ResponsesOcak 7th, 2024

Ebu Gureyb ve Guantanamo’da yapılan işkenceler

Ebu Gureyb ve Guantanamo’da yapılan işkenceler

 

Ebu Gureyb cezaevi ve yapılan işkenceler.


Ebu Gureyb Cezaevi, Irak’ın Bağdat kentine bağlı Ebu Gureyb kasabasında bulunan bir cezaevidir. 1960’larda inşa edilen cezaevi, Irak Savaşı sırasında Birleşik Devletler Ordusu ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından kullanılmıştır.

Ebu Gureyb Cezaevi’nde, Irak Savaşı sırasında tutuklu tutulan sivillere ve savaş esirlerine yönelik bir dizi işkence ve kötü muamele vakası yaşanmıştır. Bu işkenceler, 2004 yılında CBS News tarafından yayımlanan fotoğraflar ve videolar ile ortaya çıkmıştır.

Yayımlanan fotoğraf ve videolarda, tutukluların çıplak soyularak çeşitli pozisyonlarda poz verildiği, köpeklerin tutuklulara saldırtıldığı, tutukluların cinsel organlarına elektrik verildiği, tutuklulara yumruk ve tekme atılarak dövüldüğü, tutukluların bıçak ve makasla yaralandığı gibi işkence ve kötü muamele görüntüleri yer almaktaydı.

Ebu Gureyb Cezaevi işkenceleri, uluslararası kamuoyunda büyük tepkilere yol açmıştır. ABD Başkanı George W. Bush, işkencelerin sorumlularından hesap sorulacağını açıklamıştır.

Ebu Gureyb Cezaevi işkencelerine karışan 11 ABD askeri, askeri mahkemelerde yargılanmıştır. Bu askerlerden 11’i çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.

Ebu Gureyb Cezaevi işkenceleri, Irak Savaşı’nın en karanlık sayfalarından biridir. Bu işkenceler, ABD’nin Irak’ta hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak için savaştığını iddia ettiği iddiasını ciddi şekilde sarsmıştır.

Ebu Gureyb Cezaevi işkencelerinin mağdurları, yaşadıkları travmayı hala atlatamamıştır. Bu işkenceler, mağdurların fiziksel ve ruhsal sağlığını ciddi şekilde etkilemiştir.

Ebu Gureyb Cezaevi işkenceleri, insan hakları savunucuları tarafından savaş suçu olarak kabul edilmektedir. Bu işkenceler, uluslararası hukuku ihlal eden ve insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerdir.

@@@@@@@@


2003-2004 yılları arasında, ABD askerleri ve CIA ajanları, burada tutuklu olan Iraklılara çeşitli işkenceler uygulamıştır. Bu işkenceler, fotoğraflar ve raporlar aracılığıyla dünya kamuoyuna duyurulmuş ve büyük tepki toplamıştır.

Ebu Gureyb cezaevi işkenceleri, insan haklarını ihlal eden, ahlaksız ve vahşi eylemlerdir. Bu işkencelerden kurtulanlar, hala travma ve acı çekmektedirler.

ABD yönetimi, bu işkencelerin izole vakalar olduğunu iddia etse de, bazı örgütler ve araştırmacılar, ABD’nin Irak, Afganistan ve Guantanamo gibi yerlerde de benzer işkenceler yaptığını ortaya koymuştur.

@@@@@@@@

Guantanamo’da yapılan işkenceler, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarında yakaladığı şüphelileri, yargılanmadan ve insan haklarından mahrum bırakarak, işkenceyle sorgulamak için kullandığı bir yöntemdir. Guantanamo, Küba’da ABD’nin kontrol ettiği bir askeri üstür. Burada tutulan mahkumlar, yargılanmadan, insanlık dışı koşullarda yıllarca alıkonulmuştur.

Guantanamo’da yapılan işkenceler arasında şunlar sayılabilir:

– Tutuklulara uyku yoksunluğu, aşırı sıcaklık, gürültü, müzik, ışık gibi fiziksel ve duyusal baskılar uygulanması
– Tutukluların cinsel tacize, küfüre, tehdide, aşağılanmaya, dini hakaretlere maruz bırakılması
– Tutukluların suya batırılması, elektrik verilmesi, köpeklerle korkutulması, zincirlenmesi, dayak atılması gibi şiddet yöntemlerinin kullanılması
– Tutukluların sağlık hizmetlerinden, avukat görüşmesinden, aile haberleşmesinden yoksun bırakılması
– Tutukluların beslenme, temizlik, giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya zorla beslenmeye tabi tutulması

Guantanamo’da yapılan işkenceler, uluslararası hukuka ve insan onuruna aykırıdır. Bu işkencelerin sona erdirilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerekmektedir.

@@@@@@@@@

ABD’nin Irak’a müdahalesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

– ABD’nin Irak’a müdahalesinin ana gerekçesi, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve terör örgütleriyle bağlantılı olduğu iddiasıydı. Ancak bu iddiaların kanıtlanması mümkün olmadı.
– ABD’nin Irak’a müdahalesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin onayını almadan gerçekleşti. Bu durum, uluslararası hukuka ve BM Şartı’na aykırı olduğu gerekçesiyle birçok ülke ve kuruluş tarafından kınandı.
– ABD’nin Irak’a müdahalesi, Irak’ta siyasi, ekonomik ve sosyal bir kaos yarattı. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle birlikte, Irak’ta mezhep, etnik ve bölgesel çatışmalar patlak verdi. Irak’ta terör örgütleri, özellikle Irak El-Kaidesi ve IŞİD, güç kazandı. Irak’ta milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce insan hayatını kaybetti veya yaralandı. Irak’ın altyapısı, kültürel mirası ve doğal kaynakları büyük zarar gördü.
– ABD’nin Irak’a müdahalesi, ABD’nin de büyük bir maliyetine oldu. ABD, Irak Savaşı’na yaklaşık 2 trilyon dolar harcadı. ABD askerleri, Irak’ta 4 bin 500’den fazla ölü ve 32 bin yaralı verdi. ABD’nin Irak politikası, ABD’nin uluslararası itibarını ve güvenilirliğini zedeledi. ABD, Irak’ta istikrarı sağlayamadı ve bölgesel dengeleri bozdu.

@@@@@@@@

Guantanamoda yapılan işkenceler.

Guantanamo, Küba’da ABD’nin kontrol ettiği bir askeri üstür. Burada, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarında yakaladığı şüpheliler, yargılanmadan ve insan haklarından mahrum bir şekilde tutulmaktadır. Guantanamo’da yapılan işkenceler, BM, Uluslararası Af Örgütü, Kızılhaç gibi kuruluşlar tarafından defalarca kınanmış ve durdurulması istenmiştir.

Guantanamo’da yapılan işkenceler arasında şunlar sayılabilir:

– Tutuklulara uyku yoksunluğu, aşırı sıcaklık, gürültü, müzik, ışık gibi fiziksel ve duyusal baskılar uygulanması
– Tutukluların cinsel tacize, küfüre, tehdide, aşağılanmaya, dini hakaretlere maruz bırakılması
– Tutukluların suya batırılması, elektrik verilmesi, köpeklerle korkutulması, zincirlenmesi, dayak atılması gibi şiddet yöntemlerinin kullanılması
– Tutukluların sağlık hizmetlerinden, avukat görüşmesinden, aile haberleşmesinden yoksun bırakılması
– Tutukluların beslenme, temizlik, giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya zorla beslenmeye tabi tutulması

Guantanamo’da yapılan işkenceler, insan onuruna ve uluslararası hukuka aykırıdır. Bu işkencelerin sona erdirilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerekmektedir.

@@@@@@@

ABD hükümeti Guantanamo’yı neden açtı?

ABD hükümeti, Guantanamo’yu, terörle mücadele operasyonlarında yakaladığı şüphelileri, ABD yasalarının sağladığı haklardan mahrum bırakarak, işkenceyle sorgulamak için açtı. Bu kararı, 11 Eylül 2001’de ABD’ye yapılan saldırıların ardından alan dönemin ABD Başkanı George W. Bush, “teröre karşı küresel savaş” politikasını başlattı. Guantanamo, Küba’da ABD’nin kontrol ettiği bir askeri üstür. Burada tutulan mahkumlar, yargılanmadan, insanlık dışı koşullarda yıllarca alıkonulmuştur.

@@@@@@@

Guantanamo’da yapılan işkenceler ne kadar sürdü?

Guantanamo’da yapılan işkenceler, 2002 yılından itibaren devam etmektedir. ABD’nin terörle mücadele operasyonlarında yakaladığı şüpheliler, Guantanamo’da yargılanmadan ve insan haklarından mahrum bir şekilde tutulmaktadır. Guantanamo’da tutulan mahkumların sayısı zaman içinde değişmiş, en fazla 780 kişiye ulaşmıştır. Şu anda Guantanamo’da 35 mahkum bulunmaktadır.

Guantanamo’da yapılan işkenceler, uluslararası hukuka ve insan onuruna aykırıdır. Bu işkencelerin sona erdirilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerekmektedir.

@@@@@@@

 

Terör devleti ölülere de ‘işkence’ ediyor

İsrail, toplu mezarlara defnedilen cenazeleri buldozerlerle toprak üstüne çıkardı. Gazze Limanı, Şati Mülteci Kampı, Şeyh Rıdvan, Ed-Derec, Eş-Şucaiye, Et-Tuffah, Ez-Zeytun mahallelerinden 2 Ocak’ta çekilmeye başlayan İsrail askerleri arkalarında çürümüş cansız bedenler bıraktı. Filistinliler, cesetlerin bir kısmının köpeklerce parçalandığını anlattı. Gazze’nin doğusundaki Tuffah Kabristanı’nda da 1100 mezarın açıldığını bildirdi.

https://www.yenisafak.com/dunya/teror-devleti-olulere-de-iskence-ediyor-4592586

 

@@@@@@@

 

İsrail’in Ebu Gureyb’leri: Yeni işkence kampları ortaya çıktı

Gazze’nin kuzeyinde tutuklanan Filistinlilerin, terör devleti İsrail’in işkence kamplarında elektrik vermek, derilerini yakmak, uykudan ve yemekten mahrum etmek gibi sistematik işkencelere uğradığı ortaya çıktı. İşkenceye dayanamayan bazı Filistinlilerin yaşamlarını yitirdiği belirtilirken, kamplar için “İsrail’in Guantanamo’su ve Ebu Gureyb’i” yakıştırması yapıldı.

https://www.yenisafak.com/dunya/israilin-ebu-gureybleri-yeni-iskence-kamplari-ortaya-cikti-4592583

 

Loading

No ResponsesOcak 7th, 2024

KATİL İÇERİDE

KATİL İÇERİDE

“İran devlet televizyonuna göre Reisi, Kirman’da Süleymani’nin mezarı yakınlarındaki terör saldırılarında hayatını kaybedenler için düzenlenen cenaze töreninde konuştu.

Saldırıları üstlenen terör örgütü DEAŞ’ın ABD ile İsrail tarafından oluşturulduğunu ve yönetildiğini ifade eden Reisi, şunları kaydetti:

“ABD, bölgede İslami görünüme sahip başka bir İsrail’in oluşumunu arıyordu. Şimdiki İsrail, Yahudi görünümü ve adıyla kurulmuştu fakat bölgede diğer İsrail’in de DEAŞ’ın ‘İslam Halifeliği’ adı altında kurulmasını planlıyorlardı.”[1]

 

-Hamasın ikinci adamı Aruri’nin İsrail tarafından Lübnan’da su-i kaste uğramasının ardından, İran’ın 4 yıl önce yine İsrail tarafından öldürülen Süleymaninin 4.yıl merasiminde iki bombanın patlatılması hiçbir yönüyle tesadüfi değildir.

İlk akla gelen İsrail ve Abd olmuştur.

 

– Zaten bir önceki ABD Başkanı Trump Deaşı Obama’nın kurduğunu söylemişti. Buda gösteriyor ki İran’daki iki büyük palanın faili ABD ve İsraildir. 

Ne garip tecellidir ki, bir gün önce Hamas’ın iki numaralı adamı öldürülüyor, bir gün sonra İran’daki Süleymani’nin ölümünün 4. Yıl kutlamaları da yüze yakın kişi ölüyor ve üç yüze yakın kişide yaralanıyor. 

Hırsız şeyy yani öldürülenlerin yanında bulunan katil şeyy yani Abd, hemen mesajında, ben yapmadım, diyor. Onu külahıma anlat. 

 

-Avni Özgürel Irak’ın eski Başbakanı Nuri El Maliki’nin terör örgütü DEAŞ ile ilgili açıklamasını yorumladı. DEAŞ’ın kuruluş ve terör örgütü PKK eliyle sözde ortadan kaldırılış hikayesini değerlendiren Özgürel, Malikini’nin DEAŞ’ı ABD’nin isteğiyle valilik binasında kurduklarına yönelik sözlerini aktardı. Maliki geçen hafta yaptığı açıklamada “Bu örgüt, 2012 yılında Anbar meydanlarında başlayan oturma eyleminden doğan bir Amerikan icadı” ifadelerini kullanmıştı.[2]

 

-İsrail’in dengesizce sadece Gazze’ye değil, başta İran olmak üzere çevre ülkeleri de savaşa çekmek istiyor.

Savaşı büyüterek bir üçüncü dünya savaşını tetiklemeye çalışıyor.

Dünyanın yıkım için bir deli yeter demiştim.[3]
Ancak o delinin şımartılıp destek olduğu Netanyahu gibi bir delinin daha olması gerekiyormuş.[4]

 

***********  

 

Gazze’deki çocuklar Allah’a şikâyete gittiler.

Allah Küfre mühlet ve süre verirken, zulme müsaade etmemektedir.
Bunun arkası belalar ve musibetlerdir.
Ortakların da kapsayacak bir musibet.
Hala Aylan bebeğin ve onun gibi bebeklerin bedelleri ödeniyor.[5]

İnsanlık bedeller ödüyor.[6]

-Gazzeli 9 bin çocuk 2024’ü göremedi…[7]

“Ve lillahi cunudus semavati vel ard, ve kanallahu azizen hakima.”

“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[8]

İsrail askerleri tek tek o hastalığa yakalanıyor

Onlarca İsrail askerinin Düzinelerce İsrail askerinin Leishmania enfeksiyonuna yakalandığı belirtiliyor.[9]

 

 

*******************    

 

Abd ve Batı denilince sadece zulüm ve terörün değil, ahlaksızlığında merkezi ve temsilciliğini üstlendiği görülür.

O da devlet başkanlığı yapmış kişilerce. [10]

-Papa’dan eşcinsel sapkınlığa onay: Kilisede kutsanmalarına resmi olarak imkan tanındı.[11]

MEHMET ÖZÇELİK

05-01-2024

[1] https://www.haber7.com/dunya/haber/3380582-saldiriyi-deas-ustlendi-iran-2-ulkeyi-isaret-etti-intikam-mesaji

[2] https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/irakin-eski-basbakani-malikiden-deas-itirafi-abdnin-istegiyle-valilik-binasinda-kurduk-4592118

[3] https://tesbitler.com/2022/03/09/bir-deli-yeter/

[4] https://video.haber7.com/video-galeri/259388-isgalci-israil-ordusundan-bir-asker-gazzede-bir-bebegi-kacirdi

[5] https://tesbitler.com/2015/09/06/insanligin-dibe-vurusu-ve-olusu/

[6] https://tesbitler.com/2023/08/05/hatalar-musibetlerin-celbine-vesiledir/
https://tesbitler.com/2019/08/23/zulme-ortak-olmayin/
https://tesbitler.com/2016/10/11/kaybolan-ve-kaybedilen-cocuklar/

https://www.haber7.com/dunya/haber/3317558-fanatik-yahudiler-isgal-ettikleri-kuduste-rahibelere-tukurdu

[7] https://www.youtube.com/watch?v=U4ZPwxZFgXU

[8] Fetih suresi.7.

[9] https://www.haber7.com/dunya/haber/3379307-israil-askerleri-tek-tek-o-hastaliga-yakalaniyor

[10] https://www.yenisafak.com/dunya/epstein-dava-dosyalarinin-ikinci-bolumu-cocuk-yastaki-kizlarin-nasil-kandirildigi-ortaya-cikti-4592213

[11] https://www.yenisafak.com/dunya/papadan-escinsel-sapkinliga-onay-kilisede-kutsanmalarina-resmi-olarak-imkan-tanindi-4582690

 

Loading

No ResponsesOcak 5th, 2024

Korona aşısı beyne pıhtı atıp ölüme ve felce neden oluyor mu?

Korona aşısı beyne pıhtı atıp ölüme ve felce neden oluyor mu?


Kısa cevap: Evet, korona aşısı beyne pıhtı atıp ölüme ve felce neden olabilir, ancak bu çok nadir görülen bir yan etkidir.

Uzun cevap:

Korona aşıları, COVID-19’a karşı koruma sağlamak için bağışıklık sisteminizi eğitmeye yardımcı olan bir dizi bileşen içerir. Bu bileşenlerden biri, aşılamadan sonra kanınızda pıhtılaşmaya neden olabilecek bir proteindir. Bu protein, özellikle vektör aşıları olarak bilinen bir tür aşı olan AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşılarında bulunur.

AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşıları ile ilişkili pıhtılaşma türü, serebral venöz sinüs trombozu (CVST) olarak adlandırılır. CVST, beynin kan damarlarında oluşan bir pıhtıdır. Pıhtı, kan akışını engelleyebilir ve beyne kan akışını azaltabilir veya durdurabilir. Bu, baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, uyuşma ve felç gibi semptomlara neden olabilir.

CVST, AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşısı ile ilişkili en ciddi yan etkidir. Ancak, bu yan etki çok nadirdir. AstraZeneca aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 4’tür. Johnson & Johnson aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 10’dur.

CVST riski, aşağıdaki faktörlere sahip kişilerde daha yüksektir:

* 50 yaşın üzerinde olmak
* Kadın olmak
* Ağır bir COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş olmak
* Aspirin veya diğer kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak

CVST belirtileri yaşarsanız, hemen tıbbi yardım almalısınız. CVST, erken teşhis ve tedavi ile genellikle tedavi edilebilir.

COVID-19, CVST’den çok daha ciddi bir hastalıktır. COVID-19’a yakalanan kişilerin yaklaşık %1’i, CVST’ye yakalanan kişilerin yaklaşık %30’undan daha fazla ölüm riski taşımaktadır.

Bu nedenle, korona aşısı yaptırmanın faydaları, risklerden daha ağır basmaktadır. Aşı yaptırmak, COVID-19’a yakalanma, ciddi hastalık geçirme, hastaneye yatma ve ölüm riskinizi azaltmaya yardımcı olur.

@@@@@@@@

Korona beyin kanaması ve kalp krizine sebep oluyor mu?

Evet, korona beyin kanaması ve kalp krizine neden olabilir. Ancak, bu çok nadir görülen komplikasyonlardır.

Korona, kanın pıhtılaşmasına neden olabilir. Bu, kan damarlarının tıkanmasına ve kan akışını engellemesine neden olabilir. Beyinde veya kalbinde kan akışı engellenirse, beyin kanaması veya kalp krizi meydana gelebilir.

Beyin kanaması, beynin kan damarlarının birinde kanama olmasıdır. Bu, baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, uyuşma, felç ve hatta ölüm gibi ciddi semptomlara neden olabilir.

Kalp krizi, kalbin bir kısmının kan akışının engellenmesidir. Bu, göğüs ağrısı, nefes darlığı, mide bulantısı ve kusma gibi semptomlara neden olabilir.

COVID-19’un beyin kanaması ve kalp krizi riskini artırmasının birkaç yolu vardır. Virüs, kanın pıhtılaşmasını kolaylaştıran bir protein üretebilir. Ayrıca, virüsün neden olduğu enfeksiyon, kan damarlarını tahriş edebilir ve kan pıhtılaşmasına neden olabilir.

COVID-19’un beyin kanaması ve kalp krizi riskini artırma olasılığı, aşağıdaki faktörlere sahip kişilerde daha yüksektir:

* 50 yaşın üzerinde olmak
* Kadın olmak
* Ağır bir COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş olmak
* Aspirin veya diğer kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak

COVID-19’a yakalandıysanız ve beyin kanaması veya kalp krizi belirtileri yaşarsanız, hemen tıbbi yardım almalısınız.

@@@@@@@@@@

Korona aşısı ne gibi rahatsızlıklara sebep olmaktadır?

Korona aşıları, COVID-19’a karşı koruma sağlamak için bağışıklık sisteminizi eğitmeye yardımcı olan bir dizi bileşen içerir. Bu bileşenlerden bazıları, aşılamadan sonra hafif veya orta düzeyde yan etkilere neden olabilir.

Korona aşılarının en yaygın yan etkileri şunlardır:

* Aşı uygulanan bölgede ağrı, şişlik, kızarıklık veya uyuşukluk
* Ateş, üşüme, titreme
* Kas ağrıları
* Halsizlik
* Baş ağrısı
* İshal

Bu yan etkiler genellikle hafiftir ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçer.

Korona aşılarının çok nadir görülen ciddi yan etkileri şunlardır:

* Serebral venöz sinüs trombozu (CVST): Beynin kan damarlarında oluşan bir kan pıhtısı
* Myokardit: Kalp kası iltihabı
* Perikardit: Kalp zarının iltihabı
* Anafilaksi: Alerjik reaksiyon

CVST, AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşıları ile en sık ilişkilendirilen ciddi yan etkidir. Ancak, bu yan etki çok nadirdir. AstraZeneca aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 4’tür. Johnson & Johnson aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 10’dur.

Myokardit ve perikardit, Pfizer-BioNTech, Moderna ve AstraZeneca aşıları ile ilişkilendirilen daha az yaygın ciddi yan etkilerdir. Ancak, bu yan etkiler de çok nadirdir. Pfizer-BioNTech aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide yaklaşık 1’dir. Moderna aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide yaklaşık 2’dir. AstraZeneca aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide yaklaşık 4’tür.

Anafilaksi, tüm aşılar için çok nadir görülen bir yan etkidir. Anafilaksi, alerjik bir reaksiyondur ve nefes alma zorluğu, yüz şişmesi ve baş dönmesi gibi ciddi semptomlara neden olabilir. Anafilaksi durumunda, hemen tıbbi yardım alınması gerekir.

Korona aşısı yaptırmanın faydaları, risklerden daha ağır basmaktadır. Aşı yaptırmak, COVID-19’a yakalanma, ciddi hastalık geçirme, hastaneye yatma ve ölüm riskinizi azaltmaya yardımcı olur.

@@@@@@@@@@

Korona aşısının yan etkileri nelerdir?

Korona aşısının yan etkileri, aşılanan kişinin yaşına, genel sağlık durumuna ve aşılanan aşıya bağlı olarak değişebilir.
Korona aşılarının en yaygın yan etkileri şunlardır:
· Aşı uygulanan bölgede ağrı, şişlik, kızarıklık veya uyuşukluk
· Ateş, üşüme, titreme
· Kas ağrıları
· Halsizlik
· Baş ağrısı
· İshal
Bu yan etkiler genellikle hafiftir ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçer.
Korona aşılarının çok nadir görülen ciddi yan etkileri şunlardır:
· Serebral venöz sinüs trombozu (CVST): Beynin kan damarlarında oluşan bir kan pıhtısı
· Myokardit: Kalp kası iltihabı
· Perikardit: Kalp zarının iltihabı
· Anafilaksi: Alerjik reaksiyon
CVST, AstraZeneca ve Johnson & Johnson aşıları ile en sık ilişkilendirilen ciddi yan etkidir. Ancak, bu yan etki çok nadirdir. AstraZeneca aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 4’tür. Johnson & Johnson aşısı ile ilişkili CVST riski, 1 milyon kişide yaklaşık 10’dur.
Myokardit ve perikardit, Pfizer-BioNTech, Moderna ve AstraZeneca aşıları ile ilişkilendirilen daha az yaygın ciddi yan etkilerdir. Ancak, bu yan etkiler de çok nadirdir. Pfizer-BioNTech aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide yaklaşık 1’dir. Moderna aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide
2/2
yaklaşık 2’dir. AstraZeneca aşısı ile ilişkili myokardit ve perikardit riski, 1 milyon kişide yaklaşık 4’tür.
Anafilaksi, tüm aşılar için çok nadir görülen bir yan etkidir. Anafilaksi, alerjik bir reaksiyondur ve nefes alma zorluğu, yüz şişmesi ve baş dönmesi gibi ciddi semptomlara neden olabilir. Anafilaksi durumunda, hemen tıbbi yardım alınması gerekir.
Korona aşısı yaptırmanın faydaları, risklerden daha ağır basmaktadır. Aşı yaptırmak, COVID-19’a yakalanma, ciddi hastalık geçirme, hastaneye yatma ve ölüm riskinizi azaltmaya yardımcı olur.

@@@@@@@

Korona aşısının yan etkilerinden nasıl korunabiliriz?

Korona aşısının yan etkilerinden korunmak için yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:

* Aşı yaptırmadan önce doktorunuzla konuşun. Aşı yaptırmak için uygun olup olmadığınızı ve alerjik reaksiyon riskinizi değerlendirebilirler.
* Aşı yaptırdıktan sonra 15-30 dakika boyunca aşı yapılan sağlık kuruluşunda kalın. Bu, herhangi bir ciddi yan etki gelişirse hemen tıbbi yardım alabileceğinizden emin olmak içindir.
* Aşı yaptırdıktan sonra bol su için ve dinlenmeye çalışın. Bu, vücudunuzun aşıya tepkisini azaltmaya yardımcı olabilir.

Aşı yaptırmanın faydaları, risklerden daha ağır basmaktadır. Aşı yaptırmak, COVID-19’a yakalanma, ciddi hastalık geçirme, hastaneye yatma ve ölüm riskinizi azaltmaya yardımcı olur.

Aşı sonrası hafif yan etkilerden korunmak için yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:

* Aşı uygulanan bölgeye soğuk uygulama yapın. Bu, ağrı, şişlik ve kızarıklığı azaltmaya yardımcı olabilir.
* Parasetamol veya ibuprofen gibi reçetesiz satılan ağrı kesiciler alın. Bu, ateş, ağrı ve kas ağrılarını azaltmaya yardımcı olabilir.
* Bol sıvı tüketin. Bu, vücudunuzun susuz kalmasını önlemeye yardımcı olur.

Aşı sonrası ciddi yan etkilerden korunmak için yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:

* Alerjik reaksiyon riskiniz varsa, aşı yaptırmadan önce doktorunuzla konuşun. Alerjik reaksiyon riskinizi azaltmak için size reçetesiz veya reçeteli ilaçlar verebilirler.
* Aşı yaptırdıktan sonra aşağıdaki belirtilerden herhangi birini yaşarsanız, hemen tıbbi yardım alın:
* Nefes alma zorluğu
* Yüzünüzde, dilinizde veya boğazınızda şişlik
* Döküntü veya kaşıntı
* Baş dönmesi veya bayılma
* Göğsünüzde veya karnınızda şiddetli ağrı

Korona aşısının yan etkileri genellikle hafiftir ve birkaç gün içinde kendiliğinden geçer. Ancak, ciddi yan etkiler çok nadir olsa da mümkündür. Bu nedenle, aşı yaptırmadan önce doktorunuzla konuşun ve aşı sonrası herhangi bir yan etki yaşarsanız hemen tıbbi yardım alın.

@@@@@@@@

Korona aşısının beyin ve kalpteki olumsuz etkilerine karşı hacamatın ne gibi yararları vardır?

Hacamat, vücuttaki kirli kanın ve toksinlerin dışarı atılması için yapılan bir tedavi yöntemidir. Hacamat, binlerce yıldır geleneksel tıpta kullanılmaktadır ve çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde etkili olduğu düşünülmektedir.

Korona aşısının beyin ve kalpteki olumsuz etkilerine karşı hacamat uygulamasının bazı potansiyel yararları şunlardır:

* **Kan dolaşımını iyileştirir. ** Hacamat, kanın dolaşımını iyileştirerek beyne ve kalbe daha fazla oksijen ve besin taşınmasına yardımcı olabilir. Bu, beyin ve kalp fonksiyonunu iyileştirmeye ve olası hasarı önlemeye yardımcı olabilir.
* **Vücuttaki toksinleri temizler. ** Hacamat, vücuttaki toksinlerin temizlenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilir. Bu, korona aşısının neden olduğu yan etkilerin riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
* **Sindirim sistemini iyileştirir. ** Hacamat, sindirim sisteminin iyileşmesine yardımcı olarak vücudun besinleri daha iyi emmesine yardımcı olabilir. Bu, korona aşısının neden olduğu yorgunluk ve halsizlik gibi yan etkilerin hafifletilmesine yardımcı olabilir.

Ancak, hacamat uygulamasının korona aşısının beyin ve kalpteki olumsuz etkilerini önlemeye veya tedavi etmeye yardımcı olup olmadığına dair bilimsel kanıtlar sınırlıdır. Bu nedenle, hacamat yaptırmadan önce doktorunuzla konuşmanız önemlidir.

Hacamat yaptırırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır:

* Hacamat işlemini bir uzman tarafından yaptırın.
* Hacamat yaptırmadan önce doktorunuzla konuşun.
* Hacamat yaptırdıktan sonra bol sıvı tüketin ve dinlenmeye çalışın.

Hacamat, korona aşısının beyin ve kalpteki olumsuz etkilerini önlemeye veya tedavi etmeye yardımcı olabilecek bir potansiyel tedavi yöntemidir. Ancak, bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

 

@@@@@@@@

 

ABD’li Dr. Alan Shoemaker:

 

Çok üzgünüm. Covid aşısı olanlarda %5 ila %9 oranında kalp hasarı geliştiği tespit edildi. Her bir milyon kişide 50 bin ila 90 bin kişi arası.

 

Aşı yan etkisi olarak ‘miyokardit tanısı konulan insanların yarısı’ 5 yıl içinde, %75’i 10 yıl içinde ölecek.

 

@@@@@@@@

 

Almanya’da Covid-19 aşılarının yol açtığı ağır yan etkiler nedeniyle mahkemeye başvuran 301 kişiye her ay ömür boyu tazminat ödenmesine başlandığı belirtildi.

 

https://www.msn.com/tr-tr/haber/other/her-ay-301-ki%C5%9Fiye-covid-19-a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1-tazminat%C4%B1-%C3%B6deniyor/ar-AA19T4hi?ocid=entnewsntp&pc=EdgeStart&cvid=1d606e7e690742b9b25f825cb49b00d4&ei=31

https://www.youtube.com/watch?v=wR8TmB4TEKk

https://www.haber7.com/foto-galeri/80021-yan-etkileri-tartisma-konusuydu-biontech-yarin-hakim-karsisina-cikiyorlar

 

@@@@@@@@

 

GENİŞ BİLGİ İÇİN BAKINIZ:

 

https://tesbitler.com/index.php?s=korona

Loading

No ResponsesOcak 4th, 2024

Tevhid sancağı ve Hilafet sancağının özelliği ve amacı nedir?

Osmanlı savaşa çıkarken hangi ritüelleri yapardı?


Osmanlı Devleti, savaşa çıkmadan önce çeşitli ritüeller ve törenler düzenlerdi. Bu ritüeller, askerlerin maneviyatını yükseltmek, düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak ve savaşın başarıyla sonuçlanacağına dair inanç sağlamak amacıyla yapılırdı.

Osmanlı savaş ritüellerinin en önemlilerinden biri, padişahın orduya sancak göndermesiydi. Sancak, İslam’ın ve Osmanlı Devleti’nin bir sembolüydü ve askerlere savaşa çıkmaları için bir emir niteliğindeydi. Sancak, padişahın en sadık adamlarından biri tarafından orduya götürülür ve kılıç kuşanma töreninde padişah tarafından askerlere teslim edilirdi.

Kılıç kuşanma töreni, Osmanlı savaş ritüellerinin bir diğer önemli parçasıydı. Bu törende, padişah ordudaki tüm komutanlara kılıç kuşanırdı. Kılıç kuşanma, askerlere güç ve cesaret vermenin yanı sıra, onların padişaha ve devlete bağlılıklarını gösterme fırsatı sunardı.

Osmanlı ordusu, savaşa çıkmadan önce ayrıca dua ve ibadet törenleri düzenlerdi. Bu törenlerde, askerler Allah’tan zafer dileyerek savaşa hazırlanırlardı. Ayrıca, savaş alanına bayraklar ve sancaklar asılarak düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırılması hedeflenirdi.

Osmanlı savaş ritüelleri, Osmanlı ordusunun başarısında önemli bir rol oynadı. Bu ritüeller, askerlerin maneviyatını yükselterek onları savaşa daha hazır hale getiriyordu. Ayrıca, düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırarak savaşın başarıyla sonuçlanacağına dair bir inanç yaratıyordu.

Osmanlı savaş ritüellerinden bazıları şunlardır:

* Padişahın orduya sancak göndermesi
* Kılıç kuşanma töreni
* Dua ve ibadet törenleri
* Savaş alanına bayraklar ve sancaklar asılması

Bu ritüeller, Osmanlı Devleti’nin savaşçı kimliğinin bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir.

@@@@@@@

Osmanlı savaşa çıkarken hangi sembolleri kullanırdı?

Osmanlı Devleti, savaşa çıkarken çeşitli semboller kullanırdı. Bu semboller, askerlerin maneviyatını yükseltmek, düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak ve savaşın başarıyla sonuçlanacağına dair inanç sağlamak amacıyla kullanılırdı.

Osmanlı savaş sembollerinin en önemlilerinden biri, **sancak**tı. Sancak, İslam’ın ve Osmanlı Devleti’nin bir sembolüydü. Sancağın üzerinde genellikle İslam’ın sembolleri olan ay ve yıldız bulunurdu. Sancak, savaşta ordunun başında taşınırdı ve askerlere savaşa çıkmaları için bir emir niteliğindeydi.

Osmanlı savaş sembollerinden bir diğeri de **bayraktır**. Bayrak, Osmanlı Devleti’nin gücünün ve kudretinin bir sembolüydü. Bayrak üzerinde genellikle Osmanlı Devleti’nin arması bulunurdu. Bayrak, savaşta ordunun önünde taşınır ve düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırırdı.

Osmanlı savaş sembollerinden bazıları şunlardır:

* Sancak
* Bayrak
* Ay ve yıldız
* Hilal
* Yıldız
* Kılıç
* Ok ve yay
* Top
* Tüfek

Bu semboller, Osmanlı Devleti’nin savaşçı kimliğinin bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir.

Osmanlı savaş sembolleri, askerlerin maneviyatını yükseltmek ve düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak amacıyla kullanılıyordu. Bu semboller, Osmanlı ordusunun başarısında önemli bir rol oynadı.

@@@@@@@@

Tevhid sancağı ve Hilafet sancağının özelliği ve amacı nedir?

Tevhid sancağı ve Hilafet sancağı, Osmanlı Devleti’nde kullanılan iki önemli sancaktır. Bu sancaklar, İslam’ın ve Osmanlı Devleti’nin birer sembolüdür.

**Tevhid sancağı**, İslam’ın temel ilkelerinden olan “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” (Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir) ifadesinin yazılı olduğu bir sancaktır. Bu sancak, genellikle kırmızı kumaştan yapılır ve üzerine beyaz harflerle “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” ifadesi yazılır. Tevhid sancağı, Osmanlı Devleti’nin İslami bir devlet olduğunun ve İslam’ın temel ilkelerine bağlı olduğunun bir sembolüdür.

**Hilafet sancağı**, genellikle kırmızı kumaştan yapılan ve üzerinde ay ve yıldız bulunan bir sancaktır. Bu sancak, Osmanlı Devleti’nin hilafet makamını temsil eder. Hilafet sancağı, genellikle savaşlarda ordunun başında taşınır ve askerlere savaşa çıkmaları için bir emir niteliğindeydi. Hilafet sancağı, Osmanlı Devleti’nin İslam dünyasının liderliğini temsil ettiğinin bir sembolüdür.

Tevhid sancağı ve Hilafet sancağı, Osmanlı Devleti’nin savaşçı kimliğinin ve İslami kimliğinin önemli bir parçasıydı. Bu sancaklar, askerlerin maneviyatını yükseltmek ve düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak amacıyla kullanılıyordu.

**Tevhid sancağının özellikleri:**

* Kırmızı kumaştan yapılır.
* Üzerine beyaz harflerle “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” ifadesi yazılır.
* İslam’ın temel ilkelerinin bir sembolüdür.

**Hilafet sancağının özellikleri:**

* Kırmızı kumaştan yapılır.
* Üzerinde ay ve yıldız bulunur.
* Osmanlı Devleti’nin hilafet makamını temsil eder.
* Osmanlı Devleti’nin İslam dünyasının liderliğini temsil eder.

@@@@@@@

**Osmanlıda Mehter**

Mehter, Osmanlı Devleti’nde kullanılan askeri bir bandodur. Mehter, savaşlarda, törenlerde ve diğer resmi etkinliklerde kullanılırdı. Mehter, Osmanlı Devleti’nin gücünün ve kudretinin bir sembolüydü.

Mehter, Türklerin İslamiyet’ten önce de kullandığı bir gelenekti. Mehter, İslamiyet’ten sonra da kullanılmaya devam etti ve Osmanlı Devleti’nde önemli bir yere sahip oldu.

Mehter, çeşitli çalgılardan oluşur. Mehter’in en önemli çalgılarından biri **kös**tür. Kös, büyük bir davuldur. Mehter’in diğer çalgılarından bazıları **boru**, **zil**, **def**, **ceng** ve **ney**dir.

Mehter, çeşitli marşlar çalar. Mehter marşları, genellikle savaşçı bir ruha sahiptir. Mehter marşları, askerlerin moralini yükseltmek ve düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak amacıyla kullanılırdı.

Mehter marşlarından bazıları şunlardır:

* Ceddin deden

* Gafil ne bilir

* Fetih Marşı

* Barbaros Marşı.

Mehter, Osmanlı Devleti’nin önemli bir kültürel mirası olarak günümüze kadar gelmiştir. Mehter, günümüzde de çeşitli törenlerde ve etkinliklerde kullanılmaktadır.

Mehter’in Osmanlı Devleti’ndeki önemi, aşağıdaki gibi özetlenebilir:

* Mehter, Osmanlı Devleti’nin gücünün ve kudretinin bir sembolüydü.
* Mehter, askerlerin moralini yükseltmek ve düşmana karşı bir korku ve saygı uyandırmak amacıyla kullanılıyordu.
* Mehter, Osmanlı Devleti’nin kültürel kimliğinin önemli bir parçasıydı.

Mehter, Osmanlı Devleti’nin önemli bir mirası olarak günümüzde de yaşatılmaya devam etmektedir.

@@@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 4th, 2024

Osmanlıda Hilafet.

Osmanlıda Hilafet.


Osmanlıda hilafet, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve Osmanlı Hanedanı tarafından temsil edilmeye başlanmıştır. Osmanlı hilafetinin temel görevleri arasında, İslâm dininin ve şeriatın korunması, Müslümanların haklarını savunması ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği sağlamak yer alıyordu.

Osmanlı hilafetinin ilk dönemleri, hilafetin dini ve siyasi bir güç olarak yükseldiği dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde, Osmanlı sultanları hem İslâm dünyasının dini liderleri hem de dünyanın en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul ediliyordu. Osmanlı hilafeti, özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda, İslâm dünyasının birliği ve beraberliği için önemli bir rol oynadı.

Osmanlı hilafetinin gücünü kaybetmeye başladığı dönem ise 18. yüzyıldan itibaren başlamış sayılabilir. Bu dönemde, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve ekonomik gücü zayıflamaya başladı ve bu durum hilafetin de itibarını zedeledi. 19. yüzyılda, Avrupa’nın sömürgeci yayılmacılığıyla birlikte, Osmanlı hilafetinin İslam dünyasındaki etkisi daha da azaldı.

Osmanlı hilafetinin sona ermesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla gerçekleşti. 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen “Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun”la hilafet kaldırıldı.

Osmanlı hilafetinin kaldırılması, Türkiye’nin laikleşme sürecinin önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu olay, İslâm dünyasında da büyük yankı uyandırdı ve bazı kesimlerde tepkilere yol açtı.

Osmanlı hilafetinin tarihsel önemi, İslâm dünyasında birliği ve beraberliği sağlamaya yönelik çabaları ve Müslümanlar arasında dinî bir liderlik rolü oynaması açısından yadsınamaz. Ancak, hilafetin siyasi bir güç olarak zayıflaması ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte, bu kurum da tarihe karışmıştır.

@@@@@@@@@

Hilafetin gücü ve etkileri.

Hilafet, Hz. Muhammed’in vefatının ardından Müslümanların dini ve siyasi liderliğini üstlenen kişiye verilen unvandır. Hilafet, İslâm dünyasında yüzyıllar boyunca önemli bir siyasi ve dini kurum olarak varlığını sürdürmüştür.

Hilafetin gücü, öncelikle İslâm dünyasının birliği ve beraberliği sağlamadaki rolünden kaynaklanıyordu. Hilafet, Müslümanların ortak bir dini lidere sahip olmasını ve bu lider etrafında birleşmesini sağlıyordu. Bu durum, özellikle İslâm dünyasının farklı bölgeleri arasında birlik ve beraberliği sağlamada önemli bir rol oynamıştır.

Hilafetin gücü, aynı zamanda halifenin sahip olduğu siyasi ve askeri güçten de kaynaklanıyordu. Halife, İslâm dünyasının en güçlü hükümdarı olarak kabul ediliyordu ve bu gücüyle İslâm dünyasında düzeni ve barışı sağlamaktan sorumluydu.

Hilafetin etkileri, İslâm dünyasının siyasi, dini ve sosyal yaşamında kendini göstermiştir. Hilafet, İslâm dünyasında birlik ve beraberliği sağlamaya, İslâm dininin ve şeriatın korunmasına ve Müslümanların haklarını savunmaya yardımcı olmuştur.

Osmanlı döneminde hilafet, İstanbul’da bulunan Osmanlı sultanları tarafından temsil edilmiştir. Osmanlı hilafetinin gücü, ilk dönemlerde oldukça yüksekti. Bu dönemde, Osmanlı sultanları hem İslâm dünyasının dini liderleri hem de dünyanın en güçlü hükümdarlarından biri olarak kabul ediliyordu. Osmanlı hilafeti, özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda, İslâm dünyasının birliği ve beraberliği için önemli bir rol oynamıştır.

Osmanlı hilafetinin gücünü kaybetmeye başladığı dönem ise 18. yüzyıldan itibaren başlamış sayılabilir. Bu dönemde, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve ekonomik gücü zayıflamaya başladı ve bu durum hilafetin de itibarını zedeledi. 19. yüzyılda, Avrupa’nın sömürgeci yayılmacılığıyla birlikte, Osmanlı hilafetinin İslam dünyasındaki etkisi daha da azaldı.

Osmanlı hilafetinin sona ermesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla gerçekleşti. 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen “Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun”la hilafet kaldırıldı.

Hilafetin kaldırılması, Türkiye’nin laikleşme sürecinin önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu olay, İslâm dünyasında da büyük yankı uyandırdı ve bazı kesimlerde tepkilere yol açtı.

Hilafetin tarihsel önemi, İslâm dünyasında birliği ve beraberliği sağlamaya yönelik çabaları ve Müslümanlar arasında dinî bir liderlik rolü oynaması açısından yadsınamaz. Ancak, hilafetin siyasi bir güç olarak zayıflaması ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte, bu kurum da tarihe karışmıştır.

Hilafetin günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından savunulduğu ve hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirildiği görülmektedir. Ancak, hilafetin yeniden tesis edilmesi halinde bu kurumun hangi şartlar altında ve nasıl bir işlev göreceğinin net olmadığı söylenebilir.

@@@@@@@

Delil ve kaynaklarıyla İslamda Hilafet.

İslamda hilafet, Hz. Muhammed’in vefatının ardından Müslümanların dini ve siyasi liderliğini üstlenen kişiye verilen unvandır. Hilafet, İslâm dünyasında yüzyıllar boyunca önemli bir siyasi ve dini kurum olarak varlığını sürdürmüştür.

**Hilafetin delilleri**

Hilafetin delilleri, hem Kur’an-ı Kerim’de hem de hadislerde yer almaktadır.

**Kur’an-ı Kerim’de hilafet**

Kur’an-ı Kerim’de hilafet ile ilgili doğrudan bir ayet bulunmamakla birlikte, bazı ayetler hilafetin gerekliliğini ve önemini göstermektedir. Örneğin, Maide Suresi 55. ayette şöyle buyurulur:

> “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Resulüne arz edin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bu, sizin için daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”

Bu ayette, Müslümanların Allah’a, Peygambere ve ulu’l-emre itaat etmesi gerektiği belirtilmektedir. Ulu’l-emrin kim olduğu konusunda farklı yorumlar olmakla birlikte, hilafeti savunanlar bu kavramın halifeyi ifade ettiğini düşünmektedir.

**Hadislerde hilafet**

Hadislerde de hilafetin gerekliliği ve önemi vurgulanmaktadır. Örneğin, Buhari’nin Sahih’inde yer alan bir hadiste Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur:

> “Ümmetimden ümmetime (İslam dünyasına) imamet edecek bir kişi mutlaka olacaktır.”

Bu hadiste, Hz. Muhammed’in bir halifenin mutlaka olacağını haber verdiği görülmektedir.

**Hilafetin kaynakları**

Hilafetin kaynakları, hem Kur’an-ı Kerim hem de hadislerdir. Bununla birlikte, hilafetin nasıl bir kurum olması gerektiği, halifenin kimler tarafından seçileceği ve halifenin yetkileri gibi konularda farklı görüşler bulunmaktadır.

**Hilafetin görevleri**

Hilafetin görevleri, İslam hukukçuları tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Ancak, genel olarak hilafetin görevleri şu şekilde sıralanabilir:

* İslâm dininin ve şeriatın korunması
* Müslümanların haklarının savunması
* Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğin sağlanması
* İslâm dünyasının güvenliğinin ve refahının sağlanması

**Hilafetin sonu**

Hilafetin sonu, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen “Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun” ile gerçekleşmiştir. Bu kanunla birlikte, Osmanlı hilafeti kaldırılmış ve Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olarak ilan edilmiştir.

Hilafetin kaldırılması, İslâm dünyasında büyük yankı uyandırdı ve bazı kesimlerde tepkilere yol açtı. Hilafetin kaldırılması, günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından tartışılmakta ve hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirilmektedir.

@@@@@@@@

Peygamberimizden sonra şimdiye kadar hilafete geçen Halifeler.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in vefatının ardından, Müslümanların dini ve siyasi liderliğini üstlenecek bir kişi belirlemek için bir kurul oluşturuldu. Bu kurul, Hz. Muhammed’in yakın arkadaşları ve sahabelerinden oluşuyordu. Kurul, Hz. Muhammed’in vefatından sonra ilk halife olarak Ebu Bekir’i seçti.

Ebu Bekir’in ardından Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, Ali bin Ebu Talib ve Muaviye bin Ebu Süfyan halifelik yaptı. Bu halifelere, “Dört Halife” veya “Hulefa-i Raşidin” adı verilir.

Dört Halife’nin ardından, Emevi, Abbasi, Fatimi, Memlûk ve Osmanlı olmak üzere beş farklı hanedan tarafından hilafet yönetildi.

**Emevi Halifeliği (661-750)**

Osman bin Affan’ın öldürülmesinin ardından, yerine Muaviye bin Ebu Süfyan halife oldu. Muaviye’nin halifeliğiyle birlikte, hilafet Mekke’den Şam’a taşındı. Emevi Halifeliği döneminde, İslam dünyası büyük bir genişleme yaşadı.

**Abbasi Halifeliği (750-1258)**

Emevi Halifeliği’nin zayıflamasının ardından, Abbasiler tarafından yıkıldı. Abbasi Halifeliği döneminde, İslam dünyasında önemli bir kültürel ve bilimsel gelişme yaşandı.

**Fatimid Halifeliği (909-1171)**

Abbasi Halifeliği’nin batısında, Mısır’da kurulan Fatimiler, kendilerine halifelik unvanı verdiler. Fatimiler, Şii İslam’ı benimsemişlerdi ve Şiiliğin yayılmasında önemli bir rol oynadılar.

**Memlûk Halifeliği (1250-1517)**

Mısır’da kurulan Memlûkler, 1250 yılında Fatimi Halifeliği’ni yıktılar. Memlûkler, kendilerini Abbasi Halifeliği’nin devamı olarak gördüler ve halifelik unvanını kullanmaya devam ettiler.

**Osmanlı Halifeliği (1517-1924)**

1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle birlikte, Osmanlılar hilafeti ele geçirdiler. Osmanlı Halifeliği döneminde, hilafet İslam dünyasının en güçlü dini ve siyasi kurumu haline geldi.

1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, hilafet kaldırıldı. Hilafet, günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından savunulan bir kurumdur.

**Hilafetin kaldırılması**

Hilafetin kaldırılması, Türkiye’nin laikleşme sürecinin önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu olay, İslâm dünyasında da büyük yankı uyandırdı ve bazı kesimlerde tepkilere yol açtı.

Hilafetin kaldırılması sonrasında, bazı Müslümanlar tarafından hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirilmiştir. Ancak, hilafetin yeniden tesis edilmesi halinde bu kurumun hangi şartlar altında ve nasıl bir işlev göreceğinin net olmadığı söylenebilir.

@@@@@@@

Halifelerin yetki ve gücü nedir?

Halifelerin yetki ve gücü, İslam hukukçuları tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Ancak, genel olarak halifenin yetkileri şu şekilde sıralanabilir:

* **Dini liderlik:** Halife, Müslümanların dini liderliğini üstlenir ve İslâm dininin ve şeriatın korunmasından sorumludur. Halife, hutbe verir, namaz kıldırır ve Müslümanların dini meselelerinde fetva verir.
* **Siyasi liderlik:** Halife, Müslümanların siyasi liderliğini üstlenir ve İslâm dünyasının siyasi birliğini ve beraberliğini sağlamaya çalışır. Halife, devleti yönetir, orduyu komuta eder ve dış ilişkileri yürütür.
* **Yargı:** Halife, İslâm hukukunu uygulamakla görevlidir ve Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözer.

Halifenin gücü, hem dini hem de siyasidir. Halife, Müslümanların liderliğini üstlenen ve İslâm dünyasının birliği ve beraberliğini sağlayan kişidir.

Halifenin yetki ve gücü, İslam hukukçuları arasında farklı görüşlere konu olmuştur. Bazı hukukçulara göre, halifenin yetkileri mutlaktır ve halifenin her kararı Müslümanlar tarafından itaat edilmek zorundadır. Diğer hukukçulara göre ise, halifenin yetkileri sınırlıdır ve halifenin kararları, şeriat hükümlerine uygun olmalıdır.

Hilafetin kaldırılması ile birlikte, halifenin yetki ve gücü de sona ermiştir. Ancak, günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirilmektedir.

@@@@@@@@@@

Halifelerin seçimi ve sorumluluk alanları nedir?

**Halifelerin seçimi**

Hilafetin nasıl seçileceği, İslam hukukçuları arasında farklı görüşlere konu olmuştur. Bu görüşler, hilafetin seçimle mi yoksa tayinle mi belirlenmesi gerektiği ve halifenin kimler tarafından seçilmesi gerektiği gibi konularda farklılık göstermektedir.

**Seçim yoluyla halifelik**

Seçim yoluyla halifelik, İslam dünyasında en yaygın kabul gören görüştür. Bu görüşe göre, halife, Müslümanlar tarafından seçilmelidir. Seçim, Müslümanların temsilcileri tarafından yapılmalıdır.

Seçim yoluyla halifelik, Dört Halife döneminde uygulanan yöntemdir. Bu dönemde, halifeler, Müslümanların temsilcileri tarafından seçilmiştir.

**Tayın yoluyla halifelik**

Tayın yoluyla halifelik, İslam dünyasında azınlık olarak kabul edilen bir görüştür. Bu görüşe göre, halife, Müslümanların bir lideri tarafından tayin edilmelidir.

Tayın yoluyla halifelik, Emevi ve Abbasi dönemleri gibi bazı dönemlerde uygulanmıştır. Bu dönemlerde, halifeler, genellikle hanedan üyelerinden seçilmiştir.

**Halifelerin sorumluluk alanları**

Halifelerin sorumluluk alanları, İslam hukukçuları tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Ancak, genel olarak halifelerin sorumluluk alanları şu şekilde sıralanabilir:

* **Dini liderlik:** Halife, Müslümanların dini liderliğini üstlenir ve İslâm dininin ve şeriatın korunmasından sorumludur. Halife, hutbe verir, namaz kıldırır ve Müslümanların dini meselelerinde fetva verir.
* **Siyasi liderlik:** Halife, Müslümanların siyasi liderliğini üstlenir ve İslâm dünyasının siyasi birliğini ve beraberliğini sağlamaya çalışır. Halife, devleti yönetir, orduyu komuta eder ve dış ilişkileri yürütür.
* **Yargı:** Halife, İslâm hukukunu uygulamakla görevlidir ve Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözer.

Halifelerin sorumluluk alanları, İslam dünyasının değişen ihtiyaçlarına göre de şekillenmiştir. Örneğin, Emevi ve Abbasi dönemleri gibi bazı dönemlerde, halifelerin sorumluluk alanları daha da genişlemiştir. Bu dönemlerde, halifeler aynı zamanda birer askeri lider ve birer kültürel lider olarak da görev yapmışlardır.

Hilafetin kaldırılması ile birlikte, halifelerin sorumluluk alanları da sona ermiştir. Ancak, günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirilmektedir. Bu görüşler doğrultusunda, halifelerin sorumluluk alanlarının yeniden tanımlanması gerektiği düşünülmektedir.

@@@@@@@@@

Hilafet neden kaldırıldı ve bununla ne amaçlandı?

Hilafet, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır. Bu kararla birlikte, Osmanlı hilafeti sona ermiş ve Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olarak ilan edilmiştir.

Hilafetin kaldırılmasının nedenleri arasında şunlar sayılabilir:

* **Laikleşme:** Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu, laik bir devlet kurmak istiyordu. Hilafet, dini bir kurum olduğu için, laik bir devletle bağdaşmadığı düşünülüyordu.
* **Siyasi nedenler:** Hilafet, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde siyasi bir güç olarak zayıflamıştı. Halife, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi gücünü tehdit ettiği düşünülüyordu.
* **Askeri nedenler:** Hilafet, İslam dünyasının siyasi ve dini birliğini temsil ediyordu. Hilafet kaldırılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin İslam dünyasındaki etkisinin azaltılması amaçlandı.

Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nde dini ve siyasi liderlik birbirinden ayrıldı. Bu durum, Türkiye’nin modernleşme sürecinin önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

Hilafetin kaldırılması, İslâm dünyasında büyük yankı uyandırdı ve bazı kesimlerde tepkilere yol açtı. Hilafetin kaldırılması, günümüzde de bazı Müslümanlar tarafından tartışılmakta ve hilafetin yeniden tesis edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getirilmektedir.

@@@@@@@@

Hilafetin kaldırılmasında içte ve İslam dünyasında ne gibi tepkiler olmuştur?

Hilafetin kaldırılması hem içeride hem de İslam dünyasında farklı tepkilere neden olmuştur. İşte bazı önemli tepkiler:

İçeride:
1. İslamcı çevreler, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İslam dünyasının lideri olan halifeliğin kaldırılmasına tepki göstermiştir. Bu çevreler, İslam dünyasının yeniden birleşmesi için hilafetin önemli bir rol oynadığına inanmışlardır.
2. Bazı Müslümanlar, hilafetin kaldırılmasının İslam’ın siyasi boyutunu zayıflattığına, Müslümanların bir liderlik otoritesine sahip olmadığına ve İslam’ın siyasetten ayrılamayacağını savunmuştur.
3. Ancak, hilafetin kaldırılmasına karşı olanlar genellikle azınlıkta kalmıştır. Çünkü İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşmesi ve ulus devletin kurulması için hilafeti kaldırmıştır.

İslam Dünyasında:
1. Hilafetin kaldırılması, İslam dünyasının farklı bölgelerinde büyük tepkilere neden olmuştur. Özellikle Hindistan, Mısır, Hindistan-Pakistan bölgesi ve Endonezya gibi Müslüman çoğunluklu ülkelerde protesto gösterileri düzenlenmiştir.
2. Hilafetin kaldırılması, İngiliz ve Fransız sömürgeciliği altında olan Ortadoğu ülkelerinde de tepkilere neden olmuştur. Bu tepkiler, bağımsızlık ve milliyetçilik hareketlerinin güçlenmesine ve Osmanlı İmparatorluğu’na karşı direnişin artmasına yol açmıştır.
3. Bazı işbirlikçi liderler, hilafetin kaldırılması karşısında sessiz kalmış veya destek vermiştir. Örneğin, Arap isyanları sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşan Şerif Hüseyin, İngilizler tarafından hilafetin kaldırılması konusunda tavizler alması için teşvik edilmiştir.
4. Hilafetin kaldırılmasıyla çağdaşlaşma hareketlerine ve laikleşmeye yönelik dönüşümler, bazı Müslüman entelektüel çevrelerin çeşitli tepkilerine neden olmuştur. Bu çevreler, İslam’ın modernleşmesi ve Batılılaşması konusunda farklı görüşler sunmuşlardır.

@@@@@@@@@

Hilafetin kaldırılmasında gösterilen olumsuz davranış ve uygulamalar.

Hilafetin kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3 Mart 1924 tarihinde çıkardığı kanunla halifelik makamını kaldırmasıdır. Bu karar ile 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı padişahlarının taşıdığı; son Osmanlı padişahı Vahdettin’in ülkeyi terk etmesinden sonra TBMM tarafından Abdülmecid Efendi’ye verilmiş olan halifelik unvanı ortadan kalkmıştır . Hilafetin kaldırılmasına giden süreçte, tekke, zâviye ve türbelerin kapatılması, lâkap ve unvanların kaldırılması, uluslararası ölçülerin kabulü, kıyafet inkılâbı, millet mektepleri, Türk Tarih Kurumlarının kurulması, üniversite reformu, güzel sanatlarda yenilikler, İzmir İktisat Kongresi, aşarın kaldırılması, çiftçinin özendirilmesi, örnek çiftliklerin kurulması, sanayi teşvik kanunu, birinci beş yıllık sanayi planı, tarım kredi kooperatifleri’nin kurulması, kabotaj kanunu, yüksek ziraat enstitüsü’nün kurulması, mecellenin kaldırılması, medeni kanunun kabulü, Türk Ceza Kanunu gibi birçok inkılap gerçekleştirilmiştir .


@@@@@@@@

Hilafetin kaldırılma fikir ve projesi kimlerden çıktı?

Hilafetin kaldırılma fikri ve projesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nın liderleri ve fikir adamları tarafından ortaya atıldı. Bu fikir ve projenin ortaya çıkmasında, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve ardından parçalanması, hilafetin siyasi ve dini gücünün zayıflaması, Türkiye’nin laik bir devlet olarak kurulması gibi faktörler etkili oldu.

Hilafetin kaldırılması fikrini ilk kez ortaya atanlardan biri, Kurtuluş Savaşı’nın önemli isimlerinden biri olan Kazım Karabekir’dir. Karabekir, 1919 yılında kaleme aldığı bir yazıda, hilafetin kaldırılmasının Türkiye’nin bağımsızlığı ve ilerlemesi için gerekli olduğunu savundu.

Hilafetin kaldırılması fikrini destekleyen diğer fikir adamları arasında, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Abdullah Cevdet ve Ahmet Ağaoğlu gibi isimler yer aldı. Bu isimler, hilafetin laik bir devlet için bir engel olduğuna ve kaldırılmasının Türkiye’nin modernleşmesi için gerekli olduğuna inanıyorlardı.

Mustafa Kemal Atatürk de hilafetin kaldırılması fikrini destekleyen isimlerden biriydi. Atatürk, hilafetin siyasi ve dini gücünün zayıfladığını ve Türkiye’nin laik bir devlet olarak kurulabilmesi için kaldırılması gerektiğini düşünüyordu.

Hilafetin kaldırılması fikri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde uzun süre tartışıldı. Nihayetinde, 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 431 sayılı kanunla hilafet kaldırıldı.

@@@@@@@@@

Hilafetin kaldırılmasında İngiliz’in rolü ve etkisi ne olmuştur?

İngilizlerin hilafetin kaldırılmasında rolü ve etkisi, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki şekilde değerlendirilebilir.

Doğrudan olarak, İngilizler hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmış ve bu kararın alınmasını engellemeye çalışmışlardır. İngilizler, hilafetin kaldırılmasının Türkiye’de İslami muhalefetin güçlenmesine ve Orta Doğu’da İngiliz çıkarlarına zarar vermesine neden olacağını düşünüyorlardı. Bu nedenle, hilafetin kaldırılması fikrinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmesini engellemek için diplomatik ve siyasi girişimlerde bulundular.

Örneğin, 1923 yılında Lozan Konferansı’nda, İngilizler hilafetin kaldırılmasına karşı çıktılar. İngiliz temsilcileri, hilafetin kaldırılmasının Türkiye’nin bağımsızlığını ve egemenliğini tehdit edeceğini savundular. Ancak, Türk temsilcileri, hilafetin kaldırılmasının Türkiye’nin laik bir devlet olarak kurulması için gerekli olduğunu savunarak İngilizlerin bu teklifini reddettiler.

İngilizlerin hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmalarının bir başka nedeni de hilafetin Arap milliyetçiliğini körükleyeceğine olan korkularıydı. İngilizler, hilafetin kaldırılmasının, Arapların Osmanlı Devleti’ne olan bağlılığını azaltacağını ve Arap milliyetçiliğinin güçlenmesine neden olacağını düşünüyorlardı. Bu nedenle, hilafetin kaldırılması kararını engellemek için Arap devletleriyle de görüşmeler yaptılar. Ancak, Arap devletleri de hilafetin kaldırılması fikrini desteklediler.

Dolaylı olarak ise, İngilizlerin hilafetin kaldırılmasında etkisi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve ardından parçalanması ile ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nin yenilmesi ve parçalanması, hilafetin siyasi ve dini gücünü zayıflatmış ve hilafetin kaldırılması fikrinin güçlenmesine neden olmuştur.

Sonuç olarak, İngilizlerin hilafetin kaldırılmasında hem doğrudan hem de dolaylı olarak rolü ve etkisi olmuştur. İngilizlerin doğrudan olarak hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmaları, bu kararın alınmasını engelleyememiştir. Ancak, İngilizlerin hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmaları, bu kararın alınmasını geciktirdi ve zorlaştırdı.

Loading

No ResponsesOcak 4th, 2024

YOKLUĞUN ÖNÜNDEKİ ENGEL CEHENNEM

YOKLUĞUN ÖNÜNDEKİ ENGEL CEHENNEM

Cehennemin varlığının hikmetini anlayınca iyi ki varmış diyeceksiniz.

Çünkü cehennem kâinatın çöplüğüdür.

Bir evin, sitenin, il, devlet ve dünyanın çöplüğü gibi.

Çöp atılacak yerin olmadığını düşündüğünüzde, bunu daha iyi anlamış olursunuz.
Cehennem ademi yani yokluğu temsil ediyor.
Ademi olan ve ademin önündeki son perdedir cehennem.
Çöplük, kainatın çöplüğü, ademi olup işe yaramayanlar oraya dökülüyor, oraya atılıyor.
“Nasıl ki Cennet, vücut âlemlerinin mahsulâtını taşıyor ve dünyanın yetiştirdiği tohumları bâkiyâne sümbüllendiriyor. Öyle de, Cehennem dahi, hadsiz dehşetli adem ve hiçlik âlemlerinin çok elîm neticelerini göstermek için, o adem mahsulâtlarını kavuruyor. Ve o dehşetli Cehennem fabrikası, sair vazifeleri içinde, âlem-i vücut kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor. Bu dehşetli meselenin şimdilik kapısını açmayacağız; inşâallah sonra izah edilecek.”[1]
Meyvesi zakkum, içeceği ise kaynar sudur.
” Demek bu semâvî lâmbalarda gayet harika bir intizam var. Ve onlara çok dikkatle bakılıyor. Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennemdir ki, onlara nursuz hararet veriyor. Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası daimî bir Cennettir ki, onlara nur ve ışık veriyor; ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamıyla, intizamla yanmakları devam ediyor.”[2]

-Arapça Nurla Narın yazılışı kök itibarıyla aynıdır.
Nur ışık verirken, nar hararet veriyor.
Cehennem küfrün ürünü.
Küfür manevi bir Cehennemi içinde barındırıyor.
Nitekim kafirin bu dünyadaki manevi Cehennemi, asi müminin maddi Cehenneminden daha dehşetlidir.
“Risâle-i Nur, bu dünyada bir mânevî Cehennemi, dalâlette gösterdiği gibi, îmanda dahi bıı düııyada mânevî bir Cennet bulunduğunu ispat ediyor; ve günahların ve fenalıkların ve haram lezzetlerin içinde mânevî elîm elemleri gösterip, hasenât ve güzel hasletlerde ve hakâik-i şeriatın amelinde Cennet lezâiz i gibi mânevî lezzetler bıılunduğunu ispat ediyor.
Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle-aklı başında olanlarını-kurtarıyor.”[3]

-” Gördüm ki: “İmânda mânevî bir Cennet ve dalâlette mânevî bir Cehennem bu dünyâda da vardır” yakînen bildim.”[4]

” Risâle-i Nurda pek çok muvâzenelerle ehl-i sefâhet ve dalâlet, dünyâda dahi bir mânevî Cehennem içinde azap çektiklerini; ve ehl-i îmân ve salâhat, dünyâda dahi bir mânevî Cennet içinde İslâmiyet ve insâniyet mîdesiyle ve îmânın tecelliyâtiyle ve cilveleriyle mânevî Cennet lezzetleri tadabilirler, belki derece-i îmânlarına göre istifâde edebilirler.
Fakat, bu fırtınalı zamânın, hissi iptâl eden ve beşerin nazarını afâka dağıtan ve boğan cereyanlar iptâl-i his nev’inden bir sersemlik vermiş ki, ehl-i dalâlet mânevî azâbını muvakkaten tam hissedemiyor. Ehl-i hidâyete dahi gaflet basıyor, hakikî lezzetini takdir edemiyor.”[5]

-“Hidayetin neticesi, semeresi ve hidayetteki lezzet ve nimet nedir?” diye sual eden saile cevaptır. Yani, hidayette saadet-i dareyn vardır. Hidayetin neticesi, nefs-i hidayettir. Hidayetin semeresi, ayn-ı hidayettir. Zira, hidayet haddizatında büyük bir nimettir ve vicdani bir lezzettir ve ruhun cennetidir. Nasıl ki dalalet ruhun cehennemidir; öyle de, ahiretin felah ve saadetini intaç eder.”[6]

-Cennette Cemal ismi, Cehennem de Celal, Kahhar ve Cebbar ismi tecelli ediyor.
” Arkadaş! Cenab-ı Hakkın sıfat-ı ezeliye aleminde biri celali, diğeri cemali, iki türlü tecellisi vardır. Celal ile cemalin sıfat-ı ef’al aleminde tecellisinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder. Ef’al alemine tecelli edince, tahliye ( ) ile tahliye ( ) , tezyin ile tenzih doğar. Asar ve a’mal aleminden alem-i ahirete intıba’ edince, lütuf Cennet ve nur olarak, kahır da Cehennem ve nar olarak tecelli eder. Sonra alem-i zikre in’ikas edince, biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır. Sonra alem-i kelamda tecelli edince, kelamın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra alem-i irşada intikal edince, irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder.
Sonra vicdana tecelli edince, reca ve havf husule gelir.
Sonra irşadın iktizasındandır ki, havf ile reca arasındaki müvazene devamla muhafaza edilsin ki, reca ile doğru yollara süluk edilsin, havf ile de, eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yus, ne de azabından emin olunsun.
İşte böylece teselsül eden şu hikmetten dolayı, Kur’an-ı Kerim, aleddevam, terğibden sonra terhib; ve ebrarı medhettikten sonra füccarı zemmetmiştir.”[7]

-Kısa zamandaki günaha mukabil ebedi Cehennemin adalet olduğunun izahtan sonra,
” Sual : O ebedi ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlahiyeye ne diyorsun?
Cevap : Azizim! O kafir hakkında iki ihtimal var. O kafir, ya ademe gidecektir veya daimi bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun-velev Cehennemde olsun-ademden daha hayırlı olduğu vicdani bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve masiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kafirin meskeni Cehennemdir ve ebedi olarak orada kalacaktır.
Fakat kafir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kafirlerin dünyada yaptıkları a’mal-i hayriyelerine mükafaten, şu merhamet-i İlahiyeye mazhar olduklarına dair işarat-ı hadisiye vardır.
Maahaza, cinayetin lekesini izale veya hacaletini tahfif, veyahut icra-yı adalete iştiyak için cezayı hüsn-ü rıza ile kabul etmek, ruhun fıtri olan şe’nidir.
Evet, dünyada, çok namus sahipleri, cinayetlerinin hicabından kurtulmak için, kendilerine cezanın tatbikini istemişlerdir; ve isteyenler de vardır.”[8]

-” Mazi sigasıyla zikredilen – – hazırlanmıştır.- kelimesi, Cehennemin el’an mahluk ve mevcut olup, Ehl-i İ’tizalin bilahare vücuda geleceğine zehapları gibi olmadığına işarettir.
Ey arkadaş! Ateş unsuru, kainatın bütün kısımlarını istila etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kainatın yaratılışından başlayarak her tarafa dal budak salıp gelen şu şecere-i nariyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin başında, yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır. Evet, toprağın içinde büyük ve uzun bir damarı gören adam, o damarın başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannetmesi gibi, alemin her tarafında damarları bulunan şu şecere-i nariyenin de Cehennem gibi bir meyvesinin bulunduğuna bilhads, yani sür’at-i intikal ile hükmedebilir.”[9]

-” Sual : Bazı hadislerin zahirine göre, Cehennem tahtel-arzdır; yani yerin altındadır. Ve keza, bir hadise nazaran, Cehennem ateşinin dünya ateşinden iki yüz derece fazla harareti vardır. Bu noktaların izahı?
Cevap : Kürenin tahtı, merkezinden ibarettir. Buna binaen, arzın tahtı, merkezidir. Nazariyat-ı hikemiyece sabit olduğu vecihle, arzın merkezinde, harareti iki yüz bin dereceye baliğ bir ateş vardır. Çünkü, her otuz üç zıra’ derinliğinde, tahminen bir derece hararet artar. Buna binaen, merkeze kadar iki yüz bin dereceli bir hararet meydana gelir. İşte bu nazariyeye, mezkur hadisin meali mutabık gelir. Buna binaen, küre-i arzın merkezinde bulunan iki yüz bin derece hararetli bir ateş, Cehenneme bir çekirdek hükmünde olup, kıyamette, kabuğu hükmünde bulunan tabaka-i türabiyeyi çatlatıp, bütün dehşetiyle çıkar, tevessü etmeye başlar ve tam teçhizatıyla Cehennem meydana gelir, denilebilir. Ve keza, bir hadise nazaran, “Zemherir” namında, burudet ile yakan bir ateş vardır. Bu hadis de, o nazariyeye mutabıktır. Zira, merkez-i arzdan sathına kadar derece derece artan veya tenakus eden ateş, Zemherir de dahil olmak üzere, ateşin bütün mertebelerine şamildir. Hikmet-i tabiiyede takarrur ettiği gibi, ateş, bazen öyle bir dereceye gelir ki, yakınında bulunan şeylerden hararetleri tamamen celp ve cezb etmekle, onları bürudet ile yakar ve suyu incimad ettirir.
Sual : Mezkur hadise göre, Cehennem, arzın merkezindedir. Halbuki arz, Cehenneme nisbeten bir yumurta kadardır. O kocaman Cehennem, arzın karnında nasıl yerleşir?
Cevap : Evet, alem-i mülk, yani alem-i şehadet, yani bu görmekte olduğumuz aleme göre, Cehennem, arzın içindedir diye, Cehennemi küçük gösteriyoruz. Amma alem-i ahirete nazaran, Cehennem öyle azamet peyda eder ki, binlerce arzları içine alır, doymaz. Bu alem-i şehadet, bir perde gibi, onun tevessüüne mani olmuştur. Binaenaleyh, arzın içindeki Cehennemden maksat, Cehennemin kalbi ve Cehennemin çekirdeğidir. Ve keza Cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malumdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şumulü vardır. Binaenaleyh, Allah’ın mülkü pek geniştir. Pecere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse, yeri vardır. Ve keza, bir hadise göre, Cehennem matvidir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. Demek Cehennemin, bir yumurta gibi, arzın merkezinde mevcut ve bilahere tezahür edeceği, mümkinattandır.
İhtar : Cehennemin şimdi mevcut olmadığına Mutezileleri sevk eden, bu hadis olsa gerektir.
Arkadaş! Bu ayetin cümlelerini yoklayalım, bakalım, o zarflar nasıl sadeflerdir, içlerinde ne gibi cevherler vardır?”[10]

Yaşasın zalimler için cehennem.
Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil.
Cennet adam istediği gibi, Cehennem de adam ister.
Cehennem Mahzendir.
Cehennem Hapishanedir.
Cehennem Azap yeridir.
Cehennem Kâinatın yakıt ve buhar kazanıdır.
Cehennem Memuru ilahidir.
Cehennem yokluğu, Cennet ise vücudu temsil ediyor.[11]

MEHMET ÖZÇELİK

03-01-2024

[1] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/asa-yi-musa/on-birinci-mesele/69

[2] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/asa-yi-musa/besinci-huccet-i-imaniye-otuzuncu-lem-anin-ucuncu-nuktesi/170

[3] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/hizmet-rehberi/risale-i-nur-bu-dunyada-dahi-imandaki-lezzeti-imansizliktaki-sikinti/39

[4] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/hutbe-i-samiye/arabi-hutbe-i-samiyenin-mukaddimesidir/21

[5] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/hutbe-i-samiye/arabi-hutbe-i-samiyenin-mukaddimesidir/22

[6] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-besinci-ayetinin-tefsiri/62

[7] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-altinci-ayetinin-tefsiri/66

[8] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-yedinci-ayetinin-tefsiri/81

[9] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-yirmi-uc-ve-yirmi-dorduncu-ayetlerinin-tefsiri/180

[10] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-yirmi-uc-ve-yirmi-dorduncu-ayetlerinin-tefsiri/181
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mektubat/birinci-mektub/14
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/muhakemat/besinci-mesele/62

[11] Daha geniş görüntülü olarak bakınız.  https://www.youtube.com/watch?v=ghG-rWVnc7s&t=4s

https://www.youtube.com/watch?v=01eId2fLAg8

https://www.youtube.com/watch?v=OPErJ9Gw6ms

https://www.youtube.com/watch?v=NuHowrwbzJU

Loading

No ResponsesOcak 3rd, 2024

Dünyadaki vekalet savaşları ve tarafları.

Dünyadaki vekalet savaşları ve tarafları.


**Dünyada devam eden ve vekalet savaşı olarak sınıflandırılabilecek birçok çatışma bulunmaktadır. ** Bu çatışmalar genellikle iki veya daha fazla büyük güç arasında, doğrudan çatışmaya girmemek için üçüncü bir tarafı kullanarak yürütülmektedir.

**En önemli vekalet savaşlarından biri, Ukrayna’da devam eden savaştır.** Bu savaşta, Rusya, Ukrayna’nın Batı yanlısı hükümetini devirmek için Donbas bölgesindeki ayrılıkçıları desteklemektedir. Ukrayna’yı ise ABD, Avrupa Birliği ve NATO ülkeleri desteklemektedir.

**Diğer bir önemli vekalet savaşı ise, Yemen’de devam eden iç savaştır.** Bu savaşta, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, İran destekli Husileri desteklemektedir. Yemen’i ise İran ve Rusya desteklemektedir.

**Libya’da da 2011’deki devrimin ardından başlayan iç savaş devam etmektedir.** Bu savaşta, Doğu Libya’da Hafter’i destekleyen Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Rusya ile Batı Libya’da Serrac’ı destekleyen Türkiye ve Fransa arasında bir vekalet savaşı yaşanmaktadır.

**Suriyeli iç savaş da bir vekalet savaşı olarak görülmektedir.** Bu savaşta, Batılı ülkeler ve Türkiye, Beşşar Esad’ı devirmek için muhalefeti desteklemektedir. Rusya ve İran ise Esad rejimini desteklemektedir.

**Bu çatışmaların yanı sıra, Irak, Afganistan, Doğu Afrika, Orta Afrika ve Güneydoğu Asya’da da vekalet savaşları yaşanmaktadır.** Bu çatışmalar, küresel güç dengelerini şekillendirmek, bölgesel hegemonya kurmak ve çıkarları korumak için büyük güçler tarafından kullanılmaktadır.

@@@@@@@@

Dünyadaki hibrit savaşlarını en çok hangi devlet kullanıp yönlendirmekte ve bununla ne amaçlamaktadır?

**Dünyadaki hibrit savaşlarını en çok kullanan ve yönlendiren devlet olarak Rusya gösterilmektedir.** Rusya, hibrit savaşın temel unsurlarını, yani geleneksel askeri güç, siber saldırılar, bilgi harekatı ve propagandayı, küresel ve bölgesel çıkarlarını korumak için etkin bir şekilde kullanmaktadır.

**Rusya’nın hibrit savaşta kullandığı başlıca yöntemler şunlardır:**

* **Siber saldırılar:** Rusya, siber saldırıları kullanarak kritik altyapıları bozmak, devlet kurumlarını sızmak ve kamuoyunu manipüle etmek amacıyla kullanmaktadır.
* **Bilgi harekatı:** Rusya, propaganda ve dezenformasyon yoluyla kendi çıkarlarına uygun bir kamuoyu algısı oluşturmak için çalışmaktadır.
* **Propaganda:** Rusya, kendi propagandasını yaymak ve rakiplerinin propagandasını etkisiz hale getirmek için devlet kontrolündeki medya kuruluşlarını ve sosyal medyayı kullanmaktadır.

**Rusya, hibrit savaş yoluyla şu amaçlara ulaşmayı hedeflemektedir:**

* **Küresel ve bölgesel güç dengelerini kendi lehine değiştirmek:** Rusya, hibrit savaş yoluyla NATO’nun genişlemesini engellemek, Avrupa’da nüfuzunu artırmak ve Orta Doğu’da kendi çıkarlarını korumak istemektedir.
* **Bölgesel hegemonya kurmak:** Rusya, Ukrayna, Gürcistan ve Suriye gibi ülkelerde hibrit savaş yoluyla kendi nüfuzunu artırmaya çalışmaktadır.
* **Kendi çıkarlarını korumak:** Rusya, hibrit savaş yoluyla Batı’nın kendi iç işlerine müdahalesini önlemek ve yaptırımlara karşı koymak istemektedir.

**Rusya’nın hibrit savaş taktikleri, Ukrayna’daki savaşta da etkili bir şekilde kullanılmıştır.** Rusya, siber saldırılar, bilgi harekatı ve propaganda yoluyla Ukrayna’yı zayıflatmayı ve işgalini kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Bu taktikler, Ukrayna’da ciddi bir kaos ve belirsizlik ortamı yaratarak Rusya’nın işgalini kolaylaştırmıştır.

**Rusya’nın hibrit savaş taktikleri, diğer büyük güçler tarafından da kullanılmaktadır. ** Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeler de hibrit savaşın unsurlarını kullanarak küresel ve bölgesel çıkarlarını korumaya çalışmaktadır.

@@@@@@@@@

Merhaba! Hibrit savaşlar, geleneksel askeri güçlerin yanı sıra siber saldırılar, propaganda, ekonomik baskı, casusluk, sabotaj ve diğer taktiklerin bir kombinasyonunu kullanarak düşmanları etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir savaş türüdür. Bu tür savaşlar, birçok devlet tarafından kullanılmaktadır. Ancak, hangi devletin bu tür savaşları en çok kullandığına dair kesin bir bilgi yoktur. Hibrit savaşların amacı, düşmanı etkisiz hale getirmek, kamuoyunu manipüle etmek, düşmanın itibarını zedelemek, düşmanın ekonomisini zayıflatmak ve diğer çıkarları elde etmektir. Hibrit savaşların kullanımı, son yıllarda artmıştır ve bu tür savaşların kullanımı, gelecekte de artmaya devam edecektir. Hibrit savaşların kullanımı, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemi işaret etmektedir.

@@@@@@@@

İsrail’in yaptığı su-i kastlar.

**İsrail’in yaptığı su-i kastlar, İsrail hükümetinin kendi vatandaşlarına veya diğer ülkelere karşı gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini ifade eder.** Bu ihlalleri, İsrailli yetkililer tarafından kasıtlı olarak veya ihmal yoluyla gerçekleştirilmesi ayırt eder.

**İsrail’in yaptığı bazı su-i kastlar şunlardır:**

* **İnsan hakları ihlalleri:** İsrail, Filistinlilere karşı sistematik insan hakları ihlalleri gerçekleştirmektedir. Bu ihlallerin arasında, keyfi tutuklamalar, işkence, toplu cezalandırmalar ve zorla yerinden etme yer almaktadır.

* **Coğrafi su-i kastleri:** İsrail, Filistin topraklarını işgal ederek ve Filistinlilerin yaşam alanlarını kısıtlamak suretiyle su-i kast etmektedir. Bu su-i kastlerin arasında, İsrail yerleşimlerinin Filistin topraklarına genişlemesi, Filistinlilerin suya erişimini kısıtlamak için su kaynakları üzerinde kontrol kurulması ve Filistinlilerin arazilerine erişimlerini engellemek için duvar ve güvenlik bariyerleri inşa edilmesi yer almaktadır.

* **Dış politika su-i kastleri:** İsrail, diğer ülkelere yönelik de su-i kastlerde bulunmuştur. Bu su-i kastlerin arasında, Lübnan’a karşı 1982 yılındaki işgal, Gazze’ye yönelik 2008-2009 ve 2014-2015 arasındaki saldırılar ve Suriye’de Beşşar Esad rejimini desteklemek için yapılan askeri müdahale yer almaktadır.

**İsrail’in yaptığı su-i kastler, uluslararası hukuku ihlal etmektedir.** Bu ihlallerin sorumluları, insanlığa karşı suçlardan dolayı yargılanabilir.

@@@@@@@@

Pentagonun Ortadoğu ve İran üzerine 2001 yılında hazırlanan belge.

**Pentagon’un Ortadoğu ve İran Üzerine 2001 Yılı Raporu**

**Giriş**

Bu rapor, Pentagon’un 2001 yılında hazırladığı, Ortadoğu ve İran’ın jeopolitik önemini ve ABD’nin bu bölgedeki çıkarlarını değerlendiren bir belgedir. Rapor, Ortadoğu’yu “ABD’nin ulusal güvenliği için en önemli bölge” olarak tanımlamakta ve İran’ı bölgedeki en büyük tehdit olarak görmektedir.

**Ortadoğu’nun Jeopolitik Önemi**

Rapor, Ortadoğu’nun jeopolitik önemini şu şekilde vurgulamaktadır:

* **Petrol ve doğalgaz: ** Ortadoğu, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu kaynaklar, küresel enerji güvenliği için kritik öneme sahiptir.
* **Küresel ticaret:** Ortadoğu, Akdeniz, Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayan bir kavşak noktasıdır. Bu durum, bölgedeki istikrar ve güvenliğin küresel ticaret için önemli olduğu anlamına gelmektedir.
* **Terörizm:** Ortadoğu, küresel terörizmin önemli bir kaynağıdır. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığın ABD ve diğer ülkeler için bir güvenlik tehdidi oluşturması anlamına gelmektedir.

**ABD’nin Ortadoğu’daki Çıkarları**

Rapor, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını şu şekilde sıralamaktadır:

* **Petrol ve doğalgaz güvenliği:** ABD, enerji güvenliğini sağlamak için Ortadoğu’dan gelen petrol ve doğalgaza bağımlılığını azaltmaya çalışmaktadır.
* **Küresel ticaret güvenliği:** ABD, küresel ticareti korumak için Ortadoğu’daki istikrarı ve güvenliği sağlamaya çalışmaktadır.
* **Terörizmle mücadele:** ABD, küresel terörizmle mücadele etmek için Ortadoğu’daki terörist gruplara karşı mücadele etmektedir.

**İran’ın Tehditi**

Rapor, İran’ı bölgedeki en büyük tehdit olarak görmektedir. İran’ın tehditlerini şu şekilde sıralamaktadır:

* **Nükleer silahlanma:** İran, nükleer silah geliştirmeye çalışmaktadır. Bu durum, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilecek ve ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit edebilecek bir gelişmedir.
* **Terörizm:** İran, terörist grupları desteklemektedir. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığı artırmakta ve ABD’nin terörle mücadele çabalarını zorlaştırmaktadır.
* **İsrail ile çatışma:** İran, İsrail’e karşı askeri güç kullanma tehdidinde bulunmaktadır. Bu durum, bölgesel bir savaşa yol açabilecek bir gelişmedir.

**Raporun Önerileri**

Rapor, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için şu önerilerde bulunmaktadır:

* **İran’ın nükleer silahlanma girişimlerini durdurmak için diplomatik ve askeri baskıyı artırmak.**
* **İran’ın terörist grupları desteklemesini engellemek için diplomatik ve askeri çabaları artırmak.**
* **İsrail ile İran arasındaki gerilimi azaltmak için diplomatik çabaları artırmak.**

**Sonuç**

Pentagon’un 2001 yılı raporu, Ortadoğu ve İran’ın ABD için kritik öneme sahip olduğunu ve bu bölgedeki istikrarın ABD’nin ulusal güvenliği için önemli olduğunu vurgulamaktadır. Rapor, İran’ı bölgedeki en büyük tehdit olarak görmektedir ve ABD’nin bu tehdide karşı diplomatik ve askeri çabalarını artırması gerektiğini öngörmektedir.

Loading

No ResponsesOcak 3rd, 2024