Yüz yıl içerisinde Ortadoğu’yu ve İslam ülkelerini şekillendirmek ve biçimlendirmek amacıyla yapılan su-i kaslar ve planlar.

Yüz yıl içerisinde Ortadoğu’yu ve İslam ülkelerini şekillendirmek ve biçimlendirmek amacıyla yapılan su-i kaslar ve planlar.


Son yüzyılda Ortadoğu ve İslam dünyası, bölgeyi şekillendirmek ve yönlendirmek amacıyla hem bölgesel hem de küresel güçler tarafından gerçekleştirilen çeşitli suikastlar, müdahaleler ve planlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu suikastlar genellikle liderlerin politikaları, dış güçlerin stratejik çıkarları ve bölgedeki iç çekişmelerle bağlantılıdır. Bu suikast ve planların başlıca motivasyonları arasında, bölgedeki kaynakların kontrolü, jeopolitik üstünlük, ideolojik çatışmalar ve uluslararası etkiler yer alır.

İşte son yüzyılda Ortadoğu ve İslam ülkelerini şekillendirmeyi amaçlayan bazı önemli suikastlar ve planlar:

1. Abdullah bin Hüseyin Suikastı (1951):

Ürdün Kralı Abdullah bin Hüseyin, 1951’de Kudüs’te Filistinli bir suikastçı tarafından öldürüldü. Kral Abdullah, İsrail ile barışçıl ilişkiler kurma arayışındaydı, bu da Filistinli milliyetçiler ve diğer Arap gruplar tarafından hoş karşılanmadı. Bu suikast, bölgedeki Arap-İsrail gerilimini artırdı ve Ürdün’ün politikalarını doğrudan etkiledi.

2. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat Suikastı (1981):

Enver Sedat, 1979’da İsrail ile barış anlaşması imzalayan ilk Arap lideriydi. Ancak bu anlaşma, Mısır’da ve Arap dünyasında büyük tepki gördü. 1981’de, Kahire’de bir askeri geçit töreni sırasında radikal İslamcı bir grup tarafından suikasta uğradı. Bu suikast, Mısır’da uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlık döneminin başlangıcını işaret etti.

3. Suudi Arabistan Kralı Faysal Suikastı (1975):

Suudi Arabistan Kralı Faysal, petrol politikasını ve Batı ile ilişkilerini dikkatlice yöneten bir liderdi. Ancak iç politikadaki bazı huzursuzluklar ve petrol ambargosu politikası, onu hedef haline getirdi. Kral Faysal, 1975’te bir kuzeni tarafından öldürüldü. Suikast, Suudi Arabistan’da reform çabalarını sekteye uğrattı ve Batı ile ilişkilerde yeni bir döneme girildi.

4. Yitzhak Rabin Suikastı (1995):

İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, 1990’larda Filistin ile barış sürecini yönlendiren liderlerden biriydi. 1995’te Tel Aviv’de bir barış mitingi sonrası aşırı sağcı bir İsrailli tarafından öldürüldü. Bu suikast, İsrail-Filistin barış sürecine ciddi bir darbe vurdu ve bölgedeki barış umutlarını zayıflattı.

5. İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın Devri ve Suikast Girişimi (1953):

Musaddık, İran petrolünü millileştirme girişimiyle Batı’nın büyük tepkisini çekti. 1953’te CIA ve MI6 tarafından desteklenen bir darbeyle devrildi. Bu, Ortadoğu’da Batı’nın çıkarlarını koruma adına gerçekleştirilen önemli bir müdahale olarak bilinir ve bölgedeki milliyetçi hareketler üzerinde uzun süreli etkiler bıraktı.

6. Saddam Hüseyin Yönetimine Müdahale ve İdamı (2006):

Irak lideri Saddam Hüseyin, Batı ile sık sık çatışma halinde oldu. Özellikle 1990’da Kuveyt’i işgal etmesi ve 2003’teki ABD müdahalesi, Saddam’ın devrilmesine yol açtı. Saddam, 2006’da idam edildi. ABD’nin Irak’ta gerçekleştirdiği bu müdahale, Ortadoğu’daki güç dengelerini tamamen değiştirdi ve bölgedeki istikrarsızlığı daha da artırdı.

7. Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin Öldürülmesi (2011):

2011’de Arap Baharı sırasında NATO destekli bir ayaklanma sonucunda Libya lideri Muammer Kaddafi devrildi ve öldürüldü. Kaddafi’nin öldürülmesi, Libya’yı yıllarca sürecek bir iç savaşa sürükledi ve bölgedeki güç boşluğunu artırdı. Ayrıca, Libya’daki petrol kaynaklarının kontrolü de küresel güçlerin ilgisini çeken faktörlerden biri oldu.

8. Suriye İç Savaşı ve Dış Müdahaleler (2011-günümüz):

2011’de Suriye’de başlayan iç savaş, birçok küresel ve bölgesel gücün müdahil olduğu bir çatışma haline geldi. İran, Rusya, Türkiye, ABD ve Körfez ülkeleri, savaşta farklı grupları destekleyerek kendi çıkarlarını savunmaya çalıştılar. Bu savaş, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirdi ve milyonlarca insanın yerinden olmasına neden oldu.

9. Pakistan Başbakanı Benazir Butto Suikastı (2007):

Benazir Butto, Pakistan’da demokratik reformlar yapmak için mücadele eden önemli bir figürdü. Ancak 2007’de bir seçim mitingi sırasında radikal İslamcı gruplar tarafından düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü. Bu suikast, Pakistan’da istikrarı bozdu ve terörle mücadelede ciddi bir zayıflığa yol açtı.

10. Yemen’de Suikastlar ve İç Savaş (2015-günümüz):

Yemen, 2015’ten bu yana devam eden bir iç savaşın pençesinde. Suudi Arabistan ve İran’ın farklı grupları destekleyerek bölgedeki nüfuz mücadelesi, ülkenin parçalanmasına ve ciddi bir insani krize yol açtı. Suikastlar, drone saldırıları ve dış müdahaleler, bu iç savaşın karakterini belirleyen unsurlar oldu.

Bu suikastlar ve müdahaleler, Ortadoğu ve İslam dünyasını derinden etkileyen olaylar olarak bölgenin siyasetini, toplum yapısını ve uluslararası ilişkilerini şekillendirdi. Özellikle dış güçlerin bölgedeki stratejik çıkarları, bölgesel çatışmaların sürekliliğini ve istikrarsızlığını beslemeye devam etti.

 

Loading

No ResponsesEkim 13th, 2024

Tarihte zehirlendirmek yoluyla öldürülen devlet adamları.

Tarihte zehirlendirmek yoluyla öldürülen devlet adamları.


Zehir yoluyla öldürülen devlet adamları, tarihin en gizemli ve trajik olaylarından bazılarını oluşturur. Bu yöntem, genellikle sessiz ve iz bırakmadan bir lideri devre dışı bırakmanın etkili bir yolu olarak kullanılmıştır. Zehirleme olayları hem antik dönemlerde hem de modern tarihte sıkça karşımıza çıkar. İşte tarihte zehir yoluyla öldürülen bazı önemli devlet adamları:

1. Büyük İskender (MÖ 323):

Makedonya Kralı ve Antik Yunan dünyasının en büyük komutanlarından biri olan Büyük İskender, Babil’de 32 yaşında aniden hayatını kaybetti. Ölümünün nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, tarihçiler zehirlenmiş olabileceği teorisini öne sürmüştür. İskender’in ani hastalığı ve yüksek ateş belirtileri, zehirlenme ihtimalini gündeme getirmiştir.

2. Roma İmparatoru Claudius (MS 54):

Roma İmparatoru Claudius, kayınvalidesi Agrippina tarafından zehirlenerek öldürüldü. Agrippina, Claudius’u öldürerek oğlu Nero’nun imparator olmasını sağlamak istemiştir. Claudius’un ölümünde, Agrippina’nın ona zehirli mantar yedirdiği iddia edilir. Nero, bu suikastın ardından tahta geçti ve Roma İmparatoru oldu.

3. Osmanlı Sultanı II. Osman (Genç Osman) (1622):

Osmanlı İmparatorluğu’nun genç padişahlarından II. Osman, Yeniçeriler tarafından tahtan indirildikten sonra esir alındı ve Yedikule Zindanları’na hapsedildi. Ölüm şekli kesin olmamakla birlikte, birçok tarihçi II. Osman’ın boğulmadan önce zehirlenmiş olabileceğini öne sürmektedir. Onun öldürülmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir dönüm noktası olmuştur.

4. Napolyon Bonapart (1821):

Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, Elba Adası’na sürüldükten sonra St. Helena’da gözaltında bulunduğu sırada öldü. Resmi ölüm nedeni mide kanseri olarak rapor edilse de, bazı araştırmacılar ölümüne arsenik zehirlenmesinin yol açtığını iddia etmiştir. Napolyon’un saç örneklerinde yüksek düzeyde arsenik tespit edilmesi, bu teoriyi güçlendirmiştir.

5. Stalin’in Rakipleri- Lev Troçki ve Nikolay Buharin:

Stalin, Sovyetler Birliği’ndeki gücünü pekiştirmek için birçok rakibini ortadan kaldırdı. Bunlardan bazıları suikastlar, infazlar ve zehirlemeler yoluyla öldürüldü. Özellikle Lev Troçki, sürgünde öldürülse de, birçok Bolşevik liderin Stalin tarafından gizlice zehirlenerek öldürüldüğü bilinir. Stalin’in muhaliflerine karşı zehir kullanma eğilimi sıkça tarihçiler tarafından tartışılır.

6. Papa III. Clemens (1534):

Papa III. Clemens, İtalyan Rönesans döneminde papalık yapmış önemli bir figürdü. Vatikan’daki güç çekişmeleri arasında Papa’nın zehirlenerek öldüğü düşünülmektedir. Dönemin politik çekişmeleri ve papalık üzerindeki baskılar, zehirlenme yoluyla suikastı bir yöntem haline getirmiştir.

7. Kırım Hanı Devlet Giray (1577):

Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Kırım Hanı olan Devlet Giray, Osmanlı yönetimiyle zaman zaman gerilimler yaşamıştır. Bazı kaynaklara göre, Giray, Osmanlı’nın emriyle zehirlenerek öldürülmüştür. Bu, Osmanlılar tarafından bölgedeki dengeyi korumak ve hanedanları kontrol altında tutmak için kullanılan bir yöntem olarak görülmüştür.

8. Çar IV. İvan’ın Oğlu (1581):

Rusya Çarı IV. İvan’ın (Korkunç İvan) oğlu İvan İvanoviç’in de zehirlenerek öldüğü iddiaları mevcuttur. Korkunç İvan’ın hükümdarlık döneminde Rus sarayında sıkça zehir kullanıldığı söylenir. Oğlu ile olan ilişkileri gerginleşen İvan’ın, zehir kullanarak oğlunu ortadan kaldırdığına dair çeşitli iddialar vardır.

9. Kim Jong-nam (2017):

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un üvey kardeşi Kim Jong-nam, 2017’de Malezya’nın Kuala Lumpur Havalimanı’nda VX sinir gazı ile zehirlenerek öldürüldü. Bu olay, uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı ve Kuzey Kore rejimi tarafından organize edildiği düşünülmektedir. Zehirlenme, rejim içindeki muhalifleri ortadan kaldırmanın bir yolu olarak kullanılmıştır.

10. Bulgaristanlı Yazar Georgi Markov (1978):

Georgi Markov, Bulgaristan’daki komünist rejimin bir muhalifiydi. Londra’da bir otobüs durağında şemsiye şeklinde gizlenmiş bir silah aracılığıyla ricin zehri enjekte edilerek öldürüldü. Bu suikast, Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloku’nun Batı’daki muhaliflerini ortadan kaldırma girişimlerinden biriydi.

Zehir, tarih boyunca sessiz ve sinsice kullanılan bir suikast aracı olarak politik cinayetlerde önemli bir yer tutmuştur. Bu tür suikastlar, çoğunlukla devlet içindeki rakipler ya da dış güçler tarafından liderlerin politikalarını engellemek veya değiştirmek için yapılmıştır.

Loading

No ResponsesEkim 13th, 2024

Tarihin akışını değiştiren su-i kastlar, ölme ve öldürmeler nasıl ve ne şekilde gerçekleşti?

Tarihin akışını değiştiren su-i kastlar, ölme ve öldürmeler nasıl ve ne şekilde gerçekleşti?


Tarihin akışını değiştiren suikastlar, ölüm ve öldürme olayları, dünyanın siyasi, sosyal ve ekonomik dengelerini derinden etkileyen kritik anlar olmuştur. Bu suikastlar ve ölümler, çoğu zaman bir devleti veya bölgeyi istikrarsızlaştırmış, bazen de savaşlara veya devrimlere yol açmıştır. İşte tarihin seyrini değiştiren önemli suikastlar, ölümler ve öldürmeler ile bunların nasıl gerçekleştiği:

1. Jül Sezar Suikastı (MÖ 44):

Nasıl Gerçekleşti? Roma Cumhuriyeti’nin diktatörü Jül Sezar, Roma Senatosu’nda Brütüs ve Cassius gibi senatörler tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Sezar, çok fazla güç topladığı için cumhuriyetçi senatörler tarafından tehdit olarak görülüyordu.

Tarihi Etkisi: Bu suikast, Roma Cumhuriyeti’nin çöküşüne ve Roma İmparatorluğu’nun doğuşuna yol açtı. Suikast sonrası başlayan iç savaş, Sezar’ın halefi Augustus’un (Octavianus) iktidara gelmesiyle sonuçlandı.

2. Franz Ferdinand Suikastı (1914):

Nasıl Gerçekleşti? Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand ve eşi Sophie, 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da Gavrilo Princip adlı bir Sırp milliyetçisi tarafından vurularak öldürüldü. Suikast, Balkanlardaki milliyetçi gerilimlerin ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Sırbistan arasındaki anlaşmazlıkların doruk noktasına ulaştığı bir dönemde gerçekleşti.

Tarihi Etkisi: Bu suikast, Birinci Dünya Savaşı’nın kıvılcımını ateşledi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Sırbistan’a savaş açması, Avrupa’daki ittifakların harekete geçmesine yol açarak tüm kıtayı kapsayan bir savaşı başlattı.

3. Abraham Lincoln Suikastı (1865):

Nasıl Gerçekleşti? ABD Başkanı Abraham Lincoln, 14 Nisan 1865’te John Wilkes Booth adlı bir Güneyli sempatizanı tarafından Washington’daki Ford Tiyatrosu’nda vurularak öldürüldü. Bu suikast, Amerikan İç Savaşı’nın sona ermesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti.

Tarihi Etkisi: Lincoln’ün ölümü, ABD’nin yeniden inşa sürecini zorlaştırdı ve Güney eyaletleri ile Kuzey arasındaki gerilimlerin çözümünü karmaşık hale getirdi. Suikast, Amerikan tarihinin en önemli liderlerinden birinin hayatını sonlandırdı ve Güney’in daha fazla cezalandırılmasına neden oldu.

4. Mahatma Gandhi Suikastı (1948):

Nasıl Gerçekleşti? Hindistan’ın bağımsızlık lideri Mahatma Gandhi, 30 Ocak 1948’de Hindu milliyetçisi Nathuram Godse tarafından vurularak öldürüldü. Godse, Gandhi’nin Hindular ve Müslümanlar arasında uzlaşmayı teşvik etmesine ve Pakistan’ın varlığını kabul etmesine karşı çıkıyordu.

Tarihi Etkisi: Gandhi’nin ölümü, Hindistan’da barışçıl direniş hareketinin liderini kaybetmesine neden oldu. Bu suikast, Hindistan ve Pakistan arasındaki gerginlikleri derinleştirdi ve Hindistan’ın iç siyasetinde kutuplaşmalara yol açtı.

5. John F. Kennedy Suikastı (1963):

Nasıl Gerçekleşti? ABD Başkanı John F. Kennedy, 22 Kasım 1963’te Dallas, Teksas’ta Lee Harvey Oswald tarafından vurularak öldürüldü. Kennedy, üstü açık bir arabada halkı selamladığı sırada kafasından vurularak hayatını kaybetti.

Tarihi Etkisi: Kennedy’nin ölümü, Amerika’da büyük bir şok ve yas yarattı. Soğuk Savaş döneminde gerçekleşen bu suikast, ABD’nin iç ve dış politikasını etkiledi. Kennedy’nin ölümünden sonra ABD’nin Vietnam Savaşı’na müdahalesi hızlandı ve 1960’ların politik atmosferi daha da kutuplaştı.

6. Martin Luther King Jr. Suikastı (1968):

Nasıl Gerçekleşti? ABD’de sivil haklar hareketinin lideri Martin Luther King Jr., 4 Nisan 1968’de Memphis, Tennessee’de bir otel balkonunda James Earl Ray tarafından vurularak öldürüldü. King, siyahların eşit hakları için barışçıl protestolar düzenleyen önemli bir liderdi.

Tarihi Etkisi: King’in ölümü, ABD’de sivil haklar hareketini derinden sarstı. Suikast, ülke genelinde büyük protestolara ve isyanlara neden oldu, ancak King’in mücadelesi, ırkçılığa karşı mücadelede bir simge olarak devam etti.

7. Anwar Sedat Suikastı (1981):

Nasıl Gerçekleşti? Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, 6 Ekim 1981’de Kahire’deki bir askerî geçit töreninde radikal İslamcı bir grup tarafından öldürüldü. Suikastçılar, Sedat’ın İsrail ile yaptığı barış anlaşmasına karşı çıkıyorlardı.

Tarihi Etkisi: Sedat’ın öldürülmesi, Mısır’ın iç politikalarında büyük bir değişikliğe neden oldu. Suikast, bölgedeki İsrail-Mısır barışını tehdit etti ve Mısır’da siyasi istikrarı uzun süreli bir krizle karşı karşıya bıraktı.

8. Yitzhak Rabin Suikastı (1995):

Nasıl Gerçekleşti? İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, 4 Kasım 1995’te Tel Aviv’de bir barış mitingi sırasında aşırı sağcı bir İsrailli olan Yigal Amir tarafından vurularak öldürüldü. Amir, Rabin’in Filistinlilerle barış sürecine karşı çıkıyordu.

Tarihi Etkisi: Rabin’in ölümü, İsrail-Filistin barış sürecini sekteye uğrattı. Oslo Anlaşmaları ile barışa yaklaşıldığı bir dönemde gerçekleşen bu suikast, bölgede yeniden şiddet ve güvensizlik ortamının doğmasına neden oldu.

9. Benazir Butto Suikastı (2007):

Nasıl Gerçekleşti? Pakistan’ın eski başbakanı Benazir Butto, 27 Aralık 2007’de Ravalpindi’de düzenlenen bir seçim mitingi sırasında bir intihar saldırısında öldürüldü. Saldırıyı El Kaide bağlantılı bir grup üstlendi.

Tarihi Etkisi: Butto’nun ölümü, Pakistan’ın demokratikleşme sürecine büyük bir darbe vurdu. Suikast, Pakistan’daki siyasi istikrarsızlığı artırdı ve radikal grupların etkisini daha da güçlendirdi.

10. Saddam Hüseyin’in İdamı (2006):

Nasıl Gerçekleşti? Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesinden sonra yakalandı ve yargılandı. 2006’da bir savaş suçları mahkemesi tarafından idama mahkûm edilerek asıldı.

Tarihi Etkisi: Saddam’ın idamı, Irak’taki mezhep çatışmalarını daha da körükledi. Ülke, yıllar sürecek bir iç savaş ve kaos ortamına sürüklendi. Saddam’ın devrilmesi, Ortadoğu’daki güç dengelerini değiştirdi ve terör örgütlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

Bu suikastlar, öldürmeler ve idamlar, sadece bu liderlerin hayatlarına son vermekle kalmadı, aynı zamanda ülkelerinin ve dünyanın siyasi dengelerini kökten değiştirdi. Bu olaylar, tarih boyunca pek çok halk hareketini, savaşı veya siyasi değişimi tetikleyen kritik anlar olarak kayıtlara geçti.

 

Loading

No ResponsesEkim 13th, 2024

Son iki yüzyıllık Osmanlı ve Türkiye tarihini değiştiren önemli olaylar ve su-i kastlar nelerdir?

Son iki yüzyıllık Osmanlı ve Türkiye tarihini değiştiren önemli olaylar ve su-i kastlar nelerdir?


Son iki yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuyla birlikte pek çok önemli olay ve suikastla şekillenen bir dönemdir. Bu süreçte meydana gelen olaylar hem Osmanlı hem de Türkiye’nin siyasi ve sosyal yapısını kökten değiştirmiştir. Aşağıda, Osmanlı ve Türkiye tarihini derinden etkileyen olaylar ve suikastlar yer almaktadır:

Osmanlı İmparatorluğu Dönemindeki Olaylar ve Suikastlar

1. Tanzimat Fermanı (1839)

Önemi: Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılılaşma ve modernleşme çabalarının başlangıcı olarak kabul edilen bu ferman, devlet yapısında köklü reformlar öngörüyordu. Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı hukuk sistemi, vergi düzenlemeleri ve eğitim sistemi modernleştirildi.

Sonuçları: Tanzimat Fermanı ile Osmanlı’da merkeziyetçi bir devlet yapısı oluşturulmaya çalışıldı, ancak bu süreç, imparatorluğun dağılmasını engelleyemedi.

2. Abdülaziz’in Tahttan İndirilmesi ve Ölümü (1876)

Önemi: Sultan Abdülaziz, Osmanlı modernleşmesinin önemli figürlerinden biri olmasına rağmen, 1876’da bir darbeyle tahttan indirildi. Kısa süre sonra şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Olayın suikast olup olmadığı tartışmalıdır.

Sonuçları: Abdülaziz’in devrilmesi, Osmanlı iç siyasetindeki karışıklıkları artırdı ve askeri darbelerin Osmanlı’da da rol oynadığını gösterdi.

3. I. Meşrutiyet’in İlanı (1876)

Önemi: Osmanlı Devleti’nde ilk anayasal düzen 1876’da ilan edildi. Bu, halkın temsilcilerinin de devlet yönetiminde söz sahibi olmasını sağlayan bir dönemin başlangıcıydı.

Sonuçları: II. Abdülhamid’in 1878’de meclisi feshetmesiyle I. Meşrutiyet dönemi kısa sürdü, ancak anayasal monarşi ve modernleşme çabaları devam etti.

4. II. Meşrutiyet’in İlanı ve Jön Türk Devrimi (1908)

Önemi: II. Meşrutiyet’in ilanıyla Osmanlı’da anayasal monarşi yeniden kuruldu. Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidara geldi.

Sonuçları: Osmanlı’da siyasal ve toplumsal değişim hızlandı, ancak bu süreç imparatorluğun dağılmasını engelleyemedi. İttihat ve Terakki’nin politikaları, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’na giden yolu açtı.

5. II. Abdülhamid’e Suikast Girişimi (1905)

Önemi: Sultan II. Abdülhamid’e yönelik en büyük suikast girişimi, Ermeni Devrimci Federasyonu tarafından düzenlendi. Sultan namaz çıkışı saldırıdan kurtuldu.

Sonuçları: Abdülhamid suikasttan sağ kurtuldu, ancak bu girişim Osmanlı’daki siyasi ve etnik gerilimleri artırdı.

6. Balkan Savaşları (1912-1913)

Önemi: Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları sırasında Balkan topraklarının büyük bir kısmını kaybetti.

Sonuçları: Balkanlardaki Osmanlı hakimiyeti sona erdi ve bu yenilgiler imparatorluğun zayıflığını açıkça gösterdi.

7. Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın Çöküşü (1914-1918)

Önemi: Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri’nin yanında savaşa girdi ve savaşı kaybetti.

Sonuçları: Mondros Mütarekesi ile Osmanlı fiilen sona erdi. Savaş sonrası imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı toprakları paylaşıldı, ancak Türk Kurtuluş Savaşı ile bu antlaşma reddedildi.

Türkiye Cumhuriyeti Dönemindeki Olaylar ve Suikastlar

8. Türk Kurtuluş Savaşı (1919-1923)

Önemi: Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin işgale karşı bağımsızlık mücadelesiydi. Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin sınırları belirlendi ve bağımsızlığı tanındı.

Sonuçları: Kurtuluş Savaşı, Osmanlı Devleti’nin sonunu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu getirdi. Türkiye, laik ve demokratik bir yapıya sahip modern bir devlet olarak kuruldu.

9. İzmir Suikastı (1926)

Önemi: Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik en büyük suikast girişimi İzmir’de gerçekleşti. Suikast planı son anda engellendi.

Sonuçları: Bu suikast girişimi, Atatürk’e yönelik muhalefetin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi ve muhalif gruplara yönelik sert önlemler alındı.

*İzmir su-i kastı bir düzmece olup, muhalefeti tasfiye amaçlı mı idi?

İzmir Suikastı (1926), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düzenlenen bir suikast girişimidir. Bu olayın ardından muhalefetin tasfiyesi ve İttihatçılara karşı sert önlemlerin alınması, bazı çevrelerde İzmir Suikastının bir düzmece olup olmadığı tartışmalarını doğurmuştur. Ancak tarihçiler bu konuda farklı görüşler ileri sürmektedir.

Olayın Detayları

Suikast girişimi, 1926 yılında İzmir’de, Mustafa Kemal Atatürk’ü öldürmeyi amaçlayan bir grup tarafından planlandı. Suikastın, eski İttihat ve Terakki üyeleri ve muhalif unsurlar tarafından organize edildiği öne sürüldü. Planın ortaya çıkarılması üzerine, suikast girişimi başarısız oldu ve suçlular yakalandı. Olay sonrası geniş çaplı tutuklamalar gerçekleşti ve suikastı planlayanlar yargılanarak idam cezasına çarptırıldılar.

Suikastın Ardından Gelişen Olaylar

İzmir Suikastının hemen ardından, sadece suikastçıları değil, aynı zamanda dönemin önde gelen muhalifleri ve eski İttihat ve Terakki üyeleri de hedef alınarak bir dizi tutuklama ve yargılamalar yapıldı. Özellikle İttihatçılar, bu olayla ilişkilendirilerek tasfiye edildi. Bu süreçte, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı ve parti üyeleri suikastla ilişkilendirildi.

Düzmece Olduğuna Dair İddialar

Bazı tarihçiler ve araştırmacılar, İzmir Suikastının gerçek bir suikast planı olduğunu kabul ederken, diğerleri bunun Atatürk’ün muhaliflerini susturmak için kullanıldığını öne sürer. Bu görüşe göre, hükümet İzmir Suikastını, muhalefeti ortadan kaldırmak ve devlette tam bir hakimiyet sağlamak amacıyla bir fırsat olarak kullanmış olabilir. Özellikle İttihatçıların ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının üyelerinin hedef alınması, bu iddiaların temelini oluşturmaktadır.

Ancak, bu olayın düzmece olduğuna dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır. O dönemdeki siyasi atmosfer, yeni kurulmuş olan Cumhuriyet rejiminin kendini koruma refleksiyle hareket ettiğini göstermektedir. Suikast girişimi gerçekten var olmuş olabilir, ancak hükümet bu olayı, muhalefeti etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı bir baskı aracı olarak kullanmış olabilir.

Sonuç

İzmir Suikastının gerçek bir suikast girişimi mi yoksa bir düzmece mi olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak zordur. Ancak suikast girişimi sonrası muhalefetin tasfiye edilmesi, Atatürk’e yönelik potansiyel tehditlerin bertaraf edilmesi amacıyla kullanıldığı izlenimini yaratmaktadır. Yani, olay gerçek olsa bile sonuçları itibariyle muhalefetin etkisizleştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

10. Menemen Olayı (1930)

Önemi: Derviş Mehmet önderliğinde Menemen’de meydana gelen isyan, laik Cumhuriyet rejimine karşı dini temelli bir ayaklanmaydı. Asteğmen Kubilay’ın öldürülmesiyle sonuçlanan olay, Cumhuriyet tarihine derin izler bıraktı.

Sonuçları: Olay, laiklik ilkesinin korunması için devletin tavizsiz tutumunu pekiştirdi ve rejime karşı dini temelli isyanların bastırılmasında önemli bir rol oynadı.

*Menemen olayı düzmece bir olay ve hesaplı bir plan mı idi?

Menemen Olayı, 23 Aralık 1930’da Türkiye’nin Menemen ilçesinde meydana gelen ve T.C. hükümetine karşı düzenlenen bir isyan girişimidir. Olay, derviş Mehmet liderliğindeki bir grup tarafından gerçekleştirilmiş ve Asteğmen Kubilay’ın öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Menemen Olayının düzmece olup olmadığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Olayın Detayları

Menemen Olayı, bir grup dini fanatik tarafından, laik Cumhuriyet rejimine karşı düzenlenen bir isyan olarak ortaya çıkmıştır. Derviş Mehmet, Menemen’de halkı kışkırtarak ve din adına bir ayaklanma başlatarak, Cumhuriyetin laik yapısını hedef almıştır. Olay sırasında, Asteğmen Kubilay, isyancılar tarafından linç edilmiş ve bu durum Türkiye’de büyük bir infiale neden olmuştur.

Düzmece İddiaları

Bazı tarihçiler ve siyaset bilimciler, Menemen Olayının düzmece bir olay olduğu ve hükümetin muhalefeti bastırmak için bunu kullandığı görüşünü savunmaktadır. Bu görüşlerin temel argümanları şunlardır:

1. Dini Gericilik Korkusu: Menemen Olayı, Cumhuriyet döneminin getirdiği laiklik ilkesine karşı bir tehdit olarak sunuldu. Bu bağlamda, hükümetin bu olayı büyüterek toplumda bir korku atmosferi yaratması, muhalefeti bastırmak için bir araç olarak kullanmış olabileceği iddia edilmektedir.

2. İstihbarat ve Gizli Eylemler: Olayın meydana geldiği dönemde, hükümetin, çeşitli muhalefet gruplarını ve dinî cemaatleri izleme ve kontrol etme konusunda aktif olduğu biliniyor. Bu durum, olayın planlı bir şekilde yapılmış olabileceği düşüncesini besliyor.

3. Tartışmalı Yargılamalar: Olay sonrasında gerçekleştirilen yargılamalarda, isyancıların büyük bir çoğunluğu cezalandırıldı. Ancak, bu süreçte devletin, kendi kontrolünde olan bir kamuoyunu oluşturmaya çalıştığı ve muhalefete karşı sert önlemler almaya yöneldiği öne sürülüyor.

Olayın Gerçekliği

Menemen Olayının gerçekliği konusunda tartışmalar olsa da, olayın kendisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısına yönelik ciddi bir tehdidi temsil etmektedir. Derviş Mehmet’in eylemleri, dönemin sosyal ve siyasi koşulları göz önüne alındığında, dini gericiliğin ve muhalefetin ne denli tehlikeli bir boyuta ulaşabileceğini göstermektedir. Ancak, olayın düzmece olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varmak zordur.

Sonuç

Menemen Olayı, Türkiye’deki laik Cumhuriyet rejimine yönelik önemli bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır. Olayın düzmece olup olmadığı tartışmaları, dönemin siyasi atmosferinin karmaşıklığını ve muhalefetin bastırılması sürecindeki hükümet stratejilerini yansıtmaktadır. Gerçekten de bir isyan girişimi olarak kabul edilse bile, olayın sonuçları ve hükümetin bu durumu nasıl kullandığı, Türkiye’nin siyasi tarihindeki önemli bir dönüm noktasını temsil eder.
Bak. https://tesbitler.com/2024/02/03/1925-yilinda-konyada-ne-kadar-insan-asildi/
https://tesbitler.com/2023/04/19/eski-karanlik-gunlerine-donus-cabasi/
https://tesbitler.com/2020/09/09/kirli-ortakliklar/
https://tesbitler.com/2020/04/12/hastalikli-siyaset-ve-siyasetci/

11. İkinci Dünya Savaşı ve Türkiye’nin Tarafsızlığı (1939-1945)

Önemi: Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na doğrudan katılmadı ve tarafsız kaldı. Ancak savaşın sonlarına doğru Almanya’ya savaş ilan etti.

Sonuçları: Türkiye, savaşın yıkıcı etkilerinden kaçınmayı başardı ve savaş sonrası dönemde Batı ile daha yakın ilişkiler kurarak NATO’ya katıldı.

12. Adnan Menderes’in İdamı (1961)

Önemi: 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası tutuklanan Türkiye’nin eski başbakanı Adnan Menderes, Yassıada’da yargılanarak idam edildi. Bu, Türk demokrasisi açısından büyük bir kırılma anıydı.

Sonuçları: Menderes’in idamı, Türkiye’deki demokratik süreci derinden sarstı. Bu olay, Türkiye’deki askeri müdahalelerin politikaya etkisini göstermesi açısından önemlidir.

13. 12 Eylül 1980 Darbesi

Önemi: 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkenin içinde bulunduğu siyasi kaos ve terör olaylarına son vermek gerekçesiyle bir darbe gerçekleştirdi.

Sonuçları: Türkiye’deki siyasi hayat askıya alındı, partiler kapatıldı ve binlerce insan tutuklandı. Darbe sonrası hazırlanan 1982 Anayasası, Türk siyasi hayatını uzun yıllar etkiledi.

14. Turgut Özal’ın Şüpheli Ölümü (1993)

Önemi: Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 1993 yılında ani bir şekilde hayatını kaybetti. Ölümünün doğal olup olmadığı uzun yıllar tartışıldı ve zehirlenme iddiaları gündeme geldi.

Sonuçları: Özal’ın ölümü, Türkiye’de siyasi boşluk yarattı ve özellikle Kürt sorunu gibi konularda takip edilen ılımlı politikaların değişmesine neden oldu.

15. Cumhuriyet Mitingleri ve 15 Temmuz Darbe Girişimi (2016)

Önemi: 15 Temmuz 2016’da Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) gerçekleştirdiği darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan en büyük tehditlerden biriydi. Darbe girişimi, halkın ve devlet kurumlarının direnişiyle başarısız oldu.

Sonuçları: Türkiye’de demokrasinin korunması adına büyük bir zafer olarak kabul edildi. Ancak bu olay, Türkiye’deki siyasi atmosferde önemli değişikliklere yol açtı ve ülke güvenlik politikalarında büyük bir dönüşüm başlattı.

Bu olaylar ve suikastler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde ve sonrasında Türkiye’nin siyasi hayatında önemli değişimlere sebep olmuştur.

 

Loading

No ResponsesEkim 13th, 2024

Yahudilerin tarihte yaptıkları su-i kastler ve zehirlemeler.

Yahudilerin tarihte yaptıkları su-i kastler ve zehirlemeler.


Yahudilerin tarihteki suikastleri ve zehirleme eylemleri, genellikle belirli tarihi olaylar ve siyasi figürlerle ilişkilendirilmiştir.
Tarihte Yahudilere yönelik suikastler ve zehirlemelerle ilgili bazı örnekler ve tartışmalar şu şekildedir:

1. Hristiyanlık Dönemi

İsa’nın Çarmıha Gerilmesi: İsa’nın, Hristiyanlığın kurucusu olarak, Yahudi yetkililer ve Roma yönetimi tarafından çarmıha gerilmesi, tarihteki en önemli suikast olaylarından biri olarak görülür. Bu olay, Yahudilere yönelik düşmanlık ve suçlamaların temelini oluşturmuştur.

2. Orta Çağ

Kanlı İhtilaller ve İhtilal İddiaları: Orta Çağ boyunca, Hristiyan Avrupa’da Yahudilere karşı birçok pogrom ve kitle katliamı gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Yahudilerin Hristiyanların zehirlenmesinde rol oynadığına dair birçok efsane ortaya çıkmıştır, ancak bu iddialar bilimsel ve tarihsel temellere dayanmamaktadır.

3. Yahudi Devrimcileri

Siyonist hareketin başlangıcı (19. yüzyıl): Bazı tarihçiler, Siyonist hareketin, özellikle Batı Avrupa’daki sosyalist ve devrimci hareketlerle olan bağlantıları nedeniyle, belirli siyasi cinayetlere karıştığını iddia etmektedir. Ancak, bu iddialar genellikle komplo teorileri olarak değerlendirilmiştir.

4. Siyonizm ve Suikastler

İsrail’in Kuruluşu (1948) ve Sonrası: İsrail’in kuruluşundan sonra, bazı Yahudi grupların, özellikle de Haganah ve Irgun gibi paramiliter grupların, çeşitli suikastlere karıştığı belgelenmiştir. Örneğin, Filistinli liderler ve İngiliz yetkililere yönelik saldırılar bu dönemde gerçekleşmiştir.

5. Zehirleme İddiaları

Zehirleme ve Suçlamalar: Tarih boyunca Yahudilerin, düşmanlarını veya rakiplerini zehirlemekle suçlandıkları birçok efsane ortaya çıkmıştır. Ancak, bu iddiaların çoğu tarihsel olarak doğrulanmamıştır ve antisemitik bir bağlamda değerlendirilmiştir.

6. Modern Dönem

Suikastlar ve Politik Cinayetler: Günümüzde, bazı Yahudi bireylerin ve grupların belirli politik hedeflere ulaşmak için suikastlere karıştığına dair iddialar vardır. Bu durum, genellikle siyasi ve sosyal bağlamda tartışmalara yol açmaktadır.

Sonuç

Yahudilerin tarihi boyunca suikast ve zehirleme eylemleriyle ilgili iddialar genellikle efsaneler ve yanlış anlamalarla karışmıştır. Bu tür eylemlerin arkasındaki motivasyonlar ve tarihsel bağlam, tarihsel araştırmalar ve eleştirel analiz gerektirmektedir. Antisemitik önyargılar ve komplo teorileri, bu konudaki tartışmalara damgasını vurmuştur. Bu nedenle, bu tür iddiaları değerlendirirken dikkatli olunmalıdır. Tarihsel olayları daha geniş bir bağlamda ele almak, önyargılardan arındırılmış bir anlayış geliştirmek açısından önemlidir.

 

Loading

No ResponsesEkim 13th, 2024

BU KANUNLAR BU MİLLETİ TAŞIYAMAZ

BU KANUNLAR BU MİLLETİ TAŞIYAMAZ

Bu kanunlar bu milleti taşıyamıyor. Ya bu kanunlar değiştirilmeli ve milleti taşımalı hale getirilmeli veyahut da millet kendisini yükseltip, kendisinin seçtiklerini yükselterek bu kanunları yükseltecek derecede taşıyabilecek hale getirebilmelidir.

Adalet Bakanı kanunlardan şikâyet ederse, adaletten ve hukuktan şikâyet ederse bu millet ne yapsın?

Bu millet kimi kime nasıl şikâyet edecektir?

Dolandırıcılar piyasada rahatlıkla gezebilmekte, her türlü internet ortamında, dijital ortamda çok rahatlıkla dolandırma işlemi yapılabilmektedir.

Bunu İçişleri Bakanı da söylüyor. Normal hırsızlığın azaldığını ancak dijital hırsızlığın arttığını söylüyor.

Demek ki gedikler çok, delikler çok, açıklar çok. O halde İçişleri Bakanı olsun, Adalet Bakanı olsun bu gedik ve delikleri kapatması gerekir. Onların şikâyet etmeye değil, şikayetleri ortadan kaldıracak uygulamaları ortaya koymaları lazım.

Tıpkı evi soyulan bir yaşlı kadın. Bağırtılı çağırtılı da olsa, gürültü artsa da Kanuninin huzuruna varır ve evinin soyulduğunu söyler.

Kanuni ise kendisine; uyumasaydın deyince,

Efendim sizi uyanık zannetmiştim de ondan uyumuştum.

Yani devlet vatandaşa güven vermeli. Kolayca soyulmasına engel olmalıdır.

Kanunlar engelleyici olmalı, cazip hale getirilmemeli.[1]

Eğer bu insanlar çok rahatlıkla dolandırılabiliyorsa, demek ki kanunlardaki boşluklar, caydırıcı olmayışı ve yetersizliklerden kaynaklanıyor.

Bu durumların bir an evvel ortadan kaldırılması lazım, aksi takdirde hukuk giderse, devlet de gider.

-Mağdur olan vatandaş nereye baş vuracak?
Bunun yolu kolaylaştırılmalı.
Hukuk hızlandırılmalı.
Kısa sürede çözüme kavuşturulmalıdır.

-Dağdaki eşkıya ile uğraşıldığı kadar, en az içteki eşkıya ile de uğraşılmalıdır.
Zira dağdaki eşkıya içteki eşkıya tarafından beslenip desteklenmekte, propaganda yapıp müşteri bulmaktadır.

-Gıda terörünün de önüne geçilmeli.[2] Belki de en büyük terör gıda terörüdür.

-“Mideye giren lokmaya dikkat edeceksin. Haram lokma mideye girdi mi, nasıl bir havuzun içine bulanık su girerse etrafındaki çeşmelerin hepsi bulanık akar. Mideye de haram lokma girdi mi, göz hakikati göremez, kulak hakikati duyamaz, bütün azalar bulanık olur” dedi. Giren lokmaya dikkat edeceksin. Haram lokma mideye girdi mi, nasıl bir havuzun içine bulanık su girerse etrafındaki çeşmelerin hepsi bulanık akar. Mideye de haram lokma girdi mi, göz hakikati göremez, kulak hakikati duyamaz, bütün azalar bulanık olur”

 -Cezalar caydırıcı olmalıdır.
Hep söylerim, Türkiye’nin de hatta dünyanın da birinci problemi, hukuk problemidir.[3]

**************  

DEVLET SIRRI

Sayın Cumhurbaşkanının İsrail tarafından Türkiye’ye Arzı Mev’ud yani vadedilen toprakların inancı doğrultusunda saldıracağını en üst dilden, dile getirdi, haber verip tehlikeye dikkat çekti.

Biz ise bunu yeni değil, yıllardır söylüyorduk.[4]

Bugün ise bıçak kemiğe dayandı.

Bunun üzerine Gizli oturum olacağı haberi üzerine ifşa olacağının garantisinin verilemeyeceğini söylemiştim. Doğru çıktı.

Ancak Pkk yandaşlarını temsil eden parti tarafından bunu ifşa edileceğini tahmin ederken, O partinin yandaşı olan ana muhalefet partisi tarafından on yıl boyunca gizli kalması gerekirken, basite alınıp ifşa edildi.[5]

Hain içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul!
Halk içinde bozgunculuk yapan haindir oğul! 

MEHMET ÖZÇELİK

12-10-2024

[1] https://tesbitler.com/index.php?s=hukuk

[2] https://tesbitler.com/2023/06/12/dunyada-gida-teroru/ 

https://www.haber7.com/dunya/haber/3461075-insan-vucudunda-3-bin-600-gida-ambalaji-kimyasali-bulundu

Rafine yağlar kanser sebebi mi?

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2453082831486990&id=413814478747179

https://ekonomi.haber7.com/guncel/haber/3468290-bakanlik-3-firmayi-daha-ifsaladi-urunlerinde-boya-ve-ilac-etken-madde-bulundu

https://www.haber7.com/guncel/haber/3468302-domuz-skandalinin-az-bilinen-en-tehlikeli-boyutu-jelatin

[3] https://tesbitler.com/index.php?s=Hukuk

[4] https://tesbitler.com/2024/09/28/israilin-15-temmuz-rovansi/

https://tesbitler.com/2024/10/10/magdub-ve-dallin-ortakligi/

https://tesbitler.com/index.php?s=yahudi

[5] Bak. https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/varsa-bir-durum-yapalim-acik-oturum-4649899

Loading

No ResponsesEkim 12th, 2024

MAĞDUB VE DALLİN ORTAKLIĞI

MAĞDUB VE DALLİN ORTAKLIĞI

Bugün Gazze’de ve çevresinde ilahi gazaba uğramış Yahudilerle, sapıtmış Dallin güruhunun ortak zulmü sürdürülmektedir.[1]
Düşünüyorum da, İsrail bundan sonra nasıl yaşayacak?
İnsanların içinde nasıl bir insan gibi gezecek?
İnsanlığını ve şahsiyetin yitirmiş ve bitirmişken?
İnsanların kin ve nefreti onca bilenmiş, keskinleşmişken?
Savunmasız çocuk, kadın, yaşlı sivil demeden, cami ve kilise ayırt etmeden, onca öldürüp yıktıklarının savunmasını, eli kanlı ortaklarıyla nasıl savunmasını yapacak?
Kahpece masumları öldürmenin ne savunması olabilir ki?
Savaşın bile bir namusu, haysiyeti olur.
Nerede o namus ve haysiyet?
Onca çığlıkları susturacak ne bir tıpa, onca vahşetleri gizleyecek ne bir perde, onca kanları temizleyecek ne de bir su olmayacak ve bulunmayacaktır.
İsrail zulmü, zulmün simgesi ve cisimleşmiş halidir.
Zulmün en çukur halidir.
İnsanlığın utanç tablosudur.
İnsanlıktan utandıracak bir haldir.
Hayvanlara rahmet okutacak bir durumdur.
Çakal, sırtlan, ayı, domuz, yılan gibi vahşi hayvanların topunun bileşenidir.
İsrail dünyayı öyle bir kokuttu ki, dünyanın tüm güzel kokuları dahi o pis kokuyu asırlar boyu ortadan kaldıramaz.
İsrail Nemrut ve Firavunları zulmünde geri bıraktı.
Kuranı Kerim bugün inseydi Netenyahu’dan, İsrail’den bahsederdi.
Oda lanetle.
Tıpkı ataları gibi.
MAĞDUB ve Dallinler gibi.

-İsrail’in Gazze ve çevresindeki yaptığı onca vahşet ve dehşeti içerisindeki bu illet, bu zillet, bu acziyet, bu çaresizlik ve sözün bitişi bize ve dünyaya yeter.

“Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.”[2]
Zillet ve aşağılık damgasını yediler.
“ Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuş; Allah’ın gazabına uğramışlar ve aşağılanmaya mahkûm olmuşlardır. Bu, onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu (cüretleri de) onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.”[3]

*****************  

“Sen Yahudîleri, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun.”[4]

“Onların çoğunun günaha, zulme ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Ne kötü bir şeydir o yaptıkları!”[5]
“Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.”[6]
“İsrâiloğullarına Tevrat’ta şöyle bildirdik: “Siz yeryüzünde iki kere fesad çıkaracaksınız.”[7]
“Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin.”[8]
“Yahudîlere müteveccih şu iki hükm-ü Kur’ânî, o milletin hayat-ı içtimâiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstur-u umumiyi tazammun eder ki: Hayat-ı içtimâiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y ü ameli, sermâye ile mübâreze ettirip, fukarâyı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem-i mâl eden o millet olduğu gibi, mahrum kaldıkları ve dâimâ zulmünü gördükleri hükümetlerden ve gàliplerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.”[9]

****************   

İran İslam ülkeleriyle ve özellikle PKK’ya en az tabirle göz yumacağına, içindeki fitne unsurlarına, ABD ve İsrail’in rejimi değiştirme girişimlerine odaklansın.

Geçmişte olduğu gibi başı sıkıştığında kendisine ilk yardım edecek ülke Türki’yedir.
Şii rejimini bölgeye yayarak hakim olmaya çalışırken, içindeki çatırtılardan habersiz yaşamaktadır.
Cumhurbaşkanı Reisi dahil bir çok üst düzey komutanlarını kaybetmesi bir yandan istihbarat zafiyeti oluştururken, diğer yandan Mossad cirit atmakta, her şeyden haberdar olmaktadır.
İran yanlış mecralarda yüzüyor.
Gerçek düşmanını çok da ciddiye almıyor.
Dostlarına çok da samimi davranmıyor.
Kendi rejimi bizler için bir tehdit oluştururken, bizler onlar için bir tehdit olmamaktayız.
Değil bölge için belki dünya için problem olan İsrail’in eline koz vermemeli ve işini kolaylaştırmamalıdır.
PKK ve Işid İsrail adına faaliyet göstermektedir.

*****************  

İsrailli Bakandan ‘Vadedilmiş topraklar’ itirafı! Smotrich ağzındaki baklayı çıkardı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “Ürdün’ü, Suudi Arabistan’ı, Mısır’ı, Irak’ı, Suriye’yi ve Lübnan’ı kapsayan bir Yahudi devleti istediğimizi çok açık söylüyorum” ifadesini kullandı.[10]

İsrailliler yeni nesillerini de ona göre hazırlıyorlar.[11]

************  

Sual: Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur’ân’da nehiy vardır.

“Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin.”[12]
Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?
Cevap: Evvelâ: Delil kat’iyyü’l-metîn olduğu gibi, kat’iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Halbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur’ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan aynaları hasebiyledir.
Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san’atı içindir. Öyleyse herbir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san’atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!
Saniyen: Zaman-ı Saadette bir inkılâb-ı azîm-i dinî vücuda geldi. Bütün ezhânı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu. Lâkin, şimdi âlemdeki bir inkılâb-ı acîb-i medenî ve dünyevîdir. Bütün ezhânı zapt ve bütün ukulü meşgul eden nokta-i medeniyet, terakki ve dünyadır. Zaten onların ekserisi, dinlerine o kadar mukayyed değildirler. Binaenaleyh, onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan âsâyişi muhafazadır. İşte bu dostluk, kat’iyen nehy-i Kur’ânîde dahil değildir.”[13]

MEHMET ÖZÇELİK

10-10-2024

[1] https://tesbitler.com/2023/10/13/melun-ve-magdub-bir-millet-yahudi-milleti/ 

[2] Bakara. 90.

[3] Âl-i İmrân Suresi – 112.

[4] Bakara Sûresi: 96.

[5] Mâide Sûresi: 62.

[6] Mâide Sûresi: 64.

[7] İsrâ Sûresi: 4.

[8] Bakara Sûresi: 60; A’râf Sûresi: 7.

[9] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/sozler/yirmi-besinci-soz/366

[10] https://www.haber7.com/dunya/haber/3467752-israilli-bakandan-vadedilmis-topraklar-itirafi-smotrich-agzindaki-baklayi-cikardi

[11] https://video.haber7.com/video-galeri/295193-israilli-babalar-kucucuk-cocuklarini-lubnan-isgaline-hazirliyor

[12] Mâide Sûresi, 5:51.

[13] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/munazarat/ifade-i-meram-ve-uzunca-bir-mazeret/71

Loading

No ResponsesEkim 10th, 2024

Ana rahminden geldik pazara

Ana rahminden geldik pazara[1]

Bir kefen aldık döndük mezara Yunus Emre

Bu dizeler, Yunus Emre’nin insan hayatının kısalığı ve ölüm gerçeği üzerine düşündürücü bir bakış açısı sunar. İşte bu dizelerin anlamı hakkında kısa bir açıklama:
* Ana rahminden geldik pazara: İnsan hayatının başlangıcını, dünyaya geliş anını simgeler. Pazar, dünya hayatının karmaşasını, telaşesini ve geçiciliğini ifade eder.
* Bir kefen aldık döndük mezara: Hayatın sonunda herkesin kaçınılmaz olarak karşılaşacağı ölümü ve kefenle mezara götürülmeyi anlatır. Bu kısım, hayatın nihai sonunun ölüm olduğunu hatırlatır.
Genel anlamı: Yunus Emre, bu dizelerle insanın dünyaya bir kefenle gelecekmiş gibi kısa bir süreliğine geldiğini ve sonunda yine kefenle mezara döneceğini vurgular. Hayatın telaşesi içinde unutulan ölüm gerçeğini hatırlatarak, insanları dünya hayatına fazla bağlanmamaya ve öte dünyaya hazırlanmaya davet eder.
Bu dizelerin önemi:
* Felsefi derinlik: İnsan varoluşunun temel sorularına değinerek derin bir felsefi düşünce sunar.
* Evrensellik: Ölüm, tüm insanlığın ortak deneyimi olduğu için bu dizelerin anlamı her kültürde ve her dönemde geçerliliğini korur.
* Basit ve etkili dil: Karmaşık kavramları sade bir dille ifade ederek herkesin anlayabileceği bir derinlik sunar.
Günümüzdeki anlamı:
Bu dizeler, günümüzde de hayatın anlamı, ölüm korkusu ve varoluşsal sorularla yüzleşen insanlar için hala önemli bir kaynak niteliğindedir. Hızla akan hayatın içinde durup düşünmeye, dünya hayatının geçiciliğini hatırlamaya ve daha anlamlı bir yaşam sürmeye teşvik eder.
Ek olarak:
* Bu dizeler, birçok sanatçı ve düşünür tarafından farklı yorumlara konu olmuştur.
* Edebiyatımızda sıkça kullanılan bir motif haline gelmiştir.
* İnsanların ölümle barışması ve hayata daha olumlu bir bakış açısıyla yaklaşması için bir ilham kaynağı olabilir.
Umarım bu açıklama, dizelerin anlamını daha iyi anlamana yardımcı olmuştur. Başka soruların olursa çekinmeden sorabilirsin.

@@@@@@@

Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.

@@@@@

On Birinci Kelime
Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidip dâr-ı bâkide huzur-u Kibriyaya müşerref olacaklar. Yani, esbab dağdağasından ve vesâitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya, herkes, kendi Hâlıkı ve Mâbudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.

@@@@@@@

Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü’minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da gerçek olan bir söz vermedir. Allah’tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ
Tevbe. 111

@@@@@

Uhrevi ticaret.
Ticaret istiyorsan ger, şu fânî ömrünü bâkîye tebdilde

@@@@@@

“Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhûde koşma, yorulma.

@@@@@@@
Niyazi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.

MEHMET ÖZÇELİK

10-10-2024

[1] https://youtu.be/lXM5JLQjNT4

Loading

No ResponsesEkim 10th, 2024

İsrail’in bir yılda Gazze’de yaptığı soykırımın bilançosu.

İsrail’in bir yılda Gazze’de yaptığı soykırımın bilançosu.


İsrail’in Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırılar, büyük bir insani krize yol açtı. Bir yıl süren bu çatışmalarda, **41 binden fazla kişi hayatını kaybetti** ve **100 bine yakın kişi yaralandı**⁴⁵. Saldırılar sonucunda binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı ve yardım kuruluşlarının kurduğu çadırlarda veya barınma merkezlerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor⁴.

Bu süreçte, **17 bini çocuk ve 11 bini kadın olmak üzere toplam 41 bin 870 kişi öldü**⁵. Ayrıca, yüzlerce aile tamamen yok oldu ve altyapı büyük ölçüde tahrip edildi⁴. İsrail’in saldırıları, sağlık kuruluşları, okullar ve ibadethaneler gibi sivil alanları da hedef aldı⁵.[1]

@@@@@@

Dünya sustu, Gazze kan ağladı! 1 yıllık acı bilanço: 41 bin 870 ölü.

Bugün 7 Ekim… İsrail’in, Gazze’de soykırıma başladığı gün. 1 yılda Gazze dünyanın en büyük mezarlığına döndü. 41 binden fazla insan, İsrail tarafından katledilirken dünya vahşete sessiz kaldı.

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi başta olmak üzere Filistin topraklarında gerçekleştirdiği soykırımı sürdürüyor. Dünya, Ankara’nın o günden bu yana yaptığı “bölgesel savaş” uyarılarına gözlerini yumarken, İsrail saldırganlığını bölgeye yaymaya başladı. Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden 30 Eylül’de açıklanan verilere göre, İsrail ordusu bu 1 yıl içinde yaklaşık “3 bin 650 katliam” işledi. Bu katliamlarda, yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın ve 13 bini erkek olmak üzere 41 bin 870 kişi hayatını kaybederken, 97 bin 166 kişi yaralandı ve sakat kaldı.

AİLELER NÜFUSTAN SİLİNDİ

İsrail’in saldırılarında yüzlerce ailenin tüm fertleri hayatlarını kaybederken, binlercesinin ise sadece bir ya da 2 ferdi hayatta kalabildi. Bir yıldır devam eden soykırım sırasında tüm fertleri ölen 902 aile nüfustan silindi, 1364 ailenin sadece bir ferdi, 3 bin 472 ailenin ise sadece 2 ferdi hayatta kaldı.

AÇLIK ‘SİLAH’I KULLANILDI

Gazze Şeridi’ne açılan sınır kapılarını 5 aydır kapalı tutarak sıkı bir abluka uygulayan İsrail, hayatta kalan Filistinlilere karşı da açlık, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliğini silah olarak kullandı. 500’den fazla sağlık görevlisini acımasızca katleden Tel Aviv yönetimi, 210’dan fazla Birleşmiş Milletler personelini de öldürdü. İbadethanelerin savaşta dahi dokunulmaması gereken alanlar olmasına rağmen İsrail, 820 cami, 3 kiliseyi de bombalarıyla yerle bir etti. İnsani hassasiyet gözetmeyen İsrail ordusu onlarca hastane, yüzlerce okul, içinde hasta bulunan 130’dan fazla ambulansı bombalamaktan da geri durmadı.

TÜRKİYE, ZALİME KARŞI DURDU

Türkiye ilk günden bu yana insanlığın onurlu duruşunun simgesi oldu. 17 Ekim’de TBMM’de grubu bulunan 6 siyasi parti ortak bildiri yayımlayarak saldırıları en şiddetli biçimde kınadı. 60 bin tondan fazla yardımla Gazze’ye en fazla el uzatan ülke Türkiye oldu. Başkan Erdoğan’ın BM Genel Kurulu hitabında sorduğu “Daha neyi bekliyorsunuz?” sorusu katliama sessiz kalan dünyaya verilen en net mesaj oldu.

İSRAİL, BEYRUT’A BOMBA YAĞDIRDI

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını genişletildiği 23 Eylül’den bu yana “en şiddetli saldırılarından” birini 5 Ekim gecesi gerçekleştirdi. Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberinde, İsrail savaş uçaklarının Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine 30’dan fazla hava saldırısı düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda 23 kişi hayatını kaybetti.

GAZZE’YE YENİ KARA SALDIRISI

İsrail’in Lübnan’a saldırıları ve İran’a vereceği muhtemel karşılık beklenirken Gazze’nin kuzeyinde yeni bir kara harekâtı başlattı. İsrail ordusu, 162. Tümen’e bağlı güçlerinin Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye Mülteci Kampı’na kara saldırısına başladığını duyurdu. Hamas’ın bölgede varlık gösterdiğini öne süren İsrail, bölgeyi kuşattığını ve hava desteğiyle saldırıların sürdüğünü açıkladı.

LÜBNAN’DAN KAÇIŞ

24 TV muhabiri Yağmur Yıldız, İsrail saldırılarının sürdüğü Lübnan’dan ayrılmak isteyenlerin zorlu göç yolculuğunu görüntüledi. Binlerce insan komşu Suriye’ye gitmek için yollara düştü. İsrail ordusunun bombalar yağdırdığı kara yolunda devasa çukurlar oluştu. İsrail bombalarında kaçan Lübnanlılar yanlarına aldıkları birkaç parça eşya, bu yolları aşarak Suriye’ye geçiyor.[2]

@@@@@@@

İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlattığı saldırılar 40 bini aşkın kişinin hayatını kaybetmesine, 100 bine yakın kişinin yaralanmasına yol açarken binlerce kişi yerinden edildi ve yaşamlarını yardım kuruluşlarınca kurulan çadırlar veya barınma merkezine dönüştürülen okul ve hastanelerde sürdürmeye mecbur bırakıldı. Yaşanan insani krizin yanı sıra bombardımanlar, geride büyük bir yıkım bıraktı.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail içine gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne sert müdahalesiyle başlayan savaş bugün bir yılını doldurdu. Son haftalarda dünya kamuoyunun dikkati İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına yoğunlaşsa da Gazze’deki savaş ve felaket durumu hafiflemiş değil.
Gazze’de soykırımın 1. yılı: Acı, yıkım, ölüm

Dün sabah Gazze’nin kuzeyine şiddetli hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu Hamas tarafından kullanıldığını iddia ettiği, yerinden edilmiş sivillerin sığındığı İbn-i Rüşd okulunu ve El Aksa camisini hedef aldı, saldırılarda en az 24 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, Hamas’ın bölgenin kuzeyindeki Cibaliye kentinde toparlanma emareleri gösterdiğini ve bu nedenle bölgeye kara ve hava operasyonu düzenlendiğini duyurdu.

İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlattığı saldırılar 40 bini aşkın kişinin hayatını kaybetmesine, 100 bine yakın kişinin yaralanmasına yol açarken binlerce kişi yerinden edildi ve yaşamlarını yardım kuruluşlarınca kurulan çadırlar veya barınma merkezine dönüştürülen okul ve hastanelerde sürdürmeye mecbur bırakıldı. Yaşanan insani krizin yanı sıra bombardımanlar, geride büyük bir yıkım bıraktı.

Bir yıldır aralıksız şekilde İsrail’in benzer saldırılarının hedefinde olan Gazze’de 365 günlük savaşın bilançosu ise çok ağır. Uluslararası toplum İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımı durdurmakta başarısız olurken, yüzlerce ailenin tüm fertleri saldırılarda öldü, yeni doğan yüzlerce bebek hayatını kaybetti, altyapısı tamamen tahrip edilen bölge yaşanamaz hale geldi. İsrail; açlığı, yerinden edilmeyi ve sağlık kuruluşlarına yönelik saldırıları Gazze’deki savaşında silah olarak kullandı.
AYIRT ETMEDEN VURDU
Gazzede soykırımın 1. yılı: Acı, yıkım, ölüm

İsrail ordusu savaşın özellikle ilk aylarında Gazze Şeridi’ni sivil alanları ayırt etmeksizin yoğun bombardımana tuttu. Hamas’ın 1200 kişiyi öldürüp, 251 kişiyi rehin aldığı Aksa Tufanı operasyonu sonrası İsrail, Gazze Şeridi’ne tüm gücüyle saldırdı. Bölgeye yönelik ayırt etmeksizin gerçekleşen yoğun hava saldırıları on binlerce sivilin hayatına mal oldu. Gazze’deki sağlık bakanlığının verilerine göre 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın olmak üzere 41 bin 870 kişinin öldüğü, 97 bin 166 kişinin yaralandığı Gazze’de yaklaşık 11 bin kişi ise kayıp. Saldırılarda tüm fertleri ölen 902 aile nüfustan silindi, savaş sırasında doğan 171 bebek öldü, henüz bir yaşını doldurmamış 710 bebek de saldırılarda hayatını kaybetti. İsrail’in acımasız saldırılarında gazeteciler ve yardım çalışanları da can verdi. ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verilerine göre bölgede en az 128 gazeteci hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler’in (BM) raporuna göre büyük kısmı BM çalışanı olan en az 280 yardım çalışanı da İsrail saldırılarında öldü.

Dün sabah Gazze’nin kuzeyine şiddetli hava saldırıları düzenleyen İsrail ordusu Hamas tarafından kullanıldığını iddia ettiği, yerinden edilmiş sivillerin sığındığı İbn-i Rüşd okulunu ve El Aksa camisini hedef aldı, saldırılarda en az 24 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, Hamas’ın bölgenin kuzeyindeki Cibaliye kentinde toparlanma emareleri gösterdiğini ve bu nedenle bölgeye kara ve hava operasyonu düzenlendiğini duyurdu.

AÇLIK VE TEHCİR SİLAH OLDU

İsrail bombaları binlerce insanı hayattan koparırken, geride kalanlar ise açlığın, yerinden edilmenin ve sağlıksız koşulların pençesinde yaşam mücadelesi vermek zorunda kaldı. Gazze Şeridi’ne açılan sınır kapılarını 5 aydır kapalı tutarak sıkı bir abluka uygulayan İsrail, insani yardımların bölgeye girmesine izin vermeyerek Filistinlilere karşı açlığı ve tıbbi malzeme eksikliğini silah haline getirdi. 36 Filistinli açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti, 3 bin 500 çocuk yetersiz beslenme nedeniyle ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Elektrik, su, kanalizasyon, arıtma tesisleri ve yolların büyük oranda tahrip edildiği bölgede en temel ihtiyaçların karşılanması bile imkânsız hale geldi. Temiz suya erişimin son derece kısıtlı olduğu Gazze’de salgın hastalıklar da baş gösterdi. 71 bin 338 kişi sürekli yerinden edilme ve göç nedeniyle hepatite, 1 milyon 737 bin 524 kişi de çeşitli salgın hastalıklara yakalandı. Eylül ayı başında Gazze’de 25 yıl sonra ilk kez çocuk felci vakası ortaya çıkarken, BM bölgede aşılama kampanyası başlattı.

SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Saldırılarında bir yılda 85 bin tondan fazla patlayıcı kullanan İsrail ordusu; evleri, kamu binalarını, tarihi eserleri, ibadethaneleri, sosyal alanları ve hatta mezarlıkları hedef aldı. 150 bini tamamen yıkılan 430 bin konut kullanılamaz hale geldi. 201 kamu dairesi, 206 tarihi eser, 825 cami, 3 kilise, 36 spor tesisi ve 700 su kuyusu İsrail bombardımanı sonucu tamamen yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Hastaneler ve tıp merkezleri de İsrail saldırılarının yoğunlaştığı alanlar oldu. Hamas’ın silah deposu ve karargâh olarak kullandığını iddia ettiği hastanelere saldırılar ve baskınlar düzenleyen İsrail, 34 hastane ile 80 sağlık merkezini kullanılamaz hale getirdi. Ambulanslara da saldıran İsrail ordusu, 131 ambulansı kullanılamaz hale getirirken, saldırılar sonucu 986 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’deki sağlık sistemi çökme noktasına geldi, binlerce kişi gerekli tıbbi desteği alamaz hale geldi.[3]

@@@@@@

ABD, Gazze’de soykırımın başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail’e 17,9 milyar dolar askeri yardım yaptı.

ABD’deki bir raporda, Washington’un 1959’dan bu yana İsrail’e 251 milyar dolar askeri yardımda bulunduğu kaydedildi. İsrail, ABD’nin en fazla askeri yardım yaptığı ülke olarak öne çıkıyor.
ABD yönetiminin, abluka altındaki Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’te başlattığı soykırımın ardından İsrail’e 17,9 milyar dolar askeri yardımda bulunduğu, bunun da Orta Doğu’daki çatışmaların artmasına neden olduğu belirtildi.

Brown Üniversitesi, ABD’nin Gazze’deki soykırımın başlamasından bu yana İsrail’e yaptığı askeri yardımlara ilişkin bir rapor yayımladı.

ABD’nin 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’e 17,9 milyar dolarlık askeri yardımda bulunduğu, bunun da bir yıl içerisinde Tel Aviv’e yapılan en yükse hibe olduğu aktarıldı.

ABD’nin yaptığı yardımların büyük çoğunluğunu top mermileri ve hava saldırılarında kullanılan yaklaşık bir tonluk sığınak delici ile güdümlü füzelerin oluşturduğu ifade edildi.

Washington’un yaptığı askeri yardımlar içerisinde “Demir Kubbe” gibi İsrail’in hava savunma sistemlerine 4 milyar dolarlık hibesi de yer alıyor.

Raporda, ABD’nin Ukrayna’ya yaptığı kamuya açık askeri yardımın aksine, 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’e ne tür askeri yardımlarda bulunduğuna dair tam ayrıntıları paylaşmadığına dikkati çekildi.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin bürokratik manevralarla İsrail’e yaptığı yardımların tam miktarını ve sistem türlerini gizlemeye çabaladığına işaret edildi.

Buna ek olarak ABD’nin 7 Ekim’den sonra Yemen’deki Husilere karşı düzenlenenler başta olmak üzere Orta Doğu’daki “askeri operasyonlarına” da 4,86 milyar dolar harcadığı kaydedildi.

ABD, İsrail’e 251 milyar dolar askeri yardım yaptı

ABD’nin bugüne kadar en fazla askeri yardım yaptığı ülkenin İsrail olduğu belirtiliyor.

Rapora göre, ABD, İsrail’e 1959’dan bu yana 251 milyar dolarlık askeri yardımda bulundu.

ABD yönetimi, 1999’dan bu yana her yıl düzenli olarak İsrail’e askeri yardımda bulunuyor. 1999’da 2,7 milyar dolar olan bu askeri yardım, 2019’da 3,8 milyar dolara yükseltilmişti.[4]

@@@@@@@@

Dr. Sibel Bülbül Pehlivan / Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Türkiye Araştırmaları Vakfı

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’ye yönelik saldırıları, sadece bölgedeki çatışmaları değil, dünya çapında insani ve siyasi sonuçları derinleştiren bir süreç haline geldi. Bu saldırıların etkileri, sivil kayıplar, altyapı yıkımı, kamu kurumlarının tahribi ve geniş çaplı göç hareketleri gibi birçok boyutu kapsıyor. Bunun yanı sıra, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Yemen’e yönelik saldırıları da bölgedeki çatışmanın yayılmasına neden olduğu gibi savaşın bölgeye yayılmasına zemin hazırladı.

İsrail’in 2023’ün son çeyreğinde Gazze’ye yönelik başlattığı operasyonlar, büyük çaplı askerî harekâtlar, yapay zekanın kullanımı ile noktasal hedefler ve hava saldırıları şeklinde gelişti. 2024 yılı itibariyle kesintisiz devam eden bu saldırılar, Gazze’de büyük bir insani krize ve ciddi kayıplara yol açtı. Bir yıl içerisinde Gazze’deki sivil kayıpların sayısı 42 bini buldu. Bunların önemli bir kısmını çocuklar ve kadınlar oluşturdu. 96 binden fazla insan çeşitli yaralanmalar sonucu hastanelerde tedavi görüyor. Bir yıl içerisinde yüz binlerce Filistinli yerlerinden edilerek Gazze içinde ya da dışına göç etmek zorunda kaldı. BM verilerine göre, yaklaşık 500 binden fazla insan zorla yerinden edildi.

HAYATTA KALANLARI ÖLÜME TERK EDİYOR
Bir yıl içerisinde İsrail hava saldırıları ve topçu ateşi sonucu 15 binden fazla ev yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Bu durum, bölgedeki konut krizini derinleştirdi. Gazze’deki elektrik şebekeleri, su altyapısı ve hastaneler büyük oranda tahrip edildi. 6 büyük hastane, İsrail’in hava saldırıları nedeniyle ya tamamen işlevsiz hale geldi ya da ciddi hasar gördü. Ayrıca, su kaynakları ve arıtma tesisleri de saldırılar sonucu kullanılamaz duruma geldi, bu da halkın temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırdı.

BM verilerine göre, 200’den fazla okul saldırılarda zarar gördü ya da tamamen yıkıldı. Eğitim faaliyetleri büyük ölçüde durma noktasına geldi. Gazze’de tarım, sanayi ve ticaret altyapısı büyük oranda yıkıldı. İsrail ablukası altında olan Gazze’de bu saldırılar ekonomik krizi daha da derinleştirdi ve işsizlik oranı yüzde 50’nin de üzerine çıktı. Saldırılar sonucu özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinde ciddi travmalar oluştu. Travma ve stres bozukluğu vakaları büyük bir artış gösterdi.

İSRAİL DURMUYOR
İsrail’in Gazze dışındaki diğer cephelerde de askeri operasyonlar düzenlediği görülmektedir. Lübnan, Suriye ve hatta Yemen gibi bölgelerde de İsrail’in operasyonları devam etmektedir. Bu saldırılar, bölgede daha geniş çaplı bir çatışma ihtimalini güçlendirmekte ve bölgesel istikrarı sarsmaktadır. İsrail, Lübnan›da Hizbullah›a yönelik hava saldırıları düzenlemiştir. Bu saldırılar, Hizbullah›ın İsrail sınırına yakın bölgelerdeki askeri varlığını hedef almış Lübnan hükümetine göre, bu saldırılar sonucu; Hizbullah’ın önemli liderleri ve 30’dan fazla Lübnanlı sivil hayatını kaybetmiş, Hizbullah’ın askeri altyapısında büyük çaplı tahribat yaşanmış, Lübnan’ın sınır bölgelerinde yaşayan halk, saldırılar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Ekim 2023’ten beri İsrail bombardımanı sonucu 127’si çocuk, 261’i kadın olmak üzere yaklaşık 2 bin kişinin öldüğü ve yaklaşık 10 bin kişinin de yaralandığı duyuruldu.

Suriye’de ise İsrail, İran destekli milis grupların ve Hizbullah güçlerinin varlığını gerekçe göstererek birçok hava saldırısı gerçekleştirmiş, bu saldırılar, Suriye’deki iç savaşı daha da derinleştiren unsurlar arasında yer almıştır. Saldırılar sonucunda İran destekli milislerin kontrol ettiği askeri üslerde büyük hasar meydana gelmiş, Suriye’nin hava savunma sistemleri hedef alınmış ve ülkenin askeri altyapısı büyük ölçüde zayıflatılmıştır. Suriye hükümeti, İsrail’in saldırılarının, ülkenin iç savaştan sonra toparlanmasını daha da zorlaştırdığı görüşündedir.

İsrail’in Yemen’deki saldırılarına bakıldığında ise; İran destekli Husi güçlerine yönelik operasyonlar şeklinde gerçekleşmiştir. Bu saldırılar, İran’ın bölgedeki nüfuzunu zayıflatma amacı taşıyan daha geniş bir stratejinin parçası olarak görülmektedir. Yemen’deki saldırılar sonucunda Husi güçlerinin silah depoları ve askeri üsleri hedef alınmış, saldırılar ile sivil halk arasında ciddi kayıplara neden olmuştur. BM raporlarına göre, 20’den fazla sivil bu operasyonlarda yaşamını yitirdi. Yemen’deki insani kriz daha da derinleşti, yardım kuruluşları saldırılar nedeniyle bölgeye erişimde hala zorluk yaşıyor.

BARIŞ YOLLARI KAPANDI
İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarının bir yıllık bilançosu, bölgedeki insani krizin derinleştiğini, sivil halkın ciddi zarar gördüğünü ve altyapının büyük oranda yıkıldığını göstermektedir. Lübnan, Suriye ve Yemen’deki operasyonlar ise İsrail’in bölgedeki güvenlik stratejisini genişlettiğini ve özellikle İran destekli güçlere karşı agresif bir tutum benimsediğini ortaya koymaktadır.

Bu saldırılar, yalnızca askeri sonuçlar doğurmakla kalmamış, aynı zamanda bölgedeki sosyo-ekonomik dengeleri de altüst etmiş ve insani krizleri derinleştirmiştir. Bölgedeki uzun vadeli barış umutları, bu tür operasyonlar nedeniyle büyük ölçüde zayıflamış ve uluslararası toplum tarafından acil bir çözüm arayışı gerektirmektedir.

İsrail’in saldırılarının yarattığı bu tahribatın bölge halkı üzerinde uzun süreli etkiler bırakacağı, özellikle insani yardıma olan ihtiyaçların artarak devam edeceği görülmektedir.[5]

@@@@@@@@ 

 

Göz yaşları kurudu.

Tükürük bezleri kurudu.
Vicdanlar kurudu.
Duygular kurudu.
İnsanlar ve insanlık kurudu.
Her şey dondu ve kurudu.
Ölüler yurduna döndü.

 

[1] (1) Gazze’de soykırımın 1. yılı: Acı, yıkım, ölüm!. https://www.cnnturk.com/dunya/galeri/gazzede-soykirimin-1-yili-aci-yikim-olum-2163012.
(2) Dünya sustu, Gazze kan ağladı! 1 yıllık acı bilanço: 41 … – Akşam. https://www.aksam.com.tr/dunya/dunya-sustu-gazze-kan-agladi-1-yillik-aci-bilanco-41-bin-870-olu/haber-1510997.
(3) ABD, Gazze’de soykırımın başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail’e 17,9 milyar dolar askeri yardım yaptı. https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/abd-gazzede-soykirimin-basladigi-7-ekimden-bu-yana-israile-17-9-milyar-dolar-askeri-yardim-yapti/1821937.
(4) Soykırımın acı bilançosu. https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/soykirimin-aci-bilancosu-4648952.
(5) İsrail’in saldırdığı Gazze’de bilanço giderek artıyor. https://www.ilksesgazetesi.com/dunya/israil-in-saldirdigi-gazze-de-bilanco-giderek-artiyor-349206.
(6) İsrail’in Gazze’deki soykırımının 74 günlük bilançosu. https://www.haber7.com/dunya/haber/3376392-israilin-gazzedeki-soykiriminin-74-gunluk-bilancosu.

[2] https://m.aksam.com.tr/dunya/dunya-sustu-gazze-kan-agladi-1-yillik-aci-bilanco-41-bin-870-olu/haber-1510997

[3] https://www.cnnturk.com/dunya/galeri/gazzede-soykirimin-1-yili-aci-yikim-olum-2163012?page=6

[4] https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/ayrimcilik/abd-gazzede-soykirimin-basladigi-7-ekimden-bu-yana-israile-17-9-milyar-dolar-askeri-yardim-yapti/1821937

[5] https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/soykirimin-aci-bilancosu-4648952
https://m.haber7.com/dunya/haber/3376392-israilin-gazzedeki-soykiriminin-74-gunluk-bilancosu

https://www.instagram.com/reel/DAy7Z3dqIcI/?igsh=MXU5eHY5cmVxdGFkMA==

https://www.cnnturk.com/video/dunya/dunya-gazze-katliaminda-nerede-durdu-soykirim-1-yil-once-bugun-basladi-2163282

İsrailin bir yılda Gazzede yaptığı soykırımın bilançosu.

VİDEOLAR:
https://www.google.com/search?client=ms-android-samsung-trvo1&sca_esv=fbc34415c57d9a54&sxsrf=ADLYWIIs25EN8fAuBAbBf1sPLFSsLlJ6Tg:1728301020337&q=%C4%B0srailin+bir+y%C4%B1lda+Gazzede+yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1+soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1n+bilan%C3%A7osu&udm=7&fbs=AEQNm0CgMcZ11KbHg1uunEmuo39LYaLxf_n_v5Qu9vkTINnKPFxIgupDJiyYgOOMj7PxlopplVo7BmJfQb-txkXgydvRz7rE6oSD7-qYW-KC73YrIWn1W_kAiofSwj6gZe-fqbpvtzb-9tAiR1NZXXOyUF60oPMN4msEI7YbkoZc3m2Tl071DfvQjuagscs93Oex6tY3FIfvJktoA_Pa6pmmT-NwWu1SWY0yhmkqgIZ0VtmOf_ddMlfuEEWkVdGDpR0nnintmtM-&sa=X&ved=2ahUKEwif8YaDl_yIAxX2cfEDHXgdNR4QtKgLegQIDRAB&biw=412&bih=780&dpr=2.63#ip=1
GÖRSELLER :
https://www.google.com/search?client=ms-android-samsung-trvo1&sca_esv=fbc34415c57d9a54&sxsrf=ADLYWIKYKWZnmc76zyZ94FB6owktGboG3Q:1728301023324&q=%C4%B0srailin+bir+y%C4%B1lda+Gazzede+yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1+soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1n+bilan%C3%A7osu&udm=2&fbs=AEQNm0CgMcZ11KbHg1uunEmuo39LYaLxf_n_v5Qu9vkTINnKPFxIgupDJiyYgOOMj7PxlopplVo7BmJfQb-txkXgydvRz7rE6oSD7-qYW-KC73YrIWn1W_kAiofSwj6gZe-fqbpvtzb-9tAiR1NZXXOyUF60oPMN4msEI7YbkoZc3m2Tl071DfvQjuagscs93Oex6tY3FIfvJktoA_Pa6pmmT-NwWu1SWY0yhmkqgIZ0VtmOf_ddMlfuEEWkVdGDpR0nnintmtM-&sa=X&ved=2ahUKEwj2lb2El_yIAxUNefEDHXxBD8YQtKgLegQIERAB&biw=412&bih=780&dpr=2.63
TÜMÜ:
https://www.google.com/search?client=ms-android-samsung-trvo1&sca_esv=fbc34415c57d9a54&sxsrf=ADLYWIJEbjU-y6NAMmTsek5i-VLEdR9BlQ:1728301051881&q=%C4%B0srailin+bir+y%C4%B1lda+Gazzede+yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1+soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1n+bilan%C3%A7osu&source=lnms&fbs=AEQNm0CgMcZ11KbHg1uunEmuo39LYaLxf_n_v5Qu9vkTINnKPFxIgupDJiyYgOOMj7PxlopplVo7BmJfQb-txkXgydvRz7rE6oSD7-qYW-KC73YrIWn1W_kAiofSwj6gZe-fqbpvtzb-9tAiR1NZXXOyUF60oPMN4msEI7YbkoZc3m2Tl071DfvQjuagscs93Oex6tY3FIfvJktoA_Pa6pmmT-NwWu1SWY0yhmkqgIZ0VtmOf_ddMlfuEEWkVdGDpR0nnintmtM-&sa=X&ved=2ahUKEwi_l4ySl_yIAxVTVvEDHUT1G6UQ0pQJegQIEBAB&biw=412&bih=780&dpr=2.63

 

Loading

No ResponsesEkim 7th, 2024

Dünyanın neresinde ne kadar Yahudi bulunmaktadır?

Dünyanın neresinde ne kadar Yahudi bulunmaktadır?

Dünya genelinde Yahudi nüfusu yaklaşık 15 milyon civarındadır ve bu nüfus büyük ölçüde belirli ülkelerde yoğunlaşmıştır. İşte Yahudi nüfusunun en fazla olduğu bölgeler:

1. İsrail: Dünyadaki en büyük Yahudi nüfusu İsrail’dedir. Yaklaşık 7 milyon Yahudi, İsrail’de yaşamaktadır. İsrail nüfusunun çoğunluğunu Yahudiler oluşturur.

2. Amerika Birleşik Devletleri: ABD, İsrail’den sonra en fazla Yahudi nüfusuna sahip ülkedir. Yaklaşık 6 milyon Yahudi, Amerika’da yaşamaktadır. En büyük Yahudi toplulukları New York, Los Angeles, Miami ve Chicago gibi büyük şehirlerde toplanmıştır.

3. Fransa: Avrupa’daki en büyük Yahudi nüfusu Fransa’dadır. Yaklaşık 450.000 Yahudi, Fransa’da yaşamaktadır.

4. Kanada: Kanada’da yaklaşık 400.000 Yahudi yaşamaktadır ve büyük ölçüde Toronto, Montreal gibi büyük şehirlerde yoğunlaşmıştır.

5. Birleşik Krallık: İngiltere’de yaklaşık 300.000 Yahudi bulunmaktadır. Londra ve Manchester en büyük Yahudi topluluklarına sahip şehirlerdir.

6. Arjantin: Arjantin, Latin Amerika’daki en büyük Yahudi nüfusuna sahiptir. Yaklaşık 180.000 Yahudi, Arjantin’de yaşamaktadır. Bu nüfusun büyük kısmı Buenos Aires’te toplanmıştır.

7. Almanya: Almanya’da yaklaşık 100.000 Yahudi yaşamaktadır. Yahudi nüfusu, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası azalmış olsa da son yıllarda göçlerle yeniden artış göstermiştir.

8. Rusya: Rusya’da 150.000-200.000 civarında Yahudi yaşamaktadır. Rus Yahudi nüfusu özellikle 20. yüzyılda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte azalmış olsa da hâlâ Moskova ve St. Petersburg gibi şehirlerde yoğunluk göstermektedir.

9. Avustralya: Yaklaşık 120.000 Yahudi, Avustralya’da yaşamaktadır. Özellikle Melbourne ve Sidney’de büyük Yahudi toplulukları bulunmaktadır.

Bu ülkelerin yanı sıra Güney Afrika, Ukrayna, Brezilya ve İtalya gibi ülkelerde de dikkate değer Yahudi toplulukları bulunmaktadır.

@@@@@@@

Türkiye’de nerede ne kadar Yahudi bulunmaktadır?

Türkiye’de Yahudi nüfusu, tarih boyunca önemli bir topluluk oluşturmuş olsa da günümüzde sayıları oldukça azalmıştır. Tahminlere göre Türkiye’de yaklaşık 15.000 – 20.000 Yahudi yaşamaktadır. Bu nüfusun büyük kısmı İstanbul’da yoğunlaşmıştır. İşte Türkiye’deki Yahudi nüfusunun genel dağılımı:

1. İstanbul

En büyük Yahudi topluluğu İstanbul’da yaşamaktadır. Yaklaşık 12.000 – 15.000 Yahudi İstanbul’da bulunmaktadır.

Özellikle Beyoğlu, Şişli, Ulus, Ortaköy ve Kuzguncuk gibi semtlerde Yahudi toplulukları yaşamaktadır.

İstanbul’daki Yahudi toplumu, Türkiye Yahudi cemaatinin merkezi olup sinagoglar, okullar ve sosyal kurumlar da büyük ölçüde burada yer almaktadır.

2. İzmir

İzmir, Türkiye’deki en büyük ikinci Yahudi nüfusuna sahip şehirdir. Yaklaşık 1.000 – 2.500 Yahudi, İzmir’de yaşamaktadır.

İzmir’de de tarihsel olarak önemli Yahudi yerleşimleri vardır ve şehirde birkaç sinagog bulunmaktadır.

3. Diğer Şehirler

Bursa: Bir zamanlar önemli bir Yahudi topluluğu barındıran Bursa’da günümüzde çok küçük bir Yahudi nüfusu kalmıştır. Ancak tarihi sinagoglar ve Yahudi mirası hâlâ şehrin önemli bir parçasıdır.

Antakya: Hatay’ın Antakya ilçesi, Türkiye’de Yahudi nüfusunun çok az da olsa bulunduğu bir başka yerdir. Antakya’da kalan Yahudi nüfusu çok küçüktür (birkaç aile).

Ankara: Başkent Ankara’da çok küçük bir Yahudi nüfusu bulunmaktadır, ancak bu sayı oldukça azdır.

Türkiye’deki Yahudi toplumu, ağırlıklı olarak Sefarad Yahudilerinden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İspanya’dan göç eden Yahudiler bu topluluğun büyük kısmını oluşturur.

@@@@@@@

Dünyada 50 büyük zengin yahudi iş adamları kimlerdir ve nerede yaşamaktadır?

Dünyada Yahudi kökenli iş insanları arasında birçok önemli figür bulunmaktadır. Yahudi iş insanları, genellikle teknoloji, finans, medya ve perakende gibi çeşitli sektörlerde büyük etkiye sahiptir. İşte dünyadaki en tanınmış ve servetleriyle öne çıkan Yahudi iş insanlarından bazıları ve nerede yaşadıkları:

1. Larry Ellison

Sektör: Teknoloji (Oracle)

Servet: 140 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Oracle’ın kurucusu olan Larry Ellison, yazılım sektörünün en önemli figürlerinden biridir.

2. Mark Zuckerberg

Sektör: Teknoloji (Meta/Facebook)

Servet: 110 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Facebook’un kurucusu ve Meta CEO’su olan Zuckerberg, teknoloji dünyasında devrim yaratan figürlerden biridir.

3. Michael Bloomberg

Sektör: Finans, Medya (Bloomberg L.P.)

Servet: 96 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Bloomberg L.P.’nin kurucusu ve eski New York belediye başkanıdır. Finans ve medya dünyasında büyük bir etkiye sahiptir.

4. Sergey Brin

Sektör: Teknoloji (Google)

Servet: 130 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Google’ın kurucu ortaklarından biridir. Brin, arama motoru teknolojisinde çığır açan isimlerden biri olarak bilinir.

5. Larry Page

Sektör: Teknoloji (Google)

Servet: 130 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Sergey Brin ile birlikte Google’ı kuran Larry Page, internet teknolojisinin şekillenmesinde önemli bir role sahip.

6. Sheldon Adelson (Vefat etti 2021)

Sektör: Kumarhaneler (Las Vegas Sands)

Servet: 35 milyar dolar (ölüm öncesi)

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Adelson, dünyanın en büyük kumarhane ve tatil beldesi operatörlerinden biri olan Las Vegas Sands’in sahibiydi.

7. Roman Abramovich

Sektör: Yatırım, Futbol Kulübü Sahibi

Servet: 14 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: İsrail ve Birleşik Krallık

Detay: Abramovich, Rus-İsrailli iş adamı olup Chelsea Futbol Kulübü’nün eski sahibidir ve birçok sektörde yatırımları vardır.

8. George Soros

Sektör: Yatırım (Soros Fund Management)

Servet: 8,6 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Ünlü bir yatırımcı ve hayırseverdir. Açık Toplum Vakfı aracılığıyla çeşitli sosyal projelere büyük bağışlar yapmıştır.

9. Len Blavatnik

Sektör: Yatırım (Access Industries)

Servet: 35 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık

Detay: Blavatnik, kimya, medya ve teknoloji gibi sektörlerde büyük yatırımlara sahip bir iş insanıdır.

10. Stephen Schwarzman

Sektör: Finans (Blackstone Group)

Servet: 40 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Schwarzman, özel sermaye yatırım şirketi Blackstone’un kurucusu ve CEO’sudur.

11. Haim Saban

Sektör: Medya (Saban Capital Group)

Servet: 3 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Haim Saban, medya sektöründe büyük yatırımlara sahip olup özellikle “Power Rangers” serisi ile tanınır.

12. Shari Redstone

Sektör: Medya (ViacomCBS)

Servet: 1,8 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Shari Redstone, ViacomCBS’nin başkanıdır ve medya dünyasında önemli bir figürdür.

13. Ronald Perelman

Sektör: Yatırım (MacAndrews & Forbes)

Servet: 4 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Perelman, finans ve yatırım dünyasında geniş çaplı bir portföye sahip bir iş insanıdır.

14. David Tepper

Sektör: Yatırım (Appaloosa Management)

Servet: 18 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Tepper, hedge fon sektöründe en başarılı yatırımcılardan biridir.

15. Ronald Lauder

Sektör: Kozmetik (Estée Lauder)

Servet: 4,5 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Amerika Birleşik Devletleri

Detay: Ronald Lauder, Estée Lauder’in yönetiminde etkin bir rol oynamaktadır ve aynı zamanda sanat koleksiyonculuğu ile bilinir.

16. Iris Fontbona (Ailesi)

Sektör: Maden

Servet: 23 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: Şili

Detay: Fontbona ailesi, dünyanın en büyük bakır üreticilerinden biridir.

17. Viktor Vekselberg

Sektör: Yatırım

Servet: 9 milyar dolar civarı

Yaşadığı Yer: İsviçre ve Rusya

Detay: Vekselberg, çeşitli endüstrilerde yatırımları bulunan bir iş adamıdır.

Bu liste, Yahudi kökenli iş insanlarının küresel ekonomiye yaptıkları büyük katkıları yansıtan bazı örnekleri içermektedir. Özellikle ABD, İsrail ve İngiltere’de yoğunlaşan bu iş insanları, teknoloji, medya, finans ve diğer birçok sektörde büyük etkiler yaratmışlardır.

@@@@@@@

İsrail Gazze-Lübnan savaşında israile en büyük yardımı yapan devletler ve iş adamları kimlerdir?

İsrail ile Filistin arasında uzun yıllardır devam eden çatışmalar, zaman zaman Lübnan’ı da içine alan daha geniş bölgesel savaşlara dönüşmüştür. Bu bağlamda, İsrail’e siyasi, askeri ve ekonomik yardımlar sağlayan çeşitli ülkeler ve iş insanları bulunmaktadır. Özellikle Gazze’ye yönelik operasyonlar ve Lübnan’daki Hizbullah’a karşı yapılan müdahalelerde İsrail’e en büyük desteği veren ülkeler şunlardır:

1. Amerika Birleşik Devletleri

En Büyük Destekleyici: ABD, İsrail’in en önemli müttefiki ve en büyük destekçisidir. İsrail, ABD’den her yıl milyarlarca dolarlık askeri yardım alır. Bu yardımların büyük bir kısmı doğrudan savunma teknolojileri ve silah sistemleri için kullanılır.

Askeri Yardım: İsrail’e her yıl yaklaşık 3,8 milyar dolar askeri yardım sağlanmaktadır. ABD, İsrail’e gelişmiş hava savunma sistemleri, füze sistemleri ve savaş uçakları da dahil olmak üzere geniş bir yelpazede askeri ekipman sağlamaktadır.

Siyasi Destek: ABD, İsrail’e uluslararası arenada özellikle Birleşmiş Milletler’de sürekli olarak diplomatik destek sağlamaktadır.
2. Almanya

Almanya, İsrail’e özellikle denizaltı ve diğer askeri ekipmanlar konusunda önemli bir yardım sağlayan Avrupa’daki en büyük müttefiklerinden biridir. Almanya, İsrail’e Dolphin sınıfı denizaltılar gibi gelişmiş askeri donanımlar tedarik etmiştir. Bu denizaltılar, İsrail’in nükleer yeteneklerini denizden güçlendirmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir.

3. Birleşik Krallık

Birleşik Krallık, İsrail’e savunma sanayi ve istihbarat işbirliği konularında destek sağlayan bir diğer Batılı ülkedir. İngiltere, İsrail’in güvenlik ihtiyaçları için önemli ortaklardan biri olmuştur.

  1. Fransa

    Tarihsel olarak Fransa, İsrail’in savunma sanayi gelişiminde önemli bir role sahip olmuştur. Günümüzde, İsrail ile Fransa arasındaki işbirliği daha çok teknoloji ve istihbarat paylaşımı üzerine yoğunlaşmaktadır.

    5. Hindistan

    Hindistan, İsrail’in en büyük savunma ticareti ortaklarından biridir. Özellikle füze sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve diğer askeri teknolojilerde Hindistan, İsrail’den önemli alımlar yapmaktadır. Bu ticaret ilişkisi, iki ülke arasındaki askeri işbirliğini derinleştirmiştir.

    6. Azerbaycan

    İsrail ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, enerji ve askeri işbirliği üzerinden ilerlemektedir. Azerbaycan, İsrail’den ileri teknolojili savunma sistemleri satın alırken, İsrail de Azerbaycan’ın enerji kaynaklarına erişim sağlamaktadır.

    Öne Çıkan Yahudi İş İnsanları ve İsrail’e Destekleri

    İsrail’in iş dünyasında da birçok güçlü destekçisi vardır. Yahudi kökenli zengin iş insanları, İsrail’e ekonomik ve stratejik anlamda önemli yardımlar yapmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1. Sheldon Adelson (Vefat etti 2021)

    Sektör: Kumarhaneler, Yatırım

    Detay: Sheldon Adelson, İsrail’in en güçlü destekçilerinden biri olarak biliniyordu. Özellikle sağcı politikacıları ve İsrail’in güvenlik politikalarını destekleyen milyarlarca dolarlık bağışlar yapmıştır. Aynı zamanda ABD’deki İsrail yanlısı kuruluşlara da büyük bağışlarda bulunmuştur.

    2. Haim Saban

    Sektör: Medya

    Detay: Haim Saban, İsrail’e verdiği destekle tanınan bir başka zengin iş insanıdır. ABD’de yaşayan Saban, hem İsrail yanlısı lobicilik faaliyetlerine hem de İsrail’deki çeşitli projelere büyük maddi kaynaklar aktarmıştır.

    3. Ronald Lauder

    Sektör: Kozmetik (Estée Lauder)

    Detay: Ronald Lauder, İsrail’i destekleyen bir diğer önemli iş insanıdır. Amerikan Yahudi Kongresi başkanlığı da yapan Lauder, İsrail’in diplomatik ve ekonomik alanda güçlenmesine yönelik çeşitli projelerde yer almıştır.

    4. Michael Bloomberg

    Sektör: Finans, Medya

    Detay: Eski New York belediye başkanı olan Michael Bloomberg, İsrail’e güçlü bir destekçidir. Hem maddi yardım sağlamış hem de siyasi ve diplomatik destek vermiştir. Özellikle İsrail’in uluslararası platformlarda desteklenmesi için lobi faaliyetlerinde bulunmuştur.

    5. Paul Singer

    Sektör: Yatırım

    Detay: Singer, İsrail’e önemli finansal destek sağlayan bir iş insanıdır. İsrail yanlısı siyasi hareketlere yaptığı bağışlarla tanınır ve ülkenin savunma politikalarına destek verir.

    6. George Soros

    Sektör: Yatırım

    Detay: Soros, Yahudi kökenli bir iş insanı olmasına rağmen İsrail’in bazı politikalarına eleştirilerde bulunan ve daha çok insan hakları ile demokrasi projelerini destekleyen bir figürdür. Ancak, genellikle İsrail hükümeti ile daha mesafeli bir ilişkiye sahiptir ve bazı Yahudi grupları tarafından eleştirilmektedir.

    Sonuç

    İsrail’e en büyük yardımı yapan ülkeler arasında ABD başta olmak üzere Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hindistan ve Azerbaycan gibi ülkeler öne çıkmaktadır. Ayrıca, Sheldon Adelson, Haim Saban, Michael Bloomberg gibi Yahudi iş insanları da İsrail’e ekonomik, politik ve diplomatik alanda büyük destek sağlayan figürler arasında yer almaktadır.

 

Loading

No ResponsesEkim 7th, 2024

HADDİNİ BİLMEK

HADDİNİ BİLMEK[1]

Eskiler İslam’ın şartı 6 derlerdi; Beşi malum, altıncısı ise haddini bilmektir.

Kur’ân-ı Kerim’de hudûd kelimesi on dört yerde geçer; bunların on üçünde Allah’a, birinde ise (Tevbe 9/97) Allah’ın Resulü (asv)’e indirdiği vahye izafe edilir.[2]

-“Bilmediler mi ki: Kim Allah’a ve Resulüne karşı haddi aşarsa, onun için, içinde sürekli kalacağı Cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük rezilliktir.”[3]

Hadislerde had kelimesinin, sözlük anlamını ve örfteki çeşitli kullanımlarını, ayrıca Kur’an’daki geniş muhtevasını yansıtan bir çeşitlilik ve zenginlikte yer aldığı çok defa da bu tabirle Kur’an’da belirlenen veya Hz. Peygamber (asv)’in takdir ve uygulamasıyla sabit olan cezaî müeyyidelerin yahut bu müeyyideleri gerektiren suçların ifade edildiği görülür.[4]

-Kur’an-ı Kerim’de, ahkâm âyetleriyle ilgili olarak Allah’a izafeyle yer alan başlıca kavramlar; şeâirullah, dînullah, âyâtullah, hudûdullah, hükmüllah, kitâbullah, sebîlullah, emrullah gibi kavramlardır. Bu kavramlar, bir şekilde insanların tutum ve davranışlarıyla ilgilidirler. Ayrıca bu kavramlar, birbirleriyle de anlamlı bir biçimde ilgili görünmektedirler. Bu yazımızda, söz konusu kavramlardan “Allah’ın çizdiği sınırlar; Allah’ın belirlediği kurallar, Allah’ın sınırları; Allah’ın yasaları” anlamına gelen “hudûdullah” kavramını, Hz. Peygamber’in (s.a.) sünnetindekilerle de destekleyerek, ele almayı deneyeceğiz.

Had, iki şey arasında birbirine karışmasını önleyen engel demektir. Belirginleştirmek, başkalarından ayırt edici nitelik ve engellemek gibi anlamları vardır. Kur’an-ı Kerim’deki hudûdullah ifadesi, Allah’ın ahkâmı / belirlediği hükümler ve kurallar anlamında kullanılmaktadır.[5]

Yüce Allah, mü’minlerin başlıca özelliklerini sayarken, bunlardan biri olarak “Allah’ın sınırlarını / yasalarını korumayı.” da belirtmektedir:

“Allah’a tövbe eden, kullukta bulunan, O’nu öven, O’nun uğrunda gezen (cihad ve hicret eden, rızasını arayıp duran), rükû yapan, secde eden, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan ve Allah’ın sınırlarını koruyan mü’minleri müjdele.”[6]

Bununla birlikte,
İman noktasındaki zaaf, Allah’ın sınırları konusunda da kendini gösterir:

“Bedevîlerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah’ın, peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemekte de onlar ileridir. Allah bilendir ve hakîmdir.”[7]

-Haddi aşmamak, Haddini bilmek, Haddini bildirmek, Hadden aşmak, Yaş olarak haddi aştım, Sınırı aşmak, Sınırı geçmek, Çizgiyi geçmek, Hukukullah, hududullah
Kul hakkı. Hukuku ıbad.
-İnsanın farkı önünün sonsuza kadar açık olması, imkân verilmesi, fırsat verilmesi.
Meleklerinde zaten tabiri caizse rahatsız oldukları hususta işte bu.
Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse, dert getirir.”[8]

MEHMET ÖZÇELİK

06-10-2024

[1] https://www.youtube.com/watch?v=DeWCn7jKTHc

[2] M. F Abdülbâkî, et-Mu’cem, “hdd” md.

[3] Tevbe. 63.

[4] Bk. Muvatta, Hudûd 10; Müsned, IV, 226; Buhârî, Şüfa, 1; Müslim, Hudûd, 8-9; Ebû Dâvûd, Hudûd, 38; bk Wensinck, el-Mu’cem, “hdd” md.

[5] Râgıb el-Isfahânî, Müfredât, yay. Safvân Ahmed Dâvûdî, Dımaşk-Beyrut 1997, s.221.

[6] (Tevbe, 9/112.

[7] Tevbe, 9/97. https://kuran-ikerim.org/hudud-hududullah-kelimesinin-kuranda-gectigi-yerleri-ve-anlamlari-hakkinda-detayli-bilgi-verir

[8] Mektûbat, s. 459.

Loading

No ResponsesEkim 6th, 2024

YILDIZ SARAYI YAĞMALANMASI VE LOZAN

YILDIZ SARAYI YAĞMALANMASI VE LOZAN

Yıldız sarayı yağmalamasında kimler, ne çaldılar. Tarihi belgeler nelerdir?


Yıldız Sarayı’nın yağmalanması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşanan önemli olaylardan biridir. Sultan II. Abdülhamid’in 31 Mart Vakası’nın (1909) ardından tahttan indirilmesi ve Selanik’e sürgün edilmesiyle birlikte, Yıldız Sarayı’na giren bazı gruplar sarayı yağmalamışlardır. Bu olayda özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin aktif olduğu ve sarayda bulunan değerli eşyaların, sanat eserlerinin ve bazı önemli belgelerin yağmalandığı iddia edilir.

Yağmaya Karışan Gruplar

Yıldız Sarayı’nın yağmalanmasına karışanların başında İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları olduğu öne sürülür. Ayrıca bu süreçte, sarayın askerî kuvvetler ve bazı yerel gruplar tarafından da talan edildiği ifade edilir. O dönemde bir güç boşluğu yaşandığı için sarayda koruma yetersizliği oluşmuş ve saraya izinsiz girişler kolaylaşmıştır.

Yağmalanan Eşyalar

Yıldız Sarayı’ndan çalınan ya da yağmalanan eşyalar arasında şunlar yer alır:

Değerli mobilyalar ve halılar: Sarayda bulunan kıymetli mobilyalar ve el dokuması halılar çalınmıştır.

Sanat eserleri: Özellikle Avrupa’dan getirtilmiş resim ve heykeller gibi sanat eserleri yağmalanmıştır.

Değerli takılar ve mücevherler: II. Abdülhamid’in kişisel hazinesinde bulunan mücevherler ve değerli taşlar ele geçirilmiştir.

Saat ve antikalar: Sarayın envanterinde bulunan nadide saatler ve antika eşyalar da kayıtlara geçmiştir.

Tarihi Belgeler

En önemli kayıplardan biri de saray arşivinde yer alan belgeler ve yazışmalardır. Bu belgeler, II. Abdülhamid’in döneminde devlete ait birçok önemli bilgi ve yazışmayı içeriyordu. Bu belgelerin bir kısmı ya kaybolmuş ya da dönemin siyasi grupları tarafından ele geçirilmiştir. II. Abdülhamid’in istihbarat sistemi oldukça gelişmişti ve sarayın bu zengin arşivi, dönemin siyasi, askerî ve diplomatik olayları hakkında çok sayıda gizli bilgi barındırıyordu.

Tarihi Belgeler ve Kaynaklar

Yıldız Sarayı yağmalamasına ilişkin bazı belgeler ve kaynaklar şunlardır:

Tarihî kaynaklar: Bu döneme dair yazılan tarihî eserlerde ve anılarda Yıldız Sarayı’nın yağmalanması ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Özellikle İttihat ve Terakki dönemiyle ilgili yazılmış hatıratlar, bu olaylara dair birçok bilgi içermektedir.

Osmanlı arşiv belgeleri: Osmanlı arşivlerinde de bu yağmalamaya dair belgeler yer alabilir, ancak bu belgeler bir kısmı kaybolmuş ya da eksiktir.

II. Abdülhamid’in sürgün dönemi hatıraları: Sultan Abdülhamid’in sürgündeyken yazdığı hatıralarda da bu yağmaya dair bilgiler yer alır.

Yıldız Sarayı yağması, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki siyasi çalkantıların bir yansıması olarak tarihe geçmiştir.

@@@@@@@

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile birlikte yıldız sarayının yağmalanmasına bilinen meşhur şahıslardan kimler vardır?

II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesi Sonrası Yıldız Sarayı Yağması ve Meşhur İsimler
II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle yaşanan 31 Mart Vakası sonrası Yıldız Sarayı’nın yağmalandığı bir gerçektir. Bu olay, dönemin siyasi atmosferini yansıtan çalkantılı bir sürecin ürünüdür. Yağmaya karışan birçok isim arasında en çok dikkat çekenler arasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimleri yer alır.
Yağmaya karışan bazı önemli isimler:
* Enver Paşa: İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin liderlerinden biri olan Enver Paşa, sarayın yağmalandığı sırada olay yerinde bulunmuş ve bu olaya doğrudan tanıklık etmiştir.
* Talat Paşa: Yine İttihat ve Terakki’nin önemli isimlerinden olan Talat Paşa da yağma olayında parmağı olan isimlerden biri olarak gösterilir.
* Cemal Paşa: Üçlü olarak anılan İttihat ve Terakki liderlerinden sonuncusu olan Cemal Paşa da bu olayda sorumluluğu olan isimler arasındadır.
* Bulgar Komitacı Sandaneski: İttihatçılarla yakın ilişkileri olan Bulgar komitacı Sandaneski ve çetesi de sarayın yağmalandığı sırada olay yerinde bulunmuştur.
Yağmanın Kapsamı ve Nedenleri:
Yıldız Sarayı’nda bulunan değerli eşyalar, mücevherler, sanat eserleri ve önemli devlet belgeleri yağmacılar tarafından ele geçirilmiştir. Bu yağma olayının nedenleri arasında;
* İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesiyle eski düzeni ortadan kaldırma isteği,
* Kişisel çıkarlar ve servet elde etme arzusu,
* Siyasi intikam duyguları gibi faktörler sayılabilir.
Olayın Tarihi ve Sonuçları:
Bu olay, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki siyasi karışıklıkların bir yansımasıdır. Yağma olayı, hem sarayın tarihi dokusunun tahrip olması hem de devlet malının yağmalanması açısından büyük bir kayıp olmuştur. Olayın ardından yapılan soruşturmalar ve yargılamalar sonucunda bazı kişiler cezalandırılmış olsa da, yağmalanan birçok eşya bir daha geri kazanılamamıştır.
Daha Fazla Bilgi İçin:
Bu konu hakkında daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki kaynakları inceleyebilirsiniz:
* Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi: Yıldız Sarayı’nın Nasıl Yağmalandığı başlıklı makale
* Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin yazısı: Yıldız Sarayı Nasıl Yağmalandı?
Not: Yıldız Sarayı yağması, Osmanlı tarihine kara bir leke olarak geçmiş ve hala tartışılan bir konudur. Bu konuda farklı görüşler ve iddialar bulunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yıldız Sarayı, II. Abdülhamid, 31 Mart Vakası, yağma, İttihat ve Terakki, Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Sandaneski
#YıldızSarayı #IIAbdülhamid #31MartVakası #yağma #İttihatveTerakki #OsmanlıTarihi

@@@@@@@

II. Abdülhamid’in devrilmesinde içte ve dışta kimlerin rolü olmuştur?

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde hem iç hem de dış dinamikler etkili olmuştur. 33 yıllık hükümdarlığının sonunda, onun devrilmesine yol açan unsurlar çeşitli siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal etkenlerin bir araya gelmesiyle şekillenmiştir. Bu olayda özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi iç unsurlar, ayrıca Avrupa devletlerinin etkileri de büyük rol oynamıştır.

İç Dinamikler

1. İttihat ve Terakki Cemiyeti:

II. Abdülhamid’in devrilmesinde en büyük iç güç İttihat ve Terakki Cemiyeti’dir. Cemiyet, meşrutiyeti savunuyor ve mutlakiyetçi yönetim tarzına karşı çıkıyordu. II. Abdülhamid’in otoriter rejimi ve sansür politikası, özgürlük talep eden aydınlar, subaylar ve genç kesimler arasında büyük bir tepkiye neden olmuştu.

İttihat ve Terakki, özellikle 1908’deki II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde kilit rol oynadı. Ancak Abdülhamid’in Meşrutiyet’i yeniden ilan etmesine rağmen, onun iktidar üzerindeki kontrolü devam ediyordu ve bu durum cemiyetin üyeleri için yeterli değildi.

31 Mart Vakası’nın ardından (13 Nisan 1909), İttihat ve Terakki’nin kontrolündeki Hareket Ordusu İstanbul’a girdi ve Abdülhamid’i devirdi.

2. Ordu:

Osmanlı ordusunun genç subayları, özellikle Balkanlar’daki ordu birlikleri, Abdülhamid’in devrilmesine doğrudan katkıda bulundular. Enver Paşa ve Mustafa Kemal Atatürk gibi isimler bu süreçte aktif roller üstlenmişlerdir. Ordu içinde reform ve modernleşme talepleri, II. Abdülhamid’in merkeziyetçi ve muhafazakar yönetim anlayışıyla çatışıyordu.

3. Aydınlar ve Jön Türkler:

II. Abdülhamid döneminde özgür düşünceye ve basına uygulanan baskılar, aydınlar ve Jön Türkler (yurt dışında ve içeride rejime muhalefet eden entelektüeller) arasında büyük bir muhalefet doğurdu. Paris, Cenevre ve Londra gibi şehirlerde toplanan Jön Türkler, Meşrutiyet’in yeniden ilan edilmesi ve Abdülhamid’in devrilmesi için çalışmışlardır.

4. Toplumsal ve Ekonomik Sorunlar:

Abdülhamid’in uzun süren yönetimi boyunca, Osmanlı İmparatorluğu çeşitli ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kaldı. Artan vergi yükleri, ekonomik krizler, yolsuzluklar ve merkezî yönetimin baskıcı politikaları, toplumun geniş kesimlerinde rahatsızlık yaratmıştı.

Dış Dinamikler

1. Büyük Avrupa Devletleri:

II. Abdülhamid’in devrilmesinde dış devletlerin rolü doğrudan olmasa da dolaylı olarak etkili olmuştur. Abdülhamid, özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa ile dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyordu. Ancak bu devletlerin Osmanlı topraklarındaki çıkarları, II. Abdülhamid’in politikalarına karşı olan grupları destekleme noktasına gelmiştir.

İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın parçalanma sürecinde kendi nüfuz alanlarını genişletmek istemiştir. Bu güçler, İttihat ve Terakki’nin daha Batı yanlısı bir politika izleyebileceği beklentisiyle, dolaylı yoldan II. Abdülhamid karşıtı hareketlere destek vermiş olabilirler.

2. Rusya:

Rusya, uzun süredir Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması ve kendi çıkarlarını yayma amacıyla iç karışıklıklardan faydalanmıştır. Ruslar, özellikle Balkanlar’da Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren unsurlara destek vermiştir. II. Abdülhamid, Balkanlar’daki Rus etkisini dengelemeye çalışsa da bu çabalar genellikle yetersiz kalmış ve onun devrilmesine zemin hazırlamıştır.

3. Avusturya-Macaristan:

1908’de Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i ilhakı, II. Abdülhamid’in zayıflığını gözler önüne sermiştir. Bu olay, hem Osmanlı Devleti’nin toprak kaybı hem de Abdülhamid’in dış politikadaki başarısızlığı olarak algılanmıştır.

4. Yahudi ve Ermeni Grupları:

II. Abdülhamid, özellikle Ermeni isyanlarına karşı sert politikalar uygulamıştı. Bu durum, Batı’daki kamuoyunun Abdülhamid’e karşı olumsuz bir tutum geliştirmesine yol açtı. Aynı şekilde, Siyonist lider Theodor Herzl’in Filistin’de Yahudilere toprak verilmesi taleplerini reddetmesi, bazı Yahudi gruplarının da Abdülhamid karşıtı tutumlar geliştirmesine neden olmuştur.

Sonuç

II. Abdülhamid’in devrilmesi, hem içteki siyasi ve toplumsal muhalefetin güçlenmesi hem de dış devletlerin Osmanlı üzerindeki çıkar çatışmaları ve müdahaleleri sonucunda gerçekleşmiştir. Bu olay, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde gerçekleşen siyasi dönüşümlerin en önemlilerinden biridir ve özellikle İttihat ve Terakki’nin iktidara yükselmesine zemin hazırlamıştır.

@@@@@@@@

Lozan neden hezimettir?

Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını kazandığı ve uluslararası alanda kabul gördüğü bir başarı olarak değerlendirilse de, bazı kesimler tarafından “hezimet” olarak nitelendirilmiştir. Bu eleştirilerin temel nedenleri, Lozan’da Türkiye’nin tüm taleplerinin tam anlamıyla karşılanamaması ve bazı önemli meselelerin Türkiye’nin lehine çözülememiş olmasıdır. Lozan’ın hezimet olarak görülmesinin ardında yatan bazı başlıca gerekçeler şunlardır:

1. Misak-ı Milli Sınırlarının Sağlanamaması

Lozan’da Türkiye’nin Misak-ı Milli’de öngördüğü sınırların tamamı elde edilemedi. Özellikle şu toprak kayıpları dikkat çeker:

Musul Meselesi: Musul, Misak-ı Milli sınırlarına dahil edilmek istenmesine rağmen, İngiltere ile anlaşmazlık nedeniyle Musul meselesi Lozan’da çözülemedi. Sorun daha sonra Milletler Cemiyeti’ne bırakıldı ve Musul, İngiltere’nin kontrolünde kalan Irak’a bırakıldı.

Batı Trakya: Batı Trakya, 1913’te Bulgaristan’a bırakılmıştı ve Lozan’da geri alınamadı. Bu bölgedeki Türk azınlık Lozan’da yalnızca kültürel haklar elde edebildi.

12 Adalar: İtalya tarafından işgal edilen 12 Ada da Türkiye’ye geri verilmedi ve bu durum Türk milliyetçileri tarafından büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendirildi.

2. Kıbrıs’ın Kaybı

Lozan Antlaşması’yla Kıbrıs üzerindeki Osmanlı egemenliği tamamen sona erdi. Kıbrıs, Osmanlı’nın 1878’de İngiltere’ye kiraladığı bir ada olmasına rağmen, Lozan’da resmen İngiltere’nin hakimiyetine bırakıldı. Bu da Türk kamuoyunda olumsuz karşılandı.

3. Boğazlar Sorunu

Lozan’da Boğazlar, Türkiye’nin egemenliğinde kalmakla birlikte uluslararası bir komisyonun denetimine bırakıldı. Türkiye, kendi topraklarındaki stratejik bu bölge üzerinde tam hakimiyet sağlayamadı. Boğazlar üzerindeki tam denetim ancak 1936 yılında imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile mümkün oldu. Bu durum, Lozan Antlaşması’nın yetersiz olduğu bir diğer konu olarak görüldü.

4. Kapitülasyonlar ve Dış Borçlar

Her ne kadar Lozan Antlaşması’yla kapitülasyonlar kaldırılmış olsa da, Osmanlı Devleti’nin biriken dış borçları Lozan’da tartışma konusu oldu. Türkiye, Osmanlı’dan kalan borçların bir kısmını üstlenmek zorunda kaldı. Bu durum, ekonomik açıdan tam bağımsızlık sağlanamadığı şeklinde yorumlanmış ve Lozan’ı eleştirenler tarafından bir eksiklik olarak görülmüştür.

5. Azınlıklar Meselesi

Lozan Antlaşması’nda, özellikle gayrimüslim azınlıkların hakları konusunda Batılı devletlerin istekleri doğrultusunda bazı kararlar alındı. Türkiye’deki Rum azınlık ve Yunanistan’daki Türk azınlık arasında nüfus mübadelesi yapılırken, Batı Trakya’daki Türk azınlığın durumu tam anlamıyla korunamadı. Ayrıca İstanbul’daki Rum azınlık konusunda Batılı devletlerin baskısı hissedildi. Bu, Türkiye’nin iç işlerine Batı’nın müdahalesi olarak algılandı ve milliyetçi çevreler tarafından tepkiyle karşılandı.

6. Musul Sorununun Çözülmemesi

Lozan’da Musul sorununun çözüme kavuşturulamaması, antlaşmanın en büyük eksiklerinden biri olarak görülmüştür. Musul, petrol zenginlikleri nedeniyle stratejik öneme sahipti ve Türkiye, Lozan’da Musul’u İngiltere’den alamadı. Bu sorun daha sonra Milletler Cemiyeti’ne taşındı ve 1926’da yapılan anlaşmayla Musul, İngiltere’nin kontrolündeki Irak’a bırakıldı. Bu durum Türkiye’de derin bir hayal kırıklığı yarattı.

7. Sevr İle Kıyaslama

Bazı çevreler Lozan’ı Sevr Antlaşması ile kıyaslayarak, Lozan’ın Sevr’e göre büyük bir başarı olduğunu söylese de, Lozan’da elde edilemeyen haklar ve topraklar yüzünden bu antlaşmayı yetersiz bulanlar vardır. Sevr Antlaşması, Osmanlı’nın parçalanmasını öngörse de, Lozan’da Türkiye’nin Misak-ı Milli hedefleri tam olarak gerçekleştirilmemiştir.

Lozan’ın Hezimet Olarak Görülmesinin Temel Gerekçeleri

Lozan’ı eleştirenlerin gözünde antlaşmanın hezimet olarak görülmesinin temel nedenleri şunlardır:

Misak-ı Milli’nin tam anlamıyla gerçekleştirilmemesi.

Boğazlar üzerindeki tam hakimiyetin sağlanamaması.

Musul gibi stratejik bölgelerin kaybedilmesi.

Ekonomik bağımsızlığın kapitülasyonların kaldırılmasına rağmen dış borçlar nedeniyle tam sağlanamaması.

Türkiye’nin azınlık meseleleri konusunda Batı’nın baskısıyla karşı karşıya kalması.

Sonuç

Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin uluslararası alanda tescillenmesini sağlaması açısından büyük bir başarıdır. Ancak milliyetçi ve maksimalist çevreler tarafından Misak-ı Milli hedeflerinin tam olarak gerçekleştirilememesi ve bazı toprakların kaybı nedeniyle eleştirilmiş ve zaman zaman “hezimet” olarak nitelenmiştir. Bu eleştiriler, Lozan Antlaşması’nı tam anlamıyla bir zafer olarak kabul etmeyen çevrelerin, antlaşmayı yetersiz bulmasından kaynaklanmaktadır.

Loading

No ResponsesEkim 6th, 2024

FİRAVUNLAR DEVRİ

FİRAVUNLAR DEVRİ

Son 150 yıl içerisinde zulümle simgeleşmiş insanlara bakıldığında, geçmişteki Nemrut ve Firavunda görülen özelliklerin üstünde sahip olduklarıyla ortaya çıkan küçüklü büyüklü birçok Firavun ve firavuncuklara şahit oluruz.

-ABD ve İsrail demokrasi getireceğiz diye darbe yapıyor, terörü bitireceğiz diye herkesi öldürüyor.

İngiliz’de planı yapıyor, alt yapısını oluşturuyor.

Zulüm ve kibirde zirve yapmışlardır.

Asır firavunlar asrıdır. 

Ondan dolayıdır ki, onursuz bir gidiş, onursuz bir yürüyüş var.


@@@@@

Firavunla Nemrudun yaptıklarıyla farklılaşan hususlar nelerdir?

Firavun ve Nemrut: İki Zalim Hükümdarın Karşılaştırması
Firavun ve Nemrut, tarih boyunca zulüm ve kibirleriyle anılan iki önemli figürdür. İkisi de kendi dönemlerinde büyük güçlere sahip olmuş ve halklarına zorluklar çıkarmışlardır. Ancak, yaşamış oldukları coğrafyalar, dönemler ve inanç sistemleri farklı olduğundan yaptıkları eylemler arasında da bazı önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Farklılıkların Temel Nedenleri
* Dönem ve Coğrafya: Firavunlar, Antik Mısır’da hüküm sürmüş bir dizi kraldır. Nemrut ise Sümer mitolojisinde geçen bir kraldır. Bu farklılık, ikisinin yaşadığı çağın teknolojisi, kültürel yapısı ve inanç sistemleri üzerinde önemli etkiler yaratmıştır.
* İnanç Sistemleri: Firavunlar, çok tanrılı bir dine inanırlardı ve kendilerini tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görürdüler. Nemrut ise daha çok güç ve kibirle anılan, tanrıları aşmaya çalışan bir karakter olarak tasvir edilir.
* Eylemleri: Her iki hükümdar da halkına zulmetmiş ve büyük yapılar inşa ettirmiştir. Ancak Firavunlar, Nil Nehri’nin bereketini kullanarak gelişmiş bir tarım sistemi kurmuş ve büyük piramitler inşa etmişlerdir. Nemrut ise daha çok Babel Kulesi gibi göklere uzanan bir yapı inşa etmeye çalışmakla bilinir.
* Tarihteki Yeri: Firavunlar, Mısır medeniyetinin temelini oluşturmuş ve dünya tarihinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Nemrut ise daha çok bir efsane figürü olarak kabul edilir ve tarihi gerçekliği tam olarak bilinmez.
Detaylı Karşılaştırma
| Özellik | Firavun | Nemrut |
|—|—|—|
| Dönem | Antik Mısır | Sümer Mitolojisi |
| İnanç | Çok tanrılı | Güç ve kibir üzerine kurulu |
| Eylemler | Piramit inşaatı, tarım sistemi | Babel Kulesi inşaatı, tanrıları aşmaya çalışma | Tarihteki Yeri | Medeniyetin kurucusu | Efsanevi figür |
Sonuç olarak, Firavunlar ve Nemrut, iktidarlarını kötüye kullanmış ve insanlığa zulmetmiş olsa da, yaşadıkları dönem, inanç sistemleri ve gerçekleştirdikleri eylemler bakımından farklılık gösterirler. Firavunlar, Mısır medeniyetinin gelişmesinde önemli bir rol oynamışken, Nemrut daha çok kibir ve güç tutkusunun sembolü olarak kabul edilir.
Özetle, her iki figür de tarih boyunca zulüm ve kibirleriyle anılsa da, yaşadıkları dönemler, inanç sistemleri ve gerçekleştirdikleri eylemler bakımından farklılık gösterirler. Firavunlar, Mısır medeniyetinin temelini oluşturmuşken, Nemrut daha çok bir efsane figürü olarak kabul edilir.

*************   

Dünkü haçlı firavunlarının yerine bugün ABD’nin oyuncağı olan batı haçlısı ile, piyonu olan veya kendisinin piyonu haline geldiği İsrail ile sürdürülmektedir.

– Batının yüzsüz yüzü, iki yüzlü yüzü;

Samimiyetsiz. 

Güvensiz.[1] 

– İsraillin başarısı, MOSSAD’ın başarısıdır, CIA ortaklığıyla.

Her ne kadar 7 ekim 2023 yılında Hamas’ın maskarası haline gelmiş olsa da.
Bir hesaba göre 11 Eylül ikiz kulelere yapılan proje sonrası Afganistan ve İslam ülkelerine saldırının bahanesi gibi.
Türkiye’deki darbelerde Mitin ya suskunluğu veya ortaklığı vardı.
Mit darbecilerin kontrolündeydi.
İran ve Hizbullah istihbaratı MOSSAD’ın haber hatta kontrol alanındadır.
İşte itiraf.
İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat: “İsrail’e karşı koyma birimi kurduk, başındaki kişi MOSSAD ajanı çıktı.”
Türkiye azda olsa bunları yakalayıp temizliyor, hareket alanını daraltıyor.
Medya kanalıyla çıkan sesler ise, beslemeleri ve satın alınan kalem-şörleridir ve kalem şerleridir.

Böyle olunca, elbette İçte bunca düşman varken, başka düşmana ne hacet!

***************  

İran tehdit altındadır.[2]

1993 yılında TV’de Genel kurmay başkanı Doğan Güreş şu müşahedesini dile getirmişti,
NATO’ya gittiğimde büyük masanın üzerinde dünya haritası bulunuyordu.
Dünya sekize bölünmüştü.
ABD’ye Suriye, Irak ve İran verilmişti.
Suriye ve Irak’ın durumu ortada.
Hedef ülke İran.
Hedefte İran var.

ABD suyu bulandırarak saldırmak ve de saldırtmak için bahane arıyor.

Gerçi saldırması için pek de bahaneye ihtiyacı yak ya.

İş olsun.

Irak’ta saldırmak için kimyasal bahanesini uydurup işgal ettiği ve 1,5 milyonu öldürdüğü gibi.

– İran’ın Cumhurbaşkanı Reisi ’den Süleymani’ye, elçilerinden komutanlarına kadar İsrail tarafından serbestçe öldürülürken ses çıkarmayan Batı, İran’ın savunma hakkını kullanmak amacıyla İsrail’e bir kaç füze atması ve Fransa’nın önergesiyle çökmüş olan dünya hakları kurulu bir araya gelerek İran’ı kınadı.

İran başlı başına ele alınıp eleştirilebilir ancak çocuk kadın, yaşlı sivil demeden öldürmelere kör olan bir Batı var.
Bir yıldır işgal ve öldürmelere ses çıkarmayanlar timsah göz yaşlarını döktüler.
Batasıca Batı.

-Dünya Yahudileri zulümde ittifak halindedir.[3]

**************  

İslam dünyası, Ortadoğu ve Araplar ve de dünya sarı öküzü verdiği anda bu işi kaybetmişti.

– Geniş düzlüklerde yaşayan kalabalık bir yaban öküzü sürüsü varmış. Haliyle, etraflarında aç aslanlar eksik olmazmış. Fakat sürü çok kalabalık olduğu için, bunlara saldıran aslanlar hırpalanır, geri çekilmek zorunda kalırlarmış. Bir gün, yaşlı topal bir aslan, sakin bir şekilde tek başına sürüye yaklaşmış. Sürünün lideri ile konuşmak istediğini söylemiş. İri yarı genç bir öküz öne çıkmış.

Aslan demiş ki: “Bakın öküz kardeş, biz sizinle burada sulh içinde yaşamak istiyoruz, ama sizin içinizde şu sarı öküz var ya, o bizim sinirlerimizi çok bozuyor. Onu görünce çılgına dönüyoruz. Size saldırmaktan kendimizi alamıyoruz. Onu bize verin, biz bir daha size saldırmayız. Barış içinde yaşarız.”

Öküz: “Bunu bir düşünelim.” diyerek sürünün içine dönmüş. Öküzler, bundan böyle rahat edeceklerini düşünerek, sarı öküzün aslanlara verilmesine karar vermişler. Sadece yaşlı ve tecrübeli bir öküz, “O bizi en iyi organize eden ferdimiz, onu vermeyin.” diye karşı çıkmış. Ancak dinlememişler ve sarı öküzü aslanlara vermişler.

Bir süre geçmiş, yaşlı topal aslan tekrar görünmüş. Aynı hikâye tekrarlanmış. Bu sefer kısa kuyruklu kara öküz onların sinirini bozmakta, çılgına döndürmekte imiş. Onu verirlerse barış sürecekmiş… Ve kısa kuyruklu siyah öküz de verilmiş.

Günler böylece geçerken, aslanlar da acıktıkça bir bahane ile sürüden bir öküzleri almışlar. Öküzler de barış bozulmasın diye istediklerini aslanlara teslim etmişler…

Böylece, aslanların gücü arttıkça, öküzleri daha çok tehdit etmeye başlamışlar ve almışlar…

Öküzlerin artık güçlenen aslan sürüsüne karşı koyacak gücü kalmamış. Toplanıp “Biz nerede hata yaptık da bu savaşı kaybettik.” diye tartışmaya başlamışlar. Ve yaşlı öküz söz almış demiş ki:

“Biz bu savaşı sarı öküzü onlara verdiğimiz gün kaybetmiştik!”

MEHMET ÖZÇELİK

05-10-2024

[1] https://www.haber7.com/dunya/haber/3465518-abdden-son-dakika-iran-karari-biden-resmen-ilan-etti

[2] https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0ran

https://tesbitler.com/2024/07/31/hedefdeki-ulke-iran/#_ftn1

[3] https://www.haber7.com/foto-galeri/88177-jerusalem-post-2024un-en-etkin-50-yahudisini-acikladi-soykirimin-isbirlikcileri

 

Loading

No ResponsesEkim 5th, 2024

İmam Gazali “el-Münkizu mine’d-Dalâl” adlı eserinde Özetle ne anlatmaktadır?

İmam Gazali “el-Münkizu mine’d-Dalâl” adlı eserinde Özetle ne anlatmaktadır?


İmam Gazali’nin “el-Münkiz mine’d-Dalâl” (Dalâletten Kurtaran) adlı eseri, onun kendi içsel yolculuğunu, felsefi şüphelerinden kurtulma sürecini ve hakikate ulaşma arayışını anlattığı otobiyografik bir eserdir. Eser, Gazali’nin düşünsel ve manevi arayışının aşamalarını ve bu süreçte karşılaştığı sorunları nasıl aştığını özetler. Ana temalar şunlardır:

1. Felsefi ve Teolojik Şüpheler: Gazali, gençliğinde felsefe, kelam, Batınilik gibi çeşitli düşünce akımlarını derinlemesine incelemiş ve bunlar hakkında şüpheye düşmüştür. Bu dönemde, akıl ve duyular yoluyla elde edilen bilginin güvenilirliğini sorgular.

2. Felsefenin Eleştirisi: Gazali, özellikle İslam dünyasında etkili olan Aristotelesçi ve Neoplatonist felsefeyi eleştirir. Filozofların bazı görüşlerinin İslam inancına aykırı olduğunu savunur ve bu görüşlere karşı sert eleştiriler getirir.

3. Kelamın Sınırlılığı: Gazali, kelam ilmini (İslam teolojisi) savunur, ancak bu disiplinin hakikate ulaşmada yeterli olmadığını düşünür. Çünkü kelam, akla dayanır ve akıl sınırlıdır.

4. Tasavvufun Hakikat Yolundaki Önemi: Gazali, nihai kurtuluşu tasavvufta bulur. Sufilikte manevi deneyimler ve kalp aydınlanmasıyla hakikate ulaşılabileceğini savunur. Ona göre, gerçek bilgi ancak doğrudan manevi deneyimle elde edilebilir.

5. Sonuç: Gazali, nihayetinde akıl ve duyuların sınırlı olduğunu, insanın gerçek hakikate ancak tasavvuf yoluyla ulaşabileceğini belirtir. Bu yolculuk, Allah’a yakınlaşmayı ve ruhun arınmasını içerir.

Özetle, “el-Münkiz mine’d-Dalâl”, İmam Gazali’nin entelektüel şüphelerden manevi aydınlanmaya nasıl geçtiğini ve bu süreçteki düşünsel yolculuğunu anlattığı önemli bir eserdir.

 

Loading

No ResponsesEkim 4th, 2024

DERİN VE DELİCE HESAPLAR

DERİN VE DELİCE HESAPLAR

Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmüş gibi olmasın ama, İsrail Lübnan’daki Türk, Arap, vs. vatandaşları da kapsayacak derecede bombalayarak bu büyük savaşın fitilini ateşlemiş, tetiğe de basmış oldu.

Hiçbir sûrette lanetlik İsrail’in, Hizbullah olsun, İran olsun, Şii de olsa onlara vurması kabul edilemez.
İsrail’e taraftar olan sefil ve rezildir.
“Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.”[1]

İsrail Lübnan’da durmayacak. Arada bir vurduğu gibi Suriye’ye de girecek.
IŞİD ve PKK’yı Suriye, Irak ve özellikle İran’a karşı kullanacak.
İsrail’in asıl hedefi İran’ı savaş alanına çekip, ABD ve İngiltere’ye vurdurmak.
ABD’nin İran’ı vurmak isteği 30 yılı aşkın süredir düşündüğü bir plan ve hedeftir.[2]

Ortadoğu’nun yayılmacı iki derin devleti olan İran ve İsrail güç savaşına girdiler.
İsrail İran’ı ringe ve sahaya çekiyor.[3]

-İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat: İsrail’e karşı koyma birimi kurduk başındaki kişi MOSSAD ajanı çıktı, dedi.

Maalesef bizde olduğu gibi İslam ülkelerinin ve İran’ın da FETÖ’sü var.

-PKK’yı besleyip himaye eden Suriye ve İran, onlar tarafından da hedefe konulacaktır.
Maalesef Suriye ve İran ipini çekecek düşmanını koynunda sakladı.
Keser döndü sap döndü
Gün geldi hesap döndü.

Elbette kader cihetiyle sonunu hazırlayan İsrail, birçok masumu da öldürecek, işgalini sürdürecektir.[4]

****************   

Ortadoğu’da Şii Sünni savaşını istediği gibi çıkaramayıp, Müslümanı Müslümana arzu ettiği gibi kırdıramayan Batı, belli ki bu işi kendisi üstlenmiş durumda.

Tüm İslam ülkelerini içteki darbe aparatları, piyon başkanlar, işgal hareketleri ve ekonomik yaptırım ve ambargolarla yıprattı, gelişimini geciktirdi.
Hep sivri uçları ateşledi.
-Bizdeki 1970-80 sağ- sol olayları ve 1960’dan beri darbe ve baş örtüsü, irtica gibi bahanelerle içteki satılık ve kolay kullanımlı kişilerle bu işi yürüttü.
8 yıl boyunca İran’la Irak’ı çarpıştırdı.
Demokrasi götüreceğim diyerek Afganistan, Irak ve İran gibi ülkeleri işgal etti.
Örtülü olarak İslam ve Arap ülkelerini kontrol edip, gizli valileriyle idare etti.
İslam ülkeleri hep süründü, süründürüldü.
Şimdiden İsrail ile geniş çaplı ve planlı bir soykırıma girişti.
Hadisi Kutsi’de. “Zalim Allah’ın kılıcıdır. Onunla intikam alır, sonra dönülür ondan intikam alınır.”
Uyuyan İslam dünyasının uyanıp, İttihadı İslam’ı yani Türk ve Arap İslam Birliğini kurması gerek.
Bu durum farz ve mecburi oldu.
Kurtuluşumuz bunda ve burada.

-Sonuç olarak, İsrail’in canı cehenneme.
Biden 50 yıllık fitnesini gider ayak dünyayı ateşe atarak, büyük bir savaşla noktalamak istiyor.
Biden son Haçlı komutanı ve son Moğol olarak tarihe geçecektir.


MEHMET ÖZÇELİK

01.10.2024

[1] https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/sunuhat/ru-yada-bir-hitabe/67

[2] https://tesbitler.com/2024/07/31/hedefdeki-ulke-iran/

[3] https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0ran
https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0srail

[4] https://tesbitler.com/2024/09/28/israilin-sonu/
https://tesbitler.com/2024/09/28/israilin-15-temmuz-rovansi/

Loading

No ResponsesEkim 1st, 2024