KAOS ALANLARI

KAOS ALANLARI

ABD, Ukrayna ve Rusya çarpıştırmasından sonra yeni bir kanal ve çarpıştırma alanı açıyor.

Çin ve Tayvan.

Amaç vurmak istediği Çini, Tayvana vurdurmak.

Rusya ve Çin gibi dev devletleri savaş alanına çekerek fitnenin fitilini ateşlemek.

Dünya savaşını başlatmak hedefi.

Nato’yu da devreye koyarak geniş çaplı bir ateş yakmak.

Eskimiş ve birikmiş silahlarını satarken, yeni silahlarının deneyini yapmak.

ABD kavga peşinde.

Kaostan besleniyor.

Kavgalı, dumanlı, isli, sisli, pisli bir dünya istiyor.

İnanınız, sulh olmuş bir dünyada insanların nazarı İslamiyet’e dönecektir.

İslam’ın önündeki en büyük engel ve set, müslüman terörist ifadesidir.

Batı bununla beslenip, vatandaşını kendisine bağlıyor ve tutuyor.

Kendi pörsümüş ve eskimiş inanç ve yaşantılarının kendilerini ileriye taşımayacağı ve de taşıyamayacağı çok açık ve net.

Bu amaçla balık avlamak için! suyu sürekli bulandırıyor.

Bizi ve de Nato’yu Ukrayna ve Rus savaşında yeterli derecede taraf yapamadı.

Bizi özellikle Rusya’nın karşısına getirmeyi başaramadı.

Acaba şimdi Çin’in karşısına getirebilir miyim, sevda ve hevesinde…

PKK’yı besledi, yunanı pof-pofladı, hala elde edemediğini yakalamak için bizi sarsmaya devam edecektir.

Belki de kendi sonunu hazırlayacaktır.

Zulmeden ABD, kaderin adaletine bilmeden hizmet ediyor.

ABD oyununu oynarken, kaderde ağlarını örmektedir.

Büyük çıkışlar ve inişlerin arefesindeyiz.

“(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.”Âl-i İmrân Suresi 54. Ayet.

Mazlum mükâfatını, zalim cezasını alacaktır.

‘Ezzalimu seyfullah yentakimu bihi sümme yuntekamu minh.’

Zalim, Allah’ın kılıcıdır onunla intikam alır, sonra da döner intikam alır.

“İşte kazandıkları (günahları)ndan ötürü zâlimlerden bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız.” (Enâm  6/129)

“Azîz ve celîl olan Allah şöyle buyurdu; ‘Buğzettiklerimle buğzettiklerimden intikâm alırım. Sonra da döner, hepsini cehenneme döker, sürer, atarım.’ ” (Mecmeu’z-Zevâid, 7/289)

“De ki: ‘Allah’ın azâbı size ansızın veya açıkça gelirse, zâlimlerden başkası mı yok olur!” (En’âm  6/47)

Allah imhal eder yani mühlet verir ancak ihmal edip, göz ardı etmez.

Dünya büyük hakikatlere gebe.

Doğum sancısı çekiyor.

Doğum yakındır.

MEHMET ÖZÇELİK

6-8-2022

Loading

No ResponsesAğustos 6th, 2022

ÇOK BOYUTLU VARLIK İNSAN

ÇOK BOYUTLU VARLIK İNSAN

İnsan çok cepheli ve çok cihetli harika bir varlık.

Fikir cephesiyle.. His cihetiyle.. Anlayış, anlatış ve kavrayışıyla.. Her şeyden öte Allah’a muhatap oluşuyla.. Madde ve manasıyla.. Tüm varlıklarla alakasıyla.. Toprak, su, ateş ve havasıyla.. Kâinatı kucaklayan sevgi ve şefkatiyle..

Bir yandan ateşiyle yakar, suyuyla boğar, toprakla üstünü örtüp havasını atarken, diğer yandan toprağıyla hayata analık, suyuyla hayata hayat, ateşiyle olgunlaşıp pişerken, havasıyla da ruha ruh olur.

-Varlıkların oluşumunda temel maddeler

Anasır-ı Erbaa.. 3 kuvve.. Kuvve-i Akliye.. Kuvve-i Şeheviye.. Kuvve-i Gadabiye..

Tohum, çekirdek, yumurta.

– Ruh ve yardımcıları.

Bilgisayar kasası, monitör, programlar var ancak elektrik olmayınca bunlar açığa çıkmıyor.

Allah ruh ile tesmiye ediliyor. Ve nefahtu fihi min ruhi.

Cebrail Kadir süresinde ruh.diye isimlendiriliyor.

Kur’an hayata hayat olmasıyla ruh.

Ve insana verilen ruh.

Samirinin yaptığı buzağıda bulunan ruh.

Hayvani ruh.

Bitkilerin ruhu.

-Bir yandan okyanusları içinde barındırırken, diğer yandan damlada boğulur.

Bir yandan kainatın çekirdeği, diğer yandan kâinat ağacının meyvesi olurken, diğer yandan da tefessüh edip çürür, kurtlanır ölür.

Artı yönüyle alayı illiyyin olan en yüksek makama yükselir ve de yükselişini sürdürürken, diğer yandan eksi dereceyle esfeli safiline yani aşağıların aşağısına tedenni edip, düşer.

Nokta iken cümle olup, kitap olur. Okundukça okunur.

Aksi olur, noktada kaybolur, noktayı da kaybeder.

Bir yandan dağların yüklenmekten kaçındığı yükleri yüklenirken, diğer yandan bir zerreyi taşıyamaz hale gelir.

Bir yandan semaların üstüne ve yükseklere çıkarken, diğer yandan ayağının ucunu göremez.

İnsan acip ve garip bir varlık.

Bazen aynanın ön yüzü gibi, bazen arka yüzü.

Dört mevsimi içinde barındırıyor.

Bazen güneşli, yağmurlu, kar, fırtına, dolu gibidir, bazen de güneş gibi açmıştır.

Bazen hazan mevsimi gibi yapraklarını dökerken, bazen bahar gibi açar.

Bazen meyve verir, acı ve tatlıdır, bazen de kavak gibi meyvesizdir.

İçinde baharı yaşarken, yüzünde güneş doğar.

İçinde sel, yangın, deprem olurken, dünyayı bile yakar, yıkar.

Bir ömür değişir, dönüşür.

Bir yolcu gibidir. Bazen yerinde sayar, bazen asırları tesbih tanesi gibi sayar.

Kimi ölmeden olur, kimi olmadan ölür.

Gelişi hamdır, olur ve pişer.

Kimi de ham gelir, ham gider.

Kimi burada yanar, kimi de orda.

Bazen gecedir, bazen gündüz.

Bazen nurdur, bazen zulümat.

Bazen insandır, bazen hayvan.

Bazen bitkidir, bazen yoksun candan.

Bazen tatlı, bazen acı.

Bazen tadıyla güldürür, bazen verir sancı.

Hakikatte sonsuz boyutlu, kendini kılar son boyutlu.

Çapı sonsuz göstergeli iken, çapsızlığı sonu gösterir.

Herkes ne ederse kendine eder.

Bazen siler bazen de ekip, sürer.

Duygularıyla ekilir, amelleri ile eker.

Kimi sermayesine sermayeler katar, kimi müflis tüccar gibi sermayeyi atar ve batar.

Müflis kimdir?

Sermayeyi yiyip tüketen.

Tinet hiç değişmiyor

Arı su içer

İnsanların bu dünyada adeta kendi fıtratlarına ve yaşayışlarına uygun dünyaları belirlenmekte ve belirginleşmektedir.

“Rabb’imiz! Verdiğin hidayetten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından rahmet bağışla. Çünkü bağışlayıcı olan yalnız Sen’sin.” Al-i İmran.8.

” Ey insanlar! Rabbinize saygısızlıktan sakının; hiçbir babanın evlâdından fayda göremeyeceği, evlâdın da babasından hiçbir yarar sağlayamayacağı bir günden korkun. Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o, yoldan çıkarıcı da (şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın.”LOKMAN.33

Mehmet Özçelik

04.08.2022

Loading

No ResponsesAğustos 6th, 2022

ŞU BİR HAKİKATTIR Kİ…

ŞU BİR HAKİKATTIR Kİ…

Evet şu bir hakikattir ki; Allah bizi budayıp öldürmeye çalışanların burnunu süründürecek ve bize muhtaç edecektir.

Bu millet maddi manevi çok bedeller ödedi.

Bu milletin sahibi Allah’tır.

İslam dünyası hatta insanlık dünyası bizi bekliyor.

Allah bu duaları ve istekleri geri çevirmeyecek ve olayları bu akış içerisinde sürdürecektir,  İnşaallah.

Dünya o noktaya gidiyor.

Büyük bir buhran geçiren dünya kurtarıcısını arıyor.

Arşa çıkan bunca yalvarışları büyük bir sevince dönüştürecektir.

Allah bu milleti mahcup ve perişan etmeyecektir, İnşaallah…

************  

Dede Korkut:“ Kahpe içerden olunca Kapı kilit tutmaz oğul!

Halk içinde bozgunluk yapan Haindir oğul!”

-“Uyuşturucu baronu savcı’ hakkında yeni iddialar: FETÖ borsası da kurmuş.”[1]

-“HDP’li vekillerin seçimini Kandil’de yapmışlar.

Gri listede aranırken PKK’dan kaçan Merdan Rüştü Ovalıoğlu, ifadesinde, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin milletvekili listesinin Kandil’de hazırlandığını, adaylarla burada tek tek görüşüldüğünü söyledi. Ovalıoğlu, 12’si halen milletvekili 17 kişiyle ilgili tanıklıklarını ayrıntılarıyla anlattı.”[2]

-“Muhammed İkbal, “Persliler mi İslâmlaştılar, İslâm mı Persleşti?” diye bir soru sorar ve verdiği cevap, “İslâm, Persleşti” şeklinde olur.[3]

-“Irak’ta tehlikeli tahrik! İran hazırladı, PKK uyguladı.”[4]

 -İşte tefessüh etmiş terör ve terörist budur.

“Reyhanlı saldırısı sanığı Gezer asıl hedefi itiraf etti: Kocatepe Camii patlatılacaktı.”[5]

PKK’nın kaynakları kurutulmadıkça bitmesi zor olur.

İçten ve dıştan beslenmekte ve desteklenmektedir.[6]

Başta Abd ve batı tarafından beslenmekte ve desteklenmektedir.

PKK’nın bitmesinden telaşlanan ABD, deşifre olma korkusu yaşayan Yunanı tahrik edip, üzerimize salıyor.

Bu bitmiş ve tükenmişliğin bir çarpıntısı ve çırpıntısıdır.

Geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin helak olması, birkaç başıboş kimselerden kaynaklanmıştır.

Ancak diğerlerinin ses çıkarmaması, onlarla beraber olması, tarafını belli etmemesi azabın inmesine sebep olmuştur.

Ancak bu susma dünyevi ceza olup, ahirette amel ve imana göre ayrıştırma olacaktır.

Bela geldiğinde umuma gelir. Mal ve canlar kimilerine masumsa sadaka olur, şehadeti netice verir.

Baktığımızda Salih peygamberin Semud kavminde 9 kişi, Lut’un kavminde 33 kişi, Peygamberlerimizin kavminde Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibi on kadar kişi ön plana çıkmaktadır.

Gerek memleketimizde gerekse de dünyada terörün çıkışı başta bizdeki Öcalan gibi bir teröristin girişimi ve peşine kendisi gibi olanları katarak yeterli tepki ve engeli görmemesi sebebiyledir.

MEHMET ÖZÇELİK

22-07-2022

 

[1] https://www.yenisafak.com/gundem/uyusturucu-baronu-savci-hakkinda-yeni-iddialar-feto-borsasi-da-kurmus-3839899

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/hdpli-vekillerin-secimini-kandilde-yapmislar-3839843

[3] https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/iran-tehlikesi-turkiyenin-guneyden-kusatilmasi-2063549

[4] https://m.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/887082.aspx

https://www.yenisafak.com/dunya/iraktaki-sunni-koalisyonunun-lideri-hancer-duhok-saldirisinin-failini-acikladi-pkk-tarafindan-yapildi-3839883

https://www.yenisafak.com/dunya/isvecte-direklere-pkk-bayragi-cekildi-3839911

[5] https://www.yenisafak.com/gundem/reyhanli-saldirisi-sanigi-gezer-asil-hedefi-itiraf-etti-kocatepe-camii-patlatilacakti-3839674

[6] https://www.haber7.com/guncel/haber/3243316-pkk-demirtasa-16-milyon-dolar-gonderdi

https://www.haber7.com/guncel/haber/3243268-uyusturucu-baronu-savci-kuryesi-de-polis-cikti

https://www.haber7.com/guncel/haber/3243333-yargitaydan-fuat-avninin-istihbarat-elemanina-verilen-omur-boyu-hapse-onama

 

Loading

No ResponsesTemmuz 22nd, 2022

NEDEN ?

NEDEN ?

Evet neden her şey gün yüzü gibi açıkken, hatada ısrar edilmektedir?

Neden hala ısrarla devam, bu derece belge ve bilgilerle her şey açık ve net iken;

Bir gurur ve kibir mi?

Bir büyük dava kuruntusu mu?

Bir inat mı?

Bir büyük mahcubiyet mi?

Bir bitmişlik mi?

Bir günahta ısrar mı?

Bir şeytani aldatmaca ve aldanmışlık mı?

Nedir?

Neden?

-İnsanları Fetöye bağlayan en önemli sebepler ve 15 Temmuzun çehresini şöyle sıralayabiliriz;

-Fakir, işsiz ve güçsüz olanlara imkanlar verdi.

-Baş çavuşu yüzbaşı, binbaşı gibi komutanlarına emir amiri yaptı.

-Çaycıyı amirine müdür yaptı. Memuru amirinden sorumlu kıldı.

-Cahil ve sorgulamayacaklara yetki ve imkan verdi.

-Fikir, düşünce, soy gibi fişlemeler yapıldı.

-Cemaatlerde barınamamış ve kovulmuş olanlar burada abi, abla ve sorumlu kişi yapıldı.

-Milli Eğitim ve Üniversiteler başta olarak bedava makam vererek, sınavlarda hile ile kazandırılıp, görev verildi

-Soy kütüğünü çok iyi takip edip, en üste taşındı.

-Devletin tüm istihbarat ve hukuk gibi tüm hassas kurumlarına sızıldı.

-Önemli ve geleceğe dönük planladığı tüm işlerini münafıkane, nifak perdesi altında yaptı.

-Masonik bir yapı olup,[1] masonlardan destek aldı.

-Cıa’nın desteğinde bir istihbarat yapılanmasıdır.

-Toplumun dini hassasiyetini çok iyi kullandılar.

-Devletin eğitim gibi zaafiyet ve boşluklarını çok iyi kullandılar.

-Bir haçlı çıkışı idi.

-Yüz yıllık kripto yapının deşifresiydi.

-Ermeni, Hristiyan, Yahudi, Yunan yani yedi düvelin ittifakıydı.

-Papa ve Papalık projesiydi.

-İkinci bir Çanakkale çıkışıydı.

-Rejim Fetöyü Üretti ve besledi.

-Kemalizm ve Laikliğin bir ürünü olarak çıktı.

-Türkiye’de bulunan Pkk- Mafya- Uyuşturucu, vs. şaibeli grupları bir araya getirdi. Herkesin ağzına zehirli bir bal çaldı.

-Kesenin ağzını sonuna kadar açtı, milletten aldığı paralarla. Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemedi. Verdi, fazlasını almak için.

-Madde mananın çok üstüne çıktı, patlak vereceği baştan belliydi.

-Altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet oldu.

-Bu kadar zahir olduktan sonra, hala devam ediliyorsa bilinsin ki;

Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değildir.

Hepimiz İmtihandayız..

-Ne diyelim?

Ciğer yakanların, ciğerleri yansın!!!

MEHMET ÖZÇELİK

17-07-2022

 

 

[1]https://www.facebook.com/100005913671300/posts/pfbid02rF9nZCR1QULJdrBFcQsccD9N2tdWg4iwVrPeZVnNLDr4TptP1jWYp22ZY1nqdZPJl/

 

Loading

No ResponsesTemmuz 17th, 2022

FERYAT

FERYAT

Evet Feryat. Gizli ve açık feryat..

Yanmışlığın, sönmenin ve söndürmenin bir ifadesidir.

Peygamberler, maddi manevi kurtarıcı ve komutanlar gizli ve açık bu feryadın bir ürünüdür.

Tıpkı kul sıkışmazsa Hızır yetişmez gibi.

Suya düşüp boğulma tehlikesi geçiren birisinin ancak imdat sesine koşulur.

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”[1]

Bir feryattır dua.

Çanakkale bir feryadın zaferidir

15 Temmuz toplu bir dirilişin sesidir.

Bedir meleklerin nefesidir.

Mazlum ve masumun ahı, ta arşa çıkan bir feryattır.

Her şey bir feryatla başladı.

İngiliz Meclis-i Mebusanında Müstemlekat Nâzırı (Kölelik Bakanı), elinde Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta:

(1896 tarihinde Van valisi Tahir paşanın konağında ikamet ederken mezkür tarihte, o zamanın gazetelerinde haber olarak çıkan İngiliz sömürgeler bakanı Giladiston’un avam kamerasında Osmanlı devletiyle ve Kur’an hakkındaki o meşhur hainane konuşması.)

Bu Kur’an, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız, diye hitabede bulunmuş.

Bedîüzzaman’ın, bu havadis üzerine: “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” diye kuvvetli bir niyet ruhunda uyanır ve bu sâikle çalışır.”

Bediüzzamanın feryadı, ümmetin feryadı oldu.

*************  

Amerika’nın yüzyıllık hayaliydi bir Kürt devleti kurmak. Bu hayalini gerçekleştirmek için her türlü entrikalı yolu denemek ve onu yapmaktır. Böylece ikinci bir İsrail Devleti kurarak, başta Türkiye’yi frenlemek, dengelemek için PKK ile Türkiye’yi 40 yıldır uğraştırdı.

Darbelerle 60 yıldır uğraştığı ideolojilerle Kemalizm anti Kemalizm, sol anti sol, Sünni Alevi, Türk Kürt ayrıştırmalarını canlı tuttu.

Bir asırdır uğraştırdığı gibi Gelecek bir asır daha bu uğraştırmayı hedeflemektedir. Diğer bir planı ise; azınlıkları güçlendirmek, Ermenistan Devleti, İsrail ve Kürdistan Devletleri ile Ortadoğu’yu garantisi ve kontrolü altına almak onun en birinci planıdır. Bunu yapmak için PKK’yı desteklemekte, bizzat kendi kurmuş olduğu Deaş’ı da kavga ediyor gibi görünerek Ortadoğu’yu kontrol edip ve böylece Ortadoğu’ya ikinci bir İsraili musallat etmek.

Oysa Kürtler geçmişten günümüze Türkler için bir beden, Türklerle Kürtler için bir akıl mesabesinde artık birbirlerinden ayrılmaz bir parçayı ayırarak, Ortadoğu’da  büyük bir Ortadoğu projesini gerçekleştirmek idi.

-Maalesef siyasetin körlüğü ve basiretsizliği, sahibini de kör, sağır ve dilsiz ediyor.[2]

-İhanet kökten kopmaktır.

Köksüzlüktür…[3]

***********  

İşte o köksüzlüğün ve köksüzlerin kökü…

“Kontrgerilla”, 1960 yılında “Pentagon Generallerinin” yönetiminde kurulan bir askeri okulun adıdır. Bu okul NATO ülkelerinde, “muhtemel bir komünizm saldırısı” karşısında savaşacak subay eğitmekle görevlidir. Merkezi Washington’da bulunan “Uluslararası Polis Akademisi”, aynı amaçla “sivil eleman” yetiştirmektedir. NATO ülkelerindeki sağcı terör, CIA güdümündeki “kontrgerilla” örgütlerince yönetilir. İtalya’da da, Yunanistan’da da, Türkiye’de de aynı örgütün yerel şubeleri görev başındadır. Kontrgerillanın üzerine gitmeden Türkiye’de şiddet olaylarını önlemeye olanak yoktur.
Kontrgerillayı teslim almak. güvenoyu almaktan daha ö­nemli bir olaydır.”[4]

-“Kurtuluş Savaşı öncesinde Ermeni ve Kürtlerin İngiltere ve Amerika tarafından desteklendikleri İngiliz gizli belgeleri ile kanıtlanmıştır. İşte bu belgelerden bir tanesi :
Amiral Sir. F. Derobeck’in Lord Curzon’o yazdığı 26 Mart 1920 tarihli gizli rapor :
– Kürdistan, Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz.
İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Said Abdül Kadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir..”[5]

…..The Daily Telegraph, 2 Şubat 1977 tarihli sayısında Barzani’nin ABD Dışişleri Bakanı Dr. Kissinger ile olan ilişkilerini açıklayan demecine yer verir. Barzani’nin açıklamalarına göre, Kürtler ile Amerikalılar arasında, Irak’ta bir Kürt ayaklanması düzenlenmesi için anlaşmalar yapılmış: ancak Carter yönetimi sırasında bu yardımlar
kesilmiştir. Barzani yenilgisinden yardımı kesen Amerika’yı sorumlu tutmaktadır.

…..Ortadoğu’daki her olayda olduğu gibi Kürt ayaklanmalarında da gerek Sovyetlerin, gerekse Amerikalıların payları vardır. Yakın tarihte böyle olduğu gibi büyük olasılıkla bugün de böyledir. Çünkü «Kürt öğesi» Ortadoğu olaylarının ve bu bölgede oluşacak yeni dengelerin ayrılmaz bir parçasıdır. İran-Irak savaşı. Lübnan ve Filistin
sorunu. «terör ihraç eden» Sovyet yanlısı Suriye ve Amerikan yanlısı, İsrail bölgedeki kutup başlarıdır.”[6]

-“Ermeniler 1915 olaylarından Osmanlı Müslümanlarını değil İttihat Terakki’yi kuran
Dönme Yahudileri sorumlu tutmaktadırlar. Nitekim birçok Ermeni aydın ve liderin görüşleri bu yöndedir. Ermenistan’ın en eski şairi Gabudikyan’ın 2006 yılında Milliyet gazetesine vermiş olduğu bir röportaj esnasında aynı cemaatten olan Arşak Sarkisyan Talat Paşa, Jön Türkler ve soykırım için şunları söylemektedir; “Talat Paşa, Yahudiydi. Türklerle Ermenilerin arasını bozdular. Türkler soykırım yapmazlardı. Ama Jöntürklerin hepsi Yahudi idi.”[7]

-“1915 olaylarında İttihat Terakki içindeki Dönmelerin rolünü, Ermeni cemaatinin sözcüsü Cardashian 1920’de gündeme getirmişti. Bugünde Erivan 1915’deki olaylardan Sabetayistleri sorumlu tutmaktadır.”[8]
Amerikalı Araştırmacı Christopher Jon Bjerknes kaleme almış olduğu (The Jewish
Genocide of Armenian Christians) isimli kitabında Ermeni kırımını yapanların Sabetaycılar (Dönmeler) olduklarını detaylı bilgiler vererek anlatmaktadır.[9]

Ermeni tarihçi Raymond Kevorkian’da (Ermeni Soykırımı) adlı kitabında 1915
olaylarını organize eden (Young Turks) Genç Türklerin Yahudi dönmesi olduklarını ve
Ermenilere karşı soykırımı planlayanların Selanikli Dönmeler olduğunu bildirmektedir.[10]

-“Prof. Dr. Yalçın Küçük, Ermenilere yapılanlar konusunda tespitlerini bir programda
şöyle açıklamıştı; Ermenilere yapılanların çoğunu biz Türkler yapmadık. Bunlar
içimizdeki İbrani asıllıların yaptıkları bir iştir. Daha detaylı olarak söyleyecek olursak
Ermenilere karşı yapılan eylemlerin faili içimizdeki Sabetayistlerdir. Bu genel olarak son 150 yıldır Türkiye’de bir Hristiyan, Yahudi savaşları olduğunu, biz Türklerin de bu
savaşlarda sadece figüran olduğunu söylüyorum. Yalnız eksik olan bir ayrıntı var. İbrani asıllılar bu olaylar yaşanırken çok önemli mevkilerdeydi. Bu tatsız olayları bunlar yaptılar. Bu söylediklerim Erivan’da kabul görüyor. Erivan’ın resmi görüşüne göre de bu işleri Türkler değil, içerideki İbrani asıllılar yaptı. Söylediklerim çok yankı yarattı.
Buna seviniyorum.
Amerika’nın Ermeni Çocukları adlı kitabın yazarı Michael Bobelian’in belirttiğine göre
Ermeniler, Ermenilere yapılan bu planlı soykırımdan Talat Paşa, Enver Paşa, Bahaddin Şakir, Cemal Azmi Paşa, Ahmet Cemal Paşa’yı sorumlu tutmaktadır.”[11]

Sabetaycı bir kökten geldiğini açıklayarak Museviliğe geri dönen Araştırmacı Yazar
Ilgaz Zorlu’da bir röportajında Ermeni olayları hakkında şunları söylüyordu: Sabetaycılar önemli bir tarihi hata yaptılar. 1915 Ermeni olaylarında Nazım’ın ve Cavit’in çok ciddi rolleri vardı. Bu olayı onlar planlamıştı. Çünkü Ermeniler Yahudiler karşısındaki en büyük siyasi güçtü.”[12]

-“Osmanlıya sadakatli kalan Ermeniler, Ortodoks Ermenilerdi, Protestan Ermeniler ise
Amerika’nın ve Fransa’nın safında Osmanlıya karşı yer almışlardır. Hatta Ermeniler içindeki Katolik-Ortodoks gruplar ile, Protestan Ermeniler arasındaki çekişme 100 yıl öncesine kadar dayanmaktadır.”[13]

MEHMET ÖZÇELİK

16-07-2022

 

 

[1] Mü’min.60.

[2]https://www.facebook.com/686047294/posts/pfbid08kvePLKWYs1UnPRRR2qJMWq7ZTGQddz7dP5r74FnNVbmNccnxX1U9DFxpwde81Exl/

[3]https://www.facebook.com/1156436259/posts/pfbid0VPky78pYiHmH2sHBw4vZMi9JiZD2eW7NgqHsx1vBNtUyvdnDtkfnUFy94iKJ85vBl/

https://www.yenisafak.com/gundem/hainligin-kronolojisi-3838881

https://www.yenisafak.com/gundem/fetocu-masonlarin-5-hedefi-3838862

https://www.yenisafak.com/gundem/fetonun-masonlari-en-cok-maliyeye-sizdilar-3838719

[4] MİLLİYETÇİLİK A.Ş.-UGUR MUMCU-10/30,110,125.

[5] Kraliyet Belgeleri, sayfa 49. belge 33. İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen, Cağdı.JŞ Yay., s. 257

[6] Devrimci ve Demokrat- Uğru Mumucu.12/169-172,220-222,Tarikat-Siyaset-Ticaret- Uğur Mumcu.18/100-102, Kürt Dosyası. Uğur Mumcu. 23/95-102.

[7] Ece Temelkuran, Bizim Ruhumuz Var Küçük Hanım, Milliyet – 17 Mayıs 2006)” 1915 ERMENİ OLAYLARINI YAHUDİLER YAPTI. Salim Meriç .sh.1.

[8] The Providence News, Armenian Leader Shows Falsity of Turkish Claims, Newyork, June 24, 1920.

[9] Christopher Jon Bjerknes, The Jewish Genocide of Armenian Christians, Enlarged Second Edition, p . 23 – 213.

[10] Raymond Kevorkian, The Armenian Genocide : A Complete History, Newyork, Published in 2011, I.B. Tauris, p. 47.)”Age.2.

[11] Michael Bobelian, Children of America, Simon & Schuster, Newyork, 2009, p. 25.

[12] Murat Menteş, Ilgaz Zorlu Sabetaycıları Anlattı, Netpano.com 17.03.2005)”Age.3.

[13] Age.4.

Loading

No ResponsesTemmuz 16th, 2022

SIZINTI

SIZINTI

Bu millet ve devlete 1960 darbesinden beri hep sızıldı. Kaynak suya kanalizasyondan bağlantı kuruldu. Sürekli sızıntı sürdürüldü.

Altmış yıldır içtiğimiz su bizim suyumuz değil, ürününü aldığımız tarlanın ürünü bizim ürünümüz değildi.

Biz kaynaklarımızla beslenmedik, büyümedik.

Hep başkalarının sunduğu yiyeceklerle beslendik.

Çünkü ürünlerimiz yok edilmiş, gizlenmiş, kötülenmişti.

Kendimize ait olanlardan nefret ettirilirken, başkalarına özendirildik.

Sızıntı ve özentinin sızlamasını bir yüz yıldır çekmekteyiz.

İçten ve dıştan kıskaç altındaydık, bir yere kımıldayamıyorduk.

Tehditte cabasıydı.

Artık biz biz değildik, biz olamadık.

Sadece geçmişten gelen bir genimiz kalmıştı.

Tinet meselesi.

Genlerde birbirine karışmıştı.

Genetik yapı bozulmuştu.

Gedeolu ürünlerle…

Kripto sızıntısı yaşanıyordu.

Ekin ve nesil bozulmuştu.

Tohum özelliğini yitirmişti.

Kim kimin tohumu idi?

Kimin tohumu kimden idi?

Melez bir toplum üredi ve türedi.

Ancak kan çekiyor, kana çekiyordu.

Kan ilanlarıyla kanlarda bozuldu.

Kim kimin kanını taşıyor?

Kimin kanı kime taşınıyordu?

Belli değildi.

Anne sütsüz bırakılıyor, anne sütüne savaş açılıyordu.

Fabrikalar süt ve mama üretti.

Kim süte ne katıyordu, belli değildi!

Su mu, yoksa…

Sütlerde bozuldu.

Su, süt ve kanda bozulmalar yaşandı.

-“Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah’ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.”[1]

-“De ki: Herkes seciyesine göre davranır. Rabbiniz ise kimin daha doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.”[2]

Bu bizim imtihanımızdı.

İmam Gazali’nin tesbitiyle : “Okun doğru gitmesi, yayın eğriliğindendir.”

Evet doğru bir okun, eğri bir yaya ihtiyacı vardır..
Ruh ok ise…nefis, yaydır.

MEHMET ÖZÇELİK

16-07-2022

[1] Bakara.204-205.

[2] İsra.84.

Loading

No ResponsesTemmuz 16th, 2022

İÇİMİZDEKİ ESEDLER VE İŞGAL

İÇİMİZDEKİ ESEDLER VE İŞGAL

ABD’nin ipiyle kuyuya inilmez.

Yüzümüze gülüp, arkadan hançerler.

Hep öyle yapmıştır, sinsice.

15 Temmuz’da işgali açıkça başlattığı ve hamilik yaptığı gibi, bu işi sonlandırmamış, öncesinde ve sonrasında aynı oyunu sürdürmektedir.

Yüz yıl önce yaptığı azınlıkların çoğunluğa hakimiyetini hem bizde ve hem de İslam Dünyasında sürdürmektedir.

-Abd ve Batı 2014 yılından beri Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşa hazırlıyor.

Yunanistan’ı da gönderdiği silahlarla bize karşı hazırlıyor.[1]

-İçişleri bakanı Süleyman Soylu, Afganistan’ın eroinin üretim merkezi, İran’ın ise eroinin geçiş ve metamfetaminin üretim merkezi olduğunu söyledi.[2]

-Türk cumhuriyetleri içerisinde neden özellikle Azerbaycan daha çok Türkiye’ye yaklaşmaktadır?

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması, Türkiye’ye saldıramamasından veya daha çok pahalıya mal olacağını düşündüğünden olsa gerek.

Rusya İran’ı Türkiye’ye karşı kullanıp, kontrol etmeye çalışmaktadır.

Pkk ile de meşgul edip, gücünü zayıflatmaya çalışmaktadır.[3]

Rusya sıcak denizleri hiçbir zaman görmezlikten gelemez.

Yüz sene önceki gibi, değişen dünyada yeni liderler mi aranıyor?

Saddam, Hüsnü Mübarek, Kaddafi, Humeyni, vs. gibi.

Rusya tekrar işgale mi başlıyor?

-”Rusya, Türkiye sınırına Pantsir yerleştirdi.

Rus ordusunun, Nusaybin’in karşısında, Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan Kamışlı Havaalanı’na Pantsir-S1 kısa ve orta menzilli hava savunma sistemi yerleştirdiği ortaya çıktı.”[4]

-Avrupa ve batı neden muhalefeti destekliyor?

Çünkü her dediğini yaptırmak için.

Tıpkı Kenan Evrene Yunanistan’ın Nato’ya alınmasını sağladıkları gibi.

Sayın Erdoğan ise, İsveç ve Finlandiya’nın Nato’ya girmesine müsaade etmemesini tehdit unsuru olarak kullanıp, Nato’da güvendikleri taraftarlarının olduğu tehdit dilini kullanmaktadırlar.

– Eğer İsveç gibi bir devlet gerek kendi milletinin menfaatine aykırı olarak, gerekse Nato’ya girmek için onayına muhtaç olduğu bir ülkeye terör kategorisinde olan 73 kişiyi tercih ediyorsa onun kanunu medeni değil, dağ kanunudur.

Yani koruduğu 73 kişinin suç dosyasını savunan ve yasalarında bulunduran bir devlettir.
Ne kadar devlette denilirse…
Aslında tüm batı bizi, keyfi uyguladığı dağ kanunları uğruna feda etmiştir.
Bu problem Batı’nın genel menfaat üzerine dönen problemidir.

-Gözlerin altında ileriye dönük çok sinsi oyunlar yatmaktadır.

Hatta Ukrayna- Rusya savaşında da bir hedef, Ukrayna’da bulunan Yahudilerin İsrail’e göçmesidir ki, bu tahakkuk etmiştir.

-“80 ülkeden işgal göçü.

2020’de salgına rağmen 80 ülkeden 20 binden fazla Yahudi İsrail’e taşındı. İsrail yeni gelenlere vatandaşlık verip, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Filistin toprakları üzerine inşa edilen evlere yerleştiriyor.”[5]

-”Osman Kavala Suriye’den 50 bin Ermeni getirtti! TÜSİAD her birine iş buldu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin hakkındaki dosyayı görülmemiş bir hızda tamamlayıp 11 Temmuz’a yetiştirdiği Osman Kavala, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Suriye’den 50 bin Ermeni’nin Türkiye’ye getirilmesi konusunda direktif veren isimdi. Sığınmacılardan şikayetçi TÜSİAD ise o dönem Suriye’den gelmiş Ermenilere tek tek iş buldu.”[6]

-Bunun içinde her türlü entrikalar düzenlenmekte ve kaostan beslenenlere zeminler hazırlanmaktadır.

Menfaat, makam ve siyasi hesaplar uğruna belli ki gemileri ve her şeyi yakma ve yapma göze alınmış.[7]

-“KISSADAN HİSSE.

Türkiye’deki “Made in USA” komünistlerin babası Mihri Belli…

Vaktiyle Mahir Kaynak’a şöyle demiş:

“Eğer, Sovyetler Türkiye’yi işgal ederse…

Demirel’den bile önce beni asar!”[8]

MEHMET ÖZÇELİK

11-07-2022

[1] https://www.haber7.com/dunya/haber/3238301-iran-ikinci-kez-soylem-degistirdi-turkiyenin-operasyonuna-karsiyiz

https://www.haber7.com/dunya/haber/3238301-iran-ikinci-kez-soylem-degistirdi-turkiyenin-operasyonuna-karsiyiz

https://www.facebook.com/100009924372089/posts/pfbid0FhaRG3S3rfQfTnsy7P1VhDMCV3rBRD4Zu5mp6cYw74Q8cjhMNzTCUCqjv3gCpHC1l/

[2] https://m.haber7.com/siyaset/haber/3223748-bakan-soylu-acikladi-urfi-cetinkayanin-kardesi-gozaltinda

https://www.yenisafak.com/gundem/israilli-turistlere-suikast-yapmayi-planlayan-iranli-ajan-4-defa-ulkesine-gidip-gelmis-otelde-vursak-cok-ses-cikar-mi-3837051

[3] https://www.yeniakit.com.tr/haber/hdp-ile-ittifaktan-konu-nerelere-geldi-chpli-isimden-pkkya-ovgu-dolu-sozler-1668373.html

https://www.yeniakit.com.tr/haber/hdp-ile-ittifaktan-konu-nerelere-geldi-chpli-isimden-pkkya-ovgu-dolu-sozler-1668373.html

https://www.haber7.com/guncel/haber/3234150-operasyon-sonrasi-ortaya-cikti-demirtasin-mesaji-feto-telefonunda

https://www.haber7.com/guncel/haber/3234138-isvecte-yok-artik-dedirten-skandal-pkkya-para-akisi-desifre-oldu

https://video.haber7.com/video-galeri/213164-pkk-elebasi-karasudan-gezi-parki-guzellemesi

[4] https://www.haber7.com/dunya/haber/3229127-rusya-turkiye-sinirina-pantsir-yerlestirdi

[5] https://www.yenisafak.com/dunya/80-ulkeden-isgal-gocu-3595960

https://www.google.com/amp/s/m.turkiyegazetesi.com.tr/amp/gundem/284734.aspx

[6] https://www.yenihaberden.com/osman-kavala-suriyeden-50-bin-ermeni-getirtti-tusiad-her-birine-is-buldu-1730536h.htm

https://www.facebook.com/100050860750198/posts/pfbid0yqGLwarovsx1sGYdZpgD4yNRyJEmjJ6JEHdEc5UDJEMdrg7VVDn7v1EP24iJKXNul/

https://www.facebook.com/100030533690882/posts/pfbid02dpMb3BT9rTXE7FM5V1vUV6JxTi5k3Yohm6pCh1Xgm94oa5AzShtqC91VrmCQQWAPl/

 [7]https://www.google.com/amp/s/m.turkiyegazetesi.com.tr/amp/gundem/284734.aspx

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=pfbid0xK8S6v2nBMg87t3NoJagkZcYi19zeGS6FHnfLSRxvvfoPiYwMqeRmAAxcQsuyPi1l&id=100012685719424&sfnsn=scwspmo

[8] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/kadini-bul-parayi-takip-et-2063393

Loading

No ResponsesTemmuz 11th, 2022

İHTİLAF

İHTİLAF

Hayvanın dünyasında en önemli merkez, midesidir.

Onu doyurduktan sonra, pekte başka gailesi kalmamıştır.
İnsan ise, her duygusuyla bir alemin kapısı kendisine açılır, sonsuza dek o dünyada gezinir.
Sonu olmayan bir kara deliğe girmiş, girdaplarda dolaşmaktadır.
Sadece zahiri beş ve batıni beş duygudan da ibaret değildir.
Nice güncellenecek duygularla donatılmış olarak seyrini devam ettirmektedir.

İnsanlık dine muhtaç. Dünyada Batıl dinler, 10 bini aşkın olan dinlerin varlığı, insanlardaki bu din ihtiyacını gidermesi içindir. Hatta belli bir dine mensup olmayan insan bile kendisine inanacağı, bağlanacağı, bir irtibat kuracağı bir dini kendi eliyle tesis etmektedir. Sırf o yaratılıştan gelen duygusunu tatmin etmek için…

*************


Şeytan bütün çabasıyla Adem’i kendi ihtişamlı haline çekmeye çalışmaktadır. Nefsi içeriden yakalayarak, ona cazibedar, çekici şeyleri gösterirken, böylece Adem’i ve ademoğlunu kandırma yoluna gitmektedir.

Öyle ki bütün işleri denemekte, ortaya dökmektedir.

Hele hele şu asrımızda Adem’den beri süregelen tüm oyunların hepsini birden, farklı versiyonlarla, farklı ve cafcaflı görüntü ve süslü şeylerden o cazibedar oyununu oynamaya hızla çalışmaktadır. Bütün kendisine mensup olanlarıyla bunu; cennette ebedi kalacağını söylerken, dünyada ise bazı kuruntularla sürdürmeye çalışmaktadır.
“Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: «Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler» dedi. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.” [1]
Tek hedefi vererek şımartmak, şımartarak azdırmak idi.
Cennette cennete bağlamak umuduyla haram ağaca yaklaştırır ve bağlarken, evlatlarını da burada dünyaya bağlama peşinde, adeta dünyada ebedi kalacakmış gibi çalıştırmaktadır.
Yüz yıl öncesine kadar makinalaştırdığı insanı, şimdilerde robotlaştırmaktadır.
Ahiret inancı yerine metawerse ile teselli etmektedir.
Dünya oyuncaklarıyla da avutmaktadır.
Varlığını başkasını yutmak üzere bir aldatıcı medeniyet inşa etmiş, kendisinden başkasını da içine almamıştır.

*************  

“Abdullah İbn-i Amr -Allah ondan razı olsun- anlattı. Buna göre, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyor:
“İsrailoğullarının başına gelen her şey; adım adım, tıpkısı tıpkısına benim
ümmetimin de başına gelecek, öyle ki, israiloğullarından biri eğer açıkça anasının
üzerinden geçecek olursa, benim ümmetimden de bu işi yapan çıkacaktır.
İsrailoğulları yetmiş iki guruba ayrılmış, benim ümmetim de yetmiş üç guruba
ayrılacaktır. Bir tanesi dışında bu gurupların hepsi cehennemliktir.

Sahabilerden birinin “Bu tek gurup hangisidir?” şeklindeki sorusuna
Rasûlüllah -sallallahu aleyhi ve selllem-:
“Bu gün benim ve sahabilerimin gittiği yolu benimseyenlerdir.” diye cevap
vermiştir.”

“Sakın, kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler
gibi olmayınız. İşte onları büyük bir azab bekliyor.”
“Dinlerinde ayrılığa düşüp gurup gurup bölünenlere senin hiç bir işin yoktur,
onların işi Allah’a kalmıştır. İlerde Allah onlara yaptıklarını tek tek bildirecektir.”
“İşte benim dosdoğru yolum budur, bu yola uyunuz. Başka yollara saparak
dosdoğru yoldan ayrı düşmenize meydan vermeyiniz.”[2]

Peygamberimiz bir defasında bir gurup sahabi ile birlikte Aliye’den yürüyüşe
geçti. Beni Muaviye mescidinin önüne gelince içeri girdi, iki rekât namaz kıldı, biz de öyle yaptık. Namazdan sonra uzun bir dua yaptı. Arkasından bize doğru
dönerek şunları söyledi:
“Rabbimden üç şey istedim, ikisini kabul ve birini reddetti.
– Rabbimden ümmetimi kıtlık ve kuraklıkla helak etmemesini diledim, bu
dileğimi kabul etti.
-Yine Rabbimden ümmetimi suda boğarak helak etmemesini diledim onu da
kabul etti.
-Fakat Rabbimden ümmetimin biribirlerine düşüp aralarında savaşmamalarını istedim, bu dileğimi reddetti.”[3]

-Müslim’in, sahabilerden Abdullah b. Rebah’a,[4] Bu olayın ilk kaynağı olan
Abdullah b. Amr -Allah her ikisinden de razı olsun- şunları anlatıyor:
Bir gün öğle sularında Peygamberimiz’in yanına gitmiştim. O sırada
Rasûlüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mescidde yoktu. Bu arada iki kişinin bir
ayetin nasıl okunması gerektiği konusunda tartışmakta olduklarını işittim. Tam bu
sırada Rasûlüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- çıkageldi, öfkeli olduğu yüzünden
okunuyordu. Bize dönerek:
“Sizden önceki ümmetler kitabları konusunda ihtilafa düştükleri için helak
oldular.” buyurdu.”[5]

“Eğer Rabb’in dileseydi, bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat
insanlar sürekli olarak ihtilafa düşüyorlar. Yalnız Rabbinin rahmet ederek ihtilaftan
sakındırdıkları müstesnâ…”[6]

“Çünkü Allah, kitabı gerçekle indirmiştir: Kitab hakkında ihtilâfa düşenler
derin bir anlaşmazlığa saplanmışlardır.”[7]
“Kendilerine kitab verilenler, onlara ilim geldikten sonra sırf aralarındaki
kıskançlıktan dolayı ihtilâfa düştüler.”[8]
“Sakın kendilerine açık deliller geldikten sonra ayrılığa saplanıp ihtilafa
düşenler gibi olmayınız.”[9]
“Dinlerinde ayrılığa düşüp gurup grup bölünenlere Sen’in yapacağın hiç bir
şey yoktur.”[10]

Allah Teâlâ hristiyanlar arasındaki ihtilafı anlatırken şöyle buyuruyor:
“Bu yüzden Kıyamet gününe kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah
ilerde onlara ne yaptıklarını bir bir haber verecektir.”[11]
Yahudiler arasındaki ihtilaf da Kur’an’ın iki yerinde şöyle anlatılıyor:
“Biz onların arasına Kıyamet gününe kadar sürecek kin ve düşmanlık saldık.
Ne zaman bir savaş ateşi yaksalar Allah onu söndürür.”[12]
“Fakat onlar dinleri konusunda çeşitli guruplara bölünüp parçalandılar. Her
gurup kendi inancı ile böbürlenir oldu.”[13]

MEHMET ÖZÇELİK

29-06-2022

[1] Nisa.118.119.

[2] Âl-i İmran: 150; En’am:159; Enam: 153.

[3] S. Müslim, Kitab El Fiten Ve Eşratı El-Sa’ah Ümmet’in Bir Kısmının Diğerini Yok Edeceği Babı, H. No: 2890, c. 4, s.2216.

[4]Bu kişi Ebu Halid Abdullah b. Rebaha El-Ensari El-Medeni’dir. Basra’da yaşadı. El-Aclâ, İbn Sa’d Nesaî ve diğer hadisçilere göre güvenilirdir. H. 90 senesi içinde vefat etti. Bkz. İbn Sa’d, Tabakat El-Kübra, c. 7, s. 212; Tehzib El-Tehzib, c. 5, s. 207,biyografi No: 357.) dayanarak anlattığı şu olaydır.

[5] Müslim, Kitab El-İlm, Kur’an’ın Müteşabihlerine Uymanın Sakıncası… Babı, H. No: 2666, c. 4, s. 2053.

[6] Hud: 118-119.

[7] Bakara: 176.

[8] Âl-i İmran: 19.

[9] Âl-i İmran: 105.

[10] En’am: 159.

[11] Mâide:14.

[12] Mâide: 64.

[13] Mü’minun: 53.

Loading

No ResponsesTemmuz 1st, 2022

DÜNYANIN JANDARMASI

DÜNYANIN JANDARMASI

“Teori dergisinin Nisan 1998 tarihli 99. sayısında yayımlanan “ABD Belgelerinde Türk
Ordusu” başlıklı yazı, ABD’nin Türk ordusuna bakışının, Körfez Savaşı’ndan sonra adım adım “müttefiklik”ten “hizaya getirilecek” kuvvet doğrultusunda değiştiğini inceliyordu.”[1]

“Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, ABD’nin Kürt devleti kurma
çabalarına karşı koyuyordu. Kürt planı, ABD’nin, Türkiye’yi zayıf ve dolayısıyla kendine muhtaç durumda tutarak kriz bölgelerine sürme kozuydu. Orgeneral Bitlis, Amerikan planının önlenebilmesi için Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt örgütleriyle Irak yönetimini uzlaştırması gerektiğini düşünüyor ve bu yönde girişimlerde bulunuyordu. Irak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani ile Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in 1992’deki görüşmesi, Bitlis’in bu girişimleri üzerine gerçekleşmişti. Görüşmede anlaşmaya varılmış, ancak ABD tehdit edince Barzani vazgeçmişti.
Orgeneral Eşref Bitlis, Kürt devletinin güvencesi sayılan Çekiç Güç’e de karşıydı.
Bölgedeki komploların kaynağı olarak gördüğü Çekiç Güç’le PKK arasındaki ilişkileri
belirlemiş ve bir rapor halinde dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a sunmuştu. Bu yüzden 17 Ocak 1992 günü helikopteri Çekiç Güç uçakları tarafından taciz edilerek inişe zorlanmıştı.”[2]

-“ABD Dışişleri Bakanlığı ile CIA’ya yakın çevrelerin yayın organı Mediterranean Quarterly adlı dergide, Obrad Kesic imzasıyla, “Amerikan-Türk ilişkileri yol ayrımında” başlıklı bir inceleme yayınlandı. “Türkiye’nin haddini aştığı”, “ABD’nin sabrının taşabileceği” ifadelerinin yer aldığı yazıda, “Türkiye’nin istikrarsızlığı daha da ağırlaşabilir. Amerikan istihbarat çevreleri, resmi olmayan değerlendirmelerinde, Kürtlerle uzlaşmaması halinde, yeniden canlanan ve birleşen bir Kürt hareketi, ekonomik durgunluk nedeniyle kitlelerin huzursuzluğunun artması ve İslamcı kökten dinci tepki sonucu Türkiye’nin parçalanacağını öngördüler” deniliyor.”[3]

Bu durum dün geçerli olduğu gibi, bugünde aynen tehditlerde sürdürülmektedir.

Bugün olduğu gibi dünde Abd’nin Yunanistanı üzerimize saldırtmasındaki ana sebep; gelişmekte olan Türkiye’nin zayıflamasını sağlamaktır. Bu amaçla da sürekli Yunanistanı haklı, Türkiye’yi ise haksız gösterme çabası içerisinde olundu.

Yani büyürse budayın, ölürse sulayın, politikası.

En iyi müttefik perdesi altında her türlü ihanet.

Olmaz olsun böyle müttefik müttefiklik.

-“1997–1998 yıllarında, ABD istihbaratını en çok meşgul eden konuların başında
Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkıp çıkmayacağı, çıkarsa nasıl sonuçlanacağı
geliyordu. CIA’nın Yahudi asıllı başkanı George Tenet, 20 Ocak 1998’de Amerikan Senatosu İstihbarat Komitesi’ne verdiği raporda, iki ülke arasında “Ege ya da Kıbrıs’da bir çatışmanın kaçınılmaz” olduğunu belirtti. Raporda, “iç ve dış sorunlarından” bunalan Türkiye’nin, bunları aşmak için Yunanistan’a saldıracağı ima ediliyordu. Sonraki günlerde, ABD istihbaratı, çatışmanın 1998 sonbaharında Ege’de çıkacağı haberlerini yayıyordu.

…CIA Ankara eski İstasyon Şefi Graham Fuller da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın
Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği korumasında yakalanmasından sonra, Tenet ve
Migdalovitz’in vardıklarına benzer sonuçlara varıyordu. Fuller, CIA’nın yan kuruluşu Rand Corporation için hazırladığı raporda, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin “geleceği karanlık” nitelemesi yaptı.

….Yunanistan, asıl olarak Avrupa ve ABD’nin çatışmanın büyümesine izin vermeyeceklerine güvenerek, “yıldırım savaşla” Türkiye’ye olabildiğince ağır kayıp
verdirmeyi hesaplıyor ve stratejisini buna göre kuruyordu. Lozan Anlaşması çiğnenerek
adalarda inşa edilen askeri havaalanları takviye edildi. “Yıldırım savaş” uyarınca, adalardan kalkacak avcı uçakları Türkiye’nin batı sahillerini vurup hızla dönecekler. Türkiye’den adalara yönelecek bir saldırıya karşı da hava savunma sistemi devreye sokulurken, saldırı amaçlı olarak güçlendirilen deniz gücü Türkiye kıyılarını vuracaktı. Türkiye’nin Ege Ordusu’nu lağvetmesini isteyen Yunanistan’ın son yıllardaki silah alımları bu plana uygun yapıldı: Hızlı ve manevra yeteneği yüksek avcı ve bombardıman uçakları, karadan ve denizden fırlatılabilen orta menzilli füzeler, hava savunma sistemleri…

….Yunanistan’ın, bu kez Avrupa Birliği üyesi olarak, Birinci Dünya Savaşı ertesinde
emperyalistler adına Türkiye’ye karşı oynadığı meşum role benzer bir pozisyona girmiş
bulunduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.”[4]

Abd yani Biden daha iktidara gelmeden Erdoğana karşı muhalefeti destekleyeceklerini söylüyordu.

Ve şu anda da gerçekten bunu fazlasıyla yapmaktadır.

Muhalif olan Abdulllah Gülü tercih sebepleri; Erdoğana her istediklerini yaptıramaz ve söz dinletemezken, Güle istediklerini yaptıracak olmalarındandır.

-“Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Süleymaniye saldırısından 21 gün sonra, ABD’ye gitti.
Gül, resmi toplantılarda ve yemekli buluşmalarda sergilediği tutumu, Yasemin Çongar’ın yazdığına göre, bir ABD’li, “Özal’dan beri kimseden pek işitmediğimiz türden mesajlar” diye nitelemişti.

Gül, bütün temaslarında ve konuşmalarında ağırlığı “siyaseti sivilleştirme
kararlılığı”na ayırdı. TSK’yi şikâyet ederek Amerikan yönetimi nezdinde prim yapma çabası Amerikalıları memnun etti. “Kendisini dinleyen ABD’liler, bir bakıma ‘müzmin ikinci adam’ imajıyla tanıdıkları Gül’ün, aslında bu konularda Erdoğan’dan daha derin düşündüğü izlenimini de ediniyorlar” diye yazdı Çongar.”[5]

Batı ve Abd bizim ihtilaf ve parçalanmışlığımızdan istifade etmektedir.

ABD Başkanı George W. Bush, “Ya bizdensiniz, ya düşmansınız” demişti.

ABD 15 Temmuzdaki maglubiyetinin kuyruk acısını PKK’yı silahlandırma ile, ekonomik yaptırımlarla ve de Yunanistan’ı silahlandırıp bize saldırtmakla telafi etmeye çalışıyor.

Doğuda da batıda da maalesef ayakta durmamız istenmemektedir.

Doğu’da İran batıda Yunan Türkiye’yi tehdit ediyor.[6]

 

**************  

ASLAN POSTUNDAKİ SAHTE KRAL

Çakalların krallığı aslan gelene kadardır.
Aslanların yokluğundan veya boşluğundan istifade eden çakalların krallığı geçicidir.
Zulümle abad olanın ahir ve ahireti berbat olur.
Dünyada Yunan, İsrail, Ermenistan gibi devletler veya PKK gibi terör gruplarının sahte kahramanlıkları arkasına sığındıkları ABD zulüm devletinin varlığıyla dünyaya kafa tutmaktadır.
Ancak küfür devam eder, zulüm devam etmez.
Bunlar zulüm ve krizden beslenmektedir.
Her zaman için bir kriz ve kaostan kimin yararlanacağı yani kimin işine yarayacağı noktasından bakılırsa, suçlu ve faile ulaşılmış olur.
-Bu millete 10 yılda bir darbe yapıldı. 50 yıl geriye götürdü. Yapanlar aynı yolun yolcusu, aynı zihniyet ve soyun devamı idi. Kan çekiyordu.

İlk defa 20 yıldır darbeye teşebbüs neticesiz kaldı. Sonuçsuz kaldı. Şimdiye kadar yapılanların gayet üstünde bir darbe yapıldı. Allah’ın izniyle o darbe milletinde ayağa kalkması ile engellendi. Bu sefer başka bir şekilde üzerimize saldırdığı batının haylaz çocuğu, Amerika’nın dünyada beslemelerinden olan Yunan ile bugün yarım kalan işlerini, 15 Temmuz’da başaramadıkları darbelerin 20 yıldır yapılmamasının bir sonucunu yapmaya, saldırmaya ve bu milleti 20 yıldır toparlanmaya çalıştığı durumdan çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Evet Cenabı Hakk’ın da elbette bir hesabı var. Bu milletin sadece insan değil Melek orduları, yerin altındaki ve üstündeki orduları sürekli bir şekilde olmuştur.

100 sene önce bize saldırmaya hazırlanan Yunan Başbakanı Venizelos’u ısıran maymun, bugün de Cenab-ı Hakk’ın göndereceği askerlerle planları neticesiz kalır.

MEHMET ÖZÇELİK

29-06-2022

[1] ABD’nin TÜRK ORDUSU DÜŞMANLIĞI: TEHDİTTEN SİLAH ÇEKMEYE -Erdem YÜKSEL.sh.2.

[2] Age.7.

[3] Age.8.

[4] Age.17-18.

[5] Age.22.

[6] https://m.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/875625.aspx                                https://www.haber7.com/dunya/haber/3234866-abdli-eski-yetkili-turkiye-savunma-sanayi-konusunda-bagimsiz-olmak-istiyor                                                                       https://www.haber7.com/dunya/haber/3235276-barbara-leaf-turkiyeyi-durdurmak-icin-baski-yapiyoruz

 

Loading

No ResponsesHaziran 30th, 2022

HİSSE-27

HİSSE-27

Eğitim mi, karakter mi?

Padişah, baş vezire sormuş:

“Eğitim mi önemli, karakter mi?”

Vezir hemen cevap vermiş:

“Karakter önemlidir sultanım”

Padişah, memleketin her yanına tellallar göndermiş:

“Duyduk duymadık demeyin… En iyi hayvan eğiticisine 100 altın ödül verilecek.”

Bir eğitici huzura çıkmış. Padişah sormuş:

“Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretirsin?”

“Altı ayda öğretirim padişahım”

Altı ay dolmuş. Eğitici huzura alınmış. Padişah sormuş:

“Öğrettin mi?”

“Öğrettim padişahım”

Saray erkânı toplanmış. Hünerli kedi elinde tepsiyle servis yapmaya başlamış. Tam baş vezirin önüne geldiği zaman padişah sormuş:

“Ey vezir! Söyle bakalım, eğitim mi önemlidir, karakter mi?”

Vezir, padişahın sorusuna cevap vermeden önce, kaftanının altında hazır tuttuğu bir fareyi yere bırakmış.

Kedi, fareyi görünce tepsiyi attığı gibi farenin peşinden koşmaya başlamış. Altı aylık eğitim de boşa gitmiş.

Vezir, padişahın sorusuna cevap vermiş:

“Karakter önemlidir padişahım. Önünde bir fare gördüğünde her şeyi unutan bu kedi gibi, eline bir fırsat geçtiğinde çıkarının peşinde koşan, vatanını bile satan eğitimli fakat karakteri bozuk insanlardan da Rabbim ülkemizi korusun!”

*************  

1919’a kadar Amerika’daki timsah avcıları timsah avı için Afrikalı çocukları yem olarak kullandıklarını biliyor muydunuz?

Timsah avı için bebeklerin yem olarak kullanılması özellikle timsahların çok olduğu şehir Florida’da çok yaygın bir yöntemdi. Beyaz tenli/beyazi avcılar, köle olan siyahi/siyah tenli annelerden bebekleri zorla alıyorlardı. Annesinden zorla koparılan bebekler daha sonra uzun bir ipe bağlanarak göllerin veya bataklıkların yanına konulur ve orada bağlı bir şekilde timsahları tuzağa düşürmek için saatlerce ağlamaya bırakılırdı. Bebeğin ağlama sesine gelen timsah küçük çocuğu yutar yutmaz, balıkçı tarafından iple çekilir ve bir demir çubuk veya mızrakla öldürülürdü. Daha sonra ayakkabı ve çanta üretiminde kullanılmak üzere derisini yüzerlerdi.

Ey dünyaya insan hakları çığırtkanlığı yapan Amerika! Masum bebekleri acımadan katleden siz mi sağlayacaksınız adaleti dünyaya?

Siz mi koruyacaksınız masumların haklarını?

Biz insan haklarını adli sicil kaydı menfaati uğrunda masum bebekleri, insanları acımadan katleden Kapitalist zihniyetinizden değil, kuşu ölen bir çocuğun acısını paylaşmak üzere başsağlığına giden bir peygamberin getirdiği İslam’dan öğreniriz.

************* 

18 Temmuz 1932’de resmen ilan edilen Türkçe Ezan genelgesi tam 18 yıl yürürlükte kaldı. Asırlardır “Allah-u Ekber” sesi ile Camii’lere doluşan Anadolu insanı, 18 sene boyunca “Tanrı Uludur” sesleri ile çağrılmaya başlandı.

EZANI TÜRKÇE OKUMAYANA ŞİDDET VE CEZA

3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi’nde, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kur’an, tekbir ve kamet okundu. Ardından 18 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. Takip eden günlerde ise yurdun dört bir yanındaki Evkaf Müdürlüklerine Türkçe Ezan metni gönderildi. 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların “kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim” gönderildi.

Türkçe Ezan’ın ilk okunduğu yer Fatih Camii oldu. İstanbul’u Müslümanlaştıran, dolayısı ile Müslümanlığın bu coğrafyada kalıcı olmasına da büyük katkısı olan Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış olan bir Caminin seçilmiş olması da bir nevi meydan okumaydı.

Bu tarihten itibiren tam 18 sene boyunca Türkçe Ezan zulmü devam etti.

Ta ki Müslüman halkımızın iradesi ile seçilmiş olan Adnan Menderes ve Demokrat Parti iktidarı başa gelene kadar. Yaptığı ilk icraatlardan biri, Müslüman coğrafyasının temsili olan Ezan-ı Şerif’i tekrar orjinal diline çevirmek olan Demokrat Parti, bu icraatına imza attığında ise tarihler 16 Haziran 1950’yi gösteriyordu.

**************  

Serçe Allah’a küsmüştü.Günler geçiyordu ve serçe hiçbir şey söylemiyordu.İçine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu.Artık Rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu!Melekler merakla Allah’a serçeyi soruyorlardı ve her defasında Allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu. “Çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.Bir zaman sonra serçe, kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. Hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.Allah,serçeye seslendi.Söyle bana! Canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin?Melekler serçe ne söyleyecek diye ona bakıyordu.Serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla; “Küçük bir yuvam vardı. Yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. Kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman Dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.Sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına? Esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.” Artık konuşamadı serçe sözleri boğazında düğümlendi.Sessizlik Arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş Allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.Allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.Nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun.Serçenin gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven Allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı.Utangaç bir sesle: “Affet Allah’ım “ diyebildi sadece.Ve gönül sözü Arş-ı İlahi’de yankılandı “Affet Allahım!” Başımıza gelen her musibbette,elbette ki nice hayırlar gizlidir.Rabbimize isyan etmek yerine,olanda hayır vardır diyerek rıza göstermek gerekir…

************* 

2 ADET HIYARLA PAÇAYI KURTARAN GAZETECİ…

Fıkra gibi
12 Eylül Döneminde Ali Baransel sadece TRT`nin değil, tüm basın yayından sorumlu olarak atanır. Bir gün gazetelerden birinde bir fıkra yayınlanır.
Kenan Evren bu fıkrayı görünce çılgına döner. Fıkra şöyledir;
Güney Amerika`da bir uzmana sormuşlar; darbe yapmak mı daha kolaydır, yoksa hıyar turşusu yapmak mı?
Uzman, soruyu cevaplamış; darbe yapmak daha kolaydır. Çünkü hıyar turşusu yapmak için aynı boy taze hıyarları seçeceksin, onları uygun kıvamda tuz, limon, sirkeli suyun içinde uygun süre bekleteceksin, vs, vs, oldukça uzun iş.
Tabii bir de erimesi erimemesi var.
Ama darbe yapmak için üç hıyarı yan yana getirmek yeterlidir.
Kenan Evren bu fıkrayı okuyunca derhal Ali Baransel`i çağırır, başlar kızmaya;bu ne rezalat, böyle bir saçmalığın yayınlanmasına nasıl izin verirsin, neden konrtol etmiyorsun…..
Ali Baransel ne olduğunu anlamak için gazetedeki fıkraya bir göz atar ve;
“Sayın paşam, boşuna üzülüyorsunuz, bakın burada üç hıyar diyor, beş hıyar demiyor ki”
Bunun üzerine Kenan Evren gazeteyi alıp fıkraya tekrar bakınca hak verir;
“Evet ya, doğru diyorsun, bir an farkedememişim”
???
Zeki olmak da başka bişey, iki hıyarcıkla nasılda kelleyi kurtarıvermiş ama.

******************     

Kaçıncı Rekattayız.

Vaktiyle, Basra’nın en büyük camisinin imamı, yatsı namazının farzını kıldırdıktan sonra, döner ve cemaate sorar:
“Ey cemaat! Acaba namazı 3 rekat mi, yoksa 4 rekat mi kıldık? Bugün biraz dalgınım, şaşırmış olabilirim”
Cemaatten farklı cevaplar gelmeye başlar. Kimisi 3 rekat kıldık, kimisi de tam kıldık derler.
Tartışmalar devam ederken, caminin yakında esnaflık yapmakta olan cami cemaatinden biri tartışmaya son noktayı koyuverir:
“Namaz 3 rekat olarak kılındı, bundan emin olabilirsiniz” der.
Cemaat, nasıl bu kadar eminsin, diye sorunca, adam cevap verir:
“Çünkü hergün yatsı namazının farzını kılarken, dükkânın hesabını yapıyordum. İmam tekbir alırken, şu kadar mal satıldı, şu kadar dirhem masraf, şu kadar dirhem kâr kaldı diye hesap yapmaya başlardım. Fakat bugün hesap yarım kaldı. Bu da namazın eksik kılındığına delildir”

******************  

Ceviz kurdu, gireceği kadar bir delik açarak cevizin içine girer.

Cevizin içi insan beynine benzer, başlar onu yemeye.

Buraya kadarı normal. Yedikçe şişmanlar.

Karnı büyür.

Yeterince yükünü tutup doyunca gitmek ister ama girdiği delikten çıkamaz.

Daha da kötü olanı; içi yenilen ceviz de kurumuş ve sertleşmiştir, o deliği genişletmek artık imkansızdır.

Kurtçuk oturup bakar, delikten geçip çıkmak için tek çaresi vardır: Zayıflamayı beklemek.

Aç kaldıkça zayıflar, eski cılız haline döner.

Ve bir gün çıkar.

Ama çıktığında mevsim bitmiş, ortada aç ve cılız bir kurtçuk ile bir içsiz ceviz kalmıştır.

Kimi insanlardaki para ve mal – mülk hırsı da ceviz kurduna benzer.

O hırsı yenip, artık yeter, dediğinde baharlar ve yazlar bitmiş olur.

Geriye sadece, ömrünün sonbaharı ve belki de çeşitli hastalıklar, ilaçlar ve diyetler ile geçirmek zorunda kalacağı, koskoca bir kara kış kalmış olur.

*************  

SAVCI BEY: EŞKIYALIK HIRSIZLIK YAPTIM, KARI KIZ PEŞİNDE KOŞTUM, SARHOŞ GEZDİM TUTTUNUZ BURAYA GETİRDİNİZ…HADİ BUNLAR KÖTÜ YOLLAR DEDİM, BARİ DİNİMİ YAŞAYAYIM DEDİM, YİNE BENİ BURAYA GETİRDİNİZ…BANA BİR YOL GÖSTERİNDE ORAYA GİDEYİM…


Bir eşkıya olan “Koruk Efe” Risalei Nur’ları tanıyınca nasıl bir inkılap’tan geçiyor…yirmibirinci asrın tüm üniversiteleri, eğitim sistemleri bir insanı böyle değiştirebilirmi!..

Koruk efe eşkıyalıktan temin ettiği bir atı Barlalılara veresiye satmıştı. Bilahare atın parasını almak üzere Barla’ya gidiyor. Fakat atı sattığı adam tarlalara gitmiş. Onu beklerken Barla sokaklarında Barla insanlarıyla sohbet etmeye başlamış…

Birden, dağ gezisinden dönen Hazret-i Üstad’ı, üstünde siyah cüppe ve beyaz sarıkla evine girdiğini görüyor. Koruk Efe “bu kimdir?” diye soruyor. Barlalılar: “Şarktan gelme çok değerli bir âlimdir” diyorlar. Koruk Efenin âlimlerle bir işi yok aslında. Aklına takılan, “bu adam şarklı olduğuna göre, belki yanında antika silah veya kasatura gibi şeyler vardır” diye düşünüyor. Ve Hazreti Üstadın evine çıkıyor, kapısını çalıyor…

Üstad kapıyı açıyor, “buyurun” diyor. “Hocam sizin şarklı olduğunuzu duydum, ben antika meraklısıyım, tabanca kasatura gibi bir şeyin varsa alıvereyim” diyor. Hazret-i Üstad onun yüzüne bakarak, sana “Yâ Bâki entel Bâki” vereyim diyor. Cahil eşkıya bu ne demek diye düşünürken, üstad o mübarek esmanın tefsirini yapıveriyor. “Seni, beni ve bütün âlemleri yaratan Hâlikımın dostluğunu vereyim” diyor…

Koruk Efe o güne kadar böyle bir hitaba muhatap olmadığından, kendini bir heyecan basıyor. Kriz gelip yere düşüyor. Bir müddet baygın kaldıktan sonra gözlerini açıyor. Hazreti Üstad yerinden kalkıyor tavana astığı enva-i çeşit üzümlerden bir çıngıl koparıp birer birer tanelerini ağzına veriyor. Sonra kolundan tutup kaldırıyor. “Haydi, ben sana müsaade ediyorum, o atın parasını alma. ‘Yâ Bâki entel Bâki’ okuyarak evine git” diyor…

Kapısından dışarıya çıkarıyor. At parasını almaya geldiğini söylemediği halde, Hazret-i Üstadın: “O atın parasını alma” demesi ve “Yâ Bâki entel Bâki” münacatının manasını vakarla ve ciddiyetle ona anlatması, Koruk Efenin içini hıçkırıklarla dolduruyor. “Şu Barlanın sokaklarından çıkayım da, bağıra bağıra bir ağlayayım” diyor…

Barla’dan uzaklaşınca başlıyor bağırarak ağlamaya, içi boşalmıyor. Sessiz sessiz içinden ağlıyor, fakat içi yine boşalmıyor. “Ben ne yaptım bu güne kadar, bu ömrü niye boşa geçirdim, bunca günahlar işledim…” deyip pişmanlıkla, “Yâ Bâki entel Bâki” okuyarak evine geliyor. Barlaya eşkıya olarak giden Koruk Efe Çobanisa Köyüne tam bir Müslüman ve Nur talebesi olarak dönüyor…

Koruk Efe nur talebesi olduktan bir müddet sonra, başındaki takke yüzünden iki jandarma tutup onu karakola götürüyorlar. O zaman şapka kanununa muhalefetten mahkemeye veriyorlardı…

Koruk Efe savcıya ifade verirken şöyle diyor: “Ben eşkıyalık, hırsızlık yaptım tuttunuz; sarhoş gezdim, karı-kız peşinde ahlaksızlık yaptım tuttunuz buraya getirdiniz. Tamam, bu yollar yanlış imiş, anladık. Bari Müslümanlığı yaşayayım dedim, tuttunuz yine buraya getirdiniz. Yahu Savcı bey! Bana bir yol gösterin de oraya gideyim!” deyince savcı jandarmalara: “Bu adamı niye getirdiniz” diyerek salıveriyorlar…

************** 

DERLEYEN

MEHMET ÖZÇELİK

Loading

No ResponsesHaziran 29th, 2022

TARİHÇİ GÖZÜNDEN

TARİHÇİ GÖZÜNDEN

“Yakın tarihimizde birçok menfi cereyanın yuvalanıp neşv-ü nema bulduğu yer, Selanik’tir. İttihat ve Terakki Cemiyeti orada kurulup gelişmişti. Umumi Merkezi Selanik’ti. Meş’um Hareket Ordusu da İstanbul’a oradan gelmiştir. Çünkü Sultan Bayezid Endülüs katliamından kaçan Yahudileri oraya yerleştirmişti. Bu durum bize asıl menfi amili tesbit için bir ipucu değil midir?!”[1]

Geçmişten günümüze uygulanan birçok şey, bugünde olduğu gibi, başka yerde pişirilip, buralarda uygulanmıştır.

Kirli şeyler ve kirli kimseler, bu temiz toprakların mahsulü değildir.

Harf devrimleriyle bu imparatorluğun bir yandan Araplarla ve bir yandan da Türklerle bağlantıları koparılmıştır.

“Ruslar 1 926’da Bakü’de bir Türkoloji kongresi topladılar. Bu kongrede alınan bir kararla Rus esiri Türkler’ e Latin alfabesinin kabulü mecburi bir hale getirildi.
Ertesi yıl Rus esiri Türk topluluğu için 27 çeşit alfabe kabul edilmiştir. Ruslar bu hususta bir kongre de Taşkent’te topladılar (1928).
Dikkat oluna ki; aynı din, dil ve kültüre sahip Türk topluluğuna birbirinden farklı 27 çeşit Latin asıllı alfabe kabul ediliyordu. Bilahare Türkiye Latin alfabesini kabul
edince Ruslar bu defa Latin alfabesi yerine Kiril asıllı alfabeler ikaame ettiler. Maksad, Türkler ‘in birbirleri ve Türkiye Türklüğü ile aralarında bir anlaşma imkanı olmasın!
1925 – 28 arasında Türkiye ‘deki Azeri münevverler, şiddetle Latin harfleri taraftarlığı yaptılar. Böylece Ruslar tarafından Azerbaycan’ da Latin harflerinin mecburi kılınmasıyla ülkelerinin Türkiye ile irtibatlarının kesilmesi tehlikesini önlemek gayesini güdüyorlardı.

Bernard Lewis’e göre:
” Yazının Latinleştirilmesi fikri, farklı nedenlere dayanmakla beraber Mustafa Kemal’in politikasına iyice uyuyordu. O ‘nun görüşünde Latin alfabesi Azerbaycan Cumhuriyeti ile bir bağdan çok Osmanlı İmparatorluğu ‘na karşı bir engeldi. Göründüğüne göre, yeni yazıyı öğrenip, eskisini unutmak suretiyle, geçmiş gömülüp unutulabilecek ve yalnız yeni Latin harfleri Türkçe ‘de ifade edilen fikirlere açık yeni bir kuşak yetiştirilecekti.
Yeni yazı Kasım 1928 ‘de resmen kabul edildi ve eski Arap yazısı yeni yıldan itibaren yasaklandı. Geçmişe karşı bu büyük engelin dikilmesi, dil reformu için yeni ve görülmemiş bir fırsat yarattı ve ta başından beri bu fırsattan yararlanma niyeti açık hale geldi. “[2]

Batı Arap dünyası ile bağımızı koparmaya çalışırken, Rusyada Türk dünyası ile bağımızın koparılmasına gayret gösteriyordu.

Harf inkılabı ile de bu her ikisine çanak tutulmuş oldu. Böylece İmparatorluk temeline bomba konuldu.

“1947 Yılı’nda, İstanbul’da münteşir “Büyük Doğu Mecmuası “na yazdığı bir mektupta Rusya’da geçirdiği uzun ve tehlikeli maceralardan bahsederek; “Türk Dil İnkılabını, bizzat meydana getirenler ve emredenler yoluyla değil de, onların arasına sürdükleri gizli ajanları vasıtasıyla destekleyen ve planlayan Moskova ve “Polit Büro”dur.
Bana bu haberi veren de aynı Büro azasından bir Türktür” diyen Rıza Çavdarlı bizzat şahid olduğu hadiselerle Rus komünistliğinin Türkiye’de lisan inkılabını nasıl tahrik ve
teşvik ettiğini açıkça ortaya koymuştur.”[3]

Aziz Bekof şöyle diyordu:” “Polit Büro”da 1927 senesinde bir karar verildi. Karar şöyleydi:
Türk gruplarını birbirinden ayırmak için onlarda dil ayrılı­ğı vücuda getirmek şarttır!.. Bu ayrılık da ilk defa kendisini Türkiye ‘de göstermelidir!. . Ben o vakitler Türkiye ‘de maruf komünistlerin “milliyetçi ” namı altında Türk Dil ve Tarih Kurumu ‘na girdiklerini biliyordum. Bunlar Moskova ‘nın ve “Polit Büro”nun direktifleri altında çalışıyorlardı.
Türk Dillerini birbirinden ayırma hakkında da şöyle bir karar çıkarılmış ve şu esas prensipler kabul edilmişti:
1- Türk Dili ‘nde halk dilinden toplanan kelimeler peçesi altında uydurma tabirler kullanılacak, Arapça ve Acemce ‘den kaçılacaktır.
Çünkü aynı Arap ve Acem kelimeleri, Özbekler ‘de, Tatarlar ‘da, Başkurtlar ‘da da vardır Bu yerleşmiş kıvam, tam bir dil birliği vücuda getiriyor.
2- Yeni Türkçe “Dede Korkut ” kelimelerini almalı: fakat bu kelimeler bile tadile uğratılmalı ve yepyeni bir lehçe ile ifade edilmelidir.
3- Bunun için yeni Türk Dili ‘nin bütün geçmişini aramak lazımdır.
4- Arapça ve Farsça kelimelere karşılık aranacak, bu karşılıklar bulunamadığı takdirde, eski Türk Dili köklerinden geliyormuş gibi yeni kelimeler icad edilecektir.                      5- Bunun ile, Dil Cemiyeti uğraşacak; icad edilen yeni Türkçe ‘yi bu cemiyet bir kılavuzla gösterecektir.
6- Türkçe karşılığı bilinen, herkesin kullandığı sözler yeni Türk Dili hududları haricinde bırakılacaktır.
7- Bu yeni dile, bugün kullanılmayan eski kitaplarda rast gelinen (mesela Yunus Emre nin şiirlerindeki Türk kelimeleri gibi) kelimeler katiyyen girmeyecektir Her şey tam bir sun’iliğe ve köksüzlüğe gidecektir,
8- Yeni kelimeler icadı yoluna gidilmesi lazımdır,
Bunlar halkı avutacak bazı prensip ve kaideler ortaya çıkarılarak yapılmalıdır,
işte “Polit Büro”nun planı!. ,”[4]

-“İnönü, Ulus Gazetesi ‘nde yayınlanan hatıratında açıkça ifade ederek: “Harf İnkilabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz Okuma yazma kolaylığı Enver Paşayı tahrik eden sebebdir. Ama harf İnkilabının bizde tesiri ve büyük faydası kültür değiştirmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk”[5]

Böylece yeni bir beşeri din ihdas olunuyordu.

-Din Dili Dinin Dili -Dinin Lisanı Ve Lisanın Dini.

*******************

“Bana müceddidlik geldi. Ben kabul etmedim. Müceddidlik, Sultan Abdülhamid’e olsun, dedim!”[6]

-Merhum II. Abdulhamid kendi zamanında anlaşılamamış, arkasından Rızâ Tevfik BÖLÜKBAŞI gibi ruhaniyetinden istimdat edilirken, onun devri mumla aranır olmuştur.

“Padişahım! Gelmemişken yâde biz,
İşte geldik senden istimdâde biz,
Öldürürler başlasak feryâde biz,
Hasret olduk eski istibdâde biz.
Dembedem coşmakta fakr ü ihtiyaç
Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç.
Memleket mâtemde, öksüz taht ü taç.
Hasret olduk eski istibdâde biz.”

-Bu millet bir asırdır Merhum Sultana ve ailesine yapılanların vebalini yüklenmiştir.

Ah çekiyoruz. Ahı çekiyoruz.[7]

Zira;

“O’nun bir oğlu Abdurrahim Efendi Paris’te aç kalıp intihar etmiş, diğer oğlu ise
Marsilya’da açlıktan ölüp, cesedi denize atılmıştır.
Benzer fâciâlar saymakla bitmez. Hadi bunlar yurd dışında oldukları için irtibat sağlanamadı diyelim. Fakat 1952’deki kısmî afvdan istifâde ederek ömürlerinin bakiyesini İstanbul’da geçiren Müşfika Kadın efendi, Ayşe ve hele Şâziye Sultan’a kim
vefakârlık göstererek bir el atabilmiştir. Şekerci Hacı Bekir’in Cihangir’de verdiği iki odalı bir evde, merhum Vehbi Bilimer’in tahsis eylediği cüz’i bir maaşla kût-u lâyemût yaşayan Şâziye Sultan ve diğerleriyle ilgili fâciâlar…” [8] küçümsenecek cinsten değildir.

-“Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri’nin Sultan II. Abdülhamid’i senâ eden pek çok beyânını, O’nun yakınlarından ve damadı olan Kemal Kaçar Bey’den naklen ve defaatle dinlemişizdir ki, bunlardan bir ikisini nakledelim:
Süleyman Hilmi Tunahan, Şeyh Sirâceddin Hazretleri’ne mensubiyetinden dolayı müridlerine Sultan Abdülhamid Han’ı her vesile ile medh u senâ eder ve:
“-O, sizin mânen amcanız mesâbesindedir!..” dermiş. Buna bir de şunu ilâve edelim:
Süleyman Efendi Hazretleri’nin “Tesbihçi Dede” denilmekle meşhur olan yetişmiş bir müridi vardı. II. Meşrûtiyet’in ilânı sırasında Sultanahmed Meydanı’nda yapılmakta olan şenliğe gidip bakmak istemiş. Süleyman Efendi, kendisine:
“-Olur, git, bak!.. Ama üzüleceksin. O şamatacıların en önünde Hızır aleyhisselâmı göreceksin!..” demiş ve ilâve etmiş:
“O büyük velî (yani Sultan Abdülhamid) baş rolde Hızır (a.s.)ınm olduğuna vâkıf bulunduğu için Selânik’ten gelen “Hareket Ordusu”na karşı kılını kıpırdatmamıştır.
Şâyân-ı hayrettir ki, kendisinin en yakını olan bir kimseden (Kemal Kaçar), Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin bu beyânına muttali olduktan az bir müddet sonra bu gerçeğin o büyük Sultan tarafından da aynen ve yazılı olarak ifade edilmiş olduğunu hayretle öğrendim.”[9]

-““Çanakkale Harbi sırasında İstanbul işgal tehlikesi altına düştüğünden o sırada Beylerbeyi Sarayı’nda menkûb olan Sultan II. Abdülhamid’i, hükümet, Anadolu içlerine nakletmeyi düşünmüş ve bu maksatla Talat Paşa, yanma Meclis’i temsil etmek üzere bir meb’us arkadaşını alarak Hünkâri ziyarete gitmiştir. Sultan II. Abdülhamid, bu teklifi şiddetle reddetmiş ve ziyaretçilerine dehşetli bir siyâset dersi vermiştir:
“Beylerbeyi Sarayı’ndan sandalla ayrılan Talat Bey, refikine:
“-Azizim!..” dedi. “Bu adamı tahttan indirmekle büyük hata etmişiz. Bunu takdir etmek de bir meziyettir. ”[10]

-“İbnül-Emin,[11] bir dipnotla:
“Adaleti tahkir etmesi, âsî Ermenileri tedib etmek istemesinden mütevelliddir, değil mi, “Kızıl Sultarı”cı kızıl!., “cevabını vermiş bulunmaktadır. (İbnüT-Emin- a.y.) Bu çirkin “Kızıl Sultan” tâbirini sonradan maâlesef meşhur Fransız tarihçisi Sorel de kullanmıştır.”[12]

-“Cennetmekânın, başı ucunda bir tuğla bulunurdu. Onu hiç yanından eksik etmezdi. Uykudan uyanınca hemen teyemmüm eder, ondan sonra musluğa kadar gider abdestini alırdı. Abdestsiz yere basmazdı.”[13]

-“İngilizler birtakım adamlar bularak, Halife’nin Kureyş Kabilesi’nden olması lâzım geldiğini, Osmanlılar’ın “Halife” sıfatını taşıyamayacaklarını iddiâ eden kitaplar yazdırdılar. Bazı Arap kabilelerini ve bu arada Şerif Hüseyin’i elde etmek sûretiyle Arap Âlemi’nde Sultan II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesinden sonra da tahriklere devam etmişlerdir.

İngilizlerin bu maksadını bilen Sultan II. Abdülhamid, Şerif Hüseyin’i İstanbul’da tutuyordu. İttihatçıların, müteselsil gafletinden biri de, O’nun Hicaz’a gitmesine ve orada bir isyan çıkarmasına imkân vermiş olmalarıdır.

Sultan II. Abdülhamid, bütün bu İngiliz faaliyetlerine karşı İslâm Dünyası’na Fas’tan Hindistan, Çin ve Japonya’ya kadar çeşitli hocalar göndererek İngiliz propagandalarını akım bırakmak hususunda insanüstü bir gayret sarf etti. Eğer Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmemiş olsaydı, Siyonizm’in oyuncağı olan İttihad Terakki mârifetiyle gerçekleşen kopmalar aslâ vâki olamazdı. Çünkü Sultan II. Abdülhamid’in “Hilâfet Siyâseti” geniş müslüman kitleleri öylesine tesir altına almıştı ki, halkın bu hissiyâtı karşısında İngiliz altınlarıyla cezbeye gelerek taht ve tâc peşinde koşan Şerif Hüseyin gibi mahdud kimselerin arzusu ile halka rağmen bir kopma gerçekleşmezdi.”[14]

-“Misyonerler, bütün faaliyetlerini Rum ve Ermenilere yönelttiler. Baş­langıçta Ermeni Kilisesi buna direndi. Fakat 1850’de Türk Hükümeti, Protestan Ermeni Kilisesi’ni tanıdı. Fakat Amerikan Misyonerleri’nin en büyük başarısı, “Robert Kolejleri” vâsıtasıyla oldu.
İstanbul’daki kolej, 1840 yılında, Cyrus Hamlin tarafından kuruldu. Sonradan “Robert Kolej” adını aldı. İlk talebelerin hepsi de ermeni gençlerden müteşekkildi. ”
“…Kapitülasyonlardan istifade eden «Amerikan Misyonerleri» tamamen Osmanlı Devleti’nin aleyhinde çalışıyorlardı. Bunlar, Ermeniler’in Gregoryan (Lusavoriçagan) Kilisesi’ni, Protestan yapmaya uğraşıyorlardı.
Amerikan Protestarilanna göre, «Müslümanlar kâfirdir.» Bu yüzden, onların aleyhinde sistemli propaganda yapıp insan kasabı oldukları efsânesini yayıyorlardı. Ermenilere ise, sunî olarak evliyalık payesi veriyorlardı. ” (The Rebirt Turkey-Clair Price)
“…Misyonerler tamamıyla din tesirinde kalarak Ermenileri Müslümanlara karşı hazırladılar, dinamit yapmasını öğrettiler ve her fırsatta onları İslâmlar’a karşı kullandılar.” [15]

-“Malumdur ki, Sultan Abdülhamid-i Sânî hal’inden sonra Osmanlı hükümeti idâresi tam mânâsıyla Siyon-Yahudi cemiyetinin «İttihad ve Terakki» nâmındaki teşkilâtına tâbi ümerâ ve ricâl eline geçti.
1325 senesi Teşrin-i Evveli’nin hatırımda kalmayan bir gününde «İttihad ve Terakki» Selanik’te bütün şubelerinin katılmasıyla büyük bir kongre yaptı. Bu umûmî kongrenin hâricinde erkân ve rüesadan mürekkeb heyet, ayrıca gizli bir celse tertip eyleyip Siyon Cemiyeti’yle ona bağlı Şark Yahudi Mason Locası’nın:
«Bundan sonra Türkiye nasıl idare olunacaktır?» sorusuna aşağıdaki dört maddelik karar ile cevap verdiler:
1-Bundan sonra Türkiye’nin idâresi; Türkiye’de dinin nüfuz ve kuvvetini kırmak sûretiyle;
2- Türkiye’nin mâlî ve iktisâdi kaynaklarının mason biraderler arasında taksim edilmesi sûretiyle;
3- Hilâfet’i saltanattan ayırarak zaafa uğratmak sûretiyle;
4- İmkân bulununca Cumhuriyet ilân edilmek ve Osmanoğullarının yıkılmak sûretiyle» idare olunacaktır.”[16]

MEHMET ÖZÇELİK

29-06-2022

 

 

[1] Boykot. KADİR MISIROGLU.sh.34-35.

[2] Age.sh.48-49.

[3] Age.53.

[4] Age.57-58.

[5] Age.61.

[6] SAYDA-İ TÂGİ (k.s.a3)M. Hanefî Mert- Ariflerden İnciler, İstanbul, 2003, sh:269. Bak. KADİR MISIROĞLU-BİR MAZLUM PADİŞAH:SULTAN II. ABDÜLHAMİD.sh.8.

[7] http://www.tesbitler.com/2020/05/12/ah-cekiyoruz-ahi-cekiyoruz/

[8] Age.26-27,139

[9] Age.29-31.

[10] Bkz. Refî Cevat Ulunay, Bu Gözler Neler Gördü, İstanbul, 2004, sh: 21,Age.32.

[11] Son Sadrazamlar, sh: 1288.

[12] Bkz: Ahmet Reşit Rey-Gördüklerim, Yaptıklarım, İstanbul 1945, sh: 14 vd.”Age.138.

[13] Age.142.

[14] Age.155-156.

[15] Forein Affairs, c: 7, sh: 398, E. M. Earle,Age.324.

[16] Mevlânzâde Mehmed Rıfat ,Türkiye’yi Yıkan Yahudiler, Köstence, 1923, sh: 8 vd. 594 Dr. Rıza Nur- a.g.e., sh: 220,Age.508-9.

 

Loading

No ResponsesHaziran 29th, 2022

KUŞATMA

KUŞATMA

-“Tarih 1993’ u gösteriyordu.

….Uğur Mumcu; Derin Devlet, PKK ve bunların İsrail ile bağlantılarını araştırıyordu. Araştırmaları sonucunda çok önemli bilgilere ulaştı. Mumcu, hemen Çankaya köşkünü aradı. Cumhurbaşkanı Özal ile bir randevu talep etmiş, yaptığı araştırmalardan bahsedip çok önemli delillere ulaştığını bildirmişti. Özal duyduklarına inanamadı, hiç düşünmeden Mumcunun sözünü kesti, “Eş­ref Bitlis Paşa ile görüşün ve birlikte yanıma gelin” dedi.
Uğur Mumcu, telefonu kapattı ve hemen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’i aradı. Paşa, konunun önemli olduğunu anlamıştı, fakat Ankara dışındaydı. Döner dönmez görüşmeyi gerçekleştireceklerini söyledi.
Uğur Mumcu konuyu Paşaya anlatırken, Turgut Özal da konuyu danışmanı Adnan Kahveci ile paylaştı. Uğur Mumcunun Özal ile yaptığı telefon görüşmesinden sonraki 4 ay içinde 4 isimde hayatını kaybetti….”[1]

-“Fethullah Gülen, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının yayınladığı “Küresel Barışa Doğru” isimli kitabında şöyle diyor: “Yahudileri ve Hristiyanları azarlayan ayetler, ya
Hz. Muhammed döneminde yaşayan ya da kendi Peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudiler ve Hristiyanlar hakkındadır. Hz. Rasulullah zamanında ve zamanımıza
kadar gelen süreçte yaşananlar ve zamanımızda bulunan Yahudiler ve Hristiyanlar bu azarlamanın dışındadırlar.”168 Tam da Vatikan’ın istediği tarzda konuşmalar.”[2]

-“Papa 2. John Paul 24 Aralık 1999’da tüm kiliselerin işbirliği hedefini açıklamıştı: “Birinci bin yılda Avrupa, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika Hristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hristiyanlaştıralım.”[3]

-“Ça­ğımız misyonerlerinin asıl amacı Hristiyanlaştırmak değil, hakiki Müslümanlıktan uzaklaştırmaktır.

Lois Massignon adlı bir misyoner şu itiraflarda bulunuyordu:
“Müslümanların her şeyini bozduk yok ettik. Dinleri, inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu.

Onların millî manevî değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslâmiyeti öğrenmeyi, namaz kılmayı, Kuran öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyorlar. On dört asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik. Derin bir boşluğa düşürdük. Bundan sonra biz misyonerlerin işi daha kolaylaştı.
Maaş bağlayarak vize vaadi, yurt dışında iş imkânı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları Hristiyan yapınız!

….AB’ye girişe kadar 5 milyon ve 2020 yılına kadar 10 milyon Türk’ü Hristiyanlaştırmak Hristiyan dünyasının başta gelen hedefidir. Bu iş şu merhaleler sonucunda olacaktır:
1) Millî manevi değerlerden ve kültürden koparmak.                                                           2) Halkı çeşitli yollarla fakir hale getirmek.
3) Misyoner faaliyetleri ile Hristiyan yapmak.
4) Askeri işgal.
Cemil Meriç’in yıllar önce ifade ettiği gibi: “Misyonerlerin amacı Hristiyanlaştırmaktan çok, İslâmiyetten koparmak, Müslümanlığımızı anlamsızlaştırıp direnme gücünü yok etmektir. İnancını koruyamayan vatanını asla koruyamaz.”[4]

-“Kadir Mısıroğlu televizyonda yapmış olduğu bir konuşmasında şöyle diyor: “Amerikalılar, Said Nursi’nin vefatından sonra Bediüzzamanın talebesi Mustafa Sungura giderek, bizle çalış seni Risale-i Nur cemaatinin başına getirelim teklifine karşı Mustafa Sungurdan hayır cevabını alırlar. Bunun üzerine bana geldiler. Benden de
hayır cevabını almaları üzerine Fethullah Gülene gittiler. Ondan sonra kimseye gitmediler.” der.

…..1950’lerden sonra dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalar arası imparatorluğunu sürdürebilmek için her kıtada kendine bağlı tarikatlar ve cemaatler örgütledi. CIA tarafından yürütülen bu faaliyetin ilk başarılı örneği Moon Tarikatıdır. ABD, Kore’de bu Hristiyan tarikatının kurulup büyümesinde rol oynadı. Bu tarikat
Güney Kore nüfusunun %40’ını Hristiyan yapmayı ba­şardı. Amerika’ya uyumlu kafalar oluşturdu.

Moon Tarikatı ABD için kullanılacak en iyi silahtı. Moon Tarikatına CIA tam destek
verdi. Büyüttü geliştirdi. Moon Tarikatı, Hristiyanlık için de büyük hizmetlerde bulundu. Moon Tarikatı sayesinde Korede 10 aileden en az 3’ü Budistlikten vazgeçerek Hristiyanlığı kabul etti. ABD’nin desteği ile tarikatın ticaret ve diğer faaliyetleri de büyüdü. Sun Myung Moon, ABD ile faaliyet yürüttüğü anlaşılınca soluğu ABD’de aldı. CIA tarafından Amerika’ya kaçırıldı. ABD’de daha rahat olarak faaliyetlerine devam etti. Çok daha hızlı yayıldı. Çok ülkeye yayılıp dev faaliyetler yaptı. Kardeşlik Kilisesi ve Birleşik Kilise adında vakıflar kurup dev sempozyumlar düzenleyip Hristiyanlığı yaydılar. Bu sempozyumlara Türkiye’den de çok tanıdık kişiler davet edildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan davet edildiği halde gitmedi. Deniz Baykal davet edildi ve dinleyici olarak gitti. Deniz Baykal’ın Moon Tarikatı ile ilişkisini Kasım Gülek sağlamıştı. Kasım Gülek, Moon’un Türkiye’deki üyesiydi. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr.
Sabahattin Zaim, Prof. Dr. Salih Tuğ, Fehmi Koru ve Yaşar Nuri Öztürk de bu toplantılara katıldı. Yaşar Nuri Öztürk, Moon’un vakıf ve sitelerine bilgi yardımında bulundu.”[5]

-“Fethullah Gülen tarafından yurtdışında özellikle de Türkî Cumhuriyetlerde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları İngilizce öğretmeni diye barındırılıyor. Bu durum bizzat Türkiye’de üst düzey yapılan bir toplantıda Fethullahçı okulların yöneticisi tarafından itiraf edildi. Özbekistan’da 18 okulun sahibi olarak gözüken Silm AŞ’nin sahibi Mehmet Mesut Ata bu toplantıda şöyle itiraf ediyor: “ABD, dostluk köprü­sü adı altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardır.” Ama ABD, CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diplomatik pasaport koymuş.”[6]

-“Bir dönemin Dışişleri Bakanlığını yaparak İngiltere’nin siyasetine yön veren Lord Curzon 1909’da Lordlar Kamarasında yaptığı konuşmasında: “Doğu insanlarının yalnız dinlerine değil, törelerine, hissiyatına, geleneklerine, tarihine de aşina olmamız, doğu ruhu diyebileceğimiz şeyi anlama maharetimiz, kazanmış olduğumuz mevkiyi gelecekte de koruyabilmemizi sağlayacak tek dayanaktır.”[7]

-“CIA Orta Amerika eski şefi David Mac Michael, “IŞİD’i CIA kurdu.” diyordu ve ekliyordu “Dünyaya açıklamadığımız di­ğer önemli bir konu da domuz gribi meselesidir. Domuz gribini bundan yıllar önce CIA, biyolojik bir savaş silahı aracı olarak üretti ve geliştirdi.” Evet, bazen bir hastalık üretip, bazen kiralık bir örgüt oluşturup dünyaya ve bölgelere bu hastalık ve örgütlerle savaş açıyorlardı.”[8]

-“Gizli bilgilerini sızdırdığı için kaçarak Rusya’ya sığı­nan CIA ve NSA eski çalışanı Edward Snowden, “Irak’ta kaosa neden olan IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve
İsrail istihbarat teşkilatları vardır. IŞİD bölgede İsrail’in güvenliğini tesis ediyor.” dedi.”[9]

-“İsrail Parlamentosu Knesset’te, Niİ’den Fırat’a kadar uzanan bir harita halen asılı durmaktadır. İsrail bayrağında yer alan iki mavi çizgi de Nil ve Fırat’ı simgelemektedir.
Ama bir sorun var: Büyük İsrail Devletinin sınırları, Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi ve Nevşehir Kapadokya’ya kadar uzanıyor. Bunu bizzat Siyonizmin fikir babası Theodor Herzl söylüyor. Peki, bunu nasıl yapacaklardı? El Cevap: 15 Temmuz Darbesi.”
[10]

– Türkiyede menfi cereyanların çıkması konusunda Hikmet Çetinkaya’nın şu tesbiti yerindedir;” Türkiye’de devletin hâkim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse İslâm ’ı değiştirmek, ona gücü yetmezse müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm’in
en önemli özelliklerinden biri, dinde reformu amaçlaması idi.”[11]

****************   

-“Haşmet Atahan(68’liler Vakfı Başkanı)- 12 Mart’ın bugün yarattığı CIA tarafından Türkiye’de yapıldığı açıklamalarla ortaya çıkıyor.
Biz hemen kısa bir açıklama yapalım. İhsan Sabri Çağlayangil, ki o zamanın Dışişleri Bakanı’dır, yapmış olduğu bir İsmail Cem’le söyleşide şunu söylüyor:
“CIA benim altımı oyar. Elinde imkan var adamın. Girmiş en fiziksel bir biçimde. Onun için hiç şaşmam, arasam da bulamam ki, nasıl yaptı bulamam. Bakınız Amerika şuna aldırmaz; bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş.”
Hulki Cevizoğlu- Bunu nerede söylüyor?

Haşmet Atahan- İsmail Cem’le söyleşisinde, kitabında geçiyor bu:
“Faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika o memleketin kendisine ne ölçüde tabi olduğunu, kendi politikasına ne dereceye kadar uydu haline getirildiğine bakar.”
……. yine CIA başkanı Helms’in 12 Mart için yaptığı bir itiraf geçiyor. Sayın Tanzer Sülker’in kitabında alıntı olarak geçiyor. Aynen şöyle diyor:
“Evet 12 Mart’ı hazırlama oluşumları biz, ajanlarımız aracılığı ile düzenledik.”
Yani ajanları ile düzenlemiş olduğunu CIA Başkanı ifade ediyor.”[12]

**************  

Abd kendisini hep dünyanın üzerinde ilahi güç ve kudretin eli olarak görmektedir.

-“ABD’nin kurucusu Georges Washington, Başkan olarak yaptığı ilk konuşmasında, Amerikan siyasetinin günümüze kadar devam edip gelecek olan ana prensibinin en mükemmel formülünü vermişti: “İnsanların işlerine yön veren o görünmez ele hiçbir halk, Amerika Birleşik Devletleri halkından daha fazla şükretmek ve ibadet etmekle
yükümlü değildir. Millî bağımsızlık yolunda Amerika Birleşik Devletleri’ne attırılan her adım, ilâhî müdahalenin damgasını taşıyor görünmektedir.

…Washington, bu “görünmez el”de ferdî menfaatler ile genel menfaat arasındaki
ahengin temel kanunuyla beraber Allah’ın lütufkâr bir müdahalesini de görmektedir.

Halefi John Adams 1765’te şunları yazıyordu: “Ben Amerika’nın kuruluşunu,
insanlığın hâlâ köleliğe mahkûm durumda bulunan kısmını hürriyete kavuşturmak ve
aydınlatmak üzere tasarlanmış, bir ilâhî inayetin eseri olarak göre gelmişimdir.” 19. yüzyılda ise Herman Melvil şöyle diyordu: “Biz Amerikalılar, özel bir halkız, seçkin bir halkız, zamanımızın İsrailoğullarıyız; hürriyetlerin (kutsal) sandığını bizler taşıyoruz.” (America as a civilization / Bir Medeniyet Olarak Amerika, s. 893)

Bu durum artık “seçilmiş halk”ın yeni siyasetinin değişmez genel eğilimi olacaktır: Allah ve dolar iktidarın iki memesidir. Başkan Nixon da, tıpkı iki asır önceki gibi, şöyle diyecektir: “Allah, Amerika’yla birliktedir. Allah, Amerika’nın dünyayı yönetmesini istiyor.”[13]

-“Amerikancılığın yörüngesini çizmek demek, tıpkı Dante’nin Cehennem’inin iç içe
“halkaları” şeklinde sıralanışı gibi, bu sisteme bağlılığın gitgide genişleyen bölgelerini çizip tespit etmek demektir.”[14]

Abd tarih boyunca hep kan ve kaostan beslenmiştir.

Her yıl dünyada en çok silah satan ülke Abd-dir.

-“(1914’ten 1945’e kadar süren) o “30 yıl savaşı”nın ardından Avrupa’nın bağımlı hâle gelmesiyle gerçekleşti. Avrupa’yı bitip tükenmiş bir şekilde ABD’ye teslim eden Avrupa içi hakiki bir “iç savaş’lı bu.
Bu iki savaş sayesinde Amerikalılar, 1945’te, dünya zenginliğinin yarısını ellerine geçirdiler. (George Kennan, Policy Planning Studies /, 23 Şubat 1948).

….1914-1918 savaşı, Avrupa üzerinde dalga dalga kan ve Amerika’ya dalga dalga altın akıtarak bu iyimser tahmini haklı çıkarır. Ve Amerika zafer için yardıma ancak 1917’de, yani Alman ordusuna galip gelme şansını tamamen kaybettirmiş olan Verdun ve Somme savaşlarından sonra gelir (nitekim İkinci Dünya Savaşı -1939-1945- için müdahale yapacağı zaman da 1944 yılını, yani yine Nazı ordularına her türlü zafer ümidini kaybettiren Stalingrad savaşından çok sonrasını bekleyecektir).”[15]

Abd politikasını hep kendi menfaati üzerine bina etti.

-“1947’den itibaren CIA, savaş sonrasındaki Avrupa’da durumun gösterdiği, şu
çifte ekonomik ve siyasî tehlikeyi haber veriyordu:
“Amerika’nın güvenliği için en büyük tehlike, Batı Avrupa’da ekonominin çökmesi
ihtimalidir. Bunun neticesinde de komünist unsurların iktidara gelmesidir.”
Bu çifte tehlikeye çare bulmak için ABD yöneticileri, Avrupa’nın yeniden inşasına matuf dedikleri bir “Marshall Plânı” ortaya attılar.
Fakat bu yardımın siyasî şartları katıydı: Her şeyden önce de Batı hükümetlerinden komünistlerin bertaraf edilmesi şartı vardı.

Bu dış müdahale derhal kendini gösterir:
– 4 Mayıs 1947’de Fransız komünist bakanlar hükümetten atılır;
– 13 Mayıs 1947’de İtalyan komünist bakanlar hükümetten atılır;
– Aynı ay Belçika’da komünist bakanlar hükümetten atılır.
Bu atılmaların hemen ardından 5 Haziran 1947’de “Marshall teklifi” resmen ilân
edilir.”[16].

-“8 Mart 1992’de New-York Times, Pentagone kaynaklı- bir belge yayınlıyordu. Bu
raporda şunları okuyabiliyorduk: “Savunma Bakanlığı, soğuk savaş sonrası dönemde
Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasî ve askerî misyonunun Batı Avrupa’da, Asya’da veya Bağımsız Toplumlar arasında hiçbir rakip süper gücün çıkmasına meydan vermemeyi garanti altına almak olacağını beyan etmektedir.”[17]

Abd işğal ettiği yerlere demokrasi kılıfıyla giderken, kan ve göz yaşı bırakmıştır.

-“Başkan Nixon, emekliye ayrılması dolayısıyla “susma yükümlülüğü”nden kurtulmuş olarak, 7 Ocak 1991’de New York Times’ta, şunları yazıyordu:
“Biz oraya demokrasiyi müdafaa etmek için gitmiyoruz, çünkü Kuveyt demokratik
bir ülke değildir ve o bölgede demokrasi ile idare edilen bir ülke de yok. Biz oraya bir diktatörlüğü yıkmak için gitmiyoruz, aksi takdirde Suriye’ye gitmezdik. Biz oraya milletlerarası meşruiyeti savunmak için de gitmiyoruz. Biz oraya gidiyoruz ve bizim oraya gitmemiz lâzım, zira bizim hayatî menfaatlerimize dokunulmasına müsaade etmeyiz.

Bir diğer uyanık analist, General de Gaulle’ün eski bakanı, Alain Peyrefitte,  Saddam Hüseyin’den kurtulmak isteyen Washington’daki İsrail yanlısı baskı gruplarının rolünü hatırlattıktan sonra, 5 Kasım 1990 tarihli Le Figaro gazetesinde şu hakikati dile getirir:
“En nihayetinde ‘ticaret lobisi’, savaşın ekonomiye yeni bir hamle imkânı verebileceği kanaatine vardı. Nitekim İkinci Dünya Savaşı ve bu savaştan ötürü Amerika’ya verilen olağanüstü siparişler, Amerika’nın gerçekten de kurtulamadığı 1929 krizine son vermemiş miydi? Kore savaşı da yeni bir sıçrama sağlamamış mıydı? “[18]

-“Pentagon’un diğer temel tezi olan “sıfır ölümlü” savaş, yani savunmanın erişemeyeceği yükseklikten bombardıman yaparak hiçbir tehlikeye maruz kalmadan
imha etme gücü ise oldukça anlamlıdır Genelkurmay -Vietnam savaşından beri biliyor ki, bir idealin harekete geçirdiği düşmana karşı yapılacak bir kara savaşı, maddî kuvvetlerin oranı saldırganın haydi haydi lehinde olsa bile, ancak felâketle ve bozgunla sonuçlanabilir.”[19]

-“Amerika da esas itibariyle para babalarına bağlı. Amerikalı 20 milyarderden 17’si Yahudi. Onlar Amerikalı mı, Yahudi mi?”[20]

-“Noam Chomsky: Biz Amerikalılar hemen hemen iki yüz yıldır yerli halkları, yani milyonlarca insanı ya kovduk veya imha ettik, Meksika’nın yarısını zaptettik, Karayipler ve Orta Amerika bölgelerini talan ettik, Haiti ve Filipinler’i -100 bin Filipinli’yi öldürerek-istilâ ettik. Sonra, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, dünya üzerindeki bilindiği şekilde egemenliğimizi genişlettik. Bütün bu olup bitenler sırasında, hemen hemen her zaman, öldürenler bizlerdik ve çarpışmalar bizim millî topraklarımızın dışında cereyan ediyordu.”[21]

MEHMET ÖZÇELİK

27-06-2022

[1] Kuşatma-Mustafa Güldağı-sh.298.

[2] Age.sh.305.

[3] Age.sh.306.

[4] Age.307-309.

[5] Age.sh.311-312.

[6] Age.316.

[7] Age.326.

[8] Age.362.

[9] Age.369.

[10] Age.374.

[11] İSLÂMCI GENÇLİĞİN EL KİTABI. KADİR MISIROGLU.sh.235.

 

[12] 68’in yazılı tarihi. Hulki CEVİZOĞLU.

[13] Roger Garaudy-Amerikan Efsanesi.sh.6-8.

[14] Age.16.

[15] Age.18-19.

[16] Age.23.

[17] Age.27.

[18] Age.34-35.

[19] Age.40.

[20] Age.58.

[21] Age.65.

Loading

No ResponsesHaziran 27th, 2022

ASIRLIK KRİPTOLAR

ASIRLIK KRİPTOLAR

ABD, İngiltere ve batı bizde önemli bir şeyi içerimize yerleştirmek veya kabul ettirmek için mutlaka bir darbeye teşebbüs ediyor.

Tıpkı 1980 -12 Eylülü hiç hesapta ve görünürde olmayan Kenan Evren’e yaptırarak Yunanistan’ın Nato’ya alınması sağlandı.

Sefahatle yeni bir kimlik ve neslin yetiştirilmesinin önü açıldı.

Ve bunun gibi zamanla ortaya çıkacak, kendisine boyun eğecek bir devlet oluşturma peşinde..

Bugünde hizaya getiremediği, istediklerini yaptıramadığı için bir yandan muhalefeti, bir yandan PKK-Ypg’yi ve şimdilerde Yunanistan’ı bizimle çatıştırma yoluna giderek güçsüz kılmaya çalışmaktadır.

İslam dünyası da buna alet edilip, kullanılmaktadır.

-“İran: Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşıyız, desteklemeyeceğiz.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; Türkiye’nin Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’ye yönelik olası bir askeri operasyonunun, Tahran yönetimi tarafından desteklenmeyeceği duyuruldu.[1]

İran’ın bu tavrı hiç şaşırtmadı. Zaten onu öyle biliyorduk.

Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen ve de terörün bitmesi kendisini memnun etmeyen acem işi.

-Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını sağladığı gibi. Rusya’yı zayıflatma uğruna, Ukrayna’yı av olarak kullanmış ve feda etmiştir.

Ve yine bizdeki yüz yıllık azınlık hakimiyetini Ortadoğu’da hatta dünyada uygulamaya çalışmaktadır.

-Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte rejimi oturtturmak amacıyla birkaç nesil heder edildi, susturuldu, asıldı, sürüldü.

1970 yılında gençler teröre kurban edildi.

1990 yılında eşkıya dağa çıktı, şehirdekiyle ortak terör estirdi.

Bu arada Fetö’de inançlı, iyi niyetli ve ibadet etmekte olanları nifak perdesine bürüyerek, ihtiyat perdesi altında kirli oyunlarına alet etti.

Birkaç nesli kaybettik.

-Artık bugün partiler ve partilerin mücadelesi yok.

O partilerin temsil ettikleri ideolojilerin mücadelesi devreye girmiştir.

Ermeni ve yunanın büyük ideası, Yahudi’nin seçilmiş oluşu, masonun dünya hakimiyeti, haçlının yayılmacılığı devreye girmiştir.

Ve bunları temsil edenler.

Müslümanlar ise dağılmış ve dağıtılmış, güç birliği etmesi yalan ve münafıklıklarla ve tarihi aynı oyunları devreye koyarak birlikleri ve beraberlikleri engellenmektedir.

İçimizdeki Yunan sevdalıları, İngiliz muhipleri, PKK sempatizanları, Esat kardeş ve arkadaşlıkları, ABD ve Batı hayranlığı gözleri kör etmiştir.

-Kabir ve mezar kaçkınları.

Kabrin bekledikleri devreye koyuluyor. Oysa kabir onları bekliyor.

Bir ömür boyu cellatlık yapıp, celladına aşık olan kaçık ve kaçkınlar.

Bunlar memleketin anahtarını yüz yıllık efendilerine teslim edecek olan kartlar.

-“27 Mayıs Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri Şükran Özkaya’nın arşivinden çıkan orijinal resmi belgeler, FETÖ’nün masonlarca kurulduğunu gösteriyor. 1991’de Özal’a sunulan rapora göre Gülen, Kasım Gülek ve Yaşar Tunagür’ün yanısıra 21 kişilik icra heyetinin 14’ü mason. Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 1972’de hazırladığı “Teokratik Devlet Yapılanmaları” başlıklı raporda, FETÖ ile masonların irtibat ve işbirliği ortaya konuluyor. Örgütün 1968 İzmir Kestanepazarı’nda kurulduğu belirtilen raporda, masonlarla FETÖ’nün irtibatının yanı sıra faaliyet usullerinin de aynı olduğuna dikkat çekiliyor. “Bu gizlilik nedeniyle sıradan bir insan masonluk faaliyetlerinin iç yüzünü bilemez” denilen raporda, aynı durumun FETÖ için de geçerli olduğuna işaret ediliyor. Aynı rapora göre FETÖ’yü CIA ve MOSSAD’ın finanse ettiği, FETÖ elebaşı Gülen’in Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneklerinin kuruluşunda yer aldığı, Bu dernekler ABD’nin Truman doktrini doğrultusunda özellikle NATO’ya üye ülkelerde açtırdığı Sovyet karşıtı yapılanmalardı.”[2]

-Dağdaki eşkıyadan, hapisteki darbeci, katil ve dolandırıcıdan medet uman bir siyaset ve seçilmek için her türlü hukuksuzlukta hak arama faaliyeti devrede.

Yılana sarılan muhalefet bu memleketi yönetmeye talip.

Altılı kumar masası.

Ya kazanırsak?

Oynadığınız at hastalıklı, sakat, kayıtsız, gayrı meşruda olsa, ya kazanır veya kazandırılır ya da sahada kaybetse de masada kazanabilirse!!..

-Zulme rıza gösteren bir toplum oluşmuş.

Aklı göbeğinde bir gençlik oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Sanal dünyaya bilinçsizce hapsedilen bir nesil türetilmeye, ahiret ve ahiret sorumluluğuna alternatif olarak metawerse dünyasına toplum çekilmeye ve cazib kılınmaya çalışılmaktadır.

İsanlığı tek bir merkezden kontrol edecek dijital dünyanın alanı genişletilmeye çalışılmaktadır.

Batının hırçın çocuğu Yunanistan bize kafa tutup tehdit ederken, bizdeki Yunan sevdalıları ve yunanlaşmış olanlar insancıllıkla yunanın yanında yer almaktadır.

Yüz yıl önceki İngiliz muhipler cemiyetinin yerine bugün genişletilmiş Ermeni, Yunan, Esed, PKK, batı gibi kimliksizler türemiştir.

Bütün bunlar kaos oluşturularak, etrafı toz dumana katarak yapmaktadırlar.

Onun içindir ki; Faili meçhullerin hep üstü örtüldü. Açılanlar kapatıldı.[3]

-İlk Ukrayna-Rus savaşı çıktığında bunun bir plan olduğunu yazmıştım. Yahudi asıllı olan Ukrayna Başkanı Zelensky, acaba İsrailin kuruluşundaki gibi dünyanın farklı yerlerinde bulunan Yahudiler kasıtlı olarak Filistini işgale mi, oraya yerleşime mi sevk ediliyor?

-“Ukraynalı 25 bin yahudi, Filsitinlilerin gasp edilen evlerine yerleştirildi!

Ukrayna savaşı en çok siyonist işgalin işine yaradı. İşgal rejimi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana 25 bin Ukrayna yahudisinin işgal altındaki Filistin topraklarına getirildiğini duyurdu.”[4]

Hep oyun oynanmadan önce planlar yapılır.

Bakıp bekleyelim daha ne gibi oyunlar çıkacak!!!

MEHMET ÖZÇELİK

17-6-2022

 

[1] https://www.haber7.com/dunya/haber/3227418-iran-turkiyenin-suriye-operasyonuna-karsiyiz-desteklemeyecegiz

[2] https://www.yenisafak.com/yazarlar/bulent-orakoglu/demirelin-karadayiya-verdigi-devlet-seref-madalyasi-masonik-bir-dayanisma-mi-2063136

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=879504729149154&id=296795904086709

https://www.facebook.com/100002343181713/posts/3209306355824106/

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/buyuk-bir-ipucu-yakalandi-aselsandaki-esrarengiz-muhendis-olumlerinde-son-gelisme-292551h.htm 

[3] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamer-korkmaz/mister-ortbas-da-demir-aldi-bu-limandan-2063154

[4] https://m.yeniakit.com.tr/haber/ukraynali-25-bin-yahudi-filsitinlilerin-gasp-edilen-evlerine-yerlestirildi-1665047.html

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ukrayna-yahudilerinin-israile-goc-taleplerinde-buyuk-artis-goruldu/2513387

 

Loading

No ResponsesHaziran 17th, 2022

ASRIN GLADİSTONLARI

ASRIN GLADİSTONLARI

Yüz yıl önce İngiliz Müstemlekat Nazırı yani İngiliz Kölelik Bakanı olan Gladiston beyanatında; “İngiliz Meclis-i Mebusanında, Müstemlekat Nazırı (Sömürgeler bakanı Giladiston avam kamerasında Osmanlı devletiyle ve Kur’an hakkındaki o meşhur hainane konuşmasında) elinde Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta, “Bu Kur’an İslamların elinde bulundukça, biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız” diye hitabede bulunmuş.”[1]

Yüz küsur yıl sonra İngilizin ektiği o tohumlar, sapı bizden olan veya öyle görünenlerce daha saldırgan bir tavırla sergilenmektedir.

-1900 yılının başında İngiliz müstemlekat nazırı yani kölelik bakanı Gladistone’un yapamadığını, dışarıdan yıkamadığını bugün hem ilahiyat camiasında ve hem de Diyanet camiasında, içeriden bazı kimseler Kur’an-ı Kerim’i tahrif etmeye ve yıkmaya çalışmaktadırlar. İşte 100 sene sonra asrımızın Gladistonları.

Bir yandan Kur’an’ı Kerim’in hitap olduğu söylenirken, kitap olduğu adeta gizlenmektedir.

Oysa Bakara süresinin daha ilk ayetinde O’nun bir kitap olduğundan ve şüphe edilmediğinden bahsedilirken, şüpheye sevk edilmeye çalışılmaktadır.

İslamoğlu risalet bitmedi, devam ediyor derken, belli ki bir Pavlus aranıyor.

Çünkü Pavlusta rüya gördüğünü, İsa’nın kendisine dini tamamlamayıp, kendisinin tamamlamasını söylediğini bildirir.

-Dün hadisleri inkar edenler, bugün menfiliklerin kapısından yanlışlıkların ve girişlerin yolunu açmış oldular.
Gayri meşruların meşrulaşmasının vebalini yüklenmiş oldular.

Diken ekenler, Zakkum biçmektedirler.

Eğer bilerek bunu yapmışlarsa tam bir cürmü azim, tam bir ihanettir.

-Mustafa İslamoğlu-nun tefsir mealinde muharref Tevrat gibi tahrif edici ve sinsice çok tuzak ifadeler yer almaktadır.

Kelimeleri çok rahatlıkla ve istediği gibi kullanmakta, daha doğrusu uydurmaktadır.

Eserini ben de tahlil ettim ve bir çok ehli sünnetle bağdaşmayan ifadeler bulunmaktadır.[2]

Ve bu konuda yapılan diğer bir çalışmada ise;

”Fatır 35/31’de: “Derken, bu ilahi kelamı (tebliğ işine) kullarımızdan seçtiklerimizi varis kıldık.”anlamı verilmiştir. Bu ayetin açıklaması sadedinde şu izah bulunmaktadır: “Bu ilahi kelamın varisleri ümmet-i Muhammed’dir. (…) Buna göre Hz. Muhammed’in vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras kalmıştır. (…) “[3]

-Sadece zorluk Müslüman olmayanların, İslam’ın dışında olanlar için söz konusu değil. Müslüman olduğu halde İslam’ın içerisinde olanlar içinde aynı tercih konusu, seçme konusu, istikameti ve doğruyu, gerçeği ve iyiyi bulma durumu içerisinde karşı karşıyadırlar. Yani aslında Müslüman olduğunu söylediği halde imtihan olan insanın İmtihanı, Müslüman olmadığı halde Müslüman olacak olan insanın imtihanından çok da geri değil.

-Bir kalp, bir vicdan ve bir akıl ki, eğer Kur’an’ı Kerim’i dinleyip de kendine gelmiyor, etkilenmiyorsa kendisini bir kontrol etsin.

Onu başka bir şeyin etkilemesi sönük kalır.

Yani ev elektriğine çarpılıp da, trafo ve barajdan etkilenmiyorsa yapısını kontrol etsin.

Bediüzzaman bugünkü tehlikeye bir asır öncesinden dikkat çekmektedir: “Bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılabdan sonra, Kur’an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’an kendi kendine müdafaa edecek. Ve Kur’an’a hücum edilecek, i’cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.”[4]

“Kur´an´ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.”[5]

Dinde mutaassıb ancak Muhakeme-i akliyede zayıf, hariciler gibi hareket edilmektedir.

-Ne garip tecellidir ki, Rasulullahtan nakledilen Kur’an-ı Kerim kabul edilirken, hadisler muteber sayılmamakta ve de sürekli uydurma olarak hezeyanda bulundurulmaktadır.

Bununla da kalınmayıp; ‘AYET DE OLSA REDDEDERİM’, diyen Halis Aydemir gibi, direk Kur’an-ı Kerim’e saldırma ve pervasızlık gösterilmektedir.[6]

Bu bize Fetönün; “Cebrail (as) Parti kursa oy vermem” derken açtığı kapının genişletilmesi faaliyetidir.

Kendisine bir reddiye yazmayı düşünüyordum ancak Allahtan korkup hayra mani olmama düşüncesi de bir fayda vermedi.

Yumuşak gibi görülen tavırlarıyla görülüyordu.

Masum görünümünün altında bir sinsilik yatıyordu, elektrik mühendisinin!!!

Bu konuda kendisi için reddiyeyi düşünüp araştırdığımda en çok da Cübbeli Ahmet Hocanın reddiyeleriyle karşılaştım.[7]

Belli ki bunlar farklı olmayı, farkında olmadan, farkındalık oluşturmadan, farklı görüş belirtmekten geçtiğini zannediyor.

Hadisle ilgili Hadis ve ayetlere şüphe iras edip, çok rahat muhalefet ediyor.[8]

-Ali Fuat Başgil’in ilahiyat fakültelerine yönelik, “Mevcut programla, bu okullardan âlim değil, din münekkidi çıkar” sözü yabana atılacak gibi değildir.

Diz çöküp medresenin köklü eğitiminden geçmemiş, muhalefeti ilim adamı ve akademisyenlik zannediyorlar.

Bunların yetiştireceği öğrencilerde bundan etkilenecek hatta inanç sarsıntısı geçirecektir.

Bunların yaptığı ilim ve ilim adamı yetiştirmek değil, ihtilaf ve tenkid adamı yetiştirmektir.

MEHMET ÖZÇELİK

16-6-2022

[1] http://www.tesbitler.com/2020/12/04/gladistonca-mi/

http://www.tesbitler.com/2018/05/11/kuranin-harimine-saldiri/

[2] http://www.tesbitler.com/2015/01/02/mustafa-islamoglunun-meal-tefsirinin-tenkidi/

[3] HAYAT KİTABI KUR’AN-GEREKÇELİ MEAL-TEFSİR’ ÜZERİNE. Halis DEMİR. 13.

[4] bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Mesele.

[5] Hicr, 15/9.

[6] https://www.youtube.com/watch?v=fC53liS25r8

https://www.youtube.com/watch?v=_yJD5barnNo&t=4s

https://www.youtube.com/results?search_query=AYET+DE+OLSA+REDDEDER%C4%B0M

[7] https://www.google.com/search?client=ms-google-coop&q=Halis+Aydemir%27e+reddiye&cx=e1e94981b1149f591

https://www.reddiyeler.com/kategori.asp?katID=183

https://www.omerfarukkorkmaz.com.tr/2021/10/29/halis-aydemir-beyin-hadislerin-manen-rivayeti-ile-ilgili-iddialarinin-tenkidi/

[8]https://www.facebook.com/100006719822258/posts/pfbid0kwAUYj1o6KECvTPHaVTDpqdqH6WvARwJfjieonSrdgKxewnCPZ7MKm26Js7EzJadl/?sfnsn=scwspmo

 

Loading

No ResponsesHaziran 16th, 2022

HİSSE-26

HİSSE-26

Beyaz eşya pazarlamacısı kamyondan iner.

Beyaz eşya satan dükkana girer.

Dükkanda dini bir konuda sohbet yapılmaktadır.

Satıcı sohbet esnasında kafasını uzatarak:

Merhaba, ben ateistim, sizinle dini konularda tartışabiliriz, dedi.

Dükkanda bulunanlardan biri olan Necmi Abi

Hoş geldin Ateist kardeş,

Hoş bulduk

Buyur gel oturalım, sohbet edelim.

Ateist oturur.

İsminiz nedir ateist kardeş?

Yıldırım

Merhaba Yıldırım memnun oldum benim adım da Necmi.

Sağol.

Sen akıllı, zeki birine benziyorsun, dedi Necmi Abi.

Nerden bildin? Diye sordu Yıldırım.

Necmi abi baştan yağlama yapıyor ki kapı sonra gıcırdamasın

Pazarlama müdürüsünüz, akılsız adamı müdür yapmazlar. Ordan anladım, dedi.

Teşekkür ederim.

O yüzden sen ateist olamazsın. Ateist olmak için akılsız olmak lazım. Çünkü şu kainata baktığımızda her şey Allah’ın varlığını bize gösteriyor, dedi.

 

Yıldırım sessiz beklemede. Necmi abi cebinden gözlüğünü çıkardı.

Yıldırımcığım madem sohbet edicez, sevdim seni.

Ben de sizi sevdim, severim konuşkan insanları, dedi Yıldırım.

 

Necmi abi gözlüğü göstererek:

Buna ne dersiniz Yıldırımcığım?

Gözlük deriz, dedi.

Biz de gözlük deriz.

Cebinden kalem çıkartıp:

Buna ne dersiniz?

Kalem deriz, dedi.

Biz de kalem deriz, dedi Necmi abi. Buarada dükkan sahibi bir tepsi şeftali ortaya koydu sohbet esnasında afiyetle yensin diye.

 

Necmi abi bir şeftaliyi eline alarak:

Peki buna ne dersiniz Yıldırımcığım? dedi

Şeftali deriz, dedi.

Bak işte biz de şeftali diyoruz. Demek ki görüş ayrılığımız yok. Şimdi sen buna şeftali desem ben patates desem, diğerine kalem desen ben de baston desem herhalde bu adamla sohbet edilmez deyip kalkıp giderdin. Demek ki baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz.

Şimdi biz bu şeftaliyi nerden aldık Yıldırımcığım?

Manavdan, dedi.

Hayır öyle değil. Yani denizden mi çıkardık, topraktan mı çıkardık, yoksa ağaçtan mı topladık?

 

Ağaçtan dedi.

Peki bu ağacın aslı nedir?

Nasıl yani? diye sordu Yıldırım.

Yani bu ağaç aslında bir odun değil mi?

Evet doğru, biz ağaç diyoruz ama aslı odun.

Peki bu odun şeftali yapmayı öğrenmek için okula gitti mi? Kursa gitti mi?

Gitmez tabi ki, dedi.

Aklı var mıdır bu odunun? Düşünüp desin ki : Ya ben bu insanlara şeftali yapayım de afiyetle yesinler.

Yıldırım düşündü:

Aklı yok, dedi. Okula da gitmedi.

Yani Yıldırımcığım, bu odun öyle bir şey üretiyor ki tadı, rengi, kokusu hoşumuza gidiyor, içindeki vitamin vücudumuzu besliyor. Yıldırımcığım bu şeftaliyi bize bizi tanıyan biri mi verebilir yoksa bu odun mu verebilir?

Yıldırım dondu kaldı. Durdu, düşündü:

Sen, dedi. Bir deryasın.

 

Necmi abi gülümseyerek:

Ben derya değilim , derya bizim okuduğumuz Kuran Tefsiri kitaplarıdır. İşte Yıldırımcığım. Bizi tanıyan, seven, acıyan ve neyden hoşlandığımızı bilen bir Rabbimiz var. O şeftaliye kokuyu veren , burnumuza da o kokuyu alma kabiliyeti vermiş. Tadını veren, dilimize tat alma kabiliyeti vermiş. İşte O bizim Rabbimizdir, Allah’ımızdır.

 

Necmi abi devam ederek:

Mesela dedi ineğin süt vermesi. İnek bizi tanımaz. Arının bal vermesi, arı bizi tanımaz. Şimdi biz bilim adamlarını toplayıp desek ki: Ya profesörler , bu arılar var ya çok terbiyesiz şeyler, biz balını almaya gidince bizi sokuyorlar. Biz bundan sonra arı balı yemek istemiyoruz. Bize siz bal yapın, bize profesör balı yapın biz ondan yemek istiyoruz desek. Bize arı gibi bal yapabilir mi profesörler?

Yapamazlar dedi.

Peki profesörün yapamadığı balı, bir sinek nasıl yapabiliyor? Kuran’da Nahl suresi var. Orda Allah diyor ki : Ben arıya vahyediyorum, emrediyorum insanlar için şifalı olan balı üretiyor. Kuran’da iki yerde şifa kelimesi geçer. Birinde Allah’ın Peygambere vahyettiği Kuran’ın inanlara şifa olduğu söylenir, diğerinde ise Allah’ın arılara vahyettiği balın bütün insanlara şifa olduğu söylenir.

 

Yıldırım iyice şaşkın vaziyette bakıyor. Necmi abi devam ederek:

Mesela 5 kişilik bir taksi, saat kulesinin etrafında kendi kendine döner mi?

Tabi ki dönmez, dedi Yıldırım.

Peki 5 kişilik taksi kendi kendine dönmezken 7 milyarlık dünya kendi kendine nasıl dönüyor? Demek ki onu bir döndüren var . Yıldırımcığım hiç baklava baklavacısız baklavalaşır mı?

 

Yıldırım gülümseyerek Hayır, dedi

İşte maalesef modern bilim baklavayı görüyor ama baklavacıyı görmek istemiyor.

Yahu siz nereye takılıyorsunuz? Hocanız kim? dedi Yıldırım

 

Sevgili kardeşim benim Hocam Bediüzzaman’dır, ben onun yazdığı eserleri okurum dedi Necmi abi.

Yapma ya o mu hocanız?

Necmi abi :

Sen bize takıl neşelenirsin , dedi

Belli ya çok neşeli bir insansın, bir odundan neler çıkardın, dedi Yıldırım.

 

O bu bişey mi Yıldırımcığım biz de daha ne odunlar var .

Gülüşerek vedalaşıp ayrıldılar.

**************  

Ateizm derneğinin kurucusu ZEHRA PALA diyorki :

Bazen diyorum da inançlı olmak iyi bir şey aslında.

Hep diyorlar ya ateist olmak kolayına kaçmak diye.

Ateist olmak çok zor.

Üzüldüğünüzde dayanacağınız hiçbir şey yok.

Umut etmek istediğinizde veya bana bunu ver diyeceğinizde kimse yok.

Bu bundan oldu hayırlısı buymuş diyeceğinizde bir şey yok.

Veya bunu yaptı ama öbür Dünyada cezasını çekecek de diyemiyorsunuz.

Ve diyorsunuz ki yaptı, yanına kalacak. Yani Lanet olsun…

Adam yada kadın onunla birlikte ölecek ve toprak olacak.

Bu çok zor bir şey. Bunu kabul etmek, delirmemek imkansız gibi….

**************

“Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış.

Adam, bedeviyi görünce su istemiş. Bedevi devesinden inmiş ve adama su vermiş. Suyu içen adam birden bedeviyi iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış:

“Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız adam biraz duraklayıp, nedenini sormuş:

“Eğer anlatırsan demiş bedevi, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

*************** 

Abdülbaki Arvasi’nin Hatıralarından:

 

“Cumhuriyetin ilk yıllarındaydı. Kör Hüseyin Paşa babama gelerek, ‘Ben Seyda’nın yanına gidiyorum, beraber gidelim’ deyince, babam ‘Biraz işim var, sen istersen Abdülbaki’yle git. Ayrıca valiyle fırka kumandanı Süleyman Sabri Paşaya haber ver de öyle git’ dedi.

“Sonra Vali Tahsin Beye gittik. Tahsin Bey, ‘Benim de selâm ve hürmetlerimi söyleyin, ellerinden öperim’ dedi. Sonra Süleyman Sabri Paşaya gitik, o da aynı şeyleri söyledi. Atlara binerek Erek Dağına gittik. Üstad’ın yanında eskiden polislik yapmış Cevdet isminde bir talebesi vardı.

“Ziyaret sırasında Üstad gelecek günlerden bahisle, ‘Üzülmeyin, başınıza çok işler gelecek. Sizi çok rahatsız edecekler. Üzülmeyin, hak yerini bulur. Onlar şeriatı kaldırmak istiyorlar. Şeriati-ı garra (parlak Şeriat, İslâmiyet) incelir, ama yine de kopmaz. Onun sahibi Allah’tır. Bir koruyucusunu gönderir, yeniden İslâmiyeti ihya eder’ dedi.

****************  

?… Hz.Hamza’nın katili olan Vahşi, Mekkeden yazdığı mektupta şöyle dedi…

️… Müslüman olmak istiyorum.Fakat sana inmiş olan şu ayet beni Müslüman olmaktan alıkoyuyor..

?… Gerçek müminler o kimselerdir ki, bunlar Allah ile birlikte baska bir ilaha dua etmezler.Allahın dokunulmaz saydıgı cana haksız yere kıymazlar ve zina işlemezler.Kim bunları yaparsa cezaya çarpılır..(Furkan suresi ayet..68 )

Ben bu üç suçu da işledim, acaba tevbem kabul olurmu..?

Bunun üzerine şu ayet indi…

-Ancak tevbe edip salih amel işleyenler hariç.Allah böylelerinin kötülüklerini iyiliklere çevirir..( Furkan suresi ayet..70 )

Peygamberimiz bu ayeti yazdırıp Vahşi ye gönderdi .Fakat oda peygamberimize su cevabı yazdı…!

-Ayette tevbenin geçerli olması için, salih amel, işleme şartı koşulmuştur.Ben ise salih amel işleyebilip ,işleyemeyeceğimi bilmiyorum ….

Bunun üzerine şu ayet geldi..!

-Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez .Fakat dilediği kimsenin bunun dışındaki günahlarını affeder….( Nisa suresi ayet 116 )

Peygamberimiz bu ayeti yazdırıp Vahşi ye gönderince ondan şöyle bir cevap geldi…

-Bu ayette de şart var. Çünkü ,Allah’ın beni affetmeyi dileyip dilemeyeceğini bilmiyorum….

Bunun üzerine şu ayet indi..!

-De ki ; Ey nefisleri aleyhine ileri gitmiş olan kullarım ! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz.Allah tüm günahları bağışlar.Çünkü O çok bağışlayan ve çok esirgeyendir…( Zümer suresi ayet 53 )

Peygamberimiz bu ayeti yazdırıp Vahşiye gönderince ,,Vahşi ayette hiç bir şartın koşulmadığını gördüğü için hemen Medineye gelip Müslüman oldu…

************ 

JAPONYA’DA İHTİYARA HÜRMET

Ehl-i Hizmet bir kardeşimiz, Japonya’da metroya binmiş ve oturmuş. Biraz sonra metro dolmuş ve ayakta yolcular çoğalmış. O yolculardan birisi ihtiyare japon bir kadın. Kardeşimiz kalkarak ona yer vermiş ve kibarca oturmasını istemiş.

İhtiyare japon oturduktan sonra kardeşimize sorar:

Niye bana yer verdin. Üstelik sen Japon da değilsin.

Kardeşimiz: Ben müslümanım. Bizim dinimizde ihtiyarlara hürmet etmek, yardımcı olmak çok kıymetlidir. Ben İslamiyetin emri diyerek size yer verdim, der.

İhtiyare Japon der ki: Bana adresini ve telefonunu ver Benim torunum var. Onu senin yanına göndereyim de, dininizi öğrensin, senin gibi ihtiyarlara hürmet etsin.

************  

EDİSON CENNETE GİRER Mİ ?

Sene 1960 yılların sonu (Silopi o yılın nisan ayında ilçe olmuştu) Silopi Kaymakamı,İlçe Jandarma komutani (Yüzbaşı) Hakimi savcısı ve Doktoru. Sohbet ederken mevzu Elektrike ordan da Edison’a gelir.

Kaymakam ” Bana göre Edisonun yeri cennetir. Bak onun icad ettiği ‘Ampul’ yolları evleri aydınlatıyor.”

Hemen Yüzbaşı söz aldı” Tabii ki cennette girecek,Camiler ışıl ışıl,İsteyen bu ışık altında Kur’an da okuyabilir.”

Bu tartışma devam ederken.

Doktor “Gelin Cizre ye gidelim.

Orada Mahmut Bilge adında bir Müftü var,çok alimmiş ondan soralım.”der.

Atlarlar Cipe gelirler Cizre ye. Müftünün yazıhanesine Kendilerini tanıtırlar.

Müftü buyur eder.

Oturur oturmaz.

Hakim” Müftü bey bir sorumuz var sormaya geldik Acaba edison Ampulun mucidi Cennette mi girer yoksa;”

Müftü sözünü keser.

“Hele bir kahve içelim konuşuruz.”

İçeriden kahveler gelinceye kadar bir tanışma faslı olur.

Bu fasıldan sonra Müftü Döner yüzbaşı ya;

“Yüz başım sizin Habur gümrük Kapısında bir askeri birliğiniz var mı ?

Yüz başı,”var”

Müftü devam eder.”

Edison Irak’tan Türkiye ye geçecek,Köprünün üzerin de,Sizin Nöbetçi Asker ondan pasaport ister.

Edison Kimliğini gösterir der “ben elektrik mucidiyim dünya beni tanır pasaporta ne gerek var.”

Asker Kanun bu geçemezsin der. Edison Askeri iteler çekil der.

Müftü bu konuşmayı bitirmeden

yüzbaşı kızarak.

“Şerefsiz Edison,kendini ne zan ediyor,hem pasaportu yok hem askere hakaret ediyor.

Pasaportsuz geçemez ki.”

Müftü oradakilere dönerek:

“Edison Iraktan Türkiye ye pasaportsuz giremiyor da Cennette nasıl pasaportsuz girer.

Cennetin Pasaportu ‘Lâ ilaheillellah Muhammed resulullah’ dır beyler. Bu kabul edilmedikçe kimse cennete giremez. ?

************** 

Erzurum?da yaşayan ihtiyar ninenin bir cuma günü kocası vefat eder. Bizim inancımızda cuma mübarek bir gündür ve bu günde meydana gelen her şeyde bir hayır aranır.

İhtiyar ninemizin kocası da cuma günü öldüğü için hayırlı bir ölüm olarak kabullenip, kocasının cennete gitmesini ister ama kendi kendine de; ?Eyi bu herif cuma güni öldi ama ya cennete gidemese? diye şüpheye düşer.

Şüphesini gidermek ve rahatlamak için, çevrede bilinen ve tanınan bir bilgine gidip derdini açar ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

– Hoca efendi rahassız etdim, bi? derdim var, içimde bi? şübhe var, gendi gendimi yiyir duriram.

– Söyle hele kadın nedir derdin, ne sızlanıp durursun?

– Hoca efendi benim gocam cuma güni öldi, sizce cennete gider mi getmez mi?

– Bre kadın, ben cennet ve cehennemin bekçisi ya da bu işlerin Erzurum sorumlusu muyum, nerden bileyim, senin kocanın nereye gideceğini?

– Ama hoca efendi hani diyirler ya cuma güni doğannarla ölenner, heyirli günde doğmuşdur ve ölmüşdür, isdirem ki, gocam cennete getsin. Hele bi? bah hocam.

(İhtiyar kadının hele bir bakıver hocam demesine dayanamayan hoca efendi, başlar ihtiyar kadına sorular sormaya)

– Bre hanım, kocan namaz kılar mıydı?

– Vallah hocam heç namaz gıldığıni görmedim ama namaz gılannari bi? severdi bi? severdi, deme getsin.

– Peki, Oruç tutar mıydı?

– Hee, zöhüre (sahur) gahirdi, yiyirdi, içirdi, yatirdi; ama gündüzün gene yiyir içirdi, fakat oruç dutannari bi? severdi, bi? severdiii. Hem de onnarınnan ahşam ifdarlara gatılırdi.

– Peki, zekât verir miydi?

– Şimdiye geder heç zekat verdığıni görmedim ama zekat verenneri bi? severdi, bi? severdi, onnari hep metedirdi, övirdi.

– Peki, hiç hacca gitti mi?

– Çoooh niyetlendi ama hep gidecaği zaman vazgeçdi. Yalnız hoca efendi, haca gidenneri bi? severdi bi? severdi, onnarın yoluni gözlirdi, yüzühlerini, tesbihlerini alırdi, hurmalarıni yerdi ve peh severdi.

– Peki, hiç Kelime-i Şehadet getirir miydi?

– Ne yalan diyim de günaha girim. Vallah oni da heç duymamişam.

– Eee ihtiyar hanım, benim sana söyleyeceğim şudur: ?Kocam cuma günü öldü cennete gider mi?? demiştin değil mi? Vallahi cumayı bilmem ama cumartesi günü kocanın canına okurlar.

****************** 

‎ بِسْــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Allahﷻ Şöyle Buyuruyor;

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu.

Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz.

O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın.

Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız.

Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.

Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” İbrahim-22

***************  

“İmam-ı Azam (Rahmetullahi aleyh) ve Dehri (Maddeci) birisinin tartışması”

     “Rivayet olunduğuna göre, Bağdad’a Rum diyarından bir Dehri (maddeci, ahirete inanmayanlar) gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile münazaralara (ilmi tartışmalara) girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu dehri karşısında aciz kalıp sorularına cevap veremediler. Yalnız görüşmediği âlim İmam Hammad kalmıştı. İmam Hammad ise, ben de gidip münazarada cevap veremeyip aciz kalırsam cahiller arasında İslâm inancı sarsılır korkusuyla münazara etmekten çekiniyordu. İmam Hammad bu düşünce ile muztarib (ızdıraplı, sıkıntılı) halde uykuya dalmış, gece rüyasında görmüş ki; bir hınzır gelmiş bir ağacın dallarım ve gövdesini yemiş, sadece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o domuzu parçalayıp öldürmüş. İmam Hammad bir korku içinde uykudan uyanmış, kederli bir durumda düşünmeye başlamış. İmam Âzam Hazretleri o zaman onüç yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad’ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam Hammad ona rüyasını anlattı. Bunun üzerine İmam Âzam rüyasını şöyle tevil etti (yorumladı):

 

     “O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü zat-ı âlinizdir (yüce şahsınız-kendiniz) . Arslan yavrusu ise benim, inşallah o domuzu ben öldüreceğim” dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gittiler. O sırada dehrî gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak karşısına çıkacak birini istedi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe karşısına dikildi. Dehrî yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. İmam Azam: “Ne sormak istiyorsan sor” dedi. Bunun üzerine dehrî İmam Âzâm’a şöyle sordu:

 

1-) “Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? dedi. İmam Âzam tereddütsüz cevabında:

 

“Sen sayı bilir misin?” dedi. Dehri de :

 

“Evet, bilirim, dedi.” İmam Âzam:

 

“Bir sayısından önce bir sayı var mıdır?” dedi. Dehri:

 

“Bir sayıların evvelidir, ondan önce sayı yoktur,” cevabını verdi. Bu sözü karşısında İmam şöyle dedi:

 

“Bir sayısından evvel sayı olmaz da bir olan Allah’tan önce nasıl başka bir varlık bulunabilir?”

 

Bunun üzerine Dehri ikinci sorusunu sormaya devam etti:

 

2-) “Allah Teâlâ ne tarafa yönelmiştir?” Bu soruya karşılık İmam Âzam:

 

“Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir?” dedi. Dehri:

 

“Her tarafa yayılır” cevabını verdi. Buna karşılık İmam Âzam:

 

“Mecazî nur olan bir mumun ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nuru olan Allah Teâlâ her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğruluğu güneşten daha açıktır.” dedi.

 

Dehrî üçüncü sorusunu şöyle sordu:

 

3-) “Var olan her şeyin bir mekâna ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?” Bunun üzerine İmam Âzam bir kâse içinde süt getirerek:

 

“Bu sütün içinde yağ var mıdır?” diye sordu. Dehrî:

 

“Evet, vardır.” cevabını verince İmam Âzam:

 

“Yağ bu sütün neresindedir?” diye sordu. Dehrî:

 

“Süt içindeki yağın belli bir yeri yoktur, sütün her tarafında yağ vardır.” dedi. Dehrinin bu cevabı karşısında İmam Âzam:

 

“Fâni ve zail olan bir varlığın belli bir mekânı olmuyor da Allah Teâlâ için nasıl bir mekân tasavvur edilebilir (düşünülebilir) ? Allah Teâlâ vardır ve O’nun varlığı her yeri kaplamıştır.” dedi.

 

Bundan sonra dehri dördüncü sorusunu şöyle sordu:

 

4-) “Rabbin şimdi ne iş ile meşguldür?” İmam Âzam:

 

“Sen birkaç soru sordun, ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte, cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen in de minbere ben çıkayım.” dedi. Bu söz üzerine dehri minberden aşağıya inip yerine İmam Âzam minbere çıktı ve:

 

“Benim rabbim, senin gibi bir kâfiri minber üzerinde lâyık görmeyip aşağıya indirmekte ve benim gibi bir Tevhid ehlini minber üzerine çıkarmaktadır.” cevabını verince dehrî cevap veremez duruma geldi ve pes dedi. Böylece İmam Hammad’ın gördüğü o rüya gerçekleşmiş oldu..

 

(Fıkh-ı Ekber Şerhi-Al-i El Kari)

……

******************  

?…KAHRAMAN ORDUMUZ AĞLAYAN ALEM-İ İSLAMI

GÜLDÜRECEK.

?..Bediüzzaman Hazret­leri elyazma eserinde kendi el

yazısıyla yaptığı şu ilâvesinde.

?..Türk Ordusu kuvvetini kendi Milleti aleyhinde değil,

İslâm Dünyasının selâmet ve zaferinde kullanıp bü­yük

vazifeler göreceğini ihbar sadedinde şöyle der.

?..Kılıncını ayağına vurdurmaz..Düşmanına vurdu­rur.

Kur’ana hizmetkâr eder.Ağlayan âlem-i İslâmı güldürür.»

MEHMET ÖZÇELİK

13-06-2022

Loading

No ResponsesHaziran 13th, 2022