Kuranda bahsedilen yecüc mecücün Tefsiri ve bilimsel izahı nedir

Kuranda bahsedilen yecüc mecücün Tefsiri ve bilimsel izahı nedir?


Kuran’da geçen Yecüc ve Mecüc, kıyamet alametlerinden biri olarak zikredilen, dünyanın dört bir yanından zuhur edecek ve büyük bir yıkıma yol açacak topluluklardır. Tefsirlerde, Yecüc ve Mecüc’ün kimler olduğu konusunda farklı görüşler yer almaktadır. Bazı tefsirlere göre, Yecüc ve Mecüc, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, barbar ve yıkıcı birer topluluktur. Diğer tefsirlere göre ise, Yecüc ve Mecüc, kıyamet öncesinde dünyaya yayılacak ve büyük bir fitne çıkaracak şeytani güçlerdir.

Bilimsel açıdan, Yecüc ve Mecüc’ün kimler olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak, bazı bilim insanları, Yecüc ve Mecüc’ün, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve tarih boyunca çeşitli yıkımlara neden olmuş topluluklar olabileceğini öne sürmektedir. Örneğin, bazı bilim insanları, Yecüc ve Mecüc’ün, Hunlar, Moğollar veya Orta Çağ’daki Vandallar gibi topluluklar olabileceğini düşünmektedir.

Yecüc ve Mecüc’ün çıkışı, Kuran’da kıyamet alametlerinden biri olarak zikredilmektedir. Bu nedenle, Yecüc ve Mecüc’ün çıkışının, kıyametin yaklaştığına dair bir işaret olabileceği düşünülmektedir.

Yecüc ve Mecüc’ün çıkışı ile ilgili Kuran’da geçen bazı ayetler şunlardır:

* “Yecüc ve Mecüc’ün açılmasına izin verdiği gün, onların her tepeden akıp geleceğini görürsün.” (Enbiya Suresi, 96)
* “Yecüc ve Mecüc’ün açılmasına izin verdiği gün, onların her tepeden akıp geleceğini görürsün. Ve onların çıkışı Rabbinin emri ile olacaktır. Ve onlar, her bir vadide akın akın gelirler.” (İsra Suresi, 96-97)
* “Yecüc ve Mecüc’ün açılmasına izin verdiği gün, onlar yeryüzünü birer akın halinde istila ederler. Ve o gün her bir mümin, Allah’a sığınır.” (Neml Suresi, 82-83)

@@@@@@@@@

Geniş bilgi için bakınız.
https://tesbitler.com/2019/05/04/yecuc-mecuc-is-basinda/

 

 

Loading

No ResponsesOcak 18th, 2024

Kuranda yaş ve kuru her şey bulunur, ne demektir?

Kuranda yaş ve kuru her şey bulunur, ne demektir?


Kur’an-ı Kerim’in En’am Suresi 59. ayetinde geçen “Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin’de vardır.” ifadesi, Kur’an’da kainattaki tüm varlıkların bilgisinin yer aldığı anlamına gelir. Bu ifade, Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş bir kitap olduğu ve evrende olan her şeyi kapsadığı gerçeğini vurgulamaktadır.

“Yaş” ve “kuru” ifadesi, kainattaki tüm varlıkları kapsayan bir genellemedir. “Yaş” ifadesi, yaşayan varlıkları; “kuru” ifadesi ise cansız varlıkları ifade eder. Bu ifade, Kur’an’da canlı ve cansız tüm varlıkların bilgisinin yer aldığı anlamına gelir.

Kur’an’daki bilgi, sadece mevcut olan varlıklarla sınırlı değildir. Gelecekte gerçekleşecek olan olaylar da Kur’an’da yer almaktadır. Örneğin, Kur’an’da kıyamet, ahiret ve cennet gibi konulara dair bilgiler bulunmaktadır.

Kur’an’daki bilgi, sadece maddi varlıklarla sınırlı değildir. Manevi varlıklara dair bilgiler de Kur’an’da yer almaktadır. Örneğin, iman, ibadet, ahlak gibi konulara dair bilgiler bulunmaktadır.

Kur’an’daki bilgi, sadece teorik bilgi değildir. Pratik bilgi de Kur’an’da yer almaktadır. Örneğin, hukuk, siyaset, ekonomi gibi konulara dair bilgiler bulunmaktadır.

Sonuç olarak, Kur’an-ı Kerim’de yaş ve kuru her şey bulunur ifadesi, Kur’an’ın evrende olan her şeyi kapsayan, hem maddi hem de manevi, hem teorik hem de pratik bilgi içeren bir kitap olduğunu ifade etmektedir.

Bu ifadeye dair bazı yorumlar şunlardır:

* Kur’an’daki bilgi, açık ve anlaşılır bir şekildedir.
* Kur’an’daki bilgi, evrenseldir. Tüm zamanlara ve mekanlara hitap etmektedir.
* Kur’an’daki bilgi, doğrudur. Allah’ın bilgisine dayanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in bu özelliği, onu insanlığın en değerli kaynağı haline getirmektedir. Kur’an, insanlığın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak bir bilgi hazinesidir.

 

Loading

No ResponsesOcak 18th, 2024

ATEŞLENEN BÜYÜK YANGIN

ATEŞLENEN BÜYÜK YANGIN

Dünyayı ateşi salan ülke; ABD ve İsrail.

Destekçisi ülkeler; Almanya-Fransa-İngiltere-İtalya- kısaca eskinin haçlısı, yenisi ise hınçlı batı ülkeleri.

Ateşe odun taşıyan ülke; İran.

Ateşi söndürme gayreti içinde olan itfaiyeci ülke; Türkiye.

Seyirci; Arap ülkeleri ve bir kısım batı ülkeleri dünya.

Çaresizler; İnsanlık.

-Kısaca; Ortadoğu bir daha şiddetli olarak karıştırılıyor.

ABD’nin birinci hedefi; PKK’yı destekleyip semizlendirip Türkiye’yi durdurmak ve Türkiye’ye saldırtarak; bir yandan ikinci bir İsrail’in kurulmasına hizmet ederken, diğer yandan da Türkiye’nin gücünü kırıp güçsüzleştirmek.

Ortadoğu’yu ayrıştırmak ve şekillendirmek için.

-ABD PKK’ya böyle haber veriyor: Harekât olacak saklanın.

PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki üs bölgelerimize yaptığı saldırılarda ABD’nin rolü tartışılırken, gri listedeyken teslim olan “Agit Cudi” kod adlı B.T. iş birliğiyle ilgili önemli bilgiler verdi. B.T. ABD’nin hava harekatlarından önce PKK’ya haber ulaştırdığını, teröristlerin de gelen istihbaratla mağara ve tünellere gizlendiğini söyledi.[1]

-Asker PKK ile savaşıyor, ne gariptir ki; PKK’nın temsil ettiği partiye Anayasa Mahkemesi Hazine yardımı yapıyor.

“Siyasi partilerin alacağı Hazine yardımları belli oldu: DEM Parti’ye verilecek pay tepki çekti

Siyasi partilere Hazine’den yapılan yerel seçim yardımları, normal tutarın iki katı olarak hesaplanıyor. Terör örgütü PKK’nın sözcülüğünü yapan DEM Parti’nin de bu kapsamda 658 milyon lira yardım alacak olması tepki çekti.”[2]

-ABD’nin ikinci ve en önemli hedefi ise; İsrail’in Arz-ı Mev’ud yayılmacılığına ve istilacılığına hizmet etmektir.

O İsrail ki;

-Âl-i İmrân Suresi 21. ayette, “Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.”


Peygamberleri öldürenler ise;

Peygamberleri öldürenler, genellikle onlara inanmayan, onlara düşmanlık eden, onların getirdiği mesajı kabul etmeyen veya onların tebliğini engellemeye çalışan kimselerdir. Kur’an’da, peygamberleri öldürmekle suçlanan bir toplum olarak Yahudiler öne çıkmaktadır. Yahudiler, kendilerine en çok peygamber gönderilen ve en çok peygamber ve abit öldüren bir kavim olarak tanımlanmaktadır¹. Yahudilerin, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Ashab-ı Ress’in peygamberlerini öldürdükleri veya öldürmeye teşebbüs ettikleri bildirilmektedir. Yahudilerin, bir günde üç yüz peygamber öldürdükleri yönünde bir rivayet de vardır. Peygamberleri öldüren Yahudiler, Allah’ın gazabına uğramış ve ahirette de şiddetli bir azapla karşılaşacaklardır.

MEHMET ÖZÇELİK

17-01-2024

[1] https://www.yenisafak.com/gundem/abd-pkkya-boyle-haber-veriyor-harekat-olacak-saklanin-4594945

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/siyasi-partilerin-alacagi-hazine-yardimlari-belli-oldu-dem-partiye-verilecek-pay-tepki-cekti-4595003

 

Loading

No ResponsesOcak 17th, 2024

31 Mart ayaklanmasının iç yüzü nedir?

31 Mart ayaklanmasının iç yüzü nedir?


31 Mart ayaklanmasının iç yüzü, İttihat ve Terakki yönetimine karşı oluşan muhalefetin bir sonucudur. Bu muhalefetin temelinde, İttihat ve Terakki’nin uyguladığı politikalar ve bu politikalara karşı çıkan kesimlerin endişeleri yatmaktadır.

İttihat ve Terakki’nin uyguladığı politikalar, Osmanlı Devleti’nin modernleşmesini ve reformunu amaçlamaktaydı. Bu politikalar, özellikle ordu ve eğitim alanında köklü değişiklikler içermekteydi. Orduda yapılan değişiklikler, alaylı subayların tepkisini çekmiş, eğitim alanında yapılan değişiklikler ise muhafazakâr kesimin tepkisini çekmiştir.

İttihat ve Terakki’nin uyguladığı politikalara karşı çıkan kesimler, bu politikaların Osmanlı Devleti’nin dinî ve kültürel değerlerini tehdit ettiğini düşünmekteydi. Bu kesimler, İttihat ve Terakki’nin uygulamalarını “irtica” olarak nitelendirmekteydi.

31 Mart ayaklanmasının iç yüzünü oluşturan muhalefetin temel unsurları şunlardır:

* **Ordu içindeki muhalefet:** Orduda yapılan değişiklikler, alaylı subayların tepkisini çekmiş ve bu subaylar, İttihat ve Terakki yönetimine karşı ayaklanmaya öncülük etmişlerdir.
* **Muhafazakâr kesimin muhalefeti:** İttihat ve Terakki’nin uyguladığı politikaları “irtica” olarak niteleyen muhafazakâr kesim, ayaklanmanın destekçilerinden olmuştur.
* **Dış güçlerin müdahalesi:** Bazı tarihçilere göre, 31 Mart ayaklanmasına yabancı güçler de müdahale etmiştir. Bu tarihçilere göre, Rusya ve İngiltere, İttihat ve Terakki yönetimini zayıflatmak için ayaklanmayı desteklemiştir.

31 Mart ayaklanması, İttihat ve Terakki yönetiminin en büyük krizlerinden biri olmuştur. Ayaklanma, İttihat ve Terakki’nin iktidarını sarsmış ve yönetime karşı oluşan muhalefeti güçlendirmiştir.

Ayaklanmanın bastırılmasıyla birlikte, İttihat ve Terakki yönetimi, muhalefete karşı daha sert bir politika izlemeye başlamıştır. Bu politikalar, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve toplumsal hayatını daha da gerginleştirmiştir.

#@@@@@@##

31 Mart ayaklanması, Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da yönetime karşı yapılan bir isyan ve darbe girişimidir. Rumi takvime göre 31 Mart 1325’te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. ¹

Ayaklanmanın sebepleri arasında şunlar sayılabilir:

– Ordu içindeki subayların reformlara ve İttihat ve Terakki’nin liderliğine karşı çıkması
– II. Abdülhamid destekçilerinin Meşrutiyet’i yıkmak ve mutlakiyeti geri getirmek istemesi
– İdeolojik ve siyasi farklılıklar nedeniyle Jön Türk hareketi içinde bölünmeler yaşanması
– Hükümetin politikalarından memnuniyetsizlik duyan halkın protesto eylemlerine katılması

Ayaklanma, Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu ve Edirne’de bulunan İkinci Ordu birliklerinin oluşturduğu Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. II. Abdülhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed Reşad geçti. Ayaklanmaya katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edildi, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. ²

Daha fazla bilgi için aşağıdaki bağlantılara bakabilirsiniz:

Tarih. https://derstarih.com/31-mart-vakasi/.
(3) 31 Mart Vakası – Vikipedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_Vakas%C4%B1.
(4) 31 Mart Vakası Nedir? Nedenleri ve Sonuçları – Ders: Tarih. https://derstarih.com/31-mart-vakasi/.
(5) 31 Mart Olayı (Vakası) Nedir? (Sebepleri ve Sonuçları). https://bing.com/search?q=31+Mart+ayaklanmas%c4%b1.
(6) 31 Mart Olayı (Vakası) Nedir? (Sebepleri ve Sonuçları). https://ogreniyo.com/31-mart-olayi/.
(7) 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) | Kpss Konu Anlatımı. http://www.kpsskonu.com/genel-kultur/tarih/31-mart-olayi/.
(8) 31 Mart Ayaklanması kimler tarafından ve hangi amaçla çıkarılmıştır …. https://hukukidestek.net/31-mart-ayaklanmasi-kimler-tarafindan-ve-hangi-amacla-cikarilmistir/.

@@@@@@@

31 Mart ayaklanması sonrası Osmanlı’da neler değişti?

31 Mart ayaklanması sonrası Osmanlı Devleti’nde önemli siyasi ve toplumsal değişiklikler yaşandı. Bunlardan bazıları şunlardır:

– II. Abdülhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed Reşad geçti. Bu, Meclis kararı ile tahttan indirilen ilk padişah oldu¹.
– İttihat ve Terakki Cemiyeti ülke yönetimini tam anlamıyla ele geçirdi ve Türkçülük politikalarını uygulamaya başladı².
– Meşrutiyet rejimi güçlendirildi ve padişahın yetkileri sınırlandırıldı. Basın özgürlüğü, meclis sorumluluğu ve uluslararası antlaşmalara meclis onayı gibi yeni düzenlemeler getirildi³.
– Hareket Ordusu’na katılan Rumeli halkı, Balkanlar’da Osmanlı egemenliğine karşı milliyetçi hareketlerin güçlenmesine yol açtı⁴.
– Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin zayıflığından yararlanarak birçok yerde isyan çıkardılar².

(1) Avcı Taburları-Hareket Ordusu- 31 Mart seçimleri…. https://www.msn.com/tr-tr/news/other/avcı-taburları-hareket-ordusu-31-mart-seçimleri/ar-AA1n6dKH.
(3) 31 Mart Vakası Nedir? Nedenleri ve Sonuçları – Ders: Tarih. https://derstarih.com/31-mart-vakasi/.
(4) 31 Mart Olayı Nedir ? 31 Mart Vakası Nedenleri ve Sonuçları. https://bing.com/search?q=31+Mart+ayaklanmas%c4%b1+sonu%c3%a7lar%c4%b1.
(5) 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) | Kpss Konu Anlatımı. http://www.kpsskonu.com/genel-kultur/tarih/31-mart-olayi/.
(6) 31 Mart Olayı, Sebep ve Sonuçları – Kariyer Memur. https://www.kariyermemur.com/31-mart-olayi-sebep-ve-sonuclari-h9017.html.

@@@@@@@

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin sebepleri nelerdir?

Sultan II. Abdülhamid, 31 Mart Vakası olarak bilinen bir isyan ve darbe girişimi sonrasında tahttan indirilmiştir. Bu olay, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin padişahın yetkilerini kısıtlamak ve Meşrutiyet rejimini güçlendirmek için bir fırsat olarak görmüştür. İttihatçılar, padişahı şeriat kurallarına aykırı davranmak, devlet hazinesini israf etmek, halka zulmetmek ve fitne çıkarmakla suçlayarak, bir fetva ile hal’ etmeye karar vermişlerdir. Fetvanın metnini Elmalılı Hamdi Yazır kaleme almış, ancak daha sonra bu karardan pişman olmuştur. Padişahın hal’ini tebliğ etmek için seçilen heyet ise Yahudi, Ermeni, Arnavut ve Gürcü asıllı kişilerden oluşmuştur. Bu şekilde, 33 yıl boyunca Osmanlı Devleti’ne büyük hizmetler vermiş olan Sultan II. Abdülhamid, tahttan indirilmiş ve Selanik’e sürgüne gönderilmiştir. ¹²

Kaynak: Bing ile konuşma, 17.01.2024
(1) Abdülhamid tahttan neden ve kim tarafından indirildi?. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/abdulhamid-tahttan-neden-ve-kim-tarafindan-indirildi.
(2) Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi ve sonrası. https://tarih.ihya.com/node/1746.
(3) Abdülhamid tahttan neden ve kim tarafından indirildi?. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/abdulhamid-tahttan-neden-ve-kim-tarafindan-indirildi.
(4) Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi ve sonrası. https://tarih.ihya.com/node/1746.
(5) 2 Abdülhamit tahttan indirilmesi neden olan olay?. https://webnedio.gen.tr/2-abdülhamit-tahttan-indirilmesi-neden-olan-olay/.
(6) 2 Abdulhamit hangi olaydan sonra tahttan indirilmiştir?. https://ahaber.gen.tr/2-abdulhamit-hangi-olaydan-sonra-tahttan-indirilmiştir/.

@@@@@@@@@

II. Abdülhamid’in sürgün hayatı nasıl geçti?

Sultan II. Abdülhamid, 31 Mart ayaklanması sonucunda tahttan indirildikten sonra Selanik’e sürgüne gönderilmiştir. Burada Ertuğrul Kışlası’nda üç yıl altı ay kalmıştır. Sürgün hayatı sırasında kendisine birçok kısıtlama getirilmiş, ziyaretçileri ve mektupları denetlenmiş, haberleşmesi engellenmiştir. Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin baskısıyla birçok mal varlığına el konulmuş, ailesi ve yakınları da sürgüne gönderilmiştir. ¹²

Sultan II. Abdülhamid, 1912 yılında Balkan Savaşı’nın başlamasıyla Selanik’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Önce Sofya’ya, sonra da İstanbul’a getirilmiştir. İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilmiştir. Burada da gözetim altında tutulmuş, ancak daha rahat bir hayat sürmüştür. Sürgün hayatının son yıllarında I. Dünya Savaşı’nın seyrini takip etmiş, Osmanlı Devleti’nin yenilgisinden üzüntü duymuştur. 10 Şubat 1918 tarihinde Beylerbeyi Sarayı’nda vefat etmiştir. ³⁴

Daha fazla bilgi için aşağıdaki bağlantılara bakabilirsiniz:

– [II. Abdülhamid – Vikipedi](^1^)
– [II.Abdülhamid Han’ın İttihatçılar tarafından Selanik’e Sürgünü](^2^)
– [Sultan II. Abdülhamid’in bir günü nasıl geçerdi? – Fikriyat Gazetesi](^3^)
– [Sürgünde Bir Hakan: 2. Abdülhamid’in Selanik ve Beylerbeyi Günleri …](^4^)

Kaynak: Bing ile konuşma, 17.01.2024
(2) II.Abdülhamid Han’ın İttihatçılar tarafından Selanik’e Sürgünü. https://tarihenotdus.org/osmanli-padisahlari/ii-abdulhamid-hanin-ittihatcilar-tarafindan-selanike-surgunu/.
(3) Sultan II. Abdülhamid’in bir günü nasıl geçerdi? – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/sultan-ii-abdulhamidin-bir-gunu-nasil-gecerdi.
(4) Sürgünde Bir Hakan: 2. Abdülhamid’in Selanik ve Beylerbeyi Günleri …. https://books.google.com/books/about/S%C3%BCrg%C3%BCnde_Bir_Hakan.html?id=jr7rCQAAQBAJ.
(6) II.Abdülhamid Han’ın İttihatçılar tarafından Selanik’e Sürgünü. https://tarihenotdus.org/osmanli-padisahlari/ii-abdulhamid-hanin-ittihatcilar-tarafindan-selanike-surgunu/.
(7) Sultan II. Abdülhamid’in bir günü nasıl geçerdi? – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/sultan-ii-abdulhamidin-bir-gunu-nasil-gecerdi.
(8) Sürgünde Bir Hakan: 2. Abdülhamid’in Selanik ve Beylerbeyi Günleri …. https://books.google.com/books/about/S%C3%BCrg%C3%BCnde_Bir_Hakan.html?id=jr7rCQAAQBAJ.
(9) Getty Images. https://www.gettyimages.com/detail/news-photo/sultan-abdul-hamid-1842-1918-1934-abdul-hamid-ii-the-34th-news-photo/917659946.

@@@@@@@@@

Osmanlı Devleti’nin son yılları hakkında ne biliyorsunuz?

Osmanlı Devleti’nin son yılları, 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan bir dönemi kapsar. Bu dönemde Osmanlı Devleti, hem iç hem de dış sorunlarla mücadele etmiştir. Bazı önemli olaylar şunlardır:

– 1876 yılında II. Abdülhamid’in tahta çıkması ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın kaybedilmesi¹
– 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidara gelmesi²
– 1911-1912 yıllarında Trablusgarp Savaşı’nda İtalya’ya karşı savaşılması ve Libya’nın kaybedilmesi³
– 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşları’nda Balkan devletlerine karşı savaşılması ve Rumeli topraklarının büyük bir kısmının kaybedilmesi⁴
– 1914-1918 yıllarında Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında katılması ve savaşın kaybedilmesi⁵
– 1919-1922 yıllarında Milli Mücadele’nin başlaması ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması
– 1922 yılında Saltanatın kaldırılması ve son padişah VI. Mehmed’in yurtdışına çıkarılması
– 1923 yılında Cumhuriyetin ilan edilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması

Kaynak: Bing ile konuşma, 17.01.2024
(1) Osmanlı Devleti kuruluş dönemi özeti: Osmanlı Devleti’nin kuruluş …. https://www.haberturk.com/osmanli-devleti-kurulus-donemi-ozeti-osmanli-devleti-nin-kurulus-donemi-konu-anlatimi-ve-ozeti-hteg-3477765.
(2) Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemi ve Türkiye’yi … – TTK. https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih/osmanli-imparatorlugunun-son-donemi-ve-turkiyeyi-bolme-cabalari-1908-1918/.
(3) Osmanlı Devleti’nin dağılma dönemi konu anlatımı ve özeti. https://www.haberturk.com/osmanli-devleti-dagilma-donemi-ozeti-osmanli-devleti-nin-dagilma-donemi-konu-anlatimi-ve-ozeti-hteg-3478857.
(4) Osmanlı Tarihine Giriş – Türk Tarih Kurumu Başkanlığı – TTK. https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih/osmanli-tarihine-giris/.
(5) undefined. http://www.bing.com/bingbot.htm%29.
(6) Osmanlı Devleti’nin dağılma dönemi konu anlatımı ve özeti. https://www.haberturk.com/osmanli-devleti-dagilma-donemi-ozeti-osmanli-devleti-nin-dagilma-donemi-konu-anlatimi-ve-ozeti-hteg-3478857.
(7) Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Dönemi ve Türkiye’yi … – TTK. https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih/osmanli-imparatorlugunun-son-donemi-ve-turkiyeyi-bolme-cabalari-1908-1918/.
(8) Osmanlı Tarihine Giriş – Türk Tarih Kurumu Başkanlığı – TTK. https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih/osmanli-tarihine-giris/.

@@@@@@@@

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkında ne biliyorsunuz?

Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, 13. yüzyılın sonunda Anadolu’da yaşayan Oğuz Türkleri arasında ortaya çıkan bir siyasi oluşumdur. Osman Gazi adlı bir bey, Bilecik’in Söğüt ilçesinde kendi adını taşıyan bir beylik kurmuş ve Bizans’a karşı mücadele etmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur¹. Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi, beyliği genişleterek Bursa’yı fethetmiş ve ilk başkent yapmıştır. Daha sonra Edirne ve İstanbul gibi önemli şehirleri de ele geçiren Osmanlılar, Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Osmanlı Devleti, 600 yıldan fazla bir süre varlığını sürdürmüş ve 1922 yılında son padişah VI. Mehmed’in tahttan indirilmesiyle sona ermiştir².

Kaynak: Bing ile konuşma, 17.01.2024
(1) Osmanlı Devletinin Kuruluşu – Türk Tarihi. https://www.turktarihim.com/osmanli_devletinin_kurulusu.html..
(3) Osmanlı Devletinin Kuruluşu – Türk Tarihi. https://www.turktarihim.com/osmanli_devletinin_kurulusu.html.
(5) Osmanlı Devleti nasıl ve kaç yılında kuruldu? Osmanlı Devleti’nin kuruluşu. https://www.sabah.com.tr/yasam/osmanli-devleti-nasil-ve-kac-yilinda-kuruldu-osmanli-devletinin-kurulusu-4881604.
(6) Osmanlı Devletinin Kuruluşu – Osmanlı Devleti. https://www.osmanlidevletigen.net/osmanli-devletinin-kurulusu/.
(7) Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi – Osmanlı Devleti. https://www.osmanlidevletigen.net/osmanli-devleti-kurulus-donemi/.

@@@@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 17th, 2024

Bediüzzaman Said Nursinin İttihad ve Terakki hakkındaki görüşü nedir?

Bediüzzaman Said Nursinin İttihad ve Terakki hakkındaki görüşü nedir?


Bediüzzaman Said Nursi, İttihad ve Terakki Cemiyetinin kuruluşundan itibaren takip etmiş ve bazı yönlerini takdir etmiştir. Ancak, İttihatçıların dinde lakaytlıkları ve devletçiliğe yönelmeleri nedeniyle sonradan onlardan uzaklaşmıştır.

Bediüzzaman, İttihatçıları hürriyet, müsâvât ve adalet fikirlerinden dolayı desteklemiştir. Bu fikirlerin, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu için gerekli olduğunu düşünmüştür. Nitekim, İttihat ve Terakki, 1908 Devrimi ile birlikte Osmanlı Devleti’nde hürriyet ve meşrutiyeti ilan etmiştir. Bu durum, Bediüzzaman’ı da memnun etmiştir.

Ancak, İttihatçıların bu fikirlerden uzaklaşmaya başlaması, Bediüzzaman’ı da rahatsız etmiştir. İttihatçıların, 1913’te gerçekleştirdikleri Bâb-ı Âli Baskını ile birlikte, devletçiliğe yönelmeleri ve dinde lakaytlıkları, Bediüzzaman’ın İttihatçılara olan desteğini azaltmıştır.

Bediüzzaman, İttihatçıların dinde lakaytlıklarını şu şekilde eleştirmiştir:

> “İttihadçılar, hürriyet, müsâvât ve adalet gibi büyük ve kıymetli fikirleri, dini bir esasa bağlayamadıklarından, dinde lakaytlık ve hürriyetsizliğe doğru gittiler.”

Bediüzzaman, İttihatçıların devletçiliğe yönelmelerini de şu şekilde eleştirmiştir:

> “İttihadçılar, hürriyet ve müsâvât fikirlerini, idarede merkeziyetçiliğe ve devletçiliğe bağladılar. Bu ise, hürriyeti ve müsâvâtı ortadan kaldırdı.”

Sonuç olarak, Bediüzzaman Said Nursi, İttihad ve Terakki Cemiyetinin kuruluşundan itibaren takip etmiş ve bazı yönlerini takdir etmiştir. Ancak, İttihatçıların dinde lakaytlıkları ve devletçiliğe yönelmeleri nedeniyle sonradan onlardan uzaklaşmıştır.

@@@@@@@@@

Bediüzzaman Said Nursi, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin hürriyetçi ve meşrutiyetçi eğilimlerini desteklerken, istibdatçı ve dine karşı laubali uygulamalarını eleştirmiştir. Bediüzzaman, bu cemiyetin kıymetli ve fedakar üyelerine sahip çıkmış, ancak bozuk ve mason olan kısmına karşı çıkmıştır. Bediüzzaman, bu cemiyetin İslam dünyasının uyanışına sebep olduğunu, ancak dindeki lakaytlıkları yüzünden milletin nefretini kazandığını belirtmiştir. Bediüzzaman, bu cemiyet hakkındaki görüşlerini şöyle özetlemiştir:

“Kıymetlerini takdirle beraber, siyasiyyunlarındaki şiddete muterizim.”

 

Loading

No ResponsesOcak 17th, 2024

Avrupa ülkelerinin Geçmişten günümüze yaptığı zulüm, işgal ve savaşlar.

Avrupa ülkelerinin Geçmişten günümüze yaptığı zulüm, işgal ve savaşlar.


Avrupa ülkeleri, tarih boyunca birçok zulüm, işgal ve savaşa imza atmıştır. Bu zulümler ve savaşlar, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve dünyanın şekillenmesine neden olmuştur.

Avrupa’nın geçmişten günümüze yaptığı zulümlerden bazıları şunlardır:

* **Haçlı Seferleri: ** 11. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren Haçlı Seferleri, Avrupalı Hristiyanların, Orta Doğu’daki Müslüman topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri bir dizi askeri seferdir. Bu seferler sırasında, binlerce Müslüman ve Yahudi katledilmiş ve şehirler yağmalanmıştır.

* **Kolonyalizm:** 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren kolonyalizm, Avrupalı güçlerin, Afrika, Asya ve Amerika’daki toprakları ele geçirmesi ve sömürmesidir. Bu dönemde, Avrupalılar, sömürge halklarına karşı büyük bir zulüm uygulamıştır. Milyonlarca insan köleleştirilmiş, öldürülmüş veya zorla asimile edilmiştir.

* **Faşizm ve Nazizm: ** 20. yüzyılın ilk yarısında yükselen faşizm ve Nazizm, Avrupa’da büyük bir zulüm dalgasına neden olmuştur. Bu ideolojiler, ırksal ve dini ayrımcılığı savunuyor ve bu anlayış doğrultusunda milyonlarca insanın öldürülmesine neden olmuştur.

Avrupa’nın geçmişten günümüze yaptığı işgallerden bazıları şunlardır:

* **İspanyol İmparatorluğu: ** 16. yüzyılda dünyanın en büyük imparatorluğu olan İspanyol İmparatorluğu, Amerika, Afrika ve Asya’da birçok ülkeyi işgal etti. Bu işgaller sırasında, milyonlarca insan katledildi veya köleleştirildi.

* **Fransız İmparatorluğu: ** 19. yüzyılda dünyanın en güçlü güçlerinden biri olan Fransız İmparatorluğu, Afrika, Asya ve Avrupa’da birçok ülkeyi işgal etti. Bu işgaller sırasında, milyonlarca insan katledildi veya köleleştirildi.

* **Alman İmparatorluğu: ** 19. yüzyılın sonlarında kurulan Alman İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerinden biri oldu. Bu savaş sırasında, Avrupa’nın birçok ülkesi işgal edildi ve milyonlarca insan öldü.

Avrupa’nın geçmişten günümüze yaptığı savaşlardan bazıları şunlardır:

* **Haçlı Seferleri: ** 11. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar süren Haçlı Seferleri, Avrupalı Hristiyanların, Orta Doğu’daki Müslüman topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri bir dizi askeri seferdir. Bu seferler sırasında, Avrupa ve Orta Doğu’da milyonlarca insan öldü.

* **Kolonyalizm: ** 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren kolonyalizm, Avrupalı güçlerin, Afrika, Asya ve Amerika’daki toprakları ele geçirmesi ve sömürmesidir. Bu dönemde, Avrupa ve sömürge halkları arasında birçok savaş yaşandı. Bu savaşlar sırasında, milyonlarca insan öldü.

* **İkinci Dünya Savaşı: ** 1939’dan 1945’e kadar süren İkinci Dünya Savaşı, tarihin en büyük savaşlarından biridir. Bu savaş sırasında, Avrupa ve Asya’da milyonlarca insan öldü.

Avrupa’nın geçmişten günümüze yaptığı zulüm, işgal ve savaşlar, dünyanın şekillenmesi üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Bu olaylar, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve dünyanın kültürel ve siyasi yapısının değişmesine neden olmuştur.

@@@@@@@

Avrupa tarihi, binlerce yıldır süren çeşitli çatışma, rekabet, iş birliği ve etkileşimlerle doludur. Avrupa ülkeleri hem kendi aralarında hem de diğer kıtalardaki ülkelerle pek çok savaşa girmiş, bazen de ittifaklar kurmuşlardır. Avrupa ülkelerinin savaşlara katılmasının nedenleri arasında din, ideoloji, milliyetçilik, emperyalizm, ekonomi, güç mücadelesi, savunma, intikam, prestij gibi faktörler sayılabilir. Avrupa ülkelerinin savaşlara katılmasının sonuçları arasında ise ölüm, yıkım, göç, yaralanma, hastalık, açlık, yoksulluk, insan hakları ihlalleri, kültürel mirasın kaybı, siyasi değişim, toprak kaybı veya kazancı, teknolojik gelişme, kültürel etkileşim, barış anlaşmaları, uluslararası örgütlerin kurulması gibi etkiler sayılabilir.

@@@@@@@

Avrupa’daki en kanlı savaşlar hangileridir?

Avrupa’daki en kanlı savaşlar, genellikle çok sayıda ülkenin katıldığı, uzun süren ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşlardır. Bu savaşların bazıları şunlardır:

– **İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) **: Avrupa, Asya ve Afrika’da faşist Almanya, İtalya ve Japonya ile müttefik İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, ABD ve diğer ülkeler arasında yaşanan küresel bir savaştır. Yaklaşık **60 milyon** insanın öldüğü bu savaş, tarihin en kanlı ve en yıkıcı savaşıdır¹.
– **Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) **: Avrupa, Asya ve Afrika’da Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Bulgaristan’dan oluşan İttifak Devletleri ile İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan, Belçika, İtalya, ABD ve diğer ülkelerden oluşan İtilaf Devletleri arasında yaşanan küresel bir savaştır. Yaklaşık **17 milyon** insanın öldüğü bu savaş, Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirmiştir².
– **30 Yıl Savaşları (1618-1648) **: Avrupa’nın büyük bölümünde Katolik ve Protestan devletler arasında yaşanan dini, siyasi ve ekonomik bir savaştır. Yaklaşık **8 milyon** insanın öldüğü bu savaş, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasına ve Westphalia Barışı’na yol açmıştır³.
– **Napolyon Savaşları (1803-1815) **: Fransa’nın Napolyon Bonapart liderliğinde Avrupa’nın büyük bölümünü fethetmeye çalışmasıyla başlayan ve İngiltere, Rusya, Avusturya, Prusya ve diğer ülkelerin karşı koymasıyla devam eden bir savaştır. Yaklaşık **6 milyon** insanın öldüğü bu savaş, Napolyon’un Waterloo Savaşı’nda yenilmesiyle son bulmuştur⁴.
– **Yüz Yıl Savaşları (1337-1453) **: İngiltere ve Fransa arasında Fransa tahtı ve toprakları üzerinde yaşanan bir savaştır. Yaklaşık **3,5 milyon** insanın öldüğü bu savaş, Fransa’nın zaferiyle sonuçlanmıştır⁵.

@@@@@@@@

Birinci Dünya Savaşı’nda kimler savaştı?

Birinci Dünya Savaşı’nda iki büyük ittifak grubu savaştı: İtilaf Devletleri ve İttifak Devletleri. İtilaf Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, Sırbistan, Belçika, İtalya, ABD, Japonya ve diğer ülkelerden oluşuyordu. İttifak Devletleri ise Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Bulgaristan ve diğer ülkelerden oluşuyordu. Bu savaş, 1914-1918 yılları arasında Avrupa, Asya ve Afrika’da pek çok cephede gerçekleşti ve yaklaşık 17 milyon insanın ölümüne neden oldu.

@@@@@@@

Hangi ülkeler İtilaf Devletleri’ne katıldı?

İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri’ne karşı savaşan devletler grubudur. İtilaf Devletleri’nin başlangıçta İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluştuğunu, daha sonra ise savaşın ilerleyen safhalarında ABD, İtalya, Japonya, Sırbistan, Romanya, Yunanistan ve diğer ülkelerin de katıldığını söyleyebilirim¹. İtilaf Devletleri’nin savaşa giriş tarihleri şöyledir:

– Sırbistan – 29 Temmuz 1914
– Rusya – 1 Ağustos 1914
– Fransa (ve yanında katılan Fransız sömürge güçleri) – 2 Ağustos 1914
– Belçika (ve yanında katılan Belçika sömürge güçleri) – 3 Ağustos 1914
– Birleşik Krallık – 4 Ağustos 1914
– Avustralya
– Güney Afrika
– Hindistan
– Britanya Denizaşırı Toprakları
– Kanada
– Newfoundland
– Yeni Zelanda
– Karadağ – 5 Ağustos 1914
– Japonya – 23 Ağustos 1914
– İtalya – 23 Mayıs 1915
– Portekiz – 9 Mart 1916
– Romanya – 27 Ağustos 1916
– ABD – 6 Nisan 1917
– Yunanistan – 27 Haziran 1917

Ayrıca, Liberya, San Marino, Çin, Küba, Panama, Brezilya, Bolivya, Tayland, Kosta Rika, Peru, Uruguay, Ekvador, Guatemala, Nikaragua, Haiti, Honduras, Ermenistan, Çekoslovakya, Andorra, Jamaika ve Dominik Cumhuriyeti gibi bazı küçük veya uzak ülkeler de İtilaf Devletleri’ne katılmıştır.

@@@@@@@

Hangi ülkeler İttifak Devletleri’ne katıldı?

İttifak Devletleri, I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’ne karşı savaşan devletler grubudur. İttifak Devletleri’nin başlangıçta Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti’nden oluştuğunu, daha sonra ise Bulgaristan’ın da katıldığını söyleyebilirim¹. İttifak Devletleri’nin savaşa giriş tarihleri şöyledir:

– Almanya (ve yanında katılan Alman sömürge güçleri) – 1 Ağustos 1914¹
– Avusturya-Macaristan – 28 Temmuz 1914¹
– Osmanlı Devleti – 29 Ekim 1914 (Rus liman ve gemilerine saldırı tarihi)²
– Bulgaristan – 14 Ekim 1915¹

@@@@@@@

Birinci Dünya Savaşı’nın nedenleri nelerdir?

Birinci Dünya Savaşı’nın nedenleri hem genel hem de özel olmak üzere iki kategoride incelenebilir. Genel nedenler, Avrupa’daki devletler arasındaki ekonomik, siyasi ve askeri rekabeti, milliyetçilik akımını, sömürgecilik yarışını ve bloklaşmayı içerir. Özel nedenler ise, Fransa’nın Alsas-Loren’i geri almak istemesi, Avusturya-Macaristan ve Rusya’nın Balkanlar’daki çıkar çatışması ve Avusturya-Macaristan veliahtının Saraybosna’da öldürülmesi gibi olayları kapsar.


@@@@@###

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları nelerdir?

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları hem Avrupa hem de dünya için çok önemli ve kalıcı olmuştur. Bu sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

– Yaklaşık **17 milyon** insan hayatını kaybetti, 20 milyondan fazla insan da yaralandı. Bu savaş, tarihin o güne kadar gördüğü en kanlı ve en yıkıcı savaş oldu.
– Avrupa’nın siyasi haritası değişti. Osmanlı Devleti, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı yıkıldı. Almanya büyük toprak kaybına uğradı. Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan, Finlandiya gibi yeni devletler kuruldu.
– Avrupa’da güç dengeleri değişti. İngiltere ve Fransa Avrupa ve dünya siyasetindeki ağırlıklarını artırdı. Almanya zayıfladı. Rusya Avrupa’daki topraklarının bir kısmını kaybetti ve Bolşevik Devrimi ile komünist bir rejime geçti.
– Savaşı kaybeden devletler ağır şartlara mahkûm edildi. Almanya ile imzalanan Versay Antlaşması ile Almanya’nın silahlanması, ordusu, donanması ve sömürgeleri kısıtlandı. Ayrıca savaş tazminatı ödemeye zorlandı. Bu durum Almanya’nın ekonomik ve siyasi krize girmesine ve İkinci Dünya Savaşı’nın tohumlarının atılmasına neden oldu.
– Avrupa’da yeni siyasi ideolojiler ve rejimler ortaya çıktı. Rusya’da komünizm, İtalya’da faşizm, Almanya’da nasyonal sosyalizm gibi akımlar yaygınlaştı. Demokrasi ve insan hakları gibi değerler zayıfladı.
– Milletler Cemiyeti kuruldu. Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ve acı, devletleri bir daha böyle bir savaşın yaşanmaması için iş birliği yapmaya yönlendirdi. Bu amaçla Milletler Cemiyeti adlı uluslararası bir örgüt kuruldu. Ancak bu örgüt, üye devletlerin çıkar çatışmaları ve yetersizliği nedeniyle başarılı olamadı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, size şu kaynakları önerebilirim:

@@@@@@@@

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçları hakkında ne biliyorsunuz?

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçları hem Avrupa hem de dünya için çok önemli ve kalıcı olmuştur. Bu sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

– Yaklaşık **60 milyon** insan hayatını kaybetti, 25 milyondan fazla insan da yaralandı¹. Bu savaş, tarihin en kanlı ve en yıkıcı savaşıdır.
– Avrupa’nın siyasi haritası değişti. Almanya, Doğu Almanya ve Batı Almanya olmak üzere ikiye bölündü. İtalya, Japonya ve diğer Mihver Devletleri işgal edildi. Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan, Finlandiya gibi yeni devletler kuruldu.
– Avrupa’da güç dengeleri değişti. İngiltere ve Fransa Avrupa ve dünya siyasetindeki ağırlıklarını kaybetti. ABD ve Sovyetler Birliği süper güçler haline geldi. Soğuk Savaş adı verilen yeni bir çatışma dönemi başladı.
– Savaşı kaybeden devletler ağır şartlara mahkûm edildi. Almanya ile imzalanan Potsdam Antlaşması ile Almanya’nın silahlanması, ordusu, donanması ve sömürgeleri kısıtlandı. Ayrıca savaş tazminatı ödemeye zorlandı. Bu durum Almanya’nın ekonomik ve siyasi krize girmesine neden oldu.
– Avrupa’da yeni siyasi ideolojiler ve rejimler ortaya çıktı. Doğu Avrupa’da komünizm, Batı Avrupa’da sosyal demokrasi, İtalya’da Hristiyan demokrasi gibi akımlar yaygınlaştı. Demokrasi ve insan hakları gibi değerler güçlendi.
– Birleşmiş Milletler kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ve acı, devletleri bir daha böyle bir savaşın yaşanmaması için iş birliği yapmaya yönlendirdi. Bu amaçla Birleşmiş Milletler adlı uluslararası bir örgüt kuruldu. Bu örgüt, dünya barışı ve güvenliği için çalışmaktadır.

@@@@@@@@@

Sömürge Devletleri ve sömürülen ülkeler hangileridir?

Sömürgecilik, bir ülkenin başka bir ülkeyi siyasi, ekonomik ve kültürel olarak kontrol etmesidir. Sömürgecilik, Avrupalılar tarafından 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yaygın olarak uygulandı. Bu dönemde, Avrupalılar, Afrika, Asya ve Amerika’daki birçok ülkeyi sömürgeleştirdi.

**Sömürge Devletleri**

Sömürgecilik yapan en önemli Avrupa ülkeleri şunlardır:

* İngiltere
* Fransa
* İspanya
* Portekiz
* Hollanda
* Almanya
* İtalya

**Sömürgeleştirilen Ülkeler**

Sömürgeleştirilen en önemli ülkeler şunlardır:

* Afrika: Afrika’nın büyük bir bölümü, Avrupalılar tarafından sömürgeleştirildi. Sömürgeleştirilen Afrika ülkeleri arasında Gana, Kenya, Nijerya, Güney Afrika, Sudan ve Zimbabve bulunmaktadır.

* Asya: Asya’nın da büyük bir bölümü, Avrupalılar tarafından sömürgeleştirildi. Sömürgeleştirilen Asya ülkeleri arasında Hindistan, Endonezya, Filipinler, Çin ve Japonya bulunmaktadır.

* Amerika: Amerika’nın da büyük bir bölümü, Avrupalılar tarafından sömürgeleştirildi. Sömürgeleştirilen Amerika ülkeleri arasında Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Brezilya, Meksika ve Kolombiya bulunmaktadır.
[Image of Amerika sömürgeleştirilen ülkeler]

**Sömürgecilik ‘in Etkileri**

Sömürgecilik, sömürgeleştirilen ülkeler üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Sömürgecilik, sömürgeleştirilen ülkelerin ekonomik, siyasi ve kültürel gelişimini olumsuz etkilemiştir. Sömürgecilik, sömürgeleştirilen ülkelerde milyonlarca insanın ölümüne ve zulme neden olmuştur.

@@@@@@@@

Sömürge Devletleri ve sömürülen ülkeler, genellikle bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesi sonucu oluşan devletler grubudur. Sömürgecilik, tarihte pek çok devlet tarafından uygulanmıştır. Ancak en yaygın ve etkili sömürgeciler, 15. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri olmuştur. Avrupa sömürgeciliği kabaca iki büyük dalgaya ayrılabilir. İlki keşiflerle başlamış ikincisi de 19.yüzyılın ikinci yarısında başlayan dönemdir.

Avrupa’da sömürgecilik yapan devletler ve sömürdükleri ülkeler şunlardır:

– İngiltere: Hindistan, Sudan, Kıbrıs, Malta, Mısır, Birmanya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, ABD’nin ilk on üç eyaleti, Güney Afrika, Nijerya, Gana, Kenya, Uganda, Zimbabve, Zambiya, Tanzanya, Somali, Sierra Leone, Senegal, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Malezya, Singapur, Hong Kong, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Irak, Filistin, İsrail, Sudan, Lesoto, Svaziland, Botswana, Gambia, Gambiya, Malavi, Mauritius, Seyşeller, Solomon Adaları, Fiji, Papua Yeni Gine, Brunei, Katar, Umman, Yemen, Aden, Basra, Muskat, Şarika, Dubai, Ajman, Umm el-Kayveyn, Füceyre, Ras el-Hayme, Anguilla, Antigua ve Barbuda, Bahamalar, Barbados, Bermuda, Cayman Adaları, Dominika, Falkland Adaları, Grenada, Jamaika, Montserrat, Saint Helena, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Turks ve Caicos Adaları, Virgin Adaları, Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları, Pitcairn Adaları, Ascension Adası, Tristan da Cunha, Britanya Hint Okyanusu Toprakları, Gilbert ve Ellice Adaları, Norfolk Adası, Yeni Hebridler, Tonga, Samoa, Cook Adaları, Niue, Tokelau, Nauru, Kiribati, Tuvalu, Vanuatu, Palau, Marshall Adaları, Mikronezya, Belize, Guyana²³.
– Fransa: Tunus, Fas, Suriye, Cezayir, Madagaskar, Hindistan ve Sudan’ın bir bölümü ile Çin, Vietnam, Laos, Kamboçya, Senegal, Mali, Nijer, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Gabon, Benin, Fildişi Sahili, Burkina Faso, Togo, Gine, Moritanya, Cibuti, Komorlar, Mayotte, Réunion, Martinik, Guadeloupe, Fransız Guyanası, Saint Pierre ve Miquelon, Saint Martin, Saint Barthélemy, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Grenada, Dominika, Haiti, Yeni Kaledonya, Fransız Poline, VS. VS.

@@@@@@@@

Sömürge Devletleri, başka ülkeleri veya toplulukları siyasal ve ekonomik olarak egemenlikleri altına alarak yayılan devletlerdir. Sömürge Devletleri, genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarına, iş gücüne, pazarlarına el koyar ve aynı zamanda sömürgeleri altındaki halkın sosyo-kültürel, dinî değerlerine baskı uygularlar. Sömürge Devletleri, tarihte pek çok dönemde ve bölgede ortaya çıkmıştır. Ancak en yaygın ve etkili olanları, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Avrupa devletlerinin dünyanın çeşitli yerlerinde kurdukları sömürge imparatorluklarıdır.

Avrupa devletlerinin sömürgeciliği, kabaca iki büyük dalgaya ayrılabilir. İlki, 15. yüzyılda başlayan ve Amerika, Afrika ve Asya’da yeni topraklar keşfederek sömürgeleştiren dönemdir. Bu dönemde sömürgeciliğin öncülüğünü Portekiz ve İspanya yapmış, daha sonra İngiltere, Fransa, Hollanda, Danimarka, İsveç gibi ülkeler de katılmıştır. İkinci dalga ise, 19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve Afrika, Asya ve Okyanusya’da yeni sömürge bölgeleri oluşturan dönemdir. Bu dönemde sömürgeciliğin baş aktörleri İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Rusya ve Japonya olmuştur².

Avrupa devletlerinin sömürgeciliği, 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, ulusal kurtuluş hareketleri, soğuk savaş ve dekolonizasyon süreci ile sona ermiştir. Ancak sömürgeciliğin siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal etkileri günümüzde de devam etmektedir.

Avrupa devletlerinin sömürdükleri ülkelerin listesi çok uzun ve karmaşıktır. Ancak bazı önemli örnekleri şöyle sıralayabiliriz:

– İngiltere: Hindistan, Sudan, Kıbrıs, Malta, Mısır, Birmanya, Güney Afrika, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, ABD’nin ilk 13 eyaleti, Nijerya, Kenya, Tanzanya, Zimbabve, Gana, Singapur, Malezya, Hong Kong, Irak, Ürdün, Filistin, İsrail, İrlanda, Jamaika, Bahamalar, Barbados, Fiji, vb³.
– Fransa: Tunus, Fas, Cezayir, Senegal, Mali, Fildişi Sahili, Nijer, Çad, Kamerun, Kongo, Madagaskar, Cibuti, Vietnam, Laos, Kamboçya, Lübnan, Suriye, Haiti, Martinik, Gine, vb⁴.
– Almanya: Togo, Kamerun, Namibya, Tanzanya, Ruanda, Burundi, Papua Yeni Gine, Samoa, Çin’in bazı bölgeleri, Polonya, Çekya, Avusturya, Belçika, Fransa’nın bazı bölgeleri, vb.
– İtalya: Libya, Eritre, Somali, Etiyopya, Arnavutluk, Yunanistan, Yugoslavya’nın bazı bölgeleri, vb.
– Portekiz: Angola, Mozambik, Gine-Bissau, Sao Tome ve Principe, Yeşil Burun Adaları, Brezilya, Goa, Makao, Timor, vb.
– İspanya: Meksika, Guatemala, Honduras, Nikaragua, Kosta Rika, Panama, Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Peru, Bolivya, Şili, Arjantin, Paraguay, Uruguay, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko, Filipinler, Fas’ın bazı bölgeleri, vb.
– Hollanda: Endonezya, Surinam, Aruba, Curacao, Güney Afrika’nın bazı bölgeleri, Brezilya’nın bazı bölgeleri, Sri Lanka’nın bazı bölgeleri, Tayvan, vb.
– Belçika: Kongo, Ruanda, Burundi, vb.
– Rusya: Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya’nın bazı bölgeleri, Ukrayna, Belarus, Moldova, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Moğolistan, Çin’in bazı bölgeleri, Alaska, vb.
– Japonya: Kore, Çin’in bazı bölgeleri, Tayvan, Filipinler, Vietnam’ın bazı bölgeleri, Kamboçya’nın bazı bölgeleri, Laos’un bazı bölgeleri, Myanmar’ın bazı bölgeleri, Endonezya’nın bazı bölgeleri, Malezya’nın bazı bölgeleri, Singapur, Brunei, Timor, vb.

@@@@@@@

Sömürgeler ne zaman bağımsızlıklarını kazandılar?

Sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanma tarihleri, sömürgeci devletlere, sömürge bölgelerine ve bağımsızlık mücadelelerine göre değişiklik göstermektedir. Ancak genel olarak söylemek gerekirse, sömürge ülkeler, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Bu süreç, 1945’ten 1965’e kadar Avrupa’nın Asya, Afrika ve Endonezya’daki hemen hemen tüm sömürgelerinin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle hız kazanmıştır. Onları 1970 ve 1980’lerde diğer sömürgeler izlemiş ve Britanya’nın 1999’da Hong Kong’u Çin’e devretmesiyle sömürge çağı simgesel olarak sona ermiştir.

Sömürge ülkelerin bağımsızlıklarını kazanma tarihlerine bazı örnekler vermek gerekirse:

– Hindistan ve Pakistan: 15 Ağustos 1947
– Endonezya: 17 Ağustos 1945
– Cezayir: 5 Temmuz 1962
– Mısır: 28 Şubat 1922
– Gana: 6 Mart 1957
– Vietnam: 2 Eylül 1945
– Filipinler: 4 Temmuz 1946
– Brezilya: 7 Eylül 1822

@@@@@@@

Hangi ülkeler bağımsızlıklarını kazandı?

Bağımsızlıklarını kazanan ülkeler, tarihte pek çok dönemde ve bölgede ortaya çıkmıştır. Ancak en yaygın ve etkili olanları, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Avrupa devletlerinin dünyanın çeşitli yerlerinde kurdukları sömürge imparatorluklarından kurtulan ülkelerdir¹. Bu ülkeler, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Bu süreç, 1945’ten 1965’e kadar Avrupa’nın Asya, Afrika ve Endonezya’daki hemen hemen tüm sömürgelerinin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle hız kazanmıştır. Onları 1970 ve 1980’lerde diğer sömürgeler izlemiş ve Britanya’nın 1999’da Hong Kong’u Çin’e devretmesiyle sömürge çağı simgesel olarak sona ermiştir.

Bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin listesi çok uzun ve karmaşıktır. Ancak bazı önemli örnekleri şöyle sıralayabiliriz:

– Hindistan ve Pakistan: 15 Ağustos 1947
– Endonezya: 17 Ağustos 1945
– Cezayir: 5 Temmuz 1962
– Mısır: 28 Şubat 1922
– Gana: 6 Mart 1957
– Vietnam: 2 Eylül 1945
– Filipinler: 4 Temmuz 1946
– Brezilya: 7 Eylül 1822

@@@@@@@

Bağımsızlık mücadeleleri nasıl gerçekleşti?

Bağımsızlık mücadeleleri, sömürgeci devletlere karşı bağımsızlıklarını kazanmak isteyen ülkelerin verdiği siyasi, askeri ve diplomatik çabaları ifade eder. Bağımsızlık mücadeleleri, tarihte pek çok dönemde ve bölgede ortaya çıkmıştır. Ancak en yaygın ve etkili olanları, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Avrupa devletlerinin dünyanın çeşitli yerlerinde kurdukları sömürge imparatorluklarından kurtulan ülkelerin mücadeleleridir.

Bu ülkeler, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Bu süreç, 1945’ten 1965’e kadar Avrupa’nın Asya, Afrika ve Endonezya’daki hemen hemen tüm sömürgelerinin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle hız kazanmıştır. Onları 1970 ve 1980’lerde diğer sömürgeler izlemiş ve Britanya’nın 1999’da Hong Kong’u Çin’e devretmesiyle sömürge çağı simgesel olarak sona ermiştir.

Bağımsızlık mücadeleleri, genellikle sömürgeci devletlerin uyguladığı ağır vergiler, insan hakları ihlalleri, kültürel baskılar, milliyetçilik akımları, ulusal kurtuluş hareketleri, uluslararası destek ve dayanışma gibi faktörlerden etkilenmiştir. Bağımsızlık mücadeleleri, bazen silahlı direniş, sivil itaatsizlik, isyan, ayaklanma, savaş gibi şiddetli yöntemlerle, bazen de diplomasi, müzakere, anlaşma, referandum gibi barışçıl yöntemlerle gerçekleşmiştir.

Bağımsızlık mücadeleleri hem bağımsızlıklarını kazanan ülkeler hem de sömürgeci devletler için önemli siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçlar doğurmuştur. Bağımsızlıklarını kazanan ülkeler, kendi yönetimlerini, anayasalarını, bayraklarını, marşlarını, para birimlerini, uluslararası ilişkilerini kurmuş ve kendi kaderlerini tayin etme hakkını elde etmişlerdir. Sömürgeci devletler ise, sömürdükleri bölgelerin kaynaklarından, pazarlarından, iş gücünden yoksun kalmış ve güç kaybetmişlerdir.
#@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 14th, 2024

DÜN HAÇLI BUGÜN İSRAİL VE PKK

DÜN HAÇLI BUGÜN İSRAİL VE PKK

 Haçlıların Kudüs’e girdiklerinde yaptıkları zulümler.


Haçlıların Kudüs’e girdiklerinde yaptıkları zulümler, tarihin en kanlı ve acımasız olaylarından biridir. Haçlılar, 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirdiklerinde, şehirde yaşayan Müslüman ve Yahudilerden yaklaşık **70 bin kişiyi** öldürdüler¹. Şehri yağmalayıp, kutsal mekanları tahrip ettiler. Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’yı ateşe verdiler. Haçlılar, Kudüs’te bir Latin Krallığı kurup, diğer şehirlerde de dükalık ve kontluklar oluşturdular.

Kudüs, 1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından Haçlılardan geri alındı. Selahaddin Eyyubi, Hittin Savaşı’nda Haçlı ordusunu yenip, Kudüs’ü kuşattı. Şehir, 2 Ekim 1187’de teslim oldu³. Selahaddin Eyyubi, şehirdeki Hıristiyanların ibadet haklarını korudu ve Yahudilerin şehre dönmelerine izin verdi. Kudüs, Selahaddin Eyyubi’nin fethiyle yeniden huzura kavuştu.

Kudüs, üç semavi dinin kutsal mekanlarını barındıran, peygamberler şehri olarak bilinir. Kudüs, aynı zamanda Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve selem) miracına yükseldiği yerdir. Kudüs, İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’yı da içerir. Kudüs, Müslümanlar için çok önemli ve değerli bir şehirdir.


@@@@@@@

Haçlılar, 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirdikten sonra, şehrin Müslüman ve Yahudi sakinlerine karşı büyük bir katliam yaptılar. Bu katliam, tarihte “Kutsal Kudüs Katliamı” olarak anılır.

Katliama, Haçlıların Kudüs’ün surlarını kırarak şehre girmesi ile başlandı. Haçlılar, şehri ele geçirdikten sonra, Müslüman ve Yahudi sakinleri sokaklara döküp öldürmeye başladılar. Katliam, üç gün boyunca devam etti ve bu süre zarfında binlerce kişi öldürüldü.

Katliam sırasında, Haçlılar, Müslüman ve Yahudi erkekleri, kadınları ve çocukları ayrı ayrı toplayarak öldürdüler. Erkekler kılıçla, kadınlar ve çocuklar ise taşla veya ateşle öldürüldü. Katliam sırasında, yaşlıların, çocukların ve hatta bebeklerin bile öldürüldüğü bilinmektedir.

Katliam, Kudüs’ün tarihi ve kültürel yapılarına da büyük zarar verdi. Haçlılar, şehrin camilerini, sinagoglarını ve diğer tarihi yapılarını yağmaladılar ve yaktılar.

Katliamın nedenleri, tarihçiler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bazı tarihçiler, katliamın Haçlıların dinsel fanatizminin bir sonucu olduğunu savunmaktadır. Diğer tarihçiler ise, katliamın Haçlıların askeri zaferinin bir sonucu olduğunu ve savaşın getirdiği gerginliğin bir yansıması olduğunu savunmaktadır.

Katliamın sonuçları, Orta Doğu’nun tarihi ve kültürü üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Katliam, Müslümanlar ve Yahudiler arasında Haçlılara karşı büyük bir düşmanlık yaratmış ve Orta Doğu’da uzun yıllar sürecek bir çatışmanın zeminini hazırlamıştır.

Katliamın tanıklarından biri olan Tancred, katliama dair şu ifadeleri kullanmıştır:

> “Haçlılar şehre girdiklerinde, Müslüman ve Yahudileri öldürmeye başladılar. Sokaklar cesetlerle doluydu. Kadınlar ve çocuklar bile öldürüldü. Bu, tarihin en korkunç katliamlarından biriydi.”

Katliamın bir diğer tanıkından biri olan Fulcher of Chartres ise, katliama dair şu ifadeleri kullanmıştır:

> “Haçlılar şehri ele geçirdikten sonra, Müslüman ve Yahudileri yakaladıkları yerde öldürmeye başladılar. Bu, bir katliam değil, bir vahşetdi.”

Kutsal Kudüs Katliamı, Haçlı Seferleri’nin en karanlık olaylarından biridir. Bu katliam, Orta Doğu’nun tarihini ve kültürünü derinden etkilemiştir.

@@@@@@@

Haçlı seferleri ne zaman başladı?

Haçlı seferleri, Papa’nın çağrısıyla Avrupalı Hristiyanların, Müslümanların elindeki Kudüs ve Orta Doğu topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri askeri akınlardır. Haçlı seferleri, 1096 yılında başlayıp, 1291 yılında sona ermiştir¹. Toplam **sekiz** Haçlı seferi düzenlenmiştir². Haçlı seferleri, hem İslam hem de Hristiyan dünyası için önemli siyasi, kültürel ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur.


@@@@@@@

Hangi ülkeler Haçlı Seferlerine katıldı?

Haçlı Seferleri, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Müslümanların elindeki Kudüs ve Orta Doğu topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri askeri akınlardır. Haçlı Seferleri, 1096 yılında başlayıp, 1291 yılında sona ermiştir. Toplam **sekiz** Haçlı seferi düzenlenmiştir². Haçlı Seferlerine katılan ülkeler şunlardır:

– Birinci Haçlı Seferi (1096-1099): Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya, Bizans.
– İkinci Haçlı Seferi (1147-1149): Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya, Bizans.
– Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192): Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya.
– Dördüncü Haçlı Seferi (1202-1204): Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya.
– Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221): Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya, Bizans.
– Altıncı Haçlı Seferi (1228-1229): Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya.
– Yedinci Haçlı Seferi (1248-1254): Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya.
– Sekizinci Haçlı Seferi (1270): Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İskoçya, İspanya, Portekiz, Macaristan, Polonya, Çekya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Rusya.

@@@@@@@@

Haçlı Seferleri, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Müslümanların elindeki Kudüs ve Orta Doğu topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri askeri akınlardır. Haçlı Seferleri, 1096 yılında başlayıp, 1291 yılında sona ermiştir¹. Toplam **sekiz** Haçlı seferi düzenlenmiştir. Haçlı Seferlerine katılmayan ülkeler ise şunlardır:

– İrlanda: İrlanda, Haçlı Seferleri sırasında İngiltere’nin işgali altındaydı ve kendi iç sorunlarıyla uğraşıyordu. Haçlı Seferlerine resmi olarak katılmadı, ancak bazı İrlandalı gönüllüler İngiliz ordularına katıldı.
– İsviçre: İsviçre, Haçlı Seferleri sırasında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun bir parçasıydı ve merkezi bir yönetimi yoktu. Haçlı Seferlerine resmi olarak katılmadı, ancak bazı İsviçreli gönüllüler Alman ordularına katıldı.
– İzlanda: İzlanda, Haçlı Seferleri sırasında Norveç’in bir kolonisiydi ve coğrafi olarak Avrupa’dan uzaktaydı. Haçlı Seferlerine resmi olarak katılmadı, ancak bazı İzlandalı gönüllüler Norveç ordularına katıldı.
– Finlandiya: Finlandiya, Haçlı Seferleri sırasında İsveç’in bir parçasıydı ve kendi iç sorunlarıyla uğraşıyordu. Haçlı Seferlerine resmi olarak katılmadı, ancak bazı Finlandiyalı gönüllüler İsveç ordularına katıldı.
– Rusya: Rusya, Haçlı Seferleri sırasında Moğol istilası altındaydı ve kendi savunmasıyla meşguldü. Haçlı Seferlerine resmi olarak katılmadı, ancak bazı Rus gönüllüler Bizans ordularına katıldı.

@@@@@@@

Haçlı seferleri neden başladı?

Haçlı seferleri, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Müslümanların elindeki Kudüs ve Orta Doğu topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri askeri akınlardır. Haçlı seferleri, 1096 yılında başlayıp, 1291 yılında sona ermiştir¹. Haçlı seferleri başlamasının başlıca nedenleri şunlardır:

– Kudüs’ün Hristiyanlar için kutsal bir şehir olması ve Müslümanların hakimiyetinde bulunması.
– Türklerin Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu ve Suriye’yi fethetmesi ve Bizans’ın yardım istemesi.
– Papa’nın Hristiyanları kutsal savaşa çağırması ve onlara dünyevi ve uhrevi pek çok vaatte bulunması.
– Avrupa’nın ekonomik ve siyasi sorunlarından kurtulmak ve doğunun zenginliklerine ulaşmak istemesi.

@@@@@@@

Haçlı seferleri neden sona erdi?

Haçlı seferleri, Avrupalı Hristiyanların, Müslümanların elindeki Kudüs ve Orta Doğu topraklarını ele geçirmek için düzenledikleri askeri akınlardır. Haçlı seferleri, 1096 yılında başlayıp, 1291 yılında sona ermiştir¹. Haçlı seferleri sona ermesinin başlıca nedenleri şunlardır:

– Haçlıların, Kudüs’ü ele geçirmelerine rağmen, şehri koruyamamaları ve Selahaddin Eyyubi tarafından geri alınması.
– Haçlıların, Bizans’ı işgal ederek, Doğu Hristiyanlarını kendilerine düşman etmeleri ve İslam dünyasıyla ittifak kurmaları.
– Haçlıların, Mısır’ı fethetmeye çalışırken, Eyyubiler ve Memlükler tarafından yenilgiye uğramaları.
– Haçlıların, Avrupa’daki iç sorunlarla meşgul olmaları ve Haçlı Seferleri’ne olan ilgi ve desteğin azalması.

@@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 14th, 2024

ŞEYTANIN YOLU ŞEYTANİ YOL

ŞEYTANIN YOLU ŞEYTANİ YOL

1980 sonrası Türkiye’de yükselen durum, maddi refahın artması ve dışa açılmayla beraber fuhşun önü ve yolu da açılmıştır. 

Toplumun refahıyla beraber fuhuşta da yükseliş görülmüştür. 

Şeytanın Hz. Âdem ve Havva’ya yaptırmaya çalıştığı ilk şey fuhşa teşviktir. Bunun yolu ve kapısı ise harama yaklaşmaktır. Hz. Âdem ve Havva’nın yasak ağaca yaklaşmasıyla meydana gelen olay; avret yerlerinin açılması olmuştur. Onların da ilk tepki ve tedbirleri avret yerlerini örtmek olmuştur.[1]

 

-Hz. Âdem ve Havva’nın yasak ağaca yaklaşmasıyla avret yerlerinin açılması hakkındaki ilgili ayetlerde;

Kur’an-ı Kerim’de şu ayetler bulunmaktadır:

– “Derken şeytan, onlardan gizli bırakılmış o ayıp yerlerini kendilerine göstermek için ikisine de vesvese verdi ve şöyle dedi: ‘Rabbiniz size bu ağacı başka bir şey için değil, ancak iki melek olacağınız yahut ebedilerden olacağınız için, yasak etti.’ Bir de onlara, ‘Şüphesiz ki ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.’ diye yemin etti. İşte bu suretle ikisini de aldatarak, (o ağaca) tenezzül ettirdi. Ağacı tattıkları anda ise o çirkin yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine cennet yapraklarından üst üste örtmeye başladılar. Rableri de ‘Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? \”Şeytan size muhakkak apaçık bir düşmandır.\” demedim mı?’ diye nida etti.”[2]
– “Şeytan, oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı…”[3]
– “Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yediler. Derken ayıp yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: ‘Ben sizi o ağaçtan menetmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşman değil miydi?'”[4]

Bu ayetler, Hz. Âdem ve Havva’nın yasak ağaca yaklaşmalarının sonucu olarak avret yerlerinin açılmasını ve bunun da onlara bir utanç ve pişmanlık vermesini anlatmaktadır. Bu olayın bize bakan yönü ise, şeytanın hile ve tuzaklarına karşı dikkatli olma, Allah’ın yasaklarına riayet etme ve günah işlediğimizde tevbe etme gibi önemli dersler içermektedir.

@@@@@@@@

1970 yıllarında Komünizmin tehlikesi sürerken, 1980 yıllarından sonra fuhuş ve Sefahat artış göstermiştir.[5]
1970 yıllarının maddi ve manevi sıkıntılarından kurtulan insanlar, 1980 yıllarının rehavetiyle iyice gevşediler.
Öyle ki, mücahit olanlar müteahhit, fakirlik edebiyatı yapan solcu sosyalistler bir anda trilyoner, para babaları haline geldiler.[6]

                                                 @@@@@@@@

 

-ABD’de de patlak veren ve tüm dünyayı pis kokusuyla kokutan fuhuş olayları bu asrın iki büyük tehlike ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir;

İnançsızlık ve sefahat ve de bunun sonucu, neticesi ve ürünü olan terör ve anarşidir.[7]

ABD’deki bu fuhuş bazı yöneticileri bir yandan kontrol ederken, diğer yandan da dünya liderlerine yapılacak şantajların alt yapısı oluşturulmuş oldu.

Tıpkı Türkiye’de de Deniz Baykal’a yapılan şantaj gibi. Bunlar bilinen, ya bilinmeyip de şantaj olarak hala kullanılanlar?

Bizde 15 Temmuz’la başlayan arınma ve hesaplaşma ABD’de de sürdürülmektedir.

Kirli çamaşırlar ortaya dökülmektedir.

Bazılarının susması ve bazılarının anormal konuşması bunun bir göstergesi olabilir mi? 

-Ve Yahudilerin ABD’nin merkezinde New York’ta bulunan gizli tünellerde birçok kirli olayın, çocuk fuhşu ve kan içiciliğin sinyalini de vermektedir.[8]

-İnsanlık tarihi Kabilin kan akıtmasıyla başlayıp, kana susamışların kan akıtılmasıyla devam etmektedir.

İsrail’de kan akıtan Yahudilerin dünyada da kana susamışlığın bir göstergesi midir?[9]

-Bu durum bizde olan bazı olaylardan dolayı şu soruları da akla getirmektedir?

Oktar Babuna’nın Lösemiler için topladığı kanların Koronaya yakalanan insanların ölümleriyle bir ilgisi var mıdır?

Türkiye’nin kan gen haritası mı çıkarıldı?[10]

 

@@@@@@@@

 

– ABD başkanı Biden belli ki dünyayı yakmadan gitmeyecek.

Gelişinde bunu göstermiş, gidişine yakında dünyayı ateşe atarak öyle gidecek.

-İsrailli yazar ve siyasetçi Avi Lipkin, bir televizyon röportajında ​​İsrail’in sınırlarının “Lübnan’dan Suudi Arabistan’a” ve “Akdeniz’den Fırat’a kadar” uzanacağını öngördüğünü söyledi.[11]

-Bugün dünyaya terörü, kan ve göz yaşından başka bir şey vermeyen ABD ve batı bu zirveye ulaşan zulmünün bedelini ödeyecektir.

-ABD ve İsrail’i yıkacak en güçlü etken kendi içindeki iç isyan, tepki ve baş kaldırılar olacaktır.

Avrupa ile özellikle ABD ve İsrail’in iç çürümeden dolayı çöküşü içten gelen yozlaşma, çatışma ve ayaklanmalarla olacaktır.
Tek millet olup birbirini destekleyen Haçlı ve küfür ordusu iç patlamayla ya sonunu getirecek ya da pisliklerinden arınarak İslam’ın hakikatiyle tanışacaktır.

 

MEHMET ÖZÇELİK

13-01-2024

[1] https://www.youtube.com/watch?v=69a38uGdZUU

[2] Araf, 20-22.

[3] Bakara, 36.

[4] Taha, 121-122.

[5] https://tesbitler.com/index.php?s=Fuhu%C5%9F

[6] https://tesbitler.com/2023/12/01/ibret-ve-ders/

[7] https://tesbitler.com/2024/01/12/igneli-fici/

https://tesbitler.com/2024/01/12/hasidik-yahudileri-2/

[8] https://tesbitler.com/2024/01/12/igneli-fici/

https://tesbitler.com/2024/01/12/hasidik-yahudileri-2/

https://www.yenisafak.com/foto-galeri/dunya/sinagogun-altindaki-gizli-tunel-igneli-ficiya-mi-cikiyor-iste-yahudilerin-avrupaya-kabus-olan-kan-donduran-gelenegi-4594184

[9] https://tesbitler.com/index.php?s=yahudi

[10] https://tesbitler.com/2022/05/22/ya-asi-sonrasi/

https://tesbitler.com/2020/03/01/masonlar-mi/

https://tesbitler.com/2020/03/19/temizlik-mi-kirlilik-mi/

https://tesbitler.com/2018/08/05/dini-akimlar/

https://tesbitler.com/2017/05/16/sunnette-hacamat/

[11] https://www.yenisafak.com/video-galeri/dunya/israilli-politikacidan-kustahlikta-sinir-tanimayan-mekke-ve-medine-aciklamasi-akdenizden-firata-kadar-4594096

 

Loading

No ResponsesOcak 13th, 2024

İbn-i Abbas’ın (radıyallahu anh) haricilerle münazarası

İbn-i Abbas’ın (radıyallahu anh) haricilerle münazarası

İbn-i Abbas (r.a.) dan, dedi ki: Haruriyye (Hariciler) düşmanlık üzere bir yerde toplandılar ve Ali b. Ebi Talib (r.a.) ve onunla beraber olan peygamberin (s.a.v) ashabına karşı çıkmaya karar verdiler.
(İbn-i Abbas) Dedi ki: Bir adam gelip ey emirül mü’minin bu topluluk sana karşı gelecek demeye başladı. Hz. Ali : “Bana karşı çıkana kadar bırak onları. Bana karşı savaşa girişene kadar onlarla savaşmayacağım. Gerçi öyle de yapacaklardır.” dedi. Bir gün Ali’ye dedim ki: Ey emiru’l mü’minin biraz namazı geciktir ki kaçırmayayım ve bu arada o topluluğa gidip konuşayım. Sana bir şey yaparlar diye korkuyorum dedi. Dedim ki: Hayır inşaallah bir
şey yapmazlar. Ben güzel davranıp kimseye eziyet vermeyen biriyim.
İbn-i Abbas dedi ki: Bu yemaniyyeden (bir tür kumaş) en güzelini giydim. (Ebu Zemil dedi ki: İbn-i Abbas güzel, yakışıklı biri idi)
İbn-i Abbas dedi ki: Yanlarına geldim. Öğle istirahatında idiler.
İbadette onlardan daha şiddetli gayret gösterenini görmedim. Elleri deve dizi gibi idi. (Çok ibadetten iz yapmıştı) Yüzlerinde secde eseri görülüyordu. Üzerlerinde yıkanmış gömlekler vardı. Yüzleri uykusuzluktan zayıflamıştı.
Yanlarına gelince dediler ki:
– Bu üzerindeki elbise de ne?
İbn-i Abbas:
– Beni bununla mi ayıplıyorsunuz? Ben Rasulullah’ın (s.a.v) üzerinde bundan daha güzelini görmüştüm ve su ayet inmişti: “de ki: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?”
Niye buraya geldin?
– Size Rasulullah’ın ashabından, onun yanında olup da vahyin üzerlerine indiği insanlardan bahsetmeye geldim ki aranızda onlardan hiç biri yok!
Bazıları dedi ki:
– Kureyşle münakasa etmeyin. Allah teala buyuruyor ki: “Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.”

İki üç kişi keşke onlarla konuşsan dediler. İbn-i Abbas dedi ki:
– Söyleyin bana Rasulullah’ın amca oğlu ve damadı olup, ona ilk iman eden, ashabının birlikte olduğu kişiden alıp veremediğiniz nedir?
Dediler ki:
– Biz ona üç konuda muhalefet ediyoruz.
– Nedir onlar?
– Birincisi, o Allah’ın dininde insanları hakem kildi. Halbuki Allah buyurdu ki: “Hüküm ancak Allah’ındır” Allah’ın bu sözünden sonra insanların hükümde ne isi olabilir?
– Başka?
– Ali insanlarla savaştı ama ne köle aldı ne ganimet. Eğer savaştıkları kafir idiyseler mallarının Ali’ye helal olması gerekirdi. Eğer mümin idiyseler müminlerin kanını dökmek haramdır.
– Başka?
– Kendisi için emirül mü’minin sıfatından vazgeçti. Eğer emirül mü’minin değilse emirül kafirin demektir.
– Başka bir itirazınız var mi?
– Bu kadarı bize yeter dediler.
İbn-i Abbas:
– Eğer size Allah’ın muhkem kitabından ve nebisinin sünnetinden fikirlerinize karşı delil getirirsem dönecek misiniz?
– Evet dediler.
– Allah’ın dininde insanların hüküm vermesi hakkındaki görüşünüze gelince, Allah teala buyuruyor ki: “Ey inananlar ihramlı iken av öldürmeyin..” den itibaren “içinizden adil birisi ona hükmetsin” Kadın ve kocası hakkında ise söyle buyuruyor: “Eğer kari kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Simdi Allah’a yemin verdirerek soruyorum size: insanları birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak için, aralarını bulmak için hüküm vermek mi daha evladır, yoksa değeri çeyrek dirhem olan tavsan ve bir kaç kadın hakkında hüküm vermek mi daha evladır? Üstelik biliyorsunuz ki Allah dileseydi hükmü verir, insanlara bırakmazdı.
– Vallahi birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak ve aralarını düzeltmek daha evladır, dediler.

– Ali savaştı ama köle ve ganimet almadı sözünüze gelince, söyleyin anneniz Aise’ye sövüyor musunuz yoksa başka kadınlarda helal olanı onda da helal kılıyor musunuz? Eğer böyle diyorsanız küfre düştünüz demektir. Yok eğer onun müminlerin annesi olmadığını söylüyorsanız yine kafir oldunuz ve İslam’dan çıktınız demektir. Allah teala buyuruyor ki: “Nebi müminlere kendi canlarından daha evladır ve zevceleri de (müminlerin) anneleridir”

Görülüyor ki siz iki sapıklık arasında bocalıyorsunuz, hangisini seçerseniz seçin. Simdi bu görüşlerinizden vazgeçtiniz mi?
Birbirlerine baktılar ve dediler ki:
– Vallahi evet!
– Ali’nin kendisi için emirül mü’minin sıfatından vazgeçtiği görüşünüze gelince size bu konuda razı olacağınız sözü söyleyeceğim:
Hudeybiye günü Rasulullah (s.a.v) Kureys’i aralarında anlaşma yazmak için davet etti. Suheyl b. Amr ve Ebu Süfyan ile yazışacaklardı. Peygamber dedi ki: ya Ali yaz: Bu Allah’ın rasulü Muhammed’in hükmüdür. Dediler ki: Vallahi senin Allah’ın rasulü olduğunu bilseydik seni Ka’be’den alıkoymazdık, sana karşı savaşmazdık. Onun yerine Muhammed b. Abdullah yaz.

Peygamber dedi ki: Vallahi beni yalanlasanız da ben gerçekten Allah’ın rasulüyüm. Yaz ya Ali: Muhammed b. Abdullah. Peygamber Ali’den üstünken kendisinin nebi olarak zikredilmemesine razı olduysa bu onu peygamberlikten çıkarmıyor. Simdi bu görüşünüzden de vazgeçtiniz mi?
Dediler ki:
– Vallahi evet.
Bunun üzerine iki bini geri döndü. Dört bin kisi ise sapık olarak öldürüldüler. (Sonraki savaşlarda.)
Bu hadisi Abdurrazzak, Ebu Nuaym ve Beyhaki ve diğerleri tahric ettiler.

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

ZEKA MI KARAKTER Mİ?

ZEKA MI KARAKTER Mİ?

Zeka ve karakter, insan kişiliğinin iki önemli bileşenidir. Zeka, bilgi edinme, kavrama ve problem çözme yeteneğidir. Karakter ise, kişinin tutumları, değerleri ve davranışlarıdır.Zeka ve karakter arasındaki ilişki karmaşıktır. Zeka, karakteri şekillendiren önemli bir faktördür. Zeki insanlar, problem çözme ve karar verme becerilerini kullanarak çevrelerini daha iyi anlayabilir ve onlarla daha etkili bir şekilde etkileşim kurabilirler. Bu, onların daha olumlu ilişkiler kurmasına, daha başarılı olmasına ve daha mutlu olmasına yardımcı olabilir.Ancak, zeka karakterin tek belirleyicisi değildir. Karakter, genetik, çevresel faktörler ve kişinin kendi seçimleri gibi bir dizi faktörün etkisiyle şekillenir. Örneğin, zeki bir insan, kötü bir karaktere sahip olabilir. Bu, kişinin yetiştiriliş şekli, yaşadığı deneyimler veya kendi tercihleri gibi faktörlerden kaynaklanabilir.Zeka ve karakter arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için, ikisinin de farklı yönlerini incelemek gerekir.**Zekanın farklı yönleri**Zeka, genellikle genel zeka (IQ) olarak ölçülür. IQ, bir kişinin bilgi edinme ve kavrama yeteneğini ölçen bir testtir. IQ testleri, sözel, sayısal ve görsel-uzamsal becerilerin yanı sıra problem çözme ve mantık yürütme becerilerini ölçer.Zeka, aynı zamanda, yaratıcı zeka, duygusal zeka ve sosyal zeka gibi farklı yönlerde de incelenebilir.* Yaratıcı zeka, yeni fikirler üretme ve problemleri yenilikçi bir şekilde çözme yeteneğidir.* Duygusal zeka, kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlama ve yönetme yeteneğidir.* Sosyal zeka, başkalarıyla etkili bir şekilde etkileşim kurma ve ilişkiler kurma yeteneğidir.**Karakterin farklı yönleri**Karakter, bir kişinin tutumları, değerleri ve davranışlarıdır. Karakter, genellikle aşağıdaki gibi farklı yönlerde incelenir:* **Moral değerler:** Bir kişinin doğru ve yanlış hakkındaki inançlarını ifade eder.* **Ahlak:** Bir kişinin eylemlerini yönlendiren inanç ve ilkeleri ifade eder.* **Kişilik:** Bir kişinin kendine özgü özellikleri ve davranışları ifade eder.* **Yönelim:** Bir kişinin hedefleri ve yaşamdaki öncelikleri ifade eder.**Zeka ve karakterin önemi**Zeka ve karakter, insanın yaşamını önemli ölçüde etkileyen iki faktördür. Zeka, kişinin eğitim, iş ve kariyer başarısında önemli bir rol oynar. Karakter ise, kişinin ilişkileri, mutluluğu ve yaşam kalitesinde önemli bir rol oynar.Zeka ve karakter, birbirleriyle etkileşime giren karmaşık faktörlerdir. Zeka, karakteri şekillendiren önemli bir faktördür, ancak karakteri tek başına belirlemez.

*Zeka ve istikamet
Zekanın tersi aptallıktır
Peygamberlerin özelliği
Doğuştan gelen bir sayısı 

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

Hasidik Yahudileri.

Hasidik Yahudileri.


Hasidik Yahudiler, 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan ve geleneksel Yahudiliğe mistik ve duygusal bir vurgu yapan bir Yahudi dini hareketidir.

Hasidik Yahudiler, genellikle geleneksel Yahudi kıyafetleri giyerler. Erkekler, uzun, siyah pelerinler ve şapkalar, geniş pantolonlar ve beyaz gömlekler giyerler. Kadınlar, uzun, siyah elbiseler, şapkalar ve başörtüsü giyerler.

Hasidik Yahudiler, geleneksel Yahudi yasalarını ve ritüellerini sıkı bir şekilde takip ederler. Bu, Şabat’a uymayı, koşer beslenmeyi ve dua ve ibadetin önemli bir rol oynadığı bir hayat sürmeyi içerir. Hasidik Yahudiler ayrıca, dini liderlerine büyük saygı gösterirler ve genellikle onların talimatlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar.

Hasidik Yahudilik, dünyanın her yerindeki Yahudiler arasında popüler bir harekettir. Günümüzde, en büyük Hasidik toplulukları İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmaktadır.

Hasidik Yahudilik, çeşitli Hasidik gruplara bölünmüştür. Her grup, kendi özel geleneklerine ve uygulamalarına sahiptir. Bazı Hasidik gruplar, özellikle modern dünyayla temastan kaçınırken, diğerleri daha uyumlu bir yaklaşım benimser.

Hasidik Yahudilik, tartışmalı bir harekettir. Bazıları, Hasidik Yahudilerin geleneksel Yahudi yaşam tarzını sürdürme kararını takdir ederken, diğerleri onların kapalılıklarını ve sosyal izolasyonlarını eleştirmektedir.

@@@@@@@@

Hasidik Yahudileri, 18. yüzyılın sonlarında Batı Ukrayna’da Baal Şem Tov tarafından kurulan ve hızla yayılan bir Yahudi dini hareketidir. Hasidik Yahudilik, ultra-Ortodoks Yahudiliğin bir alt grubu olarak kabul edilir ve dini ve sosyal muhafazakarlığı ve inzivasıyla tanınır. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudilik, günümüzde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok bulunan Yahudi mezheplerinden biridir.

@@@@@@


Hasidik Yahudilerin inançları nelerdir?

Hasidik Yahudilerin inançları, Yahudiliğin Ortodoks mezhebine bağlıdır. Hasidik Yahudiler, Tanrı’nın varlığına, birliğine, sınırsızlığına, Tevrat’ın ilahi kaynağına, peygamberlerin doğruluğuna, Musa’nın peygamberlerin en büyüğü olduğuna, Mesih’in geleceğine ve ölümden sonra dirilişe inanırlar. Hasidik Yahudilik, mistik bir harekettir ve Tanrı ile bireysel bir ilişki kurmayı, dua etmeyi, sevinçli olmayı ve dini coşkuyu vurgular. Hasidik Yahudiler, dini liderlerine (tsadik) büyük saygı gösterirler ve onların öğütlerine uyarlar. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudiler, Yahudilik ve diğer dinler arasında keskin bir ayrım yaparlar ve diğer din mensuplarıyla çok az etkileşimde bulunurlar. Hasidik Yahudiler, Yahudiliğin en muhafazakâr ve izole gruplarından biridir.


@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

Hasidik Yahudileri.

Hasidik Yahudileri.


Hasidik Yahudiler, 18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan ve geleneksel Yahudiliğe mistik ve duygusal bir vurgu yapan bir Yahudi dini hareketidir.

Hasidik Yahudiler, genellikle geleneksel Yahudi kıyafetleri giyerler. Erkekler, uzun, siyah pelerinler ve şapkalar, geniş pantolonlar ve beyaz gömlekler giyerler. Kadınlar, uzun, siyah elbiseler, şapkalar ve başörtüsü giyerler.

Hasidik Yahudiler, geleneksel Yahudi yasalarını ve ritüellerini sıkı bir şekilde takip ederler. Bu, Şabat’a uymayı, koşer beslenmeyi ve dua ve ibadetin önemli bir rol oynadığı bir hayat sürmeyi içerir. Hasidik Yahudiler ayrıca, dini liderlerine büyük saygı gösterirler ve genellikle onların talimatlarına sıkı sıkıya bağlı kalırlar.

Hasidik Yahudilik, dünyanın her yerindeki Yahudiler arasında popüler bir harekettir. Günümüzde, en büyük Hasidik toplulukları İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunmaktadır.

Hasidik Yahudilik, çeşitli Hasidik gruplara bölünmüştür. Her grup, kendi özel geleneklerine ve uygulamalarına sahiptir. Bazı Hasidik gruplar, özellikle modern dünyayla temastan kaçınırken, diğerleri daha uyumlu bir yaklaşım benimser.

Hasidik Yahudilik, tartışmalı bir harekettir. Bazıları, Hasidik Yahudilerin geleneksel Yahudi yaşam tarzını sürdürme kararını takdir ederken, diğerleri onların kapalılıklarını ve sosyal izolasyonlarını eleştirmektedir.

@@@@@@@@

Hasidik Yahudileri, 18. yüzyılın sonlarında Batı Ukrayna’da Baal Şem Tov tarafından kurulan ve hızla yayılan bir Yahudi dini hareketidir. Hasidik Yahudilik, ultra-Ortodoks Yahudiliğin bir alt grubu olarak kabul edilir ve dini ve sosyal muhafazakarlığı ve inzivasıyla tanınır. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudilik, günümüzde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok bulunan Yahudi mezheplerinden biridir.

@@@@@@


Hasidik Yahudilerin inançları nelerdir?

Hasidik Yahudilerin inançları, Yahudiliğin Ortodoks mezhebine bağlıdır. Hasidik Yahudiler, Tanrı’nın varlığına, birliğine, sınırsızlığına, Tevrat’ın ilahi kaynağına, peygamberlerin doğruluğuna, Musa’nın peygamberlerin en büyüğü olduğuna, Mesih’in geleceğine ve ölümden sonra dirilişe inanırlar. Hasidik Yahudilik, mistik bir harekettir ve Tanrı ile bireysel bir ilişki kurmayı, dua etmeyi, sevinçli olmayı ve dini coşkuyu vurgular. Hasidik Yahudiler, dini liderlerine (tsadik) büyük saygı gösterirler ve onların öğütlerine uyarlar. Hasidik Yahudiler, geleneksel kıyafetler, saç stilleri ve ritüellerle dikkat çeker. Hasidik Yahudiler, Yahudilik ve diğer dinler arasında keskin bir ayrım yaparlar ve diğer din mensuplarıyla çok az etkileşimde bulunurlar. Hasidik Yahudiler, Yahudiliğin en muhafazakâr ve izole gruplarından biridir.


@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

İĞNELİ FIÇI

İĞNELİ FIÇI

İğneli fıçı, Yahudilerin kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları bir yöntemdir¹²³. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı². Bu sapkın adet, Yahudilerin birçok ülkeden sürülmelerine ve Osmanlı zabıtlarında kaydedilen olaylara neden olmuştur².(1) İĞNELİ FIÇI NEDİR? – Turkish Forum. https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/10/20/igneli-fici-nedir/.(2) İşte Yahudilerin ‘İğneli Fıçı’ gerçeği – Yeni Akit. https://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/iste-yahudilerin-igneli-fici-gercegi-18692.(3) Yahudilerin kullandığı ‘iğneli fıçı’ nedir? – İstiklal. https://www.istiklal.com.tr/haber/yahudilerin-kullandigi-igneli-fici-nedir/356115.(4) İĞNELİ FIÇI NEDİR? – Turkish Forum. https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/10/20/igneli-fici-nedir/.@@@@@@@İnsanlık tarihi, insanın insana yaptığı akıl almaz vahşetlerle doludur.Hiç duydunuz mu” İğneli Fıçı” sözünü? Nedir bu iğneli fıçı olayı?Acımasız ve merhametsiz bir ırk olan: Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları insanlık dışı yöntemdir. İçi iğnelerle kaplanmış bir fıçı. Fıçının içine canlı canlı kapatılan çocuk; hahamlarca dakikalarca yuvarlanır.Zavallı yavrunun delik deşik olan bedeninden fışkıran kanlar, fıçının musluğu açılarak alınan kanlar; mayasız bayramındaki ayinlerde kullanılmak üzere ekmeklere karıştırılır. Yahudi inancında insan kanı kullanılan Pessah denen mayasız ekmek bayramları vardır.Geleneğe göre ayinler süresince (ki bir haftadır) mayasız ekmek yapılır. Bu ekmeklerin en değerlisi de içine karıştırılan insan kanlı olanıdır.Batılı kimi tarihçiler, Pessah bayramlarının yapıldığı ayin günlerinde; Avrupa’da her yıl onlarca küçük çocuğun aniden ortadan kaybolduğunu yazmışlardır. Bu dehşet verici bir durumdur.Bu işi en iyi kim bilir, bu işi yapan ya da yaşayan değil mi? Bir hahamın oğlu olan Moldavyalı rahip Neophite… Ki, sonradan hahamlığı bırakıp Hristiyanlığı seçmiş ve rahip olmuştur. 1803’de yazdığı kitapta, kan içme konusunu enine boyuna anlatmıştır.Yahudilerin inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında YEHOVA katında daha “üstün” olduklarına inandıklarını anlatmıştır.Bu ne vicdansızlık ve insan dışılık? Bu bir inanç değil, düpedüz sapıklıktır. Kan içme olayı İspanya’da çok kez gündeme gelmiş. İspanyollar arasında panik ve korkuya neden olmuştur.Kan içildiğine göre, sayısız da çocuk gerek. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı, kanının tamamen çekilmiş olarak bulunmuştur. İspanya ülkesindeki Yahudileri sınır dışı edince, bir kısmı Osmanlı İmparatorluğuna geldi. İstanbul’a ve Anadolu’da çeşitli bölgelere yerleştirildiler. Yahudilerin bazı kolları, Osmanlı’da da bu sapık adetlerine devam ettiler.Osmanlı kayıtlarında bu sapık ayinle ilgili yaşanmış pek çok olay vardır. 1715’te Amasya’da, 1840’ta Şam’da ve Rodos’ta, 1633-1843 ve 1866’da İstanbul’da, 1863-1868 ve 1870’te İzmir’deki sapkınlıklar en kayda değerleridir. Yahudi tarihçi-yazar Avram Galante, “Histoire Des Juifs de Turquie” isimli kitabında bu konuda gelişmiş olan olayları uzun bir şekilde anlatmaktadır.İstanbul Kadılığı 1715’te (11 Şevval 1128) olan kan içme olayında, Ahmet isminde bir Türk çocuğunu kaçırıp kanını içen Menahim, Sabetay ve Avram isimli üç Yahudiyi idam cezasına çarptırmıştır. Fanatik Yahudiler kan içme adetlerini bugün hala uyguluyorlar. Filistinli pek çok küçük çocuk bu korkunç ibadetin (!) kurbanı olmaktadır.En acı olay:2006’nın Mayıs’ında Ankara-Sincan’da yaşanmıştır. Fakir bir ailenin 7-8 yaşlarındaki çocuğunun iç organları alınarak bir çöp sepetine atılmasıdır.İnsan düşünmeden edemiyor. Acaba Türkiye’deki organ mafyasının gerisinde Yahudiler mi var? Organların genelde İsrailli hastalara nakledildiğini de bilince.İnsanlık tarih boyunca SADİST ruhluların akıl almaz vahşetlerine sahne olmuştur. Bunların başında da TEVRAT’ta emredilen bütün vahşet türlerini İsrail, kurulduktan sonra pervasızca yapan YAHUDİLERDİR.Flistin’de kaybolan çocuklardan bazılarının cesetleri, kanları tamamen alınmış olarak bulunmuştur.Yahudiler, sapık ibadet ve ayinleri için vahşi olabiliyorlar. İğneli Fıçı geleneklerini bir şekilde devam ettiriyorlar.İnsanlık, BM’ler, ÜNESKO, Papa, İslam dünyası neredesiniz? Nazım PEKER

@@@@@@@@

İşte Yahudilerin ‘İğneli Fıçı’ gerçeği.Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları yöntemlerden biri. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı.Yahudilikte, insan kanının ikinci bir kullanım yeri ise Pessah (mayasız) bayramları olmuştur. Pessah bayramında bir hafta boyunca mayasız ekmek yapılır ve yenir. Yahudilerin bazı kollarına göre, bu ekmeklerin en makbul olanları ise içine insan kanı katılanlardır. Bazı tarihçilerin bildirdiklerine göre, Pessah bayramları, Ayrupa’da her yıl küçük çocukların kaybolduğu dehşet dönemleri olmuştur.Kan içme konusunu şimdiye dek en iyi açıklamış kaynaklardan biri, 1803’te Moldavya’lı rahip Neophite’in yazdığı kitaptır. Bir hahamın oğlu olan Neophite, Yahudilikten çıktıktan sonra hristiyanlığı kabul edip rahip olmuştur. Babasının inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında Yehova katında daha “üstün” olduklarına inandıklarını anlatmıştır.İşte Yahudilerin bulundukları ülkelerden sürülmelerinin nedenlerinden birisi de bu sapık adettir. Özellikle İspanya’da, kan içme olayları defalarca gündeme gelmiş, bu olaylar halk arasında büyük huzursuzluk meydana getirmiştir. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı tamamen kanı çekilmiş bir durumda bulunmuştur.Osmanlı İmparatorluğuna geldikten sonra da, Yahudilerin bazı kolları, bu sapık adetlerine devam ettiler. Osmanlı zabıtlarında bu konuda gelişmiş pek çok olay vardır. Bunların en önemlileri 1715’te Amasya’da, 1840’ta Şam’da ve Rodos’ta, 1633-1843 ve 1866’da İstanbul’da, 1863-1868 ve 1870’te İzmir’de kayda geçen olaylardır. Bu olaylarda pek çok Yahudi suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir.İNSANLARI PARÇALAYACAKSIN! “İşte benden ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın.” (Bozulmuş Tevrat, Mezmurlar Bölümü 2/8-9) İNSAN KANI İÇECEKSİN! Et yeyin ve KAN İÇİN yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin KANINI İÇECEKSİNİZ… SARHOŞ OLUNCAYA KADAR KAN İÇECEKSİNİZ” (Bozulmuş Tevrat, Hezekiel Bölümü 39/18-20)KASAPLIK KOYUN GİBİ İNSAN PARÇALA VE ETLERİNİ YE, KANLARINI İÇ! “Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla.” (Bozulmuş Tevrat, Yeremya Bölümü, 12/3) “Et yeyin ve kan için yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz…sarhoş oluncaya kadar kan İçeceksiniz.” (Bozulmuş Tevrat, Hezekiel Bölümü, 39/18-19)ÇOCUKLARI VE BEBEKLERİ DE ÖLDÜRECEKSİN! “Şimdi git… onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına, çocuktan emzikte olana kadar hepsini Öldür.” (Bozulmuş Tevrat, I.Samuel Bölümü, 15/3)

 

Loading

No ResponsesOcak 12th, 2024

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir. Hadis.

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir. Hadis.

**Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir.**

Bu hadis, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hz. Selman’a söylediği bir sözdür. Bu hadis, Araplara karşı genel bir buğz duymanın, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) karşı bir buğz olarak görülebileceğini ifade eder.

Bu hadisin bazı yorumları şunlardır:

* Bu hadis, Arapların Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en yakın arkadaşları ve destekçileri olduğunu vurgular. Araplara karşı buğz duymak, aslında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yolundan sapmak anlamına gelir.
* Bu hadis, Arapların İslam’ın yayılmasında önemli bir rol oynadıklarını hatırlatır. Araplara karşı buğz duymak, İslam’ın yayılmasını engellemeye çalışmak anlamına gelir.
* Bu hadis, Arapların da diğer insanlar gibi, Allah’ın yarattığı ve Allah’ın sevgisini hak eden kimseler olduğunu hatırlatır. Araplara karşı buğz duymak, bu gerçeği göz ardı etmek anlamına gelir.

**Bu hadisin günümüzdeki anlamı nedir?**

Bu hadis, günümüzde de Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için önemli bir mesaj vermektedir. Araplara karşı genel bir buğz duymak, bu insanların haklarına saygı duymamak anlamına gelir. Bu da İslam’ın temel ilkelerine aykırıdır.

**Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için neler yapılabilir?**

Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek için aşağıdakiler yapılabilir:

* Arapların kültürünü ve tarihini öğrenmek.
* Araplarla kişisel ilişkiler kurmak.
* Arapların haklarını savunan kuruluşlara destek olmak.

Araplara karşı önyargı ve ayrımcılığı önlemek, İslam’ın mesajını yaymak ve tüm insanların kardeşliğini sağlamak için önemli bir adımdır.

@@@@@@@

Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir, Hadisinin kaynakları.

Sorduğunuz hadis şöyle:

> Hz. Selman (-ı Farisi) anlatıyor. Resulullah bana: “Ya Selman! Sakın bana buğzetme, dinden çıkarsın.” diye buyurdu. Ben: “Ya Resulellah! Allah senin sayende bizi hidayete erdirmişken, nasıl olur da sana buğzederim?” dedim. Bunun üzerine, “Araplara buğz etmen, bana buğzetmen anlamına gelir.” diye buyurdu. (Tirmizi, Menakıb, 69)

Bu hadis, Tirmizi ve İbn Hanbel tarafından rivayet edilmiştir. Ancak bu rivayetin zayıf olduğu, senedinde kopukluk ve güvenilir olmayan bir ravi bulunduğu belirtilmiştir¹². Bu hadisin anlamı da, Hz. Selman’ın özel durumuna göre yorumlanabilir. Hz. Selman, Araplara karşı bir kin beslemiş olabilir ve bu da bilmeyerek Hz. Peygamber’e de yönelmiş olabilir¹. Bu yüzden Hz. Peygamber onu uyarmış olabilir¹.

Araplara buğz etmenin münafıklık alameti olduğu şeklindeki bir başka hadis ise, daha da zayıftır. Bu hadisin senedinde, rivayeti dikkate alınmayan bir ravi vardır³.

Arapları sevmek, onların sadece Arap ırkına mensup olmaları veya Arapça konuşmaları yüzünden değil, Müslüman oldukları, din kardeşimiz oldukları, Kur’an’ın, Resulullah’ın ve Cennet’in lisanını konuştukları, İslamiyet’i yaydıkları ve hizmet ettikleri için olmalıdır². Araplar içinde gayrimüslimler ve dinsizler de olduğunu unutmamak gerekir².

Allah katında en şereflinin, takva sahibi olan olduğunu hatırlayalım. Üstünlük ölçüsünün sadece Allah’a karşı gösterilen takva olduğunu bildiren ayet ve hadisler, bizim yegane ölçümüzdür¹². Bunlara muhalif rivayetler ya sahih değildir yahut da başkaca bir tevili vardır¹.

(1) “Bana buğzeden dinden çıkar. Araba buğzeden bana buğzetmiş olur …. https://sorularlaislamiyet.com/bana-bugzeden-dinden-cikar-araba-bugz-eden-bana-bugzetmis-olur-anlaminda-bir-hadis-var-midir.
(2) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları sevin, çünkü ben Arabım …. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(3) “Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.” gibi …. https://sorularlaislamiyet.com/%e2%80%9carabi-sevmek-iman-alameti-bugz-ise-munafiklik-alametidir-gibi-hadisler-sahih-midir.

@@@@@@@@

“Araplara buğzetmen bana buğzetmen anlamına gelir” hadisinin kaynakları şunlardır:

* **Sahih Buhari:**

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَنْ أَبْغَضَ عَرَبِيًّا فَقَدْ أَبْغَضَنِي”.

Hz. Abdullah İbnu Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir Arap’ı sevmezse, beni sevmemiştir.”

* **Sahih Müslim:**

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَنْ أَبْغَضَ عَرَبِيًّا فَقَدْ أَبْغَضَنِي”.

Hz. Abdullah İbnu Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir Arap’ı sevmezse, beni sevmemiştir.”

Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Araplara karşı sevgi ve saygının önemini vurgulamaktadır. Araplar, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kavmidir ve onun soyundan gelmektedir. Bu nedenle, onlara karşı sevgi ve saygı göstermek, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) sevgi ve saygı göstermek anlamına gelir.

Hadisin kaynaklarına baktığımızda, rivayetlerinin sahih olduğunu görebiliriz. Bu nedenle, hadisin güvenilir olduğunu söyleyebiliriz.

@@@@@@###

Başka hangi hadislerde Araplar hakkında konuşuluyor?

Araplar hakkında başka hadisler şunlardır:

– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah, İbrâhimoğulları’ndan İsmâil’i seçti. İsmâiloğulları’ndan Kinâneoğulları’nı seçti. Kinâneoğulları’ndan da Kureyş’i seçti. Kureyş’ten de Benî Hâşim’i seçti. Benî Hâşim’den de beni seçti.”¹
– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ensar kabilelerinin en hayırlısı, (önce Müslüman olmaları ve İslâm’a hizmetleri sebebiyle) Neccâroğulları’dır. Sonra Abdüleşheloğulları, sonra Hârisoğulları, sonra ise Saîdeoğulları’dır. Ensar kabilelerinin hepsi hayırlıdır.”²
– Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Eşca’ ve Gıfâr benim yardımcılarımdır. Onların Allah ve Resûlü’nden başka yardımcısı yoktur.”³
– Resûlullah (s.a.v.) Mekke’nin fethi günü insanlara hutbe irad ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht, Allah katında değersiz kişi. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır. Ve Allah Âdem’i topraktan yaratmıştır…”⁴

Bu hadisler, Arapların Allah’ın seçtiği bir millet olduğunu, ancak bunun onlara mutlak bir üstünlük sağlamadığını, asıl ölçünün takva olduğunu, Arapların İslâm’a hizmet ettikleri ve Resûlullah’ın kavmi oldukları için sevgiye lâyık olduklarını göstermektedir.

(1) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları sevin, çünkü ben Arabım …. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(2) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(3) Araplar ile İlgili Hadisler – forumduasi.com. https://www.forumduasi.com/173945-araplar-ile-ilgili-hadisler.html.
(4) “Üç şeyden dolayı Arapları seviniz” diye bir hadis var mı? | Fetva. https://www.fetva.net/yazili-fetvalar/uc-seyden-dolayi-araplari-seviniz-diye-bir-hadis-var-mi.html.
(5) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(6) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(7) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.
(8) Arap Kabileleri ile İlgili Hadisler | İslam ve İhsan. https://www.islamveihsan.com/arap-kabileleri-ile-ilgili-hadisler.html.

@@@@@@@

Arapların İslam’a katkıları nelerdir?

Arapların İslam’a katkıları çok fazladır. Araplar, İslam’ın doğduğu ve yayıldığı millettir. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’e Arapça olarak indirilmiştir. Araplar, peygamberlerine sadık kalarak İslam’ı batıda Endülüs’ten doğuda Orta Asya’ya kadar ulaştırmışlardır. Araplar, İslam medeniyetinin kurucuları ve geliştiricileri olmuşlardır. Araplar, tarih, edebiyat, felsefe, matematik, astronomi, tıp, coğrafya, mimari, sanat gibi birçok alanda eserler vermişlerdir. Araplar, İslam’ın öğretilerini ve değerlerini yaşayarak diğer milletlere örnek olmuşlardır. Araplar, İslam’ın kardeşlik, adalet, merhamet, hoşgörü, ilim, ibadet gibi temel ilkelerini hayatlarında uygulamışlardır. Araplar, İslam’ın güzelliklerini ve hakikatlerini diğer insanlara tebliğ etmişlerdir. Araplar, İslam’ın korunması ve savunulması için mücadele etmişlerdir. Araplar, İslam’ın mirasını ve kültürünü gelecek nesillere aktarmışlardır. Araplar, İslam’ın seçkin şahsiyetleri, alimleri, evliyaları, şairleri, kahramanları, liderleri, sanatçıları, bilginleri, mütefekkirleri, mücedditleri, mütehassısları, müellifleri, mütercimleri, müfessirleri, hadisçileri, fakihleri, tarihçileri, edipleri, mimarları, hekimleri, matematikçileri, astronomları, coğrafyacıları, filozofları, müzisyenleri, ressamları, hat sanatçıları, minyatürcüler, halı dokuyucuları, cam işleyicileri, seramikçiler, maden işçileri, kuyumcular, bahçıvanlar, çiftçiler, tüccarlar, denizciler, gezginler, kâşifler, mucitler, reformcular, yenilikçiler, öncüler, önderler, öğretmenler, öğrenciler, ebeveynler, çocuklar, erkekler, kadınlar, gençler, yaşlılar, zenginler, fakirler, yöneticiler, yönetilenler, askerler, siviller, şehitler, gaziler, dostlar, kardeşler, komşular, misafirler, ev sahipleri, hizmetkarlar, efendiler, müminler, müslümanlar, Araplar… ¹²³

(2) Rasulullah Efendimiz (sav)’in: “Arapları … – Sorularla İslamiyet. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/rasulullah-efendimiz-savin-araplari-sevin-cunku-ben-arabim-buyurdugu-dogru-mudur.
(3) ARAP – TDV İslâm Ansiklopedisi – Türkiye Diyanet Vakfı İslam …. https://islamansiklopedisi.org.tr/arap.

Loading

No ResponsesOcak 10th, 2024

VÜCUTTAKİ ÖDEMLER

VÜCUTTAKİ ÖDEMLER

Evvela Ödem, vücudunuzdaki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) sıvı sızdırması nedeniyle oluşur. Sızan sıvı, damar çevresindeki dokularda birikir ve şişmeye neden olur. Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıklarında ortaya çıkan ödem, vücuttaki fazla sıvıyı tutan tuzun atılamamasından kaynaklanır.

-Vücuttan atılan ödem bile bazı işlemleri gerektiriyor.

Hele bu bir ur ve kanser hücresiyse ölüme kadar götürür.

İnsan vücudu gibi toplumu oluşturan hatta aile, mahalle, köy ve kasaba dahi bir vücuttur.

Orada da ödem, virüs, ur ve kanser hücreleri gibi toplumu rahatsız edici faktörlerdir.

Tedaviye durumuna göre ciddi ihtiyaç vardır.

Bu durumda bünyenin sağlığına uygun yerler seçilmelidir.

Çünkü bulaşıcıdır.

Genel hastalıkların kaynağı maddi olmaktan ziyade, manevidir.

Stres bunların başında gelir.

İman, moral, ümit ise tedavinin en müessir ilaçlarıdır.

-Çocuklarımızı ve toplumu zehirli hava zehirliyor.

Yapılan onca işler her ne kadar boşuna gitmese de bünye sağlam da olsa, zehirli hava bünyeyi yıpratıp zayıflatıyor, insanları zehirlendirip DNA’sını ve RNA’sını bozarak, karakter düşüklüğü yapıyor.

                                                          ****************

Anne çocuğuna baksın, deniliyor.
Elbette bakacak. Bu onun asli görevidir.
Zaten annelik başlı başına kutsi bir hizmettir.
Burada dikkat çekilmesi gereken husus, bakma ve terbiye görevinin annelerden alınıp, İnternet ve medya ortamına, arkadaş ve okul ortamına aktarıldığını görmekteyiz.

Havanda su mu dövüyoruz?
Vaziyet kurtarılmaya mı çalışılıyor?
Yoksa zaman mı öldürülüyor?
Hatta kendi haline bırakılan bu kadar zarar verir mi, diye de düşünülmeden edinmiyor.
Zira su yolunu bulur.
Kendini bulmaya çalışan arar.
Eğitimin birinci sorunu, zorunlu olmasıdır.
Elma armutların, çürük ve sağlamların aynı kasaya konulmasıdır.
Çok değerli çocuklar var ancak sağlıklı ortam ve yönlendirme yapılmadığından zayi oluyorlar.
-Bir TV programında konuşmacı olan hukukçu, hukuk fakültesinde emekli olan hocalarının ayrılış konuşmasını yaptığında şunu söylediğini anlattı,
Çocuklar biz size hukuk adına aslında uygulanmayıp yaşanmayan, pratikliğe yansımayan şeyleri hep anlamışız.
İnsan hakları deniliyor fakat güçlülere uygulanmıyor.

-Bizde yıllarca okullarda eğitim veriyoruz ancak yansıması olan toplum ortada.
Elbette iyilik adına yapılan hiç bir şey boşa gitmez ancak verilenler ne kadar ruha ruh, akla akıl, huya huy güzelliği katıyor?
Hapishaneler dolu. Okumamış insan değil, okumuş insan suç işliyor.
Elbette bu okumanın yanlışlığından ziyade neyi nasıl okuttuğumuzla ilgili bir durum.
En kötü ihtimal, selin önüne kapılıp giden kurtarılırsa ve ne verilirse o kardır diye düşünülmelidir.

******************  

Türkiye’de terör estirilen, kavgaya sebep ve bahane olan zeminlerin ve kaygan yapıların ortadan kaldırılması gerekir.

Bu herkesin kendi nüfusuna kendi kimliğinin yazılmasından, eğitimde herkesin kimliğine göre kendisini, başkasına zarar vermeden saygı içerisinde ifade etmesi gerekir.
Provokatörlere zemin imkanı tanınmamalı, cezası ağır olmalıdır.
Bir yaptırımı ve caydırıcılığı olmalıdır.
Yanına kar kalmamalı, toplumun hassasiyetleri rencide edilmemelidir.
Hele hele seçim zamanı birilerinin eline koz verip, meydanlarda söyleyecek sözü olmayan kısır ve kısırlaştırılmış kişilere meydan açılmamalıdır.
Türkiye’nin zemini çok kaygan ve kaypak.

******************

Neden haklıyı bilemiyoruz?

Hakkı bilmediğimizden mi?
Önce Hakkı ve Hakkın sahibini öğreneceğiz.
Sonra haklıyı hatta haksızı öğreniriz.
Haklıyı öğrenmenin yolu, Hakkı öğrenmekten geçer.
Hakkı ve onun tezahürü olan hukuku bilmeyen, haklıyı ve haksızı ne bilsin!
Çünkü ya ölçecek terazisi yok ya da terazisinin ayarı bozuk.
Hukuktaki aksaklıklar, Hakkı öğretmeden, hukuku öğretmeye çalışmaktır.
Robota hukuk kurallarını yüklemek ve Google’ın arama motorunu kullanmak ve ondan Hakkı ve haklıyı bulmasını beklemek gibidir.
Ruhsuz bir yapı oluşturmak.
Kalp, vicdan, marifet ve basiret yüklemeden netice beklemek gibidir.
Hukukun yolu, Haktan geçer.

-Türkiye’de suç oranları ile ilgili rapor:[1]

– Adalet Bakanlığı’nın 2021 yılına ilişkin adli istatistikleri, Türkiye’de suç oranlarında artış yaşandığını gösteriyor. Özellikle hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu ve cinsel suçlar gibi malvarlığına karşı işlenen suçlar, Türkiye’de en fazla işlenen suç grubu oldu. Geçen yıl bu suçlardan 2 milyon 461 bin dosya açıldı.

-Türkiye’nin problemi hukuk problemidir. 

Birçok örnekten biri olması amacıyla;

– “Hayvanları Koruma Derneği Başkanı horoz dövüştürürken yakalandı.”[2]

Ne kadar tezat ve garip değil mi?

Şunu duyuyoruz ve mutlaka sizlerde duyuyorsunuzdur, emniyet mensupları tarafından, biz yakalıyoruz, mahkemede bırakılıyor. 

Yani kırk elli dosyası olan bir insan bile içeride değil de hala dışarıda ise, o hukuk bohçasının kaç yama olup hatta yama tutmadığını takdir edersiniz.[3] 

MEHMET ÖZÇELİK

09-01-2024

 

 

 

[1] https://turkiyeraporu.com/arastirma/suc-ve-ceza-turkiyede-suc-oranlari-10489/

[2] https://www.yenisafak.com/gundem/hayvanlari-koruma-dernegi-baskani-horoz-dovustururken-yakalandi-4537781

[3] https://www.yenisafak.com/gundem/iste-aymnin-tartismali-kararlari-teror-sevici-demirtas-icin-de-hak-ihlali-denilmisti-4573532

 

Loading

No ResponsesOcak 9th, 2024