37 Yılını Eğitime vermiş bir Tarih öğretmeninin ecdadından öğrendiği metodları, ve Risaleyi nurdan aldığı İslami eğitimin olması gereken yönlerini yansıtan bir anlayışla yazmaya çalışacağım.Eğitim camiyasında son yaşanan elim vakalar beni de candan yaraladı ve üzdü, bunun üzerine hafızamda şu fikirler canlandı.
Başta Osmanlı ve tüm ecdadımızda Eğitimin ana hedefi manevi bilgilerle donanmış, dinini, vatanını, Milletini seven hayatını bu gayeler üzerine vakveden insanlar yetiştirmekti. Bu hedefin var olduğu sürede maddi-manevi zaferden zafere, başarıdan-başarıya koştuk. Milleti ve devleti ihya ettik.Askeri zaferleri, teknoloji ve gönül kazanma zaferleriyle taçlandırdık. Böyle olduğu süreçte de hem içerde hem dışarıda asayiş ve huzuru temin ettik. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir Ermeni yazarın ifadesiyle”Doğudan batıya en zayıf bir insan bile başında altın dolu tepsiyle güven içinde seyahat edebilirdi”Kısaca bu seviyeyi maneviyat dolu ALLAHIN RIZASINA UYGUN bir eğitim anlayışıyla gerçekleştirdik. Çünkü herkesin omuzunda kamera ile takip edildiği Rabbimizin görüp yazdığı bir gün ona göre hesap vereceği anlayışını yerleştirdik.Tabi bu anlayışı anlamayan şeytana uyan her dönemde olabilir ancak onlar azınlık olduğu için cesaret edemezdi. Tüm büyüklere ve özellikle ilim adamına, öğretmene saygı mükemmel işlenmiş ve yaşanıyordu.Hz Ali nin ”Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü yüreklere nakşedilmişti.Bu durumu 17. YY dan itibaren keşfeden batılı haçlılar; Türk-İslam Milletinin tüm başarılarının KURAN temelli olduğunu da anladı. İngiliz müstemleke nazırı (sömürge Bakanı) Glodiston’un ifadesiyle “Bu Türklerin başarısının temelinde KURAN ahlakı vardı” Öyleyse bu milleti Kuran hükümlerinden soğutmak, sadece zihinlerde bırakmak taklitçi yapmak lazımdı. Nihayetinde öyle de yaptılar.
16.YY da Avrupada başlayan Sekülerizm (Dünyevileşmek) 18. YY da modernizme dönüştü. Yavaş yavaş bozulan Osmanlı Eğitimi maalesef 19.YY. dan itibaren sekülerleşmeye başladı.20. YY da iyice hızlanınca hepimizin şikayet ettiği “Ben tok olayım başkaları bana ne, Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın, Her koyun kendi bacağından asılır” vb duygular yerleşmeye başladı. Ahiret ve esas yatırım unutulup bütün yatırımlar Dünyaya yapılmaya başlandı.Dünya esas gaye oldu. Oysa “Kimin derdi dünya ise başında dünya kadar derdi oldu” Rabbimizin emirleri Efendimizin sünnetleri bir kenara bırakılıp özellikle kaçmamız gereken “BÜYÜK CİHAD”olan nefis ön plana çıktı. İman esasları zayıfladı taklitçiliğe dönüştü. Üstad Bediüzzaman buyuruyor ki; “nevi insanın1/3 ünü teşkil eden gençler,hevesatları galeyanda,hissiyata mağlup,cüretkar,akıllarını başlarına almayan o gençlerAHİRETE İMANI KAYBETSELER,VE CEHENNEM AZABINI HATIRLAMASALAR, HAYATI İCTİMAİYEDE EHLİ NANUSUN MALI VE IRZI,ZAYIF İHTİYARLARIN RAHATI VE HAYSİYETİ tehlikede kalır” hatta bu yüzden analar babalar hatırlanmaz oldu, öğretmene saygı kalmadı. Haa şunu da 37 yıl haykırdım bu durumun temel müsebbibi ana-baba ve öğretmenlerdir. Neden mi: Çoğumuz seküler eğitimin gereği olarak ahireti ve manevi eğitimi 2. plana attık.Varsa da yoksa da akademik eğitime odaklandık. Maalesef Kuran ve dini derslerde bile çocuklara üniversite hazırlığı yaptık.Çocuklar namaz kılmıyor umurumuzda olmadı AMAAA günde belli miktar test çözmüyorsa hesaba çektik, bu gün namazını kıldınmı sorusu belki hiç sorulmadı ama test çözdün mü? Karnını doyurdun mu? Sırtını iyi giy üşütme şemsiyeni al denildi Lakin, Sakın namazlarını kaçırma! Kimseye kötülük yapma, İnsanlara iyilik yap. Gibi dinimizin gerekleri hatırlatılmadı.
Pekii SONUÇ ne oldu maalesef gözünü kırpmadan akranını anasını dedesini, ebesini (nine) Öğretmenini korkmadan utanmadan öldürebilen bir nesil türedi. CEZA VE FATURA AMELİN CİNSİNDEN KESİLDİ.Tabi ki hepsi böyle değil güzel üniversiteleri kazananlar da var fakat çeşitli kurumlara gittiğimizde çoğumuzun şikayetçi olduğu; Yüksek para almadan muayene etmeyen doktorlar, Virüs ve muzır proğram yapan bilişimciler, malzemeden çalan müteahhit ve inşaatçılar, Rüşvetsiz iş yapmayan memur ve görevliler, iyisini öne dizip tezgahın arkasından çürük mal satan pazarcılar, ana- babaya bakmayan evlatlar, çalıştığı yeri soyanlar, ders kaynatan öğretmenler, tarihi geçmiş mal satanlar var. Bu sayıyı örnekleri çoğaltabiliriz. Maalesef bütün bunlar Seküler ve Allah rızsına uymayan ecdadın ruhunu sızlatan eğitimin ürünü.
PEKİ ne yapmalıyız ki bu sıkıntılar gitsin Toplum huzur bulsun. Bunun cevabı çok basit “KALPLER ANCAK VE ANCAK ALLAHI ANMAKLA MUTMAİN OLUR, DOYAR HUZUR BULUR” tabi ki ANMAKTAN KASIT ONUN DEDİĞİ TARZDA YAŞAMAK, İSLAMA GÖRE YAŞAMAK, Evlerde nefsin karı veya kocanın değil Rabbimizin HAKİM ve HAKEM olması, Hangi görevde olursak olalım bu görev ve imkanın Rabbimiz tarafından rızasını ve ahireti kazanmaya vesile olduğunu bilmek. Dünya hırsından kurtulmak nerede fazla kalacaksak oraya ağırlık vermek. “Hiç ölmeyecek gibi dünya için HER AN ÖLECEK gibi ahiret için çalışmak”Rabbimizin kamerasını her yer ve zamanda çekimde olduğunu unutmamak, Verilen nimetlerden Özellikle boş zaman, Gençlik ve ömür nimetinden hesaba çekileceğimizi unutmamak.Üstad ne güzel özetlemiş bakın;”Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak, onun da bütün harekât ve ef’âli yazılıyor, tesbit ediliyor. Ve a’mâlinin neticeleri hıfzediliyor ki, muhasebe-i kübrâda ona göre derece alsın. “Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz.””Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (a.s.m.) kendine rehber etmek gerektir.”
Rabbimiz Rızasına uygun yaşamayı, Rızasına uygun ameller işlemeyi ve çalışmayı, Sünneti seniyyeye ittiba ederek gerçek huzuru Ümmet ve Milletçe yakalamayı, Sağlam ve rızasına uygun nesiller yetiştirmeyi nasip etsin Rızasından sapıp topluma Millete zararlı olanları da tez zamanda ıslah etsin…