DÜŞÜNDÜREN SÖZLER-1-







![]()
İMAN VE HAYAT
İmanın ruhunun girdiği yerde hayatta yeşeriyor.
Yeter ki kişi iman fişini, marifetullah pirizine takmış olsun.
İmandan nasibi olmayan, karanlıkta kalmaya mahkumdur.
-Ruh bu dünyaya maddi hakikatleri almak için, maddenin mahsulü olan manayı elde etmek için gönderilmiştir.
Ruhun keşif ve nüfuz alanları olduğu gibi, maddenin de keşif ve nüfuz alanları sonsuza uzanmaktadır.
Maddeden müteşekkil olan her şeyi bir düşününüz ve de onların ifade ettiği hakikatlere bir bakınız.
Hayret içerisinde kalınacaktır.
Buradan alınıp geliştirilen bedenin, kendi manasını ifade ettikten sonra tekrar burada bırakılması, ruhun alması ve kendisini götüreceği hedefi elde etmiş olmasındandır.
*****************
Vahye Mazhar olunca arı, hayvanlar içinde bir hayvan olan arı gibi bir hayvan şifalı bir balı Allah’ın izniyle insana sunuyor.
Arıyı diğer hayvanlardan farklı kılan onun vahye Mazhar ve muhatap olmasındandır.
Aynen bunun gibi de, vahye Mazhar olup onun gereğini yapan insanla, yapmayan insan arasındaki fark da böyledir.
Vahiy ile ölü diriltildiği gibi, ölmüş kalpler, akıl ve duygularda hayat bulmaktadır.
Buda o şeyin Allah ile olan nisbeti ve mensubiyeti ile gerçekleşmektedir.
Vahyin mertebeleri var.
En aşağı mertebesi olan arıda böyle olursa, insanda olduğunda neler yapmaz ki!
Nitekim Samiri bile, Cebrail-in atının bastığı yerden aldığı toprakla böğürüp konuşan buzağı yapmıştır.
Vahyin iletişim kaynağı ve santrali olan Cebrail, vahyi götürdüğü yerlere hayatı ve insaniyeti de götürmekte, oraları maddi manevi hayata kavuşturmaktadır.
-“Her Şey Zikreder Ancak Siz Bilemezsiniz.
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz.”[1]
-“Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.”[2]
MEHMET ÖZÇELİK
01-11-2019
[1] İsra, 44.
[2] Hicr, 29.
![]()
DÜNYEVİLEŞME
Dünyevileşme ve sekülerizm müslümanların hem ayak bağı ve hem de makamla beraber en büyük imtihanıdır.
Batıda materyalizmin öldüğü ve bitmesi üzerine yazı kaleme almıştım.[1]
Kıtlıktan çıkmış ve görmemiş olan bizler maalesef maddeye yenik düştük.
Rehavet yaramıyor.
-Süleyman Efendi ve Menzil Cemaatı bu günlerde hedefte.
Avaba bu saldırı ve musibetler madde ile iç içe olduklarından ve bu konuda ifrat hareket etmelerinden dolayı mıdır?
Bu konuda kendilerini sorgulamaları ve şeffaf olmaları gerekmez mi?
Bunlar zor dönemin insanları.
Zorlu dönemlerde zorlu hizmet verdiler.
Yine de vermektedirler.
Bunlarla ilgili, kendilerinin de takdir ettikleri bir program yaptım Süleyman Efendi ile ilgili olarak, ulusal Adıyaman AsuTv’de.
Ancak uzun süre madde ile anılır oldular.
Köylere gidip buğday toplamaktan, para ve yer bulmaya kadar hırs göstererek hizmetlerini sürdürmeye çalıştılar.
Elbette maddi imkan olmadıkça bunca hizmetler nasıl yürütülecektir?
Bu cemaat bu hoş olmayan durumdan, daha ifrat derecede fetönün kendilerini gölgelemesiyle o gösterilen hırs ve gayret perdelendi.
Peygamberler maddeyi hizmetin önüne geçirmediler.
Bediüzzaman ve Süleyman Efendi köy köy dolaşıp para ve mal toplama gaile ve telaşına düşmediler.
Madde ile imtihan olunuyoruz.
Elbette Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Bu zamanda İslam’ın terakkisi maddeden terakkiye mütevakkıftır.”
Ancak madde mananın ve hizmetin önüne geçmemeli ve geçirilmemelidir.
Elbette herkes böyledir demek istemiyoruz.
Bir kişinin yaptığı maalesef umuma mal ediliyor.
Vasatı korumalı, hizmet cemaatleri madde ile anılmamalıdır.
-Peygamber Efendimiz (s.a.s), Bahreyn halkıyla bir barış antlaşması yapmış ve oraya bir elçi göndermişti. Bu elçi bir müddet sonra yüklü miktarda malla Medine’ye geri döndü. Ashâb-ı kirâm merakla elçinin ve getirdiği malların etrafında toplanmaya başladı.
O esnada mescitten çıkan Allah Resûlü (s.a.s), durumu görünce önce gülümsedi, sonra şu uyarıda bulundu: “Sevinin ve sizi sevindirecek nimetleri bekleyin! Vallahi sizin için fakirlikten korkmam. Ancak ben, sizden önceki ümmetlerin önüne dünya nimetleri serildiği gibi sizin önünüze de serilmesinden, onların o dünya nimetleri için yanıp tutuştukları gibi sizin de yanıp tutuşmanızdan ve bunun onları helâk ettiği gibi sizleri de helâk etmesinden korkarım.”[2]
MEHMET ÖZÇELİK
01-11-2019
[1] http://www.tesbitler.com/2015/01/02/mujde-materyalizm-yikiliyor/
[2] 1 Buhârî, Meğâzî, 12; Müslim, Zühd, 6.
![]()
DİZGİN
ORDU DİZGİNİ ELİNE ALDI
Bir asırdır maalesef DİZGİNİ başkalarının elinde olan ordu, yüz yıl sonra o dizgin ve kontrolü tekrar eline aldı.
ABD ve İsrail orduyu maddi ve manevi sülük gibi emiyor, kontrolü elinden bırakmıyor ve on yılda bir yaptığı darbelerle hep geri ve geriye saydırıyordu.
-Bediüzzaman’ın dediği gibi; orduda bir ruh
var, o benimle beraberdir, der. Yani bin yıllık İslamın bayraktarlığını yapan
ordu, dünyaya adaleti götüren ordu bu ordudur.
Ve diğer bir sözünde; Ordu bilerek
baltayı ayağına vurmaz.
Ordu bunu gösterdi. İçerisinde darbeye
zemin hazırlayan, terörü besleyen, menfi insanları destekleyenleri ordu
dışarısına atmış, adeta içini kusarak temizlemiş veya en azından o alanda bir
adım atmıştır.
Ancak yeterli mi? Elbette değil.
Ordu bin yıllık birikimini üç-beş
darbeciye elbette feda etmez, etse bile o ruh ettirmez.[1]
**************
Dağda bitirilen PKK şimdilerde şehirlerde ve şehirlerde uyuşturucu tüketilen bar ve barınaklarda mı?
Uyuşturucu yetiştirici ve satıcısı olan PKK, merkezlerde dostlarının yanında mıdır?
Uyuşturucuyu başta büyük şehirlerde yaygınlaştırarak…
Uyuşturucu sefahet ve rezaletlerle, el değiştiren CHP’li belediyelerin içkiyi serbest bırakmasıyla gençler PKK’nın kucağına itilmektedir…
-İstanbul-da gün be gün mide bulandırıcı uygulamalar sergilenmektedir.
Menfiliklere katkısı olanlar dünyada mahcubiyeti, ahirette perişaniyeti yaşıyacaklardır.
Musibetlere davetiye çıkarıldı.
-“İmamoğlu’na destek veren o isimlere zor soru: Rahatladınız mı, mahallenin kıskançları!.[2]
-İstanbul-u sel aldı!
İşte İstanbul-da ahlaksız bir uygulama.
Yüz sene önce rusyada uygulanan aşağı ve aşağılık bir uygulama.[3]
-“Bîçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar. Ve bilhassa şimâlde koca bir devlet, gençlik hevesâtını elde ederek, bu asrı fırtınalarıyla sarsıyor. Çünkü, âkıbeti görmeyen kör hissiyâtla hareket eden gençlere ehl-i nâmusun güzel kızlarını ve karılarını ibâhe eder. Belki, hamamlarında erkek, kadın beraber çıplak olarak girmelerine izin vermeleri cihetinde, bu fuhşiyâtı teşvik eder. Hem, serseri ve fakir olanlara zenginlerin mallarını helâl eder ki, bütün beşer bu musîbete karşı titriyor.”[4]
***************
ABD’nin aynası tarihi: Öldürmeyi çok iyi biliyorlar.[5]
60 yıldır içteki darbelerle Türkiye’yi vuran ABD, şimdide dışarıdan vurmaya çalışıyor, NATO ile beraber…
-CIA ve NSA eski çalışanı Edward Snowden, “Irak’ta kaosa neden olan IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbarat teşkilatları vardır. IŞİD bölgede İsrail’in güvenliğini tesis ediyor.” dedi.
**************
Anayasa Mahkemesi, nikahsız bir kadınla aynı evde yaşadığı gerekçesi ile TSK’daki görevinden atılan jandarmanın özel hayatının ihlal edildiği kararını verdi.
Anayasa Mahkemesi (AYM), askeri personele, evli ve 2 çocuklu kadınla birlikte yaşadığı gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) çıkarılma cezası verilmesini, ‘özel hayatın gizliliği hakkının’ ihlali saydı.[6]
-Türkiye yüz yıllık uygulamalarını sorgulamalıdır.
Laiklikten Atatürkçülüğe, Atatürkü Koruma Kanunundan Eğitim sistemine kadar tartışılan ve kavga edilen, toplumu bağlayan bağlardan kurtulma uğruna konuşulup çözüm üretilmelidir.
-Atatürkçü zihniyet hala Atatürkün yeterince anlatılamadığını iddia ediyor.
Her halde asılanlar az geldi.!?
Bin yıllık birikimlerin üzerine dökülen betonlar yetersiz görüldü.!?
Ana sınıfından üniversiteyi bitirene kadar, devletin her kademesindeki hakimiyetini sürdürmeye, yetmemiş olacak ki, dünyada benzeri görülmemiş bir şekilde kanunla korunmaya kadar gidildi.
Buna rağmen problem içte değil dışta aranmaktadır.
-Kadir Mısıroğlu, “Kırk Görgü Şahidinden Naklen Benden Tarihe Haberler” isimli kitabında son devrin önde gelen hâfızlarından olan Cevdet Soydanses’in, Balıkesir’de askerlik yaptığı günlerde M. Kemal ile olan bir hatırasını kendisine şöyle anlattığını naklediyor:
“Ben Balıkesir’de askerlik yapıyordum. Bir akşam gece yarısına yakın yatakhanemize bir çavuş gelerek:
‘- Aranızda hafız var mı?’ diye sordu.
‘- Ben hafızım.’ dedim.
‘- Benimle geliyorsun.’ dedi.
Giyinip, yatakhaneden çıktım. Ben hasta, ölmek üzere olan biri var da Kur’an okunacak sanıyordum. Birlikte merkez binaya gittik. Kapının önünde çavuş, kapıyı tıklattıktan sonra içeriden:
‘Gel!’ denilmesi üzerine kapıyı açtı. Selam ve resmi ta’zim ifasından sonra:
‘- Hafızı getirdim.’ dedi.
‘- Sen çık, O gelsin.’ dediler.
Çavuş çıktı, ben içeri girdim. Askerce selam verdikten sonra hazırol vaziyetinde bekledim. Karşımda bir güruh vardı. Önlerinde rakı kadehleriyle yemek yiyip, çerez atıştırıyorlardı. Tavanda mutantan bir avize, gözleri kamaştırmaktaydı. Birçok masa birleştirilerek tek bir masa haline getirilmişti. Masanın başında gazetelerden tanıdığım M. Kemal, etrafında ise sivil ve asker birçok kimse yemek yiyip, içki içiyorlardı.
M. Kemal Paşa bana hitaben:
‘- Sen hafız mısın?’ diye sordu.
‘- Evet’ cevabını vermem üzerine:
‘- Peki, bize Kur’an’dan bir şey oku.’ dedi.
‘- Ne okuyayım?’ diye sordum.
‘- Sure-i Rahman oku!’ dedi.
Bu emir üzerine ben hemen yere çömeldim, cebimden takkemi çıkararak başıma koydum. O, bu hareketimi görünce:
‘- Bakın, bakın! Nasıl bir ta’zim vaziyeti alıyor!’ diye söylendi.
Ben duymamazlıktan gelerek Euzubesmele’yi çektikten sonra Sure-i Rahman okumaya başladım. Biraz sonra ‘Febieyyi alai rabbiküma tükezziban’ yani ‘Şimdi rabbinizin hangi nimetini tekzib eder, yalan dersiniz?!’ mealindeki ayete geldikçe bana elindeki kadehi sallayarak:
‘- Hangi nimetini tekzip ettik. Kuru fasülyesini mi, yeşil pırasasını mı?!’ gibi laflar atmaya başladı. Malumunuz bu ayet orada çok tekerrür (tekrar) eder. Her defasında benzer istihzalar savurdu (inceden alay etti) ve nihayet:
‘- Yeter, yeter artık! Hadi defol!’ dedi. Ben ayağa kalkıp çıkmak üzereyken masadaki şişman birisi yüksek sesle:
‘- Gazi Hazretleri! Bu millete Tanrı olarak sen yetersin. Başka Tanrı gerekmez!’ demesi üzerine umumi bir bravo ve alkış sesiyle kadehler ayağa kalktı ve:
‘- Gazi Hazretleri şerefine!’ sayhalarıyla rakıyı yudumlarlarken ben sür’atle kaçıp, oradan uzaklaştım. Ertesi gün bu şişman herzegunun kim olduğunu merak ettiğimden mahalli gazeteyi aldım. Orada bu sofranın resmi vardı ve masadakilerin de ismi yazılıydı. Bu mel’unun Yunus Nadi olduğunu oradan öğrendim.”[7]
MEHMET ÖZÇELİK
01-11-2019
[1] https://www.gunebakisgazetesi.com/kose-yazilari/ruh-ayaga-kalkti/
[2] https://www.takvim.com.tr/guncel/2019/10/31/imamogluna-destek-veren-o-isimlere-zor-soru-rahatladiniz-mi-mahallenin-kiskanclari
[3] https://suleymaniyehamami.com.tr/
[4] Bediüzzaman.Sözler.135-136.
[5] https://www.yenisafak.com/gundem/abdnin-aynasi-tarihi-oldurmeyi-cok-iyi-biliyorlar-3512406
[6] https://www.ntv.com.tr/turkiye/aym-nikahsiz-yasadigi-icin-tskdan-atilan-jandarma-icin-ihlal-karari-verdi,l-ygHd7pYk2cO2Tn65F4IQ
[7] Yunus Nadi ve M. Kemal…Benden Tarihe Haberler. Kadir Mısıroğlu.
Bak. http://www.davetci.com/rnur_sualar_5.htm
![]()
İSLÂM DÜNYASI MİSYONER KUŞATMASINDA
Bugün Ortadoğu’daki yandırılan ateşin malzemeleri yüzlerce yıllar öncesinde hazırlanmıştı.
Bu eserden yaptığımız alıntılar bunun izahıdır.
-İSLAM ÂLEMİ ve İNGİLİZ MİSYONERLER-Bir Misyoner Nasıl Yetiştiriliyor?
Yzb. Ahmet Hamdi Bey-Adlı eserden;
“Osmanlı Devleti ile Fransa Krallığı arasında başlayan dostluğun bir sonucu olarak, bilhassa Galata’da yerleşen, Katolik mezhebine mensup Cizvitler vasıtasıyla misyonerlik faaliyetleri Osmanlı topraklarında da görülmeye başlamıştır. Galata’da Saint Benoit Kilisesi’ne yerleşen ve burada Saint Benoit Okulu’nu kuran Cizvitler, ilk olarak Müslüman halk üzerinde faaliyet göstermeye çalışmış, ancak, başarılı olamayınca Ermeniler üzerinde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
Bu dönemden itibaren Osmanlı topraklarında yerleşmeye başlayan bu ilk misyonerler yazdıkları eserlerle daha sonraki dönemlerde aynı yolu takip edecek meslektaşlarına ön ayak olmuşlardır.”[1]
-Bugün fetönün pensilvanyada kaldığı karargah, Cizvit papazlarının karargahıdır.
-“İngilizler, 1840’tan itibaren Lübnan ve Suriye bölgelerinde Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında meydana gelen çatışmalardan faydalanarak kendi mezheplerinden olanları himaye etmek bahanesiyle olaylara müdahale etmişler, bu vesileyle nüfuzlarını kuvvetlendirmeye çalışmışlardır. İngilizler nüfuzlarını güçlendirmek amacıyla misyonerleri kullanmışlardır.”[2]
-Bugün Suriye ve etrafındaki kavgaların gerçek sebebi de anlaşılmış oluyor.
-“Bu dönemden itibaren Osmanlı ülkesinde yaşayan azınlıkların haklarını koruma bahanesiyle, dış güçler tarafından sürekli olarak devletin iç işlerine müdahale edilmiş, misyonerler siyasî propagandanın en önemli elemanları olarak görev yapmışlardır. İtalya ve Avusturya Katolikleri, İngiltere, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri Protestanları, Rusya ise Ortodoksları himaye bahanesiyle Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmeye çalışmışlar, bu müdahaleyi de çoğunlukla gönderdikleri misyonerleri vasıtasıyla gerçekleştirmişlerdir.
-Misyonerlik faaliyetlerinin en etkili unsurlarından birisi azınlık okulları olmuştur. Batılı büyük devletler, Osmanlı topraklarında himayeleri altına aldıkları azınlıklar için kurmuş oldukları okullarında, etnik azınlıkları kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardır.(B. Kerimoğlu, s. 41. B. Küçükoğlu’na göre, misyoner okulları, Batılı devletlerin emellerini gerçekleştirme yolunda kullandıkları en güçlü silah olmuş ve Osmanlı Devleti’ni yıkma yolunda en verimli şekilde kullanılmıştır. Bu devletler köylere kadar yayılan okullarıyla bu bölgelerde nüfuz sahibi olmuşlardı. Bu okullarda gerçekleştirilen Müslüman-Türk düşmanlığı fikrinin benimsetilmesiyle yıllarca bir arada yaşamış, kültürel yönden bir çok değer geliştirmiş ve hatta akraba Türk toplulukları bile birbirine düşman yapılmış, ülke bağımsızlık mücadelelerinin verildiği kamplar diyarına dönüştürülmüştü (B. Küçükoğlu, s. 87).
-“Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bilhassa üç misyoner okulu çok önemli üç misyonu üstlenmişti. Bunlardan birisi olan Robert Koleji’ne Bulgar ayrılıkçılığının liderleri yerleştirilmişti. Harput’taki Fırat Koleji, Ermeni ayrılıkçılığının liderlerinin yerleştirildiği okuldu. Merzifon’da kurulmuş olan Amerikan Koleji ise daha ziyade Pontus hareketinin merkezi durumundaydı.”[3]
-“Orta Doğu’da bu misyonu en iyi yerine getiren bir diğer okul ise Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi idi. Bu okul 1866 yılında misyonerler tarafından kurulmuştu. Suriye’deki ilk Protestan Koleji olarak kurulan bu okulun etkileri bütün Arap dünyasında kısa süre içerisinde hissedildi. Bu okulda okuyan Müslüman öğrenciler hileli yollarla kendi dinlerinden uzaklaştırılmış, kendi dinlerine zıt doktrinlerle eğitilmişlerdi. Bu propaganda neticesinde, öğrenciler son sınıfa geldiklerinde kendi dinlerine karşı hararetli birer muhalif haline gelmişlerdi. Bu okuldan mezun olan öğrenciler daha sonraki dönemde Arap milliyetçiliğinin en ateşli savunucuları ve yeni oluşan Arap devletlerinin liderleri olmuşlardır.( A. Gürkan, s. 337-339.)
-Bugün Suriye ve çevresindeki kavgalar, yüz yıllar öncesinden ekilen zehirli tohumların mahsulleridir.
-“Faaliyet gösterdikleri bölgelerde yaşayan yerli halkın dillerini, dinlerini, örf ve adetlerini en ince ayrıntısına kadar öğrenmişler ve bu konular üzerinde akademik sayılabilecek çalışmalar yapmışlardır.
-Misyonerlerden birisi bu eserin kahramanlarından Şeyh Abdullah Mansur idi. Abdullah Mansur, Yemen’de botanik bilimcisi olarak faaliyet gösteren, aynı zamanda da Müslüman kimliği altında, bölge halkının kendisine çok önem verdiği bir şeyh olarak güçlü bir nüfuza da sahip olmayı başaran bir misyonerdi. Üstelik o bu bölgede bulunan tek misyoner de değildi. Elinizdeki kitabın yazarı Osmanlı ordusunda görev yapan Yüzbaşı Ahmed Hamdi Bey, Yemen’de bulunduğu sıralarda, bölgede yoğun olarak çalışan misyonerler hakkında yaptığı araştırmada; Şeyh Mansur gibi misyonerlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmakla birlikte, görüştüğü Misyon Cemiyeti’nin önde gelen üyeleri, bölgede bilhassa İngiliz desteği ile yetişen misyonerlerin yetişme şekilleri, faaliyet sahaları, bağlantılı oldukları kimseler hakkında detaylı bilgi vermekte, misyonerlik teşkilatının işleyişini de gözler önüne sermektedirler.
-Misyonerler çocuk yaşta hizmete alınırlar. İleride görevlendirilecekleri işe göre, ilmî, ahlakî ve fikrî eğitim alırlar. Mesela, İngiliz Misyoner Cemiyeti’nin bu konuda izlemiş olduğu yol şu şekildedir. Cemiyet, her yıl, ihtiyaca göre, okullarda eğitim gören çocukların en zekilerinden, babalarının da iznini almak suretiyle, otuz-kırk tanesini seçer. Seçilen bu öğrenciler devlet güvencesi altına alınır. Öğrenciler, yeteneklerine göre, üçer-beşer ayrılarak, dünya üzerinde, İngiliz devleti için önem arz eden bölgelere gönderilirler. Mesela, ikisini Türkiye’ye, üçünü Nûbî’ye ve Sudan’a, dördünü Hindistan’a, üçünü Tibet’e, beşini Rusya’ya vs. yerlere yerleştirirler. Bu çocuklar, gittikleri ülkelerdeki İngiliz elçilik ve konsolosluklarına emanet edilirler.
-İngiliz misyonerleri bütün Hindistan dillerini bilirler. Zira ahalisinin iki yüz milyonu putperest, seksen milyonu Müslüman olan koskoca Hindistan’ı sadece üç milyon Hristiyan ile idare etmenin ne kadar zor bir iş olduğunu takdir edersiniz.
-Bugün Hristiyanlık dünyasının şeriata bakışı ile, incildeki bahsedilen ile bir tezad oluşturmaktadır.
-Matta İncili’nin beşinci babının on yedinci ayeti şu şekildedir: “Ben şeriatı ve Peygamberi iptal etmek için geldim zannetmeyiniz. Onları iptal etmek için değil, bilakis tamamlamak için geldim. Zira, şunu bir gerçek olarak size açıkça bildiririm ki, yer ve gök yok olmadıkça, şeriatın cümlesi tamamlanıncaya kadar ondan bir harf ve nokta yok olmayacaktır”.
-Misyonerler, rütbe, makam, gençlik, yaşlılık, zenginlik, yoksulluk, güzellik ya da çirkinlik gibi durumları pek önemsemezler. Onlar, bir insanın kişiliğine ve zihnî yapısına bakarlar.
****************
Sinsi plan adım adım ilerliyor.
Önce hocaları itibarsızlaştırmak, itibarsız hocalara itibar vermek, cemaatleri devre dışı bırakarak toplumun istinad noktalarını yıkma yoluna gidilmektedir.
-Hükümet cemaatlerle karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor.
-Cemaatler ve tarikatlar hükümetten koparılmaya, güçsüz düşürülmeye çalışılıyor.
-Yüz yıl önce devlet tarafından devre dışı bırakılan tarikat ve cemaatler, devlet gücünü kaybedenler tarafından cemaat ve tarikatlar eliyle kullanılmaya ve yıpratılmaya çalışılıyor.
-Dinime dahleden bari müsülman olsa.
Bu günlerde cemaatleri gündeme getirip ve tarikatlara saldıran ve onlar kanalıyla İslam’a vurmaya çalışanların mazisine baktığınızda gerçek niyet ortaya çıkıyor.
Bunların mazide islamla ilgileri olmadığı gibi, bugünde yok.
-Üç yılda 36 bin tweet atan İslamoğlu, 63 yılda Peygamberimizin yaptıkları ve 23 yılda söylediği hadisleri çok görüp, inkâr ediyor.
-Arkasından Kur’an-ı Kerime şaibe bulaştırıp şüphe uyandırarak, toplumun temelde iki büyük kaynağı olan Rasulullah ve Kur’an-ı Kerim devre dışı bırakılacak, onu savunan hocalarda savunmasız bırakılacaktır.
-Mustafa Öztürk-Kuranın tarihselliği kitabında Peygamberimizin ayetleri değiştirebileceğini söylüyor.
-“Kur’ân’ın hem lâfız hem mânâ itibarıyla inzal edildiğini kabul etmek, cihad ve kıtal meselesinde kullanılan politik dilin bizzat Allah’a ait olduğunu söylemeyi gerektirir. Vahyin salt mânâ ve mefhum olarak inzal edildiğini kabul etmek ise, söz konusu dilin Hz. Peygamber tarafından formüle edildiğini, dolayısıyla Allah katından genel muhteva ve perspektif olarak aldığ vahyin ışığında konjonktürel gelişmelerle ilgili yol haritasını kendisinin belirlediğini söylemek gerekir, ki, bu ikinci ihtimal daha makul görünmektedir. Aksi takdirde “Allah’ın ahlâkîliği” meselesi gündeme gelir.”[4]
-Kanaatimce vahiy; tevhid, adalet, meâd gibi temel kavramlar olarak nazil olmuş ve bu genel / mücmel kavramsal içerik Hz. Peygamber’in zihninde detaylı hale gelmiştir. Hz. Peygamber temel inanç ve ahlâk ilkeleri uyarınca toplumu dönüştürme hedefini tutturmak üzere o günkü sosyoloji içerisinde durum bağlamına uygun birtakım tikel stratejiler ve taktikler belirleyip imkânlar elverdiği ölçüde bunları tatbik etmiştir.
Bu zaviyeden baktığınızda, Kur’an’ın ötekilerle ilişkisinde niçin çok esnek, değişken ve aynı zamanda politik bir dil ve üslûp kullanıldığını anlamak mümkün olabilir. Daha açıkçası, Kur’ân’ın Mekke döneminde Ehl-i kitap, özellikle de Yahudiler hakkında olumlu bir dil kullanmasına rağmen, Tevbe sûresi 29. âyette aynı zümrenin “Allahsızlar” diye nitelendirmesi arasındaki uçurum az çok anlaşılır hale gelir. Kur’an’daki bu keskin üslûp ve tikel hüküm değişikliklerinin tek tek ve lâfzen Allah tarafından belirlendiği kanaatinde değilim. Çünkü Allah’ın bu denli güncel ve politik bir sürecin içinde bizzat müdahil olduğuna kani değilim. Allah’ın bizzat savaşa katıldığı izlenimi veren âyetlerin Hz. Peygamber’in zihnindeki genel ve küllî vahiyden istinbat edilmiş tikel referanslar olduğu kanaatindeyim.”[5]
-“Fakihler
ve müfessirler söz konusu âyetleri tâmimci yaklaşımla yorumladılar ve bu
yorumdan hareketle i’lâ-i kelimetullah diye bilinen bir kutsal savaş doktrini
ortaya koydular. Ben bir Müslüman olarak bu doktrinin meşru olduğunu kabul
etmiyorum. Dolayısıyla Viyana kuşatmasının hiçbir ulvî boyut taşıdığına
inanmıyorum. Şayet i’lâ-i kelimetullah adına savaşmak söz konusuysa,
Hıristiyanlarla empati kurulup “Haçlı seferlerinin de fetih olarak tanımlanması
gerekir” diye düşünüyorum.”[6]
[1] Numan Malkoç, “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’deki Protestan Misyonerliği”, Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri, İstanbul 2004, s. 164.
[2] M. Erdem, s. 271-272.
[3] B. Küçükoğlu, s. 89; Ahmet Gürkan, İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, Ankara ts, s. 337-338.
[4] İslâm Kaynaklarında, Geleneğinde ve Günümüzde Cihad (İstanbul: Kuramer, Ekim 2017), s. 155.
[5] A.g.e., s. 201.
[6] A.g.e., s. 215.
![]()




HAÇLI SAVAŞI DEVAM EDİYOR



Haçlı savaşı devam ediyor.
İçimizdeki ve Arap dünyasındaki ortaklarıyla sürdürülüyor.
-Sayın Erdoğan Trump- ın küstahça yazıp gönderdiği mektuba en kötü ihtimal olarak, bir tükürükle de olsa cevap vermelidir.
Cevapsız kalmamalıdır, ağzının payı ve bu milletin izzeti gösterilmelidir.
Bir -one minute- da abi İsrail’e verilmelidir.
Biz her ne kadar barış için yola çıksak da, batı savaşını sürdürmektedir.
Gizli ve sinsi savaşını piyonlarla sürdürmektedir.
-Neden teröristler sırtını ABD’ye dayıyor?
ABD ile ortak hareket edip, onun kontrolünde hareket ediyor?
Neden terörist olarak aranıp, darbe yapanlar ABD’ye kaçıp, orada himaye görüyor?
Türkiye’de darbe yapan fetö ve adamları ABD’de…
PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ını bir yandan verirken, diğer yandan fetöyü neden alıyor?
Kendisinin de terörist kabul ettiği PKK ve Pyd-ye neden 40 bin tır silah veriyor?
PKK temsilcisiyle telefonla konuşup, onu neden muhatap alıyor?
Bununla kalmayıp Cumhurbaşkanımızla görüştürmek için aracı olmayı teklif ediyor?
Terör ve teröristi meşrulaştırmak mı istiyor?
Terör devleti olmakla mı anılmak ve tarihe geçmek istiyor?
Neden içinde terörden arananlar istenildiği halde vermiyor?
-“Dedim: “Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galip olsaydık, hasmımız ve düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye, belki daha şedîdâne kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimâne, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münâfi, hem ehl-i imânın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzettir. Eğer ona yapışsaydık, âlem-i İslâmı fıtratına, tabiatına muhalif bir yola sürükleyecektik. Şu medeniyet-i habise ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Ve nazar-ı şeriatta merdud ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden, maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuh ve intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz, sefih, mütemerrid, gaddar, mânen vahşî bir medeniyetin himayesini Asya’da deruhte edecektik.”Bk. Sünuhat, Rüyada bir hitabe. Mehmet ÖZÇELİK-27-10-2019
![]()
KULLANIMLIK PİYONLAR
Yüz yıl önce Rusya tarafından kullanıp tahrik edilen Ermeniler, yüz yıl sonra bugünde ABD ve Batı tarafından kullanılıp cepheye sürülmektedir.
-Terör örgütü Ermeni kilisesini karargah yaptı.[1]
Yarım asırdır anlaşılmıştır ki, Pkk-lıların başındaki yöneticisinden terör elemanına kadar çoğunluğu Ermenilerden müteşekkildir.
-Yer değiştiren PKK PYD gittiği yerde yine kullanılarak başkalarına ve dolaylı olarak bize bela olacak.
Çünkü bir ucu ve bağlantısı içimize ve dışarıda ağa babalarına uzanmaktadır.
-ABD’li uzman Doran, ABD’nin PKK ile ilişkilerini eleştirerek “PKK bir terör örgütüdür ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör örgütleri listesindedir. Türkiye’yi Kürtler ve Türkler arasında bölmek istiyor. Biz PKK ile müttefiklik ilişkisi kurarak Türkiye’yle çatışma sürecine girmiş olduk.” dedi.[2]
-İsrail basınından Barış Pınarı Harekatı itirafı: 6 yılın emeği 6 günde yok edildi
Türkiye’nin sınır bölgesinden teröristleri temizlemek adına başlattığı Barış Pınarı Harekatı’nı sürekli olarak kötüleyen ve yalan haberlerle manipüle eden İsrail basını, Barış Pınarı Harekatı’nın İsrail’in planlarını suya düşürdüğünü yazdı. Haberde, “6 yılın emeği 6 günde yok edildi.” ifadeleri kullanıldı.[3]
-Bir adım geri gitmemeli, taviz verilmemelidir.
Aksi halde bunca emek boşa gittiği gibi, azgınlıkları kökleşir, terörleri devletleşir.
Şimdiye kadarki liderler o tavizi verdi ve taviz verenler öne çıkarıldı.
Hala sorumsuzca barış harekâtını sorgulayanlar var.[4]
-CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, partisinin Londra’da düzenlediği toplantıya katıldı. Toplantıda, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP’den de bazı isimler yer aldı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyindeki teröristlere yönelik düzenlediği Barış Pınarı Harekatı’nın konuşulduğu toplantıda büyük skandal yaşandı.
PKK’lı isim, ”T.C.katliam yapıyor sizde destekliyorsunuz.ABD gibi CHP de bize ihanet etti HDP sayesinde İstanbul Adana Mersin’i aldınız. Ama unutmayın iktidar için bize mahkumsunuz” diyerek askerimize ve Türkiye’ye hakaret içeren sözler sarf edip, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yardımcısı Faik Öztrak’a fırça attı.
TÜRKİYE VE ASKERİMİZE HAKARET EDİLDİ, CHP’LİLER CEVAP VEREMEDİ
Kahraman Türk askerine hakaret içeren sözler karşısında, CHP’li Faik Öztrak da dahil hiçbir CHP’li tek kelime dahi cevap veremedi.[5]
-Düzenli bir devlet ve orduya sahip olmayan Pkk hala ayakta duruyorsa, Avrupa devletlerinin bunun arkasında durması ve içten destek bulması ile mümkün olabilir.
Pkk-nın beslendikleri kanallar tıkanmalı, sonlandırmalıdır.
MEHMET ÖZÇELİK
24-10-2019
[1] https://m.haberturk.com/son-dakika-teror-orgutu-ypgpkk-ermeni-kilisesini-karargah-yapti-haberler-2532446
[2] http://video.haber7.com/video-galeri/147658-abdli-uzman-doran-acik-acik-itiraf-etti-ypg-aslinda-pkk
[3] https://www.haberler.com/amp/israil-basinindan-baris-pinari-harekati-itirafi-12548534-haberi/
[4] https://www.facebook.com/656108373/posts/10157574185143374/
[5] http://video.haber7.com/video-galeri/147657-chp-londra-ofisinde-buyuk-skandal
![]()