NAHL SURESİ-84-100
![]()
AHLAK BAKANLIĞI KURULMALI
Yıllardır Başbakan ve Cumhurbaşkanı ve ailesine, arkasından damadı ve eski Başbakanlardan Binali Yıldırımın eşine ve devlet erkanına ve ailesine çok rahatlıkla yapılan saldırılar ve de Sosyal Medyadaki çok rahatlıkla kullanılan ahlaksızca kullanılan küfür ve kötü sözler iki sebebe dayanmaktadır;
1-Ailedeki yıkım ve çöküntünün önemli bir yer alması.
2-Kişilerin ahlaki yıkılışın içerisinde oluşu.
Bu iki ciddi yıkıma karşı Ahlak Bakanlığı kurularak aile ve ahlaki çöküntünün önüne geçilmelidir.
Böyle çok rahat küfür ve saldırıda bulunan insanlar şu üç testten geçirilmelidir;
1-Kan tahlil ve testi yapılmalı.
Gerçekten bu milletin asil kanını taşıyor mu?
Hangi milletin kanını taşımaktadır?
Kanında bir bozukluk var mı?
Zira çok göç alan ve de yol geçen hanı gibi her gelenin kaldığı, kimlik değiştirdiği, kripto kişiler çok rahatlıkla kandırılıp, bu millete ihanete sevk edilebilir!
Nitekim bir beyanda;
-“BİR YAHUDİ İTİRAF EDİYOR.
Cumhuriyetin ilanının hemen ardından Selanik’ten “Türk” diye Sabetaycı Yahudileri getirdik. Yeni göçmüş olmalarına rağmen onları bir anda ülkenin en zenginleri, toprak zenginleri, iş verenleri, sanatkarları, ünlüleri yaptık. Ankara’yı başkent ilan etmeye biz karar verdik.
Yahudi kardeşlerimize haber verip dağını taşını satın aldırdık. Bir anda gayr-i menkul zengini oluverdik. Türkler kurtuluş savaşı falan kazanmadı. İngiltere’ye karşı durmadık. İngiltere’de hakim Yahudiler ile anlaştık ve bu toprakların Yahudi Cenneti ayarında ilan edilecek yeni bir Cumhuriyet ile bize bırakılmasına karar verdik. Bu bir plandı. İngilizler bu nedenle savaşmadan geri çekildi.
Bu süreçte pek çok sanal kahraman ürettik. Ordunun adını bile Türk Silahlı Kuvvetleri koyduk. Merkez bankasını çok uluslu ve çok ortaklı bir anonim şirket yaptık. Bu süreçte Sabetayist Yahudilerden çok faydalandık. Çok ince hesaplar yaptık.
Planlarımızı büyük bir gizlilik ve başarı içinde uyguladık. Ne kadar hayatta kalmış Türk ve Müslüman fikir adamı ve beyin takımı varsa onları da sudan bahanelerle astırdık. Olmadı sürgüne gönderdik. İstiklal mahkemelerinin hakimlerinin de çoğunu Yahudi olanlardan oluşturduk. Önce asıp sonra yargıladılar. İnkılaplar çok önceden belirlediğimiz bir planın parçasıydı.”[1]
Bediüzzaman’ın ifadesiyle; Bu millete ihanet eden, bu milletin kanını taşımamaktadır.
2-Suyu tahlil ve kontrol edilmeli.
Aslında Yahudiler bir Yahudi çocuğunun anne tarafından Yahudi olmadığı takdirde, Yahudi kabul etmezler.
Aslında pek de haksız değiller.
Bu ırkçılık yahut bir ırkı üstün göstermek amaçlı değildir.
İnsan aslına çeker.
-“ De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.”[2]
-3-Süt Tahlili yapılmalı.. Südü bozuk mu?
Eskilerin çok okuduğu; Ahmediyye ve Muhammediye kitabının sahibi olan Muhammed çok bilgili, hatip olmasına rağmen kendisini dinleyenlerin az ancak ne konuşursa kendisini dinleyenlerin çok olduğu Ahmed’in farkını annesine soran Muhammed’e annesi şu cevabı verir;
-Elbette oğlum der çünkü bir gün ben namaz kılarken sen çatlayacak gibi ağlıyordun. Evde bulunan komşu kadın seni alıp bir kere emzirdi, der.
Süte bozuk veya çok temiz olmayan bir süt karışmış ve karıştırmıştır.
-Bediüzzamanın annesi ona hamile kaldığında ve süt verdiğinde abdestsiz vermediğini söylerken baba da;
Uzak olan tarladan öküzle dönerken öküzün ağzını bağlar ta ki komşunun tarlasına girip de başkasının ekinini yemesin diyerek hassasiyetini gösterir.
Ve Bediüzzaman bir ömür boyu bu millete ve özellikle onların ahiretine hizmet etmiştir.
Kanı, suyu ve südü temiz olan, temiz bir hayat yaşar.
-Bir beldenin ileri gelenin oğlu esnafın tuluğuna iğne batırıp emer ve kaçar.
Sabreden esnaf mecburen babasına bu durumu söylerler.
Baba çocuğuna hiçbir şey demeden direk hanımıyla görüşüp, nerede hata ettiklerini sorar.
Ve düşünme neticesinde hanımı olayı bulur; çocuğa hamile olup aş eridiğinde komşunun bahçesinden kendi bahçelerine sarkan ağacın meyvesine iğnesini batırıp emmeye başladığını söyler.
Komşuyla helallik dilenir ve çocuk otomatikman bu yanlışı bir daha yapmaz.
Çocukların hatası, anne ve babanın hatasından da kaynaklanmaktadır.
-Ahlak Bakanlığı Aile bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Ahlak Polisiyle ortak hareket edip bu tahlili yapmalıdır.
İnsanlarda bu üç tahlili yapmalı. Mutlaka biri veya hepsi çıkar.
-Ahlaksız olanların kan tahlili, su ve süt tahlili yapıldığı gibi; 15 Temmuz darbesi içerisine girenlerin de mutlaka ve mutlaka kan tahlilleri, su ve süt tahlilleri yapılmalıdır. Bunlardan birisi veya hepsinin bozuk olduğu ortaya çıkacaktır.
-Okullarda ahlak ve Adab-ı Muaşeret dersleri konulmalı ve Milli Eğitim Ahlaklı öğrenci yetiştirmeye yönelmelidir.
-Özellikle Sosyal medyada kullanılan küfür sözlerinden dolayı kullananlar uyarılmalı, tekrarı halinde sosyal medyaya girmeleri engellenmelidir.
Daha önemlisi, kişiler bunları kendi gruplarına almamalı, alınmış ise engellenmelidir.
Tecrid edilmelidir.
-Ey cahil! Aldanma endamına fâni cihandır bu…/ Kendi aşikar, ateşi gizli külhandır bu…
İnsafı terk eyleme, makamı imtihandır bu…/ Gelen gideni görmez, iki kapılı handır bu…Yavuz Selim Han.
MEHMET ÖZÇELİK
27-07-2020
[1] Jack Kamhi, Profilo yönetim kurulu başkanı Yahudi iş adamı. Yeni çıkacak kitabından.(Analiz; Taha Akyol, gazeteci).
[2] İsra.84.
![]()
DİNİ KOLAYLIKLAR
Dinin genel olarak hüküm ve uygulamalarına baktığınızda tamamen kolaylıklar üzerine ve de çıkış yolları açtığını görürüz.
Sadece katı bir hükmü söyleyip, başka yolu yoktur, deyip yolları kapamamakta, çözüme yönelik ve kolaylaştırıcı yollar açmaktadır.
Mesela Köle azad etme bir çıkış yoludur.
-“ Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[1]
-“Karılarına “zıhar” yapıp, sonra sözlerini geri almak isteyenlerin, karılarıyla temasta bulunmadan önce, bir köle azad etmeleri gerekir.
Azad edecek köle bulamayanın ise, karısıyla temasta bulunmadan önce aralıksız iki ay oruç tutması gerekir. “[2]
-” Diğer yandan zekât verilecek sınıflardan birisi, azad olmak için para biriktiren kölelerdir.”[3]
-Oruçta kolaylığı görürüz.
-Seferide kasr kolaylığı tercihini görürüz.
-Abdestte teyemmüm ve mesh ile bir çıkış yolu sağlanır.
-Hacda kadın erkek tavaf imkânının önü açıktır.
-İkindi ve yatsının sünnetini bazen kılmaya ve birde seferi ise sadece 2 rekat kılma tercihi bulunmaktadır.
-Peygamber Efendimiz nadir olan şeyleri üç kere tekrarlamıştır.
O da üç kere tekrarlanan; “Eddinu yüsrun”,-Din kolaylıktır, hadisi.
-İslam hukukunda; Zaruret halinde haramın helal olması, hayati bir çıkıştır.
-Hastalıktan ve güvenlik gibi durumlardan dolayı cumanın kılınmaması rahatlatıcı ve kolaylaştırıcı bir durumdur.
-Kadının hayız halinde namazdan muaf olurken, orucu sonradan kaza etmesi bir müsamahakarlıktır.
-İma ile namaz bir esnekliktir.
-Seferi iken oruç tutmama, daha sonra tutma ruhsatı bir tercih sebebidir.
-Kaza etme imkânı kaçıranlar için bir alternatiftir.
-Ergenlik çağına kadar sorumluluğun başlamaması bir aşamadır.
-Birçok hükümde geri dönüşün olup, çıkış yollarının bulunması söz konusudur.
-Allah kolaylaştırırken insanlar kendileri zorlaştırmaktadır.
Yahudilerin kesecekleri ineğin nasıl olacağını sorgulaması gibi.[4]
-Ebû Hüreyre’den (ra) rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) şöyle buyurdu:
“Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.”[5]
-Ebû Hüreyre’nin şu rivayetinden anlamak mümkündür:
Peygamberimiz (asm) bize hitap etti ve şöyle buyurdu:
“Ey Müslümanlar! Size hac farz kılınmıştır, o halde hac yapınız.” Bir adam:
“Her sene mi, Ya Resûlallah?” dedi.
Peygamberimiz cevap vermeyip sustu. Adam sorusunu üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm):
“Şâyet ‘Evet’ desem, mutlaka farz olurdu, tabiî sizin de buna gücünüz yetmezdi.” Buyurdular.[6]
“Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur’ân indirilirken sorarsanız size açıklanır…”[7]
-Allah Teâlâ, hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklememiştir.[8]
-Bu konuda daha öncede yazmıştım.[9]
MEHMET ÖZÇELİK
27-07-2020
[1] Nisa.92.
[2] Mücâdele, 57/3-4.
[3] Tevbe, 9/60.
[4] Bakara. 67-73.
[5] Buhârî, İ’tisâm 2; Müslim, Hac 412, Fezâil 130-131
[6] Müslim, Hac 412.
[7] Maide, 5/101.
[8] Bakara,2/286.
[9] http://www.tesbitler.com/2020/03/20/din-kolayliktir/
![]()
SUYU BULANDIRMA
Adamın birisi kuyuya taş atıp, suyu bulandırıyor.
-‘Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geldi’ diyerek…
Suyu bulandıranlar, kafasında netlik olmayıp, bulanık olanlardır. [1]
İşte gel de çıkar kuyuya atılan bu taşı.
100 sene önce kapatılan tekkeler, zaviyeler, cemaatler neticesinde Feto gibiler türedi. Herhalde ikinci bir Fetö’nün yolunu açmak için cemaatlere ve tarikatlara hücum edilmektedir.
Bu zihniyet sağlıklı bir zihniyetin neticesi değildir.
Şimdiye kadar neredeydin? Yani illa bunu söylemen için tası tarağı toplayıp, işin bittikten Prof. olup aradan 3 sene geçtikten sonra; nasıl olsa emekliliğe yakın deyip de kuyuya taş atmakla bu iş olur mu?
Böyle bir şaibe cemaatleri töhmet altında bırakmak demektir.
Sağlıklı bir insanın işi değildir. Burada müşahhas bir örnek verilmelidir. Net bir ifade kullanılmalıdır.
Zaten bu konuda net olmayan, bulanık olanlar, dini tahrip ve tahrif edenler yazılıyor. İsim de veriliyor. Yaptıkları da ortaya konuluyor.
Böyle bir çıkış İslam’a hizmet değil bir hezimettir. Bu Müslümanları töhmet altında bırakmaktır.
İkinci bir tekke ve zaviye kapatılması için menfi olanların eline koz vermekten başka bir şey değildir.
-Çoktan beri cemaatlere saldırılıyordu.
Bu konuda daha önce de yazdım.[2]
-Cemaat ve tarikatlara cephe alanlar aslında Fetö’nün önünü açanlardır.
Cumhuriyetle birlikte tekke ve zaviye, Cemaat ve tarikatların kapatılmış olması; Fetö gibi durumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Tıpkı hastanelerin kapatılıp da merdiven altı doktorların ve eczacıların ortaya çıkması gibi…
Cemaatlere yapılacak bir baskı otomatikman gizli terör örgütleri, fetö gibi örgütlerin ortaya çıkmasına, dini ihtiyacı karşılamak üzere ehliyetsiz olan insanların çıkmasına sebep olur. Zaten Fetö’yü destekleyen, ortaya çıkmasına sebep olan devletin yanlış bu uygulamasıdır.
Toplumun dini yaşantısını kısıtlayıp engelleyenler, bilinçli ve bilinçsiz, bir projenin de ürünü olarak bu ihtiyacın giderilmesi için Fetö cephesini açmış oldular.
Tıpkı küçük bir benzetme ile; Devlette diş ve göz muayenesinde ya sıra olmadığından veya aylarca sonraya atıldığından özel hastanelerin yolunun gösterilmesi gibi.
Toplum adeta zorla Fetö’ye yönlendirildi.
Cemaatlere saldırıp suyu bulandıranlar, önce kafasındaki bulanıklığı gidersin.
Mesele yanlıştan dolayı başka yanlışlara kapı açmak değil, yanlışları ve hataları düzeltmektir.
Elbette cemaatlerin bir hatası vardır. Ancak bu durum onların kapatılmasını veya Fetöyle aynı durumda değerlendirilmesini gerektirmez, zulüm ve haksızlık olur.
MEHMET ÖZÇELİK
21-07-2020
[1] https://www.internethaber.com/cubbeli-ahmetten-romayi-kabeden-daha-guvenli-bulan-ilahiyatci-koseye-tepki-2115267h.htm
[2] http://www.tesbitler.com/2019/08/04/hedefe-konulan-cemaatler/
![]()