RUM SURESİ-11-19

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

RUM SURESİ-20-27

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

ANKEBUT SURESİ-64-69

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

RUM SURESİ-1-10

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

4-Osmanlıca Mesnevi-i Nuriye- Reşhalar-2-

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

3-Osmanlıca Mesnevi-i Nuriye- Reşhalar-1-

Loading

No ResponsesEylül 14th, 2020

KOŞTURMACA

KOŞTURMACA

-Anne karnında şekillenip çocuklukla belirginleşen, gençlikle olgunlaşarak ihtiyarlıkla yaşlanıp ölümle sonuçlanan bu beden bizim asli ve gerçek bedenimiz değildir.

-İnsanın Şeref ve kıymeti savunduğu şeyin kıymet ve değeri ile ölçülür. Allah ve Allah’ın dinini savunan bir insanın durumu ile, şeytanı ve şeytani bir yolu savunan basit ve dünyevi, kıymetsiz ve önemsiz şeyi savunan insanın kıymet ve değeri de savunduğu şey ve o şeyin kıymeti kadardır.

-Dünyaya bir daha mı geleceğiz? Dünyaya bir daha gelecek değiliz ya?!

Doğru, hakikaten bir daha gelmeyeceğiz dünyaya. Evet onun için madem bir daha dünyaya gelmeyeceğiz.

Eğer bir daha gelmiş olsaydık, o zaman her türlü haltı yapın. Her türlü yanlışı yapın. Nasıl olsa bu işin telafisi var. Bir dahaki sefer de düzeltirsin, derdik.

Ama madem bir daha bu işin telafisi yok, bir daha dünyaya gelmeyeceğiz. O halde ona göre hareket etmemiz lazım değil mi?

Bu işin telafisi yok. Telafi sınavları yok. Tekrarı yok. Bir kere ya kaybetmekle veya kazanmak ile karşı karşıyayız. Evet bir daha gelmeyeceğiz, Bir defa dünyaya geldik, o halde ona göre gitmemiz lazım.

Mahcup ve perişan olmadan…

-Şimdiye kadar hep başkaları için adeta çalışmaya alışmışız. Hay huylarla, koşturmacalarla, gidip gelmeler ile ding beygiri gibi, yarış atı gidip durup dinlenmeden, kalıp düşünmeden monoton bir hayat girdabına girmişiz.

Aman şunu yapayım, hemen şunu yapacağım ve peş peşe adeta vagon gibi art arda işleri sıralayarak, kendine değil başkalarına vakit ayırarak bir hayat yaşadık.

Korona virüs ilk defa bunu ortadan kaldırdı. Kişi kendisine ve 1. derecede 1. ellere de ellerini uzatmış oldu.

O ellerin farkını ancak yeni fark ettik.

-Hayatta mukavemeti, bakışı, dayanıklılığı sağlamış oldu, bütün bu sıkıntılar…

-Hayatta hoş görülmeyen ve sıkıntılı, belalı, üzüntülü denilen şeyler aslında kaderin birer kamçısı olup, insanı hayra ve hedefe sevk etmektedir? Onlar insanın hayatının oluşmasında, plan ve projelerin icrasında önemli faktörlerin tetik noktaları, tetikleyici unsurları olmaktadır.

Mesela şairler şair Nabi’nin evinin yıkılması üzerine yazmış olduğu harika şiiri üzerine şöyle demişlerdir;

Keşke Şair Nabi’nin yüz evi olsaydı da, yüzü de yıkılsaydı.

Ta ki ortaya yüz şiir çıksaydı.

Kur’an-ı Kerim’in Kehf suresinin 60-82. Ayetinde anlatılan Hızır- Musa yolculuğunda; Geminin delinmesi, çocuğun öldürülmesi ve yıkılmakta olan duvarın sağlamlaştırılması üzerine her seferinde Hz. Musa’nın sabredememesi sebebiyle arkadaşlıklarının sonunu getirmiştir.

Peygamber Efendimiz ise; Keşke kardeşim Musa sabretseydi, der.

Böylece nice ibretli olaylara vakıf olurduk.

Şairlere şiirleri yazdıran rahatlık değil, sıkıntıdır.

Kendimin yazdığım Belene Şiiri, Bosna’da yapılan zulümleri canlandıran filim üzerine olmuştur.

Şimdi olsa onu yazamazdım.

Tıpkı Akif’in İstiklal marşını yeniden yazması için, yeni bir istiklal savaşının olması gerektiğini söylemesi gibi.

-Nur ve nurani olan şeyler çoğaldıkça eksilmez.

Tıpkı bir metni kopyala yapıştır yaptığımızda ana metinde hiçbir eksilme meydana gelmez.

Ancak karanlık, kötü ve zulmani olan şeyler tıpkı kes ve sil tuşu gibidir. Üretmez belki tüketir.

Kendi olup kendi kalanlar, aslından sapmayanlar nur gibi çoğalır, çok şahsiyetli bir kimliğe sahip olurlar.

Çoklar kendilerini onlarda bulabilir.

Başkası olmaya çalışanlar sadece o olabilse de kendisini kaybeder.

-Gerçek bedenin bir sureti ahirete yönelik bir tesbit, bir vitrin ve bir görüntüden ibarettir. Cennete verilecek beden belli ki bu dünyada çok musibetlere, değişimlere maruz olan bu beden olmayacaktır. Ben belki de daha güzel bir cennete layık, en mükemmel bir surette bir beden verilecektir. Bu beden belki onun yanında çok sönük kalacaktır.

Ancak bu dünyadaki yaşananlar adeta bir provadır. Gerçek beden ahirette verilecek olan bedendir ki; cennetin tüm güzelliğini, en mükemmel şekilde alıp bahşedilen, emeğin hakiki manasını takdir eden bir beden olacaktır.

Ruh ve beden birleri ile mütenasip ve uyumlu olaraktan ebediyen varlıklarını devam ettirecek, Cenab-ı Hakk’ın Birçok isimlerine de mazhar olacaktır.

-Hayatta son sürat gidip kendini ve kendine aid değerlerini ve sahiplendiklerini geride bırakan insan artık zamanla hiçbir şeyi görmüyor.

İnternetin hızı bile o insana yetişemiyor.

-İnternette hız rekoru kırıldı: Saniyede 44.2 TB.

Avustralyalı araştırmacılar, internet bağlantısı hızında dünya rekoru kırıp saniyede 44,2 terabayta (TB) ulaştı. Söz konusu hız ile 1000 adet yüksek çözünürlüklü filmi bir saniyede cihazlara indirmek mümkün.[1]

– Yeni bir ışınlanma teknolojisi geliştirildi! İlk işlem başarılı.[2]

-Koşturup makro alemde gezen, onunla yetinmeyip mikro alemin şifrelerini de keşfeden insan durup düşünmeyi, akledip tedebbür etmeyi yani işin arka cihetini düşünmeden uzaklaşıyor.

Hevesini tatmin etmeye çalışırken ruh ve kalbinden uzaklaşmaktadır.

İnternet onun hızına yetişemezken, ışınlama bile ona az gelmektedir.

Hep hevesini ve nefsini memnun etme, gündelik işlerle meşgul olma sevdasındadır.

Tüketime yönelen insan, üretmeyi de tüketmek amacıyla üretmektedir.

Kullan- at medeniyeti insana kendisini de ve dünyayı da tükettirmektedir.

Sonsuza göre kendisini hazırlayamayan insanlık, gündelik sevdalarla sevdalanmakta ve tatmin olmaya çalışmaktadır.

Mevla’sını değil, Leylasını aramakla meşgul.

Geçici tatmin olma merkezli…

Tüketim medeniyetindeyiz.

Tükenmek uğruna…

Çünkü bir yandan da insan, ebede namzet bir varlıktır.

-Mesela Lisesinden üniversitelerine kadar araştırmaya yönelik, toplumsal meseleleri çözmeye yönelik ne kadar bir eğitim vermektedir? Bunca eğitimdeki koşturmacalara rağmen?

Verilenlerin yüzde kaçı topluma ve hayata yansımaktadır? Sonsuza kulaç atmaktadır?

İnsan tükenmekte ve tüketilmektedir.

Bu dünyaya yaptıklarıyla ekmeye ve duygularıyla ekilmeye gelen insan oğlu, neyi ne kadar ekmekte, duyguları ne kadar gelişip sönmemektedir?

MEHMET ÖZÇELİK

13-09-2020


[1] https://www.haber7.com/teknoloji/haber/2978151-internette-hiz-rekoru-kirildi-saniyede-442-tb

[2] http://www.haber32.com.tr/teknoloji/bilim-adamlarindan-yeni-bir-isinlanma-teknolojisi-bristol-universitesi-ve-danimarka-teknik-universitesi-ndeki-bilim-adamlari-yeni-gelistirdikleri-isinlanma-h132978.html

https://www.yenisafak.com/teknoloji/sanal-yolculuk-ezberleri-bozacak-3517911

Loading

No ResponsesEylül 13th, 2020

2-Osmanlıca Mesnevi-i Nuriye- Lem’alar

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

1-Osmanlıca Mesnevi-i Nuriye- İ’tizar

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

ANKEBUT SURESİ-52-63

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

ANKEBUT SURESİ-45-51

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

ANKEBUT SURESİ-31-44

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

TASLAK

TASLAK

Geçmişten günümüze tarikat ve cemaatler bu milletin ve bu toprakların tapusu, mayası ve manevi temsilcileridirler.

Beldeler madden fethedilmeden önce bu manevi erlerle gönüller önceden fethedilir ve geriye kalan taştan duvarların yıkılması kolaylaşır.

Önce kalplerdeki ve kafalardaki küfür duvarlarının yıkılması gerekir.

Tarikat ve cemaatler Peygamber mesleğinin tebliğ görevini deruhte etmişlerdir.

Ancak yüz yıldır tarikat-tekke-zaviye ve medreselerin kapatılması, bu kurumların merdiven altına inip sağlıksız ortamda hizmet vermesiyle birlikte bir zaaf ve çözülmeye uğramıştır.

Sadece onunla da kalmayıp kasıtlı olarak iç ve dıştaki kirli istihbarat örgütlerinin bunları kullanıp devreye koymasıyla bu nezih kurumlar kirletilmeye ve toplum darbe ortamlarına hazır hale getirilmiştir.

Nitekim uyuşturucudan yakalanan Ali Kalkancı, fuhuşta basılan Müslim Gündüz ve Fadime Şahin gibi piyonlarla bu milletin dini değerlerine darbe vurulmaya çalışılmıştır.

Darbe vuranların derdi bu milletle değil, bu milletin dayandığı inancı ve Rabbi iledir.

Teşeyyuh yani şeyh olmadığı halde şeyh görünen bir şeyh taslak ve bozuntusunun çıkarak küçük kıza taciz etmesi bu projenin bir uzantısıdır.

Israrla bu kişi hakkında ihbarda bulunulduğu halde kirli odaklar tarafından şeyh gösterilmiş ve onun kanalıyla devlete vurulmaya çalışılmıştır.

Tıpkı 28 Şubattaki oyun ve entrikalar gibi.

Dün tekkeleri kapatarak tarikatların altını boşaltanlar, bu gün istedikleri gibi içine doldurmaya çalışmaktadırlar.

Bu geçmişten bugüne olagelmiştir.

Ankara’da bulunan Hacı Bayramı Veliye mensup olanlardan devlet vergi almayınca kısa sürede ehliyetli ehliyetsiz herkes katılmıştır.

Vergi verenler azalında devlet zaafa uğramıştır. Bu durumu gören Hacı Bayramı Veli devlete kendisinin 1,5 müridinin olduğunu söylemiş ve onları imtihan etmiştir.

Yüksekçe bir yere kurduğu çadırda bir hayvan kurban etmiş ve kendisine mensup olanları da kurban edeceğini söyleyerek çadıra davet etmiştir.

Kanın aktığını görenler kaçmış ve sadece bir erkekle bir kadın kalarak;

Canımız dahi kurban olsun diyerek kurban edilmeyi kabul etmişlerdir.

Samimi olanlar olmayan ortaya çıkmıştır.

Bugün de gerçek şeyhler ile şeyh taslak ve bozuntuları ortaya çıkmaktadır.

Tıpkı dine ve dindara saldırmak için bahane arayıp salyasını akıtan, milyonlarca İmam Hatipliyi hedef alan güya sözde aydın taslak ve bozuntusunun yaptığı gibi.

Bu şeyh taslak ve aydın bozuntusunun burnu sürünsün.

Sahte şeyh, sahte Dindar, sahte İlahiyatçı rejimin kendiliğinden üretmesidir. Otomatik üretmektedir. İmam Hatiplere olan düşmanlıkları aslında dine olan düşmanlıklarından kaynaklanmaktadır. Dine içten vurmaya çalıştıkları darbenin bir neticesidir. İmam Hatiplere olan bu hınç, kin ve nefret onların temsil ettikleri dinedir.[1]

Bir asırdır milletin dini inancını engelleyenler, Güya bu ihtiyacı gidermek için istedikleri adamlarını ve kendilerine mensup olan Dinden uzak insanları, din kılıfı içerisinde bu millete sunarak onları gündemde tuttular, öne çıkarttılar. Onları içten ve dıştan destekle, maddi ve manevi arkalarında oldular, darbelerde kullanıp onları içeriye atmadılar. Tıpkı Fetö gibi, 28 Şubat’ta yapıldığı gibi.

Daha sonra da onların etrafında insanları toplayarak olumsuzluklarda dindarları, Müslümanları ve Neticede hedefe konulan İslamiyeti vurmaya çalıştılar.

İslamiyet içten vurulmaktadır, dıştaki destekçileriyle…

– Her zaman için ve her devirde İmamı Azam gibi, Ahmet Bin Hanbel gibi zatlar devletle problem yaşamıştır. Sıkıntıya girmiş, hapse girmiş, eziyet çekmişlerdir. Ölümleri zulüm ve baskı ile olmuştur.

Aynen bu durum gibi; bir devlet kurumunda bir yanlış yapan olduğunda o kurumun tüm mensupları kötülenmiyor ve kurum kapanmıyor.

Parayla kötü işler çevriliyor diye, parayı kullanmamazlık etmiyoruz.

Cemaat ve tarikatlarda yanlış insan var diye o camianın tümünü kötülemek ve kapatılmasına gitmek zulüm ve haksızlıktır.

Elbette ki o konuda devlet tarafından istihbari yönden takip edilmelidir. Kontrol edilmelidir. Dini olarak Diyanet raporunu tutmalı ve gerektiğinde onları uyarmalı ve devlette mali olarak, hukuki olarak bu görevini yapmalıdır.

Cemaatlerde elbette ki maddeden, makamdan, siyasetten uzak bir şekilde, hasbi Allah rızası için, ahirete yönelik hareket içerisinde olmalıdırlar.

Yüz yıllık uygulamalar, bu millete dayatılan kanunlar hiçbir kesimi mutlu etmemiştir. Sürekli bir asırdır toplum birbirleriyle kavgalı hale gelmiştir. O halde bir fert dahi hariçte kalmamak üzere, umumun hukukuna gözeterek bir kanun ve bir uygulama içerisine girilmesi lazımdır.

-Bir Kıssa: Derviş ve Kuş.

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman aleyhisselama gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hazreti Süleyman aleyhisselam dervişi hemen huzuruna çağırtır.

Ve ona sorar;

“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini savunur;

“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı.

Bende bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;

“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin.

Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

Kuş kendini savunur.

“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hazreti. Süleyman aleyhisselam bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.

“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Kuş o anda;

“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

“Neden” diye sorar Hazreti Süleyman.

Kuş sebebini şöyle açıklar;

“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar…

Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın… Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

MEHMET ÖZÇELİK

12-09-2020


[1] https://youtu.be/4-o7N0SGveQ

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020

ANKEBUT SURESİ-23-30

Loading

No ResponsesEylül 11th, 2020

ANKEBUT SURESİ-14-22

Loading

No ResponsesEylül 11th, 2020