TASLAK

TASLAK

Geçmişten günümüze tarikat ve cemaatler bu milletin ve bu toprakların tapusu, mayası ve manevi temsilcileridirler.

Beldeler madden fethedilmeden önce bu manevi erlerle gönüller önceden fethedilir ve geriye kalan taştan duvarların yıkılması kolaylaşır.

Önce kalplerdeki ve kafalardaki küfür duvarlarının yıkılması gerekir.

Tarikat ve cemaatler Peygamber mesleğinin tebliğ görevini deruhte etmişlerdir.

Ancak yüz yıldır tarikat-tekke-zaviye ve medreselerin kapatılması, bu kurumların merdiven altına inip sağlıksız ortamda hizmet vermesiyle birlikte bir zaaf ve çözülmeye uğramıştır.

Sadece onunla da kalmayıp kasıtlı olarak iç ve dıştaki kirli istihbarat örgütlerinin bunları kullanıp devreye koymasıyla bu nezih kurumlar kirletilmeye ve toplum darbe ortamlarına hazır hale getirilmiştir.

Nitekim uyuşturucudan yakalanan Ali Kalkancı, fuhuşta basılan Müslim Gündüz ve Fadime Şahin gibi piyonlarla bu milletin dini değerlerine darbe vurulmaya çalışılmıştır.

Darbe vuranların derdi bu milletle değil, bu milletin dayandığı inancı ve Rabbi iledir.

Teşeyyuh yani şeyh olmadığı halde şeyh görünen bir şeyh taslak ve bozuntusunun çıkarak küçük kıza taciz etmesi bu projenin bir uzantısıdır.

Israrla bu kişi hakkında ihbarda bulunulduğu halde kirli odaklar tarafından şeyh gösterilmiş ve onun kanalıyla devlete vurulmaya çalışılmıştır.

Tıpkı 28 Şubattaki oyun ve entrikalar gibi.

Dün tekkeleri kapatarak tarikatların altını boşaltanlar, bu gün istedikleri gibi içine doldurmaya çalışmaktadırlar.

Bu geçmişten bugüne olagelmiştir.

Ankara’da bulunan Hacı Bayramı Veliye mensup olanlardan devlet vergi almayınca kısa sürede ehliyetli ehliyetsiz herkes katılmıştır.

Vergi verenler azalında devlet zaafa uğramıştır. Bu durumu gören Hacı Bayramı Veli devlete kendisinin 1,5 müridinin olduğunu söylemiş ve onları imtihan etmiştir.

Yüksekçe bir yere kurduğu çadırda bir hayvan kurban etmiş ve kendisine mensup olanları da kurban edeceğini söyleyerek çadıra davet etmiştir.

Kanın aktığını görenler kaçmış ve sadece bir erkekle bir kadın kalarak;

Canımız dahi kurban olsun diyerek kurban edilmeyi kabul etmişlerdir.

Samimi olanlar olmayan ortaya çıkmıştır.

Bugün de gerçek şeyhler ile şeyh taslak ve bozuntuları ortaya çıkmaktadır.

Tıpkı dine ve dindara saldırmak için bahane arayıp salyasını akıtan, milyonlarca İmam Hatipliyi hedef alan güya sözde aydın taslak ve bozuntusunun yaptığı gibi.

Bu şeyh taslak ve aydın bozuntusunun burnu sürünsün.

Sahte şeyh, sahte Dindar, sahte İlahiyatçı rejimin kendiliğinden üretmesidir. Otomatik üretmektedir. İmam Hatiplere olan düşmanlıkları aslında dine olan düşmanlıklarından kaynaklanmaktadır. Dine içten vurmaya çalıştıkları darbenin bir neticesidir. İmam Hatiplere olan bu hınç, kin ve nefret onların temsil ettikleri dinedir.[1]

Bir asırdır milletin dini inancını engelleyenler, Güya bu ihtiyacı gidermek için istedikleri adamlarını ve kendilerine mensup olan Dinden uzak insanları, din kılıfı içerisinde bu millete sunarak onları gündemde tuttular, öne çıkarttılar. Onları içten ve dıştan destekle, maddi ve manevi arkalarında oldular, darbelerde kullanıp onları içeriye atmadılar. Tıpkı Fetö gibi, 28 Şubat’ta yapıldığı gibi.

Daha sonra da onların etrafında insanları toplayarak olumsuzluklarda dindarları, Müslümanları ve Neticede hedefe konulan İslamiyeti vurmaya çalıştılar.

İslamiyet içten vurulmaktadır, dıştaki destekçileriyle…

– Her zaman için ve her devirde İmamı Azam gibi, Ahmet Bin Hanbel gibi zatlar devletle problem yaşamıştır. Sıkıntıya girmiş, hapse girmiş, eziyet çekmişlerdir. Ölümleri zulüm ve baskı ile olmuştur.

Aynen bu durum gibi; bir devlet kurumunda bir yanlış yapan olduğunda o kurumun tüm mensupları kötülenmiyor ve kurum kapanmıyor.

Parayla kötü işler çevriliyor diye, parayı kullanmamazlık etmiyoruz.

Cemaat ve tarikatlarda yanlış insan var diye o camianın tümünü kötülemek ve kapatılmasına gitmek zulüm ve haksızlıktır.

Elbette ki o konuda devlet tarafından istihbari yönden takip edilmelidir. Kontrol edilmelidir. Dini olarak Diyanet raporunu tutmalı ve gerektiğinde onları uyarmalı ve devlette mali olarak, hukuki olarak bu görevini yapmalıdır.

Cemaatlerde elbette ki maddeden, makamdan, siyasetten uzak bir şekilde, hasbi Allah rızası için, ahirete yönelik hareket içerisinde olmalıdırlar.

Yüz yıllık uygulamalar, bu millete dayatılan kanunlar hiçbir kesimi mutlu etmemiştir. Sürekli bir asırdır toplum birbirleriyle kavgalı hale gelmiştir. O halde bir fert dahi hariçte kalmamak üzere, umumun hukukuna gözeterek bir kanun ve bir uygulama içerisine girilmesi lazımdır.

-Bir Kıssa: Derviş ve Kuş.

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman aleyhisselama gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hazreti Süleyman aleyhisselam dervişi hemen huzuruna çağırtır.

Ve ona sorar;

“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini savunur;

“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı.

Bende bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;

“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin.

Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

Kuş kendini savunur.

“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hazreti. Süleyman aleyhisselam bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.

“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Kuş o anda;

“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

“Neden” diye sorar Hazreti Süleyman.

Kuş sebebini şöyle açıklar;

“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar…

Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın… Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

MEHMET ÖZÇELİK

12-09-2020


[1] https://youtu.be/4-o7N0SGveQ

Loading

No ResponsesEylül 12th, 2020