Her Şeyle Meşgul Olan, Hiçbir Şeyle Meşgul Olmaz”: İlahi Kudretin Sınırsızlığına Dair Bir Tefekkür “Cenab-ı Hakk’ın madem onun bir kanun-u emri olan ruh, küçük bir âlem olan insan cisminde ve azasında bu vaziyeti gösteriyor. Elbette âlem-i ekber olan kâinatta o Zat-ı Vâcibü’l-vücud’un irade-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına hadsiz fiiller, hadsiz sadâlar, hadsiz dualar, hadsiz işler, […]
Sanatın Ardındaki Sır: Görünen Güzellik, Görünmeyen Cemalin Cilvesidir “Malûmdur ki mevzun ve muntazam ve mükemmel ve güzel sanatlar, gayet güzel bir programa istinad eder. Mükemmel ve güzel bir program ise mükemmel ve güzel bir ilme ve güzel bir zihne ve güzel bir kabiliyet-i ruhiyeye delâlet eder. Demek, ruhun manevî güzelliğidir ki ilim vasıtasıyla sanatında tezahür […]
Eşyanın Özündeki Sır: Mahiyet Gölge, Hakikat İsimdir “Muhakkikîn-i evliyanın bir kısmı demişler: “Hakiki hakaik-i eşya, esma-i İlahiyedir. Mahiyet-i eşya ise o hakaikin gölgeleridir.” Hattâ bir tek zîhayat şeyde, yalnız zâhir olarak yirmi kadar esma-i İlahiyenin cilve-i nakşı görünebilir.” Sözler.691 İnsan zihni çoğu zaman eşyaya zahirden bakar. Gördüğünü “hakikat” zanneder. Oysa hakikatin derinliği, görünenin çok […]
Eşyanın Dilinden Allah’ı Dinlemek: Her Şeyin Arkasındaki İsimler “وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ sırrınca her şeyden Cenab-ı Hakk’a karşı pencereler hükmünde çok vecihler var. Bütün mevcudatın hakaiki, bütün kâinatın hakikati; esma-i İlahiyeye istinad eder. Her bir şeyin hakikati, bir isme veyahut çok esmaya istinad eder. Eşyadaki sıfatlar, sanatlar dahi her biri birer isme […]
Belânın Davetiyesi: Musibetleri Çeken Hâller Belâ ve musibetler, insanın dünya yolculuğunda karşılaştığı sarsıcı ama öğretici duraklardır. Her ne kadar dıştan bakıldığında elem verici, yıkıcı ve ürkütücü görünseler de; onların arka planında ilahî bir hikmet, terbiye ve uyarı vardır. Ancak bazı davranışlar vardır ki, bu belâ ve musibetleri adeta erkene alır, üzerimize çeker. Kur’an’ın ve sünnetin […]
Kesretten Vahdete: Kalbin Gözünden Kâinata Bakma “Şu şecere-i kâinat, bir menba-ı vahdetten vücud alır, terbiye görür. Ve o kâinatın meyvesi olan insan, şu kesret-i mevcudat içinde, vahdeti gösterdiği gibi kalbi dahi iman gözüyle kesret içinde sırr-ı vahdeti görür.” Sözler.676 İnsan, varlık âleminin meyvesi gibidir. Nasıl ki bir ağaç, tohumdan çıkar, gövdeye kavuşur, dallanır budaklanır ve […]
Hayretten Marifete: Bir Nefeslik Sır “Beden-i insaniyedeki hararet-i garîziye, bu imtizâc-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi; kandaki karbon alındığı için, kan dahi sâfî olur. İşte, nefes dahile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu’cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. [Sanatında akılların hayrete düştüğü Allah, her […]
Kâinat Yolcusu: Bir Çekirdekten Sonsuzluğa Bir çekirdekten bir ormana… Bir damla sudan milyarlarca insana… Ve kâinatın başlangıcında yaratılan bir çekirdekten devasa bir kâinat ağacına… Her biri bize sessiz ama derin bir hakikati haykırıyor: Varlık, bir yolculuktur. Ve her şey, bu hikmetli yolculuğun bir misafiri ve şahididir. Başlangıç: Kudretin Tohumu Her şey bir çekirdekle başlar. Toprağa […]
Kesretten Vahdete Uzanan İlâhî Yolculuk: Mi’racın Hikmeti “Şu kâinatın Hâlık’ı, şu kesret tabakatında nur-u vahdetini ve tecelli-i ehadiyetini göstermek için kesret tabakatının müntehasından tâ mebde-i vahdete bir hayt-ı ittisal suretinde bir mi’rac ile bir ferd-i mümtazı, bütün mahlukat hesabına, kendine muhatap ittihaz ederek, bütün zîşuur namına, makasıd-ı İlahiyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun […]
Çekirdekteki Kudret, Nurda Tecelli Eden Kâinat “Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’ad etme. Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelal, şu kâinatı “Nur-u Muhammedî”den aleyhissalâtü vesselâm nasıl halk etmesin veya edemesin?” Sözler.639 “Ey müstemi!” diye seslenir Bediüzzaman… Dinleyene […]
Mi’rac: Yetmiş Bin Perdenin Ardındaki Hakikat “Madem her insan cüz’iyetten ve süfliyetten tecerrüd edip en yüksek bir makam-ı küllîye çıkamıyor. O Hâkim’in küllî hitabına bizzat muhatap olamıyor. Elbette o insanlar içinde bazı efrad-ı mahsusa, o vazife ile muvazzaf olacaklar; tâ iki cihetle münasebeti bulunsun. Hem insan olmalı, tâ insanlara muallim olsun. Hem ruhen gayet ulvi […]
Mi’racın Katmanları: Esma-i Hüsna’nın Semavî Haritası “Mesela, ism-i Kadîr’e mazhar Hazret-i İsa aleyhisselâm, hangi semada Peygamber aleyhissalâtü vesselâm ile görüştü ise işte o sema dairesinde Cenab-ı Hak, Kadîr unvanıyla bizzat orada mütecellidir. Mesela, Hazret-i Musa aleyhisselâmın makamı olan sema dairesinde en ziyade hüküm-ferma, Hazret-i Musa aleyhisselâmın mazhar olduğu “Mütekellim” unvanıdır ve hâkeza… İşte Zat-ı […]
İman ve Asayiş: Kalplerde Kurulan Emniyet Devleti > “Acaba idarece ve asayişi muhafazaca, bin imanlı adam mı yoksa on dinsiz serseri mi daha kolaydır? Evet iman, güzel seciyeler vermekle hem merhamet hissini hem zarar vermekten sakınmak meylini verir.” (Tarihçe-i Hayat, s.223) Asayişin Temeli: Kalplerde Kurulu Vicdan Ordusu Devletin en büyük vazifesi nedir? Şehirleri korumak mı? […]
Fânî Hayatın Sırrı: Bâki Hayata Açılan Kapı “Biliniz ki mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettar, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılab etmesi için sa’y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe cihetindedir. Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek […]
Hayatın Şartı: Vahdet ve İttihad > “Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârane ittihat gittiği vakit, manevî hayat da gider.” (Tarihçe-i Hayat, s.199) Birlik Olmadan Hayat Olmaz Hayat dediğimiz şey; sadece nefes almak, yemek yemek, yaşamak değildir. Gerçek hayat; bir anlamın, bir ruhun, bir ahengin içinde yaşamaktır. Bu ise ancak vahdet ve ittihad, yani birlik ve […]