Ecnebîlerdeki Mâniler “Mâzi kıtasında, vahşet-âbâd sahralarında hayme-nişîn-i taassup ve taklit; veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişîn-i müzahrefat ve istibdat olanlara, şeriat-ı garrânın galebe-i mutlak ve istilâ-yı tâmmına sed ve mâni olan sekiz emir, üç hakikatle zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar. O mâniler ise: Ecnebilerde: Taklit ve cehalet ve taassup ve kıssîslerin riyâseti… Ve bizdeki mâni ise: […]
Taklidin İki Yüzü: Ataların İzinden Hakka mı, Batıla mı? Taklit: Kılavuz mu, Karanlık mı? İnsanoğlu düşünür, sorar, öğrenir. Fakat çoğu zaman, en kestirme yol olan “başkasına uymayı” seçer. Buna “taklit” deriz. Ama taklit, kılıç gibidir. Eğer hak yolda olan birine uyulursa rehberliktir. Eğer batıl üzerinde olanlara uyulursa zulmettir. İşte İslâm, bu ince çizgide taklidin sadece […]
Taassubun Zinciri, İnkârın Körlüğü: Hakkı Görmenin İki Düşmanı Göz Var, Görmek İstemiyor İnsana verilen en büyük nimet, akıldır. Çünkü akıl, hem duyuların kılavuzu hem de kalbin muhasebesidir. Fakat ne gariptir ki, insan bazen aklına rağmen görmez, bazen de aklını hapseder. Bu iki hâlin adı farklıdır ama sonuçları ortaktır: Hakikatten uzaklaşmak. Biri inkâr eder, hiçbir şeyi […]
Yaşanan İslam: Sessiz Bir Davet, Gölgesiz Bir Nur “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiye’nin ve hakâik-i imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler.” Sözle Değil Hâl ile Konuşan Hakikat Tarihin en büyük inkılapları, ne kılıçla ne de nutukla yapılmıştır. Gerçek inkılap, […]
İlmin Zincire Vurulduğu Gün: Engizisyon, Cehalet ve Taklit Çağrısı Bir Zamanlar Batı’da: İlimin Yakıldığı Mahkemeler Tarih, insanoğlunun hakikati arama serüveninde defalarca tökezlediğini ve çoğu zaman kendi elleriyle kurduğu zulüm düzenlerine taptığını gösterir. Batı dünyasında Orta Çağ boyunca hüküm süren Engizisyon Mahkemeleri, bu karanlık dönemlerin sembolüdür. Dini temsil ettiği iddiasındaki kurumlar, kilise otoritesine aykırı düşen her […]
Zerreden Küreye Değişen Her Şey, Bâkî Olmayanın Delilidir “Madem âlemde ve her şeyde tagayyür ve tebeddül var; elbette fânidir, hâdistir, kadîm olamaz. Madem hâdistir, elbette onu ihdas eden bir Sâni’ var. Ve madem her şeyin zatında vücudu ve ademi, bir sebep bulunmazsa müsavidir; elbette vâcib ve ezelî olamaz. Ve madem muhal ve bâtıl olan devir […]
Kâinatta Yükselen Ses: Tesbihin Sırrı ve Kur’an’ın Lisanı “bir adam سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmiştir.” (Hadîd Sûresi, 1) âyetini okudu. Dedi ki: “Bu âyetin hârika telakki edilen belâgatını göremiyorum.” Ona denildi: “Sen dahi bu seyyah gibi o zamana git, orada dinle.” O da kendini Kur’an’dan evvel […]
Perde Açılmadan Görmek: Yakînin En Yüksek Mertebesi “”Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek.” diyen İmam-ı Ali radıyallahu anh ve yerde iken arş-ı a’zamı ve İsrafil’in azamet-i heykelini temaşa eden Gavs-ı A’zam (ks) gibi keskin nazar ve gaybbîn gözleri bulunan binler aktab ve evliya-i azîme…” Tarihçe-i Hayat.347. Yakîn: Gözle Görmeden Gönülle İnanmak İman, bir bilgilenme değildir […]
Musibet Çağında Kalbin Terbiyesi: Acının Ardındaki Rahmet “Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben ya ruhen ya aklen ya bedenen gelen musibetten hissedarlıktan azap çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalalet ve ehl-i gaflet, merhamet-i umumiye-i İlahiyeden ve hikmet-i tamme-i Sübhaniyeden habersiz olduğundan, rikkat-i cinsiye sebebiyle nev-i beşerle alâkadar olduğundan, kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elîm […]
Sessiz Konuşma: Hâlin Dili Kalpten Konuşur “Lisan-ı hal, lisan-ı kālden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor.” Tarihçe-i Hayat.415 İnsan konuşan bir varlıktır. Kelimelerle anlatır derdini, ifadesini, niyetini. Ama hayat, sadece sözlerden ibaret değildir. Bir bakış, bir davranış, bir duruş… Bazen en veciz cümlelerden daha derin, daha kalıcı tesir bırakır. Lisan-ı kāl, yani dilin kelimeleri; kulağa seslenir. […]
Görünmeyen Aşikârlık: Şiddet-i Zuhur ve Perde-i Azamet “Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından perdelenmiş olan Zat-ı Akdes! Bütün zîruhların tesbihatıyla, seni takdis etmek niyet edip سُبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَلَ مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ diyorum.” Tarihçe-i Hayat.377 Şiddet-i Zuhur: Aşikâr Olanın Gizliliği Bazı gerçekler o kadar büyük, o kadar kapsamlıdır ki göz önünde […]
İNSANIN HİKÂYESİ: Maymundan Değil, Mana’dan Gelen Bir Varlık İnsan… Elinde kalem, dilinde kelâm, gözünde anlam taşıyan bir varlık. Gökyüzüne bakar da hayran olur; toprakta bir solucan görür, ibret alır. Ağlar, sevinir, dua eder. Sorar, düşünür, inanır. Bu varlık, sırf et ve kemik değil; ruh ve mana ile örülmüştür. Onu sırf bedeniyle tanımlamak, koca bir sarayı […]
İttihadın Kudreti, Tefrikanın Felaketi: Aynı Kıbleye Sırt Dönmek “Sakın sakın! Dünya cereyanları hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihat etmiş dalalet fırkalarına karşı sizi perişan etmesin! “ Tarihçe-i Hayat.311 “Sakın sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın!” Bediüzzaman Said Nursî – Tarihçe-i […]
Zamana Yemin ve Ziyan İçindeki İnsan: Asrın Musibet Aynası “ وَ الْعَصْرِ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖى خُسْرٍ âyetindeki اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖى خُسْرٍ makam-ı cifrîsi bin üç yüz yirmi dört (1324) edip Hürriyet İnkılabı’yla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harpleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlubiyetleri ve muahedeleri ve şeair-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin […]
Tebliğin Hududu: Kulun Vazifesi, Hakk’ın Takdiri “Risale-i Nur’un mesleği ise: Vazifesini yapar, Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmaz. Vazifesi, tebliğdir. Kabul ettirmek, Cenab-ı Hakk’ın vazifesidir.” “Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerinde siper edilmez.” Tarihçe-i Hayat.304 Bazı hakikatler vardır ki, sadece akılla değil; kalple, teslimiyetle ve adabıyla anlaşılır. Risale-i Nur’un mesleği de bu hakikatlerden birine dayanır: […]