Suriyelilerin gündeme getirilmesinin amacı yine hep aynı noktaya geliyor; Erdoğan’ı yıpratmak.
İç savaşı tetiklemek.
Oysa bu millet asırlardır bütün milletlerle iç içe yaşamıştır.
Hain içerde…
Dede Korkut’un deyimiyle;
“Kahpe içerden olunca Kapı kilit tutmaz oğul!
Halk içinde bozgunluk yapan Haindir oğul!”
Suriyeliler için esas olan elbette geri dönmesidir. Bende 3.4 yıl öncesinden beri geri dönüp dönmeyecekleri konusunda kendilerine sorduğumda, dörtte üçü dönmeyi düşünüyordu. 20 yaşına kadar olanlarda ise bu dönüş düşünülmüyor. Hala sıkıntı var iken gitsinler demek, bir milyona ek olarak 2, 3 milyon kişi daha öldürülsün demektir.
Türkiye’ye darbe vurmanın sebebi, etrafımızda terörü besleyerek göçü sağlamak. Bu Suriye ile başladı ve Afganistan’la sürdürülmekte çalışılıyor. Bir kasıt ve sinsi oyun var. Avrupa İslam ülkelerindeki problemlerin çözülmesi için her entrikayı sürdürmektedir. Her zaman kaşınacak yara bırakıyor. Batı bugün İslam dünyasındaki krizlerden besleniyor. Batının beslediği kerizlerle…
Memleketimizde bulunan üç milyon civarındaki Suriyelinin bize bazı noktalarda katkıları olacağı gibi, ihtilaf noktaları ve yaşayıştaki farklılıklarda ortaya çıkacaktır. Göçmenlerin dünya nüfusuna oranı arttı. Bu sayı 19 yılda yaklaşık 100 milyon arttı, 272 milyona ulaştı. Göçmenlerin dünya nüfusuna oranı 1990’da yüzde 2,9’du. 2019’da yüzde 3,5’e yükseldi. Bu oran, her 28 kişiden birinin göçmen olduğunu gösteriyor.[1]
11 Eylül ikiz kulelere saldırıyı organize eden ABD, bu bahane ile İslam ülkelerine saldırıyı başlattı ve özellikle Afganistan’ı işgal ettiler. Uyuşturucu hattını kontrol edip, geçişini sağladı. Bugün ayrılması tamamen planlıdır. Suriye gibi hem iç savaşı başlatmak ve hem de özellikle Türkiye ye göçü sağlamak planı idi. Bu şu an devrede.
Batı haçlı zihniyeti İslam ülkelerini ve özellikle Türkiye’yi yine islam ülkeleriyle ve içten yıkmak istiyor. Tüm çabası bu yöndedir.
**********
ABD’nin Afganistan’daki projesi sadece bir iç savaşı hedeflememekte, başta Türkiye ve İran, Pakistan’a da hatta Çin’e de zarar vermeyi hesap etmektedir.
ABD bizde Fetö, Irakta Kesnizani, Afganistan’da Topal Molla gibi gizli istihbarat örgütleri ile oraları ve İslam ülkelerini ele geçirmeye çalıştı.
Bir çoğunda da başarılı oldu.
Ancak Türkiye bağlantısı kopunca yine eski siyasi entrikalarını sürdürmeye devam etmektedir.
Hedefin önemli bir ayağı da bize 2023 hedefine ulaşmamızı engellemektir.
*************
Yüz yıl önce yüz yıllık projeyle devletler kontrol altına alınıp şekillendirilirken, bugün tüm dünya dijital, virüs, göçler, enerji ve çiple ve de çıkarılan problemlerle biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. En az bir yüz yıllığına kadar. Bunun içinde küresel çapta problemleri tetiklemek gerekiyordu. Startta verildi. Dünya çok hadiselere gebe. Tıpkı bizde Baykal’ı götürüp Kemal’i getirenler, dünyayı sürdükleri gibi ekme peşindeler. Acaba şimdi sıradaki kim? Geleceklerle beraber gidecekler?
************ Suriye’deki savaş ile göçün Türkiye’ye başlamasıyla çökme ve çökertme olacağı düşünüldü. Tüm senaryolarla bundan bir sonuç alınmadı. Şimdi ise 20 yıl Afganistan’da kalan ABD, kasıtlı çekilerek yeni bir savaşın fitilini ateşledi. Bu durum anında görüldü. Taliban saldırılarda birçok yeri ele geçirdi. Bu savaş bize olan göçü tetikledi. Hemen ABD sözcüsü Türkiye’nin kabul etmesini söyleyerek gerçek niyetini ortaya koymuş oldu. ABD Peşmerge’lerin desteğiyle Irak’ı işgal etti ve giderken üç bin kadar Peşmergeyi ABD’ye götürdü. Irak’ta kullanmak için. Aynı oyunu Afganistan için yapmaktadır. 20 yıl kaldığı Afganistan’daki gençleri ABD’de eğiterek, onlarıda Afganistan’da kullanacaktır. İslam ülkeleri içten beslenen ve beslenilenlerde dizayn edilmektedir.
**************
Mit olayı ile devleti ele geçirmenin ve de hükümeti zora koymanın 15 Temmuz’dan önceki ilk ve en önemli adımıydı. Başarılı olunamadı.[2] Cemal Kaşıkçı olayı da cismin ikinci girişimiydi ve faaliyetiydi. Bunda da başarılı olunamadı. Mit oyunu bozdu. ************
Darbe toplumun seçtiği yönetimin, meşru olmayan bir şekilde işgal edilmesidir. Dünyadaki tüm darbeler ve darbeciler, maddi ve manevi Batı’nın gayri meşru çocuklarıdır. Bunun biz özellikle 1960’dan beri sancısını çekmekteyiz. Maalesef bizdeki darbe ve tesettür gibi gayri meşru girişimler birçok ülkeye kötü örnek olmuştur. Aslında genelde darbe yapanlara bakıldığında o milletin içerisinden çıkmamış, o toplumun kanını taşımayan kişiler olduğu veya oraya yıllar öncesinden göçmen olarak geldiği görülmektedir. Bizdeki Kenan Evren gibi.[4] Bugün göçmen meselesini gündeme getirip toplumun zihnini bulandıran, tahrik edenlerin başını çekenler, yıllar öncesinde göç etmiş insanların olduğunu açık bir şekilde görürsünüz.
Bugün herkesin soy kütüğü açılmıştır. Görülmüştür ki, birçok kimse yıllar öncesindeki göçle bir yerlerden gelmektedir.
Biz asırlardır bu topraklardayız, diyen bir kimse doğru söylemiyordur.
Dışarıda gördüğü hayvana bile sahiplik yapan bir insan, bir milyon insanın öldüğü bir yere buradaki Suriyelilerde gitsin diyorsa, o kişi önce insanlığını sorgulasın.
İnsan bozması canavar olmasın.
***************
Kaderin tecellisi. Komplo kurana, komplo.
Kuyu kazan, kazılan kuyuya düşmektedir. Tıpkı Ebu Cehil gibi.
Joe Biden görevden alınacak mı? Bomba iddia… Eski ABD Başkanları Barack Obama ve Donald Trump’ın doktorluğunu yapan Jackson, ABD Başkanı Joe Biden’ın hakkında çarpıcı bir iddiaya imza attı. Buna göre Biden’ın zihinsel sorunları yüzünden dönemini tamamlayamadan görevden alınabileceğini öne sürdü.[5] Kaderin şu cilvesine bakın ki, gelmeden önce muhalefeti destekleyerek sayın Erdoğan’ı devirmeyi düşünen ABD başkanı Biden, zihinsel bozukluğu sebebiyle görevinden alınma sürecine girdi. Aslında kazanmadan önce konuşulan senaryoda da, kendisi seçilecek ancak yaşlılığı sebebiyle ayrılması sağlanarak yardımcısının geleceği söyleniyordu.
Bizi göçlerle içten yıkmaya çalışanlar, bizden önce içten yıkılacaklar.
Her şey bir kıvılcımla başladı. Ateş olup yaktı. İnsan yandı. İnsanlık yandı. Madde yandı, mana yandı. Ciğer yandı, kalp yandı. İlk yakan da şeytan oldu. Çünkü o ateştendi. Bir kibrit başı kadar olan şeytan ve ateşin çocukları ormanları yaktı, cennetleri yaktı. Kendi cehennemini tutuşturdu. Ateşleri bol olsun. Kabil ateşin ilk çocuğu oldu. Emre itaatsizlik bir kıvılcım gibi çaktı. Secde edip toprağa dönüşmedi. Tevazuyu değil, kibri seçti. Yaktı.. yaktı.. yaktı.. Alemin yaratılışında dört unsur seçildi; Toprak. hava.. su.. ateş.. Adem toprağı seçti. Su imdadına yetişti, hayat oldu. Hava sudaki oksijenle doldu, hayatı sürdürdü. Dünya ateşinde pişerek hamlıktan kurtuldu. Şeytan ise ateşi seçti, ateş oldu. Suya, toprağa, havaya kısaca hayata düşman oldu. Savaş açtı. Yanarken yaktı. Ebediyyen yanma uğruna. Takipçileri ile beraber. Su, toprak, hava aciz kaldı, ateşin karşısında. Rabbine sığındı. Rabbine secde etti. Rabbi secdesini kabul etti. Ateş secdeyi reddetti, Rabbi onu huzurdan ve huzurundan tardetti. Kıyamete kadar huzur bulmadı, huzur vermedi, mensuplarıyla. Huzur bulmasınlar.
– Ateş çağı başladı, deniyor; Ateşten olan şeytan mensuplarıyla kontrolü ele mi aldı? Şeytan ve şeytanın çocukları gider ayak her şeyi yakıyor. Ahireti yananlar, cehennem ateşi olacak olan dünyayı yakıyorlar. Madem ben yandım herkes yansın diyor. Orman yangınları dünyanın dengesinin bozulduğu haberini verdi. BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli raporu korkutucu bir tablo çizdi. ‘Kırmızı kodlu’ rapora göre, öngörülenden on yıl önce, 2030’a kadar Dünya 1,5 derece ısınacak. Rapor, tüm dünyada yangın, sel ve fırtına gibi felaketlerin artacağını gösteriyor.[1] “Bir vakit meleklere: ‘Âdem’e secde edin.’ demiştik. İblis’ten başka hepsi secde ettiler. O ise, ‘Ben bir çamurdan yarattığın kimseye mi secde ederim?’ demişti. İblis dedi ki, ‘Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım.’ Allah buyurdu: ‘Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza. Onlardan gücünün yettiğini sesinle ürküt. Süvari ve piyadelerinle üzerlerine saldır. Mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatte bulun.’ Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez. Doğrusu benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.”[2] “(Allah, onlara:) “Sizden evvel gelip geçmiş cin ve insan ümmetleriyle birlikte siz de girin ateşe.” buyurur. Her ümmet (cehenneme) girdikçe (kendisine uyup tâbi olduğu) yandaş (ve önder)lerine lanet eder. Nihayet hepsi peşpeşe orada toplanınca, sonrakiler evvelkiler için: “Ey Rabbimiz! İşte bunlar bizi saptırdı, onlara ateşten bir kat daha (fazla) azap ver.” derler. (Allah) buyurur ki: “Her biri(niz) için bir kat fazla (azap) vardır. Fakat siz (onu) bilmezsiniz.”[3] Peşinden yakanlar onu takip etti. Şeytanın gayri meşru çocukları, ateşin çocukları bu yangını sürdürdüler.[4] Bitme durumunda olup bir sonuç alamayan PKK ve destekçileri yanarken, yakarak nefretlerini kustular. Mesele orman değil, milleti yakmak, geleceğini söndürmek idi.
Fitne ateşi ile de bu ateşi harladılar, içteki ateşin çocukları.
Orman ateşinden daha çok yakıcı ve acıtıcı oldu.
Şeytan tüm çocuklarıyla faaliyette.
Başlangıcı kendi yaptığı gibi, kapanışı da yine kendisi, kendi lehine kapatmak istiyor.
Ahirzamanda gelecek yecüc- mecücün komitesi anarşistler olduğuna Kur’an işaret ediyor.
Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.
Neyzen Tevfik’in ifadesiyle;
“Geldikleri gibi gitmediler.
Kimi itini
Kimi bitini
Kimi piçini bıraktı gitti.
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”
-“Ekmek herkese yetecekti aslında.
Tarlaya karga dadandı.
Ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami.”
Kimisi sigarasını yakmak, kimisi ısınmak için dünyayı ateşe verdiler. İnsan yandı… İnsanlık yandı… Dünya ile kalmadı, ahirete, ebede uzandı. Ateşin kaynağına, cehenneme uzandı. Allah yakanları yaksın. Kul olmayanları kül etsin. Nurdan rahatsız olanlar, hayatlarını ateşte buldular. Kıvılcımlarla ateşi yaktılar, canlıları ateşte yaktılar. Ateşin ve şeytanın çocukları. Karanlığın çocukları, hayatın ışıklarına savaş açtılar. Çok ışıkları söndürdüler. Işıkları sönsün. Soyları kesilsin. Şeytanın çocukları, ateşin çocukları, o çocukların çocukları devrede. Gönüllerdeki yangınları üfleyerek alevlendirmekteler. Düşman olduğu suyu engellemekte, ateşi kullanmaktadır. Açılışı ateşle yaptıkları gibi, kapanışı da ateşle yapmak istiyorlar. Açılışa ağaç bahane olduğu gibi, kapanışa ormanlar bahane edilmektedir. Ancak elbette ki Allah kapanışı kendi aleyhine yapmaz. Yaşasın zalimler için cehennem. “Nûh “Rabbim” dedi, “Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi sağ bırakma! Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve sadece günahkâr nankör nesiller yetiştirirler.”[5] Kıssadan Hisse: ?Yılanın biri ateş böceğinin peşine düşmüştü. Onu tam yemek üzereyken ateş böceği; “Sana bir şey sorabilir miyim?” dedi. Yılan; – “Aslında kurbanlarımın sorularını cevaplamam, ama bir istisna yapıp sana izin vereceğim” dedi. Ateş böceği sordu: “Sana bir şey mi yaptım..?” – “Hayır” dedi yılan. “Senin besin zincirine mi dahilim..?” diye sordu ateş böceği. – “Hayır” dedi yine yılan. “O halde niçin beni yemek istiyorsun..?!” diye sordu. – “Işığını görmeye dayanamıyorum da ondan..!!” dedi yılan.
Fakirliğin küfre yakın olduğunu söyleyen Peygamber Efendimiz, aynı zamanda ümmeti için en çok korktuğu şeyinde, geçmiş azgın ümmetler gibi ümmetinin zenginlik ile imtihan edilmesi olduğunu söylemiş ve bunun tehlikesine dikkat çekmiştir.[1]
Allah kör eder, nan-körü.
Allah sadece nankörü değil, nankörle hareket edeni de kör eder.
Ekmeğini yediği ev sahibine teşekkür etmediği gibi, küfredeni, nimeti görmeyeni Allah kör eder.
Peygamberimiz ekmeğe hürmet edilmesini emreder, ümmeti ise ekmeğe karşı saygısızlıkta bulunulmasına karşı gayet sert bir şekilde;
Allah kör eder, der.
Bu milletin nimete ve hayata karşı gösterdiği hassasiyetindendir ki, ocağında yakacağı odunu bile ateşe atmadan önce silkeler.
Olmaya ki, odunda böcek-möcek ola…
Zaten küfür en büyük nankörlüktür. Kâfir ise en büyük nankör kimsedir.
Allah’ın nimetini yiyip, havasını soluyan, dünyasında yaşayıp, verdiği vücut ve hayatı kullanan insanın bunları görmeyerek sahibini unutması ve onu inkâr etmesi en büyük nankörlük ve küfranı nimettir.
Bu yazıyı yazmama sebep olan olay ise; gösterilen bir nankörlük olayıdır.
Adeta arkadan hançerlenmek gibi.
Siyasetin en aşağı ve kirli yüzü, tüm her şeyi bir kişiye hücum etmek üzerine bina etmesidir.
Bu da iflas etmiş müflis bir tüccarın halini hatırlatmaktadır.
Şahıslar fanidir, mahkeme kadıya mülk değildir.
Ancak nankörce hareket ederek yapılanları görmemek tam bir nankörlüktür.
Tartışılan toplumda yapılanlar sıralanır ancak bunları görmeyen kişiye muhatabı;
İşte Ayasofyayı açtı ya…
Aslında muhatab alınmayacak bir kişilik ortaya konulur.
Bulanık ve bunamış bir kişilik.
İşte ipin ucu burada kopar. Tam bir ipe sapa gelmez tavır ve verilen cevap;
Bana ne, beni ilgilendirmez. Benim için önemli değil.
Bir asra yakın ümmetin feryat ettiği bir hizmeti görmeyeni var ya;
Allah kör eder kör, nankörü…
Siyasetin kör ettiği insanları, Allah’da kör eder.
Siyaseten bir insan beğenilmeyebilir, tenkit de edilebilir. Ancak bu derece Ayasofya’nın açılışını basite alan ve görmeyen hatta takdir etmeyen insan, kör ve nankör insandır.
O kişileri Allaha havale ediyoruz.
-Her dönemde kaht-ı ricalden şikayet edilmiştir.
Bugün ise çokta gelişmiş değil.
Sayın Erdoğan eğer gidecek olsa yerine gelecek çok insan olsada, o boşluğu dolduracak bir lider kapasitesine sahip kimse yok.
Asıl kaht-ı ricali bizler yaşamaktayız.
“Kuşkusuz o insan Rabb’ine karşı çok nankördür.”[3]
Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, sakal, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.
– Vur usturayı berber efendi.. der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;
– Kalk bakalım kabak, kalk da traşımızı olalım diye kükrer.
Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.
Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.
Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…
Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.
Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın bir kabadayıya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;
– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.
Derviş, mahzun ve düşünceli…
– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var, O gücenmiş olmalı..
BÜTÜN DOST VE YAKINLARIN KURBAN BAYRAMINI TEBRİK EDER.. DÜNYA VE AHİRETTE MUTLULUKLAR DİLERİM.
KURBAN YAKINLAŞMAKTIR
Kurban yakınlaşmaktır. Kimin için kesildiği, kime yaklaşıldığı ve yakınlığına göre hüküm alır. Allah’a yakınlaşma yolları muhteliftir. Ancak Allah kendisine yakınlaşmanın en keskin, kolay ve doğru yollarını da belirtmiştir. Kurban da bir teslimiyet, tam bir inanç, tam bir sadakat, tam bir yakınlılık vardır. İnsanın gerektiğinde en sevdiği şeyi,ondan daha çok sevdiğine vermesi, feda etmesidir. Bu canı ve cânanı da olsa… Kurbanda bir yükseliş vardır.Kan ve etler Allah’a gitmez iken,ibadet,emre isyandan kaçış,emre itaate koşuş vardır. Şeytana değil Rahmana bir gidiştir. Hayvanlıktan insanlık derecesine madden ve manen bir yükseliştir. Gönülde O’ndan başkasına yer vermemek,sadece O’na yer vermektir.
*Dediler ki; gözden ırak olan gönülden de ırak olur… Dedim ki; Gönül’e giren gözden ırak olsa ne olur.
*Kurban faniden ve fenadan geçerek, bâkiye yönelmek, ebediliği müşteri olmaktır. “Hem o Rahmân’ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda mücâhede işinde telef olan bir nefere şehâdet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor…”
*Kurban Allah’ı bulmak ve O’nu bilmektir. O’nu bulamayan ve bilemeyenler,çok değersizleri değerli bilmişler, yanlışı bulmuşlardır. Sanem ve putlar ilah edinmiş, onlara kurbanlar hatta evlatlar adanmıştır.
*Kurban rahmettir. Rahmete vesiledir. Rahmetin nüzulüne vasıtadır. Haşa Allahın rahmetine aykırı bir durum değildir. *Allahın rahmeti mi yoksa adaleti mi? Öne çıkan hangisidir? -Her adil merhametlidir ancak her merhametli adil değildir. Allah adaletiyle dengeyi sağlamaktadır. Kurban adaletiyle rahmeti sürdüren bir hakikattır.
*Rahman ,dünyada ayrım yapmadan herkese rızkını veren, rahim ise, ahirette müminlere rahmet eden bir isimdir. Kurban, Rahman isminin dünyadaki en kapsamlı tecellisine vesiledir. Rahmanın bir gereğidir.
*Her şeyden önce bunu emreden, bizden isteyen Allahtır. Kimin malını kimden esirgeyebiliriz ki? Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim.
Hac ibadetin başlangıcı, kurban ise neticesi ve kabulün –inşaallah- göstergesidir. Çeşitli yönlerden kâbeye yönelenlerin orada tarafı kaldırarak tavafta buluşmalarıdır. İbrahim Hakkı Bursevi-nin ifadesiyle; -Kâbe-de taraf yok, tavaf var. Kabe-de her taraf var. Bir arınmak olan kurban ile kişi bayrama arınmış olarak çıkmaktadır.
Bayram ise onun ücretidir. Gerçek bayram kulun Rabbisiyle buluşma anıdır. Kurbanda da bu buluşma vardır.
Can bula Cânânını, Bayram O Bayram ola. Kul bula Sultanını, Bayram O Bayram ola. Hüzn-ü keder def ola, Dilde hicap ref ola Cümle günah af ola, Bayram O Bayram Ola …
KURBAN VE FAYDALARI
H.2. senede Vacib kılınan kurban, Allah’a yaklaşmak anlamına olup, şükrün bir ifadesidir. Aynı zamanda Hz. İbrahim peygamberin bir sünneti olup, onun Rabbisine karşı imtihanı kazanması gibi, insanın da itaat ve inkiyad ederek kurban kesmesi bir nevi imtihanı kazanmasıdır.
Âyet’de: ”Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, Ey yavrum dedi: ”Ben menam’da (uykuda) görüyorum ki, ben seni boğazlıyorum. Bir düşün, ne dersin? dedi.
O da cevaben: ”Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.” dedi.”[1]
Hz. İbrahim’in; Ya Rab, eğer bana bir evlat çocuğu verirsen onu senin için kurban edeceğim, deyip, Sonra Cenâb-ı Hak uykuda ona vahyederek, sözünü yerine getirmesini emrediyor. Azminden dolayı onu İshak ile teyid ediyor.
Hz. İbrahim bu rüyayı; Zilhiccenin 8.9.10. yani Terviye, Arefe ve Nahir geceleri görmüştü.
Burada Hz. İbrahim ve İsmailin Muhsinlerden yani Peygamberimizin ifadesiyle:”Rabbisini görür gibi ibadet etmek, biz onu görmesek de onun bizi gördüğüne inanmak” bu sıfata haiz kimselerden olduğu belirtilmektedir.
Cenâb-ı Hakta buna mükâfaten; İbrahime oğlunun yerine kesilmek üzere bir kurbanlık göndermiştir.
İmam-ı Azam şöyle demiştir: ”Çocuğunu kurban etmeyi nezir eden bir kimseye; bir koyun kesmek vacib olur.
Ayetlerde [2] zikredilen kurban, Hadislerde de:”Udhiyye ve Zebaih” başlıkları altında zikredilmektedir.[3]
Hadiste: ”Ya Fatıma, kalk, kurban kesilirken sen de yanında bulun. Onun kanından ilk damla yere düştüğü anda senin bütün günahların affedilir. Kıyamet gününde de kurban eti ve kanıyla getirilecek,senin mizanına yetmiş misli olarak konacaktır.”
Ve: ”Maldan bir vüs’at bulup da Udhiyye kurbanı kesmeyen bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”
“Udhiyye kurbanı kesiniz. Çünkü o babanız İbrahimin sünnetidir.” buyurulur.
Udhiyyenin en hayırlısı Koçtur. Hadiste: ”Koyun eti şifalı olduğu için daha iyidir.”
Ve: ”Kurbanın en hayırlısı Koçtur.” denilmektedir.
Kevser suresinde:”(Ya Muhammed) Biz sana kevseri verdik. Onun için Rabbine kulluk et ve Kurban kes. Asıl sonu (soyu ve nesli)kesik olan, şüphesiz seni kötüleyendir.”[4]
Bu surenin nüzul sebebi: Âs bin Vail Peygamberimize Ebter dediğinden dolayıdır.
Enes bin Malik: Hz. Peygamber (SAM) bir iğfa halinde dalmıştı,derken tebessüm ederek başını kaldırdı. ”Bana aniden bir sure inzal olundu.” buyurdu da, okudu. Sonra buyurdu ki; bilir misiniz, Kevser Nedir? Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. Buyurdu ki: Bir nehirdir. Onu bana Rabbim Azze ve Celle cennet de verdi. Onda pek çok hayır (hayrı kesir) var. Ümmetim kıyamet günü ona vürud edecek.(varacak) Kapları yıldızlar sayısıncadır, derken içlerinden bir kul halecan ile çekilir atılır. Ya Rab,o benim ümmetimdendir, derim. Buyurulur ki; Bilmezsin senden sonra onlar neler ihdas ettiler.”
Peygamberimiz buyurdu ki: ”Ben semaya uruc ettirildiğim zaman (çıkartıldığımda) bir nehre vardım. Kenarları mücevvef inci kubbeleri idi, bu ne ya Cibril,dedim? Bu sana Rabbinin verdiği kevserdir, dedi.”
Kevser cennette bir nehrin adı olup,diğer ırmaklar bundan ayrılırlar.
Kevser;Ahmed ibni Hanbel,Buhari ve Müslim,İbni Mace,Nese-i,İbni Cerir ve diğerleri nehrin tarifinde:”Kenarları mücevvef inci kubbeleri,içinden miski ezfer çıkar,sütten daha beyaz,baldan daha tatlı,yeri;meşrik ile mağrib arası kadar.derinliği yetmiş bin yıllık,ondan içen bir daha susamaz,ondan abdest alan ebeden perişan olmaz. Benim ahdimi bozan,benim ehli beytimi katleden ondan içmez.”gibi vasıflarla,Enes,Aişe,Ömer ve Hz. Abbas’dan müteaddit hadisler rivayet etmişlerdir.
Kevser aynı zamanda;Peygamberin fezaili kesiresi,ahlakı azimesi,Kur’an, Tevhid, İslâm,İlim,Hikmet ve Makam-ı Mahmud’da denilebilir.
26 kavle kadar sayılan Kevserin üçüncüsü ise;Kevser;ümmetimin ulemasıdır.
Dördüncüsü;Çok hayırlı ashab ve etbaa sahib oluşudur.
Kevser;Efendimiz okumaz iken,İkra’ ile okuması ve okutması,ashab-ı filin helak olması,Aleme rahmet olarak gönderilmesi,anlamlarına gelmektedir.
Bu kadar kevser atiyye ve ihsanlarının şükrü için,bütün nimetleri içinde toplayışından dolayı;-Haydi Namaz Kıl-buyurmaktadır.
Evvela namaz kıl,namaza devam et. Çünkü namaz kalben ve lisanen ve bütün a’za-i bedenle yapılan şükrün aksamını cami’ ve tazimin aksâsı demek olan ibadetin başı,dinin direği:”Ey iman edenler.Sabır ve namaz hususunda Allah’dan yardım dileyin.”[5]ile ruha kuvvet olmak.
Ve bu ibadeti sırf Allah için yapmak. Müşrikler gibi ve mürâ-i olan gösteriş yapanlar gibi değil,Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Cenâb-ı Hak yaratılanları genel olarak şöyle tavsif etmektedir:”Yer yüzünde ne varsa,biz dünya için bir süs olarak yarattık ki,insanlardan hangisi daha güzel işler yapacak diye onları imtihan edelim.
Onun üzerindeki her şeyi biz elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz.”[6]
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir oyalanmadır.”[7]
Cenâb-ı Hak bu dünyayı ruh ve ruhanilerin alemi için bir bayram ve bir sergi yeri yapmıştır. Bu alemi süslendirmiş,ali-adi her bir ruhu bu aleme göndermiş,hem nimetlerden istifade edilsin,duygularla donatıp o ruhlara kendilerine münasip bir cesed giydirmiştir. Bu sergi yeri olan dünyaya göndermiştir. Ta ki temaşa etsin ve temaşa edilsin. Aynen resmi geçit gibi. Günlerce prova yapılır,bir anda huzurdan geçilir. İşte o geçiş bittikten sonra,başarılı bir geçiş olmuşsa kazanılmış,döküntülü ve başarısız geçiş ise kaybedilmiştir.
Tabiat ilahi bir sofra ve ziyafet yeridir. Bizler onun şerefli birer misafiriyiz. Misafir ev sahibinin iznine tabidir.
Ve bu dünyada kurban olarak kesilen bir hayvana sırat köprüsünde sahibine bir Buraklık yapmış olacak ve mükafatlandırılacaktır.
Elbette bu dünyada çekilen zahmet ve meşakkatlar da kişi için büyük ücret ve mükafatlar,o insanların istidat ve kabiliyetlerine göre Cenâb-ı Hakkın rahmet hazinesinde uzak değil ki bulunmasın!
Gerek kemiyet gerekse de keyfiyet olarak en fazla istifade eden insan,dünyaya pek çok meftun. Onu bu dünyadan soğutmak ve nefret verdirmek,oraya bir iştiyak ve istek uyandırmak için musibet ve belaları veriyor. O insanı rahmet kucağına koşturuyor. Nazarlarını ahirete çeviriyor.
Çünkü kurbanın ne eti,ne de kanı Allaha ulaşmaz,ancak takva ve ibadet Allah’a varır,ulaşır.[9]
Burada;Kurban kesmeyi acımaya hamletmek,kesmemek,kan görmemek nefsin nazarı ahiretten çevirmesidir. Oysa her gün milyonlarca hayvan kesilmekte ve yenilmektedir. Bir rütbeli birini karşılama töreninde rahatlıkla kesib,ona iltifatta bulunmaktayız. Yılın üç yüz altmış günü kesilen kurbanda kesilenden geri değildir. Kullanımı yine günlere dağılmaktadır.
Düşünülmesi gereken;bu dört çift hayvan olan Koyun,Keçi,Sığır ve Deve sürekli kesildiği halde eksilmemektedir İnsanlara bunlar nimet olarak ikram edilmiştir.[10]
Sosyal açıdan zengin fakir arasındaki hürmet ve merhamet duygularının yeşermesine vesile olmaktadır. Ve zengindeki yardım etme duygusunun körelmesini engelleyip,bilelenmesine sebeb olur.
Ferdi açıdan bir ibadet görevinin yerine getirilişinin huzuru yaşanmaktadır.
Psikolojik yönden ise;kurbanı ya kişinin kendisinin kesmesi veya ehline kestirirken onun yanında bulunması müstehab olandır. Böylece ibadet maksadıyla kan akıtmaya karşı,insan kanı akıtmanın çirkinliği ve ondan sakınılmanın lüzumu hatırlanmış olmaktadır. Genel olarak da;psikolojik bir testten geçirilmiş olunmaktadır.
Doç.A. Murad Daryal bir tesbitinde:”Batıda boks rağbet edilen bir spor dalıdır. Yani bunda dövüp kan akıtan ve o akan kanı seyreden seyirci veya japonlar harakiri ile veya Amerikalılar kowboy filimleri ile adam öldürüp,kinini kusmakla kan dökme ihtiyacını öyle tatmin eder.
-Boğa güreşleriyle kişiden kan akması veya boğa şişlenerek kanının dökülmesi,30-40 kg.lık taşları,altlarından geçen boğaların üzerine atmaları,cahiliyede insanların putları için kan akıtmaları sadistçe ve zalimce bir uygulamadır.
“İslam kurbanı emretmekle insanların kurban dışı bir takım yollarla tatmin aramasına ihtiyaç bırakmamıştır.”
Böylece İslâmiyet de:”Mesele kan dökmek değil,dökülecek kanı peşinen ödemektir.”
İnsanda üç duyguya sınır konulmamıştır. İstek,akıl ve kızma duygusu. Kurban ile bu gadab ve kızma duygusu tatmin edilir.Ancak tavuk ve hindi gibi bir hayvanı kesmek ve kanını akıtmak onu tatmin etmeyecektir.
Tarihi bir olay hatırlanarak bu vesile ile de belaların def’ine vesile kılınmaktadır.
Kurban et için değildir. Çünkü Hz. İbrahim oğlu İsmail’i eti için kesmiyordu. Amaç eti değildi.
Hz. İsmail’in kesilmeyip onun yerine koç kesilmesi İsmail’in ömrünün uzamasına sebeb olur.
O kesilseydi,onun zürriyetinden olan nesil de kesilecekti. Peygamberimiz de onun zürriyetindendir.
Peygamberimizin Dedesi Abdulmuttalib’in de adadığı oğlu,peygamberimizin babası Abdullah’ı kurban etmemesi,onun yerine yüz deve kurban etmesi de diğer hikmetli bir noktadır.
Bu evladını kurban etme adeti tüm insanlarca uygulanacak,nüfus ve hayatın devamı kısırlaşacak,eksilecekti.
Leydi Montegue Şark mektublarında der ki:”O kadar sene İstanbul’da kaldım,bir tek cinayet gördüm,onunda katilini halk buldu. Uzun seneler İstanbul’da yaşamama rağmen birbirleriyle dövüşen,kavga eden değil,birbirine yüksek sesle konuşan iki Türk çocuğuna rastlamadım”der.
İşte ibadetin ve Kurbanın müsbet tesirleri…
Kurban insan hayatı için bir teminat ve bir sigortadır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi,kendisini insanlığa adaması olarak nitelendirilir. Birisinin kurbanı hayvan olurken,diğeri kurbanını insanlardan seçer.
Böylece bütün dinlerde vardır. Âyette:”Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku:Hani onlar (Allah’a)yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de ikisinden birininki (Habil’in) kabul olunmuş,öbürününkü (Kabil’in) kabul olunmamıştı.”[11]
Kurban,bir tedavi yöntemidir. Kurbanı yemiyenler,kendilerini ve birbirlerini yemektedirler. Dünya savaşları ve zulümler ile…
Biri ibadetlerle duygularını mukaddes yöne tevcih ederken,diğeri basite yönelmektedir.
Gerek hacda,gerekse de İslam memleketlerindeki bu külli ibadet ile dünyadaki aç olan müslümanların durumu gözetilmiş olmaktadır.
Bayramdan önce kesilmeyip,bayramdan sonra kesilerek,bayramda fakirlerinde sevindirilmesi sağlanmış olmaktadır.
Hadiste:”Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.”
Her bayramda olduğu gibi,kurbanda da ahiret hayatı ve ölüm ile sürecek olan uzun yolculuk unutulmamalı;Hiçbir şeyin kararında kalmayıp zevale mahkum olduğu,sevdiklerimizin çoğunun kabrin arkasında olup,hayatın sıkıntıları altında bunalan insanların gerçek bayramlarının imanla gidilen ahiret hayatında başlayacağını,ölümün bir idam olmayıp,kabrin bir kuyu ağzı olmadığı belki nurlu alemlerin bir başlangıcı olduğu,insanın kendi mahiyetini düşünerek niçin ve neden yaratıldığını düşünerek bu dünyadaki ve gideceği hayat hakkında bir bilgi elde etmesini öğretmekle hayatın gerçek manasını anlamaya çalışmalıdır.
Bayramın imdi,bayramın imdi.
Bayram ederler yar ile şimdi.
O’nsuz bir dünya,yarsız bir insan… Gerçek bayram O’nunla olunan her andır.
Bayramlar güzelliklere,muhabbetlere,yardımlaşmalara,birlik ve beraberliklere vesile olmalıdır.
Mekke;Arafat ve tüm İslam alemindeki külli ibadetler ile,büyük bir ağız şeklinde külli ibadetler hatırlanmalıdır.
Kurban edilen hayvanın derisi dahi kendisine sevab kazandırdığı bu hayvanın et ve derisi konusunda ise;Evvela;et üç kısma taksim edilip,kendisine,yakınlarına ve fakirlere dağıtılır.
Kurbanın sütünden,etinden,postunu satıp parasını almak,demirbaş olmayacak bir şey ile değiştirmek,ve bundan kasab ücreti vermek caiz değildir. Fakat demirbaş eşya olabilir. Madem kurbandan esas Allah rızasıdır. Derinin olduğu gibi etinden de Kur’an kurslarına,iman ve Kur’an hizmetinde bulunan yerlere vermek en münasib olanıdır. Zira bu hizmetleri üstlenen cemaat ve vakıflar yapılacak u yardımlarla ayakta dururlar ve daha iyi hizmet verirler. Yani yapılan iyiliğin nereye gideceğini bilerek yapmak gerektir.
H.2. senede Vacib kılınan kurban,Allah’a yaklaşmak anlamına olup,şükrün bir ifadesidir. Aynı zamanda Hz. İbrahim peygamberin bir sünneti olup,onun Rabbisine karşı imtihanı kazanması gibi,insanın da itaat ve inkiyad ederek kurban kesmesi bir nevi imtihanı kazanmasıdır.
Âyet’de:”Vaktaki yanında koşmak çağına erdi,Ey yavrum dedi:”Ben menam’da (uykuda) görüyorum ki,ben seni boğazlıyorum. Bir düşün,ne dersin? dedi.
O da cevaben:”Babacığım,emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.”dedi.”[1]
Hz. İbrahim’in;Ya Rab,eğer bana bir evlat çocuğu verirsen onu senin için kurban edeceğim,deyip,Sonra Cenâb-ı Hak uykuda ona vahyederek,sözünü yerine getirmesini emrediyor. Azminden dolayı onu İshak ile teyid ediyor.
Hz. İbrahim bu rüyayı;Zilhiccenin 8.9.10. yani Terviye,Arefe ve Nahir geceleri görmüştü.
Burada Hz. İbrahim ve İsmailin Muhsinlerden yani Peygamberimizin ifadesiyle:”Rabbisini görür gibi ibadet etmek,biz onu görmesek de onun bizi gördüğüne inanmak” bu sıfata haiz kimselerden olduğu belirtilmektedir.
Cenâb-ı Hakta buna mükâfaten;İbrahime oğlunun yerine kesilmek üzere bir kurbanlık göndermiştir.
İmam-ı Azam şöyle demiştir:”Çocuğunu kurban etmeyi nezir eden bir kimseye;bir koyun kesmek vacib olur.
Ayetlerde [2] zikredilen kurban,Hadislerde de:”Udhiyye ve Zebaih” başlıkları altında zikredilmektedir.[3]
Hadiste:”Ya Fatıma,kalk,kurban kesilirken sen de yanında bulun. Onun kanından ilk damla yere düştüğü anda senin bütün günahların affedilir. Kıyamet gününde de kurban eti ve kanıyla getirilecek,senin mizanına yetmiş misli olarak konacaktır.”
Ve:”Maldan bir vüs’at bulup da Udhiyye kurbanı kesmiyen bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”
“Udhiyye kurbanı kesiniz. Çünkü o babanız İbrahimin sünnetidir.”buyurulur.
Udhiyyenin en hayırlısı Koçtur. Hadiste:”Koyun eti şifalı olduğu için daha iyidir.”
Ve:”Kurbanın en hayırlısı Koçtur.”denilmektedir.
Kevser suresinde:”(Ya Muhammed) Biz sana kevseri verdik. Onun için Rabbine kulluk et ve Kurban kes. Asıl sonu (soyu ve nesli)kesik olan,şüphesiz seni kötüleyendir.”[4]
Bu surenin nüzul sebebi: Âs bin Vail Peygamberimize Ebter dediğinden dolayıdır.
Enes bin Malik:Hz. Peygamber (SAM) bir iğfa halinde dalmıştı,derken tebessüm ederek başını kaldırdı.”Bana aniden bir sure inzal olundu.”buyurdu da,okudu. Sonra buyurdu ki;bilir misiniz,Kevser Nedir? Allah ve Rasulü daha iyi bilir,dediler. Buyurdu ki:Bir nehirdir. Onu bana Rabbim Azze ve Celle cennet de verdi. Onda pek çok hayır (hayrı kesir) var. Ümmetim kıyamet günü ona vürud edecek.(varacak) Kapları yıldızlar sayısıncadır,derken içlerinden bir kul halecan ile çekilir atılır. Ya Rab,o benim ümmetimdendir,derim. Buyurulur ki;Bilmezsin senden sonra onlar neler ihdas ettiler.”
Peygamberimiz buyurdu ki:”Ben semaya uruc ettirildiğim zaman (çıkartıldığımda) bir nehre vardım. Kenarları mücevvef inci kubbeleri idi,bu ne ya Cibril,dedim? Bu sana Rabbinin verdiği kevserdir,dedi.”
Kevser cennette bir nehrin adı olup,diğer ırmaklar bundan ayrılırlar.
Kevser;Ahmed ibni Hanbel,Buhari ve Müslim,İbni Mace,Nese-i,İbni Cerir ve diğerleri nehrin tarifinde:”Kenarları mücevvef inci kubbeleri,içinden miski ezfer çıkar,sütten daha beyaz,baldan daha tatlı,yeri;meşrik ile mağrib arası kadar.derinliği yetmiş bin yıllık,ondan içen bir daha susamaz,ondan abdest alan ebeden perişan olmaz. Benim ahdimi bozan,benim ehli beytimi katleden ondan içmez.”gibi vasıflarla,Enes,Aişe,Ömer ve Hz. Abbas’dan müteaddit hadisler rivayet etmişlerdir.
Kevser aynı zamanda;Peygamberin fezaili kesiresi,ahlakı azimesi,Kur’an, Tevhid, İslâm,İlim,Hikmet ve Makam-ı Mahmud’da denilebilir.
26 kavle kadar sayılan Kevserin üçüncüsü ise;Kevser;ümmetimin ulemasıdır.
Dördüncüsü;Çok hayırlı ashab ve etbaa sahib oluşudur.
Kevser;Efendimiz okumaz iken,İkra’ ile okuması ve okutması,ashab-ı filin helak olması,Aleme rahmet olarak gönderilmesi,anlamlarına gelmektedir.
Bu kadar kevser atiyye ve ihsanlarının şükrü için,bütün nimetleri içinde toplayışından dolayı;-Haydi Namaz Kıl-buyurmaktadır.
Evvela namaz kıl,namaza devam et. Çünkü namaz kalben ve lisanen ve bütün a’za-i bedenle yapılan şükrün aksamını cami’ ve tazimin aksâsı demek olan ibadetin başı,dinin direği:”Ey iman edenler.Sabır ve namaz hususunda Allah’dan yardım dileyin.”[5]ile ruha kuvvet olmak.
Ve bu ibadeti sırf Allah için yapmak. Müşrikler gibi ve mürâ-i olan gösteriş yapanlar gibi değil,Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Cenâb-ı Hak yaratılanları genel olarak şöyle tavsif etmektedir:”Yer yüzünde ne varsa,biz dünya için bir süs olarak yarattık ki,insanlardan hangisi daha güzel işler yapacak diye onları imtihan edelim.
Onun üzerindeki her şeyi biz elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz.”[6]
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir oyalanmadır.”[7]
Cenâb-ı Hak bu dünyayı ruh ve ruhanilerin alemi için bir bayram ve bir sergi yeri yapmıştır. Bu alemi süslendirmiş,ali-adi her bir ruhu bu aleme göndermiş,hem nimetlerden istifade edilsin,duygularla donatıp o ruhlara kendilerine münasip bir cesed giydirmiştir. Bu sergi yeri olan dünyaya göndermiştir. Ta ki temaşa etsin ve temaşa edilsin. Aynen resmi geçit gibi. Günlerce prova yapılır,bir anda huzurdan geçilir. İşte o geçiş bittikten sonra,başarılı bir geçiş olmuşsa kazanılmış,döküntülü ve başarısız geçiş ise kaybedilmiştir.
Tabiat ilahi bir sofra ve ziyafet yeridir. Bizler onun şerefli birer misafiriyiz. Misafir ev sahibinin iznine tabidir.
Ve bu dünyada kurban olarak kesilen bir hayvana sırat köprüsünde sahibine bir Buraklık yapmış olacak ve mükafatlandırılacaktır.
Elbette bu dünyada çekilen zahmet ve meşakkatlar da kişi için büyük ücret ve mükafatlar,o insanların istidat ve kabiliyetlerine göre Cenâb-ı Hakkın rahmet hazinesinde uzak değil ki bulunmasın!
Gerek kemiyet gerekse de keyfiyet olarak en fazla istifade eden insan,dünyaya pek çok meftun. Onu bu dünyadan soğutmak ve nefret verdirmek,oraya bir iştiyak ve istek uyandırmak için musibet ve belaları veriyor. O insanı rahmet kucağına koşturuyor. Nazarlarını ahirete çeviriyor.
Çünkü kurbanın ne eti,ne de kanı Allaha ulaşmaz,ancak takva ve ibadet Allah’a varır,ulaşır.[9]
Burada;Kurban kesmeyi acımaya hamletmek,kesmemek,kan görmemek nefsin nazarı ahiretten çevirmesidir. Oysa her gün milyonlarca hayvan kesilmekte ve yenilmektedir. Bir rütbeli birini karşılama töreninde rahatlıkla kesib,ona iltifatta bulunmaktayız. Yılın üç yüz altmış günü kesilen kurbanda kesilenden geri değildir. Kullanımı yine günlere dağılmaktadır.
Düşünülmesi gereken;bu dört çift hayvan olan Koyun,Keçi,Sığır ve Deve sürekli kesildiği halde eksilmemektedir İnsanlara bunlar nimet olarak ikram edilmiştir.[10]
Sosyal açıdan zengin fakir arasındaki hürmet ve merhamet duygularının yeşermesine vesile olmaktadır. Ve zengindeki yardım etme duygusunun körelmesini engelleyip,bilelenmesine sebeb olur.
Ferdi açıdan bir ibadet görevinin yerine getirilişinin huzuru yaşanmaktadır.
Psikolojik yönden ise;kurbanı ya kişinin kendisinin kesmesi veya ehline kestirirken onun yanında bulunması müstehab olandır. Böylece ibadet maksadıyla kan akıtmaya karşı,insan kanı akıtmanın çirkinliği ve ondan sakınılmanın lüzumu hatırlanmış olmaktadır. Genel olarak da;psikolojik bir testten geçirilmiş olunmaktadır.
Doç.A. Murad Daryal bir tesbitinde:”Batıda boks rağbet edilen bir spor dalıdır. Yani bunda dövüp kan akıtan ve o akan kanı seyreden seyirci veya japonlar harakiri ile veya Amerikalılar kowboy filimleri ile adam öldürüp,kinini kusmakla kan dökme ihtiyacını öyle tatmin eder.
-Boğa güreşleriyle kişiden kan akması veya boğa şişlenerek kanının dökülmesi,30-40 kg.lık taşları,altlarından geçen boğaların üzerine atmaları,cahiliyede insanların putları için kan akıtmaları sadistçe ve zalimce bir uygulamadır.
“İslam kurbanı emretmekle insanların kurban dışı bir takım yollarla tatmin aramasına ihtiyaç bırakmamıştır.”
Böylece İslâmiyet de:”Mesele kan dökmek değil,dökülecek kanı peşinen ödemektir.”
İnsanda üç duyguya sınır konulmamıştır. İstek,akıl ve kızma duygusu. Kurban ile bu gadab ve kızma duygusu tatmin edilir.Ancak tavuk ve hindi gibi bir hayvanı kesmek ve kanını akıtmak onu tatmin etmeyecektir.
Tarihi bir olay hatırlanarak bu vesile ile de belaların def’ine vesile kılınmaktadır.
Kurban et için değildir. Çünkü Hz. İbrahim oğlu İsmail’i eti için kesmiyordu. Amaç eti değildi.
Hz. İsmail’in kesilmeyip onun yerine koç kesilmesi İsmail’in ömrünün uzamasına sebeb olur.
O kesilseydi,onun zürriyetinden olan nesil de kesilecekti. Peygamberimiz de onun zürriyetindendir.
Peygamberimizin Dedesi Abdulmuttalib’in de adadığı oğlu,peygamberimizin babası Abdullah’ı kurban etmemesi,onun yerine yüz deve kurban etmesi de diğer hikmetli bir noktadır.
Bu evladını kurban etme adeti tüm insanlarca uygulanacak,nüfus ve hayatın devamı kısırlaşacak,eksilecekti.
Leydi Montegue Şark mektublarında der ki:”O kadar sene İstanbul’da kaldım,bir tek cinayet gördüm,onunda katilini halk buldu. Uzun seneler İstanbul’da yaşamama rağmen birbirleriyle dövüşen,kavga eden değil,birbirine yüksek sesle konuşan iki Türk çocuğuna rastlamadım”der.
İşte ibadetin ve Kurbanın müsbet tesirleri…
Kurban insan hayatı için bir teminat ve bir sigortadır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi,kendisini insanlığa adaması olarak nitelendirilir. Birisinin kurbanı hayvan olurken,diğeri kurbanını insanlardan seçer.
Böylece bütün dinlerde vardır. Âyette:”Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku:Hani onlar (Allah’a)yaklaştıracak birer kurban takdim etmişlerdi de ikisinden birininki (Habil’in) kabul olunmuş,öbürününkü (Kabil’in) kabul olunmamıştı.”[11]
Kurban,bir tedavi yöntemidir. Kurbanı yemiyenler,kendilerini ve birbirlerini yemektedirler. Dünya savaşları ve zulümler ile…
Biri ibadetlerle duygularını mukaddes yöne tevcih ederken,diğeri basite yönelmektedir.
Gerek hacda,gerekse de İslam memleketlerindeki bu külli ibadet ile dünyadaki aç olan müslümanların durumu gözetilmiş olmaktadır.
Bayramdan önce kesilmeyip,bayramdan sonra kesilerek,bayramda fakirlerinde sevindirilmesi sağlanmış olmaktadır.
Hadiste:”Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır.”
Her bayramda olduğu gibi,kurbanda da ahiret hayatı ve ölüm ile sürecek olan uzun yolculuk unutulmamalı;Hiçbir şeyin kararında kalmayıp zevale mahkum olduğu,sevdiklerimizin çoğunun kabrin arkasında olup,hayatın sıkıntıları altında bunalan insanların gerçek bayramlarının imanla gidilen ahiret hayatında başlayacağını,ölümün bir idam olmayıp,kabrin bir kuyu ağzı olmadığı belki nurlu alemlerin bir başlangıcı olduğu,insanın kendi mahiyetini düşünerek niçin ve neden yaratıldığını düşünerek bu dünyadaki ve gideceği hayat hakkında bir bilgi elde etmesini öğretmekle hayatın gerçek manasını anlamaya çalışmalıdır.
Bayramın imdi,bayramın imdi.
Bayram ederler yar ile şimdi.
O’nsuz bir dünya,yarsız bir insan… Gerçek bayram O’nunla olunan her andır.
Bayramlar güzelliklere,muhabbetlere,yardımlaşmalara,birlik ve beraberliklere vesile olmalıdır.
Mekke;Arafat ve tüm İslam alemindeki külli ibadetler ile,büyük bir ağız şeklinde külli ibadetler hatırlanmalıdır.
Kurban edilen hayvanın derisi dahi kendisine sevab kazandırdığı bu hayvanın et ve derisi konusunda ise;Evvela;et üç kısma taksim edilip,kendisine,yakınlarına ve fakirlere dağıtılır.
Kurbanın sütünden,etinden,postunu satıp parasını almak,demirbaş olmayacak bir şey ile değiştirmek,ve bundan kasab ücreti vermek caiz değildir. Fakat demirbaş eşya olabilir. Madem kurbandan esas Allah rızasıdır. Derinin olduğu gibi etinden de Kur’an kurslarına,iman ve Kur’an hizmetinde bulunan yerlere vermek en münasib olanıdır. Zira bu hizmetleri üstlenen cemaat ve vakıflar yapılacak u yardımlarla ayakta dururlar ve daha iyi hizmet verirler. Yani yapılan iyiliğin nereye gideceğini bilerek yapmak gerektir.
Kurban bayramının ilk günüydü. Konyalı Hüseyin ustamla,kurban almak üzere,hayvan pazarına vardık. Kurbanlık hayvanların ayrıldığı bölümlere geldik. Ustama bir kurbanlık alacaktık. O sırada bir koç arkamızdan ustama boynuzuyla vurmaya başladı.
Ustam oradan ayrılıp diğer bölümlere gidecekti. Koç-da peşinden takib etmeye başladı. Bu sırada sahibi koçu alarak,tekrar yerine getirdi. Ustam bir kurbanlığa daha bakmakta idi. Birden arkasından yine aynı koç koçuyla ustama vurarak,ona bakmaya başladı. Tekrar yanımıza gelen sahibi ustama;
-“Bunu alın,vardır bunda bir hikmet”diyerek,ustama almasını söyledi. Hayvan hala orada duruyor,ustama bakmaya devam ediyordu. Ve ustam aldı. Bir arabaya koyarak eve getirdik.
Ustam,ben ve kasap. Üçümüz de orada hazırdık.
Hayvanı kesmek için bir çukur kazdık. İçmesi için bir kova da su getirdik. Koç;kovaya yaklaşarak suyu içti. Arkasından kasaba bakarak,kendisi için ayrılan çukura gelip,boynunu çukura uzatarak beklemeye başladı.
Bu duruma şahit olan bizler,hayrette kaldık. Kendimizi tutamayarak,ağlamaya başladık.
Tekbirlerle kurbanlık koçu kestik. Kesim işi bitmiş,taksimat yapılmıştı. Kasap ise hala ağlamaktaydı. Çünkü;yıllardır kestiği halde,ilk defa şahit olduğunu söylüyordu,böylesine…
Kurbanlık koçun bu hali üçümüzü de ağlatmıştı.
Hayat;ibretlerle dolu bir hayat,ibret ve ders alabilene… Bir yanda hayatını vermede sevdalı kurbanlık koç..diğer yan da ise;para ve dünya sevdalısı,kara sevdalı insan…
Tezatları birbirinden ayıran hayat;dünya hayatı…
“Vemtâzul yevme eyyühel mücrimûn”,[1]”Ey mücrimler,günahkarlar! Bu gün ayrılınız.” Kimden mi? Mükrimlerden. İkram eden kerim insanlardan.
Böylece dünya hayatı;mücrimleri bir yana,ikram edicileri onlardan ayrı öbür yana ayırmaktadır.
Böylece hayat;cennet hayatı ve cehennem hayatı suretinde devam etmektedir.
Bir yanda;Allah için kesilen kurbanlıklar,diğer yanda;nefsi için kesilen hayvanlar,nefse kurbanlar…
Birinde;terfi ve terakki,diğerinde;tenzil ve tedenni…
Bir taraftan;insan vücudunda yükselen hayvan,diğer taraftan;insan vücudunda alçalan hayvan.
“Onlar (İnanmayanlar),hayvanlar gibidirler. Belki (muhakkak,kesin olarak) onlar,hayvandan daha aşağıdırlar.”[2]
Evet,hayvandan kıymet ve ehemmiyet yönüyle daha kıymetsizdirler.
Hayat;insanlar ve hayvanları,insanlığa yükselenlerle,insanlıktan düşenleri birbirinden tefrik ve temyiz içindir.
Allahım! Her şeyimiz sana feda ve kurban.. Hayvanlarımız ise,kurbanlık…