CİSMİ KÜÇÜK CÜRMÜ BÜYÜK İNSAN
CİSMİ KÜÇÜK CÜRMÜ BÜYÜK İNSAN
Şu insanın görünen cismini bak ve bir de kainati hiddet getiren ve de cehennemi ğayzından parçalanacak hale getiren cirmine bak.
“Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.”
(Mesnevî-i Nuriye 101.)
“Cirim ve cismi küçük, cürüm ve zulmü büyük, ayıb ve zenbi azîm biçare insanı kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtarmak için Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmeye ve Sünnet-i Seniyeye ittibâ eylemeye dâvet ettiği…” (Barla Lahikası. 109.)
✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧
🌹 İnsanın Cirm-i Sağîri ve Cürm-ü Azîmi: Bir Nûr-i Hikmet Nazarından
Ey okuyucu! Gel, bu cirm-i küçücük ve cürm-ü pek büyük olan biçare insan denilen muamma-i acibeye bir nazar edelim. Kur’ân-ı Hakîm’in ve Risale-i Nur düşüncesinin ziyası altında, insanın yapısındaki bu hayret-engiz tezatı tasvir ve tefekkür edelim.
📜 Cisimdeki Küçüklük, Mânadaki Büyüklük
İnsan, bu cihan-şümul tabiatın, küllî âlemin içerisinde zerre kadar bir cisimle durur. Zahirî bir bakışta, bir kum tanesi, bir damla su misali hakir görünebilir. Lâkin, Cenâb-ı Hakk’ın Esma-i hüsnasının cilveleriyle donatılmış olan şu küçük ene ve kalb, öyle bir cihan-ı manevîyi ihtiva eder ki, azameti tariften âciz kalır. İnsanın faaliyet ve ahengi ise, küll ve cüz arasında bir köprü vazifesi görür.
Ne gariptir ki; bu cism-i sağîr, işlediği zenb ve hata ile kâinatı hiddetlendirecek, cehennemi ğayzından parçalayacak derecede azîm bir cürüm meydanına getirir.
Üstad-ı Muhterem’in hikmetli beyanıyla: “cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.” Bu, gösterir ki, günah dediğimiz enaniyetin zulmü, sırf ferde münhasır kalmaz; o küçük şahsî âlemin küllî nizamını bozar.
🌪️ Kâinatın Hiddeti ve Nefreti
İnsan, cürüm işlediği vakit, hakikatte yalnız kendi nefsine zulmetmiş olmaz. O, Yaratıcının nizam-ı âlemini, adalet ve hikmet prensiplerini tenkit etmiş ve onlara zıt bir aykırılık göstermiş olur. Zira, her bir mevcudat, Hakk’ın emriyle tesbih ve itaat dairesinde faaliyet ederken, isyan eden bir kul, o küre-i arzın ahengine bir fülus atar. Bu aykırı davranış, mahlûkatın nefretini, mevcudatın öfkesini celbeder.
Bu hiddet ve nefret, sadece bir hissiyat tezahürü değil, bilakis, küllî adaletin ve küllî hikmetin isbatı ve derûnî bir kanunudur. Hazer etmeli ki, o küçük cisim ile işlenen büyük zulüm, uhrevî neticelerle birlikte, dünya çapında dahi felaketlerin aslı, esası olabilir. Tarih-i ibret bize gösterir ki, enaniyetin azameti ve kasavet-i kalb, nice medeniyetlerin inhitatına ve kavimlerin helâkine sebep olmuştur.
🛡️ Necat ve Fazilet Yolu: Kur’ân ve Sünnet
Öyleyse, bu azîm mes’uliyetin ve kâinatın hiddetinin karşısında, biçare insan nasıl necat bulacaktır?
Şu hakikati bunu ifade eder: “Cirim ve cismi küçük, cürüm ve zulmü büyük, ayıb ve zenbi azîm biçare insanı kâinatın hiddetinden, mahlûkatın nefretinden, mevcudatın öfkesinden kurtarmak için Kur’ân-ı Hakîmin daire-i kudsiyesine girmeye ve Sünnet-i Seniyeye ittibâ eylemeye dâvet ettiği…”
İşte yegâne liman, Kur’ân-ı Kerîm’in kudsî dairesidir. Kur’ân, insanın aslı, esası olan acz ve fakrını gösterir, terbiye eder. Faziletin mihenk taşı olan Sünnet-i Seniyeye ittibâ etmek ise, o cirm-i küçükten çıkan cürm-ü azîmi telâfi etmenin, yani acz ile tevazuu, fakr ile şükrü ön plana çıkarmanın yoludur. Bu hikmetli yol, insanın derûnî âlemini nurlandırır ve kâinatla sulh ve barış içerisinde bir hayat sürmesine zemin hazırlar.
Bu kudsî ittibâ, küçük cisimdeki büyük manayı inşa eder; eneyi yok etmek yerine, onu Hakk’a abd kılarak istikametlendirir. O vakit, kâinatın hiddeti rahmete, öfkesi de iltifata tebdil olur.
📝 Makalenin Özeti (Hülâsası)
Bu makale-i nûriye, insanın zahirindeki küçüklük ile manevî cürümlerinin azameti arasındaki zıt ve aykırı duruma nazar etmektedir. Risale-i Nur düşüncesinden hareketle, kalbin kasvetinden sâdır olan günahların, ferdin şahsî âleminde dahi küllî nizamı bozarak kâinatın hiddetini ve mahlûkatın nefretini celbettiği hakikati tasvir edilmiştir. Bu azîm mes’uliyetten necat bulmanın yegâne yolunun, Kur’ân-ı Hakîm’in dairesine girmek ve Sünnet-i Seniye’ye ittibâ etmek olduğu vurgulanmıştır. Bu faziletli yol, küçük cisimdeki büyük manayı istikametlendirir ve Hakk’a kul olma faaliyetini kemâle erdirir.
📖 Konuyla Alakalı ve Müradifi Ayetler
Bu muhteva ile bağlantılı ve müradif (benzer) manaları ihtiva eden ayetler aşağıdadır:
1. İnsanın Yaratılışı ve Sorumluluğunun Azameti Hakkında:
> Ahzâb Sûresi, 72. Ayet:
> “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik, hepsi onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zâlim, çok câhildir.”
>
2. Zulüm ve Günahın Küllî Tesiri Hakkında:
> Rûm Sûresi, 41. Ayet:
> “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”
>
3. İsyankârın Akıbeti ve Kâinatın Şahitliği Hakkında:
> Yâsîn Sûresi, 65. Ayet:
> “O gün ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.”
>
4. Kurtuluş ve Fazilet Yolu Hakkında:
> Âl-i İmrân Sûresi, 31. Ayet:
> “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”
>
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
04/12/2025
![]()