ÇÖKEN ZULÜM ABİDESİ! ABD

ÇÖKEN ZULÜM ABİDESİ! ABD


ABD kurulduğundan bu yana yaşadığı iç savaşlar.

Amerika Birleşik Devletleri, kurulduğundan bu yana iki büyük iç savaş yaşadı. İlki, 1861-1865 yılları arasında gerçekleşen Amerikan İç Savaşıydı. Bu savaş, köleliğin kaldırılması ve Amerikan Birleşik Devletleri’nin geleceği konusundaki anlaşmazlıklardan kaynaklandı. Savaşın sonunda, Birlik güçleri Güney’i yendi ve kölelik kaldırıldı.

İkinci iç savaş, 1960’larda sivil haklar hareketi sırasında meydana geldi. Bu savaş, ırksal eşitlik için mücadele eden siyahiler ile beyazların haklarına karşı çıkan beyazlar arasındaydı. Savaş, siyahların oy verme, eğitim ve istihdam gibi temel haklara sahip olmasını sağladı.

Bu iç savaşların her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihini ve gelişimini şekillendirdi. Amerikan İç Savaşı, köleliğin kaldırılmasına ve Amerikan Birleşik Devletleri’nin sağlamlaştırılmasına yol açtı. Sivil haklar hareketi, ırksal eşitlik için önemli kazanımlar elde etti ve Amerika Birleşik Devletleri’ni daha demokratik bir ülke haline getirdi.

@@@@@@@@

ABD’yi yıkıma götürecek sebepler nelerdir?

Amerika Birleşik Devletleri’ni yıkıma götürebilecek birçok faktör var. Bu faktörler arasında şunlar yer alır:

* **Ekonomik çöküş: ** Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en büyük ekonomisine sahiptir. Ancak, ekonomi çökerse, bu ülkeyi önemli ölçüde zayıflatacaktır. Bu, sosyal huzursuzluk, siyasi istikrarsızlık ve hatta iç savaşa yol açabilir.

* **Sosyal bölünme: ** Amerika Birleşik Devletleri, son yıllarda önemli bir sosyal bölünme yaşadı. Bu bölünme, siyaset, din, ırk ve kültür gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor. Sosyal bölünme devam ederse, ülkeyi iç savaşa veya hatta bir parçalanmaya götürebilir.

* **Siyasi istikrarsızlık: ** Amerika Birleşik Devletleri, uzun bir siyasi istikrar geçmişine sahiptir. Ancak, son yıllarda siyasi istikrarsızlık arttı. Bu, siyasi kutuplaşma, aşırılık ve hatta şiddet artmasına yol açtı. Siyasi istikrarsızlık devam ederse, bu ülkeyi otoriterliğe veya hatta bir diktatörlüğe götürebilir.

* **Dış tehditler: ** Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en güçlü ülkelerinden biridir. Ancak, dış tehditler, ülkeyi savunmasız bırakabilir. Bu tehditler arasında şunlar yer alır:
* **Askeri saldırı: ** Bir düşman ülkenin Amerika Birleşik Devletleri’ne askeri saldırısı, ülkeyi yıkıma götürebilir.
* **Terör saldırıları:** Terör saldırıları, büyük kayıplara ve maddi hasara neden olabilir. Bu, ülkeyi istikrarsızlaştırabilir ve iç savaşa yol açabilir.
* **Ekonomik yaptırımlar: ** Ekonomik yaptırımlar, ülke ekonomisini çökertebilir. Bu, sosyal huzursuzluk ve siyasi istikrarsızlığa yol açabilir.

Bu faktörler, Amerika Birleşik Devletleri’ni yıkıma götürebilecek potansiyele sahiptir. Ancak, bu faktörlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini söylemek zor. Amerika Birleşik Devletleri, güçlü bir ülkedir ve bu faktörleri atlatabilir. Ancak, bu faktörlerin ciddiye alınması ve önlenmesi için önlemler alınması önemlidir.

@@@@@@@@

ABD de ne gibi iç çatlaklıklar oluşmaktadır?

Amerika Birleşik Devletleri, son yıllarda önemli bir iç bölünme yaşadı. Bu bölünme, siyaset, din, ırk ve kültür gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor.

**Siyaset**

Amerika Birleşik Devletleri’nde siyaset, son yıllarda giderek daha kutuplaştı. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki ayrım, giderek daha derinleşti. Bu kutuplaşma, siyasi istikrarsızlığa ve hatta şiddete yol açtı.

**Din**

Amerika Birleşik Devletleri, çok dinli bir ülkedir. Ancak, son yıllarda dini bölünme arttı. Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ayrım, giderek daha belirgin hale geldi. Bu bölünme, sosyal huzursuzluğa ve hatta şiddete yol açtı.

**Irk**

Amerika Birleşik Devletleri, bir kölelik geçmişine sahiptir. Bu geçmiş, günümüzde de ırksal eşitsizliklere yol açmaktadır. Siyahlar ve beyazlar arasındaki ayrım, giderek daha belirgin hale geldi. Bu ayrım, sosyal huzursuzluğa ve hatta şiddete yol açtı.

**Kültür**

Amerika Birleşik Devletleri, çok kültürlü bir ülkedir. Ancak, son yıllarda kültürel bölünme arttı. Geleneksel Amerikalı değerler ile modern Amerikalı değerler arasındaki ayrım, giderek daha belirgin hale geldi. Bu ayrım, sosyal huzursuzluğa ve hatta şiddete yol açtı.

Bu iç çatlaklıklar, Amerika Birleşik Devletleri’ni yıkıma götürebilecek potansiyele sahiptir. Ancak, bu çatlaklıkların önlenmesi için önlemler alınabilir. Bu önlemler arasında şunlar yer alır:

* **Siyasi kutuplaşmayı azaltmak için önlemler almak:** Bu önlemler arasında, siyasi diyalogu teşvik etmek, siyasi liderleri uzlaşmaya teşvik etmek ve siyasi şiddeti önlemek için önlemler almak yer alır.
* **Dini hoşgörüyü teşvik etmek:** Bu önlemler arasında, dini eğitim ve farkındalığı artırmak, dini ayrımcılığı önlemek için önlemler almak ve dini şiddeti önlemek için önlemler almak yer alır.
* **Irksal eşitliği sağlamak:** Bu önlemler arasında, ırksal ayrımcılığı önlemek için önlemler almak, ırksal eşitlik için fırsatlar yaratmak ve ırksal şiddeti önlemek için önlemler almak yer alır.
* **Kültürel çeşitliliği kucaklamak:** Bu önlemler arasında, kültürel farkındalığı artırmak, kültürel ayrımcılığı önlemek için önlemler almak ve kültürel şiddeti önlemek için önlemler almak yer alır.

Bu önlemlerin alınması, Amerika Birleşik Devletleri’nin iç çatlaklıkları azaltmasına ve daha istikrarlı ve birleşik bir ülke olmasına yardımcı olabilir.

@@@@@@@@

ABD’nin çöküşü Türkiye gibi bazı devletlerin yükselişine sebep olur mu?

Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, Türkiye gibi bazı devletlerin yükselişine neden olabilir. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en büyük ekonomisine, askeri gücüne ve siyasi etkisine sahip bir ülkedir. Bu nedenle, çöküşü dünya düzeninde önemli bir değişime neden olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, aşağıdaki nedenlerle Türkiye gibi bazı devletlerin yükselişine neden olabilir:

* **Ekonomik fırsatlar: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel ekonomide bir boşluk yaratacaktır. Bu boşluğu doldurmak isteyen Türkiye gibi ülkeler, ekonomik fırsatlar elde edebilirler.
[Image of Türkiye haritası]
* **Siyasi güç: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel siyasi güç dengesini değiştirecektir. Bu değişim, Türkiye gibi ülkelere daha fazla siyasi güç elde etme fırsatı verebilir.
* **Askeri güç: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel askeri güç dengesini de değiştirecektir. Bu değişim, Türkiye gibi ülkelere daha fazla askeri güç elde etme fırsatı verebilir.

Ancak, Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, Türkiye gibi bazı devletlerin yükselişine de engel olabilir. Bu engeller arasında şunlar yer alır:

* **Ekonomik kriz: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel ekonomide bir krize neden olabilir. Bu kriz, Türkiye gibi ülkeleri de ekonomik olarak olumsuz etkileyebilir.
* **Siyasi istikrarsızlık: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel siyasi istikrarsızlığı artırabilir. Bu istikrarsızlık, Türkiye gibi ülkeleri de siyasi olarak olumsuz etkileyebilir.
* **Askeri tehditler: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, küresel güvenlik ortamını değiştirebilir. Bu değişim, Türkiye gibi ülkeleri de askeri tehditlere daha açık hale getirebilir.

Sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşü, Türkiye gibi bazı devletlerin yükselişine veya düşüşüne neden olabilir. Bu durumun net etkisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküşünün şekline ve hızına bağlı olacaktır.

@@@@@@@

ABD de ırkçılık ne seviyede ve siyahilere Kızılderililerin durumu nedir?

Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılık, ülkenin kuruluşundan beri var olan ve hala devam eden bir sorundur. Irkçılık, ırk temelinde ayrımcılık, önyargı ve nefret anlamına gelir. Irkçılık, Amerikan toplumunun her alanında varlığını sürdürüyor.

**Siyahilere karşı ırkçılık**, Amerika Birleşik Devletleri’nde en yaygın görülen ırkçılık türüdür. Siyahiler, kölelik, Jim Crow yasaları ve modern zamanlarda polis şiddeti dahil olmak üzere yüzyıllardır ırkçılık ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldılar.

Siyahiler, Amerika Birleşik Devletleri’nde eşit fırsatlara erişimden yoksundurlar. Siyahlar, beyazlara göre daha düşük ücret alıyor, daha az eğitim görüyor ve daha az iş fırsatına sahip. Siyahlar ayrıca, hapishanede daha fazla zaman geçirme ve polis şiddetine maruz kalma olasılıkları daha yüksek.

**Kızılderililere karşı ırkçılık**, Amerika Birleşik Devletleri’nde daha az yaygın olsa da yine de önemli bir sorundur. Kızılderililer, Amerika’nın yerli halklarıdır ve yüzyıllardır Amerikan hükümeti tarafından ırkçılığa ve ayrımcılığa maruz kalmışlardır.

Kızılderililer, Amerika Birleşik Devletleri’nde eşit fırsatlara erişimden yoksundurlar. Kızılderililer, beyazlara göre daha düşük ücret alıyor, daha az eğitim görüyor ve daha az iş fırsatına sahip. Kızılderililer ayrıca, hapishanede daha fazla zaman geçirme ve polis şiddetine maruz kalma olasılıkları daha yüksek.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılık, Amerikan toplumunun her alanında varlığını sürdüren karmaşık bir sorundur. Irkçılık, Amerika’nın eşitlik ve adalet ideallerine meydan okuyor.

@@@@@@@@

ABD de Müslümanların durumu nedir? Bir baskı uygulanmakta mıdır?

Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip altıncı ülkedir. 2022 itibariyle, ülkede yaklaşık 3,85 milyon Müslüman yaşamaktadır. Müslümanlar, Amerika Birleşik Devletleri’nin her yerinde yaşıyorlar ve toplumun her alanında aktif rol alıyorlar.

Ancak, Müslümanlar, Amerika Birleşik Devletleri’nde dini ayrımcılık ve nefret söylemi ile karşı karşıya kalıyorlar. 11 Eylül saldırıları ve daha sonraki terör saldırıları, Müslümanlara yönelik nefret söylemi ve şiddetin artmasına neden oldu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi aşağıdaki şekillerde kendini gösteriyor:

* **İş yerinde ayrımcılık: ** Müslümanlar, işverenlerince işe alınma, terfi edilme veya işten çıkarılma gibi konularda ayrımcılığa maruz kalıyorlar.

* **Eğitimde ayrımcılık:** Müslümanlar, eğitim kurumlarında ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Örneğin, Müslümanların başörtüsü takmasına izin verilmemesi veya Müslüman öğrencilere yönelik nefret söylemi.

* **Polis şiddeti: ** Müslümanlar, polis şiddetine maruz kalma olasılıkları daha yüksek.

* **Nefret söylemi:** Müslümanlar, nefret söylemine maruz kalıyorlar. Örneğin, Müslümanlara karşı tehditler, hakaretler veya saldırılar.

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, Müslümanlara yönelik ayrımcılığı ve nefret söylemini azaltmak için adımlar atıyor. Örneğin, 2010 yılında, Adalet Bakanlığı, Müslümanları hedef alan nefret suçlarına karşı bir kılavuz yayınladı. Ancak, bu adımlar yeterli değil ve Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi devam ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanlar, dini ayrımcılık ve nefret söylemi ile mücadele etmek için çeşitli çalışmalar yürütüyorlar. Örneğin, Müslüman sivil toplum kuruluşları, Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi hakkında farkındalık yaratmak için çalışıyorlar. Ayrıca, Müslüman liderler, hükümet yetkilileri ile görüşerek Müslümanlara yönelik ayrımcılığı ve nefret söylemini azaltmak için çalışıyorlar.

@@@@@@@

ABD de ekonomik durum nedir? Bu ABD’nin çökmesine sebep olur mu?

Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, dünyanın en büyük ekonomisidir. 2023 yılı itibarıyla, nominal GSYİH’si 26,949 trilyon dolar ve kişi başına düşen GSYİH’si 80,412 dolar olarak tahmin edilmektedir.

Ancak, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, son yıllarda bazı zorluklarla karşı karşıya kaldı. Bu zorluklar arasında şunlar yer alır:

* **Yüksek enflasyon: ** Amerika Birleşik Devletleri’nde enflasyon, son yıllarda önemli ölçüde arttı. 2023 yılı itibarıyla, yıllık enflasyon oranı yüzde 7,5’tir. Bu, son 40 yılın en yüksek enflasyon oranıdır. Yüksek enflasyon, tüketicilerin satın alma gücünü azaltıyor ve işletmelerin maliyetlerini artırarak kar marjlarını düşürüyor.
* **Faiz oranlarının artışı: ** Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed), enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını artırdı. Fed, 2023 yılı içinde faiz oranlarını 1,5 puan artırdı ve 2024 yılı içinde faiz oranlarını daha da artırmayı planlıyor. Faiz oranlarının artması, işletmelerin ve tüketicilerin borçlanma maliyetlerini artıracak ve ekonomiyi yavaşlatabilir.
* **Soğuyan küresel ekonomi: ** Küresel ekonomi, son yıllarda yavaşlama eğilimindedir. Bu, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisini de olumsuz etkileyebilir.

Bu zorluklar, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin çökmesine neden olabilir mi? Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Ancak, bu zorlukların ekonomiyi önemli ölçüde yavaşlatabileceği ve işsizliği artırabileceği açıktır. Bu durum, sosyal huzursuzluğa ve siyasi istikrarsızlığa neden olabilir.

Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin çökmesini önlemek için, hükümetin ve özel sektörün bu zorluklara karşı gerekli önlemleri alması önemlidir. Bu önlemler arasında, enflasyonu kontrol altına almak için politikalar uygulamak, faiz oranlarını yavaşça ve kademeli olarak artırmak ve küresel ekonomi ile daha güçlü ilişkiler kurmak yer alır.

@@@@@@@@

ABD de hukuk sistemi nasıl işlemekte ve işletilmektedir?

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sistemi, federalizm ilkesine dayanır. Bu ilkeye göre, federal hükümet ve eyalet hükümetleri, kendi yetki alanlarına sahip iki ayrı hükümettir. Federal hükümet, egemenliği elinde bulunduran ve tüm ülkeyi kapsayan üst düzey hükümettir. Eyalet hükümetleri ise, federal hükümetin yetki alanında olmayan konularda yetki sahibidir.

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sistemi, iki ana bölümden oluşur: federal hukuk sistemi ve eyalet hukuk sistemi.

**Federal hukuk sistemi**, federal hükümetin yetki alanına giren konularda uygulanan hukuktur. Bu konular arasında, vergilendirme, ticaret, yabancı ilişkiler ve anayasanın yorumlanması yer alır. Federal hukuk sistemi, federal yasalarla, federal mahkeme kararlarıyla ve federal anayasa ile oluşur.

**Eyalet hukuk sistemi**, eyalet hükümetlerinin yetki alanına giren konularda uygulanan hukuktur. Bu konular arasında, aile hukuku, miras hukuku, ceza hukuku ve eyalet anayasasının yorumlanması yer alır. Eyalet hukuk sistemi, eyalet yasalarıyla, eyalet mahkeme kararlarıyla ve eyalet anayasasıyla oluşur.

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sistemi, **çekişmeli adalet** sistemine dayanmaktadır. Bu sistemde, taraflar arasındaki anlaşmazlık, bir mahkeme tarafından karara bağlanır. Mahkemeler, tarafların iddialarını dinler ve kanıtları değerlendirerek bir karar verir.

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sisteminde, **jüri** önemli bir rol oynar. Ceza davalarında, jüri, sanığın suçlu olup olmadığını belirler. Hukuk davalarında ise, jüri, davanın sonucunu belirler.

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sistemi, **savunma hakları**na büyük önem verir. Bu haklar arasında, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü hakkı ve suçsuzluk karinesi yer alır.

Amerika Birleşik Devletleri hukuk sistemi, dünyanın en karmaşık hukuk sistemlerinden biridir. Bu sistem, federalizm, çekişmeli adalet, jüri ve savunma hakları gibi temel ilkeler üzerine kuruludur.

@@@@@@@@

ABD’deki eyaletlerin durumu ve özellikleri nelerdir?

Amerika Birleşik Devletleri, 50 eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal cumhuriyettir. Her eyalet, kendi yasama organına, yürütme organına ve yargı organına sahip özerk bir yönetim birimidir.

Eyaletler, nüfus, ekonomi, coğrafya ve kültür gibi çeşitli faktörlere göre farklılık gösterir. Nüfus bakımından en büyük eyaletler Kaliforniya, Teksas, Florida ve New York’tur. Ekonomi bakımından en büyük eyaletler Kaliforniya, Teksas, New York ve Illinois’tir. Coğrafi olarak en büyük eyaletler Alaska ve Texas’tır. Kültürel olarak en çeşitli eyaletler California, New York ve Florida’dır.

Eyaletler, federal hükümetle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nin temelini oluşturur. Eyaletler, federal hükümetin yetki alanında olmayan konularda yetki sahibidir. Bu konular arasında, eğitim, sağlık hizmetleri, ulaşım ve çevre koruma yer alır.

Eyaletler, Amerika Birleşik Devletleri’nin kültürel çeşitliliğine de katkıda bulunur. Her eyaletin kendine özgü bir kültürü vardır. Bu kültür, eyaletlerin tarihi, coğrafyası ve nüfusu gibi faktörlerden etkilenir.

İşte Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerinin özellikleri:

* **Kaliforniya: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük ve en kalabalık eyaletidir. Kaliforniya, Hollywood, San Francisco ve Los Angeles gibi dünyaca ünlü şehirlere ev sahipliği yapmaktadır. Kaliforniya, teknoloji, eğlence, tarım ve turizm gibi sektörlerde lider bir eyalettir.

* **Teksas: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci en büyük ve en kalabalık eyaletidir. Teksas, Houston, Dallas ve San Antonio gibi büyük şehirlere ev sahipliği yapmaktadır. Teksas, petrol, gaz, tarım ve turizm gibi sektörlerde lider bir eyalettir.

* **Florida: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin üçüncü en büyük ve en kalabalık eyaletidir. Florida, Miami, Tampa ve Orlando gibi popüler tatil yerlerine ev sahipliği yapmaktadır. Florida, tarım, turizm ve emeklilik gibi sektörlerde lider bir eyalettir.

* **New York: ** Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık altıncı eyaletidir. New York, New York şehri, Buffalo ve Albany gibi şehirlere ev sahipliği yapmaktadır. New York, finans, medya, moda ve kültür gibi sektörlerde lider bir eyalettir.

 

Loading

No ResponsesOcak 28th, 2024

KAÇAN DÜNYEVİ VE UHREVİ FIRSATLAR

KAÇAN DÜNYEVİ VE UHREVİ FIRSATLAR

 

Rabbimiz ne fırsatlar sunar kuluna cennete vesile olsun diye “Anayı babayı emanet eder evladına cenneti kazanmak için, evlat verir Rızasına vesile için, mal verir, belki vermez imtihan eder. Lakin insan nefsine uyar dünyaya dalar bu fırsatları kaçırır. Sonra bu fırsatlara acımaz üzülmez de Dünyalık fırsatları kaçırdığına üzülüyor. Ne kadar tuhaf değil mi.

         Daha nice tuhaflıklar var ki aynen öğrencinin sınav olacağı derse değil de başka derse çalışması gibi üstümüze vazife olmayan mahşerde bize sorulmayacak nice şeylere, işlere ömrümüzü verirken Rabbimizin verdiği esas vazifeleri unutuyoruz. Ana baba için en güzel yatırım HAYIRLI EVLAT YETİŞTİRMEK iken, dünyaya dalan rabbini tanımayan, İslami yaşantısı olmayan evlatlar yetişiyor, sonuç bu dünyada sahipsiz itilen kakılan ana babalar. Ahirette şikâyet ve hesaplaşma.

            Hemen her insan zamandan, halinden, içtimai hayattan şikayetçi. Sadece şikayetçiyiz ama bu olumsuzlukların ıslahı için neler yapabiliyoruz. EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKERİ ne kadar yapabiliyoruz. Zamanın sahibi rabbimize ahiretimize ne kadar zaman ayırabiliyoruz.24 saatin ne kadarını dünyaya ne kadarını ahirete ayırıyoruz. Bu soruların kendimize sormalıyız. RABBİMİZ HAYRUL HALEF OLACAK NESİLLER YETİŞTİRMEK NASİP ETSİN ÇOCUKLARIMIZI ŞİKAYETÇİ DEĞİL ŞEFAATÇİ EYLESİN.

Loading

No ResponsesOcak 28th, 2024

MÜCADELECİ ZORA TALİP ECDADIN KOLAYCI VE RAHATA DÜŞKÜN TORUNLARI

            MÜCADELECİ ZORA TALİP ECDADIN KOLAYCI VE RAHATA DÜŞKÜN TORUNLARI

                  Ecdadımız; Göçebe Bozkır hayatının şartları gereği hep mücadeleci, yürekli, cesur azimli, zora talip olmuş bu sayede güçlü devletler, cihanşümul medeniyetler kurmuşlar. Gerek barış zamanında gerek savaş zamanında hiç kolaya, basite kaçmamış rahatlarını düşünmemişlerdir. Eğer rahatlarını düşünselerdi maddi manevi zirveye çıktıkları dönemlerde saraydan çıkmaz huzurlu bir hayat sürerlerdi. Ama onlar hep ileriyi, nesillerini ve Nizamı alemi Kızıl elmayı düşündükleri hep bir hedefleri olduğu için imkanları varken bile rahata kolaya kaçmamışlar. İklimin en zor şartlarında 1 metre karda -40 derecede vatan için bayrak için gelecek neslin rahat ve huzuru için, NİZAMI ALEM için mücadele etmişler, Rabbimiz de onlara yardım itmiş Nusret vermiş inayet etmiş Mansur ve muzaffer eylemiş.

                 Gerek İslam öncesi gerek İslami dönemde Ecdat kendi rahatlarını değil Milletin, Ümmetin, İnsanlığın rahatını düşündükleri için en büyük hazzı huzuru bunda bulmuşlar. Çocuklarını da bu amaç ve niyet üzere yetiştirmiş Rahatı çalışmak ve mücadelede görmüşler. Çekirdekten hep kolaya değil zora talip olan Milletimiz çocuklarını da böyle yetiştirdiği için gözleri arkada kalmamış gelecekten ümit beslemiş birbiri ardına sağlam dinamik çalışkan kolaya kaçmayan zoru seçen nesiller yetiştirmişler. İslam’ı seçtikleri günden itibaren zaten özlerinde var olan çalışkanlık mücadelecilik özellikleri gelişmiş bu sayede güçlü devlet güçlü millet ortaya çıkmış. Rabbimizin “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” emrine uymuşlar vazifede öne geçmiş ücret dağıtımında geride kalmış, herkes arkadaşını kardeşini komşusunu nefsine tercih etmiştir. “Bilenle bilmeyen bir olur mu?” emrini iyi anlamış hayatına yansıtmış Bilimde medeniyette hep önde olmuşlardır.

                 Bu özelliklerimizi erdemlerimizi öğrenen Batı devletleri Müslüman Türkü zafere ve verimli sonuca götüren etkenlerin temelinde bu vasıflarımızın olduğunu keşfedince XIX. YY dan itibaren bu özelliklerimizi yok etmek rahatına nefsine enesine düşkün bir toplum oluşturmak için çok planlı çalıştılar, casuslar gönderdiler eneyi uyandırmaya nefsi harekete geçirip üstün kılmaya başladılar. Avrupa’daki modernleşme bizi maalesef çok kötü vurdu. Modernleşmeyi zevk ve sefa da görmeye başlayınca çalışmalar ve hedefler de ona göre şekillendi. Önceleri Vatan için Millet için DİN için canını feda eden gençlik zevk ve sefa peşinde koşmaya başladı. İbadethaneler boşaldı, eğlence yerleri tıklım tıklım doldu.

              Çağın hastalığı olan rahat ve refah içinde yaşamaya öyle alıştık ki daha çok kazanmak, daha çok dünyalık elde etmeye yöneldik. Bu da öyle çalışmakla olmayınca kolaydan ve çok kazanmak isteyen bir gençlik ortaya çıktı. Tabi ki bu gençlik gökten inmedi bizim eserimiz. Rabbimiz onları AHSEN-İ TAKVİM üzere yarattı ama biz öyle yaşatamadık yetiştiremedik. Çok kazanmak bol harcamak lüks yaşamak hedefleri modern devlet anlayışının bir sonucu olarak büyüklerin kötü örnek olması sonucu ortaya çıktı, yeni nesil bu yarışta büyüklerini de geçti. Eğitimcilerimiz Din adamlarımız bu konuda yeterli eğitimi veremeyip iyi bir ROL MODEL OLAMAYINCA VE OLUMSUZLUKLAR GÖRÜLMEYİP ülfet teşkil edince umursamazlık olunca tehlike daha da büyüdü.

                     Televizyonda Röportaj yapılıyor; “Nasıl bir iş istersin” sorusuna ekser çoğunluk kolay ve çok para kazanılan iş istiyor. Oysa Kişiye çalıştığının karşılığı vardır, her işe ihtiyaç var İŞTE LİYAKAT çok güzel bir sünnet, Verilen her nimet ALLA’IN RIZASINI KAZANMAYA VESİLE ancak yeni nesil hep dünyalık ve kolay kazanma ve rahat peşinde. İşin başka boyutu girilen işte ne kadar insan özverili, gayretli çalışıyor ve helalinden kazanıyor. Tabi ki bütün bu olumsuzluklar başta ana baba Öğretmenler, din adamları ve tüm toplumun suçu. Çocuk ve genç büyüklerini takip ediyor söylenenden çok yaşanana bakıyor. Ana-Baba çocuklarını umumiyetle sekülerizmin etkisiyle dünyalık yetiştirmeye çalışıyor. Bediüzzaman’ın çok güzel tespitiyle kırılacak cam parçaları ilerde verilecek elmaslara, hazır bir lokma bal, ahiretteki batmanlarca bala tercih ediliyor. “Aman çocuklar üşümesin, aç kalmasın, hepsine birer ev alayım, Yağmurda ıslanmasın, dersini çalışsın, başka iş yapmasın, hava soğuk İstiklal marşını içerde söyleyelim, dünyaya bir daha mı gelecek çocuğum yesin içsin eğlensin” diyerek tembel hazırcı dayanıksız metanetsiz çıt kırıldım nesiller yetiştirdik. Tabi sonucunda ihtiyarlayınca analar babalar yalnız bakıma muhtaç, hatta küçükken kreşlere verdiği çocukları da onlar yaşlanınca “ben bakamam” deyip huzur evine verilmeye başladı. Çocukken sağlam bir dini eğitim verilemediği ahiret inancı yerleştirilemediği için elim sonuçlar ortaya çıktı.

                   Bütün bu olumsuzluklarda kurtulmanın çaresi çok kolay; Önce kendimiz sonra çocuklarımıza sağlam ve doğru din eğitimi almalı, Rabbimizin marziyatı, Peygamberimizin sünneti iyi kavranmalı. Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur, huzur bulur” Gerçek ve daimî huzur ancak İslam ahlakındadır. Öte yandan “yersiz acıma gücü” kontrol edilmeli, yanlış kullanılan acıma duygusuyla çocuklar tecrübesiz dayanıksız, metanetsiz bırakılmamalı. Çocuklarımıza ve talebelere örnek hayat sergilenmeli yaşayarak mücadele çaba gayret öğretilmeli. Tarihimiz iyi öğrenilmeli. İnşallah yeni nesil atalarını iyi tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde güç ve azim bulacaktır.

                 Rabbim çocuklarımızı bizlere göz aydınlığı ve Hayrul-halef ve ahirette şefaatçi eylesin, şikayetçi yapmasın ona göre çocuk yetiştirmeyi nasip eylesin.

 

                                                                                                                              27/01/2024

                                                                                                                         Mustafa GÜNEŞ

                

Loading

No ResponsesOcak 27th, 2024

ŞERDE İTTİFAK ŞERLİ İTTİFAK 

ŞERDE İTTİFAK ŞERLİ İTTİFAK 

İngiliz’i ABD’si, İsrail’i Avrupalısı hepsi birden başta Türkiye ve İslam ülkeleri olmak üzere algı, tehdit ve korku ile yönetiyor.

Şimdiye kadar Afganistan ve Talibanı kadın kesen, Türkiye’yi şeriat geldiğinde baş kesen ve kadınların zorla başını kapatan, Filistin’i Gazze’yi ve Hamas’ı zorba ve terörist ilan eden tavırlarıyla, tüm İslam ülkelerini mimleyerek öcü olarak göstermiş, Müslümanları ve İslamiyet’i adeta terörle eşleştirmiş ve eleştirmiştir.Bugün bir bir ve tek tek oyunları açığa çıkıyor, maske düşüyor.Her şeylerini muhaliflerinin ve İslam’ın korkusu üzerine bina ettiler.Kendilerini yıkılmaz ve her şeyden haberdar bir heyula gösterirken, kartondan ve şişirilen balondan ibaret olup fos çıktığını göstermiştir.Kendisi için hazırladığı bu güya meşru zeminler zulmünü arttırmış, bu zulmüyle sonunu hazırlamıştır.Akıttığı kanda boğulacaktır.Zulüm kaleleri bir bir çöküyor.Çökmeye de devam edecektir.Kurtlanmış gövde çürümüş, içten yıkılışını da hızlandırmaktadır.Bir yüz yıl daha Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalışan Batı dünyası, yıkılışıyla kendi içinde şekillenecektir.Batı ve Haçlı güruhu iki çürük temel üzerine oturmuştur; madde ve maddi menfaatler ile beraber, Sefahat ve fuhuş.Çürük ve çürüyen temelin çatırtı sesleri duyulmaktadır.

-Rusya’yı nasıl ki Kominizim ve inançsızlık bitirdiyse, batıyı da fuhuş ve Sefahat bitirecek ve çökertecektir.

Araştırmacılardan yazar Martin Wazlawik, bu rakamların buzdağının sadece görünen yüzü olabileceğine dikkat çekti.[1]

Almanya’daki Protestan Kilisesi’nde 1946’dan bu yana 9 bin 355 çocuğun ve gencin cinsel istismara uğramış olabileceği iddia edildi.

-Trump’tan Kan Donduran Ortadoğu İtirafı! Batının gerçek yüzünü göstermektedir.[2]

”ABD’nin son yaşanan gelişmelerle yeniden Orta Doğu’ya girdiğini ifade eden Trump daha önce “9 trilyon dolar harcadık, bizim tarafımız da dahil olmak üzere milyonlarca insanı öldürdük.” dedi.

İşte Trump’ın o sözleri;

Terörün ülkemize girmesini engellemek istiyorduk ama bunu yapmak istemediğim için bu konuda konuşamıyordum. Ve ertesi gün bir şey oldu. Böylece 4 yıl boyunca ağzımı bu konuda kapalı tuttum. Ama şimdi her zaman bu konu hakkında konuşuyorum. Hiç saldırıya uğramadık. Dünya ticaret merkezimiz yoktu. Gördüğünüz gibi saldırılar olmadı ve kesinlikle diğer ülkelerdeki gibi saldırılara sahip olmadık. 

“ORTA DOĞU’YA YENİDEN DAHİL OLUYORUZ”

Ve bu arada şimdi Orta Doğu’ya tekrar dahil oluyoruz. Bakın neler oluyor. Siz de dahil oluyorsunuz. İşte yine Orta Doğu’ya gidiyoruz. 9 trilyon dolar harcadık, bizim tarafımız da dahil olmak üzere milyonlarca insanı öldürdük. Onların tarafı milyonlarda insan, 9 trilyon… Hiçbir şey. Ölümümüz var, kanımız var, hiçbir şeyimiz yok. Ve dedikleri gibi kanımızı ve hazinemizi harcadık. Kanımızı ve hazinemizi harcadık. Ve Kanımız hazinemizden daha önemli. O zaman bu bir utanç. DEAŞ’ı yenmem utanç verici. Haklısın. Bunu söylediğin için teşekkür ederim. Haklısın. ben de ona geliyordum. Ama o çok iyi. Çok zekidir. Bu taraftan. Teşekkür ederim. Başardık. DEAŞ’ın canına okuduk. Dört ila beş yıl sürmesi gerekiyordu fakat biz dört ayda hallettik. [3]

******************  

Hariçte Batı yani Hristiyan ve Yahudiler kanla besleniyor. Haçlı Savaşlarından birinci, ikinci ve eşiğinde olduğumuz üçüncü dünya savaşları gibi.

Dahilde de İran Kerbela’dan başlatılan göz yaşlarını kullanarak, Şeyh iken Şah olan, Şah İsmail’in Safevi istilâsından, günümüzün yayılmacılığına giden Şia yayılmacılığı, hariçteki kanla, dahildeki göz yaşını aynı noktada birleştirdi.
Topa beraber girdiler, açıktan paslaşmaya başladılar.
Bizdeki 15 Temmuza varan işgal hareketi, bu kan ve göz yaşının ortak hareketidir.
İran sürekli Hz. Ömer ve Yavuz Sultan Selim düşmanlığını canlı tutmuş ve bunu işletmiştir.
Çünkü önlerindeki en büyük engel bu olmuştur.
Hatta keşke Müslüman olmasaydık, Sasani olarak kalsaydık sözüne kadar.
İran sürekli vitrine başta büyük şeytan olarak ABD ve İsrail’i koyarken, art arda ve arka planda başka şeyleri saklar ve gizli tutar.
İsrail ve ABD ortaklığıyla ve ABD tarafından öldürülen ve Kahraman olan Kasım Süleymani ABD ve İsraillilerin değil, milyonlarca Müslümanın akıtılan kanını taşımaktadır.
Ortadoğu’da akıtılan kanlar da İran’ın da parmağı vardır.
Dünden beri süre gelen Şia yayılmacılığı, bugünde hala canlı tutulmaktadır.
İran büyük şeytan saydığı ABD düşmanlığı ile iyi pirim yapıyor.
Bizde bile, 1970’ lerde ve özellikle 1979 Humeyni’nin Fransa’dan Fransız özel uçağıyla İran’ın başına geçirilmesiyle hayranları ve taraftarları arttı.
O zamandan beri o muhabbet devam etti.

-İran hem fikir bazında temsil edilirken hem de siyasete 1970’ den deri İslamcı görünümlü bir partinin fikir ve düşüncesi doğrultusunda varlığını sürdürmektedir.[4] 

 

Siyasi bir partinin destek olma ve İran’dan yana tavır koyma iddiası düşünülmelidir.[5] 

-Uğur Mumcu Suikastının Sır Perdesi 30 Yıl Sonra Aralandı! Karakuş Paşa İlk Kez Anlattı!

Ve bunun İsrail’den gelen 4 kişilik bir ekibin yaptığını ve bunların Mersin’e geldiği ve vurduktan sonrada Esenboğa havaalanında pasaport kontrolünden geçmeden gittiklerini ifşa etti.[6]

Oysa bunu İran’ın yaptığı söylenerek böylece İran üzerinden her zaman olduğu gibi fitili ateşlemekti.[7]

********************

Sözüm İran ve onun uzun kollu silahlı gücü olan Hizbullah değil belki içimizdeki Hizbullah muhibbi olanlara bir sorgulama ve fikir eksersizi amaçlı olarak sorarım;,

Gerçekten Hizbullah İslami mücadele mi veriyor?
Başta İsrail ve ABD olmak üzere onlarla söz düellosunun dışında nasıl mücadele ediyor?
İsrail yüz günü aşkın süredir Gazze’de 30 binden fazla çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürüp, 60 binden fazla insanı yaralayıp, her türlü ihtiyacını engellerken ne gibi yardımda bulundu?
Hamas’ın safında mücadele etti mi?
Yoksa İsrail kendi Hizbullah’ın içinde barınan Hamasın iki numaralı adamını vururken koruyamadığı gibi, ciddi bir tepkide bulundu mu?
Orta doğuda kirli bir oyunun ve ateşin içerisine çekilmekteyiz.
Şeytan sadece soldan değil, sağdan da gelmekte ve saldırmaktadır.
İran o kadar İsrail’e bağırır ve onu düşman ilan ederken, İsrail’e değil, Pakistan’a saldırıyor, Ermenistan’a destek oluyor, PKK’nın İran kolu Pejak’a destekte bulunuyor.
Büyük şeytan olarak nitelendirdiği ABD’ye bile, eski ABD başkanı Trump’ın ifadesiyle, İran Cumhurbaşkanının kendisini aradığını ve kendisine yapılan saldırılara karşı halkına moral vermek için bazı ABD üstlerine bomba atıp ancak korkmayın zarar vermeyeceğiz dediğini ifşa etti.

-Artık tilkiler, çakallar, kurtlar, yabani hayvanlar içerisinde büyüyen Arslan yavruları büyüdü, kendini gördü ve kendi farkına vardı.

Koyunlar içerisinde olan aslan yavruları da kuzu olduğu telkin edilirken kuzu olmadığının kükremesiyle farkına vardı, çakalların kaçmasıyla gücünü gördü.

MEHMET ÖZÇELİK

27-01-2024

[1] http://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/arama/Sefahet 

https://www.yenisafak.com/dunya/kilisede-9-bin-355-taciz-vakasi-4597777

[2] https://www.youtube.com/watch?v=-gcRdmv7CHY

[3] https://video.haber7.com/video-galeri/261675-trumptan-milyonlarca-insani-oldurduk-itirafi-9-trilyon-dolar-harcadik-simdi-yine-orta-doguya-gidiyoruz

[4] Bak. https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/ismail-kilicarslan-iranci-yonelimin-partisi-saadet-4597627 

https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/taha-kilinc-sii-ve-siyonist-dusunce-arasinda-benzerlikler-var-4597555

[5] https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismail-kilicarslan/nasil-amerikanci-oldum-4597974

[6] https://www.youtube.com/watch?v=6Xe8u45aDLY&t=21s

[7] İran hakkında geniş bilgi için bakınız.   https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0ran+

 

Loading

No ResponsesOcak 27th, 2024

Yeniçeriler kuruluşu nasıl ve kimlerden oluşmuş ve de nasıl gelişip sonuçlanmıştır?

Yeniçeriler kuruluşu nasıl ve kimlerden oluşmuş ve de nasıl gelişip sonuçlanmıştır?


Yeniçeriler, Osmanlı İmparatorluğu’nda padişaha bağlı Kapıkulunun en büyük birimiydi. Kesin kuruluş tarihi bilinmese de on dördüncü yüzyılın son yarısında I. Murad döneminde (1362-1389) kurulduğu kabul edilir.

Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşunun temel nedeni, Osmanlıların Rumeli’deki ilk istilasında bu bölgede daimi ve muvazzaf bir orduya ihtiyaç duymalarıydı. Bu ihtiyaç, Bizans İmparatorluğu’ndan alınan Gelibolu’da ilk olarak 1000 kişilik bir birlik halinde karşılanmaya çalışıldı. Bu birlik, 9-12 yaşlarında, Hristiyan ailelerden alınan ve Müslümanlaştırılan çocuklardan oluşuyordu.

Yeniçeriler, düzenli ve disiplinli bir eğitimden geçirilerek, Osmanlı ordusunun en önemli unsurlarından biri haline geldiler. Savaşlarda büyük başarılar elde eden Yeniçeriler, Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesinde önemli bir rol oynadılar.

Yeniçeriler, kuruluşundan itibaren zamanla güçlenerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve sosyal yaşamında önemli bir konuma geldiler. Bu durum, Yeniçeri Ocağı’nın giderek bozulmasına ve 1826 yılında II. Mahmut tarafından kaldırılmasına yol açtı.

**Yeniçerilerin kuruluşu**

Yeniçerilerin kuruluşu ile ilgili kesin bir tarih bilinmemekle birlikte, 1362 yılında I. Murad döneminde Gelibolu’da 1000 kişilik bir birlik halinde kurulduğu kabul edilir. Bu birlik, Bizans İmparatorluğu’ndan alınan ve Müslümanlaştırılan çocuklardan oluşuyordu.

Yeniçerilerin kuruluşunda etkili olan faktörler şunlardır:

* Osmanlıların Rumeli’deki fetihlerinin hızlanması ve bu bölgede daimi ve muvazzaf bir orduya ihtiyaç duyulması
* Yeniçerilerin, savaşlarda elde ettikleri başarılar sayesinde Osmanlı ordusunda önemli bir konuma gelmesi

**Yeniçerilerin yapısı**

Yeniçeriler, 9-12 yaşlarında, Hristiyan ailelerden alınan ve Müslümanlaştırılan çocuklardan oluşuyordu. Bu çocuklar, devşirme olarak adlandırılıyordu. Devşirmeler, öncelikle Gelibolu’da bulunan Acemi Ocaklarında eğitim görüyorlardı. Acemi Ocağındaki eğitim süresi 5-6 yıl sürüyordu. Acemi Ocağı’ndan mezun olan devşirmeler, Yeniçeri Ocağına alınıyordu.

Yeniçeriler, düzenli ve disiplinli bir eğitimden geçiriliyordu. Bu eğitimde, savaş taktikleri, silah kullanma, dini eğitim ve ahlak eğitimi yer alıyordu.

Yeniçeriler, sarık, şalvar, ceket ve çizme giyiyordu. Sarıklarının üzerinde, Yeniçeri Ocağı’nın simgesi olan tuğra bulunuyordu.

**Yeniçerilerin gelişimi ve sonuçları**

Yeniçeriler, kuruluşundan itibaren Osmanlı ordusunun en önemli unsurlarından biri haline geldiler. Savaşlarda büyük başarılar elde eden Yeniçeriler, Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesinde önemli bir rol oynadılar.

Yeniçeriler, zamanla güçlenerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve sosyal yaşamında önemli bir konuma geldiler. Bu durum, Yeniçeri Ocağı’nın giderek bozulmasına ve 1826 yılında II. Mahmut tarafından kaldırılmasına yol açtı.

Yeniçerilerin kaldırılması, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri ve siyasi yapısında önemli bir dönüm noktası oldu. Yeniçerilerin yerine kurulan Nizam-ı Cedid ordusu, daha modern bir yapıya sahipti ve Yeniçeriler ‘den daha başarılı oldu.

Yeniçeriler, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihinde önemli bir yere sahiptir. Kuruluşundan kaldırılmasına kadar geçen yaklaşık 500 yıllık süreçte, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişinde ve gerilemesinde önemli bir rol oynamışlardır.

@@@@@@@@@

Osmanlıda gayrı Müslimlerin hukuki durumu ve de yaşantıları nasıldı?

Osmanlı Devleti, gayrimüslimlere oldukça geniş bir hoşgörü ve tolerans göstermiştir. Gayrimüslimlerin, kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşamalarına izin veriliyordu. Ayrıca, kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları vardı.

**Hukukî durum**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler, “zimmi” olarak adlandırılıyordu. Zimmiler, İslam hukukuna göre, Müslüman olmayan vatandaşlara verilen bir statüydü. Zimmilere, bazı kısıtlamalar olmakla birlikte, birçok hak ve hürriyet tanınıyordu.

Zimmilerin sahip olduğu haklar ve hürriyetlerden bazıları şunlardır:

* Hayat, mal ve ırz güvenliği
* Kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşama hakkı
* Kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları kurma hakkı
* Vergi ödeme yükümlülüğü

**Yaşam tarzları**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin yaşam tarzları, Müslümanlarla oldukça benzerdi. Gayrimüslimler, kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşamalarına rağmen, genel olarak Osmanlı toplumunun bir parçası olarak kabul ediliyorlardı.

Gayrimüslimlerin meslekleri, Müslümanlarla benzerdi. Gayrimüslimler, ticaret, zanaat, bilim ve sanat gibi alanlarda önemli bir rol oynamışlardır.

Gayrimüslimlerin yaşadığı mahalleler, genellikle Müslümanların yaşadığı mahallelerden ayrı olurdu. Ancak, bu mahalleler, Müslümanların yaşadığı mahallelerle oldukça yakın ilişkiler içerisindeydi.

**Örnek**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin yaşadığı en önemli şehirlerden biri olan İstanbul’da, gayrimüslimlerin yaşadığı mahalleler, genellikle “mahalle-i ehl-i kitap” olarak adlandırılırdı. Bu mahallelerde, gayrimüslimlerin kendi kiliseleri, sinagogları ve camileri bulunurdu.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin hukuki durumu ve yaşantıları, oldukça hoşgörülü ve toleranstı. Gayrimüslimlerin, kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşamalarına izin veriliyordu. Ayrıca, kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları vardı.

@@@@@@@

Osmanlıda yaşayan gayrı Müslimlerin Osmanlı hakkındaki intibaları nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimlerin Osmanlı hakkındaki intibaları, genel olarak olumludur. Gayrimüslimler, Osmanlı Devleti’nin kendilerine geniş bir hoşgörü ve tolerans gösterdiğini düşünüyorlardı. Kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşamalarına izin veriliyordu. Ayrıca, kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları vardı.

Gayrimüslimler, Osmanlı Devleti’nin bir parçası olmaktan memnuniyet duyuyorlardı. Osmanlı Devleti’nin, diğer devletlere göre daha adil ve hakkaniyetli olduğunu düşünüyorlardı.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimlerin Osmanlı hakkındaki intibalarını gösteren bazı örnekler şunlardır:

* 16. yüzyılda yaşamış olan Ermeni tarihçi Krikor Anavarzatlı, Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere tanıdığı haklar ve hürriyetlerden övgüyle söz eder. Anavarzatlı, Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere, kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşama hakkı tanıyan tek devlet olduğunu belirtir.
* 17. yüzyılda yaşamış olan Rum tarihçi Panayotis N. Apostolidis, Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere karşı uyguladığı adalet ve hakkaniyeti övgüyle söz eder. Apostolidis, Osmanlı Devleti’nin, gayrimüslimlere karşı ayrımcılık yapmadığını ve onları kendi topraklarında birer vatandaş olarak gördüğünü belirtir.
* 18. yüzyılda yaşamış olan Yahudi tarihçi Joseph ha-Kohen, Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere tanıdığı hakların, diğer devletlere göre daha geniş olduğunu belirtir. ha-Kohen, Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere, kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları kurma hakkı tanıdığını ve bu hakların gayrimüslimlerin refahı için önemli olduğunu belirtir.

Sonuç olarak, Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimler, Osmanlı Devleti’nin kendilerine geniş bir hoşgörü ve tolerans gösterdiğini düşünüyorlardı. Kendi dinlerini ve geleneklerini serbestçe yaşamalarına izin veriliyordu. Ayrıca, kendi meclisleri, mahkemeleri ve okulları vardı. Bu durum, gayrimüslimlerin Osmanlı Devleti’ne olan bağlılığını ve memnuniyetini artırıyordu.

@@@@@@

Gayrı Müslimlerin Osmanlıya isyan ve ihanetler olmuş mudur? Sebepleri nelerdir?

Evet, Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler tarafından isyanlar ve ihanetler olmuştur. Bu isyan ve ihanetlerin sebepleri, çeşitli faktörlere dayanmaktadır.

**Siyasi nedenler**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler, genellikle azınlık durumundaydılar. Bu durum, zaman zaman gayrimüslimlerde ayrımcılık ve baskı hissi yaratabiliyordu. Bu hisler, gayrimüslimlerin isyan ve ihanet girişimlerine yol açabiliyordu.

Örneğin, 16. yüzyılda Rumeli’de çıkan bazı isyanlar, gayrimüslimlerin Osmanlı Devleti’nin kendilerine karşı ayrımcılık yaptığını iddia etmelerinden kaynaklanmıştır.

**Ekonomik nedenler**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler, genellikle ekonomik açıdan dezavantajlı durumdaydılar. Bu durum, gayrimüslimlerde hoşnutsuzluk yaratabiliyordu. Bu hoşnutsuzluk, gayrimüslimlerin isyan ve ihanet girişimlerine yol açabiliyordu.

Örneğin, 18. yüzyılda bazı bölgelerde çıkan isyanlar, gayrimüslimlerin ekonomik sıkıntılar yaşadığını iddia etmelerinden kaynaklanmıştır.

**Dinî nedenler**

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler, genellikle Müslüman çoğunluğun baskısı altındaydılar. Bu baskı, gayrimüslimlerde dinî hassasiyetlerin artmasına yol açabiliyordu. Bu hassasiyetlerin artması, gayrimüslimlerin isyan ve ihanet girişimlerine yol açabiliyordu.

Örneğin, 19. yüzyılda bazı bölgelerde çıkan isyanlar, gayrimüslimlerin dinî özgürlüklerinin kısıtlandığını iddia etmelerinden kaynaklanmıştır.

**Dış güçlerin etkisi**

Osmanlı Devleti’nin düşmanları, genellikle gayrimüslimleri isyan ve ihanet girişimlerine teşvik ediyorlardı. Bu teşvikler, gayrimüslimlerin isyan ve ihanet girişimlerinin artmasına yol açıyordu.

Örneğin, 19. yüzyılda Avrupalı devletler, Osmanlı Devleti’nin topraklarında yaşayan gayrimüslimleri isyan ve ihanet girişimlerine teşvik ediyorlardı.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler tarafından yapılan isyanlar ve ihanetler, genellikle kısa sürede bastırılmıştır. Ancak, bu isyanlar ve ihanetler, Osmanlı Devleti’nin iç huzurunu ve istikrarını olumsuz yönde etkilemiştir.

@@@@@@@

Gayrı Müslimlerin Osmanlıda ticari durumları nasıl ve ne üzerine idi?

Osmanlı Devleti, gayrimüslimlere oldukça geniş bir hoşgörü ve tolerans göstermiştir. Bu hoşgörü ve toleransın bir yansıması olarak, gayrimüslimler, Osmanlı Devleti’nde ticaret alanında önemli bir rol oynamışlardır.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin ticari faaliyetleri, çeşitli alanlara yayılmıştı. Bu alanlar arasında, iç ticaret, dış ticaret, zanaat ve sanayi sayılabilir.

**İç ticaret**

Osmanlı Devleti’nde iç ticaret, gayrimüslimler tarafından büyük ölçüde yürütülüyordu. Gayrimüslim tüccarlar, Osmanlı Devleti’nin iç kesimlerinde, çeşitli malların ticaretini yapıyorlardı. Bu mallar arasında, gıda, tekstil, hayvancılık ürünleri, madenler ve diğer ürünler sayılabilir.

**Dış ticaret**

Osmanlı Devleti, güçlü bir deniz imparatorluğu olması nedeniyle, dış ticarette de önemli bir rol oynamıştır. Bu dış ticarette, gayrimüslim tüccarlar önemli bir rol oynamışlardır. Gayrimüslim tüccarlar, Osmanlı Devleti’ni, Avrupa, Asya ve Afrika’daki diğer ülkelerle bağlayan ticaret yollarını kontrol ediyorlardı.

**Zanaat ve sanayi**

Osmanlı Devleti’nde zanaat ve sanayi, gayrimüslimler tarafından da önemli bir rol oynamıştır. Gayrimüslim zanaatkarlar, çeşitli zanaat dallarında faaliyet gösteriyorlardı. Bu zanaat dalları arasında, kuyumculuk, halıcılık, dokumacılık, dericilik, madencilik ve diğer zanaat dalları sayılabilir.

**Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin ticari faaliyetlerinin gelişmesinde etkili olan faktörler şunlardır:**

* Osmanlı Devleti’nin gayrimüslimlere tanıdığı geniş haklar ve hürriyet
* Osmanlı Devleti’nin geniş bir coğrafyaya yayılmış olması
* Osmanlı Devleti’nin güçlü bir deniz imparatorluğu olması

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin ticari faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin ekonomisine önemli katkı sağlamıştır. Bu katkı, Osmanlı Devleti’nin zenginleşmesinde ve güçlenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Loading

No ResponsesOcak 26th, 2024

İçişleri bakanlığı İbb-de tesbit ettiği terör iltisaklı çalışanlar.

İçişleri bakanlığı İbb-de tesbit ettiği terör iltisaklı çalışanlar.


İçişleri Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) çalışan bazı personelin terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu iddiasıyla özel teftiş başlattığını duyurdu¹. Bu konu siyasi bir tartışmaya yol açtı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, soruşturmayı “cadı avı” olarak nitelendirerek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu istifaya çağırdı². Soylu ise soruşturmanın bir güvenlik meselesi olduğunu ve İBB’de işe alınan bazı kişilerin terör suçlarından mahkumiyet kararı almış kişiler olduğunu belirtti³.

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi için aşağıdaki bağlantılara tıklayabilirsiniz:

– [BBC News Türkçe: ‘İBB’de terörle iltisaklı personel’ polemiği: İmamoğlu ve İçişleri Bakanlığı ne diyor?](^1^)
– [BBC News Türkçe: Ekrem İmamoğlu: İçişleri Bakanlığı, yüzlerce İBB personeli hakkında özel teftiş başlattı, İBB Başkanı ‘İçişleri Bakanı istifa etsin’ dedi](^2^)
– [İçişleri Bakanlığı: Bakanımız Sn. Soylu: İBB’de İmamoğlu Döneminde İşe Alınmış 505 Kişinin İşe Girmelerinde Engel Durum Söz Konusu](^3^)

(1) ‘İBB’de terörle iltisaklı personel’ polemiği: İmamoğlu ve İçişleri …. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-60994316.
(2) Ekrem İmamoğlu: İçişleri Bakanlığı, yüzlerce İBB personeli hakkında …. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-59798529.
(3) Bakanımız Sn. Soylu: İBB’de İmamoğlu Döneminde İşe Alınmış 505 Kişinin …. https://www.icisleri.gov.tr/bakanimiz-sn-soylu-ibbde-imamoglu-doneminde-ise-alinmis-505-kisinin-ise-girmelerinde-engel-durum-soz-konusu.
(4) ‘İBB’de terörle iltisaklı personel’ polemiği: İmamoğlu ve İçişleri …. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-60994316.
(5) Ekrem İmamoğlu: İçişleri Bakanlığı, yüzlerce İBB personeli hakkında …. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-59798529.
(6) Bakanımız Sn. Soylu: İBB’de İmamoğlu Döneminde İşe Alınmış 505 Kişinin …. https://www.icisleri.gov.tr/bakanimiz-sn-soylu-ibbde-imamoglu-doneminde-ise-alinmis-505-kisinin-ise-girmelerinde-engel-durum-soz-konusu.

Loading

No ResponsesOcak 26th, 2024

Husiler inanç ve statüsü nedir, kimleri temsil etmektedir?

Husiler inanç ve statüsü nedir, kimleri temsil etmektedir?


Husiler, Yemen’de Şii Zaidi mezhebine mensup bir gruptur. 1990’lı yıllardan itibaren siyasi ve askeri alanda güç kazanmaya başlayan Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirerek Yemen’in büyük bir kısmını kontrol altına aldı.

Husiler, Şii İslam’ın Zaidi mezhebine mensuptur. Zaidi mezhebi, Şiiliğin en eski mezheplerinden biri olup, Yemen’in kuzeyinde ve güneybatısında yaygın olarak görülmektedir. Zaidi mezhebi, Şiiliğin diğer mezheplerinden farklı olarak, imametin nesilden nesile geçmesini ve imamların hem siyasi hem de dini liderlik yetkilerine sahip olmasını kabul eder.

Husiler, Zaidi mezhebinin öğretilerine göre Yemen’de bir imamlık devleti kurmak istemektedir. Bu nedenle, Husiler Yemen’in resmi mezhebinin Şiilik olmasını ve imamlığın Zaidi mezhebine mensup bir kişiye verilmesini talep etmektedir.

Husiler, Yemen’deki Şii nüfusu temsil etmektedir. Yemen nüfusunun yaklaşık %30’u Şiidir ve bu nüfusun çoğunluğu Zaidi mezhebine mensuptur. Husiler, Yemen’deki Şiilerin haklarını savunmak ve Şiilerin yönetimde daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak için mücadele etmektedir.

Husiler, Yemen’in iç savaşının en önemli taraflarından biridir. Husiler, savaşın başından beri Yemen hükümetine karşı savaşmaktadır. Husiler’in savaştaki müttefikleri arasında İran, Lübnan’daki Hizbullah hareketi ve Irak’taki Şii milis grupları yer almaktadır.

Husiler’in Yemen’deki statüsü tartışmalı bir konudur. Birleşmiş Milletler, Husiler’i bir terör örgütü olarak kabul etmektedir. Ancak, Husiler kendilerini bir siyasi hareket olarak tanımlamaktadır.

Husiler’in Yemen’deki geleceği belirsizdir. Husiler, Yemen’de bir imamlık devleti kurmayı başarabilirse, Yemen’in siyasi ve dini yapısında köklü değişiklikler meydana gelecektir.

@@@@@@@

Haşdi Şabi inanç ve statüsü nedir, kimleri temsil etmektedir?

Haşdi Şabi, Irak’ta Şii milislerden oluşan bir gruptur. 2014 yılında IŞİD’in Irak’ın büyük bir kısmını ele geçirmesinin ardından kurulmuş ve Irak hükümetinin IŞİD’e karşı mücadelesinde önemli bir rol oynamıştır.

Haşdi Şabi, Şii İslam’ın Şiiyye mezhebine mensuptur. Şiiyye mezhebi, İslam’ın en büyük iki mezhebinden biridir ve Irak nüfusunun yaklaşık %60’ı Şiidir. Haşdi Şabi, Şiilerin Irak’ta siyasi ve dini alanda daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak için mücadele etmektedir.

Haşdi Şabi, Irak’ın resmi askeri bir gücüdür ve Irak hükümeti tarafından finanse edilmektedir. Ancak, Haşdi Şabi’nin İran’dan da önemli ölçüde destek aldığına inanılmaktadır.

Haşdi Şabi’nin statüsü tartışmalı bir konudur. Bazıları Haşdi Şabi’yi bir terör örgütü olarak görürken, diğerleri ise Irak’ın güvenliği için gerekli bir güç olduğunu savunmaktadır.

Haşdi Şabi, Irak’ın siyasi ve dini yapısında önemli bir rol oynamaktadır. Haşdi Şabi’nin Irak’ın geleceği üzerinde önemli bir etkisi olması beklenmektedir.

@@@@@@@@

Saniyen: Yemen imamı olan Zeydîler Seyyidi hakkındaki sualiniz, hakikaten ehemmiyetli ve yümünlüdür. Fakat meymenetsiz bir zamana rastgeldi. Hem zihnim kapalı, hem hal müsait değil, hem ve hem… Yalnız bu kadar var ki, meşhur İmam-ı Zeyd sâdât-ı azîmeden ve eimme-i Âl i Beyttendir. Ve müfrit ?îaları reddeden ve deyip Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’den teberrîyi kabul etmeyen ve o iki halife-i zîşânı hürmet edip kabul eden bir zattır. Onun etbâları, Şîaların en mutedili ve en Sünnîsidir. Bunlar hem ehl-i insaf ve hem çabuk hakkı kabul eder bir taifedir. İnşaallah, Vehhâbîlerin tahribatını tamire sebep oldukları gibi, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten Zeydîlerin inhirafları dahi istikamet kesb edip, Ehl-i Sünnete iltihak edip imtizaç edecekler. Bu âhirzaman çok çalkalanıyor; bu fitne-i âhirzaman acip şeyler doğuracağını ihsas ediyor.
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/barla-lahikasi/yirmi-sekizinci-mektubun-sekizinci-meselesinin-ucuncu-nuktesi/181

 

 

Loading

No ResponsesOcak 26th, 2024

Türkiye’de 2001 krizi.

Türkiye’de 2001 krizi.

2001 Türkiye ekonomik krizi, Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biridir. 21 Şubat 2001 tarihinde, Millî Güvenlik Kurulu toplantısında cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile başbakan Bülent Ecevit arasındaki siyasi kriz bir anda tüm ülkeyi etkisi altına alan ekonomik bir krize dönüşmüştür.

Krizin temel nedenleri arasında, 1990’lı yıllarda uygulanan yanlış ekonomik politikalar, kamu bankalarının mali disiplinden uzaklığı, uluslararası piyasalarda yaşanan dalgalanmalar ve siyasi istikrarsızlık yer almaktadır.

Kriz, Türkiye ekonomisinde çok ciddi bir yıkıma neden olmuştur. Borsa %14,6 oranında değer kaybetmiştir. Faizler %760’a yükselmiştir. İç borcun GSMH’ya oranı %69’a, dış borcun GSMH’ya oranı %79’a çıkmıştır. 800 bin işsiz ve %9 küçülme yaşanmıştır. Kriz sürecinde toplam 24 banka batmıştır.

Kriz sonrası dönemde, Türkiye ekonomisi IMF destekli bir program çerçevesinde toparlanmaya başlamıştır. 2002 yılında %7,9, 2003 yılında %5,9, 2004 yılında %9,9 gibi rekor bir büyüme hızına ulaşılmıştır. Enflasyon oranı da hızlı bir düşüş göstermiştir.

Kriz, Türkiye ekonomisi ve siyaseti üzerinde derin bir iz bırakmıştır. Kriz, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısını yeniden şekillendirmesine neden olmuştur.
[Image of 2001 Türkiye ekonomik krizi]

Krizin etkileri günümüzde de hissedilmektedir. Kriz, Türkiye ekonomisinde artan eşitsizlik, yoksulluk ve güvensizlik gibi sorunların temelinde yer almaktadır.

Loading

No ResponsesOcak 26th, 2024

Konya Hapishanesinde Bir Dr. Sadullah Nutku Vardı

Konya Hapishanesinde Bir Dr. Sadullah Nutku Vardı

 

Dr. Sadullah NUTKU, ahir zamanda sahabe hayatı yaşayan, çağın fitne fesadından uzak durup, sünneti seniyye dairesinde kalabilen, hayatını iman ve Kuran hizmetine adayan bir kutlu kişi…

 

Bediüzzaman’ın has ve sadık talebelerinden biri olan Dr. Sadullah Nutku, ömrünün önemli bir kısmını Konya’da geçirmiş. Doktor olarak çalıştığı Konya’da gece gündüz demeden fakir fukaranın hizmetine koşmuş, muayene ettiği fakir hastalar- dan asla para almamış, halkın saygı ve muhabbetini kazanmış.

 

Bir taraftan doktor olarak insanların hizmetine koşarken, diğer taraftan da bulduğu her fırsatta Hacı Veyiszade Hazretlerinin Camisine giderek, sohbetlerinden ve Kuran ziyafetlerinden istifade etmeye çalışmış. Sadece halis bir mümin olarak dinini yaşamak istediği için devrin ceberrut yöneticileri tarafından hapishaneye atılmış…

 

Konya cezaevinde kaldığı dönemde, cezaevine mahkûm olarak Osman Yüksel Serdengeçti de gelir ve Dr. Sadullah Nutku’nun hayatından çok etkilenir. Daha sonra Serdengeçti Dergisinde yazdığı “Onlar Bizi Affetsin” başlıklı yazısında Dr. Sadullah Nutkuyu anlatır.

 

Konya halkının zihninde derin izler bırakmış olan Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Dr. Sadullah Nutku’yu yadetmek istedik:

 

ONLAR BİZİ AFFETSİNLER

 

“Lekesiz alınlar, harama uzanmamış eller, içleri nûr, dışları nûr olan insanlar bizleri affetsinler!.. Onlar hapishanelerde iken dahi bizden hürdüler… Çünkü imanlarının, vicdanlarının emrindedirler. Allah’tan başka kimseye kulluk yapmamaktadırlar. Ne bareme girip, barem kulu olmuşlar, ne asli maaş endişesiyle asliyetlerini kaybetmişler, ne şu, ne bu ikbal hırsının önünde secde etmişlerdir. Onlar karanlık, loş hapishane köşelerinde her türlü pisliğin barındığı bu yerlerde, gübreliklerde açan, her yere güzel kokular saçan güzel çiçekler gibidirler…

 

Ben bilirim onları. Ben bir arada kaldım onlarla. Asrın kaybettiği bütün meziyetlere sahiptir onlar. İmanlıdırlar, vefalıdırlar, severler, sevilirler. Cesurdurlar, kahramandır. Kısaca tam bir Müslümandırlar.

 

Varsın, Çetinler, Özekler onları lekeleye dursun. Ben bilirim onları. Onlar güneş gibidirler, leke tutmaz, çamur tutmaz onları. Onlar ateş gibidirler. Onlar yakarlar kirleri, pisleri, pislikleri.

 

Konya hapishanesinde onlardan bir Dr. Sadullah vardı ki… Allah’ım ne adamdı o? Nasıl imandı ondaki! Adam hapishanede idi, fakat gül-gülistan içindeydi. Gülen gözlerle bakardı insana. Her şeyi unutuyordum onun yanında. Adam adeta teneffüs edilen bir şey gibiydi. Yanımdan bir ruh gibi uçuverip gideceğinden korkardım!..

 

Yanımdaki arkadaşa:

-Şu pencereleri kapat. Sonra doktor uçar gider bu demirlerin aralarından, demiştim. Fakat onun uçmaya, gitmeye niyeti yoktu. Bu kadar yüksek olduğu halde bizim gibi sürünenlerle beraberdi; bizi bırakmıyordu; kurtaracaktı o.

 

Evet, Dr. Sadullah Nutku…

 

Nurculuktan sanıktı. Karakola götürmüşler, dövmüşlerdi; bayılıncaya kadar. Kendine geldiği zaman zalimlerin affı için Allah’ına dua etmişti.

 

-Yarabbi bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Sen bunları affet, demişti. Tıpkı o yüce peygamber gibi.

 

Bunları bana o anlatmıyordu. Başkaları anlatmıştı. Çünkü kendisi yoktu ortada. Silmişti varlığını.

 

Fakat yok oldukça var oluyordu doktor, silindikçe biliniyordu. Kendini mesele haline getirenlerden değildi. Mesele o idi. O, yalnız o. Her zaman o.

 

1961’de Konya’dan seçimlere girmiştim ve propagandanın ikinci günü, bilâ sebep, bilâ tereddüt tevkif olunmuştum. İşte, doktorla o zaman, orada karşılaşmıştım. Beni gıyaben tanıyordu. İlk karşılaşmamızda, ilk hitabı şu oldu:

 

“Gazamız mübarek ola!”

 

Cevap vermedim; çok öfkeli ve hınçlı idim. O mütemadiyen yüzüme bakıyor, bana yakın olmak istiyordu. “Cenab-ı Hak lütfetti de sizi buraya gönderdi. Sizi esirgedi, acıdı” gibi laflar ediyordu.

 

Şu adama bak dedim içimden. Meczubun biri. Bunun neresi lütuf. Mebus olacakken mahpus oldum. Öyle öfkeliyim ki, bir hamlede, mahkemeleri, hapishane duvarlarını yıkmak istiyordum. Doktordan yüz çevirdim. Fakat nereye çevrilsem, o da o tarafa çevriliyordu.

 

Her yönde onu görüyordum. Aynı sözler…

 

-Cenab-ı Hak lütfetti. Nedir o dışarıda olanlar. Nutuklar, kendini övmelere, öbür tarafa sövmeler. Bir felaket! Bir an gözlerim gözlerine geldi. “Öyle değil mi?” Öyle. Bu suali sessizce tasdik ettim. Hakikaten öyle içime bir huzur yayıldı.

 

Meydanlar, nutuklar, alabildiğine karşı tarafa sövmeler, kendini ve partisini övmeler. Kazanmak için türlü dolaplar, dalavereler…

 

Yarabbi, beni bunlardan kurtardığın için sana binlerce şükürler.

 

Doktor, yaşlı gözlerle hapishanenin penceresinden, göklere, göklerdeki bulutlara bakar, Kur’an’ı Kerim’den gökler ve bulutlarla ilgili, o temaşa’yi şairane ayetler okurdu. Hapishanenin bahçesindeki ağaca bakar, Said-i Nursi’nin tohum ve ağaç teşbihlerini, nisbetlerini dile getirirdi.

 

Ara sıra, benim yine öfke nöbetlerim tutar, “namussuzlar…”

diye nutka başlardım. Doktor Sadullah Nutku’ya bakınca nutkum tutulurdu.

 

Onda söz yoktu, öz vardı. Susmak, susmak, tezekkür, tefekkür, temâşâ!..

 

Doktor, derdim. “Sen dünyayı üçten dokuza boşamışsın, kurtulmuşsun. Ben hala dünya ile evliyim.”

 

Tatlı tatlı gülümserdi. Bana, “Sen büyük mücahitsin.” derdi.

 

O beni büyüttükçe küçülür giderdim. Kendisini küçülttükçe gözümde ve gönlümde o daha fazla büyürdü.

 

O sıralarda ihtilâlin başı, Cemal Gürsel, “Türkiye’de huzur yok!” Demişti. Kendisine bir tel çekecektim. Yazdım da sonradan vazgeçtik.

 

“Türkiye’de huzur, Konya hapishanesinin falan koğuşunda, Doktor Sadullah’ın yanında, huzura kavuşmak istiyorsanız buyurun.

 

İşte Nurcu diye hapishane hapishane dolaştırdığımız, karakol karakol dayak attığımız suçlulardan biri. Biz bunları affetmiyoruz da. Diyeceksiniz ki hepsi bu kıratta adamlar mı?

 

Değil tabi. Ama hepsi de bu ihlasta, bu yolda, bu imanda adamlar. Bu insanları suçlu diye affetmek bile bir zül. Bizlerin onlardan af ve özür dilememiz lazım.”

 

Osman Yüksel Serdengeçti

 

Loading

No ResponsesOcak 23rd, 2024

YÜCE RUH YARDIMSEVERLİK

YÜCE RUH YARDIMSEVERLİK


Sosyal bir deneyim için serseri gibi giyinen ve 2014 yılında New York’ta çekilen The Invisibles filminin çekimleri sırasında Richard Gere, büyük duygusal etki yaratan inanılmaz anlar yaşadı.
Bunu kendisi söylüyor…
“Evet, serseri gibi giyinip sokaklardaydım ama kimse beni fark etmedi.
Ben bir serseriydim, görünmez biriydim.
Bana tiksintiyle bakan insanların yanından geçen herhangi bir evsiz gibi hissettim.

Sadece bir bayan bana karşı çok nazikti ve bana yemek verdi ve bu benim için harikaydı.
Çoğu zaman sahip olduklarımızın kıymetini nasıl anlayacağımızı ve ne kadar şanslı olduğumuzu bilmiyoruz. Bizden daha az şanslı olan birine yardım edelim, bunu hep birlikte yapalım.
Bu yüzden deneyimimi tamamladıktan sonra şehre indim, yiyecek dağıttım ve tanıştığım her evsizlere 100 dolar verdim.
Onlarla konuştum, onları dinledim.
Minnettarlıkla ağladılar.
Cömert ve şefkatli olun.
Toplumda görmek istediğiniz değişimin kendisi olun. Kim yapabiliyorsa başkalarına yardım etsin, çünkü hepimiz birileri için başkalarıyız…”
Richard Gere, aktör,74 yaşında

@@@@@@@@@

Yardım etmenin verdiği huzur örnekleri.

Yardım etmenin verdiği huzur, kişinin kendini iyi hissetmesini, mutlu ve tatmin olmasını sağlayan bir duygudur. Bu duygu, kişinin başkalarına fayda sağladığını, onların hayatına bir katkıda bulunduğunu hissetmesinden kaynaklanır. Yardım etmek, kişinin kendini değerli ve önemli hissetmesine yardımcı olur. Ayrıca, yardım etmek kişinin stresini azaltmasına ve daha olumlu bir bakış açısına sahip olmasına yardımcı olabilir.

Yardım etmenin verdiği huzurun bazı örnekleri şunlardır:

* Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, onun hayatını kolaylaştırmak ve mutluluğunu artırmak kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Örneğin, bir ihtiyaç sahibine yemek, giyecek, barınma veya para yardımı yapmak, onun temel ihtiyaçlarını karşılamasına ve daha rahat bir hayat sürmesine yardımcı olabilir. Bu durum, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve topluma fayda sağladığını hissetmesine neden olur.
* Bir hastaya yardım etmek, onun tedavisine katkıda bulunmak ve iyileşmesine yardımcı olmak kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Örneğin, bir hastaya hastanede refakat etmek, onun moralini yükseltmek ve tedavi sürecini kolaylaştırmak için destek olmak, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve başkalarına fayda sağladığını hissetmesine neden olur.
* Bir hayvana yardım etmek, onun sağlığını ve refahını iyileştirmek kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Örneğin, bir hayvan barınağında gönüllü çalışmak, terk edilmiş veya yaralanmış hayvanlara bakmak ve onların iyi koşullarda yaşamalarına yardımcı olmak, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve başkalarına fayda sağladığını hissetmesine neden olur.

Yardım etmek, kişinin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığına olumlu katkılar sağlayan bir eylemdir. Yardım etmek, kişinin kendini iyi hissetmesini, mutlu ve tatmin olmasını sağlar. Ayrıca, yardım etmek kişinin stresini azaltmasına ve daha olumlu bir bakış açısına sahip olmasına yardımcı olabilir.

@@@@@@@@

Yardımda bulunanların yaşadıkları hatıralar.

Yardımda bulunanlar, yardım ettikleri kişilerle kurdukları bağlardan ve yardımlarının onların hayatlarına olumlu bir etki yaratmasından dolayı büyük bir huzur ve mutluluk yaşarlar. Bu huzur ve mutluluk, yardım edenlerin hayatlarına pozitif bir katkı sağlar ve onları daha iyi bir insan haline getirir.

Yardımda bulunanların yaşadıkları hatıralar, yardım ettikleri kişilerin hayatlarını nasıl değiştirdiklerini gösteren örneklerle doludur. Örneğin, bir ihtiyaç sahibine yapılan bir yardım, onun temel ihtiyaçlarını karşılamasına ve daha rahat bir hayat sürmesine yardımcı olabilir. Bu durum, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve topluma fayda sağladığını hissetmesine neden olur.

Bir hastaya yapılan bir yardım, onun tedavisine katkıda bulunmak ve iyileşmesine yardımcı olabilir. Örneğin, bir hastaya hastanede refakat etmek, onun moralini yükseltmek ve tedavi sürecini kolaylaştırmak için destek olmak, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve başkalarına fayda sağladığını hissetmesine neden olur.

Bir hayvana yapılan bir yardım, onun sağlığını ve refahını iyileştirmek için olabilir. Örneğin, bir hayvan barınağında gönüllü çalışmak, terk edilmiş veya yaralanmış hayvanlara bakmak ve onların iyi koşullarda yaşamalarına yardımcı olmak, yardım eden kişinin kendini iyi hissetmesine ve başkalarına fayda sağladığını hissetmesine neden olur.

Yardımda bulunanların yaşadıkları hatıralar, yardım etmenin hem yardım eden hem de yardım edilen kişi için ne kadar önemli olduğunu gösteren değerli örneklerdir. Bu hatıralar, yardım etmenin verdiği huzur ve mutluluğun ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne serer.

İşte yardımda bulunanların yaşadıkları hatıralardan bazıları:

* **Bir gönüllü, bir hayvan barınağında gönüllü olarak çalışmaya başladıktan sonra, terk edilmiş ve yaralanmış hayvanların iyileşmelerini izlemekten büyük bir mutluluk duyduğunu söylüyor. Gönüllü, “Bu hayvanların hayatlarına dokunabilmek ve onlara daha iyi bir hayat sunabilmekten büyük bir mutluluk duyuyorum” diyor. **
* **Bir hayırsever, ihtiyaç sahibi bir aileye maddi yardımda bulunduktan sonra, ailenin yüzündeki mutluluğu görmekten büyük bir huzur duyduğunu söylüyor. Hayırsever, “Bu ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek benim için çok önemliydi. Onların yüzlerindeki mutluluğu görmek, benim için paha biçilmez bir hediye” diyor. **
* **Bir doktor, hasta bir çocuğa tedavide yardımcı olduktan sonra, çocuğun iyileştiğini görmekten büyük bir mutluluk duyduğunu söylüyor. Doktor, “Bu çocuğun sağlığına kavuşabilmesi için elimden geleni yaptım. Onu iyileşmiş bir şekilde görmek, benim için en büyük mutluluk” diyor. **

Bu hatıralar, yardım etmenin hem yardım eden hem de yardım edilen kişi için ne kadar önemli olduğunu gösteren değerli örneklerdir. Bu hatıralar, yardım etmenin verdiği huzur ve mutluluğun ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne serer.

@@@@@@@@

Zekâtın emredilip faizin yasaklanmasındaki hikmetler nelerdir?

Zekât ve faiz, İslam’ın temel ekonomik hükümlerinden ikisidir. Zekât, malın belli bir kısmının ihtiyaç sahiplerine verilmesini emreden bir ibadettir. Faiz ise, borç alınan paranın karşılığında alınan fazladan paradır.

Zekât ve faizin emredilip yasaklanmasının pek çok hikmeti vardır. Bunların bazıları şunlardır:

* **Sosyal adaleti sağlamak: ** Zekât, zenginlerin mallarından fakirlerin istifade etmesini sağlayan bir sistemdir. Bu sistem sayesinde, toplumda gelir dağılımı dengesi sağlanır ve sosyal adalet tesis edilir.
* **Yoksulluğu azaltmak: ** Zekât, ihtiyaç sahiplerine yapılan bir yardımdır. Bu yardım sayesinde, yoksulların temel ihtiyaçlarını karşılamaları sağlanır ve yoksulluk oranı azaltılır.
* **İnsanların merhametini ve yardımseverliğini teşvik etmek: ** Zekât, insanların merhametini ve yardımseverliğini teşvik eden bir ibadettir. Bu ibadet sayesinde, insanlar başkalarının ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı olurlar ve yardımlaşmaya teşvik edilirler.
* **Ekonomiyi canlandırmak: ** Zekât, ihtiyaç sahiplerine yapılan bir harcamadır. Bu harcama, ekonominin canlanmasına ve işsizliğin azalmasına yardımcı olur.

Faizin yasaklanmasındaki hikmetler ise şunlardır:

* **Sermayeyi israf etmekten korumak: ** Faiz, borç alınan paranın karşılığında alınan fazladan paradır. Bu fazladan para, sermayeyi israf etmeye ve ekonomik kalkınmayı engellemeye neden olabilir.
* **Sosyal adaleti bozmak: ** Faiz, zenginlerin daha da zenginleşmesine ve fakirlerin daha da fakirleşmesine neden olabilir. Bu durum, sosyal adaleti bozar ve toplumsal huzuru tehdit eder.
* **İnsanları tembelliğe ve çalışmaya teşvik etmemeye neden olmak: ** Faiz, para kazanmanın kolay bir yoludur. Bu durum, insanları çalışmaya teşvik etmez ve tembelliğe yöneltebilir.

Zekât ve faizin emredilip yasaklanmasının hikmetleri, İslam’ın ekonomik sisteminin temelini oluşturur. Bu hükümler, toplumun refahını ve huzurunu sağlamak için gereklidir.

 

Loading

No ResponsesOcak 23rd, 2024

Doğudaki Hendek savaşları.

Doğudaki Hendek savaşları.

**Doğudaki Hendek savaşları**, 2015-2016 yılları arasında Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, PKK tarafından başlatılan ve güvenlik güçleri tarafından bastırılan çatışmalardır. Bu çatışmalarda, PKK üyeleri, şehir merkezlerinde hendek ve barikatlar oluşturarak, güvenlik güçlerinin hareketlerini engellemeye çalışmışlardır.

**Çatışmaların başlaması**

Çatışmaların başlaması, 7 Temmuz 2015 tarihinde, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki bir polis aracına düzenlenen saldırıyla olmuştur. Bu saldırıda 2 polis memuru şehit olmuş, 1 polis memuru da yaralanmıştır. Bu saldırının ardından, PKK üyeleri, Sur ilçesinde hendek ve barikatlar oluşturmaya başlamıştır.

**Çatışmaların ilerlemesi**

Hendek ve barikatların oluşturulmasının ardından, PKK üyeleri, güvenlik güçlerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bu saldırılar sonucunda hem güvenlik güçlerinden hem de sivillerden çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.

Çatışmaların en şiddetli yaşandığı şehirler, Sur, Cizre, Silopi, İdil ve Nusaybin olmuştur. Bu şehirlerde, güvenlik güçleri, PKK üyelerine karşı operasyonlar düzenlemiştir. Bu operasyonlar sonucunda, PKK üyeleri ağır kayıplar vermiştir.

**Çatışmaların sonu**

27 Mart 2016 tarihinde, PKK üyeleri, çatışmaları sonlandırmak zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra, bölgedeki hendek ve barikatlar kaldırılmış, güvenlik güçleri bölgeyi kontrol altına almıştır.

**Çatışmaların sonuçları**

Doğudaki hendek savaşları, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde önemli bir yıkıma neden olmuştur. Bu savaşlarda, binlerce ev ve iş yeri yıkılmış, binlerce insan yerinden edilmiştir.

**Hendek savaşlarının nedenleri**

Hendek savaşlarının nedenleri, çeşitli faktörlere bağlanmaktadır. Bu faktörler arasında, PKK’nın Türkiye’nin bölünmesi amacıyla başlattığı silahlı mücadele, Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde yaşanan ekonomik ve sosyal sorunlar ve Türkiye’nin Kürt sorununa çözüm bulma konusundaki yetersizliği sayılabilir.

**@@@@@@@#

Hendek Savaşlarının bilançosu.

Hendek Savaşlarının bilançosu, hem güvenlik güçleri hem de PKK için ağır olmuştur.

**Güvenlik güçleri** açısından, Hendek Savaşları, 355 şehit ve 465 yaralı ile sonuçlanmıştır. Bu savaşlarda, güvenlik güçleri, PKK’ya karşı önemli bir üstünlük sağlamış ve örgütün şehir merkezlerinde eylemlerini sürdürmesini engellemiştir.

**PKK** açısından, Hendek Savaşları, 3.583 örgüt üyesinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Bu savaşlarda, PKK, ağır kayıplar vermiş ve örgütün şehir merkezlerinde etkinliği önemli ölçüde azalmıştır.

**Sivil kayıplar** açısından, Hendek Savaşları, 285 sivil ölümüyle sonuçlanmıştır. Bu savaşlarda, sivil halk, çatışmaların ortasında kalarak hayatını kaybetmiştir.

**Maddi kayıplar** açısından, Hendek Savaşları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde önemli bir yıkıma neden olmuştur. Bu savaşlarda, binlerce ev ve iş yeri yıkılmış, binlerce insan yerinden edilmiştir.

**Sonuç olarak**, Hendek Savaşları, Türkiye’nin iç güvenliğini ve Kürt sorununu etkileyen önemli bir olay olmuştur.

 

Loading

No ResponsesOcak 22nd, 2024

Batılıların Osmanlı vatandaşlarında görüp şahit oldukları özellikleri nelerdir?

Batılıların Osmanlı vatandaşlarında görüp şahit oldukları özellikleri nelerdir?

 

BİR İNGİLİZ CASUSUNUN TESPİT ETTİĞİ MEZİYETLERİMİZ…


“10 sene İstanbul medreselerinde Arapça okudum hafızlık yaptım…
Evlenme tekliflerini kabul etmedim gavurluğum ortaya çıkmasın diye!..
Beni devletim casusluk yapmak üzere görevlendirdi.
Osmanlı’da gördüğüm 3 güzel ahlak yüzünden casusluğu terk ettim, yapmayacağımı söyledim:
1-Edirne’den Kars’a giden bir Osmanlı vatandaşı elindeki kıymetli eşyalarını mahalle camisinin arka mahfeline koyar, 3 ay sonra gelir, emanetlerin aynı yerden alır !..
2- İstanbul’un belirli semtlerinde hayır dibek taşları konulur, buralara zenginler hayır hasenatını dibeğe bırakır, fakir akşam evine dönerken bir ekmek parası alır diğerlerine dokunmaz!..
3-Satın aldığı tarladan çift sürerken bir küp altın çıkar satan adama bir küp altını vermeye kalkar.
Ben tarlanın altını üstünü sana sattım deyip kabul etmez!..
Bu üç sebepten casusluğu terk ettim.

@@@@@@@@

Batılıların Osmanlı vatandaşlarında görüp şahit oldukları özellikleri nelerdir?

Batılıların Osmanlı vatandaşlarında görüp şahit oldukları özellikler, genel olarak şu şekilde sıralanabilir:

* **Misafirperverlik:** Osmanlı vatandaşları, yabancılara karşı oldukça misafirperver bir tavır sergilemişlerdir. Bu, Batılıların Osmanlılar hakkında en çok dikkatini çeken özelliklerden biri olmuştur.
* **Merhamet: ** Osmanlılar, yardımsever ve merhametli bir halk olarak bilinmişlerdir. Yoksullara ve muhtaçlara yardım etmeyi kutsal bir görev olarak görmüşlerdir.
* **Saygı: ** Osmanlılar, birbirlerine ve yabancılara karşı saygılı bir tavır sergilemişlerdir. Bu, Batılıların Osmanlılar hakkında olumlu bir izlenime sahip olmalarına neden olmuştur.
* **Ahlak: ** Osmanlılar, ahlak kurallarına bağlı bir halk olarak bilinmişlerdir. Doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik, Osmanlılar için önemli değerler olmuştur.
* **Dindar olmak:** Osmanlılar, dindar bir halk olarak bilinmişlerdir. İslam dinine bağlılıkları, onların günlük yaşamlarında önemli bir rol oynamıştır.

Batılılar, Osmanlı vatandaşlarının bu özelliklerini genellikle olumlu bir şekilde yorumlamışlardır. Osmanlıları, misafirperver, merhametli, saygılı, ahlaklı ve dindar bir halk olarak görmüşlerdir. Bu özellikler, Osmanlıların Batı dünyasında olumlu bir imaja sahip olmalarına neden olmuştur.

Bununla birlikte, Batılıların Osmanlı vatandaşlarında gördükleri bazı özellikler, eleştirilere de konu olmuştur. Örneğin, bazı Batılı yazarlar, Osmanlıların misafirperverliğinin, yabancıların kendi kültürlerini ve geleneklerini değiştirmelerine neden olabileceğini savunmuşlardır. Ayrıca, bazı Batılı yazarlar, Osmanlıların ahlak kurallarına bağlılığının, onların modernleşmesini engellediğini iddia etmişlerdir.

Sonuç olarak, Batılıların Osmanlı vatandaşlarında gördükleri özellikler, hem olumlu hem de olumsuz yorumlara konu olmuştur. Bu özellikler, Osmanlıların Batı dünyasında nasıl bir imaja sahip olduklarını anlamamıza yardımcı olmaktadır.

@@@@@@@@

– Osmanlı askerlerinin komutanlarına itaat, hayatlarını hiçe sayma ve sade yaşama gibi üstün vasıfları.
– Osmanlı sarayında ve devlet yönetiminde gözlenen sükûn, intizam ve merasim.
– Osmanlı haremindeki kadınların eğitim, musiki, nakış ve adab-ı muaşeret gibi konularda yetiştirilmesi.
– Osmanlı vatandaşlarının güzel manzaralı bir ufka sahip olma arzusu ve evlerini buna göre seçmesi.
– Osmanlı Devleti’nin dinî tedhişlere ve Engizisyon mezalimine sahne olmaması, aksine Hıristiyanlık taassubunun kurbanlarına vatan topraklarında melce açması.

@@@@@@@@@

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına ne sebep oldu?

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına birçok sebep vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

– I. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğraması ve İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi.
– Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşması gibi haksız ve ağır şartlar içeren antlaşmaların imzalanması.
– Osmanlı topraklarının parçalanması ve yeni devletlerin kurulması.
– Osmanlı yönetimindeki siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel sorunlar.
– Osmanlı’nın gerileme ve çöküş döneminde yaşadığı askeri, siyasi ve diplomatik yenilgiler.

@@@@@@@@@

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra hangi devletler kuruldu?

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra yerine birçok devlet kuruldu. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Türkiye Cumhuriyeti: Osmanlı Devleti’nin resmî halefi olarak 29 Ekim 1923’te kuruldu.
– Bulgaristan Krallığı: Osmanlı Devleti’ne bağlı bir prenslik olarak 1878’de kuruldu. 1908’de bağımsızlığını ilan etti. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı savaştı. 1946’da komünist bir cumhuriyete dönüştü.
– Yunanistan Krallığı: Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyalet olarak 1821’de kuruldu. 1832’de bağımsızlığını ilan etti. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı savaştı. 1924’te cumhuriyete dönüştü.

Bu devletlerin dışında, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra kurulan diğer devletler arasında Sırbistan, Romanya, Arnavutluk, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Kıbrıs ve Kuveyt sayılabilir.

@@@@@@@@

 

“Annesini kaybeden bir aslan yavrusu, koyunların arasına girmiş ve onların sütünü emerek büyümüş. Zamanla kendini koyun zannetmiş. Bir gün koyunlardan birisi aslana şöyle demiş:

 

“Sen bizim cinsimizden değilsin. Sen aslansın, biz koyunuz. Sen bu dağların kralısın. Son zamanlarda bu dağlarda çakalların, ayıların sesleri fazla yükselmeye başladı, bizi rahatsız ediyorlar. Bir kükresen de bizi bunların şerrinden kurtarsan.” demiş. Fakat aslan bunu kabul etmeyerek, “Ben de sizin gibi koyunum.” demiş. Koyunun günlerce ısrarına rağmen aslan, aslan olduğunu bir türlü kabul etmemiş.

 

Nihayet bir gün koyun, aslanı alıp bir su birikintisine götürmüş ve ona şöyle demiş:. “Şimdi ikimizin sudaki akislerimize iyice bakalım. Senin yelelerin var, benim yok. Söyle bakalım ikimizde aynı mıyız?” diye sormuş. Aslan, “Hayır değiliz.” demiş. Sonra koyun, “Senin pençelerin var, bizim yok, senin dişlerinle bizim dişlerimiz bir değil. Hatta senin sesinle bizim seslerimiz bile farklı. İstersen bir ben meleyeyim, bir de sen kükre” demiş ve önce koyun cılız bir sesle melemiş, arkasından aslan bütün heybet ve dehşetiyle kükremiş. Aslanın bu kükremesini duyan çakallar yuvalarına, tilkiler deliklerine, ayılar inlerine kaçışmışlar.”

Loading

No ResponsesOcak 21st, 2024

İki büyük tehlikeli akım, tarihselcilik ve kuranın hitap olması

İki büyük tehlikeli akım, tarihselcilik ve kuranın hitap olması.

 

Oysa mucizeler ve kıssalar geçmişten ziyade, geleceğe bakmaktadır.
Tarihselcilerin iddiaları ve delilleri nelerdir?
1. Ya bilimsel çalışmalar yanlış çıkarsa, kurana şüphe ve eksiklik oluşturmaz mı?
2.Tarihselciler, dini metinleri tarihsel bağlamlarında ele alarak yorumlayan bir yaklaşımı savunurlar. Bu yaklaşıma göre, dini metinler, yazıldıkları dönemin kültürel, sosyal ve siyasi koşullarını yansıtırlar. Dolayısıyla, bu metinleri anlamlı bir şekilde yorumlayabilmek için, bu koşulları dikkate almak gerekir.

Tarihselcilerin iddiaları ve delilleri, genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

* **Dini metinler, yazıldıkları dönemdeki gerçek olayları ve kişileri yansıtır.** Örneğin, Kur’an’da anlatılan Hz. Muhammed’in hayatı ve mucizeleri, yazıldıkları dönemdeki Arap toplumunun gerçeklerini yansıtır.
* **Dini metinler, tarihsel olarak gelişmiştir.** Yani, bu metinler, zaman içinde farklı yazarlar tarafından farklı dönemlerde yazılmıştır. Bu nedenle, metinlerin farklı kısımlarında farklı tarihsel dönemlerin izlerini bulmak mümkündür.
* **Dini metinler, tarihsel olarak yorumlanmalıdır.** Yani, bu metinleri anlamlı bir şekilde yorumlayabilmek için, yazıldıkları dönemin kültürel, sosyal ve siyasi koşullarını dikkate almak gerekir.

Tarihselcilerin iddialarını desteklemek için kullandıkları bazı deliller şunlardır:

* **Dini metinlerde yer alan tarihsel bilgiler.** Örneğin, Kur’an’da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği ve Bedir Savaşı’nı kazandığı gibi tarihsel olaylar anlatılır.
* **Dini metinlerde yer alan kültürel ve sosyal unsurlar.** Örneğin, Kur’an’da Arap toplumunun gelenek ve göreneklerine dair birçok unsur bulunur.
* **Dini metinlerin farklı dönemlerde yazıldığına dair kanıtlar.** Örneğin, Kur’an’da farklı dil ve üslup özelliklerinin bulunması, bu metnin farklı yazarlar tarafından farklı dönemlerde yazılmış olabileceğini düşündürür.

Tarihselcilik yaklaşımı, dini metinleri yorumlama konusunda önemli bir yere sahiptir. Bu yaklaşım, dini metinleri anlamamıza ve yorumlamamıza yardımcı olabilecek önemli bilgiler sunmaktadır. Ancak, tarihselcilik yaklaşımının da bazı sınırlamaları olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, tarihi bilginin kesin bir şekilde elde edilememesi, tarihselcilerin iddialarının da kesin olarak doğrulanmasını zorlaştırmaktadır.

Tarihselcilerin iddiaları ve delilleri, dini metinleri yorumlayan farklı yaklaşımlar arasında önemli bir tartışma konusudur. Bu tartışmalar, dini metinleri daha iyi anlamamıza ve yorumlamamıza yardımcı olabilecek önemli bir katkı sağlamaktadır.

@@@@@@@

Tarihselcilerin tutarsızlıklarının delil ve isbatları nelerdir?

Tarihselcilerin tutarsızlıkları, dini metinleri yorumlama konusundaki yaklaşımlarının bazı yönleriyle ilgilidir. Bu tutarsızlıklar, tarihselcilerin iddialarının ve delillerinin bazı yönlerinin birbiriyle çelişmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Tarihselcilerin tutarsızlıklarına dair bazı delil ve ispatlar şunlardır:

* **Tarihselcilerin, dini metinlerin tarihselliğini kanıtlamak için kullandıkları bazı deliller, bu metinlerin tarihselliğini çürütmektedir.** Örneğin, tarihselcilerin, Kur’an’da yer alan bazı tarihsel bilgilerin, dönemin diğer kaynaklarıyla uyumlu olduğunu ileri sürmeleri, bu bilgilerin aslında o dönemden kalma olmadığını düşündürmektedir.
* **Tarihselcilerin, dini metinlerin farklı dönemlerde yazıldığına dair iddiaları, bu metinlerin tutarsızlığına yol açmaktadır.** Örneğin, tarihselcilerin, Kur’an’ın farklı dönemlerde farklı yazarlar tarafından yazıldığına dair iddiaları, bu metinde yer alan bazı hükümlerin birbiriyle çelişmesine neden olmaktadır.
* **Tarihselcilerin, dini metinleri yorumlama konusundaki yaklaşımları, bu metinlerin içerdiği evrensel mesajları görmezden gelmektedir.** Örneğin, tarihselcilerin, Kur’an’ı, yazıldığı dönemin kültürel ve sosyal koşullarını yansıtan bir metin olarak yorumlamaları, bu metnin içerdiği evrensel mesajların gözden kaçmasına neden olmaktadır.

Bu delil ve ispatlar, tarihselci yaklaşımın dini metinleri yorumlama konusunda bazı sınırlamaları olduğunu göstermektedir. Bu sınırlamalar, tarihselcilerin iddialarının ve delillerinin kesin olarak doğrulanmasını zorlaştırmaktadır.

Tarihselcilerin tutarsızlıklarına dair bazı örnekler şunlardır:

* **Tarihselciler, Kur’an’da yer alan bazı tarihsel bilgilerin, dönemin diğer kaynaklarıyla uyumlu olduğunu ileri sürmektedirler. ** Örneğin, Kur’an’da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği ve Bedir Savaşı’nı kazandığı gibi tarihsel olaylar anlatılmaktadır. Ancak, bu olayların tarihsel gerçekliği, tarihçiler arasında tartışma konusudur. Bazı tarihçiler, bu olayların Kur’an’da anlatılan şekliyle gerçekleştiğini kabul ederken, bazı tarihçiler bu olayların farklı şekilde gerçekleştiğini veya hiç gerçekleşmediğini ileri sürmektedirler.
* **Tarihselciler, Kur’an’ın farklı dönemlerde farklı yazarlar tarafından yazıldığına dair iddialarda bulunmaktadırlar. ** Bu iddiaları desteklemek için, Kur’an’da farklı dil ve üslup özelliklerinin bulunduğunu ileri sürmektedirler. Ancak, bu iddialar da bazı tarihçiler tarafından eleştirilmektedir. Bu tarihçilere göre, Kur’an’da yer alan farklı dil ve üslup özellikleri, bu metnin farklı yazarlar tarafından yazılmış olduğunu değil, bu metnin farklı dönemlerde yazılmış olduğunu veya farklı yazarlar tarafından yazılmış olsa bile, bu yazarların aynı üslup ve dili kullanmış olabileceğini göstermektedir.
* **Tarihselciler, dini metinleri yorumlama konusundaki yaklaşımları ile bu metinlerin içerdiği evrensel mesajları görmezden gelmektedir.** Örneğin, tarihselciler, Kur’an’ı, yazıldığı dönemin kültürel ve sosyal koşullarını yansıtan bir metin olarak yorumlamaktadırlar. Bu yaklaşım, Kur’an’ın içerdiği evrensel mesajların gözden kaçmasına neden olmaktadır. Örneğin, Kur’an’da yer alan adalet, özgürlük ve barış gibi evrensel değerler, tarihselcilerin yorumları ile birlikte anlamını yitirmektedir.

Bu örnekler, tarihselcilerin tutarsızlıklarının dini metinleri yorumlama konusunda bazı önemli sınırlamalara yol açtığını göstermektedir. Bu sınırlamalar, tarihselci yaklaşımın dini metinleri anlamada ve yorumlamada tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.

@@@@@@@@

Kuranı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin delilleri nelerdir?

Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin delilleri, genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

* **Kur’an’ın yapısı ve içeriği. ** Kur’an, genellikle hitap tarzında yazılmış bir metindir. Bu metinde, Allah’ın insanlara hitap ettiği, onlara emir ve yasaklar verdiği, öğütler verdiği ve uyarılarda bulunduğu görülür.
* **Kur’an’ın ifade tarzı. ** Kur’an, genellikle doğrudan hitap tarzında yazılmıştır. Bu metinde, Allah’ın insanlara doğrudan hitap ettiği, onlara doğrudan seslendiği görülür.
* **Kur’an’ın amacı. ** Kur’an’ın amacı, insanları Allah’a kulluk etmeye çağırmaktır. Bu amaç, hitap tarzında yazılmış bir metinle daha iyi gerçekleştirilebilir.

Bu delillere dayanarak, Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenler, Kur’an’ın bir kitaptan ziyade, Allah’ın insanlara hitap ettiği bir metin olduğunu savunurlar.

Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin delillerinden bazıları şunlardır:

* **Kur’an’da yer alan “hitap” ifadeleri. ** Kur’an’da, Allah’ın insanlara hitap ettiğine dair birçok ifade yer almaktadır. Örneğin, Kur’an’da şöyle denilmektedir:

> “Ey insanlar! Rabbinizden size bir uyarı gelmiştir.” (Yûnus, 10/2)

> “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve O’nun Resûlü’ne itaat edin.” (Enfâl, 8/20)

> “Ey insanlar! Rabbinizin rahmetini umun. Çünkü Allah’ın rahmeti, genişlik bakımından denizlere benzer.” (Ra’d, 13/22)

* **Kur’an’da yer alan “emretme” ve “yasaklama” ifadeleri. ** Kur’an, Allah’ın insanlara emir ve yasaklar verdiği bir metindir. Bu emir ve yasaklar, hitap tarzında ifade edilmiştir. Örneğin, Kur’an’da şöyle denilmektedir:

> “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (Nisa, 4/36)

> “Zina etmeyin. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur.” (Furkan, 25/68)

* **Kur’an’da yer alan “öğüt” ve “uyarıcı” ifadeleri. ** Kur’an, insanlara öğütler veren ve onları uyaran bir metindir. Bu öğütler ve uyarılar, hitap tarzında ifade edilmiştir. Örneğin, Kur’an’da şöyle denilmektedir:

> “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb, 33/70)

> “Ey insanlar! Elbette size bir uyarı gelmiştir. Öyleyse, Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Bakara, 2/208)

Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin delilleri, bazı tartışmalara da yol açmıştır. Bu tartışmaların temelinde, Kur’an’ın asıl amacının ne olduğu sorusu yer almaktadır. Bazıları, Kur’an’ın asıl amacının insanlara bilgi vermek olduğunu savunurken, bazıları ise Kur’an’ın asıl amacının insanları Allah’a kulluk etmeye çağırmak olduğunu savunmaktadır.

Kur’an’ın asıl amacının bilgi vermek olduğunu savunanlar, Kur’an’ın bir kitap olduğunu ve kitapların bilgi vermek için yazıldığını ileri sürmektedirler. Bu görüşe göre, Kur’an’ın hitap tarzında yazılmış olması, bu metnin bir kitap olduğunu değiştirmez.

Kur’an’ın asıl amacının insanları Allah’a kulluk etmeye çağırmak olduğunu savunanlar ise, Kur’an’ın bir hitap olduğunu ve hitapların genellikle doğrudan ve net bir şekilde ifade edildiğini ileri sürmektedirler. Bu görüşe göre, Kur’an’ın hitap tarzında yazılmış olması, bu metnin bir kitap olmadığını gösterir.

Bu tartışmanın kesin bir cevabı yoktur. Bu tartışma, Kur’an’ın asıl amacının ne olduğu sorusuna dair farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır.

@@@@@@@@@@

Kuranın kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin tutarsızlıklarının nelerdir?

Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin tutarsızlıkları, genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

* **Hitap ve kitabın birbirine karıştırılması. **

Hitap ve kitap, birbirinden farklı kavramlardır. Hitap, bir kişiye veya gruba doğrudan yapılan konuşmadır. Kitap ise, belirli bir konu hakkında bilgi veren, genellikle yazı şeklindeki metindir.

Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenler, bu iki kavramı birbirine karıştırarak, Kur’an’ın bir hitap olduğu için bir kitap olmadığını ileri sürmektedirler. Ancak, bu iddia, Kur’an’ın hem hitap hem de kitap olduğunu göz ardı etmektedir.

* **Kur’an’ın içeriğinin göz ardı edilmesi. **

Kur’an, hem hitap hem de kitaptır. Kur’an’ın hitap tarzında yazılmış olması, bu metnin bir kitap olmadığını göstermez.

Kur’an’ın içeriğine bakıldığında, bu metnin hem hitap hem de kitap olduğu açıkça görülmektedir. Kur’an’da, Allah’ın insanlara hitap ettiğine dair birçok ifade yer almaktadır. Ancak, Kur’an’da aynı zamanda, Allah’ın yarattığı dünya hakkında bilgiler, tarihsel olaylar, ahlaki ilkeler ve hukuki hükümler gibi konular da yer almaktadır.

Bu bilgiler ve hükümler, Kur’an’ın bir kitap olduğunu göstermektedir. Kur’an’ın hitap tarzında yazılmış olması, bu bilgilerin ve hükümlerin Kur’an’ın içeriğinden çıkarılamayacağı anlamına gelmez.

* **Kur’an’ın amacının göz ardı edilmesi. **

Kur’an’ın amacı, insanları Allah’a kulluk etmeye çağırmaktır. Bu amaç, hitap tarzında yazılmış bir metinle daha iyi gerçekleştirilebilir.

Ancak, Kur’an’ın amacı, bu metnin bir kitap olduğunu göstermez. Kur’an’ın amacı, hitap tarzında yazılmış olmasından bağımsız olarak, bu metnin bir kitap olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Kur’an’ı kitap değil hitap olduğunu iddia edenlerin tutarsızlıkları, bu iddianın temelini oluşturan kavramları ve Kur’an’ın içeriğini ve amacını göz ardı etmelerinden kaynaklanmaktadır.

 

 

***************

 

Kuranı kerimde Kitap kelimesi geçen ayetler.


Kur’an-ı Kerim’de “Kitap” kelimesi 250’den fazla ayette geçmektedir. Bu ayetlerde “Kitap” kelimesi, genellikle Tevratı, İncili ve Kur’an’ı ifade etmektedir. Ancak, “Kitap” kelimesi, diğer kutsal kitaplardan bahsederken de kullanılmıştır. Örneğin, Bakara Suresi’nin 53. ayetinde, “el-Kitab” kelimesi, Hz. Musa’ya indirilen Tevrat’ı ifade etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de “Kitap” kelimesi, “hükümetmek, farz kılmak” anlamlarında da kullanılmıştır. Örneğin, Enfal Suresi’nin 75. ayetinde, “Allah’ın Kitabı’nda” ifadesi, Allah’ın koyduğu hükümlere ve farzlarına işaret etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de “Kitap” kelimesinin geçtiği bazı ayetler şunlardır:

* **Bakara Suresi, 2/2:** “Bu, kendisinde şüphe olmayan, doğru yol gösteren bir Kitaptır.”
* **Maide Suresi, 5/46:** “Sonra onların izinden Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik etsin diye gönderdik. Ona da içinde bir hidayet ve nur olan İncil’i, önündeki Tevratı tasdik etsin, korunanlar için bir hidayet ve öğüt olsun diye verdik.”
* **Enfal Suresi, 8/75:** “Yakınlığı olanlar (ülü’l-erham) Allah’ın Kitabı’nda birbirleri konusunda daha hak sahibidir.”
* **Nisa Suresi, 4/103:** “Muhakkak namaz müminlerin üzerine vakitli olarak yazıldı.”
* **Ankebut Suresi, 47:** “İşte Biz sana böyle bir Kitap indirdik.”

Kur’an-ı Kerim’de “Kitap” kelimesinin geçtiği ayetler, Allah’ın vahyinin önemini ve kutsal kitapların insanlar için yol gösterici olduğunu vurgulamaktadır.

***************   

 

Loading

No ResponsesOcak 20th, 2024

Medreselerin kapanma ve işleyişini yitirme sebepleri nelerdir?

Medreselerin kapanma ve işleyişini yitirme sebepleri nelerdir?


Medreseler, İslam dünyasında eğitim ve öğretimin önemli bir merkezi olmuştur. 10. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş olan medreseler, İslam hukuku, fıkıh, tefsir, hadis, kelam, mantık, felsefe, matematik, astronomi, tıp, edebiyat gibi çeşitli alanlarda eğitim vermiştir.

Medreseler, Osmanlı döneminde de önemli bir eğitim kurumu olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketleri ile birlikte medreseler, yeni eğitim kurumlarına karşı rekabet etmekte zorlanmıştır. Bu nedenle, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte medreseler kapatılmıştır.

Medreseler, çeşitli sebeplerle kapanma ve işleyişini yitirme sürecine girmiştir. Bu sebeplerden bazıları şunlardır:

* **Modernleşme hareketleri: ** 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketleri, İslam dünyasında geleneksel eğitim kurumlarına karşı bir eleştiri dalgası başlatmıştır. Bu eleştiriler, medreseleri de hedef almıştır. Modernleşmeciler, medreseleri çağın ihtiyaçlarına cevap veremediği ve eğitim kalitesinin düşük olduğu gerekçesiyle eleştirmişlerdir.
* **Değişen toplumsal ihtiyaçlar: ** 19. yüzyıldan itibaren toplumsal ihtiyaçlar da değişmiştir. Bu dönemde, devlet yönetiminde, hukukta, ticarette ve sanayide yenilikler yaşanmıştır. Bu yeniliklere cevap verebilmek için, farklı alanlarda eğitim veren yeni kurumlara ihtiyaç duyulmuştur.
* **Siyasi baskılar: ** Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Batılı devletlerin baskısı altında kalmıştır. Bu baskılar, medreselerin varlığına da yansımıştır. Batılı devletler, medreselerin geleneksel eğitim anlayışının, modernleşmenin önünde bir engel olduğunu düşünmekteydi. Bu nedenle, medreselerin kapatılması için Osmanlı yönetimine baskı yapmışlardır.

Medreseler, kapatılmalarına rağmen günümüzde de İslam dünyasında önemli bir yere sahiptir. Medreselerin eğitim anlayışı, günümüzde de çeşitli İslami gruplar tarafından benimsenmektedir.

@@@@@@@@

Medreseler, İslam tarihinde orta ve yükseköğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adıdır. Medrese kelimesi Arapça ders kökünden gelir¹. Medreselerin ne zaman ve nerede kurulduğu konusunda farklı görüşler vardır. Bazı kaynaklara göre ilk medreseler Karahanlılar döneminde Türkistan ve Horasan’da Budist viharalarını taklit ederek inşa edilmiştir². Bazı kaynaklara göre ise ilk medreseler Büyük Selçuklu Devleti zamanında Nizamülmülk tarafından açılan Nizamiye Medreseleri’dir³. Medreseler, Selçuklular, Osmanlılar, Memlükler, Endülüs, Hint Alt Kıtası gibi çeşitli İslam devletlerinde ilim ve kültürün gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Medreselerde hem dini ilimler hem de pozitif bilimler okutulmuştur. Medreseler, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kaldırılmış ve yerlerine modern eğitim kurumları kurulmuştur.

(2) MEDRESE – TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/medrese.
(3) Medrese nedir ve ne amaçla yapılmıştır? Medrese … – Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/egitim/medrese-nedir-ve-ne-amacla-yapilmistir-medrese-ozellikleri-ve-egitimi-hakkinda-bilgi-41816942.
(5) MEDRESE – TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/medrese.
(6) Medrese nedir ve ne amaçla yapılmıştır? Medrese … – Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/egitim/medrese-nedir-ve-ne-amacla-yapilmistir-medrese-ozellikleri-ve-egitimi-hakkinda-bilgi-41816942.

@@@@@@@@

Osmanlı’da hangi ilim dalları okutuluyordu?

Osmanlı Devleti’nde ilim ve kültür hayatının merkezi medreselerdi. Medreselerde hem dini ilimler hem de pozitif bilimler okutuluyordu. Dini ilimler arasında Kur’an, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, tefsir, usul-i fıkıh, mantık, nahiv, sarf, edebiyat, tarih, coğrafya gibi alanlar vardı. Pozitif bilimler arasında ise astronomi, matematik, geometri, fizik, kimya, tıp, botanik, zooloji, jeoloji, mineraloji gibi alanlar vardı¹².

Osmanlı Devleti’nde ilim dalları arasında özellikle astronomi, tıp ve matematik büyük gelişme gösterdi. Osmanlı âlimleri bu alanlarda önemli eserler yazdılar ve çeşitli buluşlar yaptılar. Örneğin, Akşemseddin mikrobu ilk kez keşfeden âlimdir². Ali Kuşçu ise Türk astronom ve matematikçisi olarak Timurlular ve Osmanlılar döneminde çalışmalar yaptı. İstanbul’un boylamını ve enlemini hesapladı. Ayrıca Osmanlı medreselerinde okutulacak dersleri düzenledi².

(1) Osmanlıda İlim ve İlmiye Sınıfı (Tarih Konu Anlatımı). https://derstarih.com/osmanlida-ilim-ve-ilmiye-sinifi/.
(2) Bilim ve teknolojide çığır açan Osmanlı âlimleri – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/islam/2018/05/13/bilim-ve-teknolojide-cigir-acan-osmanli-limleri.
(3) Osmanlı’da İlim, Kültür ve Sanat Hayatı. https://osmanli.org.tr/osmanlida-ilim-kultur-sanat-hayati/.
(4) Bilim ve teknolojide çığır açan Osmanlı âlimleri – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/islam/2018/05/13/bilim-ve-teknolojide-cigir-acan-osmanli-limleri.
(5) Osmanlıda İlim ve İlmiye Sınıfı (Tarih Konu Anlatımı). https://derstarih.com/osmanlida-ilim-ve-ilmiye-sinifi/.

@@@@@@@@@

Medreselerin kapatılması sonrasında ne oldu?

Medreselerin kapatılması sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti’nde çağdaş, laik ve millî bir eğitim sistemi kuruldu. Millî Eğitim Bakanlığı, bütün eğitim kurumlarını denetlemeye başladı. İlk ve ortaöğretim programları, modern bilimlere uygun olarak düzenlendi. İlkokul zorunlu hâle getirildi. Meslek okulları, yüksek okullar ve üniversiteler açıldı. Eğitim ve öğretimde çağdaş ülkeler seviyesine çıkmak için yeni programlar geliştirildi¹².

Medreselerin kapatılması, Türk eğitim tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu sayede Türk toplumu, bilimsel ve kültürel anlamda gelişme göstermiştir.


@@@@@@@@

Osmanlı Devleti’nde mesleki eğitim, lonca teşkilatı içerisinde gerçekleştirilirdi. Lonca teşkilatı, çeşitli zanaat ve ticaret dallarını bir araya getiren bir örgütlenme şekliydi. Lonca teşkilatında, meslek öğrenmek isteyen çocuklar, bir ustanın yanına çırak olarak verilir, mesleğin inceliklerini öğrenerek kalfa ve usta olurlardı¹. Osmanlı Devleti’nde çok sayıda meslek dalı vardı. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Kazzazlar: İpek işleyen ve satan kişiler.
– Hallaçlar: Yün veya pamuğu kabartan ve diten kişiler.
– Nalçacılar: Ayakkabının altına nal çakan kişiler.
– Nalbantlar: Hayvanların ayağına nal çakan kişiler.
– Muytablar: Kıl dokuyan ve kıldan eşya yapan kişiler.
– Palanduzlar: Palan adı verilen bir çeşit semer diken kişiler.
– Neccarlar: Kaba ağaç işi yapan bir çeşit marangoz.
– Bennalar: Bina yapan, inşaatçı kişiler.
– Kahhâller: Göz hekimleri.
– Debbâğlar: Deriyi terbiye eden, tabaklayan ve kullanıma hazırlayan kişiler.
– Kebeciler: Yünden veya kaba kumaştan kalın kilim, ceket, palto, aba yapan kişiler.
– Simkeşler: Gümüş tel, sim işleyen zanaatkarlar.
– Bezzâzlar: Pamuk, yün, ipek bez imal eden, kumaş işi yapan kişiler.
– Dülbentçiler: Pamuklu, ince ve seyrek dokunmuş hafif ve yumuşak bez işi yapanlar².

(1) Osmanlıda Mesleki Eğitim ve Meslek Grupları – Osmanlı Devleti. https://www.osmanlidevletigen.net/osmanlida-mesleki-egitim-ve-meslek-gruplari/.
(2) Osmanlı’nın az bilinen meslekleri – Galeri – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/osmanlinin-az-bilinen-meslekleri.
(3) Osmanlıda Mesleki Eğitim ve Meslek Grupları – Osmanlı Devleti. https://www.osmanlidevletigen.net/osmanlida-mesleki-egitim-ve-meslek-gruplari/.
(4) Osmanlı’nın az bilinen meslekleri – Galeri – Fikriyat Gazetesi. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/osmanlinin-az-bilinen-meslekleri.
(5) Osmanlı’da Bilim – Tarih Bilimi. https://www.tarihbilimi.net/osmanlida-bilim/.

@@@@@@@@@

Loading

No ResponsesOcak 20th, 2024

İnsan, yaşayış vaziyetince…

İ’lem Eyyühel-Aziz!

İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür’atle giderken
تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ
âyetini okuyor. Sefine-i arz sür’atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki lezzetinden ağırdır.
Ey nefs-i emmarem! Sana tâbi’ değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana müsahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal’e abd olurum.
Ve keza kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud ve tünellerinden şimşekvari geçen zamanın şimendiferine bindirerek, ebed-ül âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevkeden Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm’den meded istiyorum.
Ve keza hiçbir şeyi dualarıma, istigaselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren felek çarklarını Risale-i Nur Kütüphanesi
Ara…
durdurmağa ve şems ve kamerin birleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeğe ve vücudun şâhikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sâkin kılmağa kadir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelal’e dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünki her şeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır.
Ve keza kalbime vaki’ olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyul ve emellerini tatmin ettiği gibi; akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeğe kâdir olan Zât-ı Akdes’ten maada kimseye ibadet etmiyorum. Evet dünyayı âhirete kalbetmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir. Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez. Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz. Evet onun marifetiyle elemler lezzetlere inkılab eder. Evet Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belalara tebeddül eder. Vücud ademe inkılab eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezaiz günahlara tahavvül eder. Evet Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a’da ve düşman olurlar. Beka bela olur, kemal heba olur, ömür heva olur. Hayat azab olur, akıl ikab olur. Âmâl, âlâma inkılab eder.
Evet Allah’a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da, her şey Allah’ın mülk ve malı olduğuna iman ve iz’an ile olur.
Evet kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
Evet
قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَٓاؤُكُمْ
âyet-i kerimesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kâfidir. Öyle ise, çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi; abd de, acz ve fakrıyla Rabbına iltica eder ve Hâlıkından ister.

 

Loading

No ResponsesOcak 19th, 2024