Büyük Tehdit Altında Küçük Kavgalar: İslâm Birliğini Zedeleyen İmtihan
Büyük Tehdit Altında Küçük Kavgalar: İslâm Birliğini Zedeleyen İmtihan
“Haricî ve büyük bir düşmanın hücumu zamanında, dâhilî küçük düşmanlıkları bırakmak elzemdir. Yoksa hücum eden büyük düşmana yardım hükmüne geçer. Bunun için daire-i İslâmiyede eskiden beri tarafgirane birbirine mukabil, muarız vaziyetini alan ehl-i İslâm, o dâhilî düşmanlıkları muvakkaten unutmak, maslahat-ı İslâmiye muktezasıdır. ”
Emirdağ Lâhikası 1
Giriş: Müslüman’ın Öncelik Haritası
Tarih, Müslümanların çok defa büyük bir tehdit karşısında bile, küçük hizipçilik ve iç çatışmalarla meşgul olduğunu acı örneklerle göstermiştir. Dıştan gelen istilalar, içteki bozgunculukla birleştiğinde İslam coğrafyasında zillet ve esaret kaçınılmaz olmuştur.
Said Nursî bu hakikati özetle şöyle ifade eder:
> “Haricî ve büyük bir düşmanın hücumu zamanında, dâhilî küçük düşmanlıkları bırakmak elzemdir. Yoksa hücum eden büyük düşmana yardım hükmüne geçer.”
Bu cümle, sadece bir sosyal gözlem değil; imanî ve ahlâkî bir uyarıdır. Bugün hâlâ iç çekişmelerle enerjisini tüketen İslam dünyası, bu ölçüyü yeniden merkeze almak zorundadır.
- Dış Tehlike: Maddi ve Manevî Kuşatma
Bediüzzaman’ın “büyük düşman” olarak işaret ettiği tehdit yalnız askeri istilalar değil; inkâr sistemleri, ahlâksızlık cereyanları, inançsızlık propagandaları, ekonomik bağımlılıklar ve kültürel sömürülerdir.
Bugün;
Ahlâk yozlaşmış,
Nesiller imanından uzaklaşmış,
Zihinler materyalizme mahkûm olmuş,
İslam dünyası kendi içinde dağılmıştır.
Bu kadar ağır tehdit altındayken mezhepler arası kavga, cemaat çatışması, siyasi kutuplaşma gibi meselelerle uğraşmak, yangın anında perdeyi düzeltmeye çalışmak kadar akılsızcadır.
- İç Kavgaların Gizli Faili: Dış Düşmanlar
Tarihte birçok zaman, İslam dünyasında iç savaşlar çıkaran unsurlar, aslında dış mihrakların maşaları olmuştur. Müslümanların birbirine düşman edilmesi, sömürgeci akılların işini kolaylaştırmıştır.
Said Nursî’nin şu sözü tam da bunu gösterir:
> “Yoksa hücum eden büyük düşmana yardım hükmüne geçer.”
Mezhep kavgası yaparken İslamofobi kazanır.
Cemaat çatışırken misyonerlik yayılır.
Parti kutuplaşırken Kur’an gölgede kalır.
Demek ki farkında olmadan zalimin ekmeğine yağ süren bir gaflet yaşanır. Zalim silah kullanmaz; biz kendi içimizdeki kini yeterli mermi olarak sunarız.
- Dâhilî Çatışmalar: Kalbi Parçalayan Zehir
Müslümanlar arasında çıkan kişisel veya hizipsel düşmanlıklar çoğu zaman:
Hased (çekememezlik),
Menfaat (çıkar kaygısı),
Enaniyet (benlik davası),
Tarafgirlik (körü körüne bağlılık) gibi kalbî hastalıklarla beslenir.
Oysa Kur’an bize şunu emreder:
> “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”
(Hucurât, 10)
Bu ilahî emre rağmen, “O bizden değil” diyerek Müslümanları dışlamak, ümmetin bağrına saplanan hançeri daha da derinleştirir.
- Muvakkat Unutmak: Affetmek Değil, Ertelemektir
Bediüzzaman, düşmanlıkların tamamen yok edilmesini değil, “muvakkaten unutulmasını” tavsiye eder. Bu çok ince bir psikolojik ölçüdür. Şöyle ki:
Hatalar silinmez; ama büyütülmez.
Hesaplaşma ertelenir; ama düşmanlık büyütülmez.
Öncelik büyük tehlikeye karşı omuz omuza olmaktır.
İslam tarihi bu yaklaşımı gösteren örneklerle doludur. Bedir’de saf tutan sahabiler arasında önceden kan davası olanlar vardı ama hedef Allah rızası olunca kardeşçe çarpıştılar.
- Bugünün Mesajı: İçte Değil, Hakta Buluşmak
Bugün;
Mezhepler değil, marifet birleşmeli.
Farklı cemaatler değil, Kur’an merkezli bir duruş birleşmeli.
Siyasi fikirler değil, tevhidin birliği ortak zemin olmalı.
İslam düşmanları silah, medya ve parayla saldırırken; biz hâlâ “kim daha haklı” kavgasındaysak, asıl kaybeden hepimiz oluruz.
Bediüzzaman’ın bu ikazı, ümmetin aklını başına alma çağrısıdır. Düşman sınırda değil, artık evdedir; ekranlardadır, zihinlerdedir, kültürde ve eğitimdedir. Bu durumda iç çatışmalar, gafletten başka bir şey değildir.
ÖZET:
Haricî (dış) tehlike varken, içteki küçük düşmanlıkları sürdürmek düşmana hizmettir.
Bugün ahlâkî, kültürel, imanî saldırılar “büyük düşman” mahiyetindedir.
Mezhepçilik, cemaat çatışması ve parti taassubu, ümmeti zayıflatır.
Müslümanlar geçici olarak iç meseleleri ertelemeli; omuz omuza çalışmalıdır.
Kurtuluş; tefrikada değil, tevhidde; kavgada değil, kardeşliktedir.
![]()