HAKİKAT GÜNEŞİ SÖNÜNCE: BİR YOKLUŞ TASVİRİ
HAKİKAT GÜNEŞİ SÖNÜNCE: BİR YOKLUŞ TASVİRİ Tarihin ve zamanın şahitliğinde, insanlık ne zaman ki semavi rehberlikten bağını koparmışsa, ruhunu koyu bir karanlığa teslim etmiştir.
![]()
HAKİKAT GÜNEŞİ SÖNÜNCE: BİR YOKLUŞ TASVİRİ Tarihin ve zamanın şahitliğinde, insanlık ne zaman ki semavi rehberlikten bağını koparmışsa, ruhunu koyu bir karanlığa teslim etmiştir.
![]()
Muhammed Berdibek’in “Mehdi’den Önce, Devrimden Sonra İran” adlı eseri… İran’ı sadece siyasi bir obje olarak değil, insanı, sokağı, hüznü ve şiiri merkeze alarak tasvir eden kıymetli bir çalışmadır. Kitap, Ketebe Yayınları’ndan çıkmış olup, yazarın İran seyahatlerindeki müşahadelerine (gözlemlerine) dayanır. Yazar, İran’ı “öteki”leştirmeden, ancak mevcut rejimin tezatlarını (çelişkilerini) ve halkın derûnî dünyasını şeffaf bir şekilde ortaya […]
![]()
HAKKIN SIRRI VE İLÂHÎ DEFINE “Hakkı gel sırrını eyleme zahir, Olmak ister isen bu yolda mahir, Harabat ehlini hor görme Zakir, Defineye malik viraneler var…”
![]()
SIFATIMDAN SOYUNDUM- HİÇLİK MAKAMI “Ben senin hoş olan ırmağına çıplak olarak dalayım diye bütün sıfatımdan soyundum.” Mevlâna.
![]()
Kanalizasyon Taştığında: Günahın Gizlisi Açığa Çıkar Bazen bir şehirde kanalizasyon patlar. Önce dar sokaklarda hissedilir koku; sonra mahallelere, ardından bütün şehre yayılır. Kimse “Bu koku yoktur” diyemez. Çünkü koku, gizlenmiş pisliğin açığa çıkmış hâlidir.
![]()
KÂİNATIN SIRRINI GÖREN GÖZ: BASİRET İLE KÖRLÜK ARASINDAKİ PERDE “Görenedir görene, köre nedir köre ne!” Bu veciz ifade, sadece bir tekerleme değil, varlığın sırrını ifşa eden muazzam bir anahtardır. Zira bu âlem, Sani-i Zülcelal’in kudret kalemiyle yazılmış, her satırı hikmet, her harfi ibret dolu mücessem bir kitaptır.
![]()
ALAK VE SÜLÜK BAĞLANTISI “Alak” (علق) kelimesi ile “Sülük” arasındaki münasebet, hem lügat manası (etimolojik) hem de bilimsel (embriyolojik) açıdan mucizevi bir benzerlik ve bağlantı ihtiva eder.
![]()
ECNEBİ HİMAYESİNDE ZİLLET YERİNE, İSLAM UHUVVETİNDE İZZET: BİR TARİHİ HAKİKAT Tarihin en buhranlı virajlarından biri dönülürken, cihan harbinin yangın yerinde bıraktığı coğrafyamızda, fitne odakları yeni bir oyun sahnelemekteydi.
![]()
HAKİKATİN İKİ KANADI: AKIL VE KALBİN İMTİZACI “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.
![]()
Kâinatın Dört Büyük Penceresi: Yokluğun Dehşetinden Varlığın Hikmetine İnsan, şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesidir. Cenab-ı Hak, insanın mahiyetine öyle cihazlar, öyle duygular derç etmiştir ki;
![]()
YALDIZLI BATAKLIK: ŞÖHRETİN AFYONU VE KUMARIN SERABI Gün geçmiyor ki, “Medeniyet” maskesi takmış modern hayatın, “Kanalizasyon” gibi patlayan yeni bir iriniyle karşılaşmayalım.
![]()
CENNETTEN İNİŞ VE DÜNYADAN ÇIKIŞ Cennetten çıkarılan Hz. Adem gibi, Ademin çocukları da dünyadan çıkarılacak.
![]()
ŞEYTANDAN SİRAYET EDEN İSTİFSAR قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖٓى اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ yani “Sizin ketmettiğiniz şeyi bilirim.”
![]()
ADEMİN VE İNSANIN RÜÇHANİYETİ “Âdem’i halk etti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmayı talim etti ve hilafete namzet kıldı. Sonra vaktâ ki Âdem’i melâikeye tercih etmekle rüçhan meselesinde ve hilafet istihkakında ilm-i esma ile mümtaz kıldı; makamın iktizası üzerine, eşyayı melâikeye arz ve onlardan muarazayı talep etti; sonra melâike aczlerini hissetmekle […]
![]()