BİREYSEL ZENGİNLİĞE DOĞRU

BİREYSEL ZENGİNLİK
Bireysel hakimiyet dönemi başladı.
Devletler değil, fertler öne çıkmaktadır.
Medya fertlerin önünü açtı.
Artık herkes evden yayın yapmakta radyoyu televizyonu YouTube Facebook Twitter
WhatsApp’ı bütün Medya kuruluşlarının sosyal medyaları çok kullanabilmekte ve
kendisini öne çıkartıp dünya hitap etmektedir. Bir de konuşulan ve yazılan şeylerin
farklı dillere çevrilmiş olması Böylece kişinin top dünyadaki hakimiyetini ve etkisini
daha fazlası ile göstermektedir.
**************
Hadislerde ahirzamanda malın çoğalacağı ve kimsenin yüzüne bakmayacağı anlatılır.
-“”Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal
sahibi “Acaba sadakamı kim alır?” diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere
biri çağrılacak olsa, “İhtiyacım yok!” diye cevap verecek.”Müslim.
-İbnu’t-Tîn şöyle der:
-“”Bu hâl, Hz. İsa’nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin
doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir.”
-“Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle
dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak.”
-Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:
“Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat
kendisine bağışta bulunulan kimsenin “Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama
şu anda ona ihtiyacım yok.” diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir
kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman
yakındır.” [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]
-Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:
“Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka
ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi
bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların
çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” [Buharî, Zekât 9;
Müslim, Zekât 59, (1012)]
https://sorularlaislamiyet.com/kiyamete-yakin-zenginlesme-olacagi-ve-altincaginyasanacagi-zulum-olmayacagi-kuran-ahlakinin-butun
https://sorularlaislamiyet.com/kiyamete-yakin-insanlarin-zenginlesmesi-ile-ilgilihadisleri-nasil-yorumlamaliyiz
*Devasa altın keşfi! Değeri 700 kentilyon dolar
NASA, çılgın bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Üzerinde devasa düzeyde servet
barındıran altın ve değerli maden bulunduran asteroidle ilgili harekete geçti. Asteroid
üzerindeki kaynak tüm insanlara eşit olarak pay edilirse kişi başına 93 trilyon dolarlık
bir miktar düşüyor.
http://m.haber7.com/dunya/haber/2936940-devasa-altin-kesfi-degeri-700-kentilyondolar
Bu gün koronadan dolayı sahip olunan mallar kullanılamamakta ve şehirler bom boş
bir vaziyette, sakin ve sessiz bulunmaktadır.
Öyle ki bazı yerlerde hayvanlar dolaşmaktadır.
https://www.ntv.com.tr/galeri/seyahat/corona-virus-nedeniyle-issizlasan-dunyasehirleri,EpLFDip9oEivmJXpLj1TLA/sYj2mTnlnkGfkPHwa57kag
https://www.milliyet.com.tr/galeri/corona-viruse-kadar-istanbulun-en-kalabalikyerlerinden-biriydi-simdi-bombos-6175845/5
Paralar öyle kullanılamaz ve de yüzüne bakılamaz hale geldiki yollara saçıldı.
http://www.tesbitler.com/2020/04/30/olume-ve-oldurmeye-harcananlar/
***************
-AÇLIK:” Yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiri iledir. Onlar gitse, bunlar
da azalır.”(S.619,L.209,Ş.72,Ms.222)
“Hem Hazret-i Fatıma için dua etmiş: 1Yani: “Açlık elemini ona
verme.” Hazret-i Fatıma der ki: “O duadan sonra açlık elemini görmedim.”(M.146)
“Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın küçüklüğünde ona bakan ve
hizmet eden Ümm-ü Eymen demiş: “Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
1 Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:328; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:134; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:203.
açlık ve susuzluktan şikayet etmedi, ne küçüklüğünde ve ne de
büyüklüğünde.”(M.178,K.K.479)
“Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı mâliye ve meşakkat-ı bedeniye
nedendir?”
“Cenab-ı Hak, bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir,kendi
verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin
ve hasedlerini men’etsin. Biz hırsımız için tama’kârlık edip vermedik. Cenab-ı Hak
müterakim zekatını, kırkta otuz, onda sekizini aldı. Hem her senede yalnız bir ayda
yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık, muvakkat ve lezzetli bir
açlığı çekmedik. Cenab-ı Hak ceza olarak yetmiş cihetle belalı bir nevi orucu beş sene
cebren bize tutturdu. Hem yirmidört saatte bir tek saati, hoş ve ulvî, nuranî ve faideli
bir nevi talimat-ı Rabbaniyeyi bizden istedi. Biz tenbellik edip, o namazı ve niyazı yerine
getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi’ ettik. Cenab-ı Hak onun keffareti
olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı.”
demiştim.”(M.273,L.147,Ks.111,205, St.53, T.296,317)
“Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam
hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve
fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak
edemez.”(M.400,399-404)
“Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen
nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azab vermiş, Cehennem’e atmış, yine
sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten
vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene
vema ente?” Nefis demiş: “Ente Rabbiye’r-Rahîm., Ve ene abdüke’l-âciz.”Yani: “Sen
benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim.”(M.404,K.K.565-566)
“Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire suretinde iddihar olunan
gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek, terk-i âdetten neş’et eden maraz öldürür; rızıksızlık
değil.”(M.476,L.63,Ş.173)
“Kudret-i Fâtıra ihtiyaç ile, hususan açlık ihtiyacıyla; başta insan bütün
hayvanatı gemlendirip, nizama sokmuş. Hem âlemi herc ü mercden halas edip, hem
ihtiyacı medeniyete üstad ederek, terakkiyatı temin etmiştir.”(M.477)
“Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisad vasıtasıyla
aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en
a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir.”(L.143)
“İkinci sualin: İbrahim Hakkı, “Cû’ ism-i a’zamdır” demesinin muradını
bilmiyorum. Zahiren manasızdır, belki de yanlıştır. Fakat ism-i Rahman madem
çoklara nisbeten ism-i a’zam vazifesini görüyor. Manevî ve maddî cû’ ve açlık, o ism-i
a’zamın vesile-i vusulü olduğuna işareten mecazî olarak Cû’ ism-i a’zamdır, yani bir
ism-i a’zama bir vesiledir, denilebilir.”(B.347,St.257)
“Endişeli Sual: Bu âhirzaman fitnesinde, açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak.
Onunla ehl-i dalalet, bîçare aç ehl-i imanı derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı
diniyeyi ya unutturup, ya ikinci, üçüncü derecede bırakmağa çalışacak diye,
rivayetlerden anlaşılıyor. Acaba,
Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli
açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve
teslimiyet yapmağa çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle, dilenciliğe ve hırsızlığa ve
anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin
ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nur’u dinleyip, bu mecburî açlık hissiyle açlara
merhamete gelip zekatla yardımlarına koşmaktır. Ve nefsini güzel yemeklerle şımartan,
serkeş eden ve hevesat-ı rezile ve tuğyanlara sevkedip sarhoş eden gençler dahi, Risale-i
Nur’un irşadıyla, bu hâdiseden merdane istifade ederek, fuhşiyat ve günahlardan
ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyanlarını
kırdığı vesilesiyle taate ve hayrata girip, o hâdiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp,
lehlerinde istimal etmektir. Ve ehl-i ibadet ve salahat dahi, ekser insanların aç kaldığı
bu zamanda ve çok karışmış ve haram ve helâl farkedilmeyecek bir tarza gelmiş ve
şübheli mal hükmünde ve manen müşterek olan erzak-ı umumiyeden helâl olmak için
mikdar-ı zaruret derecesine kanaat ediyorum diye, bu mecburî belaya bir riyazet-i
şer’iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlahiyeye karşı şekva ile değil, rıza ile
karşılamaktır.”(Ks.140-141)
“Bu dehşetli ihtikârdan çıkan kaht u galâ ve açlık ve zaruret, yaşamak damarını
şiddetle yaralandırıyor. Bu yara,hissiyat-ı ulviye-i diniyeyi bir derece susturmaya vesile
olup, ehl-i dalalete yardım ediyor. Herkes midesini düşünmeye başlıyor. Kalb,
hakikatten ziyade ekmeği düşünüp hayata, yaşamağa yardıma koşup, vazife-i
hakikiyesini ikinci derecede bırakır.”(Ks.193-194,201,235,St.239,T.311)




BİREYSEL ZENGİNLİĞE DOĞRU

BİREYSEL ZENGİNLİĞE DOĞRU

“Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galip olsaydık, hasmımız ve düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye, belki daha şedîdâne kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimâne, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münâfi, hem ehl-i imânın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzettir. Eğer ona yapışsaydık, âlem-i İslâmı fıtratına, tabiatına muhalif bir yola sürükleyecektik.”

Bireysel hakimiyet dönemi başladı.

Devletler değil, fertler öne çıkmaktadır.

Medya fertlerin önünü açtı.

Artık herkes evden yayın yapmakta radyoyu televizyonu YouTube Facebook TwitterWhatsApp’ı bütün Medya kuruluşlarının sosyal medyaları çok kullanabilmekte ve kendisini öne çıkartıp dünya hitap etmektedir. Bir de konuşulan ve yazılan şeylerin farklı dillere çevrilmiş olması Böylece kişinin top dünyadaki hakimiyetini ve etkisini daha fazlası ile göstermektedir.

**************  

Hadislerde ahirzamanda malın çoğalacağı ve kimsenin yüzüne bakmayacağı anlatılır.

-“”Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi “Acaba sadakamı kim alır?” diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, “İhtiyacım yok!” diye cevap verecek.”Müslim.

-İbnu’t-Tîn şöyle der:

-“”Bu hâl, Hz. İsa’nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir.”

-“Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak.”

-HâriseİbnuVehb (radıyallahuanh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin “Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok.” diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır.” [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]

-Ebu Mûsa (radıyallahuanh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]

*Devasa altın keşfi! Değeri 700 kentilyon dolar

NASA, çılgın bir adım daha atmaya hazırlanıyor. Üzerinde devasa düzeyde servet barındıran altın ve değerli maden bulunduran asteroidle ilgili harekete geçti. Asteroid üzerindeki kaynak tüm insanlara eşit olarak pay edilirse kişi başına 93 trilyon dolarlık bir miktar düşüyor.

Bu günkoronadan dolayı sahip olunan mallar kullanılamamakta ve şehirler bom boş bir vaziyette, sakin ve sessiz bulunmaktadır.

Öyle ki bazı yerlerde hayvanlar dolaşmaktadır.

Paralar öyle kullanılamaz ve de yüzüne bakılamaz hale geldiki yollara saçıldı.

***************   

-AÇLIK:” Yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiri iledir. Onlar gitse, bunlar da azalır.”(S.619,L.209,Ş.72,Ms.222)

“Hem Hazret-i Fatıma için dua etmiş: [1]Yani: “Açlık elemini ona verme.” Hazret-i Fatıma der ki: “O duadan sonra açlık elemini görmedim.”(M.146)

            “Hem Resul-i Ekrem AleyhissalâtüVesselâm’ın küçüklüğünde ona bakan ve hizmet eden Ümm-ü Eymen demiş: “Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm açlık ve susuzluktan şikayet etmedi, ne küçüklüğünde ve ne de büyüklüğünde.”(M.178,K.K.479)

            “Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı mâliye ve meşakkat-ı bedeniye nedendir?”

            “Cenab-ı Hak, bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir,kendi verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin ve hasedlerinimen’etsin. Biz hırsımız için tama’kârlık edip vermedik. Cenab-ı Hak müterakim zekatını, kırkta otuz, onda sekizini aldı. Hem her senede yalnız bir ayda yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık, muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenab-ı Hak ceza olarak yetmiş cihetle belalı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu. Hem yirmidört saatte bir tek saati, hoş ve ulvî, nuranî ve faideli bir nevi talimat-ı Rabbaniyeyi bizden istedi. Biz tenbellik edip, o namazı ve niyazı yerine getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi’ ettik. Cenab-ı Hak onun keffareti olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı.” demiştim.”(M.273,L.147,Ks.111,205, St.53, T.296,317)

            “Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez.”(M.400,399-404)

“Hadîsin rivayetlerinde vardır ki: Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!” Azab vermiş, Cehennem’e atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ene ene, enteente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene vemaente?” Nefis demiş: “EnteRabbiye’r-Rahîm., Ve ene abdüke’l-âciz.”Yani: “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim.”(M.404,K.K.565-566)

“Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire suretinde iddihar olunan gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek, terk-i âdetten neş’et eden maraz öldürür; rızıksızlık değil.”(M.476,L.63,Ş.173)

“Kudret-i Fâtıra ihtiyaç ile, hususan açlık ihtiyacıyla; başta insan bütün hayvanatı gemlendirip, nizama sokmuş. Hem âlemi herc ü mercden halas edip, hem ihtiyacı medeniyete üstad ederek, terakkiyatı temin etmiştir.”(M.477)

“Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisad vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir.”(L.143)

“İkinci sualin: İbrahim Hakkı, “Cû’ ism-i a’zamdır” demesinin muradını bilmiyorum. Zahiren manasızdır, belki de yanlıştır. Fakat ism-i Rahman madem çoklara nisbetenism-i a’zam vazifesini görüyor. Manevî ve maddî cû’ ve açlık, o ism-i a’zamın vesile-i vusulü olduğuna işareten mecazî olarak Cû’ ism-i a’zamdır, yani bir ism-i a’zama bir vesiledir, denilebilir.”(B.347,St.257)

“Endişeli Sual: Bu âhirzaman fitnesinde, açlık ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalalet, bîçare aç ehl-i imanı derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup, ya ikinci, üçüncü derecede bırakmağa çalışacak diye, rivayetlerden anlaşılıyor. Acaba,

            Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve teslimiyet yapmağa çalışmaktır. Ve zaruret bahanesiyle, dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir. Ve aç fakirlere acımayan bir kısım zengin ve bazı ehl-i maaş dahi Risale-i Nur’u dinleyip, bu mecburî açlık hissiyle açlara merhamete gelip zekatla yardımlarına koşmaktır. Ve nefsini güzel yemeklerle şımartan, serkeş eden ve hevesat-ı rezile ve tuğyanlara sevkedip sarhoş eden gençler dahi, Risale-i Nur’un irşadıyla, bu hâdiseden merdane istifade ederek, fuhşiyat ve günahlardan ellerini bir derece çektiği ve nefislerinin zevklerini ve pisliklere karşı galeyanlarını kırdığı vesilesiyle taate ve hayrata girip, o hâdiseyi kendi aleyhlerinden çıkarıp, lehlerinde istimal etmektir. Ve ehl-i ibadet ve salahat dahi, ekser insanların aç kaldığı bu zamanda ve çok karışmış ve haram ve helâl farkedilmeyecek bir tarza gelmiş ve şübheli mal hükmünde ve manen müşterek olan erzak-ı umumiyeden helâl olmak için mikdar-ı zaruret derecesine kanaat ediyorum diye, bu mecburî belaya bir riyazet-i şer’iye nazarıyla bakmaktır. Kader-i İlahiyeye karşı şekva ile değil, rıza ile karşılamaktır.”(Ks.140-141)

“Bu dehşetli ihtikârdan çıkan kaht u galâ ve açlık ve zaruret, yaşamak damarını şiddetle yaralandırıyor. Bu yara,hissiyat-ı ulviye-i diniyeyi bir derece susturmaya vesile olup, ehl-i dalalete yardım ediyor. Herkes midesini düşünmeye başlıyor. Kalb, hakikatten ziyade ekmeği düşünüp hayata, yaşamağa yardıma koşup, vazife-i hakikiyesini ikinci derecede bırakır.”(Ks.193-194,201,235,St.239,T.311)

MEHMET ÖZÇELİK

20-06-2020


[1]Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:328; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:134; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:203.




AVRUPA BİTİŞTE

AVRUPA

**********  

-AVRUPA:”Şu zamanda, medeniyet-i Avrupa’nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.”(S.481)

“Avrupa muhabbeti, gayr-ı meşru muhabbet, hem taklid ve hem ülfet.”(S.710,588)

“Avrupa bir İslâm Devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa Devletine hâmiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır.”(S.754)

“Hem Külliyet-ül Hukuk Kongresinin cem’iyetinde, bütün hukukiyyunun toplandığı o kongrede 1927 senesinde onun reisi feylesof üstad Shebol demiş ki: “Muhammed’in (A.S.M.) beşeriyete intisabıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünki o zât ümmi olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle bir şeriat getirmiş ki; biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, en mes’ud, en saadetli oluruz.”(M.215)

“Avrupa dinine sahibdir, belki bir cihette mutaassıbdır.”(M.325,438)

“İslâmiyet’i Hristiyan dinine kıyas etmek, kıyas-ı maalfarıktır, o kıyas yanlıştır. Çünki Avrupa dinine mutaassıb olduğu zaman medenî değildi; taassubu terketti, medenîleşti.”(M.325)

“Ey sefahet ve dalaletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal gibi birtek gözü taşıyan kör dehan ile ruh-u beşere bu cehennemî haleti hediye ettin! Sonra anladın ki: Bu öyle ilâçsız bir illettir ki, insanı a’lâ-yı illiyyînden, esfel-i safilîne atar. Hayvanatın en bedbaht derecesine indirir. Bu illete karşı bulduğun ilâç, muvakkaten ibtal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncakların ve uyutucu hevesat ve fantaziyelerindir. Senin bu ilâcın, senin başını yesin ve yiyecek! İşte beşere açtığın yol ve verdiğin saadet, bu misale benzer.”(L.116)

“Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!..”(L.120)

“Memalik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve camiddirler.”(L.198)

“Sultan Süleyman-ı Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiği vakit, Şeyh-ül-İslâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: “Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa’dan getirdiğin cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçdın ki; o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizliyemez.”(Stg.161)




AVRUPA BİTİŞTE

AVRUPA BİTİŞTE

**********  

-AVRUPA:”Şu zamanda, medeniyet-i Avrupa’nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.”(S.481)

“Avrupa muhabbeti, gayr-ı meşru muhabbet, hem taklid ve hem ülfet.”(S.710,588)

“Avrupa bir İslâm Devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa Devletine hâmiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır.”(S.754)

“Hem Külliyet-ül Hukuk Kongresinin cem’iyetinde, bütün hukukiyyunun toplandığı o kongrede 1927 senesinde onun reisi feylesof üstad Shebol demiş ki: “Muhammed’in (A.S.M.) beşeriyete intisabıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünki o zât ümmi olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle bir şeriat getirmiş ki; biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, en mes’ud, en saadetli oluruz.”(M.215)

“Avrupa dinine sahibdir, belki bir cihette mutaassıbdır.”(M.325,438)

“İslâmiyet’i Hristiyan dinine kıyas etmek, kıyas-ı maalfarıktır, o kıyas yanlıştır. Çünki Avrupa dinine mutaassıb olduğu zaman medenî değildi; taassubu terketti, medenîleşti.”(M.325)

“Ey sefahet ve dalaletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal gibi birtek gözü taşıyan kör dehan ile ruh-u beşere bu cehennemî haleti hediye ettin! Sonra anladın ki: Bu öyle ilâçsız bir illettir ki, insanı a’lâ-yı illiyyînden, esfel-i safilîne atar. Hayvanatın en bedbaht derecesine indirir. Bu illete karşı bulduğun ilâç, muvakkaten ibtal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncakların ve uyutucu hevesat ve fantaziyelerindir. Senin bu ilâcın, senin başını yesin ve yiyecek! İşte beşere açtığın yol ve verdiğin saadet, bu misale benzer.”(L.116)

“Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i’dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!..”(L.120)

“Memalik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve camiddirler.”(L.198)

“Sultan Süleyman-ı Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiği vakit, Şeyh-ül-İslâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: “Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa’dan getirdiğin cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçdın ki; o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizliyemez.”(Stg.161)

* Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum. Şöyle ki:

O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa’nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:

Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, “Beşerin saadeti bu ikisiyledir.” Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!

Ey küfür ve küfrânı dağıtıp neşreden bedbaht ruh! Acaba, hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibetzede olmuş ve azâba düşmüş bir adamın, cismiyle zâhirî bir surette, aldatıcı bir ziynet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mesut denilebilir mi?

…..Ey sefahet ve dalâletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal gibi birtek gözü taşıyan kör dehân ile ruh-u beşere bu cehennemî hâleti hediye ettin. Sonra anladın ki, bu öyle ilâçsız bir illettir ki, insanı âlâ-yı illiyyînden esfel-i sâfilîne atar, hayvânâtın en bedbaht derecesine indirir. Bu illete karşı bulduğun ilâç, muvakkaten iptal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncakların ve uyutucu hevesat ve fantaziyelerindir. Senin bu ilâcın, senin başını yesin ve yiyecek! İşte, beşere açtığın yol ve verdiğin saadet bu misale benzer.” Lemalar.119.

MEHMET ÖZÇELİK

20-06-2020




ABD DOĞUM SANCISINDA




ABD DOĞUM SANCISINDA

ABD DOĞUM SANCISINDA

*************  

-AMERİKA:”Elbette ve elbette hiç şübhe yok ki: Şimalde, garbda, Amerika‘da emareleri göründüğüne binaen nev-i beşerin maşuk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviye, böyle çirkin ve geçici olmasından fıtrat-ı beşerin hakikî sevdiği, aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak…. elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya manevî bir kıyamet başlarına kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’anı kabul etmeğe çalışan meşhur hatibleri ve Amerika‘nın din-i hakkı arayan ehemmiyetli cem’iyeti gibi rûy-i zeminin geniş kıt’aları ve büyük hükûmetleri Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünki bu hakikat noktasında kat’iyyen Kur’anın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz.”(S.154-155,752,E.I/248,II/54,141,209,St.6-7,T.516-517,696,705)

“Mesmuata göre; bugünkü Amerika, aktar-ı âleme tedkikat için gönderdiği dört heyetten birisini, bugünkü beşeriyetin saadetini temin edecek sâlim bir din taharrisine memur etmiştir.”(E.I/66,158,160,183,T.484)

“Avrupa ve Amerika İslâmiyet ile hamiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak.”(E.II/143,Hş.32)

Küre-i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlarına taraftar çıkması ve İslâmiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükûnet ve musalaha bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslâm devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan bu müddeayı isbat ediyor, kuvvetli bir şahid olur.”(Hş.23)

MEHMET ÖZÇELİK

20-06-2020