TİNERCİ ÇOCUKLAR

TİNERCİ ÇOCUKLAR

Onlara sorulamayan sorular. Bu duruma nasıl geldiler? Nasıl buldular? Neler gördüler? Hayatı nasıl buldular? Tanıdılar? Toplumdan bekledikleri nelerdir? Toplumun onlardan bekledikleri nelerdir? Tavsiye ve teklifleri nedir? Bu durumda ne kadar insan var? Bunların kaç da kaçı kazanılmakta veya kaybedilmektedir?Neler yapılmalı,neler yapılmamalı ve neler yapılmaktadır? Yapılanlar yeterlimidir? Tinerci çocuklar bu hale doğuş-dan gelmediler. Evlerinden kaçmaları ve kaçırılmalarının nedenleri nelerdir? Ve sonuçta kötü yollara düşmeleri ve düşürülmeleri???

Hep cevap arayan sorular.

Tinerci çocuk; Toprağa bir tohum gibi düşmüştü. Düşmüştü toprağa habersiz ve de sessiz. O gül olacaktı. Öyle de kalacaktı. Güllerle dolacak,gül bahçesini güllendirecek,güldürecekti.

Her şeyden habersizdi. Nitekim her şeyde ondan habersizdi,habersiz kalacaktı. Nereden ve nasıl haberi olacaktı. İşte nihayet o yavrucakta ana rahmine çiçek olacak bir tohum gibi düştü.

Hayatın esen soğukluğunun esintisinden biraz üşüdü veya öyle hissetti ki,irkildi. Ancak hala habersizdi…Nihayet dünyaya gelmişti gelmesine..gelmişti de;her kes ayrı bir rengi sevdiğinden veya renk körü olduklarından daha şimdiden soğuk sözleriyle çocuğu üşütüyorlardı. Biraz esmerce,biraz çirkin, ayy niye bu çocuk böyle,böyle?? Düzelir canım,daha kaç günlük ki! Daha neler ve neler.. Şimdiden soğutmuşlardı yavrucağı. Gerimi dönseydi ne? Düşünmedi değil. Ancak seçimi kendi yapmamış, bu şekli kendi seçmemişti.

Sıcaklıklar ise pek olmadığı gibi,pek de sürmedi. Adeta bir yük oluyordu. Mecburen kendide yüklendi bunu. Zamanla küçük omuzları çekemez oldu bunu. Biriken ihmal ve olumsuzluklar kendisini kötü arkadaşların içinde buldurmuştu. Yüksüz bir dünya,sıcak bir yuva arıyordu. Kurdun,tilkinin kucağında arıyordu sıcaklığı..çünki onları tanımıyordu.

Sonuçta onlar gibi olmuş,onlar gibi dolmuş ve solmuştu yavrucak. Güllerini soldurmuş,yerine dikenleri doldurmuştu.

Kimse ona gül demiyor,yüzüne gülmüyor,onu güldürmüyordu. Artık koklanan bir gül değil,atılan ve kırılan bir çöp idi. Kendiside çöplük de kalıyordu. Evi-yurdu her şeyi çöplükte ve çöplükten idi.

Her gelen ona vuruyordu. Onu hergele biliyordu. Oda bilmiyordu,ne demek olduğunu. Öyle diyorlardı işte. Oda kendini öyle bilmeye başladı. Öylelerin içinde bulmaya başladı. kendisi içine sindirmese de,alnına yemişti bu damgayı.. ne yapalım..öyleymişim.. Öyle olmam lazımmış.. öyle diyorlar ya…

Bilgisizce,bilinçsizce bu halde yuvarlanıyor,yuvarlandırılıyordu. Güzelim gül bahçesinin gülü solmaya terk ediliyordu. Etrafı açık idi. Çitlerle etrafını korumaya almayanlar,taliblerini arttırıyor,iştahlarını da kabartıyordu. Dün yüzlerine bakılmayanların,bu gün müşterileri artıyordu. Çakalların yemi haline gelmişlerdi. Onlara yem veriliyor,semizlendiriliyor,sonunda sömürülüyordu. Bunlar onlar için sömürmelik ve semirmelikti.

O ise kendisini başkasından sandı,onlar gibi andı,anıldı. Onlar gibi yandı, yandırıldı. İnsanlara kırgındılar. Onları kırıyorlar ve onlar tarafından da kırılıyorlardı.

Bunlar sokak çocukları idi… Sokak çocukları… Bunlara tinerci çocuklar da diyorlardı. Onlar sahibsiz çocuklardı.

Ailenin eksikliğinin,devletin sahibsizliğinin,sosyal hayatın caydırıcısızlığı ve eğitimin eksikliğinin faturasını,ağır yükünü onlar ödüyor,hayatları bahasına onlar taşıyorlardı.

Onlar yanlışları bi-zatihi yaşıyorlardı..boylarını aşarcasına… Çözüm üretilmiyor..problemler artıyor,çözümler tek tek çözülüb,tüketiliyordu..tüketilen çocuklarla beraber…

Çözüm ise;onları bulundukları yerden almaktı. Aileye bağlamak,okuma ve okumaya alıştırmak,onlara bir şahsiyet kazandırmaktı. Bataklıklar kurutulmalı,yolları kapatılmalıydı.

Onlara üç şey verilmeliydi: İlgi.. Bilgi.. Sevgi…

Güller solmamalı…

Güller soldurulmamalı…

Güller öldürülmemeliydi…

31-10-98

MEHMET ÖZÇELİK

Loading

No ResponsesOcak 3rd, 2015