DOĞRULUK

DOĞRULUK
İnsaniyetin ve insanlığın simgesi olan Efendimiz,her konuda nümune-i imtisal olduğu gibi, dürüstlük ve sözünde durmada da simge şahsiyettir.
Nevfel adlı bir müşrik arkadaşlarına hitaben;
‘Siz ona Kâhin dediniz,Sihirbaz dediniz,Şair dediniz ancak O’na hiç yalancı demediniz’
-Velid bin Muğire-de arkadaşlarını toplamış,Muhammed’e ne diyelim teklifinde bulunarak en son;sihirbaz demeye karar vermişlerdi.
Ancak oda tutmamıştı.
Zira Efendimiz hayallerle değil,hakikatlerle meşguldü.
O’nun için bir dane-i hakikat,binler hayallere tercih edilirdi.
-Efendimiz’Söz sihirdir.’buyuruyor.
Bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah’ın kelâmından etkilenmemek,hevâ ve hevesinden konuşmayıp vahiyle beslenen ve desteklenen bir Peygamberin, Rabbisinden aldığı yüksek voltajlı mesajı adeta ara sigorta görevi görerek bizlere sunmasından hislenmemek ve etkilenmemek mümkün mü?
Oysa insan;kendi hayatında bir sözden ömür boyu etkilenebiliyor.
Bir insanın o ulvi sözlere karşı elektriklenmemesi,cansız olup duygusunu kaybetmesi demektir.
Yalanı gerektiren şirk ve onun ehli,O’na yalancı demediler ve diyemediler.
Zira O’nun dürüstlüğü güneş gibi hem kendisini ve hem de insanlığı aydınlatıyordu.
*O Zat İslâm’dan önceydi.Bir arkadaşıyla bir yerde buluşmak üzere anlaşmıştı.Anlaşılan yere Efendimiz zamanında varırken,arkadaşı unutmuştu.
İki gün sonra hatırladığında orada bulacağına hiç ihtimal vermediği halde,sırf sözünü yerine getirmek için gittiğinde Efendimizi bitkin bir vaziyette bulur.
Adam Efendimizden özür dileyerek,şaşkınlığını bir türlü üzerinden atamaz.
Efendimiz kendisine cevaben;Her ayrılmak istediğinde,ya gelirse düşüncesiyle beklediğini ve bunu üç gün sürdüreceğini söyleyerek devamla;
‘Ben sadece vazifemi yaptım. Seni burada bekleyeceğimi söylemiştim ve bekledim. Ben senin başına bir hal gelmiştir diye üzülmüştüm’der.
*Sözünün eri olan M.Akif Ersoy’da hayatında kimseyi affetmemezlik etmemiştir.Ancak sözünde durmayan arkadaşıyla altı ay konuşmaz.
Bir ahbabıyla buluşmak üzere sözleşirler Akif.
Ancak o gün şiddetli bir yağmur ve fırtına kopmaktadır.Öyle ki gemiler bile kalkmaz.
Akif nasıl gelecektir!
Arkadaşı bu düşünceyle gitmez ancak Akif her şeye rağmen vermiş olduğu söz üzere kalkar gider.
Daha sonra görüştüklerinde arkadaşına kırgın durması üzerine olayı fark eden arkadaşı şaşkınlıkla gerçekten gidip gitmediğini sorması üzerine Akif;
‘Bir söz ya ölüm ya da ona yakın bir felaketle yerine getirilemezse mazur görülebilir.”der.
*Hudeybiye anlaşması zahiren Müslümanların aleyhine bir anlaşma olmasına rağmen,sözünde durmayan ve anlaşmayı bozan taraf yine müşrikler olmuştur.
O Allah’ın emin bir kulu idi.
“Allah’a verdiğiniz sözü tutun.”
Hakkı ve doğruluğu anlatacağına dair Rabbisine bir söz vermiş ve verdiği sözü tutmuştu.
*Doğru olmak kadar,doğruluğu doğru olarak sürdürmede sebat göstermek elbette en önemli olanıdır.
Bu konuda Rabbimiz buyurur:” O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”
Bu âyet için Efendimiz;” ” Hûd sûresi beni ihtiyarlattı.”buyurmuştur.
Bu vaziyet içerisinde bulunanların ise dünya ve âhiretteki neticelerini şöyle belirlemiştir:
“Rabbimiz Allah’dır deyip sonra dosdoğru olanlar için bir endişe yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar, cennet halkıdır ve yaptıklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır”
Düşündürücü hem de çok düşündürücüdür ki, kendisine ;’Ya Rasulallah! İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu senden sonra hiç kimseye sormayayım’diyen bir kişiye;”Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.”buyurmuştur.
* İbn-i Mes’ud anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sıdk insanı iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah’ın yanında sıddık (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sorunda Allah’ın yanında yalancı diye kaydedilir.”
*Peygamberlerin beş sıfatından birisi ve olmazsa olmazı;doğruluktur.
Efendimiz onda da zirve yapmıştı.
-Özellikle İsmail Peygamber sözünde duran kişi olarak vasıflandırılmıştır.
“Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi.”
Peygamberlikten sonraki ikinci makam olan doğrulukta, Varaka bin Vevfel-in bile gıpta ettiği Ebu Bekir-i Sıddıkları yetiştirmiştir.
Emin’in dostu,Sıddıktı.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”
Efendimiz Hz.Ebubekir gibi bir doğru hakikatı,milyonlarca hayale tercih etmiş,her yerde ikinin ikincisi olmuşlardır.
*Her şeyden önce bize lazım olan doğruluk olmakla beraber,hayat ve hayatımız ancak doğrulukladır.
*Söz ve doğruluk bir bağdır,bağlamak ve bağlanmaktır.Bir şeyleri inşa edip bir araya getirmektir.
Sözünde durmamak ise,bağların çözülmesi,emeklerin heder edilmesidir.
Kur’an-da Rabbimiz buyurur:” Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.”
“Bir gün Ali Efendi, çocuklarının ateş yakmak için kesilen odunlar arasından düzgün olanlarını ayırdıklarını görünce bunun sebebini sorar. Çocukları da:
-Onlardan balta ve keser sapı yapabiliriz, diye cevap vermişler. Bu yüzden yakmayıp ayırıyoruz.
Ali Efendi, lâfı hemen gediğine koyarak:
-Odunların doğru olanları bile kendini ateşten kurtarıyor, demiş. Ya insanların doğru olanları?
-Mü’mini münafıktan ayıran en belirgin özellik;doğruluk ve sözünde durmaktır.
Başarılı,iş yapan,parmakla gösterilen esnaf,doğru ve sözünde duran esnaftır.
Efendimiz bu doğru kimselerin âhirette şehidlerle beraber olacağını müjdelemiştir.
En çok şikayet edilen ise,sözünde durmayarak,işini zamanında yapmayan esnaftır.
*Adamın birisi çocuğuna küçük bir balta verdi.Çocuk bununla çok sevindi.Sonra onu alıp bostana girdi.Onunla küçük bir badem fidanını kesti.Babası onu yakın bir zamanda yeni dikmişti.Ertesi günü baba bostana gittiğinde fidanı kesilmiş buldu ve çok üzüldü.
Çocuğuna bunu sordu ve çocukta cevaben dedi:
Ey baba!Ben yalan söylemek istemiyorum.O fidanı ben kestim.Ben cidden çok üzgünüm.
Çocuğun bu doğru sözlülüğü babayı çok sevindirdi.Çünkü o doğru söylemişti.
Ve onu bundan dolayı affetti.
*Her zaman ve zeminde geçerli olan doğruluğun özellikle yalanın revaçta olup her sokakta kol gezdiği bu zamanda daha fazla önem kazandığını,islâm alemi için en önemli bir mesele olduğunu bir asır öncesinden belirten Bediüzzaman şöyle der:
” Ey bu Cami-i Emevideki kardeşlerim! Ve kırk-elli sene sonra âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki dört yüz milyon ehl-i İmân olan ihvanımız! Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. Urvetü’l-vuska sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir, doğruluktur.
Amma maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim “muvakkat” fetvâsı vermişler. Bu zamanda o fetvâ verilmez. Çünkü, o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez.
”Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”
” De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”
İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
Doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah.
MEHMET ÖZÇELİK

Loading

No ResponsesOcak 2nd, 2015