KABİRDE İKİ KİŞİ: AYNI MEZAR, FARKLI SON
KABİRDE İKİ KİŞİ: AYNI MEZAR, FARKLI SON
Güneş, o gün batarken iki cenaze aynı mezarlığa getirildi. Biri Salih, ömrünü iman ve salih amellerle geçirmiş biriydi. Diğeri Mehmet, dünyaya dalmış, Allah’ı unutarak yaşamış biriydi. İkisinin de bedenleri toprağa konuldu, dualar okundu, yakınları gözyaşı döktü. Ama herkes bir süre sonra dağıldı.
Şimdi, iki adam da yalnızdı.
Ve hakikat âlemi başlıyordu.
SALİH’İN MEZARINDA: NUR VE RAHMET
Salih, gözlerini açtığında güzel kokuların yayıldığı geniş bir bahçenin içinde buldu kendini. Burası ne karanlık ne de ürkütücüydü. Hafif bir esinti yüzüne vurdu, kalbine tarifsiz bir huzur doldu.
Tam o sırada, nur gibi parlayan iki melek belirdi. Onlar Münker ve Nekir idi. Ama Salih’in kalbinde korku yoktu. Çünkü hayatını Allah’a adamış, O’na kul olmaktan hiç vazgeçmemişti.
Melekler ona yumuşak bir sesle sordular:
— Rabbin kim?
Salih, gülümseyerek ve kalbinden gelen bir güvenle cevap verdi:
— Rabbim Allah’tır.
— Dinin ne?
— Dinim İslam’dır.
— Bu adam (Peygamber) hakkında ne biliyorsun?
— O, Allah’ın Elçisi Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.). O’na iman ettim, O’nu sevdim ve yolunu takip ettim.
Melekler tebessüm etti. Salih’in cevapları doğrulandı. Sonra gökyüzünden bir ses yükseldi:
— “Kulumuza cennet kapısını açın. Onun kabri genişlesin ve burası bir cennet bahçesi olsun.”
O anda mezar aydınlandı, genişledi. Rahmet melekleri, ona cennetteki yerini gösterdiler. Salih’in kalbi neşe ve huzurla doldu.
Şimdi sonsuz bir saadet onu bekliyordu…
MEHMET’İN MEZARINDA: KORKU VE AZAP
Mehmet de gözlerini açtığında, farklı bir âlemdeydi. Ama burası karanlık, ürkütücü ve dar bir yerdi. Boğucu bir koku vardı, mezarı gittikçe daralıyordu. Kalbine büyük bir korku düştü.
Tam o sırada, dehşet verici iki melek belirdi. Münker ve Nekir… Sesleri gök gürültüsü gibi yankılandı:
— Rabbin kim?
Mehmet’in dili tutuldu. Hayatı boyunca parayı, makamı, şöhreti her şeyin önüne koymuştu. Allah’ı anmaya vakit bulamamıştı.
Yutkundu, korkuyla fısıldadı:
— Bilmiyorum…
Melekler ikinci soruyu sordu:
— Dinin ne?
Mehmet, dünyada rahatını dininin önüne koymuştu. Namazı hep ertelemiş, haramlarla iç içe yaşamıştı.
— Bilmiyorum… diye mırıldandı.
Son soru geldi:
— Peygamber hakkında ne biliyorsun?
Mehmet, dünyada her şeyi öğrenmişti; borsa, siyaset, futbol… Ama Peygamber’in hayatını hiç merak etmemişti. Şimdi o bilgiye ihtiyacı vardı ama cevap veremedi.
Melekler başlarını eğdiler. Sonra gökyüzünden korkutucu bir ses yükseldi:
— “Onun kabrini daraltın! Ona cehennemin kapısını açın!”
O anda mezar daraldı, kaburgaları birbirine geçti. Karanlık ve korku içinde kalmıştı. Sonra azap melekleri geldi, elinde ateşten bir sopa olan biri ona yaklaştı.
Mehmet çığlık attı:
— Ne olur, geri dönmeme izin verin! Bir daha böyle yaşamayacağım!
Ama artık dönüş yoktu…
Ve o andan itibaren, azabı başlamıştı.
SONUÇ: DERS ÇIKARMAK İÇİN VAKİT VAR MI?
İki insan… Aynı dünyada yaşadılar ama farklı seçimler yaptılar. Şimdi biri sonsuz mutluluğa giderken, diğeri pişmanlığın içinde yanıyordu.
Peki ya biz?
Bugün, o sorulara cevap verebilecek durumda mıyız? Eğer değilsek, hâlâ vaktimiz var. Ama ölüm kapıyı çalmadan önce… Çünkü kabirde kimse yalan söyleyemez, çünkü kabirde herkes yalnızdır.