Berzah Alemi: Ruhun Büyük Bekleyişi ve Vuslat Kapısı – 2 –
Berzah Alemi: Ruhun Büyük Bekleyişi ve Vuslat Kapısı – 2 –
Beden toprağa, aslına rücu ederken; ruh, o “zindan-ı dünya”dan azad olup kendi tabiatına uygun bir aleme, Berzah’a adım atar.
Berzah; dünya ile ahiret arasında bir geçiş, bir bekleme salonu, iki denizin birbirine karışmasını engelleyen manevi bir perdedir.
Dünyadaki o gürültü, savaşlar, geçim derdi ve hastalıklar artık geride kalmıştır.
Ruh, kınından çıkmış bir kılıç gibi keskin, kafesinden uçmuş bir kuş gibi hürdür artık. Ancak bu hürriyet, başıboşluk demek değildir.
Yalnızlık Değil, Halvet ve Ünsiyet
Seksen yıllık hayatın ardından “tek başına” kalma korkusu, sadece dünyaya bakan, zahiri bir nazarın yanılmasıdır. Zira Berzah alemi, ruhlar için ıssız bir çöl değil, bilakis dostlarla buluşma yeridir.
İmam-ı Gazali Hazretleri ve nice ehl-i hakikat, ölüm anında ve kabirde, kişinin sevdikleriyle, evvelce göçüp giden ahbaplarıyla ve bilhassa manevi rehberleriyle buluştuğunu beyan ederler. Dünya hayatında “gurbette” olan asıl ruhtur; ölümle birlikte ruh, asıl vatanına ve dostlarına kavuşur. Dolayısıyla o “tek başınalık”, sadece bedene aittir. Ruh, kalabalık bir “ervah-ı tayyibe” (temiz ruhlar) meclisine dahil olur.
Kabir: Zindan mı, Bahçe mi?
Bu alemin mahiyeti, kişinin dünyadaki “azığına” göre şekillenir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i Şeriflerinde bu hakikati şöyle tasvir eder:
> “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.”
> (Tirmizî, Kıyâmet, 26)
>
Demek ki, dünyada iman ve fazilet ile teçhiz edilmiş, enaniyetini terk etmiş bir ruh için kabir; dar, karanlık ve ürkütücü bir kuyu değil; aksine geniş, ferah ve nurani bir bahçedir. Orada ne enflasyon derdi vardır, ne de yaşlılık sancısı. Sadece amellerin nuru ve Rabbin rahmeti vardır.
Risale-i Nur Penceresinden Bakış
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, kabrin o ürkütücü gibi görünen yüzünün arkasındaki rahmet tebessümünü Sözler adlı eserinde harikulade bir surette izah eder:
> “Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir endişesi, bir meselesidir. Evet, çaresi var ve Risale-i Nur Kur’ân’ın sırrıyla o çareyi iki kere iki dört eder derecesinde kat’î ispat etmiş.” (Asa-yı Musa, s. 24)
“Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm, insan-ı mü’mini zindan-ı dünyadan bostan-ı Cinâna, huzur-u Rahmâna götüren bir musahhar at ve burak sûretini alır. Onun içindir ki, ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.”(Yedinci Söz)
“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir’in: ‘Men Rabbüke’, ‘Senin Rabbin kimdir?’ diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: ‘(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır.’ diyerek, hem o melâikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşfe’l-kubur velisini güldürdü ve rahmet-i İlahiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur’un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi’ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melâike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatları ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur şakirdleri de o suallere karşı Risale-i Nur’un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi manen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşallah.”(Mektubat. 1. Mektub.
>
Bu ifadelerden anlıyoruz ki; ölüm bir yok oluş değil, zahmetli bir işten paydos ediş ve ücret alma mahalline gidiştir.
İlahi Davet: “Dön Rabbine!”
Seksen sene boyunca bedenin nazını çeken ruh, artık Rabbinden gelen o muazzam hitaba muhatap olur. Bu hitap, bütün yorgunlukları silecek kadar şefkatlidir.
Allah (C.C.), Fecr Suresi’nde bu huzura ermiş ruha şöyle seslenir:
> “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”
> (Fecr Suresi, 27-30. Ayetler)
>
Netice
O halde seksen yıllık o “arkadaşı” bırakıp gitmek, bir vefasızlık veya hüzün sebebi olmamalıdır. Çünkü o arkadaş (beden), görevini tamamlamış ve toprağa emanet edilmiştir. Ruh ise, yüklerinden kurtulmuş, hafiflemiş ve asıl sevgilisi olan Baki-i Zülcelal’in dergahına, ebedi bir gençlik ve saadet ile kanat çırpmıştır.
Ölüm, sevilmeyen bir son değil; sevenin sevilene kavuştuğu bir vuslat (Şeb-i Arus) gecesidir.
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
29/11/2025
![]()

