NE EKERSEN BİÇERSİN
NE EKERSEN BİÇERSİN
Vaktiyle bir padişah, üç vezirini imtihan etmek ister. Onları büyük bir bahçeye gönderir ve her birinden heybelerini en güzel meyvelerle doldurmalarını emreder.
Birinci vezir, padişahın rızasını düşünerek en taze, en olgun meyveleri toplar.
İkinci vezir, “Padişah zaten bunlara bakmaz,” diyerek iyi-kötü, ham-olgun ne bulursa doldurur.
Üçüncü vezir ise, “Padişahın işi gücü yok da benim heybeme mi bakacak?” diyerek heybesini çerçöple, yaprakla doldurur.
Padişah, vezirleri huzuruna çağırır ve onları bir ay boyunca, topladıklarıyla beraber zindana atılmalarını emreder. Birinci vezir, topladığı güzel meyvelerle o bir ayı rahat geçirir. İkinci vezir, elindeki çürük çarıkla idare etmeye çalışsa da açlık ve sıkıntı çeker. Üçüncü vezir ise, çerçöpten başka bir şeyi olmadığı için açlıktan ölür.
Bu kıssada padişahın emri, ilk başta sadece bir meyve toplama vazifesi gibi görünür. Fakat bu emir, aslında vezirlerin sadakatini, niyetini ve akıbetini tayin edecek bir imtihanı “işmam” etmektedir. Hayat da böyledir; Allah’ın emirleri ve yasakları, sadece birer vazife değil, ebedî saadetin veya şekavetin anahtarlarını içinde gizleyen ve neticelerini “işmam” eden hikmetli fermânlardır.
*Ne ekersen biçersin, döktüğünü içersin.
Gün gelir geçersin, anla bak dünya nedir.
✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧ ✧✧ ✧ ✧ ✧
⚖️ İşmam Edilen Akıbet: Hayat Zindanı ve Kulluğun Meyveleri
Kâinat, Vâcibü’l-Vücud olan Allah’ın mutlak hikmetiyle kurulmuş bir imtihan sahasıdır. Hayatın zahiri, bir oyun ve oyalanmadan ibaret gibi görünse de, aslında her faaliyet, ebediyete doğru uzanan bir neticenin tohumunu içinde gizler – tıpkı kıssadaki meyve toplama emrinin, bir aylık zindan hayatının akıbetini “işmam” etmesi gibi.
**I. Amelin Zahiri ve Niyetin Derûnî Cevheri
Padişahın emri, yalnızca bir vazife **(meyve toplama) olarak görülse de, asıl imtihan, vezirlerin bu emre karşı taktığı tavırda gizlidir:
* Birinci Vezir (İhlas): Zindanın veya imtihanın bilincinde olsun ya da olmasın, amelini en güzel şekilde **(en iyi meyvelerle) ifa etmiştir. O’nun faaliyeti, samimiyetinin ve itaatinin **isbatıdır. Akıbeti olan rahatlık, ona niyeti ve gayretinin cevap vermesidir.
* Üçüncü Vezir (Gaflet ve İnkâr): “Padişahın işi gücü yok da benim heybeme mi bakacak?” düşüncesi, dünya hayatındaki en büyük **yanılmadır. Bu tavır, Allah’ın her şeyi gördüğü ve kaydettiği hakikatini inkâr etmek demektir. Heybesini çerçöple doldurmak, kulluk vazifesini hakkıyla yapmayıp, fani olanı tercih etmenin zahiri bir **tasviridir.
İşte kullukta da durum böyledir: Namaz **(salih amel) kılmak zahiri bir hareket olsa da, o ibadetteki ihlas, huşû ve niyet **(mana), ebedî hayatta bize besin olacak meyvenin tazeliğini belirler.
**II. “Ne Ekersen Biçersin”: İsrâ Suresi’ndeki Hikmet
Halk lisanındaki o vurucu söz: “Ne ekersen biçersin, döktüğünü içersin,” Kur’ân’ın İsrâ Suresi’nin 84. ayetindeki külli kaidesinin yerel bir **ön plana çıkmasıdır:
> İsrâ Suresi, 84. Ayet
> “De ki: Herkes kendi mizaç ve meşrebine (yaratılışına) göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.”
>
* Derûnî Bağlantı: Ayetteki “şâkile” (mizaç ve meşrep), kişinin derûnî yapısını, niyetini ve hayattaki tutumunu tasvir eder. İnsan, yaratılışı ve tercihleriyle belirlediği bu “şâkile”ye uygun olarak **faaliyet gösterir ve bu faaliyetlerinin sonucunu mutlaka biçer. Zira Allah, o şâkileye uygun olan akıbeti yaratır.
* İbretli Soru: Birinci vezir, en güzel meyveleri toplama şâkilesine sahipti. Üçüncü vezir ise, gaflet ve ihmalkârlık şâkilesine sahipti. İlahi adalet, her ikisine de kendi şâkilesinin gereğini vermeyi işmam etmiştir.
**III. Gün Gelir Geçersin, Anla Bak Dünya Nedir
Kıssadaki “bir aylık zindan” süresi, bize verilen dünya hayatının sınırlı bir vakti olduğunu temsil eder. O zindan, ebedî olmayan, geçici bir sınav alanıdır.
İnsana düşen yüksek fazilet, dünyanın fani **(geçici) yapısını idrak ederek, Bâkî olan Allah’ın emirlerini ihlasla yerine getirmektir.
* Zulüm ve Cehaletten Kurtuluş: Tıpkı üçüncü vezir gibi, emaneti yüklenip de heybeyi çerçöple dolduran insan, kendi nefsine karşı “zalûm” ve “cehûl” olmuş demektir. Kurtuluş, bu zulüm ve cehaletten vazgeçerek, birinci vezirin yoluna yani ihlaslı faaliyete girmeye bağlıdır.
* Hakiki Bekâ: Madde **(meyve) vasıta, mana **(niyet ve ihlas) ise asıl olan bu hayat laboratuvarında, bizim heybemizi doldurduğumuz her salih amel, ebediyet yolculuğumuzda bize nefes ve kuvvet verecek hakiki azığımız olacaktır.
Vurucu sonuç: Padişahın emri, hiçbir zaman boş değildir. O’nun her bir emri ve her bir yasağı, ebedî bir akıbeti işmam etmekle birlikte, aynı zamanda O’nun sonsuz rahmetini ve kullarına olan şefkatini de tasvir eder. Heybemizi doldurmak için hâlâ vaktimiz var!
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
26/11/2025
![]()

