Vecizelerin Tasviri ve Şerhi
Vecizelerin Tasviri ve Şerhi
1. Birinci Hasaret: Sevilenlerin Kaybı ve Günahların Baki Kalması
Metin: “O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi’ olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.” (Sözler, 28. Söz)
• İzah: İnsanın tabiatında dünyaya, gençliğe ve nefsin arzularına karşı şiddetli bir sevgi vardır. Ancak bu sevgi, fani (geçici) şeylere yöneltildiğinde büyük bir yanılmayı beraberinde getirir. Bediüzzaman burada dehşetli bir alışveriş tablosu çizer: İnsan, ömrünü harcayarak mal, makam veya nefsani hazlar elde eder. Fakat ölüm veya zamanın geçmesiyle bu “haz duyulan nesneler” elinden kayıp gider. Geriye ne kalır? O hazları elde ederken işlediği haramların günahı ve o güzellikleri kaybetmenin verdiği ayrılık acısı (elem). Yani insan, yediği yemeğin lezzetini bir anda tüketir ama mesuliyetini ahirete taşır. Bu, akıl sahibi için büyük bir zarardır (hasaret).
2. İnsanın Hikmet-i Hilkati ve Sırr-ı Câmiyeti
Metin: “İnsanın HİKMET-İ HİLKATİ ve SIRR-I CÂMİYETİ ise; her zaman, her dakika HÂLİKINA İLTİCA ve YALVARMAK ve HAMD ve ŞÜKÜR etmek olduğundan…” (Şualar, 8. Şua)
• İzah: İnsan, kâinatın küçük bir numunesi (sırr-ı câmiyet) olarak yaratılmıştır. Yaratılışın asıl gayesi (hikmet-i hilkat), insanın acizliğini bilip Yaratan’ına sığınması (iltica) ve O’na şükretmesidir. Bu metinde çok ince bir hikmet vurgulanır: İnsanı Allah’a yalvarmaya en çok sevk eden şey hastalıklardır. Sağlık ve afiyet bazen gaflete düşürüp şükrü unutturabilirken; hastalık, insanın aczini yüzüne çarparak onu dergâh-ı İlahiye’ye sevk eden bir “kamçı” vazifesi görür. Dolayısıyla hastalıklar dahi manevi bir nimet, bir uyanış vesilesi olabilir.
3. Şişeler ve Elmaslar: Dünya ve Ahiret Dengesi
Metin: “Evet dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir; bâki umûr-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.” (Kastamonu Lahikası)
• İzah: Burada harika bir tasvir ve kıyaslama vardır. Dünya işleri, ne kadar parlak görünse de camdan yapılmış şişeler gibi kırılgandır ve geçicidir. Ahiret işleri (ibadet, iman hizmeti, güzel ahlak) ise elmas gibi sert, değerli ve kalıcıdır. Bir insanın, elindeki elmasları verip yerine kırılacak cam parçaları satın alması nasıl bir akıl tutulmasıysa; ahireti unutup sadece dünya için çalışmak da öyle bir divaneliktir. Bu vecize, insanın değer yargılarını ve önceliklerini sorgulamasını sağlar.
4. Her Yeni Gün ve Namazın Işığı
Metin: “Her yeni gün, Sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. EĞER NAMAZ KILMAZSAN, Senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider…” (Küçük Sözler)
• İzah: Zaman şeridi, her gün yeniden yaratılan manzaralardan oluşur. İnsan her sabah uyandığında yeni bir aleme gözlerini açar. Bu metin, namazın zaman ve mekan üzerindeki dönüştürücü gücünü anlatır. Namaz kılındığında, o günkü yaşananlar, niyet ve ibadet nuruyla aydınlanır, güzelleşir ve “Alem-i Misal” denilen manevi hafızaya nurlu levhalar olarak kaydedilir. Namazsız bir gün ise, manevi ışıktan mahrum, karanlık (zulümatlı) ve perişan bir hatıra olarak insanın geçmişine gömülür.
5. Ölümün Hakikati: Bir Terhis Tezkeresi
Metin: “Mevt; tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir. İdam ve adem ve fena değildir.” (Mektubat, 20. Mektup)
• İzah: İnsanın en büyük korkusu olan ölüm (mevt), Risale-i Nur penceresinden bambaşka bir nazarla tanımlanır. Ölüm; yok olmak (adem) veya idam edilmek değil; ruhun bedenden özgürleşmesi (ıtlak-ı ruh), dünya zindanından ahiret bahçelerine göç etmesi (tebdil-i mekân) ve hayat vazifesinin bitip ücret alma zamanının gelmesi (terhis) demektir. Bu bakış açısı, ölümü korkunç bir son olmaktan çıkarıp, vuslat (kavuşma) kapısına dönüştürür.
6. Lezzet ve Davet: İlahi İkaz
Metin: “Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyleyse, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.” (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
• İzah: Mantıklı bir ticaret dengesi kurulur. Haram lezzetler kısadır (bir saatlik), fakat cezası uzundur. Allah, kulunu bu kısa ve zararlı hazdan vazgeçmeye, karşılığında ebedi bir rahatlığa çağırır. Metnin sonundaki “kayıtlı ve kelepçeli sevk edilmek” ifadesi çok ibretlidir; insan istese de istemese de ölecektir. Önemli olan, ölümü zorla götürülen bir mahkum gibi değil, davete icabet eden bir misafir gibi karşılayabilmektir. Bu da irade ile günahlardan sakınmakla mümkündür.
7. En Büyük Dava: İman Davası
Metin: “Bu dünya fânidir. En büyük dava, bâki olan âlemi kazanmaktır. İnsanın itikadı sağlam olmazsa, davayı kaybeder. Hakikî dava budur.” (Emirdağ Lahikası-1)
• İzah: Her insanın dünyada peşinde koştuğu davalar, hedefler vardır. Ancak Bediüzzaman, en büyük mahkemenin ve en büyük davanın “ebedi cenneti kazanmak veya kaybetmek” davası olduğunu hatırlatır. Bu davayı kazanmanın avukatı, delili ve senedi ise “sağlam iman” (tahkiki iman) dır. Dünyadaki tüm davalar kazanılsa bile, insan kabre imansız girerse her şeyini kaybetmiş demektir.
II. Araştırma Makalesi
FÂNİDEN BAKİYE YOLCULUK: KIRILAN ŞİŞELER VE SOLMAYAN HAKİKATLER
İnsanlık tarihi, kudretli hükümdarların, devasa medeniyetlerin ve “yıkılmaz” sanılan sarayların enkazları üzerine kuruludur. Tarih sahnesine çıkan her nefis, her medeniyet, kendi hayat serüvenini tamamlamış ve yerini sonrakilere bırakarak çekilmiştir. Bu döngü, kâinatın değişmez bir kanunudur. Ancak insanın ruhunda, bu fani oluşa isyan eden, ebediyeti arzulayan külli bir iştiyak vardır. İşte Risale-i Nur’un hikmetli ifadeleri, insanın bu ebediyet arzusuna ve varoluş sancısına cevap veren birer pusula hükmündedir.
Cam Parçaları İçin Elmasları Feda Etmek
Mantık ilmi, kâr ve zarar dengesi üzerine kuruludur. Bir tüccar, sermayesini çabuk bozulan bir mal için mi, yoksa değeri asla kaybolmayan bir hazine için mi harcar? Bediüzzaman Said Nursi, dünya hayatını “kırılmaya mahkûm şişeler”, ahiret hayatını ise “sağlam elmaslar” olarak nitelendirirken, insanın modern çağdaki en büyük yanılmasını gözler önüne serer. İnsan, enaniyetine ve hırslarına yenilerek, geçici dünya saltanatı uğruna ebedi saadetini tehlikeye atmaktadır. Oysa akıl ve hikmet, geçici olanı kalıcı olana feda etmeyi değil, geçici olanı kalıcı olanı kazanmak için bir araç yapmayı gerektirir.
Yaratılışın Derûnî Anlamı: Acz ve Fakr
İnsanın yapısı, diğer mahlukattan farklıdır. Sonsuz arzuları varken, iktidarı çok sınırlıdır. Bu zıt gibi görünen durum, aslında insanın aslını ve Yaratıcısını bulması için bir anahtardır. İnsan, “Sırr-ı Câmiyet” ile donatılmıştır; yani kâinatın özünü içinde taşır. Hastalıklar ve musibetler, insana acizliğini hatırlatarak, onu gaflet uykusundan uyandırır. Bir kamçı gibi, insanı dergâh-ı İlahiye’ye sevk eder. Bu açıdan bakıldığında, insanın başına gelen menfi durumlar dahi, eğer sabırla karşılanırsa, manevi terakki için birer basamaktır.
Ölüm: Bir Son mu, Yoksa Bir Başlangıç mı?
Tarih boyunca filozofların içinden çıkamadığı “ölüm” muamması, Kur’an’ın ışığında ve Risale-i Nur’un tasviriyle aydınlanır. Ölüm, korkunç bir yok oluş (adem) değil; ruhun beden kafesinden kurtulup hakiki vatanına uçmasıdır (ıtlak-ı ruh). Tıpkı askerliği biten bir neferin tezkere alıp memleketine dönmesi gibi, mümin için de ölüm bir terhistir. Bu bakış, hayatı anlamlı kılan en büyük teselli kaynağıdır. Eğer ölüm bir hiçlik olsaydı, fazilet, iyilik ve fedakarlığın bir anlamı kalmazdı. Zira sonu “hiç” olan bir yolculuğun, yolcuları için bir değeri yoktur. Ancak ölüm bir “tebdil-i mekân” ise, dünyadaki her eylem, ahiretteki karşılığını bulacaktır.
Hülasa, insan bir yolcudur. Elindeki sermaye ömürdür. Bu sermayeyi, kırılacak şişeler hükmündeki fani heveslere değil, elmas kıymetindeki baki hakikatlere sarf etmelidir. En büyük dava, dünyayı fethetmek değil, imanı kurtarmaktır. Zira, “Sultan-ı Kâinat birini tanımazsa, bütün dünya onu tanısa fayda vermez.”
III. Konuyla İlgili Ayet-i Kerimeler
Bu hakikatleri teyit eden, iktibas ettiğimiz bazı ayetler şöyledir:
• Dünya Hayatının Geçiciliği Hakkında: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebût Suresi, 64. Ayet)
• İnsanın Yaratılış Gayesi Hakkında: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyat Suresi, 56. Ayet)
• Ölüm Hakikati Hakkında: “Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân Suresi, 185. Ayet)
• Dünya ve Ahiret Tercihi Hakkında: “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (A’lâ Suresi, 16-17. Ayetler)
IV. Özet
Paylaşılan vecizeler ve kaleme alınan makale, insanın fani ile baki arasındaki tercihini ve var olma duruşunu ele almaktadır.
• İnsan; mal, evlat ve nefis gibi geçici sevgililere bağlanırsa, bunların kaybıyla acı çekerken günahlarıyla baş başa kalır.
• Hastalıklar ve acz; insanı Rabbine yönelten manevi bir kamçıdır, şükür ve dua kapısını açar.
• Dünya ve Ahiret; cam (şişe) ve elmas gibidir. Akıllı insan, geçici cam parçaları için baki elmasları feda etmez.
• Ölüm; bir yok oluş değil, ruhun özgürleşmesi, mekan değiştirmesi ve görevden terhis edilmesidir.
• En Büyük Dava; dünyevi kazanımlar değil, ahiret yurdunu kazandıracak olan sağlam imandır (tahkiki iman).
Hakikat odur ki; hayat her gün yenilenen bir sahnedir ve bu sahne ancak ibadet ve iman nuruyla aydınlanır.
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
26/11/2025
![]()

