Marifetullahın Aslı ve Yanılma Noktası
Marifetullahın Aslı ve Yanılma Noktası
Bediüzzaman Said Nursi, Allah’ı (Cenâb-ı Hakk’ı) tanıma (marifet) yolunda insan aklının düştüğü iki farklı bakış noktasını tasvir etmektedir.
1. Malûm ve Mâruf Ünvanıyla Bakış (Zahiri Bakış):
> “Cenab-ı Hakka malûm ve mâruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema’dır. Hakikati ilâm edecek bir ifade de değildir.” Mesnevi-i Nuriye)
>
* İzah: İnsanlar Cenâb-ı Hakk’ı genellikle, çevrelerinden duydukları, alışageldikleri (örfî ülfet) ve taklide dayalı (taklidî semâ) bilgilerle tanıdıklarını sanırlar. O’na, “Allah’tır, biliriz, tanırız” açısından bakarlar. Bu zahiri bakış, Allah’ın zâtının ve mutlak sıfatlarının kâinatı kuşatan külli azametini kavrayamaz.
* Yanılma: Bu nazar, Allah ile olan kutsal bağlantıyı basitleştirir. Kul, Hâlık’ı sanki zahiri varlıklar gibi sınırlandırılabilir, tam tasvir edilebilir sanır. Bu tür bir malûmiyet, hakikati göstermek yerine, zamanla gaflete ve hakiki cehalete (meçhuliyete) yol açar. Ma’rûf (bilinir) zannedilen Zât, hakikatte meçhul (bilinmez) ve menkûr (inkâr edilebilir) bir konumda kalır.
2. Mevcud-u Meçhul Ünvanıyla Bakış (Derûnî Bakış):
> “Amma Cenab-ı Hakka mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, mârufiyet şuâları bir derece tebarüz eder… Ve kâinatta tecellî eden sıfât-ı mutlaka-i muhîta ile, bu mevsufun o ünvandan tulû etmesi ağır gelmez.”
>
* İzah: Bu derûnî bakışta, kul, imanın hakikatine uygun bir şekilde Allah’ın mutlak varlığını (mevcud) kabul eder, ancak zâtının mahiyetini idrak edemeyeceğini (meçhul) itiraf eder. Yani, “Allah vardır, lakin zâtı ve hakikati akılların üstündedir; ben O’nu hakkıyla kavrayamam” der.
* Hikmeti ve İsbatı: Bu itiraf, acziyetin ve fakrın nihai noktasıdır. İşte bu acziyet, kâinatta tecelli eden Allah’ın mutlak ve her şeyi kuşatan sıfatlarını (muhîta sıfât) görmeyi kolaylaştırır. Kul, O’nun zâtını bilemeyeceğini kabul ettiği için, kâinat aynasındaki sıfat tecellilerini daha net bir nazarla görür. Bu nazarla, meçhuliyet şuâları (ışıkları), marufiyet şuâlarına (tanınma ışık ve nurlarına) dönüşmeye başlar.
* Sonuç: Hakiki marifet, basit ve ülfet edilen bilme iddiasından vazgeçmekle başlar. Kul, Hâlık’ını hakikatiyle ihata edemeyeceğini kabul ettiğinde, kulluk makamına yükselir.
II. Kulluğun Dört Sınırı: Mâ’rifet ve İbâdetin Hakikati
(Sübhâneke mâ arafnâke…), bu mevcud-u meçhul anlayışının kul lisanındaki ön plana çıkmasıdır. Bunlar, Peygamber Efendimiz’e (sallâllâhu aleyhi ve sellem) nisbet edilen bir hadis-i şerif muhtevasından faydalanarak oluşmuş derûnî duaların özüdür.
Bu dualar, hayatın dört temel faaliyeti üzerinden kulluk anlayışımızın aslını tasvir eder:
1. Sübhâneke mâ arafnâke hakka ma’rifetike yâ Ma’rûf
* Muhteva: “Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Seni hakkıyla tanıyamadık ey Mâruf (Ey Hakkıyla Tanınan)!”
* Açıklama: Marifetullah (Allah’ı tanıma) mertebelerinin sonsuz olduğunu itiraf eder. Kâinatta tecelli eden sıfatların azameti karşısında, insan aklının idrak ettiği bilginin ne kadar sınırlı kaldığını kabul etmektir.
2. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd
* Muhteva: “Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Ma’bûd (Ey Kendisine İbadet Edilen)!”
* Açıklama: İbadetin aslının, ihlas ve teslimiyetin en yüksek derecesi olduğunu kabul etmektir. Kulluk vazifemizi ne kadar eksik ve kusurlu yaptığımızı itiraf ederek, kusurların affını dilemek ve mutlak kulluk makamına sığınmaktır.
3. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr
* Muhteva: “Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler seni hakkıyla zikredemedik ey Mezkûr (Ey Hakkıyla Anılması Gereken)!”
* Açıklama: Zikrin sadece dil ile değil, kalp, akıl ve tüm uzuvlarla yapılması gerektiği bilinciyle, Hâlık’ı daima hatırlama makamında acziyetimizi göstermektir. En büyük zikir, O’nun emirlerine uyarak yaşamaktır; bu yolda eksik kaldığımızı kabul ederiz.
4. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr
* Muhteva: “Sübhansın, Seni tesbih ederiz. Bizler sana hakkıyla şükredemedik ey Meşkûr (Ey Hakkıyla Şükredilen)!”
* Açıklama: Şükrün, yalnızca dil ile Elhamdülillah demek olmayıp, verilen nimetleri yerli yerince ve Allah’ın rızasına uygun olarak kullanmak olduğu bilinciyle, nimetler karşısındaki kulluk vazifemizdeki eksikliğimizi ifade eder.
III. İlâhî Azamet Karşısında Kulluk Sınırının Hikmeti
Bu vecizeler, iman ve marifetteki en yüksek fazileti tasvir eder: Tevazu ve teslimiyet.
* Marifetin İsbatı: Kulun, Hâlık’ını tam olarak kavrayamayacağını itiraf etmesi, O’nun sınırsız olduğunun en büyük isbatıdır. Eğer insan aklının ölçülerine sığsaydı, Allah olamazdı. Meçhuliyetini kabul etmek, O’nun azametini tasdik etmektir.
* Kulluğun Hedefi: Hakiki ibadet, Allah’a karşı olan borcumuzu ödemek iddiasında değil, O’nun sonsuz cemaline karşı olan hayranlığımızı ve aşkımızı dile getirmektir.
Bu dualar, Hâlık ile mahluk arasındaki mesafeyi koruyarak, kulluk makamımızın ne kadar kıymetli ve bir o kadar aciz olduğunu hatırlatır. İşte bu tevazu, bizi hakiki imana ve ihlasa sevk eder.
Bak:
https://tesbitler.com/2025/04/04/marufu-mechul-olan-allah/?print=print
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
26/11/2025
![]()

