SİNSİ BİR GÖLGENİN İZİNDE

image_pdfimage_print

SİNSİ BİR GÖLGENİN İZİNDE


İngiliz Misyoner–İstihbarat Ağının Osmanlı Topraklarındaki Derin Kökleri**
Tarih, milletlerin sadece savaş meydanlarında değil, zihinlerde, mefkûrede ve içtimaî yapıda yürütülen gizli mücadelelere de şahittir. Bu gizli mücadelelerin en maharetli, en sinsi ve en derin hatlı olanlarından biri, asırlarca Britanya İmparatorluğu’nun “görünmeyen eli” olarak işleyen misyoner–istihbarat mekanizmasıdır.
Dünyanın birçok coğrafyasında İngiliz siyasetinin iz bıraktığı doğrudur; ancak en ağır, en kalıcı ve en tahripkâr izleri, İslam beldelerinde ve Osmanlı topraklarında meydana gelmiştir. Zira İngiliz devleti; topun, tüfeğin, ordunun giremediği yerlerde öğretmen, arkeolog, doktor, seyyah ve din adamı maskesiyle derunî bir şekilde nüfuz etmiş; tabiatını saklayan bu kimliklerle kale içeriden fethedilsin istemiştir.
Böylece, bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” sıfatını kazanan İngiltere, savaş meydanlarında yenemediği devletleri, zihinlerde ve toplum dokusunda çözmeyi hedeflemiştir.

OSMANLI’YI “DOST GÖRÜNEREK” İÇTEN ÇÖZME HİLESİ

Osmanlı, üç kıtayı birbirine bağlayan coğrafyasıyla İngiltere’nin emperyal projelerinde merkezî bir mevkiye yerleşti.
Londra görünürde Osmanlı’nın müttefikiydi; lâkin perde arkasında bambaşka bir tablo vardı:
• Bir yandan dostluk gösterileri, diğer yandan kaleyi içeriden çökertme planları…
• Bir yandan diplomaside tebessüm, diğer yandan sahada gizli misyoner ağları…
• Bir yandan Osmanlı’yı Rusya’ya karşı koruma söylemi, diğer yandan Osmanlı milletlerini birbirine zıt hâle getirecek faaliyetler…
İngiliz devletinin bu ikiyüzlü stratejisini tarihçiler “gülen yüzün ardındaki soğuk akıl” diye nitelendirir.
**MİSYONERLİK Mİ, İSTİHBARAT MI?
GÖRÜNMEYEN SINIRDAKİ SESSİZ ORDU**
Dr. Berna Çaçan Ongun’un İngiliz arşivlerinden derlediği vesikalar, bu gizli örgünün gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.
Misyonerler; zahiren dinî tebliğ, eğitim, sağlık, arkeoloji ve bilimsel keşif maskesi altında faaliyet yürütmüşlerdir.
Hakikatte ise:
• etnik yapıları incelemiş,
• kabîle, aşiret ve cemaat bağlarını çözmüş,
• yerli halkın alışkanlıklarını, geçim yollarını, ihtilaflarını, hassasiyetlerini kaydetmiş,
• aylık raporlarla Londra’ya bilgi aktarmış,
• Osmanlı içtimaî dokusunu bölmeye müsait zayıf noktaları tespit etmişlerdir.
Bu raporlar daha sonra İngiliz dış politikasının sahadaki planlarını belirlemiştir.
Bu sebeple misyoner; ne sadece bir rahipti, ne de sıradan bir arkeolog.
O, modern istihbaratın ilk saha ajanıydı.

**GERTRUDE BELL VE T.E. LAWRENCE:
“ARKEOLOJİ” PERDESİNİN ARKASINDAKİ DEV MÜHENDİSLER**
Ongun’un ortaya koyduğu en çarpıcı şahıslardan biri Gertrude Bell’dir.
Kazı yapıyor gibi görünüyor; fakat esas meşguliyet:
• aşiret yapıları,
• petrol bölgeleri,
• stratejik geçitler,
• kabîle çekişmeleri
üzerine rapor hazırlamaktı.
Irak’ın modern siyasi düzeninin mimarlarından biri olarak bilinir.
Yanı başında ise bir başka “arkeolog” vardır:
Arabistanlı Lawrence (T.E. Lawrence).
Lawrence, 1910’dan itibaren yaptığı seyahatlerde:
• kabîle bağlarını,
• coğrafî kritik noktaları,
• Müslüman toplumların iç farklılıklarını
tek tek kaydetmiş; Birinci Dünya Savaşı’nda Arap isyanlarını yönetmiş; Osmanlı’nın gücünü zayıflatacak zemini hazırlamıştır.
Ongun’un ifadesiyle:
“Arkeoloji, bir kazı disiplini değil, iktidar mühendisliğinin maskesiydi.”
AGATHA CHRISTIE’NİN ÇEVRESİ BİLE BU AĞIN İÇİNDE
Polisiye romanların kraliçesi Agatha Christie’nin dahi Ortadoğu’daki kazılara katılması tesadüf değildir.
Eşi Max Mallowan, İngiliz arkeoloji okullarının önemli isimlerindendir.
Bu okulların kurucusu yine Bell’dir; başında ise Sömürge Ofisi yöneticisi Tümgeneral Percy Cox bulunur.
Arkeoloji okulları, sadece birer bilim yuvası değil;
İngiliz siyasetine sahadan bilgi aktaran stratejik merkezlerdir.
**MALTA: SESSİZ BİR MERKEZ
MISYONERLİĞİN LOJİSTİK ÜSSÜ**
William Jowett isimli rahip, Malta’dan başlayıp İzmir, Ayvalık, Sakız Adası, Atina ve Mısır’a uzanan bir ağ kurmuştur.
Malta matbaası yüz binlerce yayını basmış, farklı milletlere ulaştırmış; böylece yerel cemaatler üzerinde tesir oluşturulmuştur.
Jowett’in raporları, İngiliz bürokrasisi için “saha el kitabı” hükmündedir.
Ongun’un ifadesiyle:
“Bu raporlar, bir toplumu içerden çözmenin ilmihali gibidir.”
OSMANLI, BU OYUNU GÖRDÜ MÜ?
Evet.
Özellikle Sultan Abdülhamid Han, misyoner–istihbarat ağını fark etmiş; karşı tedbirler geliştirmiştir.
Fakat 19. asrın sonu, Osmanlı’nın en zayıf olduğu dönemdir.
Dış baskılar, içeride ayrılıkçı hareketler, ekonomik bağımlılık ve Avrupa müdahaleleri, bu sinsi ağın işini kolaylaştırmıştır.
**MİRASI NE OLDU?
BÖLÜNMÜŞ COĞRAFYALAR, YARALI TOPLUMLAR, SÜREN KAOS**
Gertrude Bell’in çizdiği Irak haritası bugün bile kanayan bir meseledir.
Lawrence’ın yönlendirdiği Arap isyanları, İslam beldelerinde asırlık zıtlıkların kaynağı olmuştur.
Malta merkezli faaliyetler, Rumların milliyetçi hareketlerine ivme kazandırmıştır.
Mısır ve Kuzey Afrika’da yürütülen çalışmalar, İngiliz sömürge politikasının zeminini hazırlamıştır.
Ve Filistin…
1948’de kurulmasına zemin hazırladıkları İsrail, yetmiş yılı aşkın süredir bölgenin ateşini söndüremez hâle getirmiştir.
Bir İngiliz atasözü şöyle der:
“Bir yerde iki balık kavga ediyorsa, oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.”
Bu söz, emperyal aklın tabiatını özetler.
SONUÇ: TARİHİN SESSİZ SAYFALARINDAN YÜKSELEN İBRET
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan birçok zıtlık ve çatlak, geçmişte kurulan bu görünmez ağların birikimidir.
İngiliz misyoner–istihbarat hattı; savaşsız işgalin, silahsız fethetmenin, dost görünüp içeriyi çözmenin en maharetli örneğidir.
Bu yüzden tarih, sadece okunmak için değil, ibret alınmak için vardır.

Bak:
https://tesbitler.com/index.php?s=%C4%B0ngiliz+

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
25/11/2025

Loading

No ResponsesKasım 26th, 2025