Kâinatın Tılsımını Çözen Anahtarlar: İnsan, Peygamber ve Ebediyet Yolculuğu
Kâinatın Tılsımını Çözen Anahtarlar: İnsan, Peygamber ve Ebediyet Yolculuğu
İnsan, şu kâinat sarayının en nazlı misafiri ve en ehemmiyetli vazifedaridir. O misafir İnsan yaratılış gayesinden başlayıp, ona yol gösteren rehberine, hayatın faniliğinden ebedi saadetine uzanan bir hakikat haritası çizmektedir.
1. : Sîmadaki Sikke-i Ehadiyet ve İnsanın Başıboş Olmayışı
> İktibas: “Ey insan, hiç mümkün müdür ki: Sana bu sîmayı veren, o sîmada böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’eden zât, seni başı boş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin; senin harekâtına dikkat etmesin;”
> Kaynak: Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi)
>
İzah ve Şerh:
Bu ifade, Haşir Risalesi’nin mantık örgüsü içerisinde, insanın yaratılışındaki sanat ile ahiretin gerekliliği arasında kurulan muazzam bir bağdır. İnsanın yüzü (sîması), küçük bir harita gibidir; bütün insanların yüzüne benzemekle “birlik” (Vahdet) mührünü, fakat hiçbir yüze tam olarak benzememekle de “birlik içinde teklik” (Ehadiyet) mührünü taşır.
Bu kadar ince bir sanatla, her ferdi şahsına münhasır yaratan bir Sanatkâr (Sâni-i Zülcelal), elbette o sanat eserinin fiillerini, amellerini ve hayatının neticesini başıboş bırakmaz. Bir ressam, en kıymetli tablosunu çöpe atar mı? Veya bir padişah, özenle seçtiği elçisini takip etmez mi? Bu vecize, insanın “başıboş” bir varlık olmadığını, her halinin kayda geçtiğini ve bu dikkatin neticesinde büyük bir mahkemenin (Mahkeme-i Kübra) kurulacağını akli bir delille isbat eder. İnsana verilen bu kıymet, aslında onun ebede namzet olduğunun en büyük delilidir.
2. : Kâinatın En Büyük Muallimi ve Rehberi
> İktibas: “Hem madem Hâlıkımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı tayin etmiş ve en son elçi olarak göndermiş…”
> Kaynak: Şualar, On Birinci Şua (Meyve Risalesi)
>
İzah ve Şerh:
İnsan, aklıyla “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?” sorularını sorar. Ancak akıl, vahiy nuru olmadan bu sorulara tatmin edici bir cevap veremez. İşte bu noktada, Âlemlerin Rabbi, cevapları bildirmesi için Hz. Muhammed’i (asm) “En Büyük Muallim” olarak tayin etmiştir.
Buradaki hikmet şudur: Bir saray yapılsa ve içi antika eserlerle donatılsa, fakat o eserlerin manasını anlatan bir rehber olmasa, o sarayın yapılmasının bir hükmü kalmaz. Kâinat sarayının manasını okuyan, bildiren ve “Hâlıkımız bizden ne istiyor?” sualine cevap veren zat, Resul-i Ekrem’dir (asm). O, elindeki Kur’an mucizesiyle ve binler mucizatının tasdikiyle, hem dünya (şehadet âlemi) hem de gayb âlemi namına konuşur. En büyük davası ise “Haşir”dir, yani öldükten sonra diriliştir. Böyle sadık ve bürhanlı bir muallimin sözü, “güneş ve gündüz gibi” kat’idir.
3. : Muallimin Manevi Kıymeti ve Dini Terbiye
> İktibas: “Şu zamanın dindar bir muallimine eski zamanın velileri nazarı ile bakıyorum. Çünkü eski zamanda dinî terbiye ebeveyne verilmişti, bu zamanda o vazife muallimlere verilmiş.”
> Kaynak: Bediüzzaman Said Nursi (Hatıralar ve Lâhikalar muhtevasında geçen manalar)
>
İzah ve Şerh:
Bediüzzaman Hazretleri, yaşadığı asrın içtimai yaralarını teşhis ederken, eğitimin ve muallimin (öğretmenin) hayati rolüne dikkat çeker. Eskiden aile hayatı İslam terbiyesi üzerine bina edildiğinden, çocuk dini eğitimini evde alırdı. Ancak asrın getirdiği dünyevileşme ve aile yapısındaki sarsıntılar, bu mukaddes vazifeyi öğretmenlerin omuzlarına yüklemiştir.
Bu sebeple, bir öğretmenin sadece fen ilimlerini değil, aynı zamanda manevi ilimleri ve güzel ahlakı çocuğa aşılaması, onu “eski zaman velileri” gibi kıymetli kılar. Çünkü bir çocuğun imanını kurtarmak, ona ebedi bir hazine vermektir. Bediüzzaman’ın “benim çocuğum olmadığından, bütün dünyadaki çocuklara şefkat cihetiyle alâkadarım” demesi, onun hizmetinin temelindeki şefkat ve merhamet hissinin ne kadar cihanşümul olduğunu gösterir.
4. : Ölümün İkazı ve Hubb-u Dünyanın İlacı
> İktibas: “Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.”
> Kaynak: Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup
>
İzah ve Şerh:
İnsan, tabiatı gereği hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmaya meyillidir. Bu “tûl-i emel” (hiç ölmeyecek gibi uzun yaşama arzusu) ve “hubb-u dünya” (dünya sevgisi), kalbi karartır ve asıl vazifeyi unutturur. Bu manevi hastalığın en tesirli ilacı ise “Rabıta-i Mevt”tir; yani ölümü düşünmektir.
Ölüm, bir yok oluş değil, bir terhistir; ancak gaflet uykusundan uyandıran en gür sadadır. Ölümü hakiki manada tefekkür eden bir insan, elindeki oyuncakların kırılacağını bilen bir çocuk gibi dünya metaına hırsla saldırmaz. Bilir ki bu hayat fânidir, o halde bâki olan bir âlem için çalışmak lazımdır. Bu vecize, insanı karamsarlığa değil, bilakis hakikate uyanmaya ve tedbir almaya davet eder.
5. : Saadet-i Ebediyenin Anahtarı: İman
> İktibas: “Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikati müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar.”
> Kaynak: Kastamonu Lâhikası
>
İzah ve Şerh:
Bütün bu izahların varıp dayandığı zirve nokta “İman”dır. İnsanın bu dünyadaki en büyük davası, imanla kabre girmektir. “Her kim olursan ol” hitabı, bu davetin külli ve cihanşümul olduğunu gösterir. Zengin-fakir, âlim-cahil fark etmeksizin herkesin, “saadet-i ebediye” (sonsuz mutluluk) sarayına girmek için bu anahtara ihtiyacı vardır.
Buradaki “gözünü aç” ihtarından maksat, baş gözü değil, kalp gözüdür; basirettir. Kâinattaki nizamı, sîmalardaki sikkeyi, peygamberlerin getirdiği haberi tarafsız ve dikkatli bir nazarla inceleyen herkes, hakikati müşahede edecektir. İmanını kurtarmak, bir insanın başına gelebilecek en büyük felaket olan ebedi haps-i münferitten kurtulması demektir.
ÖZET: İnsan, Kâinat ve Ebediyet Denklemi
Bu beş levha, birbiriyle irtibatlı muazzam bir hakikat dersidir. Dersin özü şudur:
İnsan, ilahi bir sanat eseri olarak Sîmasındaki mühürle Yaratıcısına işaret eder ve başıboş bırakılmadığını isbat eder. Bu yolculukta insanı şaşırtmayacak rehber, Muhammed-i Arabî (asm) ve onun izinden giden hakiki Muallimlerdir. İnsanı gaflet uykusundan uyandıran en büyük nasihatçi Ölüm, onu fani dünyadan baki âleme hazırlar. Ve nihayetinde, bütün bu sürecin gayesi, insanın İmanını kurtarıp Ebedi Saadeti kazanmasıdır.
Konuyla Müradif Ayet-i Kerimeler
* İnsanın başıboş bırakılmaması hakkında:
> “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”
> (Kıyâmet Suresi, 75/36)
>
* Sîmadaki sanat ve yaratılış hakkında:
> “Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?”
> (İnfitâr Suresi, 82/6-8)
>
* Peygamberin rehberliği hakkında:
> “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
> (Ahzâb Suresi, 33/21)
>
* Ölümün nasihat olması hakkında:
> “Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksiz ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.”
> (Âl-i İmrân Suresi, 3/185)
>
* İman ve hakikat nazarı hakkında:
> “(Resûlüm!) De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız…”
> (Yûsuf Suresi, 12/108)
>
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
24/11/2025
![]()

