Gurbetten Sılaya: Ruhun Asli Vatanına Hüzünlü Dönüşü

image_pdfimage_print

Gurbetten Sılaya: Ruhun Asli Vatanına Hüzünlü Dönüşü

İnsan, şu fani dünyada bir yolcudur. Lakin bu yolculuk, yalnızca anne karnından mezara kadar süren kısa bir hayat şeridinden ibaret değildir. Bu sefer, ezelden başlayıp ebede uzanan, külli bir dairenin tamamlanmasıdır. Ruhlarımız, Bezm-i Elest’te “Evet” dediği günden beri, o ezelî ahdi yerine getirmek ve asıl yurduna kavuşmak için yoldadır.
Dünyaya gelişimiz, aslında hüzünlü bir gurbete çıkıştır. Adem babamız ve Havva annemizin Cennet’ten yeryüzüne inişiyle başlayan bu ayrılık hikâyesi, her birimizin derûnî dünyasında tekrar tekrar yaşanır. Bizler, o asli vatanın çocuklarıyız; fakat şimdi gurbet diyarındayız. Bu yüzden insanın kalbi, dünyadaki hiçbir surî lezzetle tam manasıyla tatmin olmaz. Çünkü tabiatı gereği, fani olanla değil, baki olanla sükûn bulmak ister.

Bir Garip Yolcu ve Hüzünlü Ayrılık

Şu dünya hanı, bizim için bir “bekleme salonu” hükmündedir. İnsan burada bir garib, bir misafirdir. Zahiri nazarlar, dünyanın süslü yüzüne aldanıp burayı kalıcı zannetse de, hakikat ehli için dünya, sadece bir geçiş güzergâhıdır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bu hali Mektubat adlı eserinde şu veciz ifadelerle tasvir eder:
> “Sizlere müjde! Mevt i’dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.”
> (Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Yedinci Kelime.)
>
İşte bu cümlelerdeki hikmet, hüznümüzü ümide çeviren yegâne hakikattir. Ölüm, zahiren soğuk ve korkutucu bir ayrılık gibi görünse de, hakikatte gurbetten sılaya dönüşün biletidir. Uzun bir ayrılıktan sonra, gurbetteki garib ve gurebanın, baba ocağına, o asli vatanına dönmesi gibi; ruh da tenden sıyrılarak asıl menziline doğru kanatlanır.

Büyük Buluşma: Vuslat

Bu yolculuğun sonundaki o “büyük buluşma”, Adem ve Havva’nın evlatlarının, asırlar süren bir hasretin ardından tekrar bir araya gelmesidir. Dünya gurbetinde çekilen çileler, ayrılıklar ve hüzünler, o vuslat anının lezzetini artırmak içindir. Enaniyet ve nefis perdeleri kalktığında, insan Rabbine kavuşmanın ve O’nun rızasına ermenin huzurunu tadar.
Cenab-ı Hak, Fecr Suresi’nde bu kutlu dönüşü ve vuslatı şöyle müjdeler:
> “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”
> (Fecr Suresi, 27-30. Ayetler)
>
Sonuç Yerine: Menzile Varış

Bütün bu gelişler ve gidişler, o son menzile varmak içindir. İnsanın dünyadaki faaliyeti, bu dönüş yolculuğuna hazırlıktan ibarettir. Hüzünlüyüz; çünkü gurbetteyiz. Mahzunuz; çünkü ayrılık ateşini tadıyoruz. Ancak ümitsiz değiliz. Çünkü biliyoruz ki, bu yolun sonu yokluğa değil, varlığın ta kendisine, ebedi bir huzura çıkar.
Ölüm, bir yanılma yahut bir son değil; bilakis perdenin açılması ve hakikatin bütün çıplaklığıyla görünmesidir. Gurbetteki yolcu, yükünü bırakır, yorgunluğunu atar ve “Elhamdülillah” diyerek asıl yurdunun kapısından içeri girer. İşte o an, bütün hüzünler son bulur ve ebedi vuslat başlar.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
24/11/2025

Loading

No ResponsesKasım 25th, 2025