15 Temmuz 2016 darbe girişiminde hedef ve hedeflenen ne idi?

15 Temmuz 2016 darbe girişiminde hedef ve hedeflenen ne idi?


15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminde Hedef ve Hedeflenenler
15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de gerçekleştirilen darbe girişimi, Türk demokrasisine karşı yapılan en büyük saldırılardan biri olarak tarihe geçmiştir. Bu hain girişimde, Fethullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından birçok hedef belirlenmiş ve bu hedeflere saldırılar düzenlenmiştir.
Hedefler:
* Cumhurbaşkanlığı Külliyesi: Darbecilerin en önemli hedeflerinden biri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ele geçirmek ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmek veya esir almaktı.
* TBMM Binası: Darbeciler, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) binasını da bombalayarak milletvekillerini öldürmeyi veya esir almayı planlamışlardı.
* Atatürk Havalimanı: Atatürk Havalimanı, darbecilerin uçaklarını indirmek ve İstanbul’u kontrol altına almak için kullanmayı planladıkları bir hedefti.
* Stratejik Tesisler: Radyo ve televizyon istasyonları, köprüler, polis karakolları ve askeri üsler gibi birçok stratejik tesis de darbecilerin hedefleri arasındaydı.
Hedeflenenler:
* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Darbenin ana hedefi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmek veya esir almaktı. Erdoğan, darbe girişimi sırasında Marmaris’te tatildeydi ve darbeciler tarafından bombalanan otelde bulunuyordu.
* Hükümet Üyeleri: Başbakan Binali Yıldırım, bakanlar ve diğer üst düzey hükümet yetkilileri de darbecilerin hedefleri arasındaydı.
* Milletvekilleri: Darbeciler, TBMM binasını bombalayarak milletvekillerini öldürmeyi veya esir almayı planlamışlardı.
* Sivil Vatandaşlar: Darbe girişimi sırasında birçok sivil vatandaş da hayatını kaybetti veya yaralandı.
Sonuç:
15 Temmuz darbe girişimi, Türk halkının direnişi ve kahramanlığı sayesinde püskürtüldü. Bu hain girişim, Türk demokrasisinin ne kadar güçlü olduğunu ve Türk milletinin özgürlük ve demokrasiye olan bağlılığını tüm dünyaya göstermiştir. Darbe girişimiyle ilgili soruşturmalar devam etmekte ve FETÖ mensupları adalete teslim edilmektedir.

@@@@@@@

15 Temmuz 2016 darbe girişimine kimler katkı vermiş ve desteklemiştir?

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimine Katkı Veren ve Destekleyenler
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleştirilen hain bir kalkışmadır. Bu girişimde, Fethullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından birçok hedef belirlenmiş ve bu hedeflere saldırılar düzenlenmiştir. Darbe girişimi sonucunda 250’den fazla kişi hayatını kaybetmiş ve binlerce kişi yaralanmıştır.
Darbe girişimine kimlerin katkı verdiğini ve desteklediğini kesin olarak belirlemek zor olsa da, birçok isim ve kurum bu hain kalkışmada rol almış olduğu iddia edilmektedir.
FETÖ Mensupları:
Darbe girişiminin ana failleri FETÖ mensuplarıdır. Bu örgütün mensupları, yıllar boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), emniyet teşkilatı ve diğer devlet kurumlarına sızmış ve darbe için planlar yapmışlardır. Darbe girişimine katılan askerler, polisler ve diğer kamu görevlileri de FETÖ mensuplarıdır.
Bazı Siyasi Kişiler:
Bazı siyasi kişilerin de darbe girişiminden haberdar olduğu ve darbecilere destek verdiği iddiaları bulunmaktadır. Bu iddialar şu ana kadar kanıtlanamamış olsa da, bazı siyasi kişilerin darbe girişiminden sonra FETÖ ile ilişkileri olduğu ortaya çıkmıştır.
Uluslararası Güçler:
Bazı kaynaklar, darbe girişimine yabancı devletlerin ve istihbarat teşkilatlarının da karışmış olabileceğini iddia etmektedir. Bu iddialar da şu ana kadar kanıtlanamamış olsa da, darbe girişiminden sonra bazı yabancı devletlerin FETÖ mensuplarına destek vermesi dikkat çekmiştir.
Sonuç:
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleştirilen hain bir kalkışmadır. Bu girişimde birçok kişi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır. Darbe girişimine kimlerin katkı verdiğini ve desteklediğini kesin olarak belirlemek zor olsa da, birçok isim ve kurum bu hain kalkışmada rol almış olduğu iddia edilmektedir. Darbe girişiminin arkasındaki gerçekler tam olarak aydınlatılamamış olsa da, bu hain kalkışmaya karşı mücadele eden kahraman Türk milletinin zaferi tüm dünyaya gösterilmiştir.

@@@@@@@@@

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kaç kişi, kimler ve hangi kurumlardan ne kadar insan tutuklanmıştır?

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası tutuklanan kişi sayısıyla ilgili kesin bir bilgiye ulaşmak zordur. Farklı kaynaklarda farklı rakamlar yer almaktadır.
Ancak, bazı resmi verilerden derlediğim bilgilere göre:
* 2016-2020 yılları arasında: Kamu kurumlarından ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) 125.678 kişi KHK’ler ile ihraç edilmiştir.
* 2016-2022 yılları arasında: Fethullahçı bağlantılı toplam 332.884 kişi gözaltına alınmış, 101.000 kişi tutuklanmıştır.
* Darbe girişiminin ilk günlerinde: 23 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla 18.044 kişi gözaltına alınmış, 9.677 kişi tutuklanmış ve 49.211 kişinin pasaportu iptal edilmiştir.
Tutuklanan kişiler arasında:
* Askerler: Darbe girişimine katılan askerler ve FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen diğer askerler.
* Polisler: Darbe girişimine katılan polisler ve FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen diğer polisler.
* Yargıçlar ve savcılar: FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen yargıçlar ve savcılar.
* Kamu görevlileri: FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen diğer kamu görevlileri.
* Sivil vatandaşlar: FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülen sivil vatandaşlar.
Tutuklanan kişilerin hangi kurumlardan olduğu:
* Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK): En fazla tutuklanan kişiler TSK’dan olmuştur.
* Emniyet teşkilatı: Polislerden de önemli sayıda tutuklama yapılmıştır.
* Yargı: Yargı mensuplarından da FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülenler tutuklanmıştır.
* Diğer kamu kurumları: Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi birçok kamu kurumundan da FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülenler tutuklanmıştır.
* Sivil toplum kuruluşları: Bazı sivil toplum kuruluşlarında da FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünülenler tutuklanmıştır.
Tutuklanan kişilerin tutukluluk süreleri:
Tutuklanan kişilerin tutukluluk süreleri değişkenlik göstermektedir. Bazı kişiler kısa süre sonra tahliye edilirken, bazı kişiler ise yargılanarak hapis cezasına çarptırılmıştır.
Sonuç:
15 Temmuz darbe girişimi sonrası çok sayıda kişi tutuklanmıştır. Tutuklanan kişiler TSK, emniyet teşkilatı, yargı ve diğer kamu kurumlarından olduğu gibi sivil vatandaşlardan da oluşmaktadır. Tutuklanan kişilerin tutukluluk süreleri ve yargılanma durumları ise hala devam etmektedir.

 

****************  

 

 

 

www.tesbitler.com

www.mehmetözçelik.com.tr




22 yıllık ak parti döneminde olan önemli riskli, tehlikeli ve ayaklanmaya yönelik olaylar nelerdir?

22 yıllık ak parti döneminde olan önemli riskli, tehlikeli ve ayaklanmaya yönelik olaylar nelerdir?


22 Yıllık AK Parti Döneminde Olan Önemli Riskli, Tehlikeli ve Ayaklanma Ya Yönelik Olaylar:
Ekonomik Krizler:
* 2001 Türkiye Ekonomik Krizi: AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında, ülke büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyaydı. Bu kriz, yüksek enflasyon, döviz kuru dalgalanmaları ve bankacılık sektöründe istikrarsızlık gibi birçok soruna yol açtı.
* 2008 Küresel Ekonomik Krizi: 2008 yılında başlayan küresel ekonomik kriz Türkiye’yi de etkiledi. Bu kriz, ihracatta düşüş, işsizlik artışı ve yatırımların azalması gibi birçok soruna yol açtı.
* 2018 Türkiye Para Birimi Krizi: 2018 yılında Türk lirası ABD dolarına karşı değer kaybetmeye başladı. Bu durum, enflasyonda artışa ve vatandaşlarda alım gücünde düşüşe yol açtı.
Siyasi Olaylar:
* 27 Nisan 2007 E-Muhtıra: 27 Nisan 2007 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yayımlanan bir bildiri, demokrasiye müdahale olarak yorumlandı ve büyük tepkilere yol açtı.
* Gezi Parkı Olayları: 2013 yılında İstanbul’daki Taksim Gezi Parkı’nda yapılan ağaçlandırma projesine karşı başlayan protestolar, tüm Türkiye’ye yayıldı ve şiddetli olaylara dönüştü.
* 15 Temmuz 2016 Türkiye Darbe Girişimi: 15 Temmuz 2016 tarihinde bir grup asker tarafından Türkiye’de darbe girişimi gerçekleştirildi. Bu girişim, sivil halkın direnişiyle bastırıldı.
Diğer Olaylar:
* Terör Olayları: PKK ile mücadele, 22 yıllık AK Parti döneminde de devam etti. Bu süreçte birçok asker, polis ve sivil hayatını kaybetti.
* Mülteci Sorunu: Suriye İç Savaşı’ndan kaçan milyonlarca mülteci Türkiye’ye sığındı. Bu durum, Türkiye’nin ekonomisi ve sosyal yapısı üzerinde önemli bir yük oluşturdu.
* Kürt Sorunu: Kürt sorununun çözümü için birçok girişimde bulunulduysa da, bu konuda tam bir uzlaşmaya varılamadı.
Not: Bu listedeki olaylar, 22 yıllık AK Parti döneminde meydana gelen önemli riskli, tehlikeli ve ayaklanma ya yönelik olaylardan sadece birkaçıdır. Daha kapsamlı bir liste için, ilgili tarih kitaplarına ve akademik çalışmalara bakabilirsiniz.
Ayrıca, bu olayların yorumlanması ve değerlendirilmesi oldukça karmaşık bir konudur. Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar, bu olaylara farklı bakış açılarıyla yaklaşabilirler. Bu nedenle, bu konuda objektif ve tarafsız bir değerlendirme yapmak önemlidir.

@@######@

15 temmuz 2016 darbe ve işgal girişiminin iç yüzü nedir

15 Temmuz 2016 darbe ve işgal girişimi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bünyesinde kendilerini “Yurtta Sulh Harekâtı” olarak tanımlayan bir grup asker tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleştirilen bir darbe girişimiydi.
Olayların Gelişimi:
* 15 Temmuz Akşamı: Darbeciler, saat 21:00 civarında İstanbul’da ve Ankara’da çeşitli önemli noktaları ele geçirmeye başladılar.
* Başkan Erdoğan’a Suikast Girişimi: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o gece Marmaris’te tatildeydi. Darbeciler, Erdoğan’ı öldürmek veya yakalamak için Marmaris’e bir helikopter indirmeye çalıştılar. Ancak Erdoğan, halkın desteğiyle Marmaris’ten kaçmayı başardı.
* Halkın Direnişi: Darbecilere karşı halk büyük bir direniş gösterdi. Milyonlarca insan sokaklara dökülerek darbecilere karşı sloganlar attı ve tankların önüne yatarak onları durdurmaya çalıştı.
* Cumhurbaşkanı’nın Çağrısı: Erdoğan, telefonla ve televizyon aracılığıyla halka darbecilere karşı direnmeye çağırdı. Bu çağrı, halkın direnişini daha da artırdı.
* Darbenin Bastırılması: Sabahın ilk ışıklarına doğru, darbeciler yenilgiye uğradı ve teslim oldular.
Darbenin Sonuçları:
* Can Kayıpları: Darbe girişimi sırasında 250’den fazla kişi hayatını kaybetti, 2.000’den fazla kişi ise yaralandı.
* Yargılamalar: Darbe girişimine katılanlar hakkında geniş çaplı yargılamalar başlatıldı. Binlerce kişi tutuklandı ve yüzlerce kişiye hapis cezası verildi.
* FETÖ’nün Rolü: Darbe girişiminin arkasında, Fethullah Gülen liderliğindeki Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) olduğu ortaya çıktı. FETÖ, darbe girişiminden sonra Türkiye’de yasaklandı.
Darbenin İç Yüzü:
15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en trajik olaylardan biridir. Bu darbe girişimi, Türk demokrasisine ve milletin iradesine karşı yapılmış bir saldırıdır. Darbenin arkasındaki asıl motivasyon, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir şeriat devleti haline getirmekti.
Darbe Girişimiyle İlgili Bazı Detaylar:
* Darbe girişimine katılan askerler, TSK’nın en seçkin birliklerinden bazılarıydı.
* Darbeciler, tanklar, avcı uçakları ve helikopterler gibi ağır silahlar kullandılar.
* Darbeciler, TRT’yi ele geçirerek halka propaganda yayınlamaya çalıştılar.
* Darbeciler, İstanbul’daki Boğaziçi Köprüsü’nü kapatarak ulaşımı felç etmeye çalıştılar.
15 Temmuz darbe girişimi, Türk milletinin demokrasiye olan bağlılığını ve birlik ve beraberlik içinde her türlü tehdide karşı koyabilecek gücünü göstermiştir.

www.tesbitler.com

www.mehmetözçelik.com.tr

 




Türkiye’de askeri darbeler ve sonuçları.

Türkiye’de askeri darbeler ve sonuçları.


Türkiye’de Askeri Müdahaleler ve Sonuçları
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, siyasi ve toplumsal istikrarı sarsan ve demokratik süreci sekteye uğratan bir dizi askeri müdahale yaşanmıştır. Bu müdahaleler, farklı dönemlerde farklı gerekçelerle gerçekleştirilmiş ve Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir.
Darbeler:
* 27 Mayıs 1960 Darbesi: Bu darbe, Demokrat Parti (DP) iktidarına son vererek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk askeri müdahale olma özelliğini taşır. Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından gerçekleştirilen darbe, siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluk iddialarıyla gerekçelendirilmiştir. Darbenin sonuçları arasında DP’nin kapatılması, Adnan Menderes ve bazı bakanlarının idam edilmesi, anayasanın askıya alınması ve yeni bir anayasanın kabul edilmesi yer alır.
* 12 Eylül 1980 Darbesi: Türkiye’nin en kanlı darbelerinden biri olarak kabul edilen 12 Eylül Darbesi, siyasi kaos ve şiddet ortamında gerçekleştirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından gerçekleştirilen darbe, sol-sağ çatışmasının tırmanması ve komünist tehdidin artması gerekçeleriyle meşrulaştırılmıştır. Darbenin sonuçları arasında 1600’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, binlerce insanın tutuklanması, siyasi partilerin kapatılması, anayasanın askıya alınması ve yeni bir anayasanın kabul edilmesi yer alır.
Muhtıralar:
* 12 Mart 1971 Muhtırası: Askeri bir muhtıra ile Süleyman Demirel hükümetinin istifaya zorlanması olayıdır. Muhtıra, sol hareketlerin yükselişi ve siyasi kaos gerekçeleriyle gerekçelendirilmiştir. Muhtıranın sonuçları arasında Demirel hükümetinin istifası, erken seçimler ve koalisyon hükümetinin kurulması yer alır.
* 28 Şubat 1997 Süreci: Post modern darbe olarak da bilinen 28 Şubat Süreci, askerin siyasi ve toplumsal alanlarda etkinliğini artırdığı bir dönemdir. Bu dönemde, Refah Partisi’nin yükselişi ve laikliğe yönelik tehditler gerekçesiyle çeşitli müdahalelerde bulunulmuştur. 28 Şubat Süreci’nin sonuçları arasında Refah Partisi’nin kapatılması, Necmettin Erbakan’ın siyasetten menedilmesi, medya ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskılar yer alır.
Darbe Girişimi:
* 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi: FETÖ/PDY isimli terör örgütü tarafından gerçekleştirilen bu girişim, Türk demokrasisine karşı yapılan en büyük saldırılardan biridir. Darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış ve Türk halkının direnişiyle bertaraf edilmiştir. Darbe girişiminin sonuçları arasında 250’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, binlerce kişinin yaralanması, birçok kamu binasının hasar görmesi ve FETÖ/PDY mensuplarının tutuklanması yer alır.
Askeri müdahalelerin Türkiye’ye olan etkileri:
* Demokrasinin zayıflaması: Askeri müdahaleler, Türkiye’de demokrasinin gelişmesini sekteye uğratmış ve siyasi istikrarsızlığa yol açmıştır.
* İnsan hakları ihlalleri: Darbeler ve muhtıralar sırasında birçok insan hakları ihlali yaşanmıştır. Binlerce insan tutuklanmış, işkence görmüş ve öldürülmüştür.
* Ekonomik zararlar: Askeri müdahaleler, Türkiye ekonomisine önemli zararlar vermiştir. Siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik yatırımları olumsuz etkilemiş ve kalkınmayı geciktirmiştir.
* Toplumsal kutuplaşma: Askeri müdahaleler, toplumda kutuplaşmaya ve gerginliğe yol açmıştır. Farklı siyasi görüşler arasında hoşgörü ve uzlaşmacılık zayıflamıştır.

@@@@@@@@@

Türkiye’deki darbelerde MİT’in rolü, etkisi ve pozisyonu.

Türkiye’deki Darbelerde MİT’in Rolü, Etkisi ve Pozisyonu
Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT), Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliğini korumak ve iç ve dış tehditlere karşı istihbarat faaliyetleri yürütmekten sorumlu kurumdur. MİT, kurulduğu 1961 yılından bu yana Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Özellikle askeri müdahalelerde MİT’in rolü ve etkisi merak konusu olmuştur.
Darbelere Katılım:
MİT’in bazı askeri müdahalelere doğrudan veya dolaylı olarak katıldığı iddiaları mevcuttur. Bu iddialar, MİT’in darbe planlarına dahil olduğu, darbecilere bilgi ve destek sağladığı ve darbe sonrası siyasi tasfiye operasyonlarında rol aldığı yönündedir.
* 27 Mayıs 1960 Darbesi: Bazı kaynaklara göre MİT, 27 Mayıs Darbesi’nin planlanmasında ve gerçekleştirilmesinde rol oynamıştır. Darbenin öncesinde, Adnan Menderes hükümetine karşı muhalefeti örgütlemek ve darbecilere bilgi sağlamak için MİT ajanlarının kullanıldığı iddia edilmektedir.
* 12 Eylül 1980 Darbesi: 12 Eylül Darbesi’nin planlayıcıları arasında da MİT’in yer aldığı iddiaları mevcuttur. Darbenin öncesinde, sol hareketlere yönelik istihbarat faaliyetleri yoğunlaştırılmış ve darbe sonrası siyasi tasfiye operasyonlarında MİT ajanlarının rol aldığı öne sürülmektedir.
Etki ve Pozisyon:
MİT’in askeri müdahalelerdeki rolü ve etkisi, her zaman net bir şekilde ortaya konamamıştır. MİT’in resmî açıklamaları genellikle tarafsız bir tutum sergilemektedir. Ancak, MİT’in darbelere ilişkin bilgi ve belgeleri sakladığı ve bu bilgilerin kamuoyuna açıklanmadığı da iddia edilmektedir.
MİT’in askeri müdahalelerdeki rolü ve etkisi, Türkiye’nin siyasi tarihinde tartışmalı bir konudur. Bu konudaki araştırmalar ve tartışmalar, Türkiye’nin demokrasisini güçlendirmek ve gelecekteki darbelerin önlenmesi için önemlidir.
MİT’in Rolü ve Etkisine Dair Farklı Görüşler:
* MİT’in Darbelere Katılımı: Bazı araştırmacılar ve tarihçiler, MİT’in bazı askeri müdahalelere doğrudan veya dolaylı olarak katıldığını savunmaktadır. Bu görüşe göre, MİT darbe planlarına dahil olmuş, darbecilere bilgi ve destek sağlamış ve darbe sonrası siyasi tasfiye operasyonlarında rol almıştır.
* MİT’in Tarafsızlığı: MİT’in resmî açıklamalarına göre, MİT askeri müdahalelerde tarafsız bir tutum sergilemiştir. MİT’in görevi milli güvenliği korumak ve iç ve dış tehditlere karşı istihbarat faaliyetleri yürütmektir. Bu kapsamda, MİT darbelere ilişkin bilgi ve belgeleri toplasa da bu bilgileri siyasi amaçlarla kullanmamaktadır.
* MİT’in Kurumsal Rolü: MİT’in askeri müdahalelerdeki rolü, kurumsal bir rol olarak da değerlendirilebilir. MİT, askeri ve siyasi liderlerle yakın ilişkiler içindedir ve bu ilişkiler darbelere ilişkin bilgilerin MİT’e ulaşmasına imkân sağlamaktadır. MİT’in bu bilgileri nasıl değerlendirdiği ve kullandığı ise kurumsal bir kültür ve etik çerçeve ile belirlenmektedir.
Sonuç:
MİT’in Türkiye’deki darbelerdeki rolü ve etkisi karmaşık ve tartışmalı bir konudur. Bu konudaki araştırmalar ve tartışmalar, Türkiye’nin demokrasisini güçlendirmek ve gelecekteki darbelerin önlenmesi için önemlidir. MİT’in askeri müdahalelere ilişkin rolü ve etkisi hakkında net bir bilgiye sahip olmak, Türkiye’nin siyasi tarihindeki karanlık noktaları aydınlatmaya ve demokrasinin geleceğini güvence altına almaya yardımcı olacaktır.

@@@@@@@@

Türkiye’deki darbelerde Askerin ve askeriyenin rolü, etkisi ve pozisyonu.

Türkiye’deki Darbelerde Askerin ve Askeriyenin Rolü, Etkisi ve Pozisyonu
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, siyasi ve toplumsal istikrarı sarsan ve demokratik süreci sekteye uğratan bir dizi askeri müdahale yaşanmıştır. Bu müdahalelerde asker ve askeriyenin rolü, etkisi ve pozisyonu her zaman net bir şekilde ortaya konamamıştır.
Askerin Rolü:
* Darbelerin Planlanması ve Gerçekleştirilmesi: Askeri müdahalelerin planlanmasında ve gerçekleştirilmesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Darbeciler genellikle TSK’nın üst düzey komutanlarından oluşmaktadır ve darbelerin meşrulaştırılması için milli güvenlik ve kamu düzeni gibi gerekçeler öne sürülmektedir.
* Gerekçeler ve Motivasyonlar: Askerin darbelerdeki rolü, karmaşık ve çok yönlüdür. Darbelere yol açan nedenler arasında siyasi istikrarsızlık, ekonomik krizler, siyasi partiler arasındaki çekişmeler ve ideolojik çatışmalar yer almaktadır. Askerler, kendilerini ulusun koruyucuları olarak görmekte ve demokrasinin tehlikede olduğu durumlarda müdahale etme hakkına sahip olduklarına inanmaktadır.
Askeriyenin Etkisi:
* Siyasi ve Toplumsal Hayat Üzerindeki Etkisi: Askeri müdahaleler, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yaşamı üzerinde derin bir etkiye sahip olmuştur. Darbeler sonucunda siyasi partiler kapatılmış, liderler tutuklanmış veya idam edilmiş, anayasalar askıya alınmış ve yeni anayasalar kabul edilmiştir. Bu durum, siyasi özgürlüklerin kısıtlanmasına ve demokratik kurumların zayıflamasına yol açmıştır.
* Ekonomik Etkileri: Askeri müdahaleler, Türkiye ekonomisine de önemli zararlar vermiştir. Siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik yatırımları olumsuz etkilemiş ve kalkınmayı geciktirmiştir.
* Toplumsal Kutuplaşma: Askeri müdahaleler, toplumda kutuplaşmaya ve gerginliğe yol açmıştır. Farklı siyasi görüşler arasında hoşgörü ve uzlaşmacılık zayıflamıştır.
Askeriyenin Pozisyonu:
* Anayasal Rol ve Sorumluluklar: Türk Anayasası’na göre, TSK’nın temel görevi Türk milletinin bağımsızlığını ve vatan bütünlüğünü korumaktır. TSK, siyasi partiler veya siyasi liderlerle ilişkilendirilemez ve siyasi faaliyetlerde bulunamaz.
* Sivil-Asker İlişkileri: Türkiye’de sivil-asker ilişkileri her zaman sorunsuz olmamıştır. Askerin siyasete müdahalesi ve demokratik kurumlara saygısızlık gibi konularda zaman zaman tartışmalar yaşanmıştır. Son yıllarda bu alanda bazı reformlar yapılmış ve sivil-asker ilişkileri daha sağlam bir temele oturtulmaya çalışılmaktadır.
Sonuç:
Askerin Türkiye’deki darbelerdeki rolü, etkisi ve pozisyonu karmaşık ve tartışmalı bir konudur. Askeri müdahaleler, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal gelişmesini olumsuz etkilemiş ve demokrasinin gelişmesini sekteye uğratmıştır. Gelecekte darbelerin önlenmesi için sivil-asker ilişkilerinin güçlendirilmesi ve demokratik kurumların sağlamlaştırılması önemlidir.

@@@@@@@@

Türkiye’deki darbelerde Kemalistlerin ve Solcuların rolü, etkisi ve pozisyonu.

Türkiye’deki Darbelerde Kemalistlerin ve Solcuların Rolü, Etkisi ve Pozisyonu
Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca birçok askeri müdahaleye sahne olmuştur. Bu müdahalelerde Kemalistler ve solcular da önemli bir rol oynamıştır. Her iki ideolojinin de darbelere bakışı ve müdahalelerdeki etkisi farklıdır.
Kemalistler:
* Kurumsal Rol: Kemalistler, Türk Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisini temsil eden bir grup olarak, devletin ve ulusun bekasını korumak için askeri gücün kullanılmasını savunmuşlardır. Bu çerçevede, bazı Kemalistler, siyasi istikrarsızlık ve ulusal tehdit algısı durumlarında askeri müdahaleleri meşru görmüşlerdir.
* Darbelere Katılım: 27 Mayıs 1960 Darbesi’nde Kemalistlerin önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Darbenin liderleri arasında Milli Birlik Komitesi’nin başkanı Cemal Gürsel de yer almıştır. Bu darbe, Demokrat Parti’nin (DP) iktidardan indirilmesi ve Kemalist ideolojinin tekrar hâkim kılınması olarak yorumlanmıştır.
* Sonraki Darbelere Bakış Açısı: 12 Eylül 1980 Darbesi’ne bakış açısı ise Kemalistler arasında daha karmaşıktır. Bazı Kemalistler bu darbeyi sol hareketlerin tehlikesine karşı gerekli bir önlem olarak görmüşken, diğerleri bunu demokratik ilkelerin ihlali olarak eleştirdi.
Solcular:
* Karşı Çıkış: Sol görüşlü gruplar genellikle askeri müdahalelere karşı çıkmış ve bu müdahaleleri demokrasinin zayıflaması ve özgürlüklerin kısıtlanması olarak görmüşlerdir.
* Darbelere Tepki: 12 Eylül 1980 Darbesi’ne karşı sol hareketler yoğun bir şekilde protesto etmiş ve darbenin ardından birçok solcu tutuklanmış, işkence görmüş veya öldürülmüştür.
* Darbelere Karşı Mücadele: Sol görüşlü gruplar, askeri müdahalelere karşı mücadele etmek için çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Bunlar arasında yasa dışı örgütlenme, protestolar ve siyasi faaliyetler yer almaktadır.
Sonuç:
Türkiye’deki darbelerde Kemalistlerin ve solcuların rolleri ve etkileri karmaşık ve çok yönlüdür. Her iki ideolojinin de darbelere bakışı ve müdahalelerdeki konumları zaman içinde değişime uğramıştır. Darbelerin Türkiye’nin siyasi ve toplumsal gelişmesini olumsuz etkilediği ve demokrasinin gelişmesini sekteye uğrattığı açıktır. Gelecekte darbelerin önlenmesi için sivil-asker ilişkilerinin güçlendirilmesi ve demokratik kurumların sağlamlaştırılması önemlidir.

www.tesbitler.com

www.mehmetözçelik.com.tr

 




KARTON BARDAK

                                                              KARTON BARDAK

 

Hz. Ali, Neden, Niçin, Niye ve Nasıl gibi sorular olmasaydı ilim olmazdı, der.

İngiliz Yazar Simon Sinek de
Altın Çember modeli olarak bilinen ve Neden, Nasıl ve Neyi sorularına odaklanan bir iletişim ve liderlik stratejisi geliştirerek ün kazanmıştır. Bu modele göre, başarılı liderler ve kuruluşlar, önce “nedenlerini” (varoluş amaçlarını), sonra “nasıl” (hedeflerine nasıl ulaşacaklarını) ve en son “neleri” (ürün veya hizmetlerini) açıklamalıdırlar.
1. Neden, Niçin. Why
2. Nasıl, How
3. Ne, What

Bir bakanın kahve kartonu.
Şahsa değil, makama hürmet ve iltifat.

*‘Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti. Elinde kâğıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu. Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.

Derin bir nefes aldı ve “Biliyor musunuz ne düşünüyorum?” diye sordu, “Bu konferansta geçen yıl da hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana ‘business class’ bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah lobide, benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi. Özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim.”

Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti. “Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.” bir an durdu ve sonra” Dün buraya, kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum. Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Oteldeki odama, kendim çıktım.

Bu sabah otelden buraya, yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kâğıt bardağa kahveyi kendim doldurdum.” Seyirci gülmeye başlamıştı. “Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.”

Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. Alkışlar bitince de şunları söyledi; “Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir. Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. Çünkü aslında hep layık olduğunuz kâğıt bardaktır. “ (alıntıdır)

Yunus Emre:
“Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan”
*****
Sana ibret gerek ise, gel göresin bu sinleri
Ger taş isen eriyesin, bakıp görecek bunları

Şunlar ki çoktur malları, gör nice oldu halleri
Son ucu bir gömlek imiş, anında yoktur yenleri

Kani mülke benim diyen, köşk ü saray beğenmeyen
Şimdi bir evde yatarlar, taşlar olmuş üstünleri

Bunlar bir vakit beyler idi, kapıcılar korlar idi
Gel imdi gör, bilmeyesin, bey hangisidir ya kulları

Ne kapı vardır giresi, ne yemek varır yiyesi
Ne ışık vardır göresi, dün olmuştur gündüzleri

@@@@@@@

Ey Mevtâ!
Cengiz Numanoğlu

Düne kadar aboneydin harama;
Hep derdin ki: ” Sözüm geçer parama.”
Şimdi musallada, boşa arama;
Banka vezneleri yok tabutların,
Söyle, biraz avans versin putların! .

Tapular bıraktın, valiz dolusu,
Vârisler şimdiden, kurdular pusu.
Niye getirmedin? Hayret doğrusu;
Gerçi, bagajları yok tabutların,
Bir taksi tutardı, sana putların…

Yaşarken, sen de bir saplantı vardı;
Minâreler, sanki sana batardı.
Hele sabahları, tepen atardı;
Gördün ya.. Konforu yok tabutların,
Söyle de, bir döşek sersin putların!

Hani.. “Kur’ân” diyen, sence yobazdı,
Hani.. O yobaza, her zulüm azdı.
Az önce mezarcı, yerini kazdı;
Tahliye kapısı, yok tabutların,
Söyle de bir avukat, tutsun putların.

Ne kadar büyüktü dindara kinin.
Hacıya, hocaya uzardı dilin.
Konuşsana mevtâ! Bitti mi pilin?
Oksijen tüpleri yok tabutların,
Söyle de bir nefes versin putların.

”Uyandım” diyorsun, lâkin boşuna;
Gördün.. Bakmıyorlar hiç göz yaşına
”Ey mevtâ! . Kaldın mı, yalnız başına ”
İmdat düğmeleri, yok tabutların,
Üzülme.. Kurtarır (!) seni putların.

@@@@@@@

 

İSTASYONLAR VE DURAKLAR

 

Yokluktan varlığa, ezelden ebede uzanan istasyonlar.

Sonsuzluktan istasyonlara uğrayarak, müşteri indirip yeni müşteriler alarak gidiyoruz.
İstasyonlarda durarak birikimler elde ediyoruz.
İstasyonlar gelişim ve atlama, yükselme yerleridir.
Oralarda sınanıyor, sınavlardan geçiyoruz.
Ruhlar alemi en büyük istasyon.
İlk durak, ilk kalkış yeri.
Biletler oradan alınıyor, orada kesiliyor.
Kompartımanlar orada belirleniyor.
İniş ve biniş yerleri de.
Ana karnı bir istasyon, dünya bir istasyon, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık devreleri de ayrı birer istasyon.

-Musibetler ve saldırılar bizim kenetlenmemize, silkinmemize, netleşmemize ve kendimize gelmemize sebep oluyor.
Ancak bir zaaf noktamız var ki, çabuk unutuyor ve kendimizi dağıtıyoruz.
Bizler göçebe millet olduğumuzdan, zorlu dönemin zorlu insanlarıyız.
Zoru başarıyor, kolayda kaybediyoruz.
Denizi geçiyor, gölde boğuluyoruz.

 

– “Madem benî-Âdem kâinatın semeresidir. Nasıl ki bir harmanda başaklar dövülür, tasfiye neticesinde semereler istibka ve iddihar edilir. Binaenaleyh haşir meydanı da bir harmandır. Kâinatın başak ve semeresi olan benî-Âdem’i intizar etmektedir.” (Mesnevi-i Nuriye.Bediüzzaman.Sh.100)

 

DİNLE: https://www.youtube.com/watch?v=aXo9KjQHi6A

 

MEHMET ÖZÇELİK

09-07-2024

 

 

 

 

 




FELSEFE VE TUTARSIZLIKLARI

FELSEFE VE TUTARSIZLIKLARI

 

İdrak bir merdivendir. Sahibini yücelere taşır.
İdraksizlik ise derktir. Sahibini derekelere ve aşağılara iter ve atar.
@@@@@@
Felsefenin problemi maddeyi aşamayıp, maddede boğulmasıdır.
Yaratıcıyım maddenin içinde aramasıdır.
@@@@@@
Felsefede maddeye ezeliyet verenler, zamanın sabit olmayıp sanal olduğudur.
Şimdiki zaman aynı zamanda geçmiş ve gelecek zamanda bir müddet sonra şimdiki ve gelecek zaman olacaktır.
Oysa sonsuz olan Allah için tüm zamanlar aynıdır ve aynı andadır.
Manzarı ala gibi.
Onsuzda ne çıkarılan ve ne eklenirse eksilen ve artan bir şey olmaz.
@@@@@@@
Eşya, varlıklar zamanla mahiyetlerini kazanıyorlar.
Eşya eşyalarla, zaman ve mekanla, duyguları ve kullanımı yola hüviyet kazanır.
@@@@@@@
Nur olan güneşin doğuşuyla açığa çıkan eşya aynı zamanda mahiyet ve hüviyetini de açığa çıkarmış olur.
Necis pis kokarken, gül hoş kokar.
Çünkü bu durum onların tinet ve karakterinde ya mevcuttur veya oluşmuştur.
Suç güneşin değildir.
Parlak cisim yansıtmayı gerçekleştirirken, balçık bunu engeller, mani olup yansıtmaz.
Hava geçişi sağlarken, taş engeller.
Bir kısım güneş karşısında yumuşarken, diğeri sertleşir.
Renkler bu durumda renklerini ve kendilerini açık ederler.
İnsanlarda karakter bakımından böyledir.
Cimri ile cömert, sevimli ile sevimsiz, ilkeli ile ilkesiz, VS.
Tüm farklılıklar, zıt ve zıtlıklar, taraftarlık ve muhalefet ler ortaya çıkar, gerçek rengini göstermiş olur.
Tıpkı, “Fısk sebebiyle, fasıklar hakkında nur nara, ziya zulmete inkılap eder.” Evet, şemsin ziyasıyla, pis maddeler taaffün eder, kokar, berbat olur.”
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/isaratul-icaz/bakara-suresinin-yirmi-alti-ve-yirmi-yedinci-ayetlerinin/215
“seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyâsından bâzı maddeler, siyahlık ve taaffün alır; o siyahlık onun istidadına âittir. Fakat, o seyyiâtı çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden, yine Hak’tır. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hayırdır.”
https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/sozler/yirmi-altinci-soz/428
@@@@@@@@
Varlıkların tüm özellikleri onların çip mesabesinde olan spermlerinde mevcuttur.
Ve o sperm yoluyla nesiller boyu devam etmektedir.
Hz. Âdemden son evlada kadar zincirleme olarak, nikah yoluyla sağlıklı sürdüdülmektedir.
Zina ve gayrı meşru durumlar zincirin o halkalarını koparmakta, nesillerin sağlıklı devamına engel olmaktadır.

Bak. https://tesbitler.com/index.php?s=Felsefe+ 

*”İ’lem Eyyühel-Aziz! Halk-ı eşya hakkında ‘mûcibe-i külliye’ sâdık olmadığı takdirde ‘sâlibe-i külliye’ sâdık olur. Yani ya bütün eşyanın hâlıkı Allah’tır veya Allah hiçbir şeyin hâlıkı değildir. Çünkü eşyanın arasında muntazam tesanüd ile halk ve yaratmak, tecezziyi kabul etmez bir külldür, bâziyet yoktur. Ya mûcibe-i külliye olacaktır veya sâlibe-i külliye olacaktır. Başka ihtimal yok. Her şeyde illetin ademini tevehhüm eden vehmin vâhi hükmünde bir kıymet yok. Binaenaleyh edna bir şeyde Hâlıkıyet eseri göründüğü zaman, bütün eşyada tahakkuk eder.”

“Ve keza Hâlık ya birdir veya gayr-ı mütenahîdir, evsat yoktur. Zira Sâni’ vâhid-i hakikî olmazsa, kesîr-i hakikî olacaktır. Kesîr-i hakikî ise gayr-ı mütenâhîdir.”

“Maahaza nuru neşredenin nursuz, icad edenin vücudsuz, îcab ettirenin vücubsuz olması muhaldir.”

“Ve keza ilim sıfatını ihsan edenin ilimsiz, şuuru ihsan edenin şuursuz, ihtiyarı verenin ihtiyarsız, iradeyi verenin iradesiz, kâmil şeylerin sânii gayr-ı kâmil olduğunu telakki etmek muhaldir.”

“Ve keza aynı tersim, basarı tasvir ve nazarı tenvir edenin basarsız olduğunu düşünmek, ancâk basar ve basiretten mahrum olan adamın işidir. Maahâza masnûdaki kemalât, tamamen Sâni’deki kemalden akan bir feyizdir. Fakat kuşlardan yalnız sineği gören, tanıyan bir mikrop, kartalı gördüğü zaman ‘Bu kuş değildir.’ der. Çünkü sinekteki şeyler onda yoktur.”

*Yunus’un “Küçük İnsanlar Dengini, Büyük İnsanlar Kendini Arar” Sözü Üzerine Düşünceler

Yunus Emre’nin bu meşhur sözü, insan ruhunun iki temel eğilimini, bencilliği ve kendini keşfetme arzusunu vurgular. Küçük insanlar, yani bencil ve benmerkezci kişiler, kendi çıkarlarını ve arzularını tatmin edecek “dengini” ararlar. Bu arayış, maddi kazanç, statü veya güç gibi dışsal unsurlara odaklanır ve geçici bir tatmin sağlayabilir.
Ancak büyük insanlar, yani kendini keşfetmeye çalışan kişiler, bencilliğin ötesine geçerek ruhsal tatmin ve anlam arayışına girerler. Bu arayış, içsel bir yolculuk ve benlik keşfi gerektirir ve kişisel gelişim ve manevi olgunluğa yol açar.
Yunus’un sözleri, bencilliğin ve kendini keşfetmenin karşıtlığını vurgular. Küçük insanlar, dış dünyaya ve maddi tatminlere odaklanırken, büyük insanlar iç dünyalarına ve manevi arayışa yönelirler. Bu iki eğilim, insan ruhunun iki farklı yönünü temsil eder ve her iki eğilim de insan deneyiminin bir parçasıdır.
Kendini keşfetme yolculuğu kolay değildir ve zorluklarla doludur. Bu yolculuk, kişinin kendi zayıflıklarıyla yüzleşmesini, hatalarından ders almasını ve sürekli olarak kendini geliştirmesini gerektirir. Ancak bu zorluklara rağmen, kendini keşfetme yolculuğu büyük bir ödül getirir: Kişisel tatmin, anlam ve manevi olgunluk.
Yunus’un sözleri, bize bencilliğin tuzağından kaçınmamızı ve kendimizi keşfetmenin zorlu ama ödüllendirici yolculuğuna çıkmamızı hatırlatır. Bu yolculuk, bizi daha iyi insanlar ve daha anlamlı bir yaşam sürmemize yardımcı olabilir.
Yunus’un sözlerinin günümüzdeki önemi:
Yunus’un sözleri, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Hızlı ve maddiyatçı bir toplumda yaşıyoruz ve bencillik ve dışsal tatminlere odaklanma eğilimindeyiz. Yunus’un sözleri, bize bencilliğin tuzağından kaçınmamızı ve kendimizi keşfetmenin daha derin ve anlamlı bir yaşam sürmemize yardımcı olabileceğini hatırlatır.
Kendini keşfetme yolculuğu, kişisel bir arayış olmasının yanı sıra, daha adil ve merhametli bir dünya inşa etmemize de katkıda bulunabilir. Kendimizi ne kadar iyi tanırsak, başkalarını da o kadar iyi anlayabilir ve empati kurabiliriz. Bu anlayış ve empati, daha şefkatli ve dayanışmacı bir toplum inşa etmemize yardımcı olabilir.
Sonuç olarak, Yunus’un “Küçük İnsanlar Dengini, Büyük İnsanlar Kendini Arar” sözü, bize bencilliğin tuzağından kaçınmamızı ve kendimizi keşfetmenin zorlu ama ödüllendirici yolculuğuna çıkmamızı hatırlatan güçlü bir mesajdır. Bu yolculuk, bizi daha iyi insanlar ve daha anlamlı bir yaşam sürmemize yardımcı olabilir.

Bak: https://www.youtube.com/watch?v=SWGtsxir03k

08-07-2024

MEHMET ÖZÇELİK

www.tesbitler.com




EYVAH TÜRKLER GELİYOR

EYVAH TÜRKLER GELİYOR 

Eyvah Türkler geliyor, sözü tarihi Olarak nereden geliyor.

“Eyvah Türkler geliyor!” sözü, tarihi boyunca Avrupa’da yaygın bir korku ve endişe ifadesi olarak kullanılmıştır. Bu sözün kökeni, 11. yüzyılda Anadolu’ya göç eden ve Orta Doğu’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada hakimiyet kuran Türk boylarının Avrupa’daki fetih hareketlerine dayanmaktadır.
Türklerin hızlı ilerleyişi ve savaştaki becerileri, Avrupa halkları arasında büyük bir korku uyandırmıştır. Bu korku, özellikle de Bizans İmparatorluğu’nun zayıflaması ve 1453 yılında İstanbul’un fethi ile birlikte daha da artmıştır.
Zamanla “Eyvah Türkler geliyor!” sözü, sadece Türk ordularının yaklaşmasıyla değil, genel olarak tehlike ve belirsizlik durumlarında da kullanılmaya başlanmıştır. Bu söz, edebiyat eserlerine, tiyatro oyunlarına ve halk türkülerine girerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Sözün kullanıldığı bazı tarihi olaylar:
* 1529 Viyana Kuşatması: Osmanlı ordusu Viyana’yı kuşattığında Avrupalılar arasında büyük bir panik yaşanmış ve “Eyvah Türkler geliyor!” sözü yaygın olarak kullanılmıştır.
* 1683 İkinci Viyana Kuşatması: Osmanlı ordusunun Viyana’dan geri çekilmesi Avrupa’da büyük bir sevinçle karşılanmış ve “Türkler gidiyor!” sloganları atılmıştır.
* 19. yüzyıl Rus-Türk Savaşları: Rusların Osmanlı İmparatorluğu’na karşı kazandığı zaferler, Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman halklar arasında endişe yaratmış ve “Eyvah Ruslar geliyor!” sözü kullanılmaya başlanmıştır.
Günümüzde “Eyvah Türkler geliyor!” sözü, genellikle şaka veya ironi maksadıyla kullanılmaktadır. Ancak, bazı durumlarda hala korku ve endişe ifadesi olarak da kullanılabilmektedir.
Sözün farklı dillerdeki karşılıkları:
* İtalyanca: Mamma… Li Turchi!
* Yunanca: Φεύγα! Έρχονται οι Τούρκοι! (Fevga! Éρχονται oi Toúrkoi!)
* Rumca: Vai! Vin vin Turcii!
* Arnavutça: Vaje! Erdhën Turqit!
* Bulgarca: Олеле! Идват турците! (Olele! Idvat turtsité!)
Sonuç olarak: “Eyvah Türkler geliyor!” sözü, Avrupa tarihinde önemli bir yere sahip olan Türk fetih hareketlerinin ve Avrupa halkları üzerinde yarattığı korkunun bir yansımasıdır. Bu söz, günümüzde hala kullanılmakta ve farklı anlamlar taşımaktadır.

@@@@@@@

Avrupada Türk korkusu neden ileri geliyor?

Avrupa’da Türk Korkusunun Kökenleri ve Günümüzdeki Yansımaları
Tarihi Kökenler:
Avrupa’da Türk korkusu, yüzyıllar öncesine, Türk boylarının Orta Asya’dan göç edip Anadolu’ya yerleşmesine ve ardından Balkanlar’a doğru ilerleyişine kadar uzanmaktadır. 11. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla birlikte Türkler, Avrupa için önemli bir siyasi ve askeri güç haline gelmiştir.
Özellikle 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulması ve Balkanlar’da hızlı bir şekilde hakimiyet kurması, Avrupalılar arasında büyük bir korku ve endişe yaratmıştır. Osmanlı ordusunun güçlü savaş gücü, disiplinli yapısı ve hızlı ilerleyişi, Avrupa’nın güvenliğini tehdit eden bir unsur olarak görülmüştür.
Korku ve Önyargıların Oluşmasında Rol Oynayan Faktörler:
* Din Farklılığı: Türklerin çoğunluğunun Müslüman olması, Hristiyan Avrupalılar arasında dinsel bir korku uyandırmıştır. Bu durum, Haçlı Seferleri sırasında oluşan önyargıların da pekişmesine katkıda bulunmuştur.
* Bilgi Eksikliği: Avrupa’da Türkler hakkında doğru bilgi eksikliği yaygındı. Türkler, barbar ve vahşi olarak tasvir edilir ve Avrupa’nın uygarlığına tehdit oluşturduklarına inanılırdı.
* Propaganda: Osmanlı İmparatorluğu ile savaş halinde olan Avrupa devletleri, Türkleri kötülemek için yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmüştür. Bu propagandalar, Türkler hakkındaki olumsuz algıların daha da kökleşmesine neden olmuştur.
Günümüzdeki Yansımaları:
Türk korkusu, günümüzde hala Avrupa’da hissedilmektedir. Bu durum, İslamofobi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi problemlerle bağlantılıdır. Özellikle göç ve mültecilik gibi konularda Türkler, Avrupa’da ayrımcılık ve nefret söylemine maruz kalabilmektedir.
Ancak, son yıllarda Avrupa’da Türk toplumuna karşı daha olumlu bir bakış açısının da geliştiği gözlemlenmektedir. Eğitim ve kültür alışverişlerinin artması, Türk diasporasının aktif rol oynaması ve Türkiye’nin uluslararası alandaki yükselen gücü gibi faktörler, bu olumlu değişime katkıda bulunmaktadır.

Sonuç olarak: Avrupa’da Türk korkusu, karmaşık tarihi kökenlere sahip bir olgudur. Bu korku, günümüzde hala varlığını sürdürse de, değişen sosyo-politik koşullar ve artan iletişim sayesinde bu algının kırılması ve daha olumlu bir atmosfere geçiş mümkün olabilir.

 




SÜREGELEN BATI ESARETİ

SÜREGELEN BATI ESARETİ

Türkiye en az ifadeyle 300 yıldan beri özellikle son 60 yıldır batının esareti altında seyretmektedir.

1960 yılından beri 60 yılı aşkın bir süredir ABD- İsrail ve batının kontrolünde yaşamakta, dengesini ve kendisini bulamamaktadır.
Yüz yıldır da kimlik bocalaması yaşamakta, kendisini arama girdabında gelgitler yaşamaktadır.
Bir türlü kendisi olamamaktadır.
Ne doğru dürüst Batılı, ne de doğulu kalmaktadır.
Bir yandan batıyla köprüler kurmaya çalışıp bunu gerçekleştiremezken, diğer yandan da Doğu ve geçmiş ile olan bağlantılarını zayıflatıp hatta koparmaktadır.
İki arada bir derede şaşkın şaşkın dolaşmaktadır.
Arayış içerisindedir.
Aslında uzun süren bir kayıptan sonra, kaybettiklerini aramakta, aslını sorgulayıp, köklerine dönüş yapma çabasındadır.

*****************  

Yüz küsur seneler öncesinden bugüne kadar her dönemde devleti yönetmeye talip olanlar içinden şu zihniyette insanlar çıkmıştır,

İdare edilemeyecek bir büyük Osmanlıdansa, idare edilebilecek toprak kaybetmiş bir Osmanlı daha iyidir.
Veya idare edilemeyecek büyük bir Türkiye devletine sahip olmaktansa, küçük ve kendisine yetebilen bir Türkiye daha iyidir.
Öyle ki bu düşünceyle çok rahatlıkla doğuyu PKK’ya yani Ermeni ve İsrail’e vermeyi, batıyı da yunana ve batıya peşkeş çekme ihanetini gösterecek insanlar vardır.
İç Anadolu’ya sıkıştırılmış bir Türkiye.
Nusayri olan Esat ve onun gibi fesat içinde olan kimseler gibi.
Öyle ki, Esat için Nusayri azınlığın olup yönetildiği bir Suriye, içinde Sünni olan ve gidenlerin geldiği bir Suriye’den daha iyidir.
Az olsun benim olsun.
Küçük olsun bana kalsın.
15 Temmuz bunun bir provasıydı.
Esat için, Sünni Suriyeliler dışarı terörü ne ise, Bizdeki bir kısım ve kesimin, Suriyeliler Suriye’ye terör estirmesi aynıdır.
Hatta ondan daha tehlikeli olup, iç savaşı çıkarma amaçlıdır.
Kesinlikle onlar Türk kanını taşıyan kimseler olmayıp, çoğunlukla azınlık ve göçmen asıllıdır.

-Suriyeliler gitsin diyenlere bakın, mutlaka kendisinin de geçmişinde bir göçle geldiği görülecektir.

Zaten memleketimiz birçok muhaceretlere sahne olmuştur.
Bugün tüm dünyanın sahne olduğu gibi.[1]

-Yüz sene önce bizlere söylettirilen, Araplar bizi arkadan vurdu.

Araplara söylettirilen, Türkler gavur oldu sözünün zamanımızda benzer güncellenmiş hali ise,
Suriyeliler işimizi ve paramızı alıyorlar.
Suriyeliler terörist.
Suriyeliler geri dönmeli. VS.
Bizler için ise, saldırgan, kötü imaj verecek sözler.
Dün sözle oluşturulan kopukluklar, bugün kavga ile karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır.

-Bizde batının sefihini, doğunun, Arapların, İslam dünyasının Müslümanlarına tercih eden ve hatta bunu Müslümanlara karşı şiddet göstererek tepkide bulunan cahilliğin ötesinde adamlıktan uzak, kifayetsiz, hırçın, bu milletten olmayan, kan ve Doku uyuşmazlığı yaşayan kişiler var.[2]

-İslam’la kavgalı ve hazımsız, Cemil Meriç’in ifadesiyle, din düşmanı değil, İslam düşmanı, sözde aydın sıkıntısı var.

***************

Bugün ve gelecekte Batı zulmünün ve zulme ortaklığının bedelini ödüyor ve de ödeyecektir.

İngiltere, Fransa, Almanya, ABD, iç çatırdama, yıkılış ve kargaşalarla karşı karşıyadır.[3]

“İsrail ve ABD iş birlikçileri organize etti: Yakılacak evleri tek tek gösterdiler

Kayseri’de bir taciz olayını bahane ederek Suriyelilere ait ev ve iş yerlerini yakan vandallar, hangi adresleri yakacaklarını önceden belirlemiş. Güvenlik güçlerinin tespitlerine göre mahalleye önce Tokat ve Kayseri plakalı iki otomobil geldi. Araçlardaki bazı kişiler elleriyle ev ve iş yerlerini işaret edip “Bu Suriyelilerindir” dedi.
İlk paylaşımlar İstanbul’dan
Sosyal medyadaki paylaşımları izleyen Siber Daire Başkanlığı, taciz ile ilgili ilk paylaşımların İstanbul’dan yapıldığını belirledi. Bu tespit üzerine hareke geçen İstanbul Siber Suçlara Mücadele ekipleri birçok hesabı tespit etti. Bazı hesapların İYİ Parti, bazı hesapların da CHP teşkilatı tarafından kullanıldığını belirledi. Olayı kışkırtan ve taciz görüntülerini paylaşan bazı isimler gözaltına alındı.”[4]

-Musibetler ve saldırılar bizim kenetlenmemize, silkinmemize, netleşmemize ve kendimize gelmemize sebep oluyor.
Ancak bir zaaf noktamız var ki, çabuk unutuyor ve kendimizi dağıtıyoruz.
Bizler göçebe millet olduğumuzdan, zorlu dönemin zorlu insanlarıyız.
Zoru başarıyor, kolayda kaybediyoruz.
Denizi geçiyor, gölde boğuluyoruz.

 

*************  

-Dünya ve biz Kaht-ı Rical yaşadık.

Ziya Paşa yazdığı şu beyitte:

‘’Asiyab-ı devleti (devletin değirmenini) bir har (eşek) da olsa döndürür.’’

Şair Eşref’de Ziya Paşa’ ya yazdığı şu beyitle cevap verir:
‘’Asiyab-ı sengi’yi bir har da olsa döndürür,
Döndürür ama, mili kırar çarka saçar harabeye döndürür.’’
“….Döndürür ama, saçtığı su binlerce ocağı söndürür.”..

Neyzen Tevfik de Şair Eşref’in mısraına şöyle cevap verir:
‘’Öyle harlar koştular kim asiyab-ı devlete,
Birbirin çiğnemekten, dolab-ı devlet dönmüyor.’’

-Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele,

Devleti çerh-i denî verdi kamu mübtezele,

Şimdi ebvâb-ı saadette gezen hep hezele,

İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lemyezel’e. (3. Mustafa)

MEHMET ÖZÇELİK

06-07-2024

 

[1] https://tesbitler.com/index.php?s=G%C3%B6%C3%A7
https://tesbitler.com/index.php?s=Hicret

[2] Bak. https://tesbitler.com/2024/07/02/osmanli-donemi-istanbul-meczuplarindan-adam-ol-mehmed-efendi-ve-omer-seyfettin/

[3] https://www.haber7.com/yazarlar/zekeriya-say/3439005-kilise-mufredatindan-rahatsiz-degiller-ama

[4] https://www.yenisafak.com/gundem/israil-ve-abd-is-birlikcileri-organize-etti-yakilacak-evleri-tek-tek-gosterdiler-4630744




ATEŞİN ÇOCUKLARI YİNE DEVREDE

ATEŞİN ÇOCUKLARI YİNE DEVREDE

 

Yakmaya ayarlanmış.
Yıkmaya odaklanmış.
Sulh ve barıştan uzak.
Tıpkı PKK’nın silah bırakma sürecinde yaşanan provokasyonlar ve oynanan oyunlar bugünde aynen oynanmaya ve sergilenmeye başlamıştır.
Aynı el ve aynı oyun.
Kaos isteyenler gezi olaylarında olduğu gibi, bir taraftan bir ağacın kesilmesini bahane ederken, öbür taraftan yüzlercesinin kesilmesine göz yumdu.
Çünkü mesele ağaç değildi.
Bugünde Kayseri’de meydana gelen çirkin olay bahane edilerek, kamyonlarla getirilen Provokatörler ve onlara hazırlanan ortamlar ile ve yine eş güdümlü PKK’nın Suriye’de işi alevlendirip, Türk bayrağının indirilip tırların yakılması hassas karnımız olan yabancı düşmanlığı bir daha alevlendirilmeye ve iç kargaşa çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Allah fırsat vermesin.
Kan kokusu alan çakallar devrede.
Kana susamış vampirler kan akıtma peşinde.
Bu milletin maddi manevi gelişimini hazmedemeyen iç ve dış mihraklar, beslemeleri olan çapsız, maneviyatsız, işsiz, seviyesiz, kifayetsiz ve hırçın güruh olan azınlıklarla, çoğunluğu baskı altına almaya ve yönetmeye çalışmaktadırlar.
Millet olarak çektiğimiz onca acılardan ders çıkarıp, bu oyunlara gelmememiz gerekir.
Oyunu oynayanlar, senaryoyu da yazmakta, kurup kurgulamaktadırlar.
Piyonlar ve maşalar hazır.
Onlara kıvılcım yeterli, memleketi yakmak için.
Allah korkusu olmayan insandan her şey beklenir ve her şeyi yapar.
Irakla başlayıp Suriye ve Gazze ile devam ederek, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmeye çalışanlar, en büyük oyun ve kurgularını Türkiye üzerine oynamaktadırlar.
Bu oyunda Türkiye engel olarak görülmektedir.
Bunu hükümeti devirmekle, 15 Temmuzla, muhalefeti desteklemekle, belediyeleri ele geçirmekte yeterli derecede başaramayınca her türlü hırçınlığa tevessül etmektedirler.
Hak batıla galip gelecektir.
Bunu böyle bilin ateşin çocukları.[1]
Yakmaktan ve yıkmaktan zevk alan ey hizbu-ş şeytan topluluğu, şeytanın avaneleri.[2]
Evet her zamanki gibi Ateşin çocukları yine devrede.[3]

Bazen orman yakarak, bazen şehirleri yakarak ancak sürekli insanları yakarak.

Elbette eden bulur, eken biçer.

Buna Abd- İsrail- Batı ve İran’da dahil.

İran ettiğini ve ektiğini buluyor ve bulacak.[4] 

Terörü besleyenler mutlaka teröre kurban gideceklerdir. Besle kargayı, oysun gözünü, misali.

MEHMET ÖZÇELİK

02-07-2024

[1] https://tesbitler.com/2021/08/13/atesin-cocuklari/

[2] https://tesbitler.com/2024/07/02/osmanli-donemi-istanbul-meczuplarindan-adam-ol-mehmed-efendi-ve-omer-seyfettin/

[3] https://www.haber7.com/dunya/haber/3437830-irak-duyurdu-failleri-teror-orgutu-pkk

[4] https://www.haber7.com/siyaset/haber/3437730-turkiyeden-irana-bu-devam-ederse-vururuz-suleymaniyede-dikkat-ceken-teklif

 




OSMANLI DÖNEMİ İSTANBUL MECZUPLARINDAN ADAM OL MEHMED EFENDİ VE ÖMER SEYFETTİN

OSMANLI DÖNEMİ İSTANBUL MECZUPLARINDAN ADAM OL MEHMED EFENDİ

 

Tarihlerde Meczuplar hep bir Sır’mış.. Eski Osmanlı döneminde Osmanlı Evliyaları varmış.. Miskinler, tutunamayanlar, Mecnunlar ve Meczuplar; Deliler ve Divaneler… Daha bir çok kişiler. Ne meczupları varmış İstanbul’un Gönlünde taht kuran.. Onlara, Mekansız sultanlar, eski İstanbul meczupları denirmiş. Hatta Bunlar kitap haline getirilmiş ‘’VELİLER VE DELİLER, Tezkiretü’l Müteahhirin’’ diye..

Adı tarihte ‘’ADAM OL MEHMET EFENDİ’’ diye geçmektedir. Adam Ol Mehmed Efendi’nin Enteresan bir hikayesi var. Tanısın, tanımasın her gördüğü şahsa “Adam ol!” diye hitap eden bu meczup, kimseden bir yardım talep etmezmiş. Rivayete göre bir gün Sadrazam (Başbakan) Keçecizade Fuad Bey (1814-1868) Beykoz’da vapura binmek için bekliyormuş. Bu esnada Adam Ol Mehmed Efendi iskelede belirmiş. Sadrazam Fuad Bey, Adam Ol’un Parasızlıktan vapura binemediği için orada beklediğini anlamış. Fakat, kimseden bir şey kabul etmeyip, reddettiği için ona yardım edememiş. Sadrazam Fuad Bey, Adam ol Mehmed Efendiyi orada bırakarak, vapurla Eminönü’ne ulaşmış. Tam iskeleye adım atıyormuş ki karşısında Adam Ol Mehmed Efendi’yi görmüş. Şaşkınlıktan ne yapacağını ne diyeceğini bilememiş… Şaşkın şaşkın bakarken, kendisine gülümseyerek yaklaşmış Adam Ol Mehmed Efendi… Her zamanki gibi şöyle seslenmiş: “ADAM OL, ADAM!”

“Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” Bakara Suresi 155. Ayet

Sabır‘da ve Tevekkül‘de öyle hazineler gizlidir ki, Boğazı Vapursuz geçirir Adam olana!?ALlNTl

******************  

Ömer Seyfettin’den Piç Hikayesi

 

“Ömer Seyfettin asker bir yazardır, İstiklal savaşında birçok cephede savaşmıştır. Filistin cephesinde olan hatırasını okuyalım:


“Almanların yenilmesiyle savaş bitmiş mütareke imzalanmıştı Filistin’den çekiliyorduk birkaç arkadaş subayla karşı tarafın subaylarıyla çekilme işlerini görüşmek için görüşmeye gittik. Karşı tarafta Fransız üniformalı bir subay bana sık sık bakıyor gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir mana veremiyordum.

Fransız subay yerinden kalkıp bana doğru geldi ve nasılsın Ömer Seyfettin dedi. Beni nerden tanıyorsun ben bir yüzbaşıyım öyle tanınacak kadar üst düzey bir kumandan değilim dedim.

Ömer ben seninle İstanbul da askerî lisede beraber okudum ben falancayım deyince hayretler içinde baktım hatırladım. Hep dini Kur’an-ı eleştiren Osmanlıyı devamlı kötüleyen vatan bayrak sevgisi olmayan bir öğrenci idi amma yine de Fransız subayı olması normal değildi.
Peki, nasıl böyle oldun dedim.

Dedi ki: Ne zaman bir savaş olsa Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyordu. Türkler kaybetse zarar görse içimde bir sevinç oluyordu, çoğu zaman kendimi ayıplıyor neden böyleyim diyordum. Bir gün Anneme ısrarla bunun sebebini sordum.

– Dayanamayacağım anlatayım dedi. İstanbul hastanesinde görevli bir Fransız doktor vardı hastaneye gidip gelirken onunla birlikte oldum ve sen o Fransız doktorun oğlusun babanın bundan haberi olmadı, şimdi sen öğrendin dedi.

Zaten babam zannettiğim çoktan ölmüştü. O hastaneye gittim şu tarihte burada çalışmış şimdi Fransa’ya dönmüş olan şu isimli doktorun adresi var mı dedim, adresi verdiler. Fransa’ya gittim babamı buldum. Olanları, Annemin sözlerini söyledim. Her şeyi unutmadım, anneni gerçekten sevmiştim dedi ve beni kabul edip nüfusuna yazdırdı. Fransız okullarında eğitimimi tamamladım ve gördüğün gibi bir Fransız subayı olarak karşındayım Ömer Seyfettin dedi.

Şimdi ben milletini bayrağını dinini eleştirenleri gördükçe acaba onlar da böyle piç mi diye düşünüyorum.???

Ömer Seyfettin

************  

Kan yine o kan.


“Kan yine o kandır” sözü, Türk kültüründe ve edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Bu sözün farklı anlamları ve yorumları olsa da, genel olarak şu şekilde özetlenebilir:
* Atalarımızın kanı, damarlarımızda dolaşan kanla aynıdır. Bu söz, Türk milletinin köklü bir geçmişe ve şanlı bir tarihe sahip olduğunu, atalarımızın bize miras bıraktığı değerleri korumamız gerektiğini vurgular.
* Türk milletinin karakteri ve fıtratı değişmez. Bu söz, Türk milletinin cesur, fedakar, bağımsızlıkçı ve adaletsever bir millet olduğunu, bu değerlerden asla taviz vermeyeceğini ifade eder.
* Zorluklar karşısında asla pes etmeyiz. Bu söz, Türk milletinin zorluklar karşısında asla pes etmediğini, her zaman mücadeleye devam ettiğini ve zaferler kazandığını dile getirir.
“Kan yine o kan” sözü, milliyetçi duyguları coşturan ve Türk milletinin birliğini ve beraberliğini pekiştiren bir sözdür. Bu söz, birçok şiir, şarkı ve türküde yer almış, milliyetçi mitinglerde ve törenlerde sıklıkla kullanılmıştır.
Sözün tam anlamı ve yorumu, kullanıldığı bağlama göre değişebilir. Ancak, genel olarak Türk milletinin köklü geçmişini, şanlı tarihini ve değişmez karakterini vurgulayan bir söz olduğunu söyleyebiliriz.
“Kan yine o kan” sözünün kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu dönemde Türk milleti, birçok zorlukla ve tehlikeyle karşı karşıya kalmıştır. Bu söz, bu zorluklara rağmen Türk milletinin asla pes etmeyeceğini ve atalarının izinden gideceğini ifade etmek için kullanılmış olabilir.
“Kan yine o kan” sözü, günümüzde de Türk milleti tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Bu söz, milliyetçi duyguları coşturmak, Türk milletinin birliğini ve beraberliğini pekiştirmek ve atalarımızın bize miras bıraktığı değerleri korumak için kullanılmaktadır.

@@@@@@@@

“Hakiki Türkler zulmetmez”

“Hazret-i Üstad, iman nuruyla baktığı için Anadoluyu çok severdi. İslâmın ileri karakolu olarak bakardı Türkiye’ye… Ve burada meskûn ahaliye kalbinin tâ derinliğinden şefkat gösterirdi. Türk milletini çok severdi.”

” ‘Ben bakıyorum; kim bana zulmediyor, dikkat ediyordum, onlar katiyen Türk değillerdir. Çünkü, hakiki Türklerde zulmetmek damarı yoktur. Bana zulmedenler, Türklük perdesi altına girmiş başka millettendir, ‘ ve ‘ Her milletten ziyade yüksek bir haslet, bir manevi kahramanlık Türklerde görüyorum.’ derdi.”

“Bir gün, Eskişehir’de, Yıldız Otelinin üst katında Hazret-i Üstad’ın odasında hizmetindeydik. Bir kuşluk vakti idi. Beş adet jet uçağı otelin üstünden şiddetli ses çıkararak geçtiler. Pencereler de açık idi. Hazret-i Üstad gülümseyerek, ‘İnşaallah bunlar bir zaman İslâmiyete büyük hizmetler edecekler.’ dedi. Ve ilaveten, ‘Sungur, askeriyede bir ruh var. O ruh, benimle dosttur. Bilmiyorum, ya o bir kişidir veya cemaattir; sağdır ve ölüdür; velîdir veya kutubdur. Bilmiyorum, fakat bir ruh var ki; o ruh benimle dosttur.’ diye beyanda bulundular.”[1]

 

*****************  

*Kininizde boğulun. 

Tinet aynı tinet.[2] 

Katranı kaynatsan 

Olur mu Şeker, Cinsi batasıca Cinsine Çeker.

Gel de bu zihniyetle normalleş!

*Türkiye’nin yüz yıllık problemi ve kavgasını işte bu haber ve bu cümle açıklıyor.

Doku, kan, yapı uyuşmazlığından ve ittifakın temelde çürük olduğunu gösteriyor.
“Muhalefet yandaşı TELE 1 ekranlarında açıklamalarda bulunan Hukukçu Salim Şen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un ‘Peygamberimiz’ sözünden rahatsız oldu. Haddini aşan eleştirilerde bulunan Salim Şen, “Tarafsız olması gereken Adalet Bakanı “peygamberimiz” sözünün herkesin kişisel dünyasında peygamberidir. Ama lâik Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı özel bir koruma altına alamaz. Tarafsız kalır susar” ifadelerini kullandı.”
İşte yüz yıldır Türkiye’de sivri uçlu yüzde bir bile etmeyen azınlık azgınlığın, yüzde doksan dokuz olan Müslümana hakimiyet taslaması.
Bu ur tedavi edilemez bir urdur.
Vücuttan atılması veya vücudun bunu atması gerekir.
Zira bu ur, kanserli bir urdur.

-Maalesef zihin fukara olunca, akıl ukala olurmuş. 

-HEM KİFAYETSİZ HEM HIRÇIN

Türkiye’de bu iki ehliyetsiz insan tipleri borazanlık yapmaktadır.

*Türkiye’den İsrail’e giden Yahudi vatandaşları, Gazze’de Müslümanlarla savaşıyor![3] 

 

[1] https://sorularlarisale.com/ben-bakiyorum-kim-bana-zulmediyor-dikkat-ediyordum-onlar-katiyen-turk-degillerdir-cunku-hakiki-turklerde-zulmetmek

[2] https://www.haber7.com/guncel/haber/3437701-chpli-gokhan-gunaydinin-imam-hatip-nefretine-mustafa-varanktan-sert-tepki

https://www.yenisafak.com/gundem/hz-muhammede-hakaret-eden-diamond-temaya-destek-chpden-geldi-4628228

[3] https://www.youtube.com/watch?v=cvLbw7W0Fds