ÜÇ HAL, ÜÇ AKIBET: KUR’AN AYNASINDA İNSAN SİMALARI

ÜÇ HAL, ÜÇ AKIBET: KUR’AN AYNASINDA İNSAN SİMALARI

Kâinat, zıtların ahengiyle dokunmuş muazzam bir halı gibidir. Fakat bu halı üzerinde yürüyen “insan”, iradesiyle ya bu nakışı tamamlayan bir usta ya da o iplikleri söküp atan bir bozguncudur. Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, asırların ötesinden insan ruhuna bir ayna tutar. Bu aynaya bakanlar, simalarındaki çizgilerde üç farklı karakterin izini görürler. Tarih boyunca sahne hiç değişmemiş, sadece kostümler değişmiştir. İşte “İfsat”, “Islah” ve “Tereddüt” ekseninde insanın karakter haritası:

1. Müfsit Karakter: Kaosun Mimarları
(Fıtratı Bozan, Ene’sine Tapanlar)
Müfsit; ruhundaki nizamı kaybetmiş, içindeki kaosu dış dünyaya “medeniyet” diye yutturmaya çalışan trajik bir karakterdir. Onun psikolojisinin merkezinde “Ene” (Benlik) putu vardır. Kendini kâinatın merkezine koyan bu tipoloji, arzusuna (hevasına) engel olan her mukaddesi yıkmaya yeminlidir.
Kur’an’ın en çarpıcı tesbiti şudur: Bu karakter, zehir sunarken dahi “Size şifa getiriyorum” der. Münafıkların şahsında somutlaşan bu hal, bir **”maskeli balo”**dur. Dilleri baldan tatlıdır, belagatleri göz kamaştırır; lakin kalpleri viranedir. Müfsit, bir kanser hücresi gibidir; bedenin (toplumun) gıdasını çalarak büyür, büyüdükçe öldürür.
Tarihte Firavun, “Ben sizin en yüce Rabbinizim” derken, aslında Nil’in sularını kana bulayan bir müfsitti. Karun, “Bu serveti ben ilmimle kazandım” derken, iktisadi nizamı bozan bir bozguncuydu. Bugünün müfsidi ise, “özgürlük” adı altında aileyi dağıtan, “kazanç” adı altında faizle emeği sömüren, “tabiatı fethetmek” adı altında dünyayı yaşanmaz hale getirendir. Onun olduğu yerde huzur (sekine) kaçar, emniyet kaybolur.

2. Muslih Karakter: Ruhun Mimarları
(İmar Eden, Derd-i Maişet Değil Derd-i Hakikat Taşıyanlar)
Kaosun panzehiri, “Muslih”tir. O, sadece “iyi insan” (Salih) değildir; aynı zamanda “iyileştiren insan”dır. Salih kendisi için yaşar, Muslih ise başkası için yanar.
Muslih karakterin psikolojisi, “Diğerkâmlık” ve “Mesuliyet” üzerine kuruludur. O, yanan bir evi gördüğünde “Bana ne?” diyemeyen, elindeki bir kova suyla ateşe koşandır.
Peygamberler, bu karakterin zirvesidir. Hz. Muhammed (s.a.v.), cahiliye bataklığında kız çocuklarını diri diri gömen bir toplumu, karıncayı incitmekten korkan bir medeniyete dönüştürmüştür. Bu, kılıçla değil, şefkat ve hikmetle yapılan bir “ıslah” hareketidir. Muslih, yıkılanı yapar, kırılanı onarır, küseni barıştırır. Onun dokunduğu yerde çorak toprak yeşerir.
Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, onlar; “Hayat-ı dünyeviyesini feda edecek derecede bir fedakârlık” sahibidirler. Çünkü bilirler ki; imar etmek, imha etmekten zordur. Taş üstüne taş koymak, sabır ve sebat ister. Muslih, kaosu nizama çeviren manevi bir simyacıdır.

3. Mütereddit Karakter: Rüzgâr Gülleri
(Arafta Kalanlar, Uçurum Kenarında İbadet Edenler)
Ve üçüncü grup… Belki de en kalabalık, en acıklı zümre: Müteredditler.
Ne tam müfsit olup zulme cüret edebilirler, ne tam muslih olup fedakârlığa yanaşırlar. Onların karakteri “korku” ve “menfaat” sarkacında sallanır.
Kur’an, onları “uçurumun kenarında ibadet edenler” olarak resmeder. Rüzgâr nereden eserse, yönleri orasıdır. İşleri yolunda gittiğinde “Allah kerimdir” derler; bir musibet veya imtihan geldiğinde ise yüz çevirip isyan ederler. Şahsiyetleri oturmamış, omurgaları zayıftır.
Mütereddit karakter, rengini bulunduğu kaptan alan su gibidir. Müminlerin yanında “Biz sizdeniz”, kâfirlerin yanında “Biz sizinle beraberiz, onlarla alay ediyoruz” derler. Bu “ikiyüzlülük” değilse bile, derin bir “şahsiyetsizlik”tir. Kararsızlık, onların cehennemidir. Ne dünyanın hazzını tam alabilirler ne de ahiretin huzuruna erebilirler. Arafta kalmak, ateşin kendisi kadar yakıcıdır.

Hülasa ve Netice-i Kelam
Ey İnsan!
Aynaya bak ve kendine sor:
Yıkanlardan mısın, yapanlardan mısın, yoksa seyredenlerden misin?
Müfsidin kibriyle mi, Muslihin tevazusuyla mı, yoksa Mütereddidin korkusuyla mı nefes alıyorsun?
Unutma ki; tarih “kararsızları” yazmaz. Levh-i Mahfuz’da ise sadece iki saf vardır: Hakkı tutup kaldıranlar ve batılın çamurunda boğulanlar.
Tercih senindir; ya fıtratını ıslah edip “Eşref-i Mahlukat” olacaksın ya da ifsat edip kendi kıyametini koparacaksın.

MAKALENİN ÖZETİ
Bu makale, Kur’an’ın ışığında insan karakterlerini üç ana kategoride tasnif ve tahlil etmiştir:
* Müfsit Karakter: Enaniyet ve kibir bataklığında, “yapıyorum” zannıyla yıkan, toplumsal ve ahlaki nizamı bozan kaos üreticileri (Münafık/Kafir profili).
* Muslih Karakter: Varlığını imar ve ihyaya adamış, peygamberi bir ahlak ile bozulanı düzelten, fedakâr ve yapıcı şahsiyetler (Mümin/Muhsin profili).
* Mütereddit Karakter: İman ile inkar, menfaat ile hakikat arasında bocalayan, rüzgâra göre yön değiştiren, şahsiyet zaafiyeti içindeki zayıf tipler.
Yazı, kurtuluşun ancak mütereddit halden sıyrılıp, aktif bir “Muslih” olmakla mümkün olacağını vurgulamaktadır.

KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER

1. Müfsit Karakterin Aldatmacası:
> “Onlara, ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.” (Bakara Sûresi, 11-12. Ayetler)
>
2. Müfsitlerin Sözü ve Özü (Psikolojik Tahlil):
> “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. Üstelik sözünün özüne uyduğuna Allah’ı da şahit tutar. Halbuki o, düşmanların en yamanıdır. (Senin yanından) ayrılınca, yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini ve nesli yok etmek için çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Sûresi, 204-205. Ayetler)
>
3. Muslih Karakterin Vasıfları:
> “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Âl-i İmrân Sûresi, 110. Ayet)
>
4. Mütereddit (İki Arada Kalan) Karakter:
> “Onlar, iman ile küfür arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (mü’minlere) bağlanırlar ne de şunlara (kâfirlere). Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona bir çıkış yolu bulamazsın.” (Nisâ Sûresi, 143. Ayet)
>
5. Menfaatperest Müteredditler (Uçurum Kenarı):
> “İnsanlardan kimi de Allah’a kıyıdan kıyıya (şüphe içinde) kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, buna pek memnun olur. Başına bir belâ gelirse, yüz üstü dönüverir (dinden çıkar). O, dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hac Sûresi, 11. Ayet)
>

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O8/02/2026