VİCDAN TERAZİSİ VE KAYBOLAN BEREKET
VİCDAN TERAZİSİ VE KAYBOLAN BEREKET
Zorlu bir küresel salgın sürecinden geçtik. Ancak bu musibetin, sadece bedenlerimize değil, ahlakımıza ve ticari hayatımıza da sirayet ettiği acı bir gerçektir. Hastalık geçti lakin cemiyetin güven duvarlarında açtığı gedikler kapanmadı; aksine derinleşti. Eskiden “söz senettir” denilen çarşılarımızda, şimdilerde itimat, mumla aranan bir hazineye dönüştü.
Bililhassa son dönemde, ticaretin “ahilik” ruhundan sıyrılıp, vahşi bir “kazanma hırsına” teslim olduğuna şahitlik ediyoruz. Eskiden sabah siftahını yapan esnafın, gelen ikinci müşteriyi “Ben siftahımı yaptım, komşum daha yapmadı, ondan alışveriş yapınız” diyerek geri çevirdiği o yüksek fazilet, yerini “Daha çok, hep bana” diyen bir enaniyete ve açgözlülüğe bıraktı.
Hele ki mübarek Ramazan ayı yaklaşırken karşılaştığımız manzara, vicdanları kanatan bir tezat, izahı mümkün olmayan bir garabettir. Yılbaşı gibi, inancımızla ve kültürümüzle alakası olmayan günler yaklaşırken dükkan camlarını “Büyük İndirim”, “Kampanya” yazıları süsler. Lakin rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan’ın gölgesi düştüğünde, aynı etiketlerin insafsızca değiştirildiğini, fiyatların katlandığını görüyoruz. Bu, sadece ticari bir kurnazlık değil, aynı zamanda bu mübarek zamana karşı işlenmiş bir hürmetsizliktir.
Halbuki Ramazan, paylaşmanın, tokun açın halinden anlamasının talimi değil midir? Hangi vicdan, oruç tutacak bir ailenin sofrasına koyacağı zeytine, peynire veya bir parça ete, sırf talep arttı diye fahiş fiyat koymayı kabul eder? Bakanlığın kestiği cezalar, mühürlenen dükkanlar caydırıcı olabilir; lakin kalplerdeki “Allah korkusu” ve “kul hakkı” endişesi kaybolmuşsa, zahiri tedbirler yaraya merhem olamıyor. Zira fiyat düştüğünde değil, ceza geldiğinde dahi fiyatı yükselterek telafi etmeye çalışmak, kalpteki merhamet damarının kuruduğuna işarettir.
Peki, bu hırsla, aldatarak, fırsatçılık yaparak kazanılan paranın akıbeti ne olur?
Evvela bilinmelidir ki; “Hırs, sebeb-i hasarettir.” Yani hırs, zarara, kayba sebeptir. İnsan hırs ile rızkın peşine düştükçe, bereketi kaçırır. O fazladan kazanıldığı sanılan paralar, ya bir hastalıkla, ya bir musibetle veya huzursuzlukla o haneden çıkar gider.
Bir esnaf düşünün ki, hileli teraziyle veya fahiş fiyatla kazandığı parayla evine ekmek götürüyor. O ekmek, çocuklarının kursağından geçerken onlara şifa olur mu? Yoksa manevi bir zehir olup, evlatlarının huyunu, ahlakını ve istikbalini mi karartır? Haram lokmayla beslenen bedenden, salih amel ve hayırlı nesil beklemek beyhudedir. “Mideye giren ateş”, hanedeki huzuru yakar, kül eder.
Hani ecdadımızda “Pabucu dama atılmak” tabiri vardır. Ahilik teşkilatında, hile yapan, fahiş fiyatla mal satan veya ayıplı malı müşteriye veren esnafın pabucu, ibret olsun diye dükkanının damına atılırdı. Bu, o esnaf için en büyük züldü, en büyük utançtı; çünkü artık kimse ona güvenmez, alışverişi keserdi. Bugün damlar pabuçla dolup taşsa yeridir; lakin o utancı duyacak yüz, o hatadan dönecek kalp lazımdır.
Rızık, Allah’ın taahhüdü altındadır. Kimse rızkından azını yemez, ecelinden önce de ölmez. Etiketleri değiştirirken Allah’ın Rezzak (rızık veren) ismini unutanlar, bereketi rakamlarda değil, kanaatte aramalıdır. Ramazan’ı fırsat bilip cebini doldurmaya çalışanlar, aslında ahiretlerini iflas ettirdiklerinin farkında değillerdir.
Esnaflık sadece mal alıp satmak değil, aynı zamanda bir güven müessesesidir. Terazinin bir kefesinde dünya malı, diğer kefesinde ahiret hesabı vardır. Ramazan gelmeden fiyatları sabitleyen, “Bu ayda da milletim ucuza yesin” diyen o bir avuç vicdanlı esnaf ise, bu karanlık tabloda parlayan birer yıldız gibidir. Allah onların kazancına, malına ve ömrüne bereket versin. Diğerlerine de tez zamanda insaf ve merhamet ihsan eylesin.
Unutulmamalıdır ki; kefenin cebi yoktur ve ilahi mahkemede hileli teraziler geçmez.
MAKALE ÖZETİ
Salgın sonrası toplumda güven duygusu ağır yara almış, ticari hayatta ahilik ahlakı yerini kontrolsüz bir hırsa bırakmıştır. Özellikle Ramazan ayı yaklaşırken, yılbaşındaki indirimlerin aksine fiyatların fahiş oranda artırılması, manevi değerlere saygısızlık ve fırsatçılıktır. Devletin kestiği cezaların ötesinde, asıl mesele vicdanlardaki merhamet eksikliğidir. Hırsla ve hileyle kazanılan paranın bereketi olmayacağı gibi, bu haram kazanç aile huzurunu ve nesillerin ahlakını da bozar. Rızkın Allah’tan olduğu unutulmamalı, ticaret ahiret hesabı gözetilerek yapılmalıdır.
KONUYLA ALAKALI AYETLER VE MEALLERİ
* (Mutaffifin Suresi, 1-3. Ayetler): “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında tam ölçerler. Kendileri başkalarına vermek için ölçüp tarttıklarında ise haksızlık ederler (eksiltirler).”
* (Bakara Suresi, 188. Ayet): “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.”
* (Hud Suresi, 85. Ayet): “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.”
* (Tekasür Suresi, 1-2. Ayetler): “Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.”
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O7/02/2026