SANAL EŞKIYALIK VE CAYDIRICI ADALETİN GEREKLİLİĞİ
SANAL EŞKIYALIK VE CAYDIRICI ADALETİN GEREKLİLİĞİ
Zamanın çarkları döndükçe, imtihanın şekli de, günahın libası da değişiyor. Eskiden dağ başlarında yol kesen eşkıyalar, şimdilerde dijital ağların karanlık dehlizlerinde pusu kuruyor. İçişleri Bakanlığı’nın da ifade ettiği üzere; kapı kıran, pencere zorlayan hırsızlık azalırken, insanların iyi niyetini, korkularını ve cehaletini sermaye yapan “sanal dolandırıcılık” ne yazık ki bir veba gibi yayılıyor.
Bugün hapishanelerimiz, sayıları 400 bini aşan mahkumla dolup taşmış durumda. Lakin bu kalabalık, vicdanları rahatlatan bir adaletin tecellisinden ziyade, suçun bir nevi “meslek” haline geldiği, hırsızın daha büyük hırsızlıklar için plan yaptığı bir mektebe dönüşmüştür. Bizzat hapishaneye derse gittiğimde şahit olduğum bir olay; “Hapisten çıkar çıkmaz soyacağı marketi planlayan” dört hırsızın daha ilk haftasında çıktığında bir marketi soyma planı ve hali, mevcut ceza sisteminin ıslah edici vasfını yitirdiğinin en acı isbatıdır. “Bir kere lekelendim” diyerek fıtratındaki temizliği unutan ve suç bataklığına daha çok saplanan bu güruh için, sadece hürriyeti bağlayıcı cezalar kafi gelmemektedir.
Zira hırsızlık ve dolandırıcılık, temelinde “hırs” ve “kolay kazanç” hastalığına dayanır. Bediüzzaman Hazretleri’nin; “Hırs, sebeb-i hasarettir (zarar ve kayıp sebebidir)” şeklindeki muazzam tesbiti, burada manidar bir hakikati haykırır. Ancak bu hasaret, sadece manevi bir kayıp olarak kalmamalı, dünyada da suçlunun canını yakacak maddi bir bedele dönüşmelidir.
Mademki bu vicdan fukarası insanlar, başkasının alın terine, birikimine, çoluk çocuğunun rızkına göz dikiyor; o halde cezası da “cinsinden” olmalıdır. Hapis yatıp çıkmak, bu devirde ne yazık ki bir caydırıcılık taşımıyor. Bilakis, içeride kurulan “suç kardeşliği” ile dışarıya daha azılı birer suç makinesi olarak dönüyorlar.
Çare bellidir: Hakime geniş bir salahiyet tanınmalı, dolandırıcının gasp ettiği meblağın on katından elli katına kadar ağır bir tazminat ve ceza, derhal tahsil edilmelidir. Bir masumun 100 lirasını çalan, cebinden 5.000 lirasının çıkacağını, bütün mal varlığının, hatta istikbaldeki kazancının dahi tehlikeye gireceğini bilmelidir. “Mal canın yongasıdır” der atalarımız. Başkasının “yongasını” kesenin, kendi kökü kurutulmalıdır. Caydırıcılık, ancak suçlunun göze alamayacağı bir kayıpla mümkündür.
İnsanımız, “Polisiz, Savcıyız” yalanlarıyla korkutulup elindekiler alınırken, devletin, bankaların ve kurumların sadece “Dikkatli olun” ikazlarıyla yetinmesi kafi değildir. Sistem, vatandaşın gafletine değil, suçlunun cüretine mani olacak şekilde tahkim edilmelidir. Güven, mülkün temelidir. Eğer vatandaşın devlete ve adalete olan itimadı sarsılırsa, o toplumda huzurdan bahsetmek imkansız hale gelir.
Allah korkusunun ve ahiret inancının zayıfladığı, kalplerin katılaştığı bu ahir zamanda; kanunların pençesi, mazlumun ahını yerde bırakmayacak kadar keskin ve sert olmalıdır. Zira merhamet, zalime yapıldığında mazluma ihanettir. Dolandırıcıya gösterilecek her müsamaha veya yetersiz her ceza, yeni kurbanların vebali demektir.
Netice-i kelam; hırsızın elini kolunu sallayarak gezdiği değil, yaptığı haksızlığın bedelini misliyle ödeyerek “pişmanlık ateşiyle” yandığı bir adalet nizamı, huzurun yegane şartıdır.
MAKALE ÖZETİ
Geleneksel hırsızlığın yerini alan dijital dolandırıcılık, toplumun güven duygusunu ve iyi niyetini istismar etmektedir. Hapishanelerin doluluğu ve suçluların ıslah olmak yerine içeride yeni suç planları yapmaları, mevcut hapis cezalarının caydırıcı olmadığını göstermektedir. Hırs ve açgözlülükle başkasının malına göz dikene verilecek en etkili ceza, dolandırdığı meblağın 10 ila 50 katı kadar ağır para cezası olmalıdır. Devlet ve kurumlar güvenlik tedbirlerini artırmalı, adalet mekanizması ise suçluyu maddi olarak çökertecek yetkilerle donatılmalıdır. Çünkü zalime merhamet, mazluma ihanettir.
KONUYLA ALAKALI AYETLER VE MEALLERİ
* (Nisa Suresi, 29. Ayet): “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.”
* (Bakara Suresi, 188. Ayet): “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.”
* (Maide Suresi, 38. Ayet): “Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Not: İslam hukukunda bu ceza, caydırıcılığın en üst perdesini temsil eder ve toplumun mal emniyetini sağlamayı hedefler.)
* (Şu’ara Suresi, 183. Ayet): “İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın (böylece onları eşyalarından ve değerlerinden yoksun bırakmayın). Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O7/02/2026