EN BÜYÜK ZULÜM: MABETLERİN KİLİDİ VE VİCDANLARIN ZİNDANI

EN BÜYÜK ZULÜM: MABETLERİN KİLİDİ VE VİCDANLARIN ZİNDANI

Kâinatın kalbi, zikir ile atar. İnsan, bu muazzam âlemde Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek için yaratılmış eşref-i mahlukattır. Bu kulluğun nişanesi, tevhidin bayrağı ve müminlerin “Allah” diyerek bir araya geldiği mukaddes mekânlar ise mescitlerdir. İşte bu yüzden, Kur’an-ı Kerim, zulmün en şiddetlisini, en dehşetlisini tarif ederken; ne cana kıymayı ne malı gasp etmeyi ne de sürgün etmeyi ilk sıraya koyar. İlahi hüküm gayet açıktır: “Allah’ın mescitlerinde O’nun isminin anılmasını meneden ve onların harabına (yıkılmasına) koşandan daha zalim kim vardır?” (Bakara, 114).
Bu ayetteki “daha zalim kim vardır?” suali, cevabı içinde saklı bir “istifham-ı inkârî”dir. Yani, “Yeryüzünde ondan daha zalimi, daha gaddarı, daha vicdansızı yoktur!” hükmünü perçinler. Zira bir insanın maddî hayatına kastetmek bir cinayet ise, onun manevi hayat damarlarını kesmek, Rabbiyle olan irtibatını koparmak, ebedi hayatını karartmak bin cinayettir. Mabetleri yıkmak, sadece taş ve tuğlayı devirmek değil; bir milletin hafızasını, ruhunu ve istikbalini enkaz altında bırakmaktır.
Tarih şahittir ki, Nemrutlardan Ebrehelere, Romalılardan Moğollara kadar nice mütecavizler, Allah’ın nurunu söndürmek için mabetlere saldırmıştır. Lakin bu coğrafyanın çocukları için en acı hatıra, en derin yara; dışarıdan gelen düşmanın değil, içeriden neşet eden “bozuk ve zalim bir zihniyetin” tahribatıdır. Yakın tarihimizde, o karanlık devirlerde; binlerce caminin kapısına kilit vurulmuş, minareler ezan-ı Muhammedî’ye hasret bırakılmıştır.
Düşünün ki; Allah’ın evi olan, secde edilen, “Sübhane Rabbiyel A’lâ” sadalarının yankılandığı mukaddes mekânlar; bir devrin idarecileri tarafından ahıra çevrilmiş, hayvanların barınağı yapılmıştır. Kimisi depo olarak kullanılmış, kimisi şahsi mülk gibi gayrimüslimlere satılmış, kimisi ise -hafazanallah- meyhane yapılarak en süfli emellere alet edilmiştir. On sekiz yıl boyunca, semaların süsü, İslam’ın şiarı olan Ezan-ı Muhammedî “Tanrı uludur” garabetiyle değiştirilip, ruhlar manevi gıdasından mahrum bırakılmıştır.
Ayet-i kerime, bu şeni fiili işleyenlerin ruh halini ve akıbetini de resmeder: “Onların o mescitlere, ancak korka korka girmeleri gerekirdi.” Mabet, haşyetullahın (Allah korkusunun) ve edep ile girilen bir huzur makamıdır. Oraya ancak mütevazi bir kul olarak girilir. Lakin o zalimler, mabedin sahibinden korkmadıkları için, mabedin taşından da utanmamışlardır.
Fakat İlahi adalet tecelli etmiş, hüküm kesinleşmiştir: “Onlar için dünyada bir rezillik (hizy), ahirette de büyük bir azap vardır.” Bugün o camileri kapatanları, o ezanları susturanları kimse rahmetle anmıyor. İsimleri, tarihin “hizy” (rezillik) sayfalarında, milletin vicdanında mahkûm olmuş birer kara leke olarak duruyor. Onların yıktığı mabetler bugün yeniden imar edilirken, onların kurduğu zulüm düzeni yerle yeksan olmuştur.

Netice-i kelam; cami kapatmak, ezan susturmak, mabedi ahıra çevirmek; sadece bir siyasi tercih değil, doğrudan Allah ile harp etmektir. “Bundan daha zalim kim vardır?” sualinin cevabı tarihin şahitliğiyle sabittir: Yoktur! Onlar, zulmün zirvesine çıkmış, lakin oradan “esfel-i safilin”e (aşağıların en aşağısına) yuvarlanmışlardır. Müminlere düşen ise, bu acı hatıraları unutmamak, mabetlerine sahip çıkmak ve o kapıların bir daha asla kapanmaması için maddi ve manevi nöbet tutmaktır.

MAKALE ÖZETİ
Bakara Suresi’nin 114. ayeti ışığında; yeryüzündeki en büyük zulüm, Allah’ın mescitlerini harap etmek ve orada Allah’ın isminin anılmasını yasaklamaktır. Bu fiil, insanın sadece ibadet hürriyetini değil, manevi hayat damarlarını kesmek demektir. Makalede, özellikle Türkiye’de yakın tarihte yaşanan; camilerin kapatılması, ahıra çevrilmesi, satılması ve Ezan-ı Muhammedî’nin 18 yıl boyunca yasaklanması gibi hadiseler bu ayet çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu eylemleri yapanlar, Kur’an’ın ifadesiyle “en zalim” kimselerdir. Onların dünyadaki cezası “hizy” (rezillik ve utanç), ahiretteki cezası ise büyük bir azaptır. Tarih, bu zulmü işleyenleri vicdanlarda mahkûm etmiş; mabetler ise aslına rücu etmiştir.

KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER

* Bakara Suresi, 114. Ayet: “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını yasaklayan ve onların harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? İşte bunların oralara (mescitlere) ancak korka korka girmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.”
* Hac Suresi, 40. Ayet: “…Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.”
* Cin Suresi, 18. Ayet: “Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye yalvarmayın.”
* Tevbe Suresi, 17. Ayet: “Müşriklerin, kendi inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri (düşünülemez). Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır.”
* Tevbe Suresi, 107. Ayet: “Bir de (müslümanlara) zarar vermek, kâfirlik etmek ve müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar ve: ‘(Bununla) iyilikten başka bir şey istemedik’ diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Hâlbuki Allah, onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.”

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O7/02/2026