ZULMET OLMASAYDI NUR BİLİNMEZDİ: ZITLARIN CENGİNDE HAKİKAT ARAYIŞI

ZULMET OLMASAYDI NUR BİLİNMEZDİ: ZITLARIN CENGİNDE HAKİKAT ARAYIŞI

Kâinat kitabının ve Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın okunuşunda değişmez bir kaide vardır: “Eşya zıddı ile bilinir.” Nasıl ki bembeyaz bir kâğıt üzerine yine beyaz kalemle yazılan bir yazı okunmazsa; hakikat levhasındaki manalar da ancak zıtların varlığıyla görünür hale gelir. Gece olmasaydı gündüzün, hastalık olmasaydı sıhhatin, cehennemin o dehşetli narı (ateşi) olmasaydı cennetin o latif nurunun kıymeti asla tam manasıyla idrak edilemezdi.
Kur’an-ı Hakîm; insanı terbiye ederken ve şahsiyetini inşa ederken, bu fıtrî kanunu muazzam bir hikmetle kullanır. Ayetler, hayal perdesine iki zıt tablo asar: Bir tarafta Adalet, İhsan ve Takvanın nurlu siması; diğer tarafta Zulüm, Tuğyan ve Fıskın kapkaranlık çehresi.

Adalet ve Zulüm: Terazinin İki Kefesi
Tarih, zulüm ile adaletin kavgasının şahididir. Zulüm, sadece bir hak gaspı değil, eşyayı mahalline (yerine) koymamaktır; nizamı bozmaktır. Kur’an, Firavun’un şahsında “zulmün” en koyu halini tasvir eder ki, Musa’nın (a.s.) şahsındaki “adalet” ve “hürriyet” güneşi daha parlak görünsün.
Zulüm; karanlık bir gece gibidir, ruhu daraltır, vicdanı kanatır. İşte tam bu buhranda İslam hukuku “Adalet” diye haykırdığında, o ses, susuzluktan çatlamış toprağa inen rahmet damlası gibi tesir eder. Bir masumun hakkını bütün dünyaya değişmeyen o “Adalet-i Mahza”, zulmün zifiri karanlığı olmasaydı, belki de bu kadar azametli bir sığınak olarak görülmeyecekti.

Tuğyan ve Takva: Sel ve Set
İnsan ruhunda “Tuğyan” (azgınlık/taşma) potansiyeli vardır. Nefis, hududullahı (Allah’ın sınırlarını) aşıp taşmak ister. Tuğyan, yatağına sığmayan, önüne geleni yıkan bulanık bir sel gibidir. Kur’an, Nemrutların ve Semud kavminin azgınlığını nazara verirken, aslında insan nefsinin dizginlenmez iştihasını gösterir.
Bunun ilacı ve zıddı ise “Takva”dır. Takva; o azgın selin önüne kurulan sarsılmaz bir set, yıkıcı fırtınalara karşı güvenli bir limandır. İnsan, içindeki “günah işleme meylinin” (meyl-ül masiyet) dehşetini hissettiği nisbette, takva kalesine sığınmanın lezzetini alır. Şeytani bir “fısk” (yoldan çıkma) hali, ruhu kirlettiğinde; tövbe ve takva suyu ile yıkanmanın ferahlığı başka hiçbir şeyde bulunmaz.
Tedavi Yöntemi: Hakikati “Ayan” Etmek
Kur’an’ın metodu, sadece “yapma” demekten ibaret değildir. O, zıddı göstererek tiksindirir veya şevke getirir. Gıybeti, “ölü kardeşinin etini yemek” suretinde (Hucurat, 12) tasvir etmesi bundandır. İnsan tabiatı, ölü eti yemekten (menfi/zıt) ne kadar iğrenirse, o çirkin fiilden de öyle iğrenmelidir ki, dilini tutsun (takva).
>
Alemde şerrin, çirkinliğin ve zulmün “yaratılması” şer değildir; onların “işlenmesi” şerdir. Allah, bu zıtları imtihan meydanına sürmüştür ki, Ebu Bekir’lerin ruhundaki elmas ile Ebu Cehil’lerin ruhundaki kömür birbirinden ayrılsın.

Son Söz: Vuslatın Kıymeti
Hasılı; Kur’an bize zıtların lisanıyla konuşur. Bize Nemrut’un ateşini gösterir ki, İbrahimî teslimiyetin serinliğini arayalım. Bize cehennemin “Gayya” kuyusunu tasvir eder ki, cennetin “Firdevs” yamaçlarına iştiyak duyalım. Zulmün ve fıskın çamuruna batmadan, adaletin ve ihsanın nezahetini (temizliğini) anlamak zordur. Hakiki tefsir, işte bu zıtların dengesini insan vicdanında kuran tefsirdir.

MAKALENİN ÖZETİ
Bu makale, “Eşya zıddı ile bilinir” kaidesinden hareketle, Kur’an’ın eğitim metodunu incelemiştir. Karanlık olmadan ışığın, hastalık olmadan sağlığın bilinemeyeceği gibi; Kur’an da Adalet, İhsan ve Takva gibi yüksek hakikatlerin kıymetini, onların zıtları olan Zulüm, Tuğyan ve Fısk kavramları üzerinden öğretir. Makale, bu zıtların (tezatların) kâinatta ve insan ruhunda bir “imtihan ve terbiye aracı” olduğunu; İslam’ın adaletinin, zulmün dehşeti karşısında bir sığınak; takvanın ise nefsin azgın sellerine (tuğyan) karşı bir set olduğunu vurgular. Netice olarak; hayır ve şerrin mücadelesi, elmas ruhlu müminler ile kömür ruhlu müfsitleri ayrıştırmak içindir.

KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER

Aşağıdaki ayetler, zıtlıklar üzerinden hakikati gösteren ilahî beyanlardır :
1. Hak ve Batılın Ayrışması (Köpük ve Su Misali):
> “O, gökten su indirdi de vadiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü… İşte Allah, hak ile batıla böyle misal verir: Köpük atılır gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.” (Ra’d Sûresi, 17. Ayet)
>
2. Kör ile Görenin, Karanlık ile Aydınlığın Zıtlığı:
> “Görenle görmeyen bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık da bir olmaz. Gölge ile sıcaklık da bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz…” (Fâtır Sûresi, 19-22. Ayetler)
>
3. Nur ve Zulmet (Dostluk Farkı):
> “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır…” (Bakara Sûresi, 257. Ayet)
>
4. İyilik ve Kötülüğün Tedavi Edici Gücü:
> “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet Sûresi, 34. Ayet)
>
5. Körlük ve Basiret:
> “De ki: Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm Sûresi, 50. Ayet)
>

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O6/02/2026