Sessizliğin Çığlığı: Toprağın Lisân-ı Hâli ve Sakladığı Sırlar
Sessizliğin Çığlığı: Toprağın Lisân-ı Hâli ve Sakladığı Sırlar
Toprak eğer dile gelseydi ne anlatırdı?
Neleri söylerdi?
Kendinden olan ve üstünde bulunan ve yine kendisine döndürüleceğimiz o toprak neler neler anlatırdı?
Kim bilir anlatacaklari neler var neler!
Aslinda çok şey var şahit oldukları.
Zilzal suresinde:”(1-8)Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,
– İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.
Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.
– O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”
Hem kendinden olsun, hem kendinden beslenip ve yine kendisine dönerek kendisi olan Toprak kim bilir ne halde olur?
-“Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksan âkıbet yer, yer seni.
Onun için onun adı yer oldu.
Önce besler sonra kendi yer seni. ”
| İbn-i Kemal Paşa
-Gubâr-ı pâyine almam cihânı yâ Resûlallah
Değişmem mûyine heft âsumânı yâ Resûlallah
Duyunca makdem-i teşrîfin Âdem sulb-i pâkinden
Değişdi habbeye bağ-ı cinânı Ya Resûlallah
O toprak hürmeten peygamberlerin cesedini yemez.
Onun dışında beslediklerini ve beklediklerini yer, bitirir
Üstünde taşıdıklarının vebalini nasıl taşır?
Sevabı mı onu mutlu eder yoksa?
Kan ve göz yaşlarıyla islanmasını acaba sular ve okyanus yikayabilir mi?
~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~
Eğer şu kara toprak, üzerine basıp geçen gafil ayakların ağırlığı altında değil de, sinesinde sakladığı sırların ağırlığıyla dile gelseydi; şüphesiz anlatacağı hikâyeler, tarihin en hüzünlü ve en ibretli destanları olurdu. O, sadece cansız bir zerre yığını değil; hafızası olan, gören, duyan ve “O gün” geldiğinde konuşacak olan sadık bir şahittir.
Toprak dile gelseydi, evvela insanoğlunun enaniyetine, o bitmek bilmeyen kibrine tebessüm eder ve şöyle seslenirdi:
“Ey Ademoğlu! Neyine güvenip de üzerimde caka satarak yürürsün? Unuttun mu aslını? Ben senin mayanım, ben senin başlangıcınım. Hâlik-ı Zülcelal seni benim çamurumdan halk etti. Sen bensin, ben de sen… Lakin sen, ruh üflendiği vakit kendini müstağni saydın; oysa ki attığın her adımda yine bana, aslına dönüyorsun. Senin o süslü libasların çürüyecek, o nazik tenin solacak ve nihayetinde yine benim koynuma girip, benimle bir olacaksın. Şu an beni eziyorsun ama unutma, sonunda seni bağrıma basacak olan yine benim.”
Toprak, tarih boyunca şahit olduğu zulümleri, Habil’in masum kanının üzerine döküldüğü o ilk günden beri nasıl titrediğini anlatırdı. O ilk kan, toprağın ciğerini dağlamış, yeryüzü o vakit utancından sarsılmıştı. O, zalimlerin saraylarına zemin olurken nasıl ızdırap çektiğini, firavunların ve nemrutların adımlarını taşırken nasıl ağırlandığını haykırırdı. “Siz zannedersiniz ki ben hissizim,” derdi toprak, “Hâlbuki o masumların gözyaşları benim damarlarımda bir nehir gibi akar, mazlumların ahı sinemi delip geçer.”
Lakin toprağın anlatacakları sadece hüzün ve zulümden ibaret değildir. O, üzerinde secdeye giden bir müminin alnını öpmekten duyduğu hazzı da anlatırdı. Bir dervişin, bir hak aşığının gözyaşıyla ıslandığında nasıl bereketlendiğini, o gözyaşlarının okyanuslardan daha temizleyici olduğunu söylerdi. “Nice sultanlar geldi geçti üzerimden, ağırlıkları dağlar gibiydi; lakin nice Allah dostları yürüdü üzerimde, adımları tüyden hafifti, varlıkları bana şifaydı,” diyerek fazilet sahiplerine olan muhabbetini dile getirirdi.
Toprak, İlahi bir emirle “Konuş!” dendiği o dehşetli mahşer gününü beklemektedir. O gün geldiğinde, her bir zerresi bir kamera, bir kayıt cihazı gibi şahitlik edecektir. “Filanca gün, filanca yerde, üzerimde şu günahı işledi,” yahut “Şu kul, şu gece benim üzerimde Rabbine yalvardı,” diyecektir. Onun hafızasında silinmek yoktur, yanılma payı yoktur.
İnsanoğlunun en büyük hatası, toprağı sadece bir madde, bir mülk, alınıp satılan bir meta zannetmesidir. Oysa toprak, ilahi sanatın bir tezgâhı, hayatın beşiği ve ölümün kapısıdır. Onun üzerindeki kan ve gözyaşını okyanuslar yıkayamaz; zira o lekeler manevidir, maddi su ile temizlenmez. O lekeleri ancak samimi bir nedamet, içten bir tevbe ve dökülen pişmanlık gözyaşları temizleyebilir.
Ve toprak son sözünü şöyle söylerdi:
“Benden geldiniz, bende beslendiniz ve yine bana döneceksiniz. Ben size hem ana kucağı oldum hem de mezar. Şimdi üzerimde gezerken, altımda yatacağınız günleri düşünün. Zira ben, suskunluğumla en büyük nasihati veriyorum, anlayana…”
Makalenin Özeti
Bu makale, toprağın sadece cansız bir madde olmayıp, insanın yaratılışından ölümüne kadar süren yolculuğunun en yakın şahidi olduğunu işlemektedir. Toprak kişileştirilerek; insanın kibri ve enaniyeti karşısında aslının toprak olduğunu hatırlatmakta, tarih boyunca işlenen zulümlerden (Habil’in kanı gibi) duyduğu ızdırabı ve müminlerin secdesiyle duyduğu huzuru dile getirmektedir. Toprağın, Zilzal Suresi’nde işaret edildiği üzere, Kıyamet günü insanın işlediği her ameli haber verecek bir “hafıza” olduğu vurgulanmıştır. Maddi kirlerin suyla, manevi kirlerin (günah ve vebalin) ise ancak tevbe ile temizlenebileceği belirtilerek, insanın ölümü ve ahireti tefekkür etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Konuyla Alakalı Ayet-i Kerimeler
Zilzâl Suresi, 1-8. Ayetler:
“Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, ‘Ona ne oluyor?’ dediği zaman, işte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”
Tâhâ Suresi, 55. Ayet:
“Sizi topraktan yarattık, yine ona döndüreceğiz ve sizi bir kez daha ondan çıkaracağız.”
Kâf Suresi, 4. Ayet:
“Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini (bedenlerini nasıl çürüttüğünü) kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda (her şeyi) muhafaza eden bir kitap vardır.”
Yâsîn Suresi, 33. Ayet:
“Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık da onlardan yiyip duruyorlar.”
Nebe Suresi, 40. Ayet:
“Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, ‘Keşke toprak olsaydım!’ diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.”
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O6/02/2026