Şehvetin Dehlizleri ve “Kivrot-Hattaava”: Kendi Arzularının Mezarına Gömülen Medeniyet

Şehvetin Dehlizleri ve “Kivrot-Hattaava”: Kendi Arzularının Mezarına Gömülen Medeniyet

Tarih, ibret almayanlar için tekerrürden ibaret olduğu gibi; hakikati görmeyenler için de karanlık bir dehlizden farksızdır. Son günlerde dünya kamuoyunun gözleri önüne serilen Jeffrey Epstein dosyaları, sadece bir şahsın veya bir zümrenin sapkınlığını değil, “medeniyet” maskesi takmış küresel bir enaniyetin yer altındaki çürümüş yüzünü ifşa etmektedir.
Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı o kasvetli tünel fotoğrafları, loş ışıklar, dişçi koltukları ve manası çözülemeyen semboller; aslında modern insanın ruhundaki viraneyi tasvir etmektedir. Yerin altına, gözlerden ırak o daracık dehlizlere inenler, esasında kendi nefislerinin karanlık zindanlarına inmektedirler. Onlar, rögar kapaklarının altına gizlenerek vicdanın ve İlahi adaletin nazarından kaçabileceklerini zannetmişlerdir. Halbuki kaçtıkları yer, kendi kazdıkları “Şehvet Mezarları”dır.
Bu hadise, sadece ahlaki bir çöküşten ibaret değildir; aynı zamanda siyasi bir kibrin, firavunvari bir mühendisliğin de tezahürüdür. Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın ses kayıtlarında itiraf ettiği; “nüfusu seyreltmek”, “bir milyon Yahudi ithal etmek” gibi ifadeler, insanın kendisini müstağni (yeterli ve muktedir) görerek Haşa kader-i İlahinin yerine geçme cüretidir. Bir yanda masum bedenleri yer altı tünellerinde istismar eden zihniyet, diğer yanda milletlerin demografisini, genetiğini ve geleceğini masabaşında değiştirmeye kalkan aynı “üst akıl”… Bu, insanın kendi hevasını (arzusunu) ilah edinmesinin en somut, en acı ve en dehşetli tablosudur.
Tam da burada, kadim hikmetin ve mukaddes metinlerin o sarsıcı uyarısı devreye girer. Nasıl ki Tevrat’ta, çölde nefislerinin arzusuyla yanıp tutuşan ve “et isteriz” diye isyan eden İsrailoğulları, tam da istediklerine kavuştukları anda “Kivrot-Hattaava”da (Arzu Mezarları) helak olmuşlarsa; bugünün hazperestleri de kendi kazdıkları tünellerde manen boğulmaktadırlar.
İlahi ceza, her zaman gökten inen bir ateş veya yeri sarsan bir zelzele değildir. Bazen en büyük ceza; Allah’ın kulunu kendi haliyle baş başa bırakmasıdır. Ayet-i kerimelerin ve hikmetin lisanıyla buna istidraç denir. Yani, zalime mühlet verilmesi, arzusunun önündeki engellerin kaldırılması ve günah bataklığında “başarılı” sanılmasıdır. Zebur’da geçen “Ben de onları katı yürekleriyle baş başa bıraktım; kendi bildikleri gibi yaşasınlar diye” ifadesi, bu ilahi kanunun bir tecellisidir.
Epstein’in adası, tünelleri ve o ağa takılan “büyük” isimler (Prensler, Bakanlar, Büyükelçiler); aslında Süleyman’ın Özdeyişlerinde geçen “kendi düzenlerine doymak” ve “günahın kemendiyle bağlanmak” hakikatinin yaşayan numuneleridir. Onlar, o tünelleri “özgürlük” alanı sandılar; oysa orası onların nefislerinin hapishanesiydi. Onlar, demografik planlarla “güç” devşirdiklerini sandılar; oysa “bön kişiler dönekliklerinin kurbanı olacak” hükmü gereği, kendi planlarının altında kaldılar.
Sonuç olarak; yer altındaki o tüneller, sadece beton ve topraktan ibaret değildir. O tüneller, Allah’ı unutan, ahireti inkar eden ve sadece dünya hayatını ve nefsini gaye edinen süfyanî bir zihniyetin ruh haritasıdır. Ve unutulmamalıdır ki; kendi hevasını ilah edinenlerin sonu, tarihin her devrinde aynı olmuştur: Kendi ihtiraslarının dehlizlerinde kaybolmak.

Makalenin Özeti
Makale, Jeffrey Epstein’in evinde bulunan gizli tünellerin ve Ehud Barak gibi siyasi figürlerin ifşa olan demografik mühendislik planlarının (nüfus seyreltme/artırma), sadece adli bir vaka değil, teolojik ve ahlaki bir çöküş olduğunu işlemektedir. Tevrat ve Zebur’dan alıntılanan “Kivrot-Hattaava” (Şehvet Mezarları) ve “insanın kendi hevasına terk edilmesi” kavramları üzerinden; en büyük ilahi cezanın, insanın arzu ve ihtiraslarıyla baş başa bırakılması olduğu vurgulanmıştır. Yerin altına gizlenen bu yapıların, aslında modern insanın kibrinin ve nefsinin bir yansıması olduğu ve bu “üst aklın” kendi kazdığı kuyuda (günah kemendiyle) boğulduğu sonucuna varılmıştır.

Konuyla Alakalı ve Müradifi Ayet-i Kerimeler

Kitab-ı Mukaddes ayetlerindeki “onları arzularına terk etme”, “mühlet verme” ve “günahlarını artırma” manasını ihtiva eden Kur’an-ı Kerim ayetleri şunlardır:
En’âm Suresi, 44. Ayet:
“Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar ümitlerini yitirdiler.”
(Not: Bu ayet, ‘onları kendi hallerine/arzularına bıraktım’ manasının tam karşılığıdır.)
Furkan Suresi, 43. Ayet:
“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?”
Müminûn Suresi, 54-56. Ayetler:
“Şu halde sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.”
A’râf Suresi, 182-183. Ayetler:
“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. Onlara mühlet veririm (ki günahlarını artırsınlar); şüphesiz benim tuzağım çetindir.”
Rûm Suresi, 41. Ayet:
“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.”

Not:”Kivrot-Hattaava”
Sayılar Kitabı’nda kaydedildiği gibi İsrailoğullarının Mısır’dan Çıkış sırasında geçtikleri yerlerden biridir.

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O6/02/2026