İKİ ŞEHİR, İKİ MEDENİYET: “TANRI ŞEHRİ”NDEN “KUR’AN MEDENİYETİ”NE BİR YOL HARİTASI
İKİ ŞEHİR, İKİ MEDENİYET: “TANRI ŞEHRİ”NDEN “KUR’AN MEDENİYETİ”NE BİR YOL HARİTASI
İlim dünyası asırlardır dehşetli bir parçalanmışlığın (inkısam) ızdırabını çekmektedir. Bir tarafta insan ruhunu laboratuvar faresi gibi inceleyen, manadan kopuk Psikoloji; diğer tarafta toplumu sadece istatistik ve menfaat yığını olarak gören Sosyoloji ve bazı zaman hayattan koparılıp sadece mabede hapsedilmeye çalışılan İlahiyat.
Hâlbuki hakikat birdir, parçalanmaz. İnsanın iç dünyasındaki (derûnî) sarsıntılar ile sokaktaki toplumsal zelzeleler birbirinden bağımsız değildir. İşte bu araştırma, asrın bu “parça parça olmuş” zihnine karşı, Kur’an’ın “Tevhid” harcını sunan muazzam bir inşanın habercisidir.
Roma Yanarken Yazılan Kitap ve Medine Kurulurken İnen Vahiy
Batı düşüncesinin zirvesi sayılan Aziz Augustinus (St. Augustine), Roma İmparatorluğu barbar istilalarıyla çökerken, meşhur “De Civitate Dei” (Tanrı Şehri) eserini kaleme almıştı. Augustinus, umutsuzluk içindeki insanlara şöyle diyordu: “İki şehir vardır: Biri dünyevi şehir (yeryüzü krallığı), diğeri Tanrı Şehri (gökyüzü krallığı).” Ona göre bu dünya, günahkâr ve düşmüş bir yerdi; huzur ancak öte dünyadaki “Tanrı Şehri”nde bulunabilirdi. Bu düşünce, Batı’da asırlarca sürecek olan “Din-Dünya”, “Kilise-Devlet”, “Kutsal-Seküler” ayrımının (düalizm) temelini attı.
Fakat Kur’an’ın medeniyet tasavvuru (görüşü), bu ayrılığı reddeder. Kur’an, Medine’de inerken, yeryüzünü “lanetli bir sürgün yeri” olarak değil, imar edilmeyi bekleyen bir “Mescid” ve bir “Tarla” olarak tavsif etmiştir.
Bu araştırma, Augustinus’un “kaçış” teolojisine karşı, Kur’an’ın “inşa” metodunu koymaktadır. Kur’an, “Tanrı Şehri”ni göklere hapsetmez; o şehri, “Adalet”, “İhsan” ve “Takva” sütunları üzerine, bizzat yeryüzünde inşa etmeyi emreder. Müslüman zihni için dünya ve ahiret, ruh ve beden, ferd ve toplum birbirine düşman kutuplar değil; birbirini tamamlayan (mütemmim) cüzlerdir.
Râgıb el-İsfahânî: Kelimelerle Zihin İnşası
Bir medeniyet, evvela kelimelerle kurulur. Zira mefhumları (kavramları) bozulan bir milletin, ahlakı da nizamı da bozulur. Büyük lügat ve ahlak âlimi Râgıb el-İsfahânî, “Müfredat” adlı eseriyle, Kur’an kelimelerinin genetiğini haritalandırmıştır.
Bu çalışma, Râgıb’ın asırlar önce yaptığı o ince işçiliği, bugün modern psikolojinin ve sosyolojinin verileriyle yeniden yorumlamaktadır. Mesela Râgıb, “Zulüm” kelimesini “Bir şeyi, ona ait olmayan yere koymak” olarak tarif ederken; aslında bugünkü “Adalet Psikolojisi”nin ve “Toplumsal Anomi”nin (kuralsızlık) temel kodlarını vermiştir.
Bu araştırmanın en büyük “akademik katkısı”; Râgıb’ın metodunu tozlu raflardan indirip, “İnsan neden suç işler?”, “Toplum neden çöker?”, “Ruhsal bunalımların Kur’anî tedavisi nedir?” gibi can yakıcı sorulara (meselelere) tatbik etmesidir. Bu, sadece bir “anlambilim” (semantik) çalışması değil; kelimeler üzerinden yapılan bir “toplum mühendisliği” ve “ruh tamiratı”dır.
“Nedir?”den “Nasıl Olmalı?”ya Geçiş
Akademi dünyası ekseriyetle “Nedir?” sorusuyla meşgul olur, durumu tasvir eder, bırakır. Ancak insanlık, teşhise değil, tedaviye muhtaçtır. Bu araştırma, Kur’an’ın sadece bir “bilgi kaynağı” değil, aynı zamanda yaşayan, nefes alan ve hayata dokunan bir “uygulama rehberi” olduğunu isbat etmektedir.
“Müfsit” karakterin analiziyle hastalığı teşhis eden, “Muslih” karakterin inşasıyla reçeteyi sunan bu çalışma; Kur’an’ın “Hayat Kitabı” olduğunu haykırmaktadır. St. Augustinus’un “Tanrı Şehri” bir ütopya (hayal) olarak kalırken; Kur’an’ın inşa ettiği “Asr-ı Saadet”, tarihin şahitliğiyle yaşanmış bir hakikattir. Ve bu hakikat, bugün yeniden yaşanabilir.
Netice: Bir Medeniyet Daveti
Hülasa; bu eser, sıradan bir tez veya makale olmanın ötesinde bir “manifesto” hüviyetindedir.
Tefsirin hikmetini, Psikolojinin derinliğini ve Sosyolojinin kuşatıcılığını “Vahiy” potasında eriten bu terkip; Batı’nın seküler ve parçacı aklına karşı, İslam’ın “Küllî” ve “Cihanşümul” aklını dikmektedir.
Râgıb el-İsfahânî’nin mirasını devralıp, onu 21. asrın meydanında konuşturan bu çalışma; “Kur’an, bu asrın idrakine söyletilmelidir” diyen Bediüzzaman’ın davasına da sadık bir hizmettir.
MAKALENİN ÖZETİ
Bu makale; Kur’an tefsiri, psikoloji ve sosyoloji disiplinlerini birleştiren yeni bir araştırma modelinin önemini ve literatüre yapacağı katkıyı ele almıştır. Yazı, Batı düşüncesinde St. Augustinus’un dünyayı dışlayan “Tanrı Şehri” (De Civitate Dei) tezine mukabil; Kur’an’ın dünyayı imar eden ve ahiretin tarlası olarak gören *”Medeniyet Tasavvuru”*nu mukayeseli olarak incelemiştir. Râgıb el-İsfahânî’nin kavramsal analiz metodunun, günümüz problemlerine tatbik edilmesiyle; Kur’an’ın sadece teorik bilgi veren değil, ferdî ve içtimai yaralara pratik çözümler (nasıl olmalı) sunan yaşayan bir nizam olduğu vurgulanmıştır. Bu çalışma, ilimlerin vahiy ekseninde yeniden inşası adına atılmış devrimci bir adımdır.
KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER
1. İlim ve Hikmetin Kaynağı:
> “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.” (Alak Sûresi, 1-5. Ayetler)
>
2. Kitabın Pratik Gayesi (Karanlıktan Aydınlığa):
> “Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim Sûresi, 1. Ayet)
>
3. Yeryüzünün İmarı ve Medeniyet:
> “…O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı…” (Hûd Sûresi, 61. Ayet)
>
4. Kur’an’ın Şifa ve Rahmet Oluşu:
> “Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak ziyanını artırır.” (İsrâ Sûresi, 82. Ayet)
>
5. Doğru ile Yanlışı Ayıran Furkan:
> “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır…” (Bakara Sûresi, 185. Ayet)
>
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O6/02/2026