ARZIN TİTREYİŞİ VE İNSANIN İMTİHANI: ÜÇÜNCÜ SENEDE BİR MUHASEBE

ARZIN TİTREYİŞİ VE İNSANIN İMTİHANI: ÜÇÜNCÜ SENEDE BİR MUHASEBE
Yazan: Mehmet Özçelik

Zaman, durmaksızın akan bir nehir gibi hadiseleri önüne katıp sürüklese de, bazı anlar vardır ki tarihin hafızasında donup kalır. Takvim yaprakları 6 Şubat 2023’ü gösterdiğinde, saatler 04.17’de durmuş, Anadolu’nun bağrı “Asrın Felaketi” ile yanmıştı. Bugün, o dehşetli sarsıntının üzerinden tam üç koca sene geçti. Lakin ateş düştüğü yeri yakmaya devam etmekte, yüreklerdeki sızı ilk günkü tazeliğini korumaktadır.
Bu hadise, yalnızca jeolojik bir hareketlilik, yerkabuğunun kırılması veya fay hatlarının enerjisini boşaltması değildir. Meseleye sadece maddi nazarla bakmak, hakikatin bir yüzünü görüp diğer yüzüne kör kalmaktır. Bu zelzele, fani dünyanın faniliğini, mülkün sahibinin ancak Allah olduğunu ve insanın acziyetini en sarsıcı biçimde ihtar eden bir “İlahi ikaz” hükmündedir.
O gece, sıcacık yataklar, muhkem binalar ve dünyevi planlar bir anda manasını yitirmiş; zengin ile fakir, amir ile memur aynı enkazın başında, aynı çaresizlik içinde eşitlenmiştir. Bu, mahşer meydanının dünyadaki küçük bir provasıdır.
Felaketin tozu dumanı arasında, insanlığın ölmediğini, bilakis küllerinden yeniden doğduğunu gösteren ibretli manzaralara şahit olduk. İstanbul’dan yola çıkan tır şoförü Kazım Budak’ın, “Kadranı peçeteyle kapatmıştım, hızı görmeyeyim diye” sözleri, fedakârlığın ve diğerkâmlığın zirvesidir. O peçete, sadece hız göstergesini değil, nefsin korkularını da örtmüş; “bir cana yetişme” gayesi, bütün dünyevi endişelerin önüne geçmiştir. Bu hal, milletimizin mayasındaki hamiyetin ve uhuvvetin (kardeşliğin) en bariz tezahürüdür. Kayseri üzerinden Elbistan’a uzanan o yolculuk, sadece bir lojistik sevkiyat değil, bir şefkat köprüsüdür.
Öte yandan, enkaz altındaki kızının elini bırakmayan baba Mesut Hançer’in o vakur ama yürek dağlayan duruşu, evlat acısının tarif edilemez ağırlığını bizlere hissettirmiştir. O fotoğraf karesi, fani ayrılıkların ne denli acı, vuslatın ise ne denli kıymetli olduğunu sessiz bir çığlık gibi haykırmaktadır. Hayat, bir pamuk ipliğine bağlıdır ve o ip koptuğunda, geriye sadece iman ve salih ameller kalmaktadır.
Devlet ve milletin el ele vererek sergilediği “seferberlik”, takdire şayandır. Yıkılan şehirlerin imarı için gösterilen gayret, 455 bin konutun inşası, maddi yaraların sarılması adına atılmış devasa adımlardır. Harcanan trilyonlar, dökülen betonlar, dikilen binalar mühimdir; lakin asıl mesele, “manevi imar”ı ihmal etmemektir. Binaları sağlam yaparken, gönül binalarını da tahkim etmek, tevekkül ve rıza harcıyla ruhları beslemek elzemdir. Zira tabiat, Sünnetullah gereği vazifesini yapacaktır; mühim olan insanın bu hadiseler karşısında aldığı tavır ve çıkardığı derstir.
Ne yazık ki, bu süreçte fitne ateşini körükleyen, yalan ve yanlış haberlerle (dezenformasyon) insanların acısı üzerinden menfaat devşirmeye çalışan “yanlış inanç” sahipleri de görülmüştür. Hakikat güneşini balçıkla sıvamaya çalışanlar, milletin feraseti karşısında mağlup olmuştur. Zira sadakat ve sıdk, her daim kizb (yalan) ve iftiraya galip gelir.
Netice itibarıyla; 6 Şubat, bize dünyanın geçici bir misafirhane olduğunu, mülkün sahibinin Allah olduğunu ve ölümün her an kapımızı çalabileceğini hatırlatan acı bir ders olmuştur. Gidenleri geri getiremeyiz, fakat onların hatırasına sahip çıkmak, geride kalanlara omuz vermek ve en mühimi, ebedi hayata hazırlık yapmak boynumuzun borcudur. Şehirler yeniden kurulur, yollar yeniden yapılır; lakin kırılan kalpler ancak “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz Allah’tan geldik ve şüphesiz O’na döneceğiz) hakikatinin serinliğiyle teselli bulur.
Rabbim, memleketimizi ve alem-i İslam’ı her türlü afetten, musibetten ve beladan muhafaza eylesin. Kaybettiklerimize rahmet, kalanlara sabr-ı cemil ihsan eylesin.

MAKALENİN ÖZETİ
Bu makale, 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yıl dönümünde, yaşanan felaketi sadece maddi boyutuyla değil, manevi ve hikmetli bir nazarla ele almaktadır. İstanbul’dan yola çıkan ve hız göstergesini kapatarak yardıma koşan şoförün fedakârlığı ile enkaz başında bekleyen babanın acısı üzerinden, Türk milletinin dayanışma ruhu ve dünyanın faniliği işlenmiştir. Devletin maddi imar çalışmalarındaki başarısı takdir edilirken, asıl inşanın gönüllerde ve maneviyatta olması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, felaket anında ortaya çıkan fitne ve yalan haberlere karşı hakikatin gücüne dikkat çekilmiş; hadisenin bir “İlahi ikaz” olduğu hatırlatılarak, ebedi hayata hazırlık yapmanın ehemmiyeti üzerinde durulmuştur.

KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER

1. Zilzâl Suresi, 1-8. Ayetler:
“Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan ‘Ne oluyor buna!’ dediği vakit, işte o gün (yer) rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.”
2. Bakara Suresi, 155-156. Ayetler:
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele! Onlar; başlarına bir musibet gelince, ‘Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.”
3. Ankebut Suresi, 57. Ayet:
“Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”
4. Tevbe Suresi, 51. Ayet:
“De ki: ‘Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.'”

Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O6/02/2026