VİCDANLARIN MİZANI, ASIRLARIN BURHANI: İSLAM HUKUKU
VİCDANLARIN MİZANI, ASIRLARIN BURHANI: İSLAM HUKUKU
Beşeriyet, tarih sahnesinde nice nizamlar kurmuş, nice kanunlar vazetmiştir. Roma’nın keskin kılıcıyla yazdığı hukuktan, modern zamanların “insan hakları” cilasıyla süslediği metinlere kadar hepsi; bir yanıyla eksik, bir yanıyla topal kalmıştır. Zira insan aklı “malul”dür (sakatlanmıştır); hevasına tabi olabilir, menfaatine eğilebilir ve istikbali görmekten acizdir. Hal böyleyken, sınırlı ve kusurlu olan beşer aklının, sınırsız ve muazzam olan insan fıtratına tam bir “adalet gömleği” biçmesi imkânsızdır. İşte tam bu çaresizlik noktasında, semadan yere uzanan nurani bir ip, şaşmaz bir terazi ve sönmez bir hakikat güneşi olarak İslam Hukuku (Şeriat-ı Garra) imdada yetişir.
Ruhsuz Cesetler ve Vicdanlı Hakimler
Dosyada beyan edilen hakikatler göstermektedir ki; Batı menşeli seküler hukuk sistemleri, sadece “kabuğu” tanzim eder. Zahirî (dış) düzeni sağlamaya çalışır lakin kalplere nüfuz edemez. Polisin olmadığı yerde, o hukukun hükmü biter. Hırsızlık yapana hapis cezası verir ama hırsızlık yapma arzusunu (meyl-ül cinayet) kalpten söküp atamaz.
Halbuki İslam hukuku; gücünü Meclis’ten veya Kral’dan değil, Hâkim-i Mutlak olan Allah’tan alır. Bu hukukta, her bir kanun maddesinin arkasında “Allah görüyor” ve “Hesap günü var” ihtarı saklıdır. Bu, öyle muazzam bir “müeyyide-i maneviye”dir (manevi yaptırım) ki; kişi, gece karanlığında, kimsesiz bir çölde dahi olsa, harama el uzatmaktan titrer. Çünkü bilir ki; beşerî mahkemeden kaçsa da, Mahkeme-i Kübra’dan kaçış yoktur. İşte İslam hukuku, ahlak ile kanunu etle tırnak gibi mezcederek (birleştirerek), vicdanları birer “yasakçı” (manevi polis) tayin eder.
Mazinin Şehadeti ve İstikbalin İhtiyacı
Tarih, bu hakikatin en sadık şahididir. Endülüs’ün ilimle yoğrulmuş sokaklarından, Osmanlı’nın adaletle gölgelenmiş çınarına kadar; İslam hukukunun tatbik edildiği asırlarda insanlık “Huzur Devri”ni yaşamıştır. Nitekim Zarurat-ı Hamse (Dinin, Canın, Malın, Aklın ve Neslin korunması); lafta kalan bir prensip değil, hayatın ta kendisi olmuştur.
Bugün, modern hukukun “özgürlük” naraları altında nesillerin ifsat edildiği, ailenin tarumar olduğu, aklın uyuşturucularla zayi edildiği ve sermayenin bir avuç “Karun” elinde toplandığı bir “Cahiliye-i Ahirzaman”ı yaşıyoruz. Beşerî hukuk, bu yangına bir bardak su dökmekten acizdir. Suç oranları artmakta, hapishaneler dolup taşmakta, fakat adalet bir türlü tesis edilememektedir. Çünkü “İlahi reçete” terk edilmiş, yerine yan etkisi aslından beter olan beşerî ilaçlar konulmuştur.
Adalet-i Mahza ve Merhamet
İslam hukuku; bir masumun hakkını, bütün insanlığın selameti için dahi feda etmeyen “Adalet-i Mahza” (Tam Adalet) üzerine kuruludur. Modern sistemlerin “kamu yararı” putu adına ferdi ezmesine müsaade etmez. Zekât müessesesiyle fakiri zenginin şefkatine, zengini fakirin duasına muhtaç kılarak, sınıflar arası kini eritir. Kısas hükmüyle, zalimin kalbine korku, mazlumun kalbine su serper; böylece kan davasını ve anarşiyi kökünden keser.
Son Söz: Fabrika Ayarlarına Dönüş
Netice itibarıyla; İslam hukuku donuk, eski ve çağı geçmiş bir nizam değildir. Bilakis; içtihat kapısıyla her asrın ihtiyacına cevap veren, fıtrata en uygun ve kıyamete kadar tazeliğini koruyacak bir “Mucize-i İlahî”dir.
İnsanlık, kaybettiği yitiğini arıyor. Huzuru arıyor, emniyeti arıyor, adaleti arıyor. Bu arayış, Roma’nın soğuk kanunlarında veya Batı’nın pragmatik felsefesinde son bulmayacaktır. İnsanlığın susuzluğu, ancak ve ancak “Menba-ı Hakiki” olan İslam hukukunun kevseriyle dinecektir. Bugün bize düşen; bu ilahi nizamı sadece “tarihî bir miras” olarak değil, “istikbalin kurtuluş reçetesi” olarak okumak ve yaşamaktır.
MAKALENİN ÖZETİ
Bu makale; İslam hukukunun, beşerî hukuk sistemlerine olan üstünlüğünü ve günümüz dünyasının bu ilahi nizama olan yakıcı ihtiyacını ele almıştır. Yazıda, seküler hukukun sadece dış görünüşü (zahiri) düzelttiği, ancak İslam hukukunun “Allah korkusu” ve “Ahiret inancı” ile vicdanları da terbiye ettiği vurgulanmıştır. Tarihî misallerle (Endülüs, Osmanlı) İslam hukukunun uygulandığı dönemlerdeki huzur ve adalet ortamına dikkat çekilmiş; Zarurat-ı Hamse (Can, mal, din, akıl, nesil güvenliği) prensibinin modern dünyadaki çöküşüne işaret edilmiştir. Sonuç olarak; İslam hukukunun, değişen zamanın ihtiyaçlarına cevap verebilen dinamik yapısı (içtihat) ve “Adalet-i Mahza” anlayışıyla, insanlığın tek kurtuluş ümidi olduğu beyan edilmiştir.
KONUYLA ALAKALI VE MÜRADİFİ AYETLER
Aşağıdaki ayet-i kerimeler, makalede işlenen “İlahi hükmün üstünlüğü”, “Adalet” ve “Cahiliye hükmünden kaçış” temalarını teyit etmektedir :
1. İlahi Hükmün Eşsizliği:
> “Yoksa onlar cahiliye (devri) hükmünü mü istiyorlar? İyice bilen (ve inanan) bir toplum için, hüküm vermede Allah’tan daha güzel kim vardır?” (Mâide Sûresi, 50. Ayet)
>
2. Adaletin Kaynağı ve Emri:
> “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Sûresi, 90. Ayet)
>
3. Emanet ve Adaletle Hükmetme:
> “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisâ Sûresi, 58. Ayet)
>
4. Beşerî Hevaya Uymamak:
> “…Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen gerçekten (sapıp da) onların keyiflerine (hevalarına) uyma…” (Mâide Sûresi, 48. Ayet)
>
5. Hakkın Hatırı ve Şahitlik:
> “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya (takvaya) daha yakındır…” (Mâide Sûresi, 8. Ayet)
>
Hazırlayan: Mehmet Özçelik www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com
O5/02/2026