İSLAM HUKUKUNUN CİHANŞÜMUL ÜSTÜNLÜĞÜ VE ASRIN İHTİYAÇLARINA CEVABI

İSLAM HUKUKUNUN CİHANŞÜMUL ÜSTÜNLÜĞÜ VE ASRIN İHTİYAÇLARINA CEVABI

1. MUKADDİME VE ARAŞTIRMANIN GAYESİ
Bu araştırma, kaynağını vahiyden alan İslam hukukunun, beşer aklının mahsulü olan pozitif hukuk sistemlerine nazaran sahip olduğu fıtrî üstünlükleri, adalet mefhumuna getirdiği derinlik ve günümüz dünyasının içtimaî ve hukukî buhranlarına sunduğu köklü çareleri ortaya koymak gayesiyle hazırlanmıştır.
Beşerî hukuk sistemleri, zamanın şartlarına, kanun koyucuların (yasama organlarının) sınırlı akıl ve idraklerine göre şekillenirken; İslam hukuku, Ezelî ve Ebedî bir İlimden süzülen, insanın hem dünya hem de ahiret saadetini hedefleyen, değişmez sabiteler ile zamanın ihtiyaçlarına göre değişebilen esnek içtihatları mezceden bir “nizam-ı ilahî”dir.

2. İSLAM HUKUKUNUN TEMEL HUSUSİYETLERİ VE ÜSTÜNLÜK DELİLLERİ
İslam hukukunu (Fıkıh) diğer sistemlerden ayıran ve üstün kılan temel vasıflar şunlardır:
A. Menşei ve Yaptırım Gücü (Vahiy ve Vicdan)
Garp (Batı) menşeli hukuk sistemleri, gücünü devletin cebir kuvvetinden alır. Kanun, sadece zahirî (dış) hareketleri tanzim eder; vicdanlara ve kalplere tesir edemez. İslam hukuku ise gücünü “Hâkim-i Mutlak” olan Allah’ın emrinden alır.
* Tesbit: Bir Müslüman için hukukî bir kaideye uymak, sadece bir vatandaşlık vazifesi değil, aynı zamanda bir ibadettir. Bu durum, “polisin olmadığı yerde dahi” işleyen bir “derûnî kontrol” mekanizması (takva) oluşturur.
* Araştırma Neticesi: Suç oranlarının İslam hukukunun tatbik edildiği dönemlerde, modern hukuk devletlerine nazaran çok daha düşük olması, bu “vicdani ve uhrevi” müeyyidenin tesirini isbat etmektedir.

B. Ahlak ve Hukukun Mezci (Bütünlük)
Modern seküler hukuk, ahlak ile hukuku birbirinden ayırma temayülündedir. “Her yasal olan ahlaki, her ahlaki olan yasal değildir” anlayışı hakimdir. İslam hukuku ise ahlakı hukukun temeline yerleştirir.
* Beyan: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Şeriatın mahiyetini tarif ederken şu mühim tesbiti yapar: “Şeriat da yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir.” (Risale-i Nur Külliyatı, Divan-ı Harb-i Örfi, s. 28)
* Bu tesbit, İslam hukukunun sadece bir “ceza kanunu” değil, insanı fazilete sevk eden bir hayat nizamı olduğunu gösterir.

C. Adalet-i Mahza (Tam ve Hakiki Adalet)
İslam hukuku, “Adalet-i Mahza” (tam adalet) prensibini esas alır. Bu prensibe göre, bir ferdin hakkı, bütün toplumun selameti için dahi olsa feda edilemez. “Hak haktır, büyüğüne küçüğüne bakılmaz.”
* Ayet-i Kerime: “Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 32)
* Mukayese: Beşerî hukuklarda (bilhassa Roma ve Anglo-Sakson hukukunda) “kamu yararı” namına ferdin hakkının feda edildiği “Adalet-i İzafiye” (göreceli adalet) sıkça görülür. İslam hukuku ise masum bir canın kanını, bütün insanlığın kurtuluşu için dahi olsa mubah görmez.

3. BELGELER VE BATI DÜNYASINDAN İTİRAFLAR
İslam hukukunun adalet anlayışının üstünlüğü, tarafsız garplı hukukçular ve müesseseler tarafından da tasdik edilmiştir.
A. Harvard Hukuk Fakültesi ve Adalet Ayeti
Dünyanın en prestijli hukuk fakültelerinden biri olan Harvard Hukuk Fakültesi (Harvard Law School), kütüphanesinin girişine, “tarihteki en büyük adalet ifadeleri” sergisi kapsamında Kur’an-ı Kerim’den şu ayeti asmıştır:
> “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın…” (Nisâ Sûresi, 135. Ayet)
>
Bu hadise, İslam hukukunun adalet vizyonunun, evrensel (cihanşümul) bir referans noktası olduğunu isbat eden mühim bir belgedir.

B. Hukukî Boşlukların Olmaması
İslam hukuku, kıyas ve içtihat kapısını açık bırakarak, her asırda ortaya çıkan yeni meselelere (problem) çözüm üretme kabiliyetine (imkan) sahiptir.
* Bilgi: Mecelle’deki “Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” (Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkar edilemez) kaidesi, fıkhın donuk bir nizam olmadığını, bilakis zamanın getirdiği ihtiyaçlara, temel esasları (nassları) bozmadan cevap verebilen dinamik bir yapı olduğunu gösterir. Ancak bu değişim, dinin sabitelerinde değil, zamana bağlı fer’î meselelerdedir.

4. GÜNCEL İHTİYAÇ VE İNSANLIĞIN BUHRANI
Bugün insanlık; aile yapısının çökmesi, suç oranlarının artması, gelir adaletsizliği ve manevi boşluk gibi büyük krizlerle boğuşmaktadır. Mevcut pozitif hukuk sistemleri, suçu önlemede yetersiz kalmakta, sadece suç işlendikten sonra cezalandırmaya odaklanmaktadır.

İslam Hukukunun Çözüm Teklifleri:
* Suçu Kaynağında Kurutma: İslam hukuku, harama giden yolları (sedd-i zerâi) kapatarak ve manevi terbiyeyi esas alarak suçu daha niyet aşamasında engeller.
* Zarurat-ı Hamse’nin Muhafazası: İslam hukuku, insanlığın huzuru için elzem olan beş temel esası koruma altına alır:
* Canın Muhafazası
* Malın Muhafazası
* Aklın Muhafazası (İçki ve uyuşturucunun yasaklanması)
* Neslin Muhafazası (Zinanın yasaklanması ve ailenin korunması)
* Dinin Muhafazası
* Hızlı ve Adil Yargılama: İslam hukuk usulünde davaların sürüncemede bırakılması zulüm kabul edilir. Hakkın derhal sahibine teslimi esastır.

5. RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN ADALET VE ŞERİAT
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Kur’an’ın dört temel maksadından birinin “Adalet” olduğunu beyan eder. Şeriatın kâinattaki fıtrî kanunlarla (kavanin-i fıtriye) uyumlu olduğunu şöyle ifade eder:
> “”Şeriat ikidir.
“Birincisi: Âlem-i asgar olan insanın ef’âlini ve ahvâlini tanzim eden ve sıfat-ı kelâmdan gelen bildiğimiz şeriattır.”
“İkincisi: İnsan-ı ekber olan âlemin harekât ve sekenâtını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübrâ-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak ‘tabiat’ tesmiye edilir.” ( Mektubat. Hakikat Çekirdekleri)
>
Yine adaletin tatbiki hususunda şu iktibası yapmak elzemdir:
> “Adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.” (Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, On Beşinci Mektup, s. 46)
>
Bu ifadeler, İslam hukukunun sadece bir kanunlar manzumesi değil, kâinatın yaratılış hamurunda var olan “denge” ve “hakkaniyet” hakikatinin içtimai hayattaki tecellisi olduğunu gösterir.

6. NETİCE
Yapılan araştırmalar ve sunulan deliller ışığında varılan netice şudur:
* İslam hukuku, kaynağının ilahî olması hasebiyle, beşerî sistemlerin malul olduğu eksikliklerden, taraf tutmaktan ve zulümden münezzehtir.
* Batı dünyasının en muteber kurumları dahi, Kur’an’ın adalet anlayışının şahikasını (zirvesini) takdir etmektedir.
* Adalet-i mahza, zarurat-ı hamse ve ahlak temelli yapısıyla İslam hukuku; tarihte kalmış bir sistem değil, bugün insanlığın muhtaç olduğu huzur, emniyet ve saadet reçetesidir.
* Modern hukukun aciz kaldığı suçları önleme ve vicdanları tatmin etme noktasında, İslam hukuku yegâne ve en mükemmel cevaptır.