Keşşâf Tefsiri-1-6

Keşşâf Tefsiri-1-6

Keşşâf Tefsiri 1. Cilt isimli dosya incelendiğinde, kitabın genel muhtevası, öne çıkan özellikleri, diğer tefsirlerden farkları ve Ehl-i Sünnet âlimlerinden ayrılan görüşleri hakkında şu tespitler yapılabilir:

1. Kitabın Genel Muhtevası
Bu cilt, Zemahşerî’nin “El-Keşşâf” adlı tefsirinin Türkçe tercümesinin birinci cildidir. Kitap şu ana bölümlerden oluşmaktadır:
• Giriş ve İnceleme: Editör ve mütercimler tarafından kaleme alınan, Zemahşerî’nin hayatı, ilmî şahsiyeti, eserleri ve Keşşâf tefsirinin metodu hakkında detaylı bir inceleme bölümü (s. 17-55).
• Mukaddime: Zemahşerî’nin kendi kaleminden eserin önsözü (s. 60-65).
• Sûre Tefsirleri: Fâtiha Sûresi, Bakara Sûresi ve Âl-i İmrân Sûresi’nin tamamının tefsirini ihtiva etmektedir (s. 66-1185).

2. Önemli Vurucu Noktalar, Bilgi ve Belgeler
Kitapta dikkat çeken en önemli hususlar ve belgeler şunlardır:
• Dil ve Belâgat Şaheseri Olması: Kitabın en vurucu noktası, Kur’ân-ı Kerîm’in “i’câz”ını (mucizevi oluşunu) dil, nahiv (gramer) ve belâgat (söz sanatları) kurallarıyla ortaya koymasıdır. Zemahşerî, Kur’ân’ın edebi üstünlüğünü ve kelime seçimindeki incelikleri derinlemesine analiz eder.
• Soru-Cevap Üslubu: Zemahşerî, tefsirinde muhtemel soruları önceden sezerek “Şayet dersen…” (Fe-in kulte), “Şöyle derim…” (Kultü) kalıbıyla cevaplar verir. Bu, esere pedagojik bir öğreticilik katar.
• Müellifin Şahsiyeti: Zemahşerî’nin “Cârullah” (Allah’ın komşusu) lakabıyla anıldığı, hayatının bir kısmını Mekke’de geçirdiği, ancak itikadî olarak Mu’tezile mezhebine mensup olduğu ve “Hâtemu’l-Mu’tezile” (Mu’tezile’nin son büyük temsilcisi) olarak bilindiği bilgisi yer alır.

3. Bu Tefsiri Diğer Tefsirlerden Ayıran Özellikler
Keşşâf’ı diğer tefsirlerden ayıran temel vasıflar şunlardır:
• Dirayet Tefsiri Olması: Rivayetlerden (hadis ve sahabe sözleri) ziyade, dil kurallarına ve akıl yürütmeye dayalı (dirayet) bir metot izlemesidir.
• Arap Diline Hâkimiyet: Müellif Arap asıllı olmamasına rağmen, Arapçanın inceliklerine Araplardan daha vakıf kabul edilmiş ve “Arapçanın Pîri” sayılmıştır. Ayetleri tefsir ederken Arap şiirinden ve darbımesellerinden sıkça şahitler (deliller) getirir.
• Kıraat Farklılıklarına Yaklaşımı: Diğer müfessirlerin aksine, sadece mütevatir (yaygın ve kesin) kıraatleri değil, Arap dili kurallarına uygun bulduğu şâz (nadir) kıraatleri de dikkate alır ve bunları tefsirinde kullanır.

4. Ehl-i Sünnet Müfessirlerden Farklı Görüşleri
Zemahşerî, Mu’tezile mezhebine mensup olduğu için Ehl-i Sünnet âlimlerinden (Eş’arî ve Mâtürîdî) şu noktalarda ayrılır ve farklı görüşler beyan eder:
• Ru’yetullah (Allah’ın Görülmesi): Ehl-i Sünnet, ahirette müminlerin Allah’ı göreceğine inanırken; Zemahşerî, Allah’ın cisim ve mekândan münezzeh olduğu gerekçesiyle bunun imkânsız olduğunu savunur. İlgili ayetleri (örneğin “Rablerine bakarlar” ayetini) “Rablerinin sevabını beklerler” şeklinde te’vil eder.
• Halku’l-Kur’an (Kur’ân’ın Yaratılmışlığı): Kur’ân’ın mahluk (yaratılmış) olduğunu savunur. Ehl-i Sünnet ise Kur’ân’ın Allah’ın ezeli kelamı olduğunu ve yaratılmadığını kabul eder.
• Kader ve İnsan Fiilleri (Adalet Prensibi): İnsanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu, hür iradesiyle fiillerini gerçekleştirdiğini savunur. Ehl-i Sünnet’in “kader” anlayışını ve Allah’ın kulların fiillerini yarattığı görüşünü reddeder. Ona göre Allah, kulun kötülük yapmasını dilemez ve yaratmaz; aksi takdirde (hâşâ) zalim olurdu. Bu sebeple karşıt görüştekileri “Mücbire” (Cebriyeciler) olarak isimlendirir ve tenkit eder.
• Büyük Günah İşleyenin Durumu (El-Menzile): Büyük günah işleyen müminin dinden çıktığını ancak kâfir de olmadığını, “iman ile küfür arasında bir yerde” (el-menzile beyne’l-menzileteyn) olduğunu savunur. Ehl-i Sünnet’e göre ise büyük günah işleyen dinden çıkmaz, günahkâr mümin olur.
• Sihir: Sihrin hakikati olmadığını, sadece bir göz boyama ve hayalden ibaret olduğunu savunur.

ÖZET
Zemahşerî’nin meşhur eseri Keşşâf Tefsiri’nin Türkçe tercümesinin birinci cildidir. Eser, Fâtiha, Bakara ve Âl-i İmrân surelerinin tefsirini ihtiva etmektedir. Keşşâf, Arap dili ve belâgatı konusundaki derinliği ile tanınan, Kur’ân’ın edebi mucizesini en iyi ortaya koyan dirayet tefsiri olarak kabul edilir. Müellif, Mu’tezile mezhebine mensup olduğu için eserde Ehl-i Sünnet akidesine zıt görüşler (Allah’ın ahirette görülmemesi, Kur’ân’ın yaratılmış olması, kulun kendi fiilini yaratması vb.) yer almaktadır. Ancak dil bilimindeki üstünlüğü sebebiyle Ehl-i Sünnet âlimleri dahi bu eserden vazgeçememiş, onu temel bir kaynak olarak kullanmışlardır.

İncelemiş olduğumuz Keşşâf Tefsiri 2. Cilt (Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayını), Kur’ân-ı Kerîm’in belâgat ve i’câz (eşsizlik) yönlerini ortaya koyan, Arap dili ve edebiyatı açısından zirve kabul edilen bir eserdir. Müellifi Cârullah ez-Zemahşerî (ö. 538/1144), tefsir tarihinde “Dirayet Tefsiri” metodunun en güçlü temsilcilerinden biridir.
Sorularınıza binaen, kitabın muhtevası ve özellikleri şu şekildedir:

1. Kitabın Genel Muhtevası
Bu cilt, Kur’ân-ı Kerîm’in şu surelerini ihtiva etmektedir:
• Nisâ Sûresi: Kadın hakları, miras hukuku, evlilik, yetimlerin korunması ve münafıklarla ilişkiler gibi şer’î hükümler ağırlıklıdır.
• Mâide Sûresi: Yiyecekler, avlanma, abdest, ahitler ve Hristiyanların inanç esaslarına dair tenkitler ve hükümler yer alır.
• En’âm Sûresi: Tevhid, şirkle mücadele ve Allah’ın sıfatları üzerine itikadî konular işlenir.
• A’râf Sûresi: Peygamber kıssaları (Adem, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb, Musa a.s.) ve “A’râf” ehlinin durumu anlatılır.
• Enfâl Sûresi: Bedir Savaşı, savaş hukuku ve ganimetlerin taksimi ele alınır.

2. Önemli Vurucu Noktalar, Bilgi ve Belgeler
Kitapta öne çıkan en vurucu husus, Zemahşerî’nin ayetleri gramer (nahiv) ve söz sanatı (belâgat) kurallarıyla tahlil etmesidir. Sadece bir meal vermez; kelimenin kökünü, Arap şiirindeki kullanımını ve cümgedeki yerinin (i’rabının) manaya etkisini “Soru-Cevap” (“Şayet dersen… Şöyle derim…”) üslubuyla açıklar.
• Kıraat Farklılıkları: Eserde sıkça İbn Mes’ûd (r.a.) ve Übey b. Ka’b (r.a.) gibi sahabilerin farklı okuyuşlarına (şâz kıraatler) yer verilerek mananın zenginliği veya hükmün dayanağı gösterilir. Örneğin Nisâ Suresi’ndeki miras ayetlerinde kelimelerin farklı harekelenmesiyle mananın nasıl değiştiği isbat edilir.
• Dilbilimsel İncelikler: Örneğin, yetim malı yiyenlerin karınlarında “ateş yiyeceği” ifadesini hakiki ateş olarak değil, “ateşe sürükleyen sebep” olarak tevil etmesi (mecaz), onun dilci yönünü gösteren bir belgedir.

3. Bu Tefsiri Diğerlerinden Ayıran Özellikler
Zemahşerî’nin Keşşâf’ını diğer tefsirlerden (Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî vb.) ayıran temel vasıflar şunlardır:
• Belâgat ve İ’câz: Kur’ân’ın edebi üstünlüğünü ve mucizevi yönünü en iyi ortaya koyan tefsirdir. Kendisinden sonra gelen (Beyzâvî, Ebussuud gibi) Ehl-i Sünnet müfessirleri dahi, onun bu yönünden istifade etmişlerdir.
• Akılcı Yaklaşım (Dirayet): Rivayetlerden ziyade aklî ve dilbilimsel çıkarımlara dayanır.
• Soru-Cevap Üslubu: Okuyucunun aklına gelebilecek soruları önceden sezerek “Fain kulte… Kultü…” (Eğer dersen ki… Ben de derim ki…) kalıbıyla cevaplar. Bu, metni dinamik kılar.

4. Ehl-i Sünnet Müfessirlerden Ayrılan Görüşleri (Mu’tezile Etkisi)
Zemahşerî, İtikadî olarak Mu’tezile mezhebine mensuptur. Bu sebeple, ayetleri yorumlarken Ehl-i Sünnet (Eş’ari ve Maturidi) görüşleriyle çatışan tevil yollarına başvurur. Bu ciltten bazı örnekler:
• Ru’yetullah (Allah’ın Görülmesi): Ehl-i Sünnet, müminlerin ahirette Allah’ı göreceğine inanır. Zemahşerî ise A’râf Suresi 143. ayette Hz. Musa’nın “Rabbim bana görün” talebine karşılık verilen “Beni asla göremezsin (Len terânî)” cevabını, Allah’ın dünyada da ahirette de asla görülemeyeceğine delil getirir. Ehl-i Sünnet’e göre buradaki “asla”, sadece dünya hayatı içindir.
• Sihir Konusu: Felak ve Nâs sureleri veya ilgili ayetlerde sihrin hakikati konusunda Mu’tezile’nin rasyonel yaklaşımını benimser, sihrin bir “göz boyama” ve “yanıltma” olduğunu savunur, hakiki bir tesiri olmadığını ima eder.
• Va’d ve Vaîd (Büyük Günah İşleyenlerin Durumu): Mu’tezile’ye göre büyük günah işleyip tövbe etmeden ölen kişi ebedi cehennemliktir. Zemahşerî, Nisâ Suresi 93. ayetteki “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası cehennemdir” ifadesini, bu kişinin ebedi olarak cehennemde kalacağı şeklinde yorumlar. Ehl-i Sünnet ise “Allah dilerse affeder” görüşündedir.
• Kader ve İnsan Fiilleri: İnsanın kendi fiilinin yaratıcısı olduğunu (Halku’l-Ef’al) savunur. Ayetlerdeki “Allah dilediğini saptırır” manasındaki ifadeleri, “kul saptığı için Allah onu saptırmış olarak isimlendirir” şeklinde tevil eder.

ÖZET
Keşşâf Tefsiri (2. Cilt), Nisâ, Mâide, En’âm, A’râf ve Enfâl surelerini; Arap dilinin incelikleri, şiir şahitleri ve üstün bir belâgat ilmiyle tefsir eden şaheserdir. Kitabın muhtevasında şer’î hükümler, peygamber kıssaları ve tevhid mücadelesi yer alır. Ayırt edici vasfı, Kur’ân’ın mucizevi dil yapısını (i’câz) rasyonel bir metodla ortaya koymasıdır. Ancak müellif, Mu’tezile itikadına sahip olduğu için; Allah’ın ahirette görülmesi (ru’yetullah), büyük günah işleyenlerin durumu ve kader gibi konularda Ehl-i Sünnet ulemasından ayrılır ve ayetleri kendi mezhebi doğrultusunda tevil eder. Bu yönüyle okunurken itikadî yorumlarına dikkat ve temkinle yaklaşılması gereken, fakat dil ve edebiyat hususunda vazgeçilmez bir kaynaktır.

Keşşâf Tefsiri 3. Cilt (Tevbe Sûresi – İsrâ Sûresi arası) bağlamında, eserin genel muhtevası, öne çıkan özellikleri ve Ehl-i Sünnet ile ayrıştığı noktalar aşağıda sunulmuştur:

1. Kitabın Genel Muhtevası
Bu cilt, Zemahşerî’nin “el-Keşşâf” adlı tefsirinin 3. cildidir ve şu sûrelerin tefsirini ihtiva etmektedir: Tevbe, Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra’d, İbrâhîm, Hicr, Nahl ve İsrâ.
Kitabın muhtevası, Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarının derinlemesine tahliline, kelimelerin kök mânalarına, Arapların şiirlerinden ve dillerinden şahitler (deliller) getirilerek âyetlerin edebî ve belâgat (söz sanatı) yönlerinin ortaya konulmasına dayanır. Yazar, âyetleri tefsir ederken sadece zâhirî mânalarla yetinmemiş, âyetlerin “derûnî” mânalarını ve i’câz (eşsizlik) vechi olan edebî üstünlüğünü “isbat” etmeye odaklanmıştır.

2. Önemli Vurucu Noktalar, Bilgi ve Deliller
Bu eserde dikkat çeken en vurucu noktalar ve bilgiler şunlardır:
• Belâgat ve Îcâz: Zemahşerî, Kur’ân’ın mucizevi yönünü (i’câz) nazım güzelliği ve söz sanatlarında arar. Örneğin, Yûsuf Sûresi’nde Hz. Yûsuf’un kıssasını anlatırken kullanılan kelimelerin seçimindeki incelikleri, Arap şiirinden getirdiği “beyitler” ile destekleyerek açıklar. “Hâşâ lillâh” ifadesinin gramer yapısını ve bunun Hz. Yûsuf’un masumiyetine işaretini dilbilimsel kaidelerle izah eder.
• Soru-Cevap Metodu (Fezleke): Yazar, tefsirinde sıkça “Şayet dersen…” (Fian kulte) ve “Şöyle derim…” (Kultü) kalıbını kullanarak, okuyucunun aklına gelebilecek muhtemel soruları (“şüpheleri”) peşinen sorar ve bunlara aklî ve naklî delillerle cevap verir. Bu metot, eserin didaktik ve cedelci (tartışmacı) yönünü gösterir.
• Şiirle İstişhâd: Kelimelerin mânalarını tespit ederken Cahiliye dönemi ve İslâmî dönem şairlerinin şiirlerinden (şevâhid) yoğun bir şekilde istifade eder. Bu, tefsirin bir “belge” niteliği taşıyan en önemli yönlerinden biridir. Örneğin, Tevbe Sûresi’nde geçen “Velîce” kelimesini açıklarken Arapça kök bilgisine başvurur.

3. Bu Tefsiri Diğer Tefsirlerden Ayıran Özellikler
El-Keşşâf’ı diğer tefsirlerden ayıran en bariz vasıflar şunlardır:
• Lügat ve Nahiv Merkezli Olması: Rivayetlerden (hadis ve sahabe sözleri) ziyade, dilin kurallarına (nahiv, sarf, lügat) ağırlık verir. Âyetlerin irabını (cümle tahlilini) yaparak mânanın nasıl değiştiğini gösterir.
• Akılcı Yaklaşım (Dirayet Tefsiri): Nakil ile aklı mezceder, ancak aklî istidlal ve mantıksal çıkarımlara geniş yer verir. Âyetleri tefsir ederken “hikmet” ve “adalet” prensiplerini merkeze alır.
• Kısa ve Öz İfade (Îcaz): Sözü uzatmaz, lüzumsuz malumatı eler ve doğrudan hedefe, yani âyetin edebî inceliğine odaklanır. Bu yönüyle kendisinden sonra gelen Beyzâvî, Nesefî ve Ebussuud gibi müfessirlere “kaynak” ve “üstad” olmuştur.

4. Ehl-i Sünnet Müfessirlerden Farklı Görüşleri (İtizâlî Görüşler)
Zemahşerî, Mu’tezile mezhebine mensuptur ve bu tefsiri, Mu’tezile’nin “Beş Esas”ını (Usûl-i Hamse) işlemek için yazmıştır. Ehl-i Sünnet’ten ayrıldığı ve bu ciltte de görülen başlıca görüşleri şunlardır:
• Halku’l-Ef’al (Fiillerin Yaratılması): Zemahşerî’ye göre kul, kendi fiilinin yaratıcısıdır. Ehl-i Sünnet’in “kader” anlayışının aksine, insanın hür iradesiyle fiillerini yarattığını savunur. Örneğin, Hûd Sûresi 119. âyette geçen “Onları bunun için yarattı” ifadesini, cebir (zorlama) olarak değil, “ihtilaf ve seçim imtihanı” olarak tefsir eder, böylece Allah’ın insanı günaha zorlamadığını (Adalet prensibi) savunur.
• Rü’yetullah’ın İnkârı: Allah’ın dünyada veya ahirette gözle görülmesini (rü’yet) kabul etmez. İsrâ Sûresi ve diğer sûrelerde Allah’ın “tenzih” edilmesi (cisim ve mekândan münezzeh olması) gerektiği prensibiyle, Allah’a atfedilen “el”, “yüz” gibi ifadeleri veya “görme” ile ilgili âyetleri tevil eder (mecazi mâna verir).
• Va’d ve Vaîd (Söz ve Tehdit): Büyük günah işleyen ve tövbe etmeden ölen müminin ebediyen cehennemde kalacağını savunur. Ehl-i Sünnet’teki “şefaat ile kurtuluş” ümidini, büyük günah sahipleri için kabul etmez. Tevbe Sûresi’ndeki azap ayetlerini bu “kesinlik” ve “geri dönüşsüzlük” (ebedî azap) prensibine göre yorumlar5.
• Sihir (Büyü): Sihrin bir hakikati olmadığını, sadece bir göz boyama ve el çabukluğu (hîle) olduğunu savunur. Yûnus ve Tâhâ sûrelerinde Hz. Musa’nın kıssasındaki sihirbazların yaptıklarını “hayal ettirme” ve “aldatmaca” olarak açıklar, fiziksel bir gerçekliği olduğunu reddeder.

HÜLÂSA (ÖZET)
Keşşâf Tefsiri 3. Cilt, Tevbe Sûresi’nden İsrâ Sûresi’ne kadar olan bölümü ihtiva eder. Müellif Zemahşerî, bu eserinde Kur’ân’ın belâgat (söz ustalığı) ve fesahat (dil açıklığı) yönünü zirveye taşımış; âyetleri Arap şiiri, nahiv ve lügat kaideleriyle “isbat” etme yolunu seçmiştir. Eseri diğerlerinden ayıran en mühim husus, Kur’ân’ın mucizevi dil yapısını ortaya koymadaki ustalığı ve Mu’tezile mezhebinin prensiplerini (Adalet, Tevhid, Va’d ve Vaîd) âyetlerin tefsirine maharetle yerleştirmesidir. Ehl-i Sünnet’ten farklı olarak; “kader”i insanın hür iradesiyle fiillerini yaratması şeklinde anlar, Allah’ın ahirette gözle görülemeyeceğini savunur, büyük günah işleyenlerin tövbesiz ölmeleri halinde ebedî cehennemde kalacağını iddia eder ve sihrin hakikatini reddederek onu bir “yanılma” ve el çabukluğu olarak görür.

Keşşâf Tefsiri 4. Cilt dosyası incelendiğinde, kitabın muhtevası, öne çıkan ilmî ve belâgat nükteleri ile müellif Zemahşerî’nin Mûtezile akidesine dayanan ve Ehl-i Sünnet ile ayrıştığı noktalar aşağıda tafsilatlı olarak arz edilmiştir.

1. Kitabın Genel Muhtevası ve Kapsamı
Bu cilt (4. Cilt), Kur’ân-ı Kerîm’in Kehf Sûresi ile başlayıp Neml Sûresi’nin sonuna kadar olan kısmını ihtiva etmektedir1. Ciltte yer alan sûreler sırasıyla şunlardır:
• Kehf, Meryem, Tâhâ, Enbiyâ, Hac, Mü’minûn, Nûr, Furkân, Şu’arâ ve Neml2.
Kitap, “dirâyet tefsiri” metodunu esas almakta olup, âyetleri bilhassa lügat, nahiv (gramer) ve belâgat (söz sanatı) açısından derinlemesine tahlil etmektedir. Zemahşerî, Kur’ân’ın mucizevi yönünü (i’câzu’l-Kur’an) ortaya koymak için kelimelerin Arap şiirindeki kullanımlarına sıkça müracaat etmekte ve âyetlerdeki edebî incelikleri (mecaz, kinaye, istiare) tesbit etmektedir.

2. Önemli Vurucu Noktalar, Bilgi ve Belgeler
Kitapta yer alan bazı dikkat çekici ilmî tespitler ve belgeler şunlardır:
• Ashâb-ı Kehf’in Sayısı ve “Vav” Harfinin Sırrı: Zemahşerî, Kehf Sûresi’nde geçen “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir” âyetindeki “ve” (vav) bağlacına (Vav-ı Sülâsiye/Vav-ı Hâl) dikkat çeker. İlk iki görüşte (üç-dört, beş-altı) bu bağlacın kullanılmadığını, ancak “yedi” denirken kullanıldığını belirtir. Bu “Vav”ın, sıfatın mevsufa (nitelenene) sıkı sıkıya yapıştığını ve bu son görüşün “zan/tahmin” değil, “kesin bilgi ve hakikat” olduğunu ifade ettiğini savunur. İbn Abbas’ın (r.a.) “Araya Vav girince artık sayıyı artırmak sona ermiş demektir” sözünü delil getirir.
• Hızır (a.s) ve Mûsâ (a.s) Kıssasındaki İnce Nükte: Hızır’ın (a.s) gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi gibi olayların izahında kullanılan kelimelerin (irâde kiplerinin) edebî tahlilini yapar. Mesela, “kusurlu kılmak istedim” (iradeyi kendine nispet eder), “Rabbin istedi ki…” (iradeyi Allah’a nispet eder) şeklindeki kullanımların edep ve makam gereği olduğunu izah eder.
• Mûsâ (a.s)’ın Kekemeliği: Tâhâ Sûresi’nde Mûsâ (a.s)’ın dilindeki bağın çözülmesi duasını tefsir ederken, bu kekemeliğin çocukken ağzına aldığı kor ateşten kaynaklandığı rivayetine yer verir. Ancak dilindeki tutukluğun tamamen gidip gitmediği konusunda ihtilaf olduğunu, bir kısmının kalmış olabileceğini, zira Firavun’un “Neredeyse meramını bile anlatamayan…” sözünün buna işaret ettiğini belirtir.
• Şiirle İstişhâd (Şahit Getirme): Kelimelerin manasını isbat için sık sık Cahiliye şiirinden örnekler verir. Örneğin, “Rakîm” kelimesini açıklarken Ümeyye b. Ebi’s-Salt’ın şiirini , “Tezâveru” (meyletmek) kelimesini açıklarken Zü’r-Rumme’nin şiirini belge olarak sunar.

3. Bu Tefsiri Diğerlerinden Ayıran Özellikler
• Belâgat Odaklılık: Diğer tefsirler daha çok rivayet (hadis ve ashab sözü) ağırlıklı iken, Keşşâf, âyetlerin “nasıl” ve “niçin” o şekilde ifade edildiğini, kelime seçimindeki estetiği ve gramer yapısındaki hikmeti araştırır. “Eğer şöyle denilseydi ne olurdu?” gibi varsayımlarla Kur’ân’ın mevcut ifadesinin üstünlüğünü isbat eder (Örneğin: ).
• Soru-Cevap (Fezleke) Üslubu: Zemahşerî, okuyucunun aklına gelebilecek muhtemel soruları “Şayet dersen ki…” (Fe-in kulte) kalıbıyla sorar ve “Şöyle derim…” (Kultü) diyerek cevaplar. Bu diyalektik yöntem, tefsirin öğretici yönünü kuvvetlendirir.

4. Ehl-i Sünnet Müfessirlerden Farklı Görüşleri (Mûtezile Akidesi)
Zemahşerî, itikadî konularda Mûtezile mezhebine mensuptur ve bu eserinde Ehl-i Sünnet görüşlerini (kendi ifadesiyle “Mücbire” veya “Cebriye”yi) sert bir dille tenkit eder. Bu ciltte tespit edilen temel ayrılık noktaları şunlardır:
• Kader ve İnsan İradesi (Halku’l-Ef’âl): Zemahşerî, kulun kendi fiilini yarattığını savunur ve Ehl-i Sünnet’in “kader” ve “fiillerin Allah tarafından yaratılması” inancını reddeder.
• Belge: Kehf Sûresi 28. âyette geçen “Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız” ifadesini tefsir ederken, Ehl-i Sünnet’i kastederek; “Yüce Allah… Mücbire’nin yanılgılarını geçersiz kılmıştır” der. Ona göre Allah kimseyi zorla gafil kılmaz, kul kendi iradesiyle sapar.
• Belge: Şeytan ve zürriyetinin veli edinilmesi bahsinde, Allah’ın insanı saptırması (idlâl) fikrine şiddetle karşı çıkarak, saptırma işinin kulların kendi tercihi olduğunu vurgular.
• Ru’yetullah (Allah’ın Görülmesi): Mûtezile’ye göre Allah’ın ahirette gözle görülmesi imkansızdır. Zemahşerî, Ehl-i Sünnet’in “müminler ahirette Rablerini görecektir” inancına aykırı yorumlar yapar.
• Belge: Furkan Sûresi’nde müşriklerin “Rabbimizi görsek ya?” demelerini “büyük bir küstahlık” ve haddi aşma olarak niteler. Ehl-i Sünnet de dünyada görmeyi mümkün görmese de, Zemahşerî bu tür ayetleri Allah’ın görülmesinin aklen imkansızlığına delil olarak kullanır.
• Sihir (Büyü): Mûtezile’nin çoğunluğu sihrin bir hakikati olmadığını, sadece el çabukluğu ve göz boyama olduğunu savunur. Zemahşerî, Tâhâ Sûresi’nde sihirbazların iplerinin yılan gibi görünmesini tefsir ederken bu görüşe meyleder.
• Şefaat ve Büyük Günah: Zemahşerî, tövbe etmeden ölen büyük günah sahibinin cehennemde ebedi kalacağını savunur (Ehl-i Sünnet’e göre cezasını çektikten sonra cennete girebilir).

Özet
Zemahşerî’nin Keşşâf Tefsiri 4. Cilt’i, Kehf ile Neml sûreleri arasını kapsayan; Kur’ân’ın edebî ve lügat inceliklerini (belâgat) zirve noktada işleyen bir şaheserdir. Eser, Ashâb-ı Kehf’in sayısındaki “Vav” harfinin delâleti gibi ince tespitlerle doludur. Ancak yazar, Mûtezile akidesine sıkı sıkıya bağlı olduğu için; kader, Allah’ın görülmesi ve kulun fiilleri gibi konularda Ehl-i Sünnet’e (Mücbire/Cebriye diyerek) muhalefet etmekte ve âyetleri “Adalet ve Tevhid” prensipleri çerçevesinde te’vil etmektedir. Bu yönüyle, dilbilimsel açıdan bir başvuru kaynağı olmakla birlikte, itikadî yorumlarında dikkatli okunması gereken bir eserdir.

Keşşâf Tefsiri 5. Cilt. İmam Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) kaleme aldığı bu eser, Arap dili ve belâgatı açısından zirve kabul edilen, aynı zamanda Mu’tezile mezhebinin görüşlerini yansıtmasıyla bilinen çok önemli bir tefsirdir.
İstediğiniz başlıklar altında kitabın tahlili aşağıdadır:

1. Kitabın Genel Muhtevası
Bu cilt (5. Cilt), Kur’ân-ı Kerîm’in Kasas Sûresi’nden Şûrâ Sûresi’ne kadar olan kısmının tefsirini ihtiva etmektedir.
• İhtiva Ettiği Sûreler: Kasas, Ankebût, Rûm, Lokmân, Secde, Ahzâb, Sebe’, Fâtır, Yâsîn, Sâffât, Sâd, Zümer, Gâfir (Mü’min), Fussilet ve Şûrâ sûreleri.
• Yaklaşım Tarzı: Zemahşerî, âyetleri kelime tahlilleri, nahiv (gramer) kuralları ve özellikle belâgat (sözün etkileyici ve yerinde söylenmesi) ilmi açısından derinlemesine inceler. Eser, âyetlerin edebî inceliklerini, mecazları, istiareleri ve söz sanatlarını ortaya çıkarmada bir şaheserdir.

2. Önemli Vurucu Noktalar, Bilgiler ve Belgeler
Kitapta dikkat çeken ve “vurucu” olarak nitelendirilebilecek hususlar şunlardır:
• Dilbilimsel İncelikler (Belâgat Şaheseri):
• Örneğin Kasas Suresi 8. âyette geçen “Firavun ailesi onu, kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye aldı” ifadesindeki “Lâm” harfini (Lâm-ı akıbet) tahlil eder. Onların amacı bu olmasa da sonuç bu olacağı için edatın “sebebiyet” değil “akıbet” bildirdiğini, bunun “Zeyd aslan gibidir” demek gibi bir istiare (benzetme) olduğunu anlatır2. Bu, Arap dilinin inceliklerine ne kadar hâkim olduğunu gösteren bir belgedir.
• Kasas 32. âyetteki “korkudan kanadını kendine çek” ifadesini, insanın elinin kuşun kanadı mesabesinde olduğu veya korku anında insanın kendini kontrol etmesi (metafor) şeklinde izah eder.
• Tarihî ve Sosyolojik Tahliller:
• Kasas Suresi’nde Hz. Mûsâ ve Firavun kıssasını anlatırken, Firavun’un toplumu sınıflara bölüp (şîa/fırka) birbirine düşürerek yönettiği stratejisini (böl-yönet) detaylandırır.
• Mu’tezile Akidesinin İşlenmesi:
• Zemahşerî, “Adalet ve Tevhid Ehli” (Ehl-i Adl ve’t-Tevhid) olarak bilinen Mu’tezile görüşlerini âyet yorumlarına ustaca yerleştirmiştir. Örneğin, insanın fiillerini kendisinin yarattığı, Allah’ın şerri murad etmediği gibi prensipleri işler.

3. Bu Tefsiri Diğerlerinden Ayıran Özellikler
Keşşâf Tefsiri’ni diğer tefsirlerden (örneğin Taberî, İbn Kesîr veya Râzî’den) ayıran en bariz vasıflar şunlardır:
• Belâgat Odaklı Olması: Kur’ân’ın i’câzını (eşsizliğini) söz sanatları ve dilin estetiği üzerinden isbat etmeye odaklanır. Birçok müfessir, dil ve edebiyat meselelerinde Zemahşerî’ye müracaat etmek zorunda kalmıştır.
• Soru-Cevap Metodu (Feyn Gulte – Gultu): Zemahşerî, konuları anlatırken sık sık “Şayet dersen ki… (Fe-in gulte)” diyerek muhtemel soruları sorar ve “Şöyle derim… (Gultu)” diyerek cevaplar. Bu diyalektik yöntem, eserin öğretici yönünü kuvvetlendirir.
• Akılcı Yaklaşım (Dirayet Tefsiri): Rivayetlerden (hadis ve sahabe sözleri) ziyade, aklî çıkarımlara ve dil kurallarına dayalı “dirayet” metodunu kullanır.

4. Ehl-i Sünnet Müfessirlerden Ayrılan Farklı Görüşleri
Zemahşerî bir Mu’tezile âlimidir. Bu sebeple Ehl-i Sünnet (Sünnî) âlimleriyle, özellikle kelâm (inanç) konularında ciddi görüş ayrılıkları vardır. Kitapta da bu görüşlerini yansıtmıştır:
• Ru’yetullah (Allah’ın Görülmesi) Meselesi: Ehl-i Sünnet’e göre müminler cennette Allah’ı görecektir (Keyfiyetsiz olarak). Zemahşerî ise Allah’ın cisim olmadığını, bir yönde bulunmadığını, dolayısıyla “gözle görülmesinin” imkânsız olduğunu savunur. İlgili âyetleri (örneğin Kıyame suresindeki “Rablerine bakarlar” ifadesini) “Rablerinin sevabını beklerler” şeklinde tevil eder. Yüklediğiniz 5. ciltte A’raf 143’e (Rabbinin görünmesi talebi) atıflar yaparak bu görüşünü desteklemeye çalışır.
• Kader ve İrade (Halku’l-Ef’al): Ehl-i Sünnet’e göre hayır ve şer Allah’tandır; fiilleri Allah yaratır, kul “kesb” eder (yapar). Zemahşerî ve Mu’tezile’ye göre ise kul, kendi fiilinin yaratıcısıdır. Allah şerri yaratmaz ve dilemez.
• Örneğin Secde Suresi 13. âyette “Dileseydik herkese hidayet verirdik…” âyetini yorumlarken, Allah’ın insanları zorla imana getirmeyeceğini, hidayetin “lütuf ve seçim” meselesi olduğunu vurgulayarak, insanın hür iradesini ön plana çıkarır ve cebrî (zorlayıcı) bir kader anlayışını reddeder.
• Sihir (Büyü) Konusu: Mu’tezile genelde sihrin bir “göz yanılması” ve “aldatmaca” olduğunu, hakiki bir tesirinin olmadığını savunur. Zemahşerî de Kasas 36 ve 48 gibi âyetlerde sihri “uydurulmuş, göz boyayan” bir şey olarak tasvir etme eğilimindedir.
• Büyük Günah İşleyenlerin Durumu: Mu’tezile’ye göre büyük günah işleyip tövbe etmeden ölen mümin, ebedî cehennemde kalır (ancak azabı kâfirlerinkinden hafif olur). Ehl-i Sünnet ise bu kişinin durumunun Allah’a kaldığını, dilerse affedebileceğini veya şefaatle kurtulabileceğini savunur. Zemahşerî, şefaatle ilgili âyetleri (örneğin Zümer 44) tevil ederek, şefaatin sadece “Allah’ın razı olduğu” (yani büyük günah işlememiş) kimseler için olacağını ima eder.

Özet
Keşşâf Tefsiri 5. Cilt, İmam Zemahşerî’nin Kur’ân’ın edebî mucizesini ortaya koyduğu, dil ve mantık örgüsüyle âyetleri ilmek ilmek işlediği bir eserdir. Eserin ana omurgasını Arap dili belâgatı ve akılcı çıkarımlar oluşturur. Ehl-i Sünnet âlimleri, Zemahşerî’nin dil konusundaki otoritesini kabul etmekle birlikte, tefsirine yerleştirdiği Mu’tezile akidesine (kader, Allah’ın görülmesi, şefaat vb. konulardaki görüşlerine) karşı mesafeli durmuş ve bu kısımlara tenkitler yazmışlardır. Okuyucu için bu eser, Kur’ân’ın kelime hazinesi ve anlatım gücünü keşfetmek adına eşsiz bir kaynak; itikadî konularda ise dikkatli okunması gereken bir metindir.

KİTABIN GENEL MUHTEVASI
Keşşâf Tefsiri 6. Cilt adlı eser, Cârullah ez-Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) yazdığı meşhur tefsirin son cildidir. Bu cilt, Kur’ân-ı Kerîm’in 43. Suresi olan Zuhruf Suresi’nden başlayıp, son sure olan Nâs Suresi’ne (114. Sure) kadar olan kısmın tefsirini ihtiva etmektedir.
Kitapta yer alan başlıca sureler ve muhtevası şöyledir:
• Hâ-Mîm Ailesi (Devamı): Zuhruf, Duhan, Casiye, Ahkaf.
• Medine ve Mekke Dönemi Karışık Sureler: Muhammed, Fetih, Hucurat.
• Mufassal Sureler: Kaf Suresi’nden başlayıp Nâs Suresi’ne kadar devam eden, kıyamet, ahiret, peygamberlik ve tevhid konularının yoğun işlendiği kısa sureler.

2. ÖNEMLİ VURUCU NOKTA, BİLGİ VE BELGELER
Bu ciltte yer alan en vurucu noktalar, Zemahşerî’nin dil inceliklerini (belâgat) kullanarak teolojik görüşlerini (Mu’tezile akidesi) âyetlerin yorumuna nasıl derç ettiğidir.
• Dil ve Belâgat Şaheseri: Zemahşerî, ayetleri açıklarken Arap şiirinden ve Arap dilinin inceliklerinden yoğun bir şekilde istifade eder. Örneğin, Zuhruf Suresi 2. ayetindeki yeminin cevabını açıklarken Ebû Temmâm’ın şiirinden örnek vererek yemin ile yemine konu olan şey arasındaki uyumu gösterir.
• “Adliye” ve “Mücbire” Tartışması: Zuhruf Suresi 81. ayetin tefsirinde (“De ki: Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, tapanların ilki ben olurdum!”), Zemahşerî doğrudan kelâm tartışmalarına girer. Burada “Ehl-i Adl ve’t-Tevhid” (Mu’tezile) mensubu birinin, bir **”Cebrî”**ye (kaderci) nasıl cevap vereceğini örnek göstererek kendi mezhebini savunur. Bu bölüm, yazarın teolojik kimliğini açıkça beyan ettiği önemli bir belgedir.
• Hızır ve Musa Kıssası: Kalem Suresi tefsirinde (Bahçe sahipleri kıssası), “İstisna etmiyorlardı (İnşallah demiyorlardı)” ifadesini açıklarken, dilbilimsel bir analizle istisnanın şart manasına geldiğini vurgular.

3. BU TEFSİRİ DİĞER TEFSİRLERDEN AYIRAN ÖZELLİKLER
Keşşâf Tefsiri’ni (özellikle bu cildi) diğerlerinden ayıran en belirgin vasıflar şunlardır:
• Lügat ve Belâgat Odaklılık: Zemahşerî, Kur’an’ın i’câzını (eşsizliğini) nazım ve söz dizimindeki (sentaks) mükemmellikte arar. Diğer müfessirler rivayetlere ağırlık verirken, o kelimelerin kök manalarına, mecazlara ve istiarelere odaklanır. Örneğin, “Zuhruf” kelimesinin altın ve süs manasına geldiğini detaylandırırken, dünya süsünün Allah katındaki değersizliğini vurgular.
• Soru-Cevap Üslubu (Fiz-Zemahşerî): Metin boyunca sürekli “Şayet dersen… Şöyle derim…” (Fain kulte… Kultü…) kalıbını kullanır. Bu diyalektik yöntem, okuyucunun aklına gelebilecek soruları peşinen cevaplamak ve zihinleri kendi görüşüne ikna etmek için kullanılır6666.
• Rivayet Azlığı: Senetli hadis rivayetlerine diğer tefsirler kadar yer vermez; daha çok dilsel analizlerle sonuca gider.

4. EHL-İ SÜNNET MÜFESSİRLERDEN FARKLI GÖRÜŞLERİ
Zemahşerî, Mu’tezile mezhebinin en büyük savunucularındandır. Bu ciltte Ehl-i Sünnet’ten ayrıldığı bariz noktalar şunlardır:
• Halku’l-Kur’an (Kur’an’ın Yaratılmışlığı): Zuhruf Suresi 3. ayette geçen “Biz onu Arapça bir Kur’ân kıldık (ce’alnâhu)” ifadesini tefsir ederken, “ce’alâ” fiiline “yarattık (halaknâ)” manası verir. Ehl-i Sünnet âlimleri ise Kur’an’ın mahluk (yaratılmış) olmadığını, Allah’ın kelamı olduğunu savunur ve buradaki “kılma”yı “yapma/tayin etme” olarak yorumlar.
• Kader ve İrade Hürriyeti (Hür İrade): Zuhruf Suresi 48. ayette “Belki dönerler diye…” ifadesini açıklarken, Allah’ın iradesinin “zorlama (cebr)” değil, “talep ve emir” olduğunu savunur. Ona göre, Allah insanları zorla döndürmez; tercih hakkı kuldadır. Eğer dönmedilerse, bu Allah’ın zorlamasıyla değil, kulun kendi seçimiyle olmuştur. Ehl-i Sünnet ise kaderin Allah’ın takdiri olduğunu, kulun iradesinin (cüzi irade) de Allah’ın yaratmasıyla gerçekleştiğini kabul eder; ancak Zemahşerî burada fiillerin yaratılmasını kula atfederek “Adalet” ilkesini savunur.
• Ru’yetullah’ın (Allah’ın Görülmesi) İnkârı: Mu’tezile akidesine göre Allah’ın ahirette gözle görülmesi imkânsızdır (çünkü O cisim değildir). Zemahşerî, Zuhruf 81-82’de Allah’ı tenzih ederken O’nun cisimlerin sıfatlarından (çocuk edinmek vb.) münezzeh olduğunu vurgular ve dolaylı olarak O’nun mekândan ve cisimiyetten uzak olduğunu, dolayısıyla görülemeyeceğini ima eder.

ÖZET
İncelediğimiz Keşşâf Tefsiri 6. Cilt, Kur’ân-ı Kerîm’in Zuhruf Suresi’nden Nâs Suresi’ne kadar olan son kısmını ihtiva etmektedir. Kitap, Arap dilinin belâgat inceliklerini ve Kur’an’ın mucizevi söz dizimini ortaya koyması bakımından eşsiz bir eserdir. Eserdeki en önemli bilgi ve belgeler, yazarın “Şayet dersen… Derim ki…” üslubuyla kurguladığı dilsel ve teolojik analizlerdir.
Kitabı diğer tefsirlerden ayıran temel özellik, Mu’tezile kelâm ekolünün prensiplerini (özellikle Adalet ve Tevhid) dilbilimsel izahlarla ayetlere tatbik etmesidir. Ehl-i Sünnet’ten ayrıldığı en belirgin noktalar; Kur’an’ın yaratılmış olduğunu (Halku’l-Kur’an) savunması, kulun fiillerinin yaratıcısı olduğunu iddia ederek mutlak kaderciliği reddetmesi ve Allah’ın ahirette gözle görülemeyeceği fikrine sahip olmasıdır. Yazar, bu görüşlerini ayetlerin gramer yapısını (örneğin “ce’alnâhu” kelimesini “yarattık” olarak yorumlayarak) kullanarak temellendirmiştir.

Keşşâf Tefsiri – 1 -6

https://t.me/dindersimamhatip/85089

Hazırlayan: Mehmet Özçelik
www.tesbitler.com
www.mehmetözçelik.com